doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2011 Perşembe

Barbie oyun bitti bebeğim!

Şaşmaz bir şekilde her sabah 6:10 da kalkan oğlumla güne başladığımda kafamda bambaşka bir konuyu kaleme almak vardı. Ancak zaman yaratıp maillerime bakmaya başladığımda durum değişti. Bugünkü sorum ve sorunum "oyuncaklar" .

Ata'ya oyuncak alırken gelişimine uygun olmasının yanı sıra; toksik madde bulunmamasına, organik olmasına ve daha çevreci olmasına dikkat ediyoruz. Biliyorum ki piyasadaki pek çok oyuncağın içeriğinde toksik ve kanserojen maddeler var. Çocuk ağzına aldığı andan itibaren tükrük yoluyla bu maddeler parçalanıp vücudunda derin bir yolculuğa çıkabiliyor. Artık gerisini ve etkilerini siz tahmin edin. Bu nedenle oyuncak alırken neredeyse olabildiğince dikkatli olmaya çalışıyoruz eşimle birlikte.

Eskisi gibi değil tabi, sağlıklı ve çevreci oyuncakları seçmek kolay. Mesela Greengoods'un oyuncakları var. Kayrada'markasında organik ürünlerin olduğunu biliyorum. Eminim bilmediğim pek çok marka, ürün ve hizmet vardır. Araştırarak bulunabilir, bilgi alınabilir. Zaten yükselen değer "organik" ürünler ve bakış açısı olduğu için bu piyasa çok canlı ilk zamanlara göre.

Ancak şimdi esas konuya gelelim. Ata'yı ve beni direk ilgilendirmeyen ama yazının çıkış noktası olan konuya: Barbie bir orman katili mi?

Bir oğlum olduğu için bebeklerle ilgili piyasayı neredeyse hiç bilmiyorum. Siz bana kamyon, kepçe, dozer ve vinçleri sorun, şakır şakır anlatayım nerede ne var, fiyatı kaça:) Kırk yılda bir uğradığımız bebek reyonlarında pek haz etmediğim, küçük kızların beden imgesi ile ilgili gelişimini felce uğratan Barbie'lerle karşılaşıyor üstün körü, öylesine bakıyorum. İyi ki de öylesine bir ilgiymiş bu, çünkü anlaşılan o ki "Barbie bir orman katili".

Barbie' nin üretici firması Mattel' in ürünlerini daha ucuza mal edebilmek için Endonezya'daki yağmur ormanlarını katletmeye başladığı söyleniyor. Dahası şirketin konuyla ilgili detaylı ve aksi yönde bir açıklama yapmamış olması başta Greenpeace olmak üzere pek çok çevrecinin tepkisine yol açıyor.

Ata'nın (oyuncak) Barbie bebekle (şimdilik) işi yok (fakat yakın bir gelecekte güzel kızlarla ilgileneceğinden adım gibi eminim;) ) Ama bundan sonra çevremdeki cici kızlara hediye seçerken "Barbie" olmamasına çok dikkat edeceğimden eminim. Bu firmalar kendini dünyanın efendisi sandıkça, biz tüketicilerin ürünleri protesto ederek gerçekleri öğreteceğinden şüphem yok. Almazsak üretmezler ve dünya daha rahat nefes alır düye düşünüyorum.

Sumatra kaplanlarının, ormanların, fillerin, ağaçların, toprağın ve suyun aziz değeri için Greenpeace'in imza kampanyasına katıldım. Eğer siz de bu katliama dur demek isterseniz buraya tıklayarak detaylı bilgi alabilir, dünyamız için bir imza atabilirsiniz.



Bence çok beklemeyin, durmayın, bir imza da siz atın.

1 Şubat 2011 Salı

Karamsar Olmak İçin Çok Geç


HOME bir Yann Arthus Bertrand filmi.

Bizim Ata' ya bilinçli olarak izlettiğimiz ve televizyona bakarken vicdanımızın cız etmediği ilk ve tek film olacak belki de...

"Artık karamsar olmak için çok geç" diyor, slogan olarak ve dünyayı insan denen varlığın kısacık bir sürede nasıl da çöpe dönüştürdüğünü ve olasılıkla başımıza gelmesi kuvvetle muhtemel "kötü" şeyleri anlatıyor.

