dil gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dil gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Yeni kitaplarımız

Bundan yaklaşık 5 yıl önce Sabah gazetesinin Kültür Sanat ekinde çocuk kitapları editörlüğü yapmıştım. Haftalık olarak kitap önerileri ve anne babalara temel bir takım bilgiler yazıyordum. Öyle keyifli öyle tatlı bir işti ki benim için... Çocuk kitabı okumak ve önermek hem çok keyifli hem de çok ciddi bir iş bana kalırsa. Öyle ki seçilen kitaplarla çocuğa renkli bir dünya armağan etmek harika bir şey.

Anne olduktan sonra ve Ata bebeklikten çıkıp çocuk olmaya başladıkça daha da ciddiyetle eğilmeye başladım.

Ata'ya kitap alırken dikkat ettiğim şeyler:

- Kağıdı suya, tükürüğe, ısırılmaya, koparılmaya dayanıklı olmalı.

- Beyaz fonda renkli çizimler olmalı.

- Çizimler ve altında yer alan metin birbiriyle uyumlu olmalı.

- Şiddet öğesi içermemeli.

- Bu aralar kepçe, kamyon, dozer, vinç, çöp kamyonu gibi nesnelere çok düşkün olduğu için bu tür kitaplar seçiyorum. Bir de bizim oğlan kedi delisi. Kedilerle ilgili öykülerin olduğu kitaplar seçerek onu mutlu etmeye çalışıyorum.

İşte son dönemde aldığımız kitaplarımız:

Arkadaşım Kedi

Arkadaşım Köpek

Yapıştır, tamamla, boya

Hareketli inşaat

Akıllı bebeklerin oynadığı 365 oyun

Kiparları ilkkitaplarim.com dan sipariş ettim. Sitenin içeriği, tasarımı ve dizini öyle sadeki yorulmadan iki dakikada alacaklarımı seçip çıktım. Oh be! :)

1 Mayıs 2011 Pazar

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi - 2



Rehber oluşturma çalışmalarına devam.

Öncelikle bilim adamlarının ne söylediklerine bakalım:

2008 yılında Fransa’da TV ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyon kanallarının 3 yaşından küçük çocuklara yönelik TV şovları yayımlamasını, gelişim sürecindeki çocukları olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı.

Konsey, ebeveynleri de uyararak bebeklerini, Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi.
Konsey, önceki gün aldığı kararın 3 yaşından küçük çocukların televizyonun etkisinden koruma amacı taşıdığını bildirdi. Fransa Kültür ve Komünikasyon Bakanı Christine Albanel, haziranda bir gazeteye verdiği röportajda ebeveynlere alarm niteliğinde bir duyuru yaparak, bebek programları ve kanallarının bir tehlike olduğunu söylemiş; anne ve babalardan çocuklarının uyumasını sağlamak için bu programları izletmemesini istemişti.
Konsey, kablodan yabancı kaynaklı bebek programlarını yayınlayan TV kanallarının, programlarda ebeveynlere yönelik uyarılara yer vermesine de hükmetti. Konsey, altyazı şeklindeki uyarının “Televizyon izlemek, program özel olarak onlar için hazırlanmış olsa bile üç yaşından küçük çocukların gelişimini yavaşlatabilir” şeklinde olmasını istedi.
Sağlık uzmanları, bebeklerin TV izlemek yerine insanlarla ilişki içinde olmasının gelişimleri için çok önemli olduğunu söylüyor. Bebek programlarını eleştirenler, bu tip programların ebeveynler tarafından bebek bakıcısı olarak kullanıldığını söylüyor.


Son cümleye dikkat; tv bir bebek bakıcısı olarak kullanılıyor.

