beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2011 Pazar

Bıraktım

Geçenlerde anne bloglarını okurken ekoanne' nin son yazısında okuyunca şöyle bir durdum, bir daha okudum, sonra bir daha okudum. Anladığım halde yine okudum. Toz şeker gibi dağılmış olan beslenmemi adam edecek bir yazı olunca, hızımı alamadım, bir daha okudum. Ara ara açıp okuyorum hala daha...

Hatırlarsanız, yorgunluk, kas ağrısı, unutkanlık, depresyon gibi şikayetlerimin asıl nedeninin magnezyum, folik asit, b 12 eksikliği olduğunu yazmıştım. Bilgileri topladıkça daha iyi kavrıyorum niçin böyle olduğunu. Hamur işine yüklenen, sürekli ekmek, açma, börek ıvır zıvır yiyen ben, mineral ve vitamin rezervlerimi hızla tüketmiştim. Hafıza ve dikkat sorunlarımı da eklersem 2. aşamaya kadar gelmiş bir tüketimden bahsediyorum burada. Sürekli işlenmiş karbonhidrat tüketimi hızla tükenmesine sebep oluyorlardı.



Geçen hafta kaç tane doktora gittim, muayene oldum. Sorular sordum, yanıtlar aradım. Yahu bu doktorlar nasıl beslendiğimizi niçin sormaz,bilgi vermez anlatmaz, arayıp bulmak hep bize düşer. İnsan sağlığı 5 dakika ilgi ve muayene ücretine mi bağlı yani! Daha önce karar verdiğim gibi: uzman bir diyetisyene giderek bilgi alacağım. Başka seçenek kalmadı.

Neyse.

İşlenmiş karbonhidratları yazıyı okur okumaz attım hayatımdan. Sanki daha önce hiç bilmiyormuşum da yeni haberi olmuş biri gibi tepki vermem çok garip. Ama sanırım bilinçli olarak tekrara ve daha bilinçli bir bakışa ihtiyacım vardı. İyi oldu sevgili ekoanne sağol, varol, nurol. Kendisi dikkat etmeye başladığından beri -ki 2 çocuk annesidir- 7.5 kilo vermiş. Bravo doğrusu. Müthiş gaz verdi bana anlattıkları. Bakalım ben ne kadar kilo vereceğim?

2 gündür dikkat ediyorum. İşlenmiş karbonhidrat almayı bıraktım. Sabah, öğlen ve akşam 1 dilim ruşeymli ekmek dışında işlenmiş karbonhidrat denen zımbırtıdan uzak duruyorum. Magnezyum ve b12 için ruşeymli ekmek iyi bir kaynak aynı zamanda. Börek, çörek, pilav, makarna yok. Şeker, asitli içecek, cips, kahve, tadlandırıcı zaten yoktu.



Doğada az bulunan şeker, un ve tuzu az ve dikkatli tüketmek gerekiyor. Bol bol meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek gerek klişesinin neden bu kadar "hayati" olduğunu bile bile bir kez daha kavrıyorum.

Peki, 2 günde ne değişti?

Hafifledim :)

Bakalım İzmir' e annemin evine gidince neler olacak? ;)

3 Mayıs 2011 Salı

Yemeyen çocuğa yedirmenin 14 kuralı

Yemek yemek herkese eziyetse...

Yemeyen çocuğuma nasıl yedirebilirim?

Yemek yemiyor, ne yapabilirim?

İştahsız, ne yapsak?

Yemeği sevmesi için parkta mı doyurayım?

Yemiyor, çok endişeliyim...

Bunun gibi pek çok soru ve cümle sıralayabilirim. Her annenin çocuğuyla ilgili olarak en az bir kez yaşadığı bir yememe döneminde bu soru ve cümleler kullanıliyor anlaşılan. Geçen günkü postta Ata' nın neler yediğini yazmıştım. Sevgili Tijen peki "yemeyen veletlere ne yapacağız" diye sormuş. Ben de bu soruyu seve seve yanıtlamak istedim. Çünkü aylarca yemek yedirmek için çabalamış, artık en sonunda stresten sırtında yaralar çıkarmış bir anne olarak belki bir yardımım dokunur diye düşünüyorum. Ata 6.ayında diş çıkarmaya başladı ve bu dönemde katı gıdalarla tanıştık. İkisi çakışınca oldukça zorlu bir yememe süreci başladı.

O dönem yaptıklarımı ve yazdıklarımı inceleyince durumu şöyle özetleyebilirim.

Nasıl davranmalı?
1. Peşinden kaşıkla koşturmadım. İyi de oldu, poposunun üstüne oturup masada yeneceğini bir şekilde öğrendi sonunda.

2.İki çeşit yemek hazırlıyorum mutlaka. Mesela pilav + balık. Çok sevdiği pilavı bayılarak yemeye çalışırken balığı ağzına ağzına depiyorum. Böylelikle herkes için adil bir beslenme olmuş oluyor.

3.Masaya kendi çatalını / kaşığını götürmesini istiyorum Ata' dan. Son zamanlarda daha çok severek yapar oldu. Yemeğe motive ediyor sanıyorum.

4. Askeli lise mantığıyla hareket edip yemek saatlerinin hergün aynı olmasına dikkat ettim en başından beri. Bazen de atladığımız yada geciktiği oldu tabi. Ama dikkat etmeye başlayınca aynı saatlerde acıktı ve yemeye başladı.

5. Masada ve oturarak yemek yemek konusunda ısrarlı davranmak çocuğu yemek ve sofra kültürüne yaklaştıracaktır. Ayakta gezerken doyurmaya çalışmak yemeği hafife almasını sağlayabilir diye düşündüm, uzak durdum.

6. Yemek yediği için ödül vermedim şimdiye kadar.. Dün parkta bir anne yemeğini yiyen oğluna ödül olarak kocaman bir çikolata verdi.Yani aslında o anne çocuğuna şu mesajı verdi istemeden: "ödül olarak vediğim abur cubur yaptığım yemeklerden daha değerlidir". Sakın, sakın, sakın!

7. Yememek için direndiği zamanlarda çok süslü yemek tabakları hazırlayıp bütün dikkatini yemeğe çekmeye çalışıyorum.

8. Sofrada birlikte yiyoruz. Ata yemese de biz yemeye devam ederiz. O da yemeğimizin bitmesini bekler. İşte bu çok önemli bence. Beklemeyi bilmek...

9. Bol bol konuşarak, sesimi alçaltıp yükselterek. Bütün ilgimi Ata'ya verip onunla sohbet ederek yemesini sağlamaya çalışıyorum. Bir dönem evde ne kadar büyük varsa toplanıp Ata yesin diye cümbüş yapıyorlardı. ( Ben okuldayken yemek yedirmek için başlamıştı bu furya.) Tesbih sallayıp helikopter taklidi yapan büyükanneler, televizyon açıp "aa, bak ne varmış" deyip ağzını açmasını sağlayan baba modelleri, def çalıp şarkı söyleyen insanlar... Hatırladıkça ruhum daralıyor. Bir gün annem (emekli sınıf öğretmeni, dikkatinizi çekerim) geldi ve bu hengame bitti :) Tam ekip hazırlanıp sahne alıyordu ki annemin şu cümlesi birden herkesi durdurdu ve susturdu: "Ata' nın yemeğe konsantre olması lazım, bu şekilde yemek yemeyi öğrenemez". Tsssssssssssssss, sessizlik ve ardından kaşığı eline alıp incelemeye başlayan ve annannesine hiç itiraz etmeyen bir Ata... İşte o günden beri ekip paydos ettiği için, genelde yemeğe konsantre benim oğlum ;)

10. Bir ara biskuvilere dadandı, artık almıyorum ve abur cubur vermiyoruz. Sadece dişini kaşımak isterse havuç, salatalık, uzun grisinilerden arada sırada veriyorum.

11. Herzaman ama herzaman kendi kendine yemesine izin verdim. Altına bir bez yayarak üstünün başının batmasına göz yumarak yemeği kaşığa daldırmasını zevkle izledim çoğu kez. Hele ki, ilkinde ağzını bulup yuttuğunda çok mutlu olmuştu. İkimiz de anladık ki bu başarmanın ta kendisi ve başarı hazzını zedelemek istemedim, çok çamaşır çıkıyor diye :)

12. Değişik tarifleri denemek iyi bir motivasyon kaynağı anlaşılan. Değişik çorbalar, sebze yemekleri denemek mantıklı olabilir. Ata sayesinde çok değişik ve pratik yemek öğrendiğim için ayrıca mutluyum :)

13. Süt içmek istemezse yoğurt ve peynir takviyesini sıklaştırdım. Sütü sevmek zorudna değil. Ayrıca bir yaprak marulda bir bardak sütten daha fazla kalsiyum var ;)

14. Yemekten önce, yemek sırasında çok fazla su içmesine izin vermedim ki iştahı kesilmesin. Yemekten biraz sonra istediği kadar içebilir sevgili oğlum.

