Sessizlik var İstanbul' un sokaklarında. Sanırım akşam herkes çok yedi, çok içti ve şimdide "çok uyku" nun peşinde. Böyle rehavet olmaz ki! Yeni yıla nasıl girersek öyle devam edermiş ya, bu rehavetle ilk gün geçtiğine göre bundan böyle de rehavetle geçecek demek ki, öyle mi? Bunu mu anlamalıyız??? Şu da var, bu millet yıllardır yeni yıla rehavetle giriyor. Sanki biz değiliz borcu olan, çalışmak zorunda olan, kalkınmak için çok fazla işi aynı anda başarması gereken. Biz değiliz de Almanlar sanki :))) Ben tembel olduğumuzu ve çok çalışmayı sevmediğimizi düşünüyorum. Akdenizlilikle Orta Doğululukla ilgisi coğrafi meselelerle alakadar olsa da , özetle tembeliz işte.
Çok çalışması lazım bu milletin! Tembel tembel uyumaması lazım.
Hapisteki adamı çalıştıracak ve çalıştığı-ürettiği kadarıyla maaşa bağlayacak bu devlet!
Yaz tatilinde öğrenciye staj mecburiyeti koyacak, ergen ergen ortalıkta dolaşmayacak bu çocuklar, temmuzda en az 15 gün çalışacak mesela. Bu şart! Öğrenmezlerse paranın nasıl kazanıldığını bu tv lerdekilere kanarak ya hırsız olurlar yada fahişe!
Rtük işini iyi yapacak! Adam gibi denetleyecek tivi leri. Adam gibi! Her senaryoya caizdir denmeyecek, her şey izletilmeyecek bu topluma. Çünkü iyice çivisi çıktı ve ben etrafımdaki donuk, umarsız, keyif peşindeki hedonistlere baktıkça uyuz oluyorum.
Aahh! Gerçi, çalışmaktan bahsettim ama nerede çalışacaklar? Hangi Türk Malı fabrikada? Sorsan sorsan sana "yerli bir dizi" der bunlar.
İşte o kadar...
Bu arada "2011'İN; HERKESİN "GÜNAYDIN" DİYEBİLDİĞİ, SIRAYA GİRDİĞİ, TRAFİK KURALALRINA UYDUĞU, ENGELLİLERE "GERZEK" DEMEDİĞİ, KİMSESİZ ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKTIĞI, ÇALIŞTIĞI, EMEĞİN ÜSTÜN OLDUĞU, ADİL, DEMOKTARİK, CİNSİYET AYRIMCILIĞININ KADININ LEHİNE YAPILDIĞI, EĞİTİMİN EN YÜKSEK BÜTÇEYE SAHİP OLDUĞU, DİZİLERİN DEMODE OLUP HERKESİN BOL BOL OKUDUĞU BİR YIL OLMASINI DİLİYORUM".
çalışmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çalışmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ocak 2011 Cumartesi
26 Aralık 2010 Pazar
Tweet
Footoğraf:Çağatay Atasağun
Düşündüm şöyle bir kendi kendime...Tabi zor gelir, doğumdan sonra tek başına bir sürü işe koşmak dedim içimden. Bebek bakımı başlı başına çok zor bir iş. Ev işi, yemek, ütü, çamaşır, temizlik vesaire bunları da üzerine ekleyince yeni doğum yapmış moderne annenin çıldırmaması içten değildir. Çünkü bu moderne anne ilkokulu bitirdikten sonra Anadolu Lisesi Sınavlarına hazırlanmıştır. Oyun çağında, o daha çocuk denerek, annesi tarafından mutfağa sokulmamış, ufak tefek sorumluluklarla geçiştirilmiştir mutfakla tanışma dönemi. Sonra da ÖSS'ye hazırlık dönemi var... ÖSS hazırlıkları ise orta sonra başalmış lise 3 e kadar devam etmiştir. En az 4 yıl yani. Üniversiteyi kazanınca ise vize ve finallerin derdinde ömrünü yemiştir. Yaz tatilleri ise "amaaaan, tatil yapsın çocuklar, ne işi, ne evi, nasıl olsa büyüyünce yapacaklar" sözleriyle plaj voleybolları, turlar, tarihi yerlere geziler, pijama partileri, sinema-çarşı gezmeleriyle geçip gitmiştir".
Üniversite dönemindeki hayatına ise kadın dergilerindeki ışıltılı fotoğraflar, kuaför randevuları, bakım seansları, formda olmak için gidilen spor salonları, diyetler ve indirimdeki markalar, AVM gezmeler, sinema, parti ve tatiller ağırlığını koymuştur ; vize-final dönemleri hariç :)
Bekarlıkta kendi sorumluluğu ile yaşamını sürdürüp, evlenince gerçekten sorumluluk almaya başlamıştır günümüzün modern annesi.
Üniversitedeyken diline dolanan " çocukta yaparım kariyer de..." şarkısı o dönemlerde "kolay" gibi gözüne görünmüş, gün gelip doğurunca ve yalnız kalınca esas "olay" ortaya çıkmıştır.
Daha eline herhangi bir bebek almadan kendi bebeğine bakmak durumundadır, kariyer sahibi anne.