Diğer bir uzman görüşü:

Pedagog Güzide Soyak ABD’li konuşma ve dil terapistlerinin kriterini örnek veriyor: “Amerikan terapistleri, 0-2 yaş arası çocuklara, dil gelişimi açısından hiç televizyon seyrettirilmemesi gerektiğini söylüyor. Tek taraflı alıcı durumunda ilişki yoktur, bağımlılık yaratırsınız.” Soyak, anne babaların iki yaş öncesi çocuklarına hiçbir şekilde televizyon seyrettirmesini önermiyor, bunun yerine çocuklarıyla oyun oynamalarını, konuşmalarını tavsiye ediyor.
Soyak, iki yaş sonrası içinse televizyon karşısındaki vaktin günde 15-20 dakikayı geçmemesi gerektiğini vurguluyor: “Çocuk ısrar ediyor, yemek yemesi sağlanıyor diye televizyon seyrettirilmemeli. Televizyon, zararı yokmuş gibi görünse de bilgisayar bağımlılığına, başka bağımlılıklara zemin oluşturur. Yasak olmamalı, aileler bilinç-lendirilmeli. Aileler izlesin ve yöntemi öğrenip çocuklara uygulasın.”
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu da yasaklanmadansa, saatlerin kontrol edilmesi gerektiği kanısında. Çuhadaroğlu; “Birşeyler öğrenilebilir ama anne babalar, üç yaş öncesi çocuklarını, yarım saatten fazla tele-vizyon karşısında oturtmamalı” diyor.


Bir başka önemli görüş ise şöyle:

"Pediatrik konuşma ve dil uzmanı Birgül Çay’a göre, bebek kanalları dil gelişimine hiç bir şekilde fayda etmiyor: “Edindiğim tecrübe doğrultusunda, Baby TV gibi kanalların ve bebeklere yönelik DVD’lerin saatlerce izlenmesini ne dil gelişmine, ne de sosyal gelişimine faydası var.
Üç yaş altında bir çocuğun televizyon karşısında geçirdiği zaman günde yarım saati geçmemeli. Bu süre de gün içinde bölünmeli. Çocuklar, saatlerini bu kanallar karşısında put gibi kalarak geçiriyor, kendilerini soyutluyorlar. Reklamlarda da görüntüler gürültü, çocuklar ‘anne, baba’ diyemeden “Turkcell’le bağlan hayata” diyor!
Çocuklar sosyal iletişimden çok uzak, içe kapalı, elektroniğe bağlı gelişiyor. Dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Yemek yemeyen çocuğu televizyon karşısına oturtuyorlar. Ailelere, televizyonu kapatın, önüne su koyun, suyla oyalansın diyorum.”


DVD'ler ilgili çok önemli bir yazı ise : Bebek Kanalları ve DVD'leri Bebeğimi Zekileştirir mi?

Benim zamanında yazdıklarımdan: Ne zaman konuşacak

Konuyla ilgili önemli bir video ise burada

Uzmanlar söylüyor ancak, biz ne yapıyoruz. Bunu tartışalım, önemli olan bu.

Sevgiler

İyi pazarlar

17 Şubat 2011 Perşembe

Bu Güncenin Ana Dili Türkçe'dir.



Türkçe düşünüyorum, Türkçe konuşuyorum, insanlarla Türkçe anlaşıyorum, ana dilim Türkçe...

İşim Türkçe öğretmek, prensiplerim; Türkçe' nin tam ve doğru kullanılmasına azami dikkat edilmesi yönünde, bir eğitimci olarak. Ancak gelin görün ki, gün boyu dilimize yapışmış, lapa lapa yabancı sözcüklerden, kırık dökük "güya Türkçe" cümlelerden dolayı kendimi, kültürümü ve dilimi yok sayılmış gibi hissediyorum. Bu ülkede Türkçe'yi özenle konuşan birileri yok mu acaba?... Düşünmeden edemiyorum.

Türkçe konuşan, yazan ve öğreten bir anne ve eğitimci olarak herkese ilan etmeye karar verdim. Bir anne güncesi olan "Bu Sayfanın Ana Dili Türkçe'dir".

Türkçe karşılığını bilmediğim durumlarda Türk Dil Kurumu sayfasına danışacağım.

Türkçesini bile bile yabancı sözcük karşılığını kullanmayacağım.

