mutlu günlerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu günlerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

Oda ve kapı süsleri

Ata' nın doğumundan kalan bir takım süsler var. Satın almak isterseniz aşağıdaki fotoğraflara gözatıverin derim :)

İlki kapı süsü:
Kargo dahil
:20 TL



Diğeri de paketinden hiç açılmamış olan kare şeklindeki uçan balonlar:
Kargo Dahil
: 15 TL


Bir diğeri de,Hoşgeldin Bebek Yazısı:
Kargo Dahil:
15 TL


Hepsini almak isterseniz kargo dahil hepsi 40 TL

Satılık & kiralık ilanlarını ve daha fazlasını 2.el - pazaryeri sayfasından takip edebilirsiniz.

... devam edecek

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Yaşıyorum, yazıyorum!

Uzun zaman oldu yazmayalı. Bir kaç kez elim gitti klavyeye ama ı-ıh. Bıraktım tuşları, geri çektim ellerimi.

İçimden gelmiyorsa zormalamanın bir anlamı yok diye düşündüm ve hafiften inzivaya çekildim. İyi de oldu. Kendime zaman ayırmaya çalıştım, kendimi dinlemeye, uzun zamandır yapmadığım şeylere vakit bulmaya çalıştım.

Yürüdüm mesela, ellerim ceplerimde, kafamdaki dumanı tüttüre tüttüre.

Sonra şeklimi şemalimi şöyle bir eden geçirdim.

Saçlarım belime kadardı.

Saçlarımı kısaltmanın keyfini yaşadım.

Önce böyle,



Sonra böyle,



En son ise şöyle:



Duyar gibi oluyorum, "depresyonda mısın" dediğinizi. Yanıtım evet. Bu eveti yazmak ve gerçekten bir evet olduğunu bilmek harika bir duygu. Çünkü artık eskisi gibi kendi sıkıntı ve çözmem gerekenleri hazır altı etmiyor, ne yaşayacaksam yaşamaya gayret ediyorum. Sonra daha güzeli yardım alıyorum. Çok iyi bir ailem, muhteşem bir oğlum, süper bir psikologum var. Üstelik tamamlayıcı tıptan da yardım alıyorum. Eğer siz de dardaysanız ve artık genişlemek istiyorsanız, işte bu kapıları çalabilirsiniz.

Uzman Psikolog Iraz Toros Suman
Doç.Dr.Mehmet Gürsel

Kuş gibi oldum. Az bir şey kaldı, onlar da geçeeerrr gider evelallah :)

23 Mayıs doğum günümdü, harika bir süpriz partı hazırlayan eşime, yalnız bırakmayan arkadaşlarıma, arayan, mesaj gönderen sevdiklerime çok teşekkür ederim. Seviyorum sizleri.

Birikmiş çok şey var zihnimde, fırsat buldukça yazarım yine. Hele Ata ile ilgili öyle çok şey var ki.... Yazacağım söz :)

Şimdi yemek ve temizlik zamanı. 2 aylık bir tatile çıktım ve gerekli tatil düzenini baştan oturtup 2 ay boyunca deli gibi gezmeyi planlıyorum :)))))))))))))

Darısı başınıza :)

Sevgiler

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Sonunda...

Uzun zamandır yazamadım. Uzun zaman dediğim bir hafta aslında ama bir blog yazarı için uzun bir süre. Cumartesi, pazar günleri gezmekten, pazartesi, salı günleri ise çalışmaktan ve yorgunluktan dolayı yazamadım.

Cumartesi günü öğleden sonra biten işlerimizin ardından Bağdat Caddesi'nde gezmeye başladık oğlumla. Eski ve yeni ne kadar dostumuz arkadaşımız varsa hepsiyle karşılaştık. Acayip mutlu oldum haliyle.

Bir ara uyudu, uyanınca Gratis'e uğradık Mendil ıvır zıvır alıp çıkıyorken, Ata kasadaki süslü kutulardan birini çekti ve bırakmadı. Kuğu şeklinde bir şeydi, öderken, içinde ne var diye sormak aklıma geldi nihayet. Kasiyer kız kolye var deyince kalbime acayip tatlı bir sıcaklık yayıldı. Kollarımdaki güzel yavrum bir şekilde bana bir hediye seçti düye düşündüm içimden. Eh, anne olunca böyle düşünülüyor belki de... Bahçeye çıktım, alıp boynuma taktım. Ata'cığımı kocaman öpüp sıkı sıkı sarıldım.

O gün bugündür kolye boynumda ve çıkarmayı hiç mi hiç düşünmüyorum.

