çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2011 Perşembe

Çizgi filmlerde siyaset ve ırkçılık




İki gün önce öğle saatleriydi. Meyve tabağı hazırlamak için mutfaktaydım. İçeriden Ata' nın panikle beni çağırdığını işitince koşarak yanına gittim. Nasıl olduysa benim akıllı oğlum açık olan Luli'yi değiştirmiş bambaşka bir kanala geçmişti. Ekranda bir çizgi film vardı.

Bir asker...
Başındaki şapkasında bir bayrak ...
Omzunda bir roketatar
Hedef aldığı şey ise top oynayan çocuklar.
Eyvah çocuklar ıvuracak, hemen kanalı değiştireyim derken, güm diye çocukların topunu vurdu.
Fonda gerilimli bir müzik...
Kötü kötü kahkalar atan bir asker,
Ağlayan çocuklar.

Kısacası yönüyle dehşet bir çizgi film. 2 dakika bile sürmeyen izleme süresinde olan biten buydu. İzlemesin diye Ata'yı kucağıma alıp televizyona sırtını çevirmiştim.

Hemen kanalı değiştirdim ancak tam 2 gün oldu, hiç aklımdan çıkmıyor.

Sorumlar soruyorum sürekli...

1.Bir ulusun yaptıklarına karşı olunabilir, sevilmeyebilir. Ben de onaylamıyorum çoğu şeyi. Ancak o ulusun yaptığı çirkinlikleri çocuklara anlatmanın yolu bu mudur?

2.Küçücük beyinlere savaş yerine barış anlatılmalıyken, neyin nesi bu kötü asker ve roketatar?

3.Bu çizgi filmi yapanların amacı nedir?Yüzyıllardır bitmek bilmeyen bir kavga için yeni militanlar mı yetiştirilmek isteniyor?

4.Niçin yetişkinler çocukları serbest bırakmazlar ve illa ki kendi inanışlarını kopyalayıp yapıştırmak isterler?

5.Rtük ne diyor bu işe?Ülkemizdeki çizgi filmleri, çocuk yayınlarını "gerçekten" denetleyen birileri yok mu?

6. Ya daha berbat bir sahne denk gelseydi... Ekran başındaki binlerce miniğin yaşadığı travmanın hesabını kim ödeyecek?

7. Çocukların tv izlediği bir saatte ırkçılık, şiddet, siyaset içerikli çizgi filmleri yayınlandığından kimsenin haberi yok mu acaba?

8. Bu ülke ne zaman kendi özdenetimini sağlayacak????

9. Savaşın, nefretin, kötülüğün propagandasını yapmak kimin işine yarar?

10. Bugün roketatarla çocukların topunu vuran askeri gören, yarın eline tabanca alıp adam öldürmez mi???

Kanal yöneticileri, film yapımcıları... Durun ve düşünün! Yaptığınız küçük çocukları şiddet meraklısı yapmaktan bir adım öteye gitmeyen şeyler. Politik meseleler ve savaşlar küçük çocuklarla çözülmez. Savaşı değil barışı anlatın ki gelecekte barış adamı olsunlar.



Barış ve selametin yolu eli silahlı kötü adamları göstermekten geçmez.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Acaba kaka yaptım.

Dün öğle yemeğini hazırlarken Ata' nın sessiz sedasız bir şekilde kakasını yaptığını ve haber vermediğini farkettim. Son zamanlarda Ata herhangi bir sinyal vermeden bu işi hallediyor. Bazen bir köşeye çekilip bekliyor, bazen ıkınıyor ama dediğim gibi, son zamanlarda pek sessiz.

Meğer içinde bulunduğu dönemin gereği olarak bir kenara çekilip halıya, koltuğa kakasını çişini yapması gayet olağan ve doğalmış. İki yaşını doldurduktan sonra söylemeye başlaması beklenmeliymiş. Sadece anlamaya çalışmak bile derin nefesler aldırıyor iletişimimize.

Niçin haber vermediğini anlamak için sesli bir şekilde düşünmeye başladım. Yere oturup oğlumla gözgöze geldiğimizde "Ata, acaba kaka yaptığını niçin söylemiyorsun. Çok merak ediyorum annecim" deyince şöyle bir durdu, bir kaç adım attı, geri döndü, eliyle bezini yokladı ve poposunu işaret ederek "acaba kaka yaptım" dedi.