Yazım kurallarına dikkat edeceğim.

Toplumsal alanda ve günlük yaşamda seçtiğim sözcüklerin ana dilimizden olmasında daha özenli olacağım.

Benliği olan ulusumuzun temel öğesi olan Türkçemizi hakkını vererek kullanmanın, aldığımız eğitim, terbiye ve ahlakın gereği olduğunu düşünüyor, bundan böyle "sadece Türkçe" diyorum.

Saygılar,

Aylin Anne

Not: Bu konuda hemfikirseniz görseli bilgisayarınıza indirebilir, internet güncenizde yayımlayabilirsiniz.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Ata' nın Kitaplığından...

Birgün telefonum çaldı, açtığımda karşıdaki güzel ve yumuşak sesli bayan yayınevinden aradığını ve ziyaretimize gelip ürün tanıtmak istediğini söylediğinde ne yalan söyleyeyim, sıvışmanın yollarını aradım. Meğer numaramı arkadaşımdan almış. Kıramadım tabi... Buyrun gelin dedim.
1 hafta sonra geldi eline bir katalogla. Yine hiçbir şey almadan nasıl sıyrılabilirim bu iştenin peşindeyim. Eee ne yapayım , maaşı olmayan bir anne olarak ister istemez bu geçti aklımdan :))) Derken, güzel sesli ve güzel huylu satış danışmanı Aylin Hanım, yani adaşım bana aşağıdaki kartları gösterdi. Dınk!!! Tamam dedim, işte budur. Düşünmeden, uzatmadan almaya karar verdim. Çünkü kartlarda dokun-kokla-hisset durumu da var. Yani 3 boyutlu :)

Evde sürekli kullanıyoruz ve Ata ile çok faydasını gördük.Kelime dağarcığı genişledi diyebilirim. Kılavuz kartlar anneleri zaten çok doğru bir şekilde yönlendiriyor. İyi ki almışız, çok tavsiye ederim hepinize. Hem dayanıklılar da ...Kolay kolay yırtılıp eğrilip, eciş bücüş olmuyorlar :) Her birinde 16 tane kart var ve şekiller, dokular bence iyi.

İşte elimizdekiler:

















En ucuz nereden temin edilebilir bilmiyorum. Piyasa araştırması iyi olabilir. Yayınevinin ismi ABC Yayın Grubu.

Bebeğinizin dil gelişimi için, zeka gelişimi için bu kartları tavsiye ederim. Ata' nın farklı kelimelerle tanılmasını, farklı kavramları kavramasını epey kolaylaştırdı. Anne-bebek oyunlarına yenilik katacağına inanıyorum. Ayrıca İngilizce ve Almanca karşılıkları - telaffuzları da var :)

21 Aralık 2010 Salı

Çocuk kitaplarının özellikleri | Ata neler okuyor?

Ata artık yaşı gereği kitap okunması durumunda ilgi gösterecek durumda ve biz de evimizde ona özel hazırladığımız kitaplığı hizmete sunduk :)

Kitaplığı önceden hazırlamıştık, nereden başlayacağımızı biliyorduk. Çünkü üniversite yıllarında çeşitli derslerde çocuk kitaplarının özelliğinin ne olacağını okumuştuk. Ayrıca çocuk edebiyatı dersleri almıştım bir dönem. Bir de 2007 yılında Sabah Gazetesi'nde Kültür Sanat eki çocuk kitapları sayfa editörlüğü yapmıştım. O günlerde sürekli çocuk kitapları alıyor, yeni çıkan kitapları çok sıkı takip ediyordum. Epey kitap okumuş ve arşive koymuştum. İyi ki de öyle yapmışım :))) Koli koli kitabı var yavrumun :))) Annannem görünce "alim mi yapacaksın el kadar çocuğu" demişti :))) Haklı kadın, dedim ya..heryer kitap...

Neyse, çok uzattım.