Anneler gününde o minik elleriyle verdiği çiçekler, saçlarımı okşayışı ve güzel gözleri en unutulmaz şeylerdi benim için. Anneler gününde İstanbul Yoga Merkezi'nce düzenlenen bebek masajı eğitimine katıldım. Eğitimi Küba asıllı Amnerikalı masaj terapisti Maite Carrera verdi ve tüm ayrıntılar burada. Eğitime katılan en büyük bebek olan Ata çabucak sıkıldı ve poposunda bezi ile salondan kaçtı. Biz de kendimizi sokaklara attık mecburen. Sokaklarda çılgınlar gibi gezerken bir de farkettim ki oğlumun bir ayakkabısı YOK. Anında tornistan yapıp ters istikamette ilerlemeye başladım. Yaklaşık 1 kilometre geride bir ağacın kenarında bulunca sevinçten zıp zıp zıplamay başladım. Ama ne yapayım, o ayakkabılar dayısıyla yengesinin hediyesiydi.

Bu arada biz ana oğul haftasonunu geçirirken Çağatay Arkabahçe grubunun Dönsen isimli şarkısına arkadaşı Burak Kıyıcı ile klip çekti. Yorumlarınızı klip dönmeye başlayınca ayrıca isteyeceğim.

Bir de önümüzdeki hafta için size çok güzel iki süpriz / haberim olacak. Umarım beğenirsiniz.

Not: konulara ait fotoğrafları yükledikçe ilerleyen postlarda paylaşacağım.

;)

20 Şubat 2011 Pazar

Anne-bebek fuarındaydık

Olabildiğince özet ve Aylin & Ata fotoğraflarıyla süslü son yazımı okumak için buraya klik lütfen :)

Not: Kadının yeri kocasının blogumuşmuşmuş...

17 Ocak 2011 Pazartesi

İlk'lerle geçen günler...

Aman yarabbi!

Yorgunluktan görmüyorum, duymuyorum, sürünüyorum ama bilgisayar başındayım ve bitmez tükenmez bir yazma azmiyle tıkır tıkır cümleleri yerleştiriyorum ekrana. PES!!! :))) Yazmak bir çeşit terapi, tamam ama yorgunlukla karışık yazma azminin terapiden ziyade bir çeşit iç dökme hevesi olduğunu düşünüyorum.Gülüyorum bir yandan :)

Yazsam yazsam susmasam yine yazsam... O derece ... :))) :P

İlklerle dolu bir haftasonuydu.

Efendim, arkadaşım Nur Çiftdoğan' ın şahane eserleriyle katıldığı resim sergisine teşrif ettik paşazadem ile birlikte.Adamcım hayatında ilk defa bir resim sergisine gitti. Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki birbirinden güzel ve renkli yağlıboya tabloların olduğu kata çıktığımızda Ata anladı hemen; burada koşturmak çok keyifli olabilir! ;) O koştu biz de arkasından yetişmeye çalıştık.

Ata

Ne anladın sergiden diye bir sor, hani şu meşhur artistlerden biri hızlı okuma tekniği ile Anna Karanina' yı okumuş, ne anladın diye soranlara "olay Rsuya'da geçiyor" cevabını vermiş, hah! benim cevabımda aynıdır. CKM'de sergi var, kaçırmayın a dostlar! :)))

Fuayede çığlık atıp şarkılar mırıldanan Ata paşası, kolonlara saklanıp 80 ninelerle saklambaç oynadı. Sergi dağıldı aslında biz gidince. Koşturup herkese laf atan bir miniği görenler oynamak istediler haliyle :) Biz de hem koşturup hem de memnun ve hafiften kasılmış Japonlarda çok sık gördüğüm garip bir gülümsemeyle nefes nefese kaldık Çağatay'la :))) Çok eğlendik ama. İyi ki gitmişiz.

Nur Çifdoğan

İlklerimize gelince, sergi çıkışı -bu trafiğe arabayla girilmez deyip taksiyle gelmiştik, dönerken taksi bulamayıp sarı dolmuşa bindik. Ata ilk defa sarı dolmuşa bindi. Bir nev-i F15 bunlar! Deli gibi hız yapıyorlar. Allahtan gıdım gıdım ilerliyorduk, yüreğimiz daralmadan eve geldik :)

Cuma günü ise ilk defa okula gitmiş, yani benim okuluma gelmiş sınıfımda vakit geçirmişti. Hatta uyudu bile benim minik kuzum :)

Uyuyor

Neden mi sınıfımda ve neden mi uyuyor? Çünkü o gün, yani geçtiğimiz cuma günü işe giderken Ata'yı bırakacak ne bir akraba ne bir bakıcı ve ne de bir tanıdık vardı. Ne yapayım, evde bırakıp kapıyı kapatım okula mı gidecektim???!!! Tabi ki yanıma aldım, buz gibi okulda 3-4 saat idare ettik. Ne yapalım :( Üzüldüm mü evet, sevindim mi ona da evet! :) Yanımdaydı, çocuklarla birlikte zaman geçirmek mutlu etti, e daha ne olsun? :)

Son bomba ise odasının duvarlarına ilk defa karalamalar yapmasıydı sanırım? İlk tepkim ne oldu sizce ?
Hadi bir tahmin ...