Annesinin endişesini gidermek için mi bunu dedi, yoksa bir anda söyleyebileceğini mi keşfetti bilemiyorum. Ancak acaba ile başlayıp yaptım ile biten bir cümle beni hem güldürdü hem de "bu iş olacak" mesajını verdi :)

Bu iş zaten olacak. Emzirme döneminde, katı gıdaya geçerken, yürürken, konuşurken yaşadığım "acaba"nın tuvalet eğitimi versiyonu bu. Biliyorum, bu da olacak. Ama delilik bu annelik, yine de "acaba" demeden de geçemiyorum :)

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Yeni kitaplarımız

Bundan yaklaşık 5 yıl önce Sabah gazetesinin Kültür Sanat ekinde çocuk kitapları editörlüğü yapmıştım. Haftalık olarak kitap önerileri ve anne babalara temel bir takım bilgiler yazıyordum. Öyle keyifli öyle tatlı bir işti ki benim için... Çocuk kitabı okumak ve önermek hem çok keyifli hem de çok ciddi bir iş bana kalırsa. Öyle ki seçilen kitaplarla çocuğa renkli bir dünya armağan etmek harika bir şey.

Anne olduktan sonra ve Ata bebeklikten çıkıp çocuk olmaya başladıkça daha da ciddiyetle eğilmeye başladım.

Ata'ya kitap alırken dikkat ettiğim şeyler:

- Kağıdı suya, tükürüğe, ısırılmaya, koparılmaya dayanıklı olmalı.

- Beyaz fonda renkli çizimler olmalı.

- Çizimler ve altında yer alan metin birbiriyle uyumlu olmalı.

- Şiddet öğesi içermemeli.

- Bu aralar kepçe, kamyon, dozer, vinç, çöp kamyonu gibi nesnelere çok düşkün olduğu için bu tür kitaplar seçiyorum. Bir de bizim oğlan kedi delisi. Kedilerle ilgili öykülerin olduğu kitaplar seçerek onu mutlu etmeye çalışıyorum.

İşte son dönemde aldığımız kitaplarımız:

Arkadaşım Kedi

Arkadaşım Köpek

Yapıştır, tamamla, boya

Hareketli inşaat

Akıllı bebeklerin oynadığı 365 oyun

Kiparları ilkkitaplarim.com dan sipariş ettim. Sitenin içeriği, tasarımı ve dizini öyle sadeki yorulmadan iki dakikada alacaklarımı seçip çıktım. Oh be! :)

3 Mayıs 2011 Salı

Yemeyen çocuğa yedirmenin 14 kuralı

Yemek yemek herkese eziyetse...

Yemeyen çocuğuma nasıl yedirebilirim?

Yemek yemiyor, ne yapabilirim?

İştahsız, ne yapsak?

Yemeği sevmesi için parkta mı doyurayım?

Yemiyor, çok endişeliyim...

Bunun gibi pek çok soru ve cümle sıralayabilirim. Her annenin çocuğuyla ilgili olarak en az bir kez yaşadığı bir yememe döneminde bu soru ve cümleler kullanıliyor anlaşılan. Geçen günkü postta Ata' nın neler yediğini yazmıştım. Sevgili Tijen peki "yemeyen veletlere ne yapacağız" diye sormuş. Ben de bu soruyu seve seve yanıtlamak istedim. Çünkü aylarca yemek yedirmek için çabalamış, artık en sonunda stresten sırtında yaralar çıkarmış bir anne olarak belki bir yardımım dokunur diye düşünüyorum. Ata 6.ayında diş çıkarmaya başladı ve bu dönemde katı gıdalarla tanıştık. İkisi çakışınca oldukça zorlu bir yememe süreci başladı.

O dönem yaptıklarımı ve yazdıklarımı inceleyince durumu şöyle özetleyebilirim.

Nasıl davranmalı?
1. Peşinden kaşıkla koşturmadım. İyi de oldu, poposunun üstüne oturup masada yeneceğini bir şekilde öğrendi sonunda.

2.İki çeşit yemek hazırlıyorum mutlaka. Mesela pilav + balık. Çok sevdiği pilavı bayılarak yemeye çalışırken balığı ağzına ağzına depiyorum. Böylelikle herkes için adil bir beslenme olmuş oluyor.

3.Masaya kendi çatalını / kaşığını götürmesini istiyorum Ata' dan. Son zamanlarda daha çok severek yapar oldu. Yemeğe motive ediyor sanıyorum.

4. Askeli lise mantığıyla hareket edip yemek saatlerinin hergün aynı olmasına dikkat ettim en başından beri. Bazen de atladığımız yada geciktiği oldu tabi. Ama dikkat etmeye başlayınca aynı saatlerde acıktı ve yemeye başladı.

5. Masada ve oturarak yemek yemek konusunda ısrarlı davranmak çocuğu yemek ve sofra kültürüne yaklaştıracaktır. Ayakta gezerken doyurmaya çalışmak yemeği hafife almasını sağlayabilir diye düşündüm, uzak durdum.

6. Yemek yediği için ödül vermedim şimdiye kadar.. Dün parkta bir anne yemeğini yiyen oğluna ödül olarak kocaman bir çikolata verdi.Yani aslında o anne çocuğuna şu mesajı verdi istemeden: "ödül olarak vediğim abur cubur yaptığım yemeklerden daha değerlidir". Sakın, sakın, sakın!