Önce hangi kitapları seçmeli, özellikleri neler olmalı, anne babalar kitap seçerken nelere dikkat etmeli sorusunun yanıtı:

Çocuk kitaplarının temel özellikler ne olmalı:

Ciltlemelerinin sağlam, boyutlarının gelişim özelliklerine uygun ve rahatça taşınabilir olması, resimlerinin anlaşılır, konuya uygun ve hayal güçlerini geliştirecek biçimde sanatsal değerlerinin olması önem taşır. Kapak ise konu ile ilgili ve ilgi çekici olursa çocuğun ilgi kurması kolaylaşır. Renk uyumu ve çağrışıma açık olan resimlerden oluşan kapağa sahip kitaplar ile çocukların çabuk bağ kurduğu bir gerçek. Yazı büyüklüğü ve karakteri ise: 1. sınıf ve okumaya başlayanlar için 24 punto, 2, sınıf için 18 punto, 3., 4. ve 5. sınıf için 12 punto, 6., 7. ve 8. sınıflar için 10 punto harflerin kullanıldığı kitapların seçilmesi okuma hızını ve devamını olumlu yönde destekleyecektir. Parlak ışığı yansıtan kağıtların kullanıldığı kiatplar yerine sağlam dayanıklı ve mat kağıtların olmasına dikkat edilmeli.

Giriş, gelişme ve sonuç bölümü olan, çocukların ilgi, duygu dünyasına dönük, yaratıcılığını destekleyen, sürükleyici, merak uyandırıcı nitelikte kitapların seçimi çocukların okuma alışkanlığını destekler. En önemlisi çocuklara öğüt veren, ders verici biçimde yazılmış kitaplar yerine esnek düşünmelerini yaratıcı olmalarını destekleyici, duygusal zeka gelişimine katkıda bulunacak biçimde yazılmış eserlere yönlendirilmelidir. Kitaptaki kahramanların özellikleri açık seçik anlatılmış olmalı çocuğun psiko sosyal gelişimine uygun olmalıdır. Örneğin anasınıfı öğrencisine ağır bilimsel nitelikte eserler uygun olmayacağı gibi 7. sınıf öğrencisine de ormandaki hayvanların bir macerasını anlatan bir öykü uygun değildir.

Sözcükler çocuğun dağarcığına uygun, iletişimini geliştirecek nitelikte seçilmişse ve kazandırılmak istenen kelimeler kitabın değişik yerlerinde kullanılarak sezgi yolu ile kavratılmaya çalışılıyorsa kitap seçimimiz gayet olumlu demektir. Kolay okunan, akılda kalıcı, somut, basit sözcükler seçilen kitapların tercihi daha başarılı sonuçlar ortaya koyacaktır.


Peki hangi yaşta hangi kitaplar seçilmeli?

Bu linktekikitap önerilerime ait notlar ise şöyle Okul öncesi dönemde çocuklar, gelişim özellikleri gereği masallara ilgi duyar. Üçdokuz yaş arası, 'büyülü düşünüş' dönemi olarak tanımlanabilir. Doğa, hayvan ve kahramanlık masallarında yer alan karakterlerle kendilerini özdeşleştirerek düşünce dünyalarını zenginleştirirler. Bilimsel verilere baktığımızda üç yaşında bir çocuk 270, dört yaşında bir çocuk 1400, beş yaşında bir çocuk 2 bin, altı yaşında ise 2 bin 500 civarında kelime haznesine sahip olarak okul çağına erişir. Okul öncesinde özellikle üç-dört yaşlarında çocukların dil gelişimi hızlıdır. Anne-babalar bu yaşlarda çocuklarının gelişimlerine uygun masal, kısa öykü, şiir ve tekerleme kitapları seçmelidir. Ritim duygusu, taklit yeteneği, yaratıcılık, duygusal zekâ gelişimi, bu yaşlarda seçilen kitaplarla hızlı ve sağlıklı olur. Çocuklar okul döneminde 1., 2. ve 3. sınıflarda masal, kısa öykü, kısa şiir ve tekerlemelere ilgi duyarlar. Dokuz yaşından itibaren gerçeklere ilgi duymaya neden, nasıl, niçin sorularını sormaya yönelirler. 9-12 yaş arası somut düşünceden soyut düşünceye geçiş dönemidir. Burada seçilmesi gereken kitaplar yaşadığımız dünyaya ilişkin soru ve sorunlarla ilgili olmalıdır. Gerçeğe uygun yazılmış öykü ve romanlar, düşünsel gelişimi destekler. 12 yaşından itibaren; çocuklar yüksek bir yaratıcılık basamağına geçerler. Düşünme, keşfetme ve yaratıcılıkları en üst noktadır. Bu yaşlarda serüven, gerilim ve heyecanı yüksek olan kitaplar seçilmelidir. Klasik eserlerin okunmasına bu dönemde başlanabilir.