Umarım bu anti-bilimsel liste işinize yarar :) Anne stres yapmazsa çocuk daha rahat yer şeklindeki cümleyi de eklersek sanırım fena olmaz. Ve umarım bu liste işinize yarar .



Sevgiler

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Mamamiyyom!

Blogumda yenilikler var heyyo, heyyo, diye bir post yazdıktan sonra sevgili Ülkü iyi hoş güzel amma "Ata ne yiyor sen onu anlat" demiş :)

E, haklı bir anne olarak. Beslenme bizim için dünyanın en önemli konusu... Uyku da aynı şekilde ama beslenme derdimiz var bizim :)))Yorumu okudum ama günün telaşından kaynaklanan bir koşturmacadan dolayı yanıt yazamadım. Ancak gün boyu Ata paşasının en başından beri ne yediğini düşündüm durum.

Sıradan gideyim:

2.aylık olduğu zamandan beri ekmeği yemeğin suyuna banarak tattırdım kendisine... Dilini değdirdim. İleride işe yarayacağından habersizdim :)

4.5 aylıktı, gece saat başı uyanıyordu. Doktorumuz Ayça Hanım'a durumu bildirdim. Getir tartalım dedi. Anladık ki sınırın altına gidiyoruz, ek gıdalara geçtik. Sabah elma püresi, akşam muhallebi. (kendim hazırladım, çok sıkışırsam hazır gıda tercih ettim)

6. aydan itibaren; Sabah, çeyrek yumurta sarısıyla başlaydık (her hafta bir çeyrek arttırdık ve sonunda bir yumurta sarısı oldu), bir tatlı kaşığı pekmez, bir kibrit kutusu tuzu alınmış peynir, bir bardak ıhlamur (devam sütü vb vermedim) Kuşluk vakti, elma veya armut püresi, öğlen sebze çorbası, (bir patates, bir havuç, bir tatlı kaşığı pirinç, bir çay kaşığı irmik, azıcık zeytin yağı... İlk haftanın ardından bu ana menüye hergün bir sebze ekledim. Brokoli, ıspanak vb.) Yedi mi, yedi valla! İkindi, yoğurt veya ev muhallebisi, Akşam, uyumadan önce yine çorba. Gece uyanırsa anne sütü ;)

Paşazadem bir kaşık reklamında oynamıştı, sanki çok iştahlı bir bebekmiş gibi :)))

9. ayda balığa geçtik. (Marmara'dan çıkan balığı yedirmedim ne yazık ki) Yoğun ağır metal birikimi minik bebekler için pek faydalı değil, biliyorsunuz. Marketlerde satılan İglo Fish Finger veriyorum.

10. ayda doktorumuz bize "sofra adabını öğretin" dedi. Örneğin, çorba, arkasından ne gelecek, ana yemek... gibi. Bu şekilde bir diziliş yaparsanız öğle ve akşam öğünlerinde safra kültürünü erken kavrar ve rahat edersiniz dedi. Biz de dinledik, öyle yaptık. Mesela bezelye yanına pilav hazırladık ve yedirdik. Yine ben bu aydan itibaren kendi kendine yemesine izin verdim. Çok faydasını gördüm, çok tavsiye ederim. O kendi kaşığı ile oyalanırken arada ben de kocamin bir kaşıkla takviye yaptım çoğu kez ;)

12. aydan beri biz ne yersek onu yiyor. Hatta öyle ki; geçen aylarda "mamamiyyom, mammiyyom" diyordu. Önceleri İtalyanca konuşuyor deyip kıkırdadık. Meğer yavrum; mamamı yiyorum demeye çalışıyormuş, biz anlamamışız. Pes! Ne biçim anne-babayız anlamadım gitti.

Neyse, bu kaprissiz adama özel olarak bir şey hazırlamıyorum.
Robottan geçirmiyorum, gerekirse çatalla ezip veriyorum.
Patlıcanlı herhangi bir şey yedirmedim. 24. aydan sonra belki deneyebiliriz ama çok gerekli değil anladığım kadarıyla.
Pilav, makarna yemeyi, börek, mantı türü şeyleri seviyor.
Bu hamur işi düşkünü küçük beyefendiye sebzeli makarnalar, nohutlu pilavlar hazırlıyorum.
Aslında pirinç pilavından ziyade bulgur pilavını tercih ediyorum.
Her sebzeden mutlaka tattırıyorum.
Yoğurt içeren çorba türlerini çok seviyor. Bol bol o tipte çorbalar hazırlıyorum.
Kurabiye ve muffinler yapıyorum arada.
Muhallebi hazırlamaya çalışıyorum güncel olarak.
Mutlaka bir tatlı kaşığı kadar pekmez, kahvaltı sonrası kuru üzüm, badem ve ceviz veriyorum.

Aklıma gelenler bunlar. Yarın da yemek külürü ve beslenme becerileriyle ilgili olarak dikkat ettiğim noktaları paylaşmak isterim. Örneğin, kendi kendine ne zaman yemeli, yemekten sonra ödül verilmeli mi, yemek yemeyen çocuğa nasıl davranmalı... gibi.

Aşağıdaki linkler (lütfen beğendiklerinizi lüstenizle paylaşın, annelere faydamız olsun) Ata' nın sevdiği yemeklerin bir kaçına ait. Belki sizde severek yiyorsunuzdur veya denemek istersiniz ;)

Buğday çorbası
Yoğurt çorbası
Sebzeli makarna tarifi
Fırında yağsız sigara böreği tarifi
Tarhana nasıl yapılır?
al kabaklı pirinç çorbası
Ata salyangoz yedi
İşte yarının menüsü
Ata' nın beslenme programı


Afiyet olsun.

Yarın: Beslenme kurallarımız

18 Şubat 2011 Cuma

Sadece ot mu yemeli???

Daha önce uzun uzun bahsetmiştim. Kalbim tekliyor arada sırada. Öldürmez ama süründürür cinsinden birşey. Hal böyleyken doktor normalin hafif derece üstünde çıkan kolestrolüm için mecburen diyet verdi.

İlaç yazamazdı, çünkü Aylin daha haaaaalllllaaaaaa emziriyordu :)))

Demişti ki;
-Sadece toprak üstü sebze yiyeceksin... O kadar.
-Meyve yok.
-Hayvansal gıda yok.
-Hamur işi yok.
-Tatlı yok.
-Şeker yok.
-Çay kahve asitli gıda yok.
-Makarna,pilav yok.
-Peki ekmek var mı doktor bey?
-Yok!
-E, hadi günde 1 dilim olsun.
-Sağolun,allah razı olsun sizden :)))

Bu diyalogdan sonra 3 gün kendime gelemedim. Ben ki ağır yemek yemeyen, dikkat eden... Mümkünse detoks yapan... Mosmor oldum diyet lafını duyunca :( Şimdiye kadar kimse bana diyet emri vermemişti. Emir almayı zaten sevmeyen ama memur olan ben, doktordan "kesin kes yapacaksın, yoksa çok uğraşırız" lafını duyunca, baş önde, omuzlar yerde, ayaklarımı tırsss tırsss sürüyerekten çıkmıştım Florance Abla' nın hastanesinden :( Eve gelince kocacığıma gönderdiğim meyve sepetiyle hatıra fotoğrafı bile çektirdim, vallahi.

Günler nasıl mı geçti? ...
Hani bir şarkı vardı, "gel sen ne çektiğimi bir de bana sor" nerde nasıl yaşarım, gel de bana sor".

Nasıl özetleyeyim, bilemedim.

Ekmeğe elim gitti, anında bıraktım, Meyve sepetine gözüm takıldı, başımı çevirdim. Kuru kayısılarla burun buruna gelince geri geri mutfaktan çıktım. Tabi çıkarken çikolatalara el salladım.

Ha babam de babam ıspanak yiyorum sabahtan beri, yanına çorba, salata. Kahvaltıdaki 1 dilim ekmek hakkımı yarıya böldüm. Önce öpüyor sonra başıma koyuyor, ağzımda geveleye geveleye yiyorum ekmeğimi. "Muuaaah!!!" diye öpünce Ata bile garipsedi yahu :))) "Annem ne yapıyor" demiştir içinden, kesin :)

Akşam çorba, belki biraz ceviz...Bir de arada balık hakkım var bir de.