7. Yememek için direndiği zamanlarda çok süslü yemek tabakları hazırlayıp bütün dikkatini yemeğe çekmeye çalışıyorum.

8. Sofrada birlikte yiyoruz. Ata yemese de biz yemeye devam ederiz. O da yemeğimizin bitmesini bekler. İşte bu çok önemli bence. Beklemeyi bilmek...

9. Bol bol konuşarak, sesimi alçaltıp yükselterek. Bütün ilgimi Ata'ya verip onunla sohbet ederek yemesini sağlamaya çalışıyorum. Bir dönem evde ne kadar büyük varsa toplanıp Ata yesin diye cümbüş yapıyorlardı. ( Ben okuldayken yemek yedirmek için başlamıştı bu furya.) Tesbih sallayıp helikopter taklidi yapan büyükanneler, televizyon açıp "aa, bak ne varmış" deyip ağzını açmasını sağlayan baba modelleri, def çalıp şarkı söyleyen insanlar... Hatırladıkça ruhum daralıyor. Bir gün annem (emekli sınıf öğretmeni, dikkatinizi çekerim) geldi ve bu hengame bitti :) Tam ekip hazırlanıp sahne alıyordu ki annemin şu cümlesi birden herkesi durdurdu ve susturdu: "Ata' nın yemeğe konsantre olması lazım, bu şekilde yemek yemeyi öğrenemez". Tsssssssssssssss, sessizlik ve ardından kaşığı eline alıp incelemeye başlayan ve annannesine hiç itiraz etmeyen bir Ata... İşte o günden beri ekip paydos ettiği için, genelde yemeğe konsantre benim oğlum ;)

10. Bir ara biskuvilere dadandı, artık almıyorum ve abur cubur vermiyoruz. Sadece dişini kaşımak isterse havuç, salatalık, uzun grisinilerden arada sırada veriyorum.

11. Herzaman ama herzaman kendi kendine yemesine izin verdim. Altına bir bez yayarak üstünün başının batmasına göz yumarak yemeği kaşığa daldırmasını zevkle izledim çoğu kez. Hele ki, ilkinde ağzını bulup yuttuğunda çok mutlu olmuştu. İkimiz de anladık ki bu başarmanın ta kendisi ve başarı hazzını zedelemek istemedim, çok çamaşır çıkıyor diye :)

12. Değişik tarifleri denemek iyi bir motivasyon kaynağı anlaşılan. Değişik çorbalar, sebze yemekleri denemek mantıklı olabilir. Ata sayesinde çok değişik ve pratik yemek öğrendiğim için ayrıca mutluyum :)

13. Süt içmek istemezse yoğurt ve peynir takviyesini sıklaştırdım. Sütü sevmek zorudna değil. Ayrıca bir yaprak marulda bir bardak sütten daha fazla kalsiyum var ;)

14. Yemekten önce, yemek sırasında çok fazla su içmesine izin vermedim ki iştahı kesilmesin. Yemekten biraz sonra istediği kadar içebilir sevgili oğlum.

Umarım bu anti-bilimsel liste işinize yarar :) Anne stres yapmazsa çocuk daha rahat yer şeklindeki cümleyi de eklersek sanırım fena olmaz. Ve umarım bu liste işinize yarar .



Sevgiler

6 Şubat 2011 Pazar

Otizm Nedir?


Tohum Otizm Vakfı
Yükleyen sifiti. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.

Otizm Nedir?

Türkiye Otizimlilere Destek ve Eğitim Vakfı kensi web sitesinde otizm ile ilgili şu tanıyı yayınlamış:

"1943′te Dr. Leo Kanner 11 çocuk üzerinde yaptığı çalışmalar sonunda literatüre ‘Erken Çocukluk Otizmi’ terimini kazandırdı. Aynı yıllarda Hans Asperger bugün Asperger Sendromu olarak bilinen, aynı bozukluğun daha hafif bir biçimini tanımladı. Kanner üzerinde çalıştığı 11 çocukta, sosyal ilişki kuramama, dili iletişim için kullanmama, ekolali, tekrarlayıcı davranışlar, değişiklikleri tolere edememe gibi günümüzde de tanı kriterleri içinde olan özellikler yanında, geçerliliğini yitirmiş bazı özellikler de tarif etmiştir. Otizm DSM-III tanı sınıflamasına kadar çocukluk çağı psikozları arasında yerini almıştır. Yıllar süren değerlendirmeler sonunda araştırmacılar, otizm ile çocukluk şizofrenisinin ayrı bozukluklar olduğu konusunda birleşmişlerdir ve otizm resmi bir sınıflama terimi olarak DSM-III’e girmiştir. 1994 yılında DSM-IV (Uluslararası Ruhsal Hastalıklar Tanı ve istatistik El Kitabı) içinde Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (günümüzde Otistik Spektrum Bozuklukları terimi daha çok kullanılmaktadır) başlığı altında yerini almıştır. Rett Sendromu, Çocukluk Çağı Desintegratif Bozukluk, Asperger Sendromu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk / Atipik Otizm de bu başlık altındadır."