Peki Ata neler okuyor?




Pocoyo ve Arkadaşları (Tükenmiş)

Pocoyo ile Fotoğraf Makinesi (Tükenmiş)

Pocoyo Sayabiliyor (Tükenmiş)

Pocoyo Duygular (Satışta)

Pocoyo Uyku Zamanı (Satışta)

Pocoyo ile Banyo Zamanı (Satışta)

Pocoyo serisini 6 aylık olduğu dönemden beri okuyoruz, eline verip sayfaları çevirip incelemesini istiyoruz. İçimiz rahat çünkü;
*Kitaplar AB ülkelerinde basılmış , Çin'de değil ve kriterlere uygun.
*Kapaklar sert ve su geçirmez.
*Renkler ve şekiller gelişimi için uygun.
*Konular bir bebeğin hayatıyla birebir ilgili olduğu için gelişimini destekliyor.

Şiddetle tavsiye ederim hepinize.

Bu serinin dışında evdeki diğer kitapları derleyip yine paylaşmak istiyorum.

Şİmdilik kalın sağlıcakla :)

Sevgiler

11 Ekim 2010 Pazartesi

Yürümek, diş çıkarmak, konuşmayı öğrenmek, kendini tam ve doğru ifade etmek, anneyle babayla sürekli oyun oynayabilmek, heryeri kurcalamak, keşfetmek ... Hepsi birden iç içe olunca ne zor, ne ağır, ne kadar çok enerji isteyen birşey.

Bir de annenin istekleri binince: yemek tabağındakileri bitirmek, zamanında uyumak, onlar cıssssslarla başa çıkmak... Bir bebek için çok değil mi düşününce...

Çok şey istiyoruz çocuklardan...
Haksızlık ediyoruz.

Bence, Aylince...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annelerin Doğru Bildiği Yanlışlar!



Annelerin doğru bildiği yanlışlarda herkesin payı var diyerek söze başlıyorum. Doktorlar, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler, anneler, büyükanneler, kaynanalar, büyükbabalari komşular...! Herkes ama herkes bir diğerine kendi bildiğini bir şekilde dikte ediyor. Bizler çoğu zaman çaresizlikten bu dikteyi anında kabul edebiliyoruz.Çaresizlikten. .... Ama kimisi, oluruna bırakıp, deşmediği için öylesine kabul ediyor.

Örneklerle anlatayım:

Örnek 1:Bebek yeni doğmuştur, sık sık ağlar ve "aman kucağına hemen alma kızım, alışır, sonra kucak bebeği olur."

Aylin Annenin Notu:Külliyen yalan!

Doğrusu: Şımartmas teorisi 1920'lerde ortaya atılan bir teoridir. Ancak yapılan son çalışmalar kucaklanan bebeklerin daha başarılı, kendine güvenen ve mutlu insanlar olarak yetiştiklerini ortaya koymuştur. Bir grup bebeği kucaklayarak yetiştiren anneler bebeklerinin daha sakin ve uyumlu olduğunu ifade etmiştir.Kucaklanmayan, ağlatılan ve annesine hemen ualaşamayan bebeklerin sosyla yönden zayıf, duygusal yönden insan ilişkilerinde güçlük çeken bireyler olarak yetiştikleri gözlemlenmiştir.