İşte ondan söyleniyor, mızmızlanıyor şimdiki anneler. Kızım okusun, büyük "adam(?)"olsun diyen anneler büyüttü bizi. İster okumuş, ister okuyamamış olsun, annelerimiz ağır ev işi, çocuk, iş ve hayat yükü altında ezildiği için bizler ezilmeyelim istediler. Sistem de kadını yalnız ama güçlü imaja büründürünce olan lohusalık dönemindeki "modern" anneye oldu.
Dadılar arandı, temizliğe yardımcı çağrıldı, babanneler "ben bakmam" dedi, annanneler "idare etti". Patron süt izni vermedi, direnince işten çıkardı, koca durumu anladı yada anlamadı ama cılız kaldı annenin beklediği ilginin karşısında yaptıkları-söyledikleri.Gündüz ev doldu taştı, gece anne bebeğiyle- kaderiyle başbaşaydı. Herkes karıştı, akıl verdi ama kimse "hadi ver bebeği bana çık biraz dolan gel" demedi doktora sahibi anneye. O kadın ki hayatında ilk defa 45 gün evde "hapisti".
Kimisi, "ben evlenemedim,o evlendi, ah bir de üstüne doğurmuş" diye kıskandı, yeni anne bu gerzekçe kıskançlığı anlayamadı. Bekar ve kariyerli kadınlarca dışlandı, arkadaşlarından uzaklaştı, evde pijaması üniforma, terliği yaveri oldu çıktı.
Dizisi gaz çıkarma, filmi reflü oldu. Rüya görmek kısa film izlemek gibiydi, hiçbir şey anlamadan kalkılan...
Modern anne bebeğini büyüttü, ne garip,salonu doldu taştı >"oynamaya geldik" diyenlerle. Kendine güven geldi, algısı değişti, hayatı daha başka yaşar oldu, vesaire.
İşine döndü, bebeğiyle aynı anda büyütürüm sandığı kariyerine...
Çocuk da yaptık kariyer de ...
Footoğraf:Çağatay Atasağun
Düşündüm şöyle bir kendi kendime...Tabi zor gelir, doğumdan sonra tek başına bir sürü işe koşmak dedim içimden. Bebek bakımı başlı başına çok zor bir iş. Ev işi, yemek, ütü, çamaşır, temizlik vesaire bunları da üzerine ekleyince yeni doğum yapmış moderne annenin çıldırmaması içten değildir. Çünkü bu moderne anne ilkokulu bitirdikten sonra Anadolu Lisesi Sınavlarına hazırlanmıştır. Oyun çağında, o daha çocuk denerek, annesi tarafından mutfağa sokulmamış, ufak tefek sorumluluklarla geçiştirilmiştir mutfakla tanışma dönemi. Sonra da ÖSS'ye hazırlık dönemi var... ÖSS hazırlıkları ise orta sonra başalmış lise 3 e kadar devam etmiştir. En az 4 yıl yani. Üniversiteyi kazanınca ise vize ve finallerin derdinde ömrünü yemiştir. Yaz tatilleri ise "amaaaan, tatil yapsın çocuklar, ne işi, ne evi, nasıl olsa büyüyünce yapacaklar" sözleriyle plaj voleybolları, turlar, tarihi yerlere geziler, pijama partileri, sinema-çarşı gezmeleriyle geçip gitmiştir".
Üniversite dönemindeki hayatına ise kadın dergilerindeki ışıltılı fotoğraflar, kuaför randevuları, bakım seansları, formda olmak için gidilen spor salonları, diyetler ve indirimdeki markalar, AVM gezmeler, sinema, parti ve tatiller ağırlığını koymuştur ; vize-final dönemleri hariç :)
Bekarlıkta kendi sorumluluğu ile yaşamını sürdürüp, evlenince gerçekten sorumluluk almaya başlamıştır günümüzün modern annesi.
Üniversitedeyken diline dolanan " çocukta yaparım kariyer de..." şarkısı o dönemlerde "kolay" gibi gözüne görünmüş, gün gelip doğurunca ve yalnız kalınca esas "olay" ortaya çıkmıştır.
Daha eline herhangi bir bebek almadan kendi bebeğine bakmak durumundadır, kariyer sahibi anne.
İşte ondan söyleniyor, mızmızlanıyor şimdiki anneler. Kızım okusun, büyük "adam(?)"olsun diyen anneler büyüttü bizi. İster okumuş, ister okuyamamış olsun, annelerimiz ağır ev işi, çocuk, iş ve hayat yükü altında ezildiği için bizler ezilmeyelim istediler. Sistem de kadını yalnız ama güçlü imaja büründürünce olan lohusalık dönemindeki "modern" anneye oldu.
Dadılar arandı, temizliğe yardımcı çağrıldı, babanneler "ben bakmam" dedi, annanneler "idare etti". Patron süt izni vermedi, direnince işten çıkardı, koca durumu anladı yada anlamadı ama cılız kaldı annenin beklediği ilginin karşısında yaptıkları-söyledikleri.Gündüz ev doldu taştı, gece anne bebeğiyle- kaderiyle başbaşaydı. Herkes karıştı, akıl verdi ama kimse "hadi ver bebeği bana çık biraz dolan gel" demedi doktora sahibi anneye. O kadın ki hayatında ilk defa 45 gün evde "hapisti".