Otizm Belirtileri Nelerdir?



Güncel bilgiler için lütfen tıklayınız : OTİZM konuşamamak, söyleyecek bir şeyiniz olmadığı anlamına gelmez

29 Aralık 2010 Çarşamba

Sürekli düşündüklerim

Bu aralar pek keyfi yok Ata' nın. Diş çıkarıyor, grip atlattı, evde tıkılı vaziyette günlerdir :( Bunlardan mıdır nedir, bilemiyorum ama işte dediğim gibi pek keyfi yok. Sinirleniyor mesela, kızıyor!

Biliyorum ki bir yandan da benliği gelişiyor. Kendini daha net algılamayı öğreniyor mesela. Acaba hoşuna gitmeyen bir şey olunca çabuk mı kırılıyor? Ondan mı tepki veriyor çattadanak? Yada belki oyun arkadaşları gibi değilizdir biz büyükler. Ona gıcık oluyordur...

Belki huzursuzluğu sadece diştendir. Ben büyütüyorumdur...

Dönüp duruyor kafamda...

Bakalım oyun arkadaşlarıyla biraraya gelmek ferahlatacak mı?

25 Aralık 2010 Cumartesi

Ata' nın Kitaplığından...

Birgün telefonum çaldı, açtığımda karşıdaki güzel ve yumuşak sesli bayan yayınevinden aradığını ve ziyaretimize gelip ürün tanıtmak istediğini söylediğinde ne yalan söyleyeyim, sıvışmanın yollarını aradım. Meğer numaramı arkadaşımdan almış. Kıramadım tabi... Buyrun gelin dedim.
1 hafta sonra geldi eline bir katalogla. Yine hiçbir şey almadan nasıl sıyrılabilirim bu iştenin peşindeyim. Eee ne yapayım , maaşı olmayan bir anne olarak ister istemez bu geçti aklımdan :))) Derken, güzel sesli ve güzel huylu satış danışmanı Aylin Hanım, yani adaşım bana aşağıdaki kartları gösterdi. Dınk!!! Tamam dedim, işte budur. Düşünmeden, uzatmadan almaya karar verdim. Çünkü kartlarda dokun-kokla-hisset durumu da var. Yani 3 boyutlu :)

Evde sürekli kullanıyoruz ve Ata ile çok faydasını gördük.Kelime dağarcığı genişledi diyebilirim. Kılavuz kartlar anneleri zaten çok doğru bir şekilde yönlendiriyor. İyi ki almışız, çok tavsiye ederim hepinize. Hem dayanıklılar da ...Kolay kolay yırtılıp eğrilip, eciş bücüş olmuyorlar :) Her birinde 16 tane kart var ve şekiller, dokular bence iyi.

İşte elimizdekiler:

















En ucuz nereden temin edilebilir bilmiyorum. Piyasa araştırması iyi olabilir. Yayınevinin ismi ABC Yayın Grubu.

Bebeğinizin dil gelişimi için, zeka gelişimi için bu kartları tavsiye ederim. Ata' nın farklı kelimelerle tanılmasını, farklı kavramları kavramasını epey kolaylaştırdı. Anne-bebek oyunlarına yenilik katacağına inanıyorum. Ayrıca İngilizce ve Almanca karşılıkları - telaffuzları da var :)

19 Eylül 2010 Pazar

1 Yaş Özellikleri ve Oyun - Oyuncak Seçimi


Atacığımız bir yaşına girerken sevgili Latife Tunç' un önerdiği Keyifli Tatlar mutfağına uğradık. Hande hanım pasta atölyesinde Ata için güzel bir pasta tasarladı.
Mmmmmm, mis gibi olan bu pastayı hem gören hem de yiyen herkes çok beğendi. Tavsiye ederim :)

1. yaşa gelindiğinde çok şey değişiyor. Uyku ve yemek düzeni daha da derinleşiyor, dil ve sosyal gelişim hızlanıyor, yürümeye geçiliyor derken o minicik bebek gidip karşınıza artık bir oyun çocuğu çıkıyor :)

Ata'cık önceleri oyuncaklarına 5 dakika kadar zaman ayırırken şimdilerde epey bir zaman harcayarak iyi vakit geçirmeye çalışıyor. Onu böyle izlemek çok keyifli doğrusu :)

Hepimiz biliyoruz ki ; çocukların yaşına uygun seçilen oyuncaklar zekasını geliştiriyor, kültürel gelişimini daha kaliteli hale getiriyor, sosyal yönünü güçlendiriyor ve duygusal olarak destekliyor.