Bunun adı askeri rejim, ötesi yok. İçime ya derviş kaçtı ya nazi subayı, tam olarak emin değilim. Çünkü harfiyen uyuyorum.

Durun!!!! yalan söyledim.

2 gün önce bir dilim portakalın ucundan ısırdım :/ :)))

Not: Benimde canım vaaar, ben de insanııımmm, benim de kalbiiimmm vaaaar, ben de insanııııımmmmm

Not 2: Sadece ot(sebze yani) yiyince insan bir hoş ve pek hafif oluyormuş. Otların inceliği,zerafeti ve yeşertisi geçiyormuş ruha. Zihni berraklaşıyor, içine neşeli bir kuş gelip konuyormuş... Tecrübe ettim ve sevdim ben bu işi :)

Diyet yapanlar, yapamayanlar, zorunda olanlar, gönüllüler... beni çoooooooook iyi anlar tahminimce.

Sevgiler

14 Şubat 2011 Pazartesi

Mübarek sevgililer gününde kardiyoloji kliniğinde olmak bir ayrıcalıktır.

Günün anlam ve önemini belirten yazımın özeti attığım başlık oldu aslında. Daha önceki yazımda kalp meselesine değinmiş, yaşadığım derdi paylaşmıştım. (İyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim tekrar tekrar...)Doktorum Vedat Bey "pazartesi gel kontrol var" dedi. Tıpış tıpış gittim. Beklerken hafiften gerildiğimi ve NTV'deki son dakika gelişmelerinin değil, beklemenin verdiği gerginlikle kalp sesimi kulağımda duyuyor gibiydim. Neyse ki eğlenceli bir yerdi ve dikkatimi dağıtacak şeyler buldum. Derken doktorum çağırdı. İçeri girdiğimde Vedat bey'in saç baş dağılmış, yorgun, solgun ve de zor konuşan halini görünce "Sevgililer gününüz mübarek olsun Vedat bey" diyerek selamalarım. Moral verip güldürdüğüme sevinirken kendisi süper hazır cevap çıktı. "14 Şubat'ta kardiyoloji kliniğinde olmak bir ayrıcalıktır. Seni eve sapasağlam bir kalple göndereceğim, hiç merak etme" dedi. Vaaaaaaayyyyyy :) İşte benim doktoru :))))

Durum iyi, fena değil, idare eder vesaire ama garip bir şey yaşandı. Kan yağlarım yüksek çıktı. Çok üzüldüm, acayip moralim bozuldu. Ben ki inek misali ot yiyen, oğlu 17. ayında olduğu halde süt için didinen ve bu nedenle sürekli yeşil yapraklı gıda tüketirken ( kalsiyum ve süt için) nereden çıktı bu LDL, kolestrol??????? "Sana ilaç yazacağım, bunları iç, kan yağlarını kontrol edelim, ekarte etmezsek şikayetlerin sürer" dedi. Haydaaaaaaaaa, "emziriyorum Vedat bey" deyince. "Ok, o zaman diyet" dedi. "Neeeeeee, ne diyeti, nasıl yani, ne yağacağım şimdi ben. Daha önce diyet yapmadım, hay allah" biçiminde bir panik yaşarken,"yapmazsan olmaz, karnene kırık gelir, bak yoksa ilaç yazarım" dedi gülerek. "Yalvaran bir sesle...Emzirmeyi kesemem, diyete razıyım. Ata emmeyi çok seviyor ve çok mutlu. Bu onun için çok önemli bir şey, nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum ama küt diye emzirmeyi kesersem bunalıma girer çocuk". Vedat bey, doğruldu ve büyük bir ciddiyetle, "sakın sakın sakın, emzirmeyi kesme, bu onun hala en büyük gıdası. Oradan aldığı sadece protein,vitamin,savunma hücresi değil, anne sevgisi, şefkati. Sana sokuldukça yaşadığını hissedip mutlu oluyor her seferinde bunu unutma" dedi. Gözlerim doldu dinlerken. Ata'cığım benim. Boncuk gözlü meraklı yavrum benim. "Ne gerekiyorsa yaparım, değil rejim, askeri rejim uygularım ama sütten kesmem" dedim. Gülüştük filan falan...

"Eee, nasıl bir diyet bu hocam" diye sordum. Amanın!!!! Sormaz olaydım. Aynen şunu dedi; "toprak altı besin yok, toprak üstü sebzeler var sadece, ha bir de meyve yok"...
MEyve mi?
Meyve mi?
Meyve yok mu?
Ne, meyve yok mu???

Şok oldum ....hmmffff!

"Meyve yok, çünkü içinde şeker var, şeker ise kan yağlarını arttırır."

Pencereyi açıp caddeye doğru "ben meyvesiz yaşayamam" diye bağırasım geldi, billahi. Zaten "erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer deyip bunu ısmarlamıştım. Oalcak şey mi bu? Hani kardiyoloji de olmak bir ayrıcalıktı? Ühüüüüüüüüüüüüüü :)))



Aklımda meyveler kös kös eve geldim. Ev halkı mest olmuş bayıla bayıla yiyordu. Artık bana yasak diyerek, ağlak mağlak konuşmaya başladım. Bu akşam yiyeyim, bir daha yok dedim kendi kendime. Yedim bir iki tane...Ama sanki taş yiyordum sayın seyirciler. Olamaz böyle bir psikolojik baskı: :(

Meyve yemeyip naaapacağım ben yaaa :( Ot mu kemireceğim apartmanın kadrolu kedileri gibi. Offf, dert oldu içime. 3 ay yok, zinhar yassak!

Neyse, sevgililer gününü mübarek mübarek kutladık. MEyvelerimizi yiyemedik, yediklerimiz boğazımıza dizilir gibi oldu. Ata'mız diş çıkardığı için keyifsiz ve dolayısıyla annesine naz , caz yapmaktadır.

NOT 1: Bu arada alternatif anne de yazdığım yorumları sindiremeyenler blog yazılarıma garip garip notlar- yorumlar göndererek beni sinirlendirmeye çalıştı galiba. Bir tanesini yayınladım ama okuyan herkes bilsin ki ne yaptığımdan ve ağlatmanın zararlı olduğundan o kadar eminim ki, bu yazılanlar beni değil sizi yıpratır. Boşu boşuna enerji harcarsınız, söylemedi demeyin. Hakkımda yazdıklarıyla ileri giden olursa işte orada mahkeme orada, veririm dilekçemi uğraşırsınız... Son yorumlarımı admin yayınlamadığı için zamanında ne dediysem buradan okuyabilirsiniz ayrıca. Bir gün oturup "moderasyon nedir" ve "moderatörlük nasıl yapılır" başlığı altında bir yazı yazacağım. Unutturmayın. Gruplarda, sitelerde, şurada, burada yazacak zamanım ve de isteğim olmadığı için bu tür gerginlikler ve yanlılıklar bana çok uzak şeyler. İtirazı olan, beğenmeyen varsa yazdıklarımdan, okumayıversin, olsun bitsin. Bu kadar basit. İşim gücüm yok bir de car car car sizinle kavga mı edeceğim yahu :)))

Herneyse, Ata sayıklıyor galiba, gidip bakmalıyım. Yarın Eko çekilecek, orada da bir arıza yoksa yapacaklarıma ve dikkat ettiğim şeylere ağırlık vermem gerekiyor.

NOT 2:Son yazımda ve sondan bir önceki yazımdabeni Sabiha Paktuna Keskin'den başka uzman tanımıyor sanabilirsiniz, ancak doğallığı ve doğruyu söyleyen en gür ses oydu Türkiye'de. Demek hataları olmuş, haberim yok. Etik önemli bir mevzu ama şu da bir gerçek,
Psikiyatrlar nörologları ve psikologları,
Psikologlar rehber ve psikolojik danışmanları,
Rehber ve psikolojik danışmanlar ise alan dışı olarak bu işi yapanları hep dışlarlar, hatta uğraşırlar. Bunun dışında; işin iç yüzünü bilmediğimden yorum yapmam doğru olmaz. MAdem öyle, çocuk &ergen psikiyatrları nerde, çıksın onlar anlatsın bakalım aynı dille... Bekliyoruz.

NOT 3: YARIN SİZE BİR SÜPRİZİM VAR.

Herkese iyi geceleri, iyi kandiller, mutlu - güleryüzlü bebekler, sağlık dolu günler diliyorum.