Kimisi, "ben evlenemedim,o evlendi, ah bir de üstüne doğurmuş" diye kıskandı, yeni anne bu gerzekçe kıskançlığı anlayamadı. Bekar ve kariyerli kadınlarca dışlandı, arkadaşlarından uzaklaştı, evde pijaması üniforma, terliği yaveri oldu çıktı.
Dizisi gaz çıkarma, filmi reflü oldu. Rüya görmek kısa film izlemek gibiydi, hiçbir şey anlamadan kalkılan...
Modern anne bebeğini büyüttü, ne garip,salonu doldu taştı >"oynamaya geldik" diyenlerle. Kendine güven geldi, algısı değişti, hayatı daha başka yaşar oldu, vesaire.
İşine döndü, bebeğiyle aynı anda büyütürüm sandığı kariyerine...
Etiketler:
anne olmak,
çalışan anne,
çalışmak,
hamilelik
25 Aralık 2010 Cumartesi
Tweet
Kendini ihmal eden anne modeli
Kendimi ihmal ediyorum dedim az önce. Cuma günü demek haftanın yorgunluğunun çökmesi ve Ata' nın uyku saatinden önce yerlerde sürünmeye başlamam demek. Bugün de öyle oldu. Yemeği yedikten sonra Ata'yla uykuya dalmışım. Of ya! Halbuki eşimle, anne-babamla çay içmek istiyordum ben. Bir uyandım saat 01:00! Geçmiş olsun herkes uyumuş.
Allahtan annem var.Masa toplanmış, mutfak pırıl pırıl...Ya o olmasa ben ne yaparım? Kısa bir süre sonra gidecek, esas ben o zaman ne yapacağım? ........Ne olacak, her işi yine ben yapacağım. Bu tatlı rehavet bitecek.
07:00 gibi kalkıp,Ata'yı emzireceğim.Koşarak kahvaltıyı hazırlayacağım.Bir yandan Ata'yı doyurup bir yandan ağzıma bir şeyler atacağım. Koşarak giyineceğim, vaktim varsa allık ruj süreceğim.9'da dersim başlıyor. 15:00 e kadar okulda gümbür gümbür geçecek zaman. Evdeki eksiklere göre alış verişi tamamlayıp koşarak eve geleceğim. Ata üzerime atlayıp "mi mi" isteyecek. Elimi yüzümü zar zor yıkayıp bebeğimle hasret gireceğim.O rahatladığında ve izin vermek isterse mutfağa geçip yemek hazırlayıp, evi şöyle bir toparlayıp, çamaşırları halledip, Ata ile oynayacağım yine.Akşam yemeği hazırlıkları, akşam yemeği, Ata ile oyun, masayı toplama derdiyle birlikte uyku saati gelecek.Ata'yı uyutacağım. Belki kendimi de... Uyumazsam ne iyi! Yarının yemeğini hazırlayıp, mutfağı parlatıp, eve çeki düzen verip, bilgisayar başına oturacağım. Okul için gerekli çalışmalarımı hazırlayıp maillerimi okuyacağım. Sonra biraz yazı derken...uykum gelecek ve sürünerek gideceğim uykuya.Gece 00:30 gibi...
Nerede kaldı bir akşam sohbeti, film izleme keyfi, kuaför, saç, baş, makyaj??? Soruyorum kendime ister istemez. Şimdi annem varken bile vaktim yok bunlara. Olmalı mı?Zaman yaratmalı mıyım? Evet. Kendim için evet. Artık yapsam iyi olur. Çünkü kendime bakınca herkese çok çok daha iyi bakıyorum.
Allahtan annem var.Masa toplanmış, mutfak pırıl pırıl...Ya o olmasa ben ne yaparım? Kısa bir süre sonra gidecek, esas ben o zaman ne yapacağım? ........Ne olacak, her işi yine ben yapacağım. Bu tatlı rehavet bitecek.
07:00 gibi kalkıp,Ata'yı emzireceğim.Koşarak kahvaltıyı hazırlayacağım.Bir yandan Ata'yı doyurup bir yandan ağzıma bir şeyler atacağım. Koşarak giyineceğim, vaktim varsa allık ruj süreceğim.9'da dersim başlıyor. 15:00 e kadar okulda gümbür gümbür geçecek zaman. Evdeki eksiklere göre alış verişi tamamlayıp koşarak eve geleceğim. Ata üzerime atlayıp "mi mi" isteyecek. Elimi yüzümü zar zor yıkayıp bebeğimle hasret gireceğim.O rahatladığında ve izin vermek isterse mutfağa geçip yemek hazırlayıp, evi şöyle bir toparlayıp, çamaşırları halledip, Ata ile oynayacağım yine.Akşam yemeği hazırlıkları, akşam yemeği, Ata ile oyun, masayı toplama derdiyle birlikte uyku saati gelecek.Ata'yı uyutacağım. Belki kendimi de... Uyumazsam ne iyi! Yarının yemeğini hazırlayıp, mutfağı parlatıp, eve çeki düzen verip, bilgisayar başına oturacağım. Okul için gerekli çalışmalarımı hazırlayıp maillerimi okuyacağım. Sonra biraz yazı derken...uykum gelecek ve sürünerek gideceğim uykuya.Gece 00:30 gibi...