Öncelikle hangi aylarda ne vermek lazım onları yazayım:
Doğumdan itibaren oyuncak kullanmaya başlayabiliriz ...

0-6 ay arası:

Parlak ve ses çıkaran dönenceler(15-20 cm uzağa ve sağ yanlarına asılmalı, bebekler genelde önce sağ taraflarına bakarlar), asılan oyuncaklar,üzerinde siyah-beyaz kontrast bulunan oyuncaklar,plastik halkalar...
Halkalı yani eliyle tutabileceği, yeri geldiğinde rahatça ısırabileceği çıngıraklar,
gelişimi için uygundur. Eliyle tutması kas gelişimini destekler, ısırmak ise onu epey rahatlatabilir. Bunlara imkan tanımak gerektiğini düşünüyorum.

6-9 ay arası:
Yıkanabilir bebekler, hayvanlar,halkalar, ısırması ve temizliği kolay hayvan vb şekilli oyuncaklar yine gelişimi için uygundur. Minik kitaplar da bu listeye eklenebilir.Bir de marakasları eklemeliyim. Ata'da çok işe yaramıştı.Ritim duygusunu destekler.Ritim duygusu gelişirse, sinir ve dolaşım sistemi daha sağlıklı olur.Artı olarak parmak kasları daha kolay gelişir.

9-12 ay arası:
Yer çekimini kavramaya başlayan bebişler artık ellerine ne geçse yere atmaya başlamışlardır. Bu küçük Newton'ların bu özelliğini desteklemek için yere atınca kırılmayan, parçalanmayan ama ses çıkaran oyuncaklar almak en doğrusudur. Küpler, şekilleri içine dizebildiği kovalar,tef, zil, davul ve minik bir org tavsiye edebilirim. Klavye tutuşu ve klavye çalışmaları mantık ve matematik zekasını geliştirir.Müzikle içiçe olması sağ ve sol lobların uyumlu çalışmasına ve daha da zeki olmasına katkı sağlayabilir.Dönen çarklar, kovalar, yoğurt kapları, cevizler, plastik tabaklar artık yeni oyuncakları olabilir.Bu dönemde bebekler sallamayı,bükmeyi, istiflemeyi çok sever.Herşey ikeşfetmek istedikleri için evin dolaplarını sürekli açıp indirmek ve tekrar istiflemek isteyebilirler.Burada anneler elleme cısssssssssssss demek yerine kırılmayacak, ona zarar vermeyecek nesneleri ortada bırakmalıdır.Plastik mutfak kapları,peçeteler alt raflara yerleştirilerek anne de bebek de mutlu mesut günler yaşayabilir. Aksi takdirde çocuğun araştırma hevesinin içine edilir ve bu çocuk okula başlayınca araştırmai ödev yapmak filan istemez.

12-15 ay arası:
İtilebilen, çekilebilen oyuncaklar ilgisini çekecektir. Belinin etrafından geçmeyen ve oturma kısmı olmayan yürüteç arabalar işe yarayabilir.
Küpleri sıralamak,
Kutuları veya küpleriüst üste dizmek,
Yan yana dizmek,
S çizmek yine çok iyi sonuçlar verebilir.
Oyuncakları kovalara doldurmak ve boşlatmak,
Kurmalı oyuncaklar yine hoşuna gidebilir.
Eğer yürüyorsa üzerine binip gezebileceği oyuncaklarla çok zevk alabilir.
Kırılmayan aynalar,
Peçeteler,
Bebekler,
Karton bebek kitapları,
Kapağı açılınca içinden çeşitli nesnelerin fırladığı kutular,
Şekillerin içine sokuşturuluduğu kovalar,
İtme çekme oyuncakları,
Büyük kumaş veya tüylü oyuncaklar gelişimine uygundur.



Oyuncak alırken dikkat edilmesi gerekenler:
-Pek çok uzmana ve Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin'e göre oyuncakların bir düğmeye basıp onlarca ses ve ışık çıkarması bebeğe-çocuğa birşey kazandırmaz. Bunun yerine oyunca seçiminde dikkat edilmesi gereken farklı şeyler vardır:
-Oyuncak kesici, delici ve zarar verici olmamalıdır.
-Çıkardığı ses ve ışıklarla bebeği hipnotize edip, pasif hale getirmemelidir.(DİKKAT, OTİZM!DİKKAT HİPERAKTİVİTE VE DİKKAT DAĞINIKLIĞI SENDROMU)
-Birden fazla oyun oynanabilecek tasarımları olmalıdır. Örneği küplerle onları üst üste, yanya sıralama,yılan yapma,kovaya doldurma gibi 3-4 çşit oyun oynanabilir ve bu gibi durumlar ve oyuncaklar çocuğun zekasını yanında hayal gücünü geliştirir.
-Ahşap
-Temizlemesi kolay,
-Toksik madde içermeyen,
-Sinir bozucu sesler çıkarmayan,
-Sürekli ışıklar ve yüksek tempolu sesler çıkarmayan oyuncaklar seçilmedilir.