Örneğin; dünyadaki su kaynaklarının tükenmek üzere olduğunu,dünyadaki tüm kaynaklarının %80'ini dünya nüfüsunu %20 si sömürüyor.
- 2025'te su kaynaklarının çoğu tükenmiş olacak.
- Dünya balık stoğunun %75' i tükenmek üzere...
- Dünyada üretilen yiyecek stoğu herkese fazlasıyla yetecekken bu açlık neden?
- Nevada nehrinin bir kolu artık yok.
- Sibirya'daki donmuş toprak erirse, ortaya çıkacak metan gazıyla atmosfer ve tabi ki dünya cehenneme dönebilir...

Karamsar olmak için çok geç...

Yenilenebilir, sürdürülebilir enerji kullanarak, daha az et tüketerek, bir kaç sene balık yemeyerek yaşayabiliriz.

Bence bütün anneler birleşerek ve şu canavar gibi bizi esir eden elektromanyetik medeniyetin içine "doğal yaşam" sevgisi eksin.

Giriş bölümünü buradan izleyebilirsiniz bu arada.

Home Yuva 1 kısım belgesel | akilli.tv|Reklam:formula 21 formen



Sevgiler

22 Aralık 2010 Çarşamba

Doğa' nın Mektubu | Seninki kaç cm?

İnsanların bu dünyayı kendi çöplüğüne çevirmelerine ve hayvanlara karşı "hayvan" gibi dabranmalarına çok kızıyorum.

Biz kim oluyoruz da balıkları "yavruyken" alıp yiyoruz?

Biz kim oluyoruz ki, bu hayvanları pis denizlerde yaşamaya mahkum ediyoruz?

Biz kimiz? Biz sadece yiyiciyiz.

Bir de bu yavru balıkları bile bile avlayıp masamıza sunanlar var.

Ah tabi onlara izin verenleri de unutmayalım.

....
Az önce aldığım e-maile hayran kaldım ve paylaşmak istiyorum. (Ata' nın ve arkadaşlarının, hatta onların çocuklarının, torunlarının balık yiyebilmesi için siz de okuyun ve paylaşın lütfen)

10 YAŞINDAKİ DOĞA'NIN SİZE SÖYLECEKLERİ VAR!



Benim adım Doğa. 10 yaşındayım ve 4. sınıfa gidiyorum. Geçen hafta Greenpeace'in yavru balık etkinliği için sınıf arkadaşlarımla birlikte balık pazarına gittik. Cetvellerle balıkları ölçtük. Her yerde yavru balık satıyorlardı. Çünkü yavru balıkları tutmak ve satmak yasak değilmiş.

Ben burada 6,5 cm boyunda bir hamsi buldum. Balıkçı abiye, "Bu balık yavru, satmamalısınız." dedim. "Sen nerden biliyorsun?" diye sordu. Ben de "Balık cetvelinde yazıyor." dedim.

Eğer büyükler yavru balıkları yakalarsa, ben büyüdüğümde denizlerde balık kalmayacak. Çocuklar balık yiyemediği için boyları kısa kalacak.



Arkadaşlar! Anneniz ve babanız yavru balıkları satın almasın. Başbakanımız'dan balıkçıların yavru balık tutmasını yasaklamasını istiyorum. Balıklar yumurtlayana kadar tutulmasın.

Ben bunun için sınıf arkadaşlarımla Greenpeace'in bu kampanyasına katıldım.




Aylin Anne bu kampanyaya destek veriyor ve herkesin elini vicdanına götürüp desteklemesini istiyor.
Benimki kaç santimmiş öğrenmek ister misiniz? :)

17 Aralık 2010 Cuma

En iyi lazımlık hangisi?

Piyasa araştırmalarına başladım. Şimdilerde biliyorsunuz 2. Ekolojik Günler Fulya Kültür Merkezi'nde devam ediyor. Ve bizim firmamız Atasagun Film Yapım ve Babylife da katılmıcı olarak fuarda yer alıyorular. Mutlaka ziyaret edin derim.

Artık çalışan anne olduğum için ve çalışma saatlerime denk geldiği için ben gidemedim. Ancak yarın ve pazar günü mutlaka ziyaret etmeyi düşünüyorum. Çünküüüüü "organik lazımlık" bulmuş eşim :) EVET, lazımlığın da organiği var :))) Çok şeker.

Firmanın sahibi Çağatay' ın çok sevdiği bir arkadaşı ve harikulade ürünleri var. Kendi kızlarıyla çıktıkları ebeveynlik yolculuğuna green Goods markasıyla devam etmişler. Aklıam yatan ilk şey ürünlerinin toksik içerikli olmaması ve el yapımı olması. Tıkalyın, ziyaret edin, ihtiyaçlarınız varsa alın derim. Zira ben organik lazımlığı bulmuşken kaçırmayacağım ve gerekli diğer malzemelerimi de buradan alacağım.