Nerede kaldı bir akşam sohbeti, film izleme keyfi, kuaför, saç, baş, makyaj??? Soruyorum kendime ister istemez. Şimdi annem varken bile vaktim yok bunlara. Olmalı mı?Zaman yaratmalı mıyım? Evet. Kendim için evet. Artık yapsam iyi olur. Çünkü kendime bakınca herkese çok çok daha iyi bakıyorum.
Etiketler:
anne,
anne olmak,
çalışan anne,
çalışmak
20 Aralık 2010 Pazartesi
Tweet
Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık
Annemleyim aylardır. Kafam rahat, Ata'ya ilgi alaka ve bakım son derece güzel. Emekli öğretmen oluşu nedeniyle herşeye daha pedagojik yaklaşması, titizliği, şefkati...Herşeyiyle 4-4'lük biri o. Yani benim annem :)
O çalışan bir anneydi ve mobbingin alasını yaşadı, öğretmenlik yıllarında. Ezici çoğunlukla kadınların elinde olan öğretmenlik mesleğini idare eden erkek yöneticiler anneme, arkadaşlarına neler etti neler. Bebeği mi varmış? Çocuğu evde ateşlenmiş yalnız mı yatıyormuş? Hiç önemsenmedi çoğu.
Yıllar geçti, şimdi kamu çalışanlarının hakları biraz daha iyileşti.Ama özel sektörde çalışan annelerle kıyaslayınca aradaki fark tam bir uçurum.
Kadınlar dekolte giyinmediği için,
Kilolu olduğu için,
Hamile kaldığı için,
Doğumu yaklaştığı için,
Doğum sonrası ücretsiz izin kullanmak istediği için,
Süt iznini kullandırmamak için işten atılıyor.
Yalan mı?
Yok mu böyle davalar mahkemelerde?
Yada çalışsa da burnundan getirmiyorlar mı çalışan annelerin?
Bugün Hürriyet yazarlarından Yonca Tokbaş' ın köşe yazısına göz gezdirirken gördüm.
Dokuz Eylül Üniversitesi işletme bölümü master öğrencisi Şebnem Seçer' in Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık isimli kitabı yayındaymış. İnternette de satışa çıkmış buradan satın alabilirsiniz.
Kitap kapağı
Kendisi çalışması hakkında şunları kaleme almış:
"Annelik ve anne olmak en eski çağlardan beri kadının temel rollerinden biri olarak görülmüş ve kadın için doğal bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Diğer yandan, toplumsal gelişme sürecinde kadının çalışma yaşamına giderek artan oranda katılımının gerçekleşmesi sayesinde, hem çalışan bir birey hem de anne olmaları açısından farklı özelliklere sahip bir çalışan grubu olan “çalışan anneler” çalışma yaşamında daha görünür bir nitelik kazanmıştır. Çalışan annelerin çalışma yaşamındaki ağırlığı arttıkça, kendilerine özgü sorunların da gündeme gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu sorunlar arasında, çalışan kadının da zaman zaman yaşadığı ayrımcılık olgusunun, çalışan anne olmakla ilişkili görünümü önem arz etmeye başlamıştır.
Çalışan annelerin ve çalışan annelere yönelik ayrımcılığın konu edildiği bu eserde, kendine özgü karakteristiklere sahip bu farklı çalışan grubunun çalışma yaşamındaki genel profili ortaya konulmaya çalışılmış ve kadının doğrudan anne olmak nedeniyle maruz kaldığı ayrımcılığın niteliği ile çalışan annenin bu ayrımcılığa verdiği tepki değerlendirilmiştir. Böylelikle özellikle ülkemiz literatüründe oldukça ihmal edilmiş olan çalışan annelere, onların çalışma koşullarına ve yaşadıkları sorunlara yönelik akademik ilginin de arttırılması amaçlanmıştır.
Uzun bir araştırma sürecinden geçerek oluşan bu eserde çalışan anne olmanın olumlu ve olumsuz bütün yönleri değerlendirilmeye çalışılmış olmakla birlikte, kalan eksik yanların bundan sonraki çalışmalara esin kaynağı olabilmesi umulmaktadır. Konuyla ilgilenenlere ve bütün çalışan annelere yeni bir bakış açısı sunabilmesi dileğiyle…."
H. Şebnem SEÇER
Umarım bu kitap akedemisyenlerin, meclistekilerin, bürokrat ve yöneticilerin de oldukça ilgisini çeker.
Okunacaklar listesine alıyorum ve size de tavsiye ediyorum.
Sevgiler
O çalışan bir anneydi ve mobbingin alasını yaşadı, öğretmenlik yıllarında. Ezici çoğunlukla kadınların elinde olan öğretmenlik mesleğini idare eden erkek yöneticiler anneme, arkadaşlarına neler etti neler. Bebeği mi varmış? Çocuğu evde ateşlenmiş yalnız mı yatıyormuş? Hiç önemsenmedi çoğu.