Biz Ata'ya ;bol bol küpler, legolar, lego arabalar, büyük tekerlekli arabalar,kocaman bir peluş köpek, içine şekilleri atabildiği bir araba, kurunca giden sevimli bir havhav, tel üzerinde şekilleri itebildiği oyuncaklar aldık son dönemde. Ayrıca; minik kaplar, iç içe geçen plastik saklama kapları, cevizler, kalın kartondan kitaplar, silindir şeklindeki DVD kutuları, oyuncak bir bebeklerle oynuyor.Çekebileceği bir araba ve itebileceği bir arabası var.

Evde ne varsa kaldırmadık elbette, kapılara güvenlik bantları taktık eli sıkışmasın diye. Kesici ve delici mutfak eşyalarını üst çekmecelere dizip koruyucu bantlarla kapattık ama alt raf ve çekmecelere peçete,örtü, amerikan servisi,plastik kapları bıraktık.O da mutlu biz de...Bibloları ve diğer şeyleri ellemek istediğinde yanına gidip cısss demiyoruz. SAdece neyin ne olduğunu anlatıyoruz. Oynamak isterse ellemesine ve almasına izin verip,araştırma hevesinin tatmin olmasını bekliyoruz. Elektronik eşyaları karıştırmak isterse orada müdahale edip sadece açma ve kapatma düğmesine yönlendiriyoruz.(Şimdilik)

5 Eylül 2010 Pazar

Zihinsel istismar



Anne ve babalar, eğitimciler, çocukları seven herkesin özellikle dikkatini çekmek istediğim bir konu var ''zihinsel istismar''. Farkında olmadan hepimizin maruz kaldığı ve bir şekilde istismar uyguladığı bir durumdur. Yaşanılan travmalar psikologlar ve uzmanlar tarafından incelendiğinde görülüyor ki aslında hepimizin birbirine uyguladığı bir şiddet biçiminin adı zihinsel istismar. Kesiklerin, darpların izleri hemen görülür ve tedavi edilebilir ama zihinsel istismarın izlerini bulmak, ortaya çıkarmak, tedavi etmek çok zordur.
Peki nedir bu zihinsel istismar? Biz hangi davranışlarımızla, sözlerimizle özellikle çocuklarımızı zorluyoruz?
Tehditler Savuruyoruz!
Eğer bunu bir daha yaparsan seni sevmeyeceğim” cümlesi buna en güzel örnektir. özellikle gelişim çağının ilk evrelerinde olan çocuklara söylediğinde etkisi ömür boyu karakterinden silinmeyecek izler bırakabilir. Siz de böyle bir tehditle karşılaştıysanız, o an neler hissettiniz, hatırlayınız. Bunula beraber ''seni uzağa bırakacağım'', ''bir daha hiç görüşmeyeceğiz'' gibi sözler savurduğumuz en yaygın tehditlere örnektir.
En çok beni sevsin istiyoruz.
En masumu da çocuklarımızı yetiştirip terbiye ederken ''beni herşeyden daha çok sev'' mesajını onlara yüklemeye çalışmaktır. Buna örnek olarak ''annemizi herşeyden çok sevmeliyiz'' mesajı olabilir. Anne sevgisini her konuda ve olayda vurgulamak, tehdit unsuru yapmak çocuklarda şiddetli korkulara, kaybetme duygularına neden olabilir. ''Evden gidip bir daha hiç gelmeyeceğim'' diyen bir anneyi o an için mazur görebiliriz, peki ya bu sözü duyan 5 yaşındaki çocuğunun dünyasındaki yol açacağı büyük sarsıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bu tehditlerin ileride özellikle duygusal ilişkilerinde onu nasıl zorlayacağını bir yetişkin olarak düşünmek zorundayız.
Dövmekle tehdit ediyoruz.
Fiziksel şiddet tehditleri, özellikle topluluk içinde böyle bir tehditle çocuklara yaklaşmak derinden etkilenmelerine neden olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen, özgüveni düşük olarak yetişmelerine neden olabilir.
Sözlerle yaralıyoruz.
Aynı zamanda iletişim kurarken seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz farketmediğimiz kadar yaralayıcı olabilir. özellikle sözlü kınamalarımızda aşırılığa kaçmak travmalara sebep olabilir. Bir çocuğu sürekli “ işe yaramaz”, ” kötü” ilan etmek kendini kötü hissetmesine ve öyle olduğuna inanmasına yol açabilir.Böyle bir durumla karşılaşmayı hangi yetişkin kabul edebilir, öyle değil mi? Bir çocuğa sürekli olarak ”haylaz” olduğunu söylemek kişilik alt yapısının olumsuz bir zemine kaymasına neden olabilir. Bunun istenmeyen davranışların tekrar edilmemesi gerektiği anlatılırsa travmatik durumların yaşanılmasını engeller. Sürekli yaramazlığını vurgulamaz olumsuz pekiştireç görevini görür, istenmeyen davranışlar devam eder. Aynı zamanda çocuğun ruh dünyası sarsılarak sağlığını yütürebilir.
Kıyaslıyoruz.
özellikle okul başarısında çok sık rastlanılan bir durum olarak kıyaslama çocukların en çok tepki verdikleri durumlardan birisidir. “Arkadaşın Selin tam puan almış, sen alamamışsın” diyerek kıyaslamaya başlıyoruz. Genelde örnek göstermek, çocuğun önüne hedef koyarak aşmasını sağlamak için yaparız. Ama bu karşı taraf için acı veren bir durum olabilir. özellikle bu kıyaslamayı kardeşler arasında yapmak daha kaçınılması gereken bir durumdur. Anne ve babaların bir çocuğunu diğerine göre daha çok sevdiğine çoğumuz şahit olmuşuzdur. Daha az ilgi gören çocuğun içinde yaşadığı sevilmeme durumu ileride kendisini “ kurban” olarak hissetmesine olumsuz zemin hazırlayacaktır. Sağlıklı olmayan ilişkiler geliştirmesine, yanlış arkadaş seçimine, mutsuz evliliklere, özgüvenden yoksun bir iş yaşamına neden olabilir. çocukluk çağında yaşanan küçük travmalar yetişkin olunca özellikle büyük mutsuzluklara dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken “ ben olsam ne düşünürdüm” diye düşünmeyi elden bırakmamız çok önemli. Nihayetinde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi özellikle çocuklara yapmaya anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin hakkı olmadığını düşünüyorum. İç iletişimimizi ve çocuklarla olan iletişimizi sağlıklı olarak güçlendirmek için kaynaklara ve uzmanlara danışmayı tavsiye ediyorum.
Sağduyulu, bol empatili, huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Aylin Atasagun