Organik lazımlıkların 3 renk seçeneği var.

Ürünün hakkında bilgi ise aynen şöyle:
<blockquote>atık bitki malzemelerinden elde edilmiş, evinizde yıllarca kullanıldıktan sonra toprağa gömerseniz biyolojik olarak hızla yok olabilecek bir lazımlık... 2009 yılında Mother&Baby Gümüş Ödülü alan Becopotty, ergonomik tasarımıyla hem rahat hem de kullanışlı. Sırt kısmının yükseltisi denge sağlarken, ön tarafındaki koruma yükseltisi de etrafa sıçramaları engelliyor, böylece tuvalet alışkanlığı konforla ve hijyenik bir biçimde sürdürülebiliyor. En önemlisi bu lazımlık hem bebeğiniz hem de çevre için çok uygun... Becopotty lazımlık hayatına tarım artığı olan bambu artığı ve pirinç kabuğu olarak başlıyor.Becothings bu artıkları toplayarak toz haline getiriyor.Biyolojik olarak yok olabilen bir reçine ile karıştırıyor ve kalıpta bekleterek Becopotty lazımlığı yaratıyor. Becopotty Lazımlıkla ilgili küçük birkaç fikir... Çocuğunuzun tuvalet terbiyesi sona erdiğinde lazımlığı bahçenize gömebilirsiniz. Küçük bir ipucu vermek gerekirse; gömmeden önce lazımlığın altında birkaç küçük delik açarsanız nemin içeri girmesini kolaylaştırmış olursunuz.Becopotty tamamen dibe battığında biraz tohum biraz da su ekleyerek tohumlarınızın çiçeğe dönüşmesini izleyin. Birkaç sene boyunca lazımlık toprağa karışacağından hem çiçeklerinizi besleyecek hem de doğaya katkıda bulunacak.

Bir de fiyatı bana çok makul geldi, şu an indirimde: 30.25 TL

Ohh, bu işi de tamamladım. Artık rahat rahat çayımı içe bilirim.

Haydi kalın sağlıcakla :)

Not: ÇEKİLİŞE KATILMAYI İHMAL ETMEYİN :)

3 Eylül 2010 Cuma

Ata,eşim ve ben değirmenlere karşıyız!



Bile bile lades bizimkisi...

Toplumsal meselelerle fazla nefes tüketmiş ve yorulmuş bir anne olarak huyumdan yine vazgeçmedim ama daha akıllıca hareket ettiğimiz düşünüyorum.

Neden mi bahsediyorum: çevre koruma bilincinden.

2 yıldır profesyonel ev hanımıyım (Asıl mesleğim öğretmenlik ama ev hanımlığı bana yapışan ve yapıştırılan bir görev) Aile halkı olarak düzenli bir şekilde çöp üretiyoruz ve bunca çöp üretimi beni çıldırtıp endişelendirmeye yetiyor, "ne olacak halimiz???" diye diye...

Tatilden döndüğümüzden beri kağıtları ayrı, camları ayrı, plastikleri ayrı ayrı poşetlere koyuyorum.Organik çöpleri ise öğütücüde hallediyorum.
Evimizin karşısında bir cam şişe kumbarasının olması beni pek bir sevindiriyor. Şişeleri biriktirip oraya gittiğimizde çok sevinçli oluyorum. Ata'yı da alıp şişeleri kumbaraya atmaca oynuyoruz. Sayı sayıyoruz tabi bu arada.Çok eğlenceli vallahi.

Kağıtlar koca bir karton torabada katlanıp istifleniyor.
Plastikler yine bir torbada birikiyor.

Sonra evin köşesindeki konteynırın kenarına bırakılıyor ki bunları toplayarak hayatını kazanan yurttaşlara bir nebze bizim de katkımız olsun.

Güya Belediye her cumartesi kapıt,kompozit,plastik ve camları ayrı ayrı toplayacaktı ama nerdeeeeeee. Projeyi duyduğum ilk an " işlemez bu süreç, kimse çıkarmaz çöpünü filan" dedim. Etrafımdakiler kaşlarını çattı, şimdi Aylin soruyor kaşları havada bir şekilde; hani,nerede çöpler, nerede belediye??? :)

Bir öğretmen olarak halkın biokimyasını, düşünce kalıplarını, yaşam biçimini çok iyi biliyorum. Okulda çöp ayırmayı bırakın, elindekini çöpe atmayı öğretmekte güçlük çekiyoruz.