Yıllar geçti, şimdi kamu çalışanlarının hakları biraz daha iyileşti.Ama özel sektörde çalışan annelerle kıyaslayınca aradaki fark tam bir uçurum.
Kadınlar dekolte giyinmediği için,
Kilolu olduğu için,
Hamile kaldığı için,
Doğumu yaklaştığı için,
Doğum sonrası ücretsiz izin kullanmak istediği için,
Süt iznini kullandırmamak için işten atılıyor.
Yalan mı?
Yok mu böyle davalar mahkemelerde?
Yada çalışsa da burnundan getirmiyorlar mı çalışan annelerin?
Bugün Hürriyet yazarlarından Yonca Tokbaş' ın köşe yazısına göz gezdirirken gördüm.
Dokuz Eylül Üniversitesi işletme bölümü master öğrencisi Şebnem Seçer' in Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık isimli kitabı yayındaymış. İnternette de satışa çıkmış buradan satın alabilirsiniz.
Kendisi çalışması hakkında şunları kaleme almış:
"Annelik ve anne olmak en eski çağlardan beri kadının temel rollerinden biri olarak görülmüş ve kadın için doğal bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Diğer yandan, toplumsal gelişme sürecinde kadının çalışma yaşamına giderek artan oranda katılımının gerçekleşmesi sayesinde, hem çalışan bir birey hem de anne olmaları açısından farklı özelliklere sahip bir çalışan grubu olan “çalışan anneler” çalışma yaşamında daha görünür bir nitelik kazanmıştır. Çalışan annelerin çalışma yaşamındaki ağırlığı arttıkça, kendilerine özgü sorunların da gündeme gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu sorunlar arasında, çalışan kadının da zaman zaman yaşadığı ayrımcılık olgusunun, çalışan anne olmakla ilişkili görünümü önem arz etmeye başlamıştır.
Çalışan annelerin ve çalışan annelere yönelik ayrımcılığın konu edildiği bu eserde, kendine özgü karakteristiklere sahip bu farklı çalışan grubunun çalışma yaşamındaki genel profili ortaya konulmaya çalışılmış ve kadının doğrudan anne olmak nedeniyle maruz kaldığı ayrımcılığın niteliği ile çalışan annenin bu ayrımcılığa verdiği tepki değerlendirilmiştir. Böylelikle özellikle ülkemiz literatüründe oldukça ihmal edilmiş olan çalışan annelere, onların çalışma koşullarına ve yaşadıkları sorunlara yönelik akademik ilginin de arttırılması amaçlanmıştır.
Uzun bir araştırma sürecinden geçerek oluşan bu eserde çalışan anne olmanın olumlu ve olumsuz bütün yönleri değerlendirilmeye çalışılmış olmakla birlikte, kalan eksik yanların bundan sonraki çalışmalara esin kaynağı olabilmesi umulmaktadır. Konuyla ilgilenenlere ve bütün çalışan annelere yeni bir bakış açısı sunabilmesi dileğiyle…."
H. Şebnem SEÇER
Umarım bu kitap akedemisyenlerin, meclistekilerin, bürokrat ve yöneticilerin de oldukça ilgisini çeker.
Okunacaklar listesine alıyorum ve size de tavsiye ediyorum.
Sevgiler
Etiketler:
anne olmak,
çalışan anne,
çalışmak
10 Kasım 2010 Çarşamba
Tweet
Bkz: çalışan anne olmak...
Çalışmak ne kadar zor ve dertli gibi görünsede anlaşılan o ki annenin evde kaldığı süre boyunca farkında olarak veya olmayarak yaşadığı depresif ruh halindne sıyrılmasını kolaylaştırıyor. Bu sefer farklı soru ve sorunlar devreye giriyor. Bebeğe kim bakacak, adam gibi bakacak mı, uyudu mu, yedi mi, keyfi yerinde mi gibi sorular satürnün halkaları gibi annenin başının etrafında dönmeye başlıyor. Hele ki ilk gün çalışabilene aşk olsun bence.
İlk gün yazmak isteyip de zaman bulamadığım için biraz gecikti bu postum ama şu an anlatacak farklı şeylerim var benim.
İlk gün kapıdan çıkarken kendimi çok garip hissediyordum. Kapıyı kapattıktan sonra merdivenlerden inerken ayaklarımın aslında ilerlemediğini geri geri gidip dolandığını farkettim. Evet yolda ilerliyor gözükyordum ama benim içsel hareketim eve doğru geri geriydi. İlk 50 metrede bir kaç kilogram gözyaşı döktüm. Sonra trafikte olmanın şaşkınlığıyla durdu gözyaşlarım.
İşte, hayatta kalma mücadelem başlamış ve orman kanunlarıyla yaşanan bu koca şehrin keşmekeşinde aklım oğlumda ama bir yandan da "aman bir terslik olmasın" vaziyetinde yol almaya gayret ediyordum.
Ayrılırken abartmamıştım, önce biraz emzirip sonra kocaman öpüp, ne yapacağımı ve ne diyeceğimi anlatıp babacığına emanet etmiştim. Aslında önce allaha sonra babacığına emanet ettim demeli ve dürüst olmalıyım. Canından çok sevdiği oğluşuna gözü gibi bakacağını bildiğim halde bin tane kaygıyla ve bildiğim bir iki duayla kalbim güm güm çarparak çıkmıştım evden.