3 Eylül 2010 Cuma

Oyun halkalarla neler yapılabilir? Oyunlarımız Vol .I

Birden çocukluğa yani oyun çocukluğuna geçmiş olan Ata ile birlikte yaptıklarımız keyifli vakitler yaratıyor...

Ce-e oyununa ellerimizle yüzümüzü kapatarak oyanamaya çok erken başladık, öyle ki hatırlamıyorum bile:) Sonra bir eşyanın arkasına saklanarak devam etti. Sonra saklambaça dönüştü. Emekleme sürecinin katkısı büyük bunda.

Şimdilerde ise oturup oyuncaklarımızla oynayarak zaman geçiriyoruz.

Halkalarla kule yapıyoruz sık sık. Sonra onları tek tek çıkarıp yine tek tek takıyoruz. Sırasıyla takıp çıkarabilmesini sağlamak için her defasında anlatarak ve aynı uyaranları vererek gerekli beceriyi gösterebilmesini sağlamaya çalışıyorum...



Bir başka vesiyonu ise halkaları (4 taneler) el ve ayak bileklerine takmak ve çıkarmasını istemek olabiliyor.

Sonra aynı halkaları yuvarlamaya başlıyoruz.

Diğer bir versiyonu ise halkaları eksenleri etrafında döndürmek ve kendi kendilerine durmalarını izlemeyi başarabilmek. Konsantre olmayı öğretmek kadar zihinsel ve dil gelişimini destekleyen bir yapı yarattığımı düşünüyorum.

Bu oyuncakla daha çeşitli versiyonlar yaratmak mümkün.Halkaları yerde yanyana diziyorum ve renkleriyle sayıyorum bazen. Büyük halkadan küçüğe doğru sayıyorum mesela. Sarı, turuncu, mavi, yeşiiillll :) Haydi bir daha...

Bazen en büyüğü ve en küçüğü alıp gösteriyorum "Bu büyük bu küçük" gibi. Aslında tek bir kavram üzerinden gitsem daha iyi olur tabi. Çünkü aynı anda iki kavram için henüz küçük. Mesela "büyük halkayı alalım, büyük halkayı yuvarlayalım, büyük halkayı bileğimize takalım, büyük halkayı döndürelim"...gibi bir oyun daha makul ve mantıklı olabilir. Şimdi yazarken aklıma geldi :)

Dur bunu yarın bir deneyeyim :)))

Sevgiler

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Ata bugün ne yedi?