Öyle beceremiyoruz ki ülkemizde her metrekareye bir tane iri çöp parçası düşüyor. O nedenle bana kaşlarınızı çatmayınız, analizlerinizi, verilerinizi iyi kontrol ediniz derim efendim.

Aaa, tabi Ata, eşim ve ben yel değirmenelerine karşıyız, bile bile... Belki de en güzeli böööyyllleeeeeeeee :)



Çöpler ayrışıyor,camlar şenlikle kumbaraya atılıyor her hafta :)

Sevgiler

27 Ağustos 2010 Cuma

Kenyalı Ata

Çikolata renkli değil oğlum ama bir Kenyalı gibi toprağa çıplak ayak basıyor :)

Efendim, antropologlar incelemiş, bakmış araştırmış ve buyurlarmış ki; yürüme bağımsız olarak gerçekleşinceye kadar bebekleri çıplak ayak yürütmek en iyisiymiş.Çünkü ayak tabanı basılan zemini çok iyi kavradığı için, nöronlar, kas sistemi, sinir sistemi, duyu denge merkezi daha aktif çalışırmış.

Biz bunu okumadan zaten çıplak ayak yürütmeye başlamıştık. Elbette cicili bicili aykkabıları hatta parmak arası şıpıdık terlikleri bile var ama "doğal" olanı tercih etti kendisi de bizim gibi, giymiyor :)))



Fotoğraftaki terlikleri sahilde ayağına amca ve teyzelerin attığı sigara izmaritleri, cam kırıkları, çöpler vesaire batmasın diye aldık. Bir kaç kere giydi veeeeeee doğru arşive :)))

Çocuklar aslında "doğal" olanı biliyor, asıl yapmacıklık bizde galiba :)

Seslerine ve isteklerine kulak vermeyi daha iyi öğrenmek lazım bence.


Sevgiler

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Doğum ve annelik doğuştan hazır olduğumuz şeyler aslında...

Ben buna çok inanıyorum, bence kadın cinsi anneliğe ve doğuma hazır bir donanımla dünyaya geliyor. Bunları yapmak için ihtiyacı olan şeyler su, hava, beslenme biraz huzur ve kendi iç seslerini dinlemek...

Bebeğimin geleceğini öğrendiğim gün aslında gözümde büyüyen tek şeyin zaman olduğunu biliyordum. Ancak ne yapacağıma, nasıl davranacağıma, bebeğimi hayatımın neresine koyacağıma hazırldım. O nedenle panik olacak bir şey yoktu. Sadece renkli ayrıntılar vardı düşünülmesi gereken. Odası, perdesi, kıyafetleri vesaire.

Hayatım boyunca "doğal" olan şeylerle bir aradaydım. Mesela, saçlarımı boyamadım onlar ağarana kadar.Boyama yaşıma bakılırsa ortalamanın epey bir gerisindeyim. Makyaj, manikür- pedikür malzemeleri, kremler veya detarjan, sprey gibi şeylerle aram pek iyi değildi.

Ben sabunu, saç kınasını, suyu tercih ettim genelde. Gerekmediği sürece makyaj yapmadım. Hala daha yapmam, gerekemdiği sürece saçımı boyatmadım.

Beslenme ve evimde kullanacağım şeyler konusunda ise yine doğal ve organik olanları tercih etmiştim ve eşimle hala tercihimiz bu yöndedir.

Beslenmeyi açarsak, asitli içecekleri hayatımdan çıkaralı yıllar oluyor mesela.Üniversite yurtlarında içecek en kolay şey kutudaki asitli içeceklerdir. Bir gün detosku keşfedip hakkında binlerce kitap okurken ilk öğrendiğim şeyin: kanserli hücrelerin asitli ve oksijensiz ortamda ürediğiydi. E o zaman ilk yapılacak şey asitleri defetmekti hayatımdan. Sonra o kızartmaları çıkarmak. Kızgın ve işlenmiş yağlarla da hiç işim olmadı benim.
Etleri de uzak tuttum hep kendimden. O canım hayvanlara verilen ilaçlar, hormonlu takviyeler insan vücudunda ilk önce -kadınlarda- yumurtalık ve rahim bölgesine yerleşiyormuş. Etlerle olan ilişkim de mesafeliydi. Tıpkı balıklar gibi... Ağır metallerle dolu denizde yüze yüze içlerine çektikleri civayı yemeyi göze alamazdım. Hele ki hamileyken.