8 Ocak 2011 Cumartesi

Bir günün özeti



Dün 06:30 gibi Ata uyandı ve emmek istedi.
Emzirme seansı bitince yatakları topladım.
Çamaşırları katlayıp dolaplara yerleştirdim çabucak.
Sonra elimiz yüzümü yıkayıp banyodaki havluları değiştirdim.
Kurutucudakileri katladım.
Koşarak mutfağa...
Kahvaltıyı hazırladım.
Ata'yı doyurdum, sonra bulaşıkları toparladım.
Bu arada mail box ı açıp gönder al yaptım.
Bir iki tanesine yanıt yazabildikten sonra benden oyun bekleyen Ata'mı kucaklayıp legoların başına oturdum.
Oynadık oynadık oynadık.
Derken evi yine çaktırmadan toparladım.
Ata kendi kendine birşeylerle ilgilenirken mutfağa geçtim yine, öğlen yemeğini hazırladım.
Çağatay dedi ki " hadi geç kalıyorsun".
Giyindim, saç, baş, makyaj faslından sonra evden hurraaaaa diye çıktım.
Doğru bankaya.
Oradan yıkılmayı bekleyen eski okuluma.
Öğrencilerimin kitap ve legolarını paketledim.
Nakilyecileri çağırdım, bekledim.
Koşarak çıktım.
Nereye perdeciye.
Ata için yaptırdığım cici perdenin siparişini verdim.
Sıkı pazarlıktan sonra sevinçle oradan ayrıldım :)
Oradan diğer bankaya geçtim, işlemlerimi hallettim.
Sonra öteki bankaya...
Çok zengin değilim :)))
Aksine para yetiştirmeye çalışıyorum faturalara.
Mecburen yandaki McDonald's tan minik bir hamburger aldım, ışık hızıyla yuttum.
Koşarak okula girdim.
Koş Aylin koş.
Sınıfa girdim paltomu çıkardım!
O da ne??? Hırkamı evde unutmuşum :(
Okul yeni yapılmış, misafiriz. Altı bomboş, kapalı spor salonu, üstünde yani bizim katta rüzgarlar esiyor, kapılar sürekli açık ve kaloriferler "doğru düzgün yanmıyor"!!!!!!
Neyse... Alıştık!
Hayat bilgisi, Türkçe, Matematik, Görsel Sanatlar derken 6 ders bitti.
Popomun üstüne oturmadığımı farkettim çocukları servise bindirirken.
Haa, 3. teneffüste çayımı yarılayabilmiştim en azından.
Okuldan hızlıca çıkarken 8. sınıflarla lafladık biraz.
"Misafirim var kızlar" olmasa daha da kaynatırdık ama acil uçmam lazım dedim.
Nuga'ya girdim. Nefis çikolatalar, tartlar ve pastaları kapıp eve geldim.
Oğlum yeni uyanmıştı, babannesinin kucağındaydı hafif uykulu :)
Kucağıma atladı: "mem-me" dedi.
Elimi yüzümü zor yıkadım, haydi doooğğğğğğğrruuuuuuu memeye :))))))
Sonra masayı hazırladım, ikramları hazırladım.
1 minoset ve 1 propolis aldım.
Oyuncakları bir kenara yaklaştırdım.
Gün boyu üşümüştüm ve titrediğimi ve ateşimin çıktığını farkettim.
Ata'ya akşam yemeğini yedirdim.
Tam ayağımı uzattım ki aklıma geldi: "çay"
Hazırladım tekrar uzandım.
Tam oh 2 dakika uzanacağım derken, Ata kaka yaptı.
Oyunla, şarkıyla zar zor temizledim.
Derken misafirlerimiz geldi.
Dostlarla hoş beş, sohbet muhabbetle ilerledi zaman.
Ata gelen minik abi ile oynadı ve uyku saati geldi çattı.
Saat 20:30
Uyumak istemedi, direndi, abiye koştu arkasına bile bakmadan.
Oynadı oynadı oynadı :)
22:00 olmadan uyutmak istedim, direndi yine.
Pijamalar giyildi, dişler fırçalandı.
Cupppp yatak!
En sonunda uyudu.
Tabi bu sırada misafirlerimiz evden ayrılıyordu.
Yolcu ettikten sonra yine nereye... mutfağa.
Aklıma geldi:yine 1 propolis ve 1 minoset içtim.
Tabaklar temizlendi,
Herşey makineye tepildi.
Mutfak temizlendi.
Lap top açıldı.
Maillere göz atıldı.
Bloglar okundu,
Azıcık film izlendi.
Ateşim çıkıyor, dinleneyim derken yeni güne 1-2 dakika ve yastığa bir karış kala uykuya dalındı :)