Efendim, artık sabah kahvaltılarımız ve yemek tabaklarımız olabildiğince şekilli ve süslü hazırlanıyor. Kenarlarındaki salatalık ve domatesleri kolayca kavrayıp yemesi için küçük parmak boyunda kestim.ım...Biberleri ise iki parmağı ile kavrayacak şekilde bırakt Muzlar ise pekmezli olarak ortaya dizildi.Tatların bir birine karışmamasına dikkat ettim tabi, biberler bariyer görevini gördü diyebilirim.İşe yaradı, tavsiye ederim.



Not:Peynir ve yumurta ayrı tabakta olduğu için burada gözükmüyorlar :)))

Sevgiler

Aylin

30 Haziran 2010 Çarşamba

Bilinçaltı kurgulamayla çocukların beyni zehirleniyor!

İnternet çağındayız...Herkesin evinde bilgisayarlar lap toplar var.Ancak iş bilgi işçiliğine,araştırmaya, doğru bilgiye ulaşmaya gelince, kimse kusura bakmasın, anne profilimizin karnesi kötü."Birbirimize sormak yerine uzmanlara danışsak kaybetmeyiz, değil mi? UzmanTV başta olmak üzere annelerin ve ebeveynlerin bilgi sahibi olacağı çok güzel siteler mevcut."

Ancak uzmanların açıklamaya epey çekindiği bir konu var ki o da reklamlarla bilinçaltı kurgulama yöntemi.



Bakın Dr. Kemal Yeşilçimen ne diyor:
" Bilinçaltına gönderilen sinyallerle körpe beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu budur. Medyayı dikkatlice incelersek zihinsel işgalin her çeşidini kolayca görebiliriz. Bu yöntemin en etkili olduğu dönem ise çocukluk dönemi:

Bu dönemde algılanması istenen nesneler, sevgi ve güven sözcükleri içine gizlenerek reklamlar, çizgi filmler ve çocuk programlarıyla sunulur. Çünkü ilk algılanan nesneler anne baba gibi vazgeçilmez olacaktır. Bu şekilde çocuğun zihinsel bariyerleri kolayca geçilerek sigaradan cep telefonuna, janjanlı şeylerden kolalı içkilere kadar yaşam tarzına girmesi istenen her şey, zihinlere kök hücre nakli gibi ekilir. Minik beyinlere binlerce kere aşılanan 'hayata bağlar'-'bağlan hayata' gibi şifre sözcüklerle ilişkilendirilen görüntü ve kurgular, çocukları hayata bağlıyan vazgeçilmez nesneler olur. Onlarsız hayat artık mümkün değildir.

Minik yavrular bu nesnelerin sağlığa veya insan hayatına zararlı olabileceğini idrak edemez. Sonraki yıllarda bu nesnelerin zararlı olduğu idrak edilse bile iş işten geçer ve bu alışkanlıklar hayatın parçası olur. Artık insanı yaşadığı dünyaya bağlayan bu nesnelerdir ve bunlar olmadan yaşamak anlamsızdır. Bunların yan etki ve zararları bile unutulur, bağımlılık benliği esir alır. Özgürlükler, sadece silahla yok edilmiyor. Henüz reşit hale gelmemiş beyinlerin bu şekilde programlanması, özgürlükler açısından endişe vericidir. Minik beyinlere sürekli aşılanan bu tehlikeden, 'Selocanlarımızı' yani, küresel minik robotlara dönüştürülmeye çalışılan canlarımızı, nasıl koruyabiliriz? Yaşam tarzını sinsice belirleyen bu akıl oyununu idrak edemeyen milletlerin yaşaması çok zor...!!!"





Böyle önemli bir konuyu çok iyi düşünmek gerekiyor!



Özellikle Disney bilinçaltı kurgulama yapmak için çok çalışmış baksanıza. Sayesinde dünyada Paris Hilton gibi beyniyle değil şeyiyle yaşayan kadınların sayısı patladı ve artarak gidiyor.

Bir de TV' nin olumsuz etkilerinin şöyle bir listesi var:

İki boyutlu görseller onların beyin gelişmini bloklar bu bir.
2. beynin her iki küresi aynı anda gelişmez, otizme yol açabilir.
3.asosyal olurlar.
4.Dil gelişimi geri kalır, ifade etmede güçlük çekerler.
5.reklamlarda bilinçaltı kurgulama tekniği sayesinde çocukları hedef alrak başta porno yayınlar,şiddet vb şeylere yönlendirilirler.

İnşallah birilerinin daha dikkatli olmasına vesile olur, TV denen aptal kutusundan yeni neslin en azından bir iki üyesini uzak tutarak geleceğe en iyi şekilde hazırlayabiliriz.

Sevgiler