Sevgiler

Aylin

8 Şubat 2011 Salı

Hamilelikte yaşananlar bebeği etkiler mi? Hamilelikte 10. Hafta

Aslında zaman hızlı ilerliyor... Hamileliğin ilk haftalarında "ohhooooo, 40 hafta nasıl geçecek" derken bir de bakıyorsunuz ki doğum gerçekleşmiş, bebek elinizde, süt, gaz, kaka, bezle uğraşıyorsunuz :) Şimdi 10. haftadasınız bebeğiniz iri bir çilek büyüklüğünde. Her türlü detaylı bilgiyi 10. hafta buradan okuyabilirsiniz. Göreceksiniz ki kilo alımından bahsediyor. Bununla ilgili notlarımı aşağıda paylaşacağım.

İlk hamileliklerde annenin dinlenme payı ikinci hamileliklere göre daha geniş ve zengin olduğu söylenir. O nedenle, ilk hamileliğiniz ise bunun tadını çıkarın. Kendini çok yormayın ama tembellik de etmeyin tabi :) Yürüyüşünüze, hafif egzersizlerinize, günlük yaşamınıza ve zihninizden geçenlere çoooooooook dikkat edin. Neden mi?

Uzmanlar anlatıyor: "temel inşaat bozukluğu" diye birşey var ve bu bebeğin taaaaaaa anne rahmine düştüğü ilk andan, iki yaşına kadar olan süre boyunca yaşadığı herşeyin izleriyle meydana gelen bir bozukluk sürecinin tanımlaması oluyor.

Temel inşaat bozukluğunu anlatan bu video benim kılavuzlarımdan birisidir. Aynı zamanda annenin hamileyken yaşadıklarının bebeği nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, anne-baba ile uyumanın sakıncaları var mıdır diye merak halindeyseniz, sünnet, bebekelrde fitil konmasının ileride ne tür sorunlara yol açabileceğini merak ediyorsanız, bebeğin iki yaşına kadar yaşadıklarının ilerideki hayatını nasıl etkilediğini öğrenmek isterseniz Psikiyatr Dr. Nusret Kaya' yı iyi dinleyin derim.

10. hatfanın önerisi: Meditasyon... Bu kısmı lütfen videoları izledikten sonra okuyun ki yazdıklarım daha faydalı olabilsin sizin için.

Hamilelikte gün içerisinde sık sık bebeğime konsantre olup, kendimi ve onu bu dünyanın kirinden pasından korumak için ciddi bir mücadele vermiştim. Bir zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak, stres yönetiminde artık ciddi ciddi profesyonel olmuşken ÇAğatay'la hayatımızın en zor günlerini yaşıyorduk. Yeni evliydik, hevesle içine taşınmayı beklediğimiz evimizden çıkan kiracımız içeride milyarlarca liralık hasar bırakmıştı. Onu tmair ettirirken, kefil olduğumuz bir dostumuzdan dolayı haciz gelmiş elimizdeki avcumuzdakini icraya ödemiş, oldukça mütevazi eşyalar ve tadilatla eve içimiz buruk yerleşmiştik. Eskide kalmayı, yerini ve çizgisini, evli insanları rahatsız etmeyi bilemeyen bir takım hanımefendiler bizi incitmek için her yolu denemişti. İncinen yalnızca Çağatay ve ben değildik, karnımdaki Ata'ydı. Daha anlatsam içinizin daralacağı pek çok psikolojik darpla geçti hamileliğim. Bunlardan korumam gerekliydi bebeğimi. Hatta kendimden bile...

Ne mi yaptım?

Gözlerimi kapatıp ona doğru bir nefes alırdım sıkıldıkça. Sanki burnumdan giren nefesin ona doğru gittiğini düşünürdüm. Sonra kalp atışıma konsantre olur, ellerimi karnımda birleştirip içimden defalarca "seni seviyorum bebeğim" derdim. Kalbimden incecik, ılık bir nehrin ona doğru aktığını hayal ederdim. Bir de elimi karnıma koyup akan güzel enerjiyi hissetmeye çalışırdım. Çok özel teknikler değil belki ama galiba işe yaradı. Onca manyakça şeye rağmen Ata sakin bir adam. Stres varsa size tavsiyemdir ara ara 2 dakikanızı kendinize ayırın, bence yeter. İnancınıza göre buraya çeşitli dualar, tekrarlar ...vb. ekleyebilirsiniz. Ne de iyi yaparsınız :)

işte meditasyon yapan bir Aylin Anne :)

Bir de kilonuza dikkat edin sevgili anne adayları. Hamilelikte titizlenip herşeyi abartan ben yemeyi de abarttım ve 27 kilo aldım. Şimdi vermeye uğraşıyorum. 17 si gitti, geriye kaldı 10. Bu kilo hesabını yine az önceki linkin sonunda bulabilir, beden kitle endeksinizi buradan hesaplayabilirsiniz.

O zaman doktorum Prof.Dr. Teksen Çamlıbel' di. Kilo konusunda baştan uyarmıştı. Ama Aylin dinledi mi, hayır? Homini homini yedi :)

Şimdi sizin de bu hayata düşmemeniz için, doktorumun zamanında önerdiği 2100 kalorilik listeyi paylaşmak isterim. Uygulamadan önce doktorunuza mutlaka danışın, verdiği liste ve size özel önerileri yoksa bir göz atın derim.

SABAH:
1 su bardağı süt,
2 kibrit kutusu kadar peynir,
5 adet zeytin,
1 yemek kaşığı kadar pekmez,
4 ince dilim ekmek,
Domates, salatalık ( mevsime göre)

ÖĞLE:
1 porsiyon etli sebze yemeği,
Az yağlı salata,
1 su bardağı yoğurt,
4 ince dilim ekmek veya
1 porsiyon pilav, makarna

İKİNDİ:
2 posriyon meyve
(1 ufak elma ve 1 postakal)
1 kibrit kutusu kadar peynir
2 ince dilim ekmek, istenirse domates vb.

AKŞAM:
3 köfte kadar kırmızı et,
Tavuk yada balık (100 gr)
1 porsiyon sebze yemeği
Az yağlı salata
3 ince dilim ekmek

GECE:
2 porsiyon meyve ( yarım muz ve 3 adet kayısı)
1 su bardağı süt.

-Haftada 2-3 kez 1 kibrit kutusu kadar peynir yerine 1 yumurta yenebilir (iyi pişecek)
-1 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurda eş değerdir.
-1 porsiyon et yerine 1 porsiyon kurubaklagil yenebilir.

AYRICA:
-Günde 6-8 bardak su içiniz.
-Yemeklerinizde sıvı yağ kullanınız ( ben zeytinyağından başka bir şey kullanmamıştım)-Şekerli ürünleri mümkün olduğunca tüketmeyiniz ( aynen uydum, zaten kiloyu aldıran açmalar, simitler, börekler oldu:( hımff!!! )-İyotlu tuz kullanınız ( iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine neden olabilir)
-Çay kahve kola yerine bitki çayı içiniz ( adaçayı gibilerinden uzak durmalı, kasılmalara neden olabilir, mazallah!)
-Çiğ et, sakatat, salam, sucuki sosisten uzak durun. (aynen!toksoplazma riski var ve ne idüğü belirsiz şeyler onlar aslında)
-KAtkı maddesi olan şeylerden de uzak durun. (Toksin nedeniyle beyin gelişimini olumsuz etkileyebilir, dikkat!!!!)
-Pastorize süt kullanın.
-Mevsim sebze ve meyvelerini tüketin.
-Midye, konserve balık vesaire yemeyin olabildiğince.
-Tatlandırıcılı diyet reçel, diyet çikolata gibi şeyleri ağzınıza sürmeyin.
-Alkol sigara yok.
-Bo lbol güneşlenin. ( Mutlu ve bilge ruhlu bir bebeğiniz olsun).
-Kiloya tikkat :)
-Doktora danışmadan ilaç almak zinhar yasahhh! :)

Bunlara dikkat edin, yazın, çıktı alın, ne bileyim kaydedin bir yerlere :)

Aylin anne gibi çok yemeyin özetle :)

Hepinize sevgiler

AA

31 Ocak 2011 Pazartesi

Fırında Yağsız Sigara Böreği Tarifi

Ata'ya yaptığım peynirli sigara böreği tarifini paylaşmak istiyorum. Hafif ve de çıtır çıtır oluyor. Üstelik yemesi de kolay :)

Nasıl hazırlanıyor?
Yufkaları yarım daire şeklinde yağlayıp kapatıyorum. Sonra yarım daire yarım daire olarak üst üste koyup eşit 6 dilime ayırıyorum. 3 sağa 3 sola gibi...