Bunca hengameden ne anladın diye sorarsanız: "anneler hasta olmaz, anneler herşeyi bilir- yapar" özlü sözlerinin ne derece doğru olduğunu gördüm, o kadar:)))

Şimdi bu postu bitirince dünkü temponun öğlen yemeği kısmından başlayıp akşamı bulacağım.

Haydi bakalım baş baş,öptüm sizi

31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu yıllar



Bu 2011 hariharika bir yıl gibi geliyor bana. Birden bir komedi dalgası kapladığı ortalığı pek sevindirik hallerdeyiz. Hep böyle devam etsin inşallah.

Paylaşmak istediklerim hızlı ve özet bir şekilde.

Birincisi: Bu sene Selim bebek için yardımlaşarak yıla sosyal yönden gayet sorumlu bir giriş yapabiliriz.

İleti aynen şöyle:

bebek Selim Salman için acil AB RH (-) Kana ihtiyaç var Maslak Acıbadem Hastanesi....Anne; Gülberk Hanım. Erkek Donörler tercih ediliyormuş...Önemlidir lütfen paylaşın arkadaşlar...
( Not: Telefon için lütfen mail atınız.

İkincisi
Gülay / çizmeli kedi blogunun sahibi olan anne ve Burcu & Can & Cem bana ulaşıp adreslerini gönderebilirler mi acaba? Hediyelerinizi göndermek istiyorum :)

Ata noel baba oldu bu gece, hihihihi, çok tatlı oldu çok :) Allah herkese evladıyla, sevdikleriyle mutlu bir ömür nasip etsin diyorum ve hepinize candan sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

İyi yıllar :)

Hoşgeldin 2011

29 Kasım 2010 Pazartesi

Acaba özledim mi?Bugün düşündüm de...

Bkz:Küçük şeyler,büyük mutluluklar

Bu akşam bir arkadaşım ziyaretimize geldi.Sohbet ve oyun arasında "arada bana bırakın, siz gezin" dedi bir kaç kere.Tabi top peşinde veya legolarında ardında karıştı gitti sözlerin hepsi ama uyku öncesi aklımda bir yerlere iliştiğini farkettim ve düşünmeye başladım.

"Acaba ben bir anne olarak çocuksuz yada bekarlık günlerimi özledim mi?" O günleri hatırlamakta güçlük çektim ilk saniyelerde. Sanki hiç yaşamamış gibiydim. Beyin kimyam bu derece annelikle dolu dolu olduğuna göre samimiyetle "o günleri aramadığımı söyleyebilirim" kendi kendime o zaman dedim.

Sonra bekar veya yeni evli bir öğretmen olduğum günlere döndüm içimde.Aslında hayat ne zormuş o zaman. Yalnızmışım mesela bekarken. Eşim hayatıma girince çok şey değişmişti, daha fazla yaşadığımı hissetmeye başladım aslında, fotoğraf çekerken, gezerken, kediciklerle oynarken. Çünkü hayatının her anı (spor saatleri hariç) işle dolu dolu bir bekardım ben.

Okulda öğretmenlik,
Gazetede editörlük,
Eğitim Bilimleri Derneği Başkanlığı,
Haber 24 te yazarlık derken zaman su gibi akıyordu. Fakat bir fark vardı. Zamanı su gibi içtiğimi hissediyordum o sıralarda. Her anım bir işle doluyken dakikaların nöronlarımı daha kaliteli bir şekilde titreştirdiğini hissediyordum belki de...

Yeni evliyken, evle, dekorasyonla akşama ne pişireceğim derdiyle doluydu beynimin sağ tarafı, sol tarafı ise işle meşguldu.

Hamilelikle birlikte çok şey değişti.Sanki başka bir boyuta çekildim.Artık çocuklara bambaşka bir gözle bakıyordum. Kendim için "doğurmadan bir sürü çocuğum oldu" yakıştırmasını yapıyordum o günlere kadar ancak baktım ki bu annelik, hamilelik lafla , sözle anlaşılacak bir şey değil, ben sadece bu yakıştırmayla latife ediyormuşum, o kadar.