Öyle ki, bir seminerde örnek olarak anlatılmıştı: "balık faydalıdır, hamileler bol bol yemelidir" sloganını benimseyen bir annenin bebeği ağır derecede engelli olarak dünyaya gelmiş. Yapılan araştırmalar sonunda annenin tükettiği balıkların buna sebep olduğu kanısına varılmış. Marmara'dan çıkan balıklara özellikle dikkat, HAMİLELER YEMESİN demişti uzmanlar.

Tabi ki organik GDO derdinden uzak besinleri tercih etmiştim, meyve sebze babında.

Müziğin bile organiğini dinlemiştim: yani enstrümantal olanını:)))) Bu bana ve ruhuma tabi ki bebeğime çok fayda etmişti.

Şimdi, bu kadar "doğal" olma sevdalısıyken, doğumu başka türlü düşünemezdim. Doğanın verdiği bir akış var bedene..Özellikle hamileyken. O nedenle kafamı hiiiiiiiiç bozmadım başka şeylerle... DOğal doğum olacak dedim ve bol bol yürüyüş yaptım.
Ama şimdiki aklım olsa doğal doğumu destekleyen kurslara katılırdım.

Çok güzel kurslar var, örneğin Dr. Hakan Çoker'in, DOUM'un, Dr.Dilek Cengiz' in... hamileler bunu mutlaka araştırmalı ve gitmeli diye düşünüyorum.

Bir sonraki yazım hamilelikte yaptıklarım ve yapmadıklarım üzerine olacak.

Sevgilerimle

22 Temmuz 2010 Perşembe

Güzel bir gün - dü :)

Bugün annelik yaşantımı ve oğluşumu derinden etkileyen önemli bir gündü.

Öncelikle Harvey Karp' ın notlarını okudum bol bol. EvvvveeTTTTTT! Doğru yoldayım, devam dedim kendi kendime.

Örneğin onu Şşşşşşhhhh, pış pış pış diye uyutmam çok sağlıklıydı.
Bol bol kucaklamamız,
Emzirerek uyutmam,
Kucağımda hafif hafif sallamam,
Ona gerekli ses tonu ile yanaşmam,
Sinirli ise benimde hafiften ses tonumu yükseltmem,
Ona karşı saygıda kusur etmemem,
Uzun cümleler yerine kısa kısa net konuşmam,
Uzun uzun ağlatmamam, ağlamasına izin vermemem... Tamam doğru yoldayım dedim kendi kendime.

Ağladığı ilk 4 ayı hatırlıyorum garip bir acıyla. Bu acıyı tarif etmem çok güç. Bir kutu kola nasıl ezilirse bir ayakla aynı şekilde benim de göğsüm öyle ezik ve acı dolu olarak hatırlıyorum o anları. Oturup ben de ağlardım, susturamadıkça kendime olan güvenim biterdi. Hayatın bittiği anlardı bebeğimin ağladığı anlar. Sling ile taşımak olsun, kucaklamak olsun...evin içinde 4 döndüğümüz o günleri düşündükçe gidip öpüp öpüp koklamak istiyorum onu. Allah ağlatmasın, amin.

Herneyse, ağlamaları için çizdiğimiz formüller filan hepsi okdi.

Bebekleri 0-8 ay ve 8ay-5 yaş olarak iki gelişim dönemine ayıran Dr. Karp ( ki bence az basamaklı bir ayrışım ) ikinci bölümdekileri toddler, yumurcak olarak nitelendiriyor ve onlara Cave Man, mağara adamı sıfatını yakıştırıyor. Tabi bu dönemin içinde çok yakışıklı bir mağara adamı var ve bol bol doğayla baş başa olmasını isteyne biz anne-babası bugün onu toprakla oynaması için bahçeye bıraktık.

Mutluydu ve bize kocaman aferin demek gerekiyordu.

Doğayla bütünleşik olarak büyümek her çocuğun içinde var. Ama biz göremiyoruz işte :( Ondan hepsi sokak istiyor, ağaçlara tırmanmak, toprağı eşelemek, hayvanların peşinde koşturmak... Ya bu arada yaşadığımız yerde ne kadar az hayvan var, ne üzücü. 3-4 tane sarman kedi, 1 kırlangıç kuyruk kelebek, 4-5 tane güvercin bir de komşunun köpeğini gördük bütün gün boyunca. Ali babanın çiftliği ne kadar inandırıcı olabilir Ata için? Ne kadarını zihninde canlandırabilir? Olmaz! Olmaz! Buna acil bir çözüm şart! Eve derhal cici dostlar almanın zamanı geldi. Zaten pedagojik açıdan çok faydalı hem okuduk hem de gördük bin kez :)))

Bakalım nasıl başaracağız bu işi ? :)