Maydanoz ve peyniri ucuna doğru bir yere, kenarına 2 parmak kala olan bir yere yerleştiriyorum. Miktarı yaklaşık 1 tatlı kaşığı gibi... Sonra önce kenardaki uçlarını maydanoz peynirin yakınına gelecek şekilde katlayıp, yukarıdaki uca doğru yuvarlıyorum. Böyle böyle hepsini sigara böreği şekline soktuktan sonra bunları kevgire diziyorum. Evet, kevgire ... Üzerini geçecek kadar suya koyuyorum. 15 dakika bekletiyorum. Ondan sonracımcım, fazla suyu elimle sıkıp yağladığım fırın tepsisine diziyorum. Üzerine yumurta sürüyorum. Son zamanlarda çörek otu da koymaya başladım. Boğazına kaçma riski daha azaldığı için. İsterseniz size de risk durumuna göre ekleyebilir yada erteleyebilirsiniz :)




Fırını önceden 160 derecede ısıtırsanız çok iyi olur. Üzerleri hafif kızarınca olmuştur. Pofuduk pofuduk kabardığı için ısırması ve yumuşak olduğu için yutması çok keyifli olduğundan Ata'cım bayılıyor. Umarım siz de beğenirsiniz.

Afiyet olsun

25 Ocak 2011 Salı

Yoğurt Çorbası




Pek faalim bugün...

Ata'ya yaptığım yoğurt çorbası çok başarılı oldu. Sizinle de paylaşmak isterim.

Önce paşa hazretleri daha sağlıklı beslensin diye tavuk suyu hazırladım.

650 gr yoğurdu kocaman bir tencereye boşalttım.
1.5 çay kaşığı tuz ilavesi ve
5 bardak tavuk suyu ilave ettim.
Ancak bir bardak ekleyip telle çırptım her defasında.
Sonracığıma,
İkinci bir tencereye yağ ve un koyup hafiften kavurdum. (50 gr zeytin yağı + 2 fincan un)
Unun üzerine azar azar yoğurdu ilave ettim, çırptım, ilave ettim, çırptım....Eriyene kadar karıştırdım. Bir tutam da şehriye attım. Sonunda da hafiften nane serptim, amanınnnnnnnnnn...Sonuç; mikemmel!

Tavsiye ederim.

Canı çekene bir kap gönderebilirim :)

Sevgiler

15 Ekim 2010 Cuma

Tarhana nasıl yapılır???


Tarhana çorbası değil: tarhananın kendisi nasıl yapılır:

Anlatıyorum:

pratik olması için ölçüleri küçülttüm...

100 gr pişmemiş ekmek mayası
300 gr soğan
1 kg olgun domates
250 gr salçalık biber
250 gr yoğurt
3 yumurta
2 kg un
1bardak su

---

Ekmek mayasını bir bardak suyla yumuşatın.Yoğurdu ekleyin azıcık karıştırın.Kabuğu alınmış, suyu alınmış domatesleri ekleyin, yine accık karıştırın.İncecik doğranmış biberi ve rendelenmiş soğanı ekleyin. Bir güzel karıştırın şimdi...
3 yumurta kırıp tekrar karıştırdıktan sonra azar azar un katıp karıştırın.Hamur katılaşana kadar yoğrun.. Bileğe kuvvet yani.
Kabarması için beklemeye alın hamuru: bir tepsiyi hafif unlayın, üzerini örtün, sıcakta 2-3 saatte kabarır .Kabarınca tekrar yoğurup bir daha bırakın beklemesi için...aynı şekilde, hafif unlu tepside temiz bezle örtülerek...
Hamur tamamen kabarana kadar bunu yapmak gerekiyor.
Anlamak için elinizle koparmak istediğinizde uzamadan kopuyorsa hamur iyice kabarmış demektir.
Şimdi bu hamuru parça pinçik etme zamanı..! :)
Minik minik parçalara bölüp parça pinçik ettiğiniz bu hamuru taneciklerini temiz bir beze serip kurutmaya bırakın.Sık sık kontrol ederek kuruyanları avuç içinizle ovarak ezin. ( Bazen kuruması 1 günü geçebiliyor ) Toz kıvamına gelince elekten geçirin ve saklama kaplarına yerleştirin.

Biraz yorucu ama olsun, değer :)

Afiyet olsun

Sevgiler

Aylin

Balkabaklı pirinç çorbası


400 gr sakız balkabağı
4 avuç kırık pirinç
yarım lt süt
yarım lt et suyu
yeteri kadar karabiber ve tuz


Pirinçler ayıklanıp tuzlu suda bekletilip suyu süzülürken,tavla zarı şeklinde doğranmış balkabakları tencereye konur ve içine kaynar süt konur. Kabaklar haşlanınca pirinç katılır karıştırılır. Ayrı bir kapta kaynatılmış olan et suyu, tuz ve karabiber eklenip kapak kapatılır.Orta ateşte 20 dk. pişirirseniz harika olur.Üzerine rendelenmiş kaşar peyniri harika gider.

Ata bayıldı, darısı bebeğinizin başına...Afiyet şeker bal olsun.

Sevgiler

10 Ekim 2010 Pazar

Emziren anne kilo verebilir mi?

Tabi ki!

Hamilelikte kendi kilosunun neredeyse iki katına çıkmış biri olarak bazı tavsiyelerim olabilir sizlere.

Emzirerek, diyet yapmadan, ilaç kullanmadan nasıl kilo verebilirsiniz?

Sabah aç karına 1 bardak suya bir kaşık bal, bir kaç damla sirke ve bir iki damla limon... Bu vücudunuzun alkali dengesini ayarlayacak, temizleyecek, süt kalitesi arttıracak bir fomüldür. Bu arada yarım saat bir şey yememeniz gerekebilir, tabi dayanabilirseniz :)

Bir elma yiyin ve .elma deyip geçmeyinyarım saat sonra Arctic Sea omega 3 alabilirsinizburadan ürünün özellikleri okuyabilirsiniz. Omega3-9 bütün kılcal damarları açar, süt kalitesini arttırır, depresyone,beyne,hafızaya iyi gelir. Ancak Arctic Sea omega3-p gerçek balık yağıdır, unutmayın!

Düzenli olarak vitamin ve mineral kullanın,tavsiyem burada var.

6 öğün beslenin:Kahvaltı,
Meyve
Öğlen yemeği
Meyve
Akşam yemeği meyve.

Eğer bol yeşillik özellikle marul, taze sebze ve meyve yerseniz deli gibi sütünüz olabilir. Ağır tatlılar süt arttırabilir belki ama vücutta ağır yük bırakır. Aklıma hep şu soru geliyor, "inekler sadece ot yiyerek kova kova süt verebildiğine göre, biz niye böyle debeleniyorz??????????? :)Demek ki doğanın emziren anneye desteği bol su ve bol yeşillik yemekte saklı diyorum yine kendi kendime?

Var mı katılmayan?

Öğlene doğru hafif egzersiz ya da yürüyüş yapın mesela. Bu herşeye iyi gelir, bedene,kalbe,zihne,ruha...

Bol bol su, bol bol taze meyve sebze yiyerek zinde kalarak incelebilirsiniz. Hem de sütünüz kaliteli ve sağlıklı olur. Omega3 var yazan süt tozlarından yapılmış mamaları almak zorunda kalmazsınız ayrıca.

Bir de şu yazıyı okursanız çok iyi olur.

Ayrıca,Gece 7'den sonra abur cubur yemeyin, bol su, komposto, taze sıkılmış meyve suyu için ki sütünüz şeker gibi olsun ve bedeniniz gece rahat etsin, hafif olsun...

Makinelere, emziren anne diyetlerine doktora danışmadan bulaşmayın!

Eğer emzirmede 1 yılı geçmişseniz doktorunuza mutlaka danışarak kilo kontrolü ürünleri için harekete geçin. Doktorunuz izin vermezse kulaktan dolma bilgilerle hap, şurup vb içemeyin.
Aman gözünüzü seveyim :)

Kilo vermek ve incelmek için ürün tavsiyesi isteyenler bana ayrıca mesaj atabilirler ama doktor izni şart :)



Sevgiler


Aylin

24 Eylül 2010 Cuma

Sağlık Ocağı Çalışanlarına Teşekkür


Bağlı bulunduğumuz Küçükyalı Sağlık Ocağı'ndaydık bugün... Ata' nın 1 yaş kontrolü ve aşısı vardı.

Yine çok güzel ilgilendiler, tek tek sordular herşeyini. Onu sevdiler ve en önemlisi "anne sütüne devam mı" diye sordular.Uzun uzun konuştuk bunu.Ama burada yazmanın çok önemi yok.