Ne zaman Ata'cım doğdu güneşim,ayım ve kalbim oldu işte o zaman hayata yeni bir anne geldi; Aylin Anne.

Bu arada; bugünlerde isterse "Aylin" isterse "anne" diye beni çağırmasını beni öylesine mutlu ediyor ki, işte bunu da kelimelerle tam olarak ifade etmem çok güç.Uykuya dalarken hatta rüyalarımda bile onun beni çağırdı o güzel sesleyim.Hiç silinmiyor:)Ayiiinn..., Ayiiin...,Anne..., yada hepsinin karışımı: Annniiiii :))))

....
Aslında akşam üzeri, beni bu kadar düşündüren şey,n nedeni gündüzde gizliydi. Oğlumun bugün beni okulda ziyaret etmesi bana öyle iyi gelmişti ki...Uzun bir zamandan sonra ilk kez kendimi tamamlanmış hissetmiştim, hem de tam anlamıyla. Bir nevi "kemale eriş"... Kişisel bir ermişlikten bahsetmiyorum, behsettiğim şey aslında sosyal bazlı bir kemalat. Ata kucağımda, eşim yanımda öğrencilerimle sohbet ederken, onları yolcu ederken içimden "tamam kızım Aylin,işte bu" dedim sürekli. Hayatımda halledilmeyi bekleyen milyon tane şey varken, ben bugün "tamam" dedim kendi kendime."Oldu", işte olması gerekeni yakaladığım bir zafer anı, büyük bir dinginlik hissi ve kocaman ama kocaman olduğunu hissettiğim bir kalbim vardı bugün.

Ata'cığımın evde olduğunu, beni beklediğini,özlediğin bilmek,onu çok ama çok özleyerek eve koşa koşa gelmek, öğrencilerimle yeni başlayan bir yaşam kesitini sürdürmek, eşimle yakaladığımız şey...İşte bunların seslerini tek tek, daha sonra ise aynı anda dinlemek ruhumu doyurdu bugün.

Çok eminim, ben bekarlık günlerimi aramıyorum. Bazen aklıma geliyor; alışveriş merkezlerinde bir elimde çanta bir elimde telefon hem konuşup hem mağaza gezdiğim günler...Sohbet değil yine mutlaka yapılması gereken işler silsilesine ait birşeyin devamıydı o bırbırbırlar...Ne olursa olsun ergen ergen dolanıyormuşum ortalıkta işte! :)

Hem spordaki o telaşıma ne demeliydi bilmem, sanki olimpiyatlara katılacağım :)))) Büyük bir azimle once yürüyüp sonra ağırlık çalışıp sonra yüzüp sonra da gevşeme egzersizleri yaptığım günler. Pentatloncuymuşum resmen :))) Ama fotolardan anlaşılan epey fit bir aplaymışım ancak onlara da gıpta etmiyorum. Ben doğurdum ve boyut değiştirdim çünkü. Yine fit biri olurum, yakındır ama fit bir anne olmak daha şekilli ve anlam dolu geliyor bana.

Kuaföre zırt pırt gidemiyorum, AVM lerde kafama göre dolanamıyorum, elimde telefon bırbırbır iş konuşmuyorum, TV izlemiyorum( hiç sevmezdim zaten )dekorasyon peşinde koşmuyorum ya da spor salonlarında, yoga stüdyolarında geçmiyor akşamlarım.

Ata'ylayım ben, ben artık anneyim; saçlarım belime kadar upuzun,fönsüz ama kendince pek bir afilli bana kalırsa.
Trend şeyler giymiyorum, gerek yok, hem inceliyorum hem de tarzım değişti, daha bir sade ve kendinden emin duruyor bedenim.
Sporda ter atıp yogada gevşemiyorum evet, ama sahilde bebek arabasıyla dolaşmak, Ata'yla çimenlerde koşturmanın sıcaklığı hiçbir ışıltılı mekanda yok mesela. .
Sinemaya gitmeyeli 2 yıl olmak üzere. Ne Hollywood zarar etti bu işten ne de ben. Hiçbirşey kaçırmadım bence :)Bizim evdeki herbiri birbirinden güzel hikayelerden, movielerden haberi varmı acaba Hollywood'un, o ne kaçırdığını biliyor mu? :)))) Ben kendi kısa filmlerimle, yakışıklı aktörlerim Çağatay ve Ata ile çok mutlu bol Oscarlı bir yönetmenim bence. Çünkü anı yaşıyorum öncelikle ve bundan yıllar önce çıktığım yolculuk bugünlere ulaşmak içinmiş meğer. Bunun tatlı rehaveti var üzerimde. Meğer onca iş meşguliyetim, kariyer derdim aslında hep bugünlere hazırlıkmış, ben bunu farkettim kendimce.Zamanında attığım her adımımın meyvelerini oğlumla birlikte topluyorum ve bu meyveler sanki cennetten gelmiş gibiler bence...