Ruhum önce merdivenlerde sonra balkonun önünde kalrırım kenarında kalmıştı ona el sallarken.
İşe vardıktan 3-4 saat sonra bedenime geri döndü.
Bir ara çay içerken elimde telefonum fotoğraflarına bakarken buldum kendimi. Etradımda onlarca kadın vardı ve sanırım çok belliydi Ata'ya baktığım, hepsinde buruk bir tebessüm bana bakıyorlardı :))) Kadınlardan oluşmuş bir klanın içinde yer alıyorum ve anlaşılmak çok kolay oluyor, e çünkü hepsi doğurmuş nerdeyse :)
3-4 saat sonra kendime geldim dedim ya! Öyle bir geldim ki size anlatamam.
Öğnrecilerimin bilgi fişlerini inceleyip notlarımı alırken bir tanesinin ailesinin olmadığını ve devletin sahip çıktığını farkettim. İlk tokatla epey bir ayıldım sanırım. O an ne Ata'dan ayrı olmanın acısı kaldı ne de hüzünlü ruh halim. Küt diye ayıldım!!! Ben ki sokağın başındaki evimden sokağın sonundaki okulumda 5-6 saat kalıp ona kavuşacaktım. Evladım emin ellerdeydi, babasıyla keyfi yerindeydi, şimdi annesini hiç görmemiş bir evladın öğretmeni olduğumu öğrenince çalışan annelerin %99' undan farklı bir yerde olduğumu o an anladım.
Artık ben "öğretmen anneydim" kendimce, gözlerim doldu, doldu, doldu ve hafiften acemice bir tavırla sınıfa girdim. Son saatlerdi...Tek tek ödev veriyordum, çalışma kağıtları ve veli mektuplarını hazırlayıp neyi nasıl yapacaklarını tarif etmeye başladım.
En sonunda yanımda oturan esmer güzeli oğluma dönüp veli mektubumu uzattığımda yüzyılın sorusunu ve yanıtını alacaktım kendimce.
-Annen okuma yazma biliyor değil mi? Bu mektubu okusun tamam mı canım?
-Öğretmenim benim annem yok ki...
İşte benim bittiğim an ve yüzyılın yanıtı...
Bunu söylerken gözlerindeki manayı, halindeki sakinliği, duruşundaki masumiyeti size anlatamam bu küçük adamın. Gözlerimin içine bakmış ve ödev kağıdını katlamaya, çantasını hazırlamaya başlamıştı. Ben ise ne diyeceğimi bilemeyerek, boğazı düğüm düğüm olmuş biçare halimle sadece "özür dilerim" diyebildim fısıldayarak. Donmuş kalmıştım! Nasıl olur, nasıl böyle bir pot kırarım diye kudururken güya çaktırmadan bilgi fişlerini alt üst ettim. Öğrencim yeni başaldığı için bilgi fişi boştu ve gerekli kısımları doldurmak bana kalmıştı. Ona da devlet sahip çıkmış, büyütmeye çalışıyordu.
Devlet kimdi peki, okul müdürü, diğer ilgili öğretmen ve müdürler,sınıf öğretmeni yani benfilan falan.
Kafamın içini dümdüz eden bu olaydan sonra sıra eve dönüşteydi. Vedalaştıktan sonra yolda yürürken delicesine bir gayret değil bu sefer aklı okuldakilerde kalmış, kalbi evdeki bebeği için atan bir durgunlukla hareket ediyordum.
Bugün ise daha farklıydı herşey.Yıllardır tanışıyor gibiydik. Epey neşeli geçen bir günün ardından birlikte ayrıldık okuldan. Onlar gülümseyerek çıktı sınıftan koşar adımlarla, bense ağır adımlarla... Üzerimde öğretmen ve anne olmanın verdiği garip bir ağırlıkla koşarak değil, kendimden ve yaşadığımız sevgimizden çok emin bir şekilde yürüdüm Ata'cığıma doğru.

Evdekilere olup biteni anlatırken en özlü sözler teyzemden geldi.
R. Teyzemin sözleri ise şöyledi hala daha içimde çınlayan:
"Hayat boyu aynı anda farklı yerlerde farklı görevlerimiz olacak güzel kızım. Seninkisi çok zor ama güzel bir görev.Annelik sadece doğurmak değil, aynı zamanda çabalayarak büyütmek göreceksin.Yeni evlatlarına iyi bak e mi yavrucum? ..."
"Peki teyzeciğim, elimden geldiğince, gücümün yettiğince"... diyebildim cılız bir sesle... Kendime güvenmediğimden değil, yaşadığım şeyin tam olarak adını koyamamkla gelen sessizliğin verdiği garip şeyin halet-, ruhiyesiyle.
Eve gelince onları, okula gidince Ata'mı düşünerek geçecek zaman.
Anne olmak hakikaten kolay değilmiş, anlaşıldı.
Ben artık çalışan bir anneyim
Bkz: çalışan anne olmak...