Çünkü isteyen anne istediği kadar emziriyor, gerisi boş bence.

Benim esas amacım orada sözlü olarak teşekkür ettiğim gibi buradan da Küçükyalı Sağlık Ocağı çalışanlarına teşekkür etmek.

KAfama takılan her soruda onlara telefon açtım, oyalamadılar, ekmediler cevap verdiler.
Yetmeyip oraya gidince güleryüzle ve samimiyetle karşıladılar.
Emzirmeyi idesteklediler, eğitim verdiler.
Eve ziyarete geldiler.
Ata ile samimi bir şekilde ve çok düzgün ilgilendiler.
Sütü arttırma yollarını herzaman anlattılar.
"Sütünüz azalır gibi olursa gelin konuşalım, size yardımcı olalım" dediler.
Beslenme konusunda doğal ve bilimsel yöntemler önerdiler.
"Bol meyve sebze yiyin, su için, iyi uyuyun bunlar süt yapar" dediler hep...
Aşı yaparken çok tatlıydılar, Ata' nın muayenesindeyken de...
Daha biz soru sormadan, bebek bakımı, sağlığı, aşısı, gelişimi ile ilgili her türlü bilgiyi verdiler.

Ata adına çok teşekkür ederim.

İyi ki varsınız,
İyi ki vardınız...

Artık sağlık ocakları kapanıyor ve bizim güler yüzlü doktorlarımız, hemşirelerimiz başka yerlere gidiyor.

Şimdiye değin gösterdikleri yakınlık,çaba ve samimiyet için minnettarız.

Sağolun,varolun.

Sevgilerimizle

Atasagunlar

14 Eylül 2010 Salı

Helal Olsun Böyle Doktorlara


Efendim,

Hepimiz evladımızı en iyi şekilde ve en iyi şartlarda yetiştirmek için didiniyoruz. Bu çabamızın başında ise sağlığını emanet ettiğimiz doktorlar var. Ancak şahsi olarak düşüncem birçoğunun tıptan mezun olduktan sonra eczacılık için çalıştığı yönündedir.

Çocukluğumda arada sırada SSK ve emekli sandığı hastaneleri artı olarak üniversite hastanelerini yıllarca ziyaret eden ben doktorları reçete yazan amcalar olarak kodlamışım. Ta ki kendi doktorumuz Müfit Turman ile tanışana kadar. Herzaman doğal ve basit yöntemleri tercih etmişti. Biz de öyle büyüyünce sandım ki doktorlar, dinler, inceler, konuşur ve anlatır.Sonra biz onları uygularız,ilacımızı içeriz ve sağlığımıza yeniden kavuşuruz.

Yok yahu! Öyle değilmiş meğer, çocuk aklımla yanılmışım; doktorlar hastaların yüzüne bakar ve ilaç yazarmış.A-ah bir de kan idrar tahlili istermiş.Yada ultrasound,tomogrofi,MR vb...

Tepemin tasını attıran son olay Türkiye'nin çok bilindik bir üniversite hastanesinde ufacık bir şeyi kocaman yapıp neredeyse kanser diyeceklerdi de bir daha kapısının önünden geçmeyip sağlığıma kavuştum.

Koskacaman bir genç kızdım ve gözüm açılmıştı.Hastane ve doktorlar ilaç kartelleri olmadan büyüyemezler. Bu kartellerle iş yapmayan doğal yöntemlere yakın ve yatkın birilerini bularak gerekmedikçe doktora gitmemek gerektiği kanaatine vardım. Çünkü hastanelere gitikçe insanın sağlığı bozulup,daha çok hasta edebilen yerlerdi artık bana göre.

Az ilaç reçete ederek, daha doğal ve bütünsel yaklaşan bütün doktorları tenzih ederim. Tekrar ederim.


En son 1 yaş kontrolü ile ilgili bir araştırma yaparken çok radikal söylemleri olan bir doktora rastladım, yani Dr.Kadir Tuğcu'ya... Açıklmaları o kadar net ve doğruydu ki bana kalırsa, bir solukta bütün forumu okuyuvermişim yahu! :)

Bir anne sormuş:
"hocam 18 aylık oğlumun rutin kontrolünde doktor kulağında kızarmanın oldunu ve gece beslenmelerinden kaynaklandığını söyledi bırakmamı söyledi
ama emerek uyuduğu için bırakamıyorum tabi gece uyanıncada istiyor
böyle bir sebepten kulak kızarırmı eğer emmekten oluyosa gündüzde olmazmı
2gündür de 37 civarı ateş olup düşüyo kulağından mı acaba
daha antibiyotik kullanalı bir hafta oldu napayım hocam"

Hocam cevaplamış:
"O doktor o işi tam bilmiyor. Onun dediği, "biberon"u yatarak alanlar için... Anne memesi alanlarda öyle bir şey olmuyor..37 ateş değildir. Anne sütü alanlarda kulak problemi son derecede nadirdir... "

HELAL OLSUN ! :)



Emzirme ve ek gıda üzerine söylediklerini mutlaka herkes okusun. Çoğumuz kandırılıyor, asılsız bilgilerle bebeklerimizi doğru olarak gösterilen sabun köpükleriyle büyütüyoruz. Örneğin 6 aydan sonra anne sütü yaramaz gibi bir saçmalık yoktur. Bebekler 2 yaşına kadar emzirilmelidir deniyor ama bir yandanda şu yeni klişeleri bize dikte eden doktorların ağzına bakıp sağlam çocuk yetiştirmeye çalışıyoruz.

Dr. Kadir Tuğcu gibilere çok ihtiyacımız var diyorum tekrar ve özetle. Yolu açık olsun, başarılar diliyorum kendisine candan yürekten.

Sevgilerimleeee :)

Aylin

10 Eylül 2010 Cuma

Bebek isteyen çiftler ve herkes detoks yapsın!

Benim başucu kitaplarımdan biri Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabıdır. 3-4 yıldır sürekli elimde ve okumaktan resmen paraladım bu kitabı.Aslında yesem yeridir ama konumuza hiç de uygun bir davranış olmayacağının farkındayım :)))



Günlerdir hamile kalmak isteyen, kalamayan veya çeşitli korkuları olan kadınlarla konuşmaktayım. Böyle bir doğal çekimin içinde buldum kendimi. Aynı zamanda uzun zamandır detoks ile ilgili yazmak istiyordum. Şimdiye kısmetmiş, ikisini birleştirdim, işte yazıyorum.

Efendim, doğal tıpçılara ve detoks uzmanlarına göre bütün ama bütün hastalıkların genel sebebi vücütta toksin tutulmasıdır.

Vücutta tutulan toksin dokularda birikir ve bir süre sonra iltahaplanır.Ardından da başta kanser olmak üzere pek çok ölümcül rahatsızlığa dönüşür.
Normalde sağlıklı bir vücut üretilen toksinleri cilt,böbrekler,akciğer ve kolon yoluyla atar ama çevre faktörleri, hatalı beslenme alışkanlıkları, alkalilk beslenme, oksijenden uzak bir yaşam biçimi bu atılımı engeller, vücutta bir güzel toksin birikmeye başlar.
Örneğin 30-40 yaş arası şehirli bir erkek yaklaşık 4 kilo kadar yapışkan,sümüksü,kurumuş ve iltahaplanmış bir toksin tabakasını bağırsaklarında taşır. Yani aslında o göbek değil toksinden oluşan bir şişliktir.
Bağırsaklarımızı mutfak lavabosuna benzetebiliriz, burada kurumuş gıdalar,yağ ve kir tortusu ve benzeri tabakalar birikir. Nasıl lavabo borularını temizliyorsak, bağırsaklarımızı detoks yoluyla temizlemeliyiz diyorum özetle.

Ayrıca ; Kanser hücreleri 2 şeye ihtiyaç duyar, asitli ortam ve oksijensiz ortam. Yani siz hareketsiz bir yaşama sahipseniz ve bol bol asitli içecek içiyorsanız sonunuzu tahmin etmeniz bu kitapla çok güç olmasa gerek.

Dış kaynaklardan alınan toksinler vücutta birikir, iltahaplanır, bu da kanserin ihtiyaç duyduğu .asidoz ve hipoksi ortamını yaratır.

Genelde bu hayvansal proteinler üzerinde yoğunlaşır. Yani kansere davetiye çıkaran şeyler konusunda yediğimiz etleri ayrıca gözden geçirmemiz gerekir.