Uzatmanın gereği yok, bekarlık sultanlık olabilir ama evlilik ve annelik en güzel imparatoriçelik bence.

Gerisi boş.




Aylin

24 Kasım 2010 Çarşamba

Öğretmenler Günüsü

Bir milleti kurtaran yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Mustafa Kemal Atatürk


-Öğretmenim, bugün öğretmenler günüsüymüş.
-Evet canım, bugün öğretmenler günü.

Bir kaç saat sonra...

-Öğretmenim ama sen hep geliyorsun okula ( Neden sadece bugün öğretmenler günü demek istediği herhalinden belli :)
-Haklısın oğlum, hergün bizim günümüz (:

2 Ekim 2010 Cumartesi

Emzirme Haftası'nda bir ilk: Ata ile Defiledeydik

Bir kere günler öncesinden garip bir heyecan sardı bizi.
Ancak bu sabah adı ardına gelen aksilikler nedeniyle biraz güç yetiştik defile mekanına, yani Nişantaşı City's e ... Kapıda bekleyen pusetli kalabalıktan anlaşıldığı gibi bugün burada bebeklerle ilgili birşey vardı ve koşa koşa yetiştik, içeri girdik.
Annelerin yüzünde gülümseme varken ona tezat bebekler AVM nin sıkıcı ve sıcak havasından bunalmış ağlıyorlardı :))) Bu beni çok güldürdü...Biz müsamare çocukları gibi heyecanlıydık bence.Ondan dolayı mıdır nedir, çok hoştu ifadeler :)

Sergi gezildi, (Ayça Oğuş,Özlem Turan ve Aslı Tür'ün "anne sütü, her damlası altın" isimli fotoğraf sergisini mutlaka görmeli...! ) Bahar Noyan'la birlikte kareografi provası çalışıldı. Kimimiz TV'lere röportaj verdi, kimimiz bebeğine su verdi :)

Bu kalabalıktan ve kuru gürültüden bunalan oğlum Ata ile sıramızı beklerken heyecanlıydık epey.Yani ben... Sıra bize geldiğinde artık asabı bozulmul olan Ata'cığım sustu ve etrafı izlemeye başladı. Şaşkın şaşkın ilerlerken iki dönüp kulise girdik.

Tabi bu arada fotoğraflarımızı eşim Çağatay Atasağun çekmişti ve birbirinden güzelleri blogunda yayınlamış.

İşte bir iki tanesi...




Yarın e-bebek Çamlıca mağazasında buluşuyoruz, ayrıntıları ve programı buradan okuyabilirsiniz.

Sevgiler

Aylin Anne :)

9 Eylül 2010 Perşembe

09.09.2010 Ata 1 yaşında :)



Bugün Ata'cığımız 1. yaşını doldurdu ve ilk doğumgününü kutladı. Bu çok özel bir kutlamaydı bizim için. Yalnız bırakmayan büyüklerimize,dostlarımıza çok teşekkür ederim.

Bu arada herkese hayırlı ve güzel bayramlar dilerim.

Çok güzel,sıcak kıpır kıpır en önemlisi sevgi dolu bir gündü.Ama benim Ata için söyleyeceklerim var elbette :

Sevgili yavrum, canım birtanem, güzel bebeğim,

Sen artık bir yaşındasın, bugün senin doğumgünün. Herşeyin gönlünce olduğu, bahtının açık güzelliklerle dolu, sağlıklı, mutlu, huzurlu, dengeli, başarılı, bol kazançlı, harika bir hayat dilerim senin için benim güzel kuzum.

Ah be canım, sana yazsam yazsam yazsam, yazmaya doyamam ama ne yazarsam yazayım şu yüreğimdeki sesleri buraya aksettiremem,biliyorum. Sen bu sesleri çok ama çok iyi duyan bir meleksin.

Seni çok seviyorum. Seni ilk gördüğümde sana aşık oldum ben. Henüz 5.5 haftalıktın ve hepi topu 3.7 mm idin amma benim sevgilimdin. Ben daha önce hiç böyle bir aşk bilmedin canımmm, ben daha önce yaşamıyormuşum, yokmuşum, eksikmişim, ruh gibiymişim,yarımmışım, anlamı yokmuş yaşamımın. Hepsi yalan dolan fasa fiso şeylermiş.