Çalışmak ne kadar zor ve dertli gibi görünsede anlaşılan o ki annenin evde kaldığı süre boyunca farkında olarak veya olmayarak yaşadığı depresif ruh halindne sıyrılmasını kolaylaştırıyor. Bu sefer farklı soru ve sorunlar devreye giriyor. Bebeğe kim bakacak, adam gibi bakacak mı, uyudu mu, yedi mi, keyfi yerinde mi gibi sorular satürnün halkaları gibi annenin başının etrafında dönmeye başlıyor. Hele ki ilk gün çalışabilene aşk olsun bence.
İlk gün yazmak isteyip de zaman bulamadığım için biraz gecikti bu postum ama şu an anlatacak farklı şeylerim var benim.
İlk gün kapıdan çıkarken kendimi çok garip hissediyordum. Kapıyı kapattıktan sonra merdivenlerden inerken ayaklarımın aslında ilerlemediğini geri geri gidip dolandığını farkettim. Evet yolda ilerliyor gözükyordum ama benim içsel hareketim eve doğru geri geriydi. İlk 50 metrede bir kaç kilogram gözyaşı döktüm. Sonra trafikte olmanın şaşkınlığıyla durdu gözyaşlarım.
İşte, hayatta kalma mücadelem başlamış ve orman kanunlarıyla yaşanan bu koca şehrin keşmekeşinde aklım oğlumda ama bir yandan da "aman bir terslik olmasın" vaziyetinde yol almaya gayret ediyordum.
Ayrılırken abartmamıştım, önce biraz emzirip sonra kocaman öpüp, ne yapacağımı ve ne diyeceğimi anlatıp babacığına emanet etmiştim. Aslında önce allaha sonra babacığına emanet ettim demeli ve dürüst olmalıyım. Canından çok sevdiği oğluşuna gözü gibi bakacağını bildiğim halde bin tane kaygıyla ve bildiğim bir iki duayla kalbim güm güm çarparak çıkmıştım evden.
Ruhum önce merdivenlerde sonra balkonun önünde kalrırım kenarında kalmıştı ona el sallarken.
İşe vardıktan 3-4 saat sonra bedenime geri döndü.
Bir ara çay içerken elimde telefonum fotoğraflarına bakarken buldum kendimi. Etradımda onlarca kadın vardı ve sanırım çok belliydi Ata'ya baktığım, hepsinde buruk bir tebessüm bana bakıyorlardı :))) Kadınlardan oluşmuş bir klanın içinde yer alıyorum ve anlaşılmak çok kolay oluyor, e çünkü hepsi doğurmuş nerdeyse :)
3-4 saat sonra kendime geldim dedim ya! Öyle bir geldim ki size anlatamam.
Öğnrecilerimin bilgi fişlerini inceleyip notlarımı alırken bir tanesinin ailesinin olmadığını ve devletin sahip çıktığını farkettim. İlk tokatla epey bir ayıldım sanırım. O an ne Ata'dan ayrı olmanın acısı kaldı ne de hüzünlü ruh halim. Küt diye ayıldım!!! Ben ki sokağın başındaki evimden sokağın sonundaki okulumda 5-6 saat kalıp ona kavuşacaktım. Evladım emin ellerdeydi, babasıyla keyfi yerindeydi, şimdi annesini hiç görmemiş bir evladın öğretmeni olduğumu öğrenince çalışan annelerin %99' undan farklı bir yerde olduğumu o an anladım.
Artık ben "öğretmen anneydim" kendimce, gözlerim doldu, doldu, doldu ve hafiften acemice bir tavırla sınıfa girdim. Son saatlerdi...Tek tek ödev veriyordum, çalışma kağıtları ve veli mektuplarını hazırlayıp neyi nasıl yapacaklarını tarif etmeye başladım.
En sonunda yanımda oturan esmer güzeli oğluma dönüp veli mektubumu uzattığımda yüzyılın sorusunu ve yanıtını alacaktım kendimce.
-Annen okuma yazma biliyor değil mi? Bu mektubu okusun tamam mı canım?
-Öğretmenim benim annem yok ki...
İşte benim bittiğim an ve yüzyılın yanıtı...
Bunu söylerken gözlerindeki manayı, halindeki sakinliği, duruşundaki masumiyeti size anlatamam bu küçük adamın. Gözlerimin içine bakmış ve ödev kağıdını katlamaya, çantasını hazırlamaya başlamıştı. Ben ise ne diyeceğimi bilemeyerek, boğazı düğüm düğüm olmuş biçare halimle sadece "özür dilerim" diyebildim fısıldayarak. Donmuş kalmıştım! Nasıl olur, nasıl böyle bir pot kırarım diye kudururken güya çaktırmadan bilgi fişlerini alt üst ettim. Öğrencim yeni başaldığı için bilgi fişi boştu ve gerekli kısımları doldurmak bana kalmıştı. Ona da devlet sahip çıkmış, büyütmeye çalışıyordu.
Devlet kimdi peki, okul müdürü, diğer ilgili öğretmen ve müdürler,sınıf öğretmeni yani benfilan falan.
Kafamın içini dümdüz eden bu olaydan sonra sıra eve dönüşteydi. Vedalaştıktan sonra yolda yürürken delicesine bir gayret değil bu sefer aklı okuldakilerde kalmış, kalbi evdeki bebeği için atan bir durgunlukla hareket ediyordum.