Eğer sürekli,
Mide ekşimesi,
Saç dökülmesi,
Başağrısı,
Kötü vücut kokusu,
Aşırı yorgunluk,
Gerginlik,
Depresyon,
Vajinal enfeksiyon,
Sık sık üşütme grip olma gibi şeyler sözkonusu ise hayatınızda, dikkat vucudunuzda yüklü miktarda toksin birikmiş demektir.Grip aşısı çare değildir, ayrıca gereksiz derecede civa vb ağır metallari vücuda zerk ettirirsiniz. Bence hiç gerek yok :)

Detoks yapmasanız dahi yapmanız gereken ilk şey kötü alışkanlıklarınızı bırakmak olacaktır. Ayrıca beslenme alışkanlıklarınızı da gözden geçirmeniz şart demektir.

İnsan yediğine benzer, bu sloganı unutmayın. Taze sebze yiyen kadınlar genelde ince uzun ve zarif görünüme sahiptirler ;)

Bir bilgeye göre "bilge hiçbir şey yapmayarak herşeyi yapandır" der. Yani doğayı, olup biten herşeyi akışına bırakmak en büyük bilgeliktir ve bu nedenle hayatta kalmak için büyük bilgeler genelde yemek yemezlermiş.Bazıları su içerek ve sadece bir iki minik yaprak çiğneyerek günlerini geçirirmiş.

Budistleri yogistler ve pek çok derviş vb oruç tutar. Bizim bildiğimiz şekli tamamen deforme olmuş halidir. Ramazan oruçları hafif sahur ve iftarla düzenlenmelidir. Aksinin vücuda pek bir faydası olamyabilir...

Neyse,konumuz hamile kalmak isteyen çiftlerin detoks yapması...

Neden?

Çünkü sağlıklı çocuklar sağlıklı bedenlerden doğar. Burada anne kadar babanın sağlığı da çok önemlidir.Toksin denizine dönmüş bir bedeni öncelikle temizlemek gerekir.

Kötü beslenme alışkanlıkları tekedilmelidir:
Asitli içecekler,
Kafeini bol içecekler,
Alkollü ieçecekler devre dışı kalmalıdır.
Yağlı yemekler,
Etli cızbızlar,
Sakatat türü yiyecekler vb terkedilmelidir.

Alkol ve sigarayı terketmek gerektiğini yazmama bilmem gerek var mı????????????

Günde 2-3 litre alkalik su için,
pH dengesine dikkat edin 7.1 ila 7.5 arası olsun.
Girebiliyorsanız bol bol denize girerek cildinizden atılan toksinlerin tahribatını engelleyebilir, toksin atılımını hızlandırabilirsiniz.
Yemeklerinizde deniz tuzu kullanabilirsiniz.
Günde 1 su bardağına 1-2 damla hidrojen peroksit damlatarak oksijen alımını artırıp toksin atılmasını hızlandırabilirsiniz yine...
Hamam şahane bir detoks uygulamasıdır. Düzenli olarak hamama giderek gözeneklerin açılmasını ve lenf direnajını arttırabilirsiniz.
Kaplıcalar da iyi bir toksin atma ortamıdır. Doktora danışarak kaplıcalara gidebilirsiniz.
Bitkü özlü buhar banyoları yapabilirsiniz. Limon, zencefil kökü,fesleğen, tarçın, lavanta, melis otu,gibi kokularla buhar banyoları yapabilirsiniz. Bunun için de lütfen doktora danışın.
Düzenli olarak masaj çok iyi gelir, lenflerin ve kanın temizlenmesini sağlar.
Tayland masajı,
Tui-na
Shiatsu,
Geleneksel asya ayak masajı,
Nei-dzang iç organ masajı,
Sıcak bitkisel yağ masajları,
Şirokraksi,gibi masajlar çok işe yarayabilir.

Chi enerjiniz ile kendinizi fırçalayın!

Ellerinizi birbirine sürtün ve açığa çıkan chi enerjisi ile baştan ayağa kadar üzerinizi süpürün. Bu enerjinizi dengeler ve iç organların enerjisini dengeler. Yani bedenin kendisini sağaltmasını kolaylaştırır, toksin attırır.
Hafif egzersiz,
Yoga,
Thai Chi,
Doğru nefes alma teknikleri,
Nefes egzersizleri,
Meditasyon,
Dua,
Sessizlik,
Konuşma oruçları,
İbadet gibi şeyler de çok önemli temizlenme ve sağlık kazanma araçlarıdır ( maddi ve manevi olarak)

Ve tabi ki az besin alıp bol su içmek,vücudun kendini arındırma ve sağaltma sürecini hızlandırır. O nedenle detoks yaparken
Süt ve süt ürünleri,
Et,
Yumurta yememek gerekir.
Bütün hayvansal ürünler sindirim sistemi ve kan için son derece asitleştirici bir özellik taşır. Bağırsaklarda çürütücü besin atıkları oluştururlar. Temizlenmek isteniyorsa uzak durmak gerekir.

Aynı zamanda son dönemlerde GDO'lu yemlerle ve hormon ilaçlarıyla büyüyen hayvanlar kadınların üreme organlarını tehlike altına almakta, kist, kısırlık, kanser gibi pek çok hastalığa neden olmaktadır.

Anne olmak isteyen kadınların et yemekten uzak durarak, sindirim ve üreme organlarını dinlendirmeleri gerekir. Bunun için yapılması gereken bir uzman eşliğinde detoks uygulamaktır.
Taze meyve-sebze suyu içilmeli ve taze meyve-sebze yenmelidir. Mümkünse çiğ olarak tüketilmedir. Kabuklarını soymadan bir de :)
Ekmek, makarna, pilav, unlu mamüllerden de uzak durulmalı , detoks süresi boyunca ağza bir lokma dahi konmamalıdır :) En zoru da bu bence. Çünkü toplum olarak hepimiz hamur işini çok seviyoruz :)
Sebze çorbaları,
Pişmiş sebzeler, ( Buharda pişmiş, buğulama yapılmış sebzeler...)
Yeşillikler bol bol tüketilmeli,
C vitamini ve mineral takviyesi alınmalıdır.

Tabi bütün bunları yapmadan önce bir DOKTORA danışmalı ki en doğru ve hızlı şekilde toksin atılabilsin.

Son araştırmalar gösteriyorki, hiperaktivite, otizm vb durumların temel sebebi: TOKSİN!

Toksinlerin zararları ortada ve atmanın yollarını da basit bir dille ifade etmeye çalıştım. Anne-baba olmak isteyen herkes önce deotks yapmalı ve mutlaka bir arınma kürü uygulamalıdır. Toksin atarak daha sağlıklı, zeki ve bünyesi güçlü bebeklerin dünyaya gelmesi kolaylaşabilir.

Yapılması gereken şey detoks uzmanına gitmek ve Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabını okumalıdır.

Hamilelik öncesi detoks kürü uygulamasını artık bütün doktorlar önerir oldu. Kulak verip detoks yaparak daha kolay hamile kalınabilir ve daha sağlıklı bir süreç geçirilebilir diye düşünüyorum.

Tavsiyelerim özetle böyle,

Umarım aklında soru olanlar varsa yanıt verebilmişimdir.


Sevgiler


Aylin

6 Eylül 2010 Pazartesi

Mıy mıy mıy...



Aman ya! Ben ne kadar çok boş ve gereksiz yere kendime baskı yapıyormuşum meğer!

Ata yemek yiyor mu?Tabağındaki bitti mi? Doydu mu? Doymadı mı? Acaba karnı aş mı???

Bu vesveseleri bir kenara bırakınca ben de rahatladım o da.neymiş o öyle mıy mıy mıy mıy.Vıyy vıyy vıyy vıyy! Bir kere Ata anne sütü ile beslenen bir aslancık. Onun dışında öğünlerini şaşmadan ve kasmadan alıyor.Bazen yemek istemiyor o kadar!

İyi de bu dünyanın son değil ki??! Sen hergün yiyor musun kızım! diyorum kendi kendime.Ya da "Ata bugün yedi mi? Ne yedi?" suallerini soran sualcilere de aynı yanıtı veriyorum. Yahu adam ço kaç olsa der "mama" diye. Sonra çok aç olsa üzerime saldırır emmek ister. Yiyor işte bir güzel.

Daha fazlasını istemek Ata'ya yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu tür mahalle baskılarından ayrıca ben bile çok sıkılmışken Ata'nın bunalması çok normal.

Ben mis gibi mamalar yaparım, Ata'cım da mis gibi yer. Yemezse de canı sağolsun. Yeter ki sağlığı, mutluluğu, huzuru yerinde olsun.