Ultrasonda her gördüğümde bir kez daha aşık oldum... son haftalara geldiğimizde senin sezaryenle doğmana karar verdik. Sonra sana uzun uzun anlatırım neden doğal doğum olamadığını. Çok ani ve hızlı bir karar oldu ve ertesi gün apar topar sezaryene girdim :)

Kablolar, hortumlar, hemşireler, doktorlar, fotoğrafçımız ve babanla doldu ameliyathane ama buz gibiydi işte! Taki senin sesin çınlatana kadar o sessiz ve soğuk boşluğu... Sesine aşık oldum annecim, nefesine aşık oldum daha seni görmeden kokunu aldım, kokuna aşık oldum annecim.

Babacığın seni bana uzattığında ,ağlıyordun ezgili ezgili, sesimi duydun ve sustun sen. Yanıma yaklaştığında daha deriiiiin bir dalga, senin varlığın beni kuşattı ve içine aldı. Öylesine ki artık ben sende ve seninle yaşar olduğumu anladım. Yani ben aşık olmuştum ama seni gördüm aşkın ta kendisi oldum senin için. Biliyorum sen de beni çok seviyorsun. Seni ilk gördüğümde bunu biliyordum ama şimdi adım gibi biliyorum. Evet yavrum, sen de beni çok seviyorsun.

İyi ki doğdun,
İyi ki varsın birtanem.
Seninle hepimiz büyüyoruz.

Seni seviyoruz...

Çok güzle bir gündü, hergünün böyle güzle olsun yavrum...

Sevgilerimle...

Kurabiyeler Nur Ablamızdan...




Nurcum'un ellerine sağlık, kıtır kıtır çok lezizdiler.O marifetli elleriyle nefis şeyler yapmıştı, hepimiz bayıldık :)

Teşekkürler Nuuuurrrrr ! :)

Pastamız ve parti ile ilgili diğer ayrıntılar daha sonra ...

İyi ki doğdun ATA, mutlu, sağlıklı, güzel, başarılı, şans dolu yıllar sana

21 Ağustos 2010 Cumartesi

1. yaş günü partisi nasıl olmalı?

İşte böyle renkli ve tatlı bir konuda şakımak geliyor içimden.Aylar öncesinden beni saran bu güzel heyecanı çok seviyorum. Dünyanın en önemli şeyi bu ve bence dünyanın en önemli günü de o gün yani 1. yaş günü partisi.

Efendim, derler ki, çok kalabalık olmasınmış, gelenler ve kalabalık bebeği gerebilirmiş.

Bir konsept belirlemek gerekirmiş.

Buna göre kağıt tabak, bardakları, masa örtüleri, balonları, süsleri ve benzeri şeyleri seçmeliymişiz.

Palyaçolardan korkabilirlermiş, gerek yokmuş.

Animatör abla veya abiler olabilirmiş :)

Yüksek tempolu müziğe gerek yokmuş.

Mekanın bebeğin rahat etmesine göre seçilmesi gerekliymiş.

E güzel!

Konsept belli: My First Birthday Party!
Konuklar belli.
Süsler sipariş verilmesini bekliyor...
Palyaço,animatöre bunca heyecanlı bir konuk listesi varken hiiiç gerek yok. O tür şeyler birbirine yakın gibi görünen uzak insanların bulunduğu ortamlarda, çocukları da bir o kadar kendinden uzak tutmak için kullanılan partilerde işe yarar, bence.
Müzik belli, seçkimiz şimdiden hazır.
Mekan zaten belli. :)

Geriye o günü fotoğraflamak kalıyor :) Bak yine heyecanlandım :)

Bu arada şunlara bayıldım:





7 Ağustos 2010 Cumartesi

2.Evlilik Yıldönümümüz Kutlu Olsun :)

Bundan 2 yıl önceydi...Bir Bozburun sabahında denizin ortasında evlenmeya karar vermiştik canımla.

8 Ağustos 2008'de sabah sekizi sekiz geçe yani 08.08.2008 08:08'de kıyılacak bir nikahtı bizimkisi. Ben beyaz bir elbise o ise dore rengi bir kravat, beyaz gömleği ve pantalonuyla olacaktı nikahta.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan aşkımın heyecanı gözümün önünde. Daha sonra heyecanla karışık bir telaşla hazırlanan ben...Aşağıda bekleyen annemler,otel sakinleri,Bozburun halkı,Bozburun Belediye Başkanı,Cnn Türk Sahil Günlüğü programı için Fatih Türkmenoğlu ve dostlar, arkadaşlar...