Bugün ise daha farklıydı herşey.Yıllardır tanışıyor gibiydik. Epey neşeli geçen bir günün ardından birlikte ayrıldık okuldan. Onlar gülümseyerek çıktı sınıftan koşar adımlarla, bense ağır adımlarla... Üzerimde öğretmen ve anne olmanın verdiği garip bir ağırlıkla koşarak değil, kendimden ve yaşadığımız sevgimizden çok emin bir şekilde yürüdüm Ata'cığıma doğru.

Evdekilere olup biteni anlatırken en özlü sözler teyzemden geldi.
R. Teyzemin sözleri ise şöyledi hala daha içimde çınlayan:
"Hayat boyu aynı anda farklı yerlerde farklı görevlerimiz olacak güzel kızım. Seninkisi çok zor ama güzel bir görev.Annelik sadece doğurmak değil, aynı zamanda çabalayarak büyütmek göreceksin.Yeni evlatlarına iyi bak e mi yavrucum? ..."
"Peki teyzeciğim, elimden geldiğince, gücümün yettiğince"... diyebildim cılız bir sesle... Kendime güvenmediğimden değil, yaşadığım şeyin tam olarak adını koyamamkla gelen sessizliğin verdiği garip şeyin halet-, ruhiyesiyle.
Eve gelince onları, okula gidince Ata'mı düşünerek geçecek zaman.
Anne olmak hakikaten kolay değilmiş, anlaşıldı.
Etiketler:
anne olmak,
anneler gezegeninden bildiriyorum,
çalışan anne,
çalışmak,
öğretmen anne
31 Ekim 2010 Pazar
Yazacak çok şey var ama vakit yok işte!
Bu aralar emzirme, uyku, beslenme, oyun yerine çok daha zor dertlerle dolu kafam.
8 Kasım'da işe geri dönüyorum. Zihinsel engelli öğrencilerimle tanışacağım. ( zihinsel engelli ne demekse, esas engel bizde, onları anlayamadığımız için )
Yine kafam o ailelerin sonu gelmez üzüntüleriyle dolacak. Şimdi kafaya taktığım eften püften şeylerin aslında ne kadar boş olduğunu bir daha göreceğim.
Sonra da buraya yazacağım.
Çocuklar ve insanlar ne büyük zorluklar yaşıyor bir görelim bakalım.
Sana söylüyorum gelinim, Aylin annem sen anla!
Hadi görüşürüz,
Ciao
Bu aralar emzirme, uyku, beslenme, oyun yerine çok daha zor dertlerle dolu kafam.
8 Kasım'da işe geri dönüyorum. Zihinsel engelli öğrencilerimle tanışacağım. ( zihinsel engelli ne demekse, esas engel bizde, onları anlayamadığımız için )
Yine kafam o ailelerin sonu gelmez üzüntüleriyle dolacak. Şimdi kafaya taktığım eften püften şeylerin aslında ne kadar boş olduğunu bir daha göreceğim.
Sonra da buraya yazacağım.
Çocuklar ve insanlar ne büyük zorluklar yaşıyor bir görelim bakalım.
Sana söylüyorum gelinim, Aylin annem sen anla!
Hadi görüşürüz,
Ciao
Etiketler:
Aylin Anne,
çalışan anne,
çalışmak,
engelliler
29 Eylül 2010 Çarşamba
Tweet
Yapamıyorum
Yok yok! Yapamıyorum arkadaş! Ben bu işi beceremiyorum.
Şöyyyyle elimde fincanım oturup ne kadar blog varsa okumak, en azından göz atmak istiyorum ama ı-ıh! olmuyor işte. Hiç zamanım yok.
Uzun uzun yazmak, çektiğim fotoğrafları yüklemek için ise benim için bir hayal oldu bu aralar.
Sabah 06:30 dan gece 23:30 a kadar full time hareket halindeyim ve yetişemiyorum.Onları yazsam, okurken yığılıp kalabilirsiniz,o derece. Aslında hepiniz benim yaşadığımın bir benzerini yaşıyorsunuz belki de...
Anlarsınız o nedenle, değil mi?
Yazılarınız çok hoş, fotoğraflarınız... Benden yorum gelmiyorsa lütfen bilin ki zamanım olmadığından.
Affedin...
Sevgiler
Aylin
Şöyyyyle elimde fincanım oturup ne kadar blog varsa okumak, en azından göz atmak istiyorum ama ı-ıh! olmuyor işte. Hiç zamanım yok.
Uzun uzun yazmak, çektiğim fotoğrafları yüklemek için ise benim için bir hayal oldu bu aralar.
Sabah 06:30 dan gece 23:30 a kadar full time hareket halindeyim ve yetişemiyorum.Onları yazsam, okurken yığılıp kalabilirsiniz,o derece. Aslında hepiniz benim yaşadığımın bir benzerini yaşıyorsunuz belki de...
Anlarsınız o nedenle, değil mi?
Yazılarınız çok hoş, fotoğraflarınız... Benden yorum gelmiyorsa lütfen bilin ki zamanım olmadığından.
Affedin...
Sevgiler
Aylin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