Gerisi boooooooooooooooooooooş! :)))

Bu böyle biline.

Sevgiler...

Aylin

3 Eylül 2010 Cuma

Gümüş Bebek Kaşığı

Artık yeni bir trend var: gümüş bebek kaşığı hediye etmek :)



Bundan bir kaç ay önce keşfettiğimiz bir firmanın kaşıklarını inceleme fırsatım olmuştu. Modelleri ve sundukları birbirinden şık kutular çok hoş doğrusu.


www.bebekkasigi.com adresinden daha da ayrıntılı bilgi alabilir, Facebook sayfalarını tıklayabilirsiniz.

Sevgiler


Aylin

1 Eylül 2010 Çarşamba

Bu japon anneler çıldırmış olmalı :)

Benim salyangoz denememden sonra Açalya'dan gelen linktekiler beni kopardı.

Bakar mısınız? Bence bu kadınlar - eğer gerçekten bunu yapıyorlarsa- uçmuş olmalılar :)

Okula giden beslenme çantasından böyle bir şeyin çıktığını düşünsenize... :)))




31 Ağustos 2010 Salı

Ata salyangoz yedi :)

Evet, Ata salyangoz yedi ama makarnadan yapılmış olanından :)



Patates püreli, spagettili, soslu ve marullu bir salyangozdu bu.Öncelikle patatesleri haşladım, zeytinyağı damlatmayı unutmadım. Daha sonra süt ile birlikte blanderdan geçirdim.Bu arada spagetti için başka bir tencerede suyu kaynatıp makarnaları kırmadan tencereye yerleştirip kaynattım, yine zeytinyağı damlatarak tabi...
Marullar sirkeli suda bekledi bu süre zarfında. 50 gr kadar kıymayı hafif bir baharat karışımı ve yağ ile birlikte domatesleri rendeleyip, minik bir tavada kavurdum. Bunun kokusu bile tavlamaya yetti Ata'yı :)
Sonra marulları ellerimle kopararak, minik parçalar şeklinde alta sıralarım ve o sırada hoş bir şey oldu, Ata marulları ağzına attı görür görmez. Otçul biri mi yetişiyor ne ? :)

Denemek isterseniz çok tavsiye ederim. Görüntüyü incelerken ellerini daldırıp yemek istemesi annelerin yüzünü güldürecek bence :)

Sevgiler

Aylin

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Ata bugün ne yedi?

Efendim, artık sabah kahvaltılarımız ve yemek tabaklarımız olabildiğince şekilli ve süslü hazırlanıyor. Kenarlarındaki salatalık ve domatesleri kolayca kavrayıp yemesi için küçük parmak boyunda kestim.ım...Biberleri ise iki parmağı ile kavrayacak şekilde bırakt Muzlar ise pekmezli olarak ortaya dizildi.Tatların bir birine karışmamasına dikkat ettim tabi, biberler bariyer görevini gördü diyebilirim.İşe yaradı, tavsiye ederim.



Not:Peynir ve yumurta ayrı tabakta olduğu için burada gözükmüyorlar :)))

Sevgiler

Aylin

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatilden Anne-Bebek Manzaraları

Kötü polisim ben. Aslında bu yazıyı yazmak yerine o manzaraların fotoğraf ve videolarını yükleyip vasatın da altında olan anneleri deşifre etmem lazım benim!
Uykularım kaçıyor bazen aklıma geldikçe!
En sondan başlayayım anlatmaya:
(Ev yerine otelde geçen tatilimizin mekanlarından anektotlar.Neredeyse her ailede bir bebek vardı.)

Lobideki koltuklardayız, çıkmak üzereyiz artık...1 yaş civarı bebek arabasında sıkı sıkı bağlıdır ve sert bir sesle Uaaaaa! diye ağlamaktadır.Her allahın kulu bebeğe bakarken anne sadece puseti ileri geri yürütüp kocasıyla muhabbet etmektedir:
Anne:Ayyy, havuza inelim, hadi çok güzeeellll...
Bebek:UaaaaAAAA...
Baba/Koca:mırmırmır birşeyler der
BebekUaaaAaaaaAAAA!!!
Anne:Hiii, ay ne iyi oldu geldiğimiz.
Bebek:Ciyaaaaaaaaaaaaakkkkkkkkk!
Baba/koca: Mırmırmırmır
Otel görevlisi gelip birşeyler konuştu...
Baba/koca:Ben kızımla çok iyiy anlaşırım, bakın(başını okşar)
Bebek:Ciiiiiiyyyyyyyyyyyyyyyyyyyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaakkkk!
Anne:Başka havuz da var mı?
Bebek: Artık ağlamaya hatta çığlıklarla ağlmaya başlar.

Aylin de dayanamaz bebeği kucağına almak ve anne babayı azarlamamak için kendini zor tutar. Kucağı doludur çünkü ;)

Bunları direk pataklamalı var ya! Sersem sersem anne-babalık yapacaklarına keşke sürekli havuz kenarında yaşayıp derilerini buruşuncaya, klordan saçları ağarıncaya kadar o havuzda yaşasalar bekar olarak!!!!!

Bakmayacak olan doğurmasın kardeşim! Bu ne !
Madem çok meraklısın sosyal hayata, bekar kal yada gezenti bir koca bul, gez o tatil köyü senin bu beach club benim.
Madem zor geliyor annelik, her ağladığında ilgilenmek doğurma!
Zor geliyorsa yapma bunu!
O çocuklar sonra ne oluyor, problem yumağı :(

O annenin suratına bir tane koymak geldi, sanki çocuğuna değil de düşmanına bakar gibi bakıyordu. Şiddetle ağlayan evladını kucağına alırsa incileri dökülür belki, ondan öyle bakıyordur diyorum. Belki bluzu kırışmasın diye alıyordur düye düşünüyorum. VAR BÖYLE TİPLER!

İsveç gibi anne-baba okulları açılsın derhal.Sertifika alan doğursun, alamayan beach clublarda gezsin, bebeklere yaklaşmasın bile!

AİLEDEN SORUMLU DEVLET BAKANLIĞI NE İŞE YARAR???????????

Başka bir olay:
Kahvaltıdayız, bir yerlerden katıla katıla bebek ağlama sesi geliyor. En sonunda dayanamadım, kalktım buldum. Resmen akbaba gibi başlarındaydım :))) Buldum da ne göreyim.Anne yiyor afiyetle, bebek ise pusette katılarak ağlıyor. Hemen:aaa, annesi hadi sen yemeğini ye, ben bebeğini sakinleştireyim bu kadar ağlaması iyi değil onun için dedim. Hemencecik sakinleşen bebek kucağımdayken ayak üstü doğal ebeveynlik, bebeği ağlatmamak gerektiği, anneye bağlanma ve güven ile ilgili bir iki bilgi paylaştım.

Anne çok masum görünmese bunu yapmazdım. İlgiyle dinleyen anne ve babaya bir kez daha teşekkürler.

Bu arada bütün bebeklerde Huggies'in Littler Swimmerslarından vardı. Ben pek beğenmedim doğrusu, onun için kullanmamıştık. Kişiliksiz durduğunu düşünüyorum. Mayolar daha şirin ve sağlıklı gibi geldi bana.

Çok dikkatimi çeken bebeklerin ses şiddeti oldu. Daha önce çok iyi gözlemlediğim ve bildiğim bir şeyi anne olarak inceleyince daha farklı detaylar buldum.

Mesela Rus ve JApon anne bebeklerini kucaklarından hiç indirmiyorlardı, bizim gibi. Bizden farkları yemeklerini kendilerinin yemelerine izin vermeleriydi.Japon bebek 1.5 yaşında olmasına rağmen çatalı ile pilavını pek ala yedi bitirdi bir akşam. Rus bebek ise gık demeden koca tatili geçirdi.Fransız ikizler ise kendi kendilerine yemeklerini yiyip sakin bir şekilde masada oturup anne-babalarının konuşmalarını dinlediler.

Bizimkiler ise yaygarayı basıyordu ara ara :)))

Anne olarak bebeğine aşırı bağlı olduğunu düşünen ancak onun beslenme ve yaşam gereksinimlerini karşılarken, bebeklerinin özgürlüğünü hiçe sayan bir yapımız var bizim.Saygıyla beslemediğimiz için onlardan saygı ile büyüklerini dinleme becerisini göremiyoruz. Çok öenmli bu.

Minicik de olsa zorlamadan, yıpratmadan yemelerini, oynamalarını, konuşmalarını, uyumalarını saygı ile sağlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Yoksa gerisi kuru gürültü bana kalırsa...

Sevgiler

Aylin