Kapı çaldı ve mor begonvillerden yapılmış harika bir gelin buketi geldi kayınvalidemden. Bir önceki gün ise yine mor begonvillerle tüllerle kaplamıştık nikah kıyılacak yeri yani, gelin teknemizi.

Saçım,makyajım derken benim kulaklarımda çarpan kalbimin sesinden başka hiçbir şey yoktu.Büyük bir gümbürtüydü :) Tatlı ve beni yutkuna yutkuna konuşturan bir heyecan.

"Hazır mısın? dedi Çağatay.Titreyerek evet dediğimi hatırlıyorum. El ele tutuştuk, yürümeye başladık, alkışları duyduğumu ve iyice heyecanlandığımı hatırlıyorum :)))) Fatih Türkmenoğlu'nun sorularına ne cevap verdim, ne dedim, ne demedim yine heyecandan bilemiyorum arkadaşlar, hahahhaaa:)))

Tekneye geçildi, bizden daha heyecanlı ve dakik olan belediye başkanı nikahı kıydı, imzalar atıldı. Annelere sarılıp öpüşüldü, ilk dans derken şekerler yendi :)



Yazarken yine yurkunduğumu ve çok heyecanlandığımı gördüm.

Demek ki bu geçen 2 yıl zarfında aşkımdan ve heyecanımdan hiçbirşey kaybetmemişim. Hani aşkın ömrü 2 yıldır diyorlar ya... YALAN :) Bence en az 2 yıl :)

Ata'cığımızla birlikte kutlayacağımız bu ikinci evlilik yıldönümümüzün tekrarlarını dilerim bol bol :)


En güzel mutlulukları yaşatan eşim Çağatay'a sonsuz teşekkürler.

Aylin

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Ata' nın Dayısı Evlendi

Öncelikle kına gecesiyle başlayalım.İzmirli ve Egeli olmanın hakkını vere vere muhteşem bir geceye imza atan Aydın&Sedef çiftine sonsuz mutluluklar dilerim öncelikle. Şahane kostümler, muhteşem bir dans ziyafetine dönüşen gecede sanırım hiç kimse sıkılmamıştır.
Sedef'in arkadaşları ve Aydın' ın üstün performansı ile çok güzel bir HARMANDALI izledik. Gurur duydum kardeşimle.
Çok yakından çekmem yada istediğim kadrajları almam mümkün olamadı izdahamdan. Artık bu karelerle yetineceğiz,n'apalım :)
Bir tango üstadı olan kardeşim,nişanlısı ile hoş bir açılış yaptı...
Oyun havaları, kınanın yakılışı, yüksek yüksek tepelere derken damadın arkadaşlarıyla oynadığı pek fazla bilinmeyen bir harmandalı oynandı.Kostümler olağanüstüydü ve Sedefcim çok asil ve güzeldi yine.





Geceden notlar:

Kına gecesi Balçova spor kompleksindeydi.E, bu kadar kalabalık ancak oraya sığabilirdi :)
Gelinimiz Sedefciğimiz, kırmızı elbisesi ve çok hoş olan saç modeliyle çok ama çok göz alıcıydı, çok güzeldi.
Damat Aydın Paşa ise şıklığıyle diikat çekti.
Açılış tangoyla oldu.
Daha sonra Ankara havası oynandı (Ben ise oturmayı tercih ettim o an, pek sevmem pıtı pıtı pıtı pıtı çekirge havalarını)
Damat halayına sıra gelince olaya Ata da katıldı.
Kına yakılmadan önce bekar kızların saçına beyaz tüller iliştirildi.
Gelin hanım geleneksel kına kostümü giydi.
Yüksek yükse tepelere çaldı, herkes ağladı, gelin hariç :) -Aman, Allah ağlatmasın.-
Sonra kayınvalide yani annem gelinin başına şeker kırdı. Böyle bir adetin varlığından bihaberdim doğrusu ama şekerin tadı süperdi.
Kına dağıtıldı, hem de çok şık kırmızı keseler içinde.
Çerezler için yapılan mini bohçalara nasıl kıyıp da çatır çutur yediler, hayret!Çok güzeldiler halbuki ...
Sonra damat tek başına harmandalı oynadı ki of oof oofff oofff!

Darısı bütün bekarların başına olsun, böyle enteresan geceler az oluyor.Bence herkes böyle özenmeli diye düşünüyorum aynı zamanda.

Aydınıma ve Sedefcime bir ömür boyu mutluluklar :)