Örnek 2:Bebek yeni doğmuştur, anne bebeği gece-gündüz yanında yatırmak ister ve etrafındakiler karşı çıkar."Ezersin, incitirsin, kendine çok alıştırma sonra başa çıkamazsın..."
Aylin Annenin Notu:"Sizin insafınız kurumuş"
Bu benim d başıma geldi.Doğum yaptığım hastane ,güya bebek dostu, bebeğimi yanıma almak istediğimde önce hemşireler kızdı. Evet, resmen kızdı. "Aylin hanım bebeğinizi şimdiden kendinize alıştırdınız" dedi bir tanesi sert bir ifadeyle. O an kendimi çok kötü hissettim.
Birincisi: Sen kimsin ne hakla hayatıma müdahale ediyorsun?
İkincisi: Bu cesaret nereden?
Üçüncüsü: Bildiğim sandığınız şey tamamen yalan....
Diyemedim tabi.. lohusalık psikolojisiyle incindim o an ve annemden rica ettim, lütfen gelen giden bir yorum yapmasın, bildiğim gibi yetiştirmek istiyorum bebeğimi diye :) Sağolsun...Karnımdan çıkmış yavrucak tabi beni arayacaki tabi beni isteyecek, tabi ki ben de onu isteyeceğim.9 ay beraberdik, gün geldi bu birlikteliğimiz sona erdi ama bu travma ikimize de fazla. Atlatmanın en kolay yolu onunla uyumaki bol bol koklamaki sevmek, şarkılar mırıldanmak olmalıydı bana göre. Kimseyi dinlemedim, yanımda yatırdım, çok da iyi oldu.

Doğrusu:Doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek mutlaka emzirilmeli.Bebek anneye verilmeli, anne ile aynı odada , mümkünse beraber uyumalarına izin vermelidir. Bu konuda Dr.Sears'ın A'dan Z'ye çocuk bakımı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Örnek 3:Bebeğin gece uyku düzeni oturmamıştır, oturması için bir kaç gece ağlatması önerilir."Ağlayacak ağlayacak, susacak nasıl olsa, bir iki gece ağlatmaktan zarar gelmez"

Aylin Annenin Notu: Sizin annenize en çok ihtiyacınız olduğu bir anda, anneniz sizi istemediğini söyleyip suratınıza kapıyı çarpıp gitse, ne olur? Ne hissedersiniz?????

Doğrusu:Bebeklerin ister kontrollü ister, kontrolsüz olarak ağlatılması depresyona yol açar. Sabiha Paktuna Keskin'in açıklamalarınıburadan izleyebilirsiniz.Ayrıca Dr.Sears bu yöntemi"hayvanların bile kullanmadığı, oldukça duyarsız bir model" olarak adlandırmaktadır.

Örnek 4: Bebek artık neredeyse 18 aylık olmuştur ve belli kelimeler dışında konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.Örneğin: Evde gün boyu tv açıktır, bebek uzun süre kendi başına oyuna bırakılmaktadır vb... Anne-baba bebeğiyle konuşmayı "o bir bebek, ne anlar" diyerek gülünç bulmaktadırlar.

Aylin Annenin Notu: Pes!

Doğrusu: Dr. Beril Bayrak Bulucu .bu videoda çok güzel açıklamış, "TV bir çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalıdır, TV konuşmayı engellemektedir, Tv hipnotize etmektedir"... diyerek.
İnsanlar konuşmayı konuşarak öğrenir, izlyerek yada dinleyerek değil.Konuşma beynin ve zekanın işidir. 5 duyu ve duygusal gelişmişlik ister.Bu açıdan bebeklerin sesleri taklit etmesi ve ikili diyaloğa girebilmesi için karşısındaki modelin TV değil, bebeğe bakan, dokunan, konuşan, duyan birisinin olmasıdır. Mimik, jest ve sesleri taklit yoluyla konuşma başlar.
TV beyindeki sinir kümelerinin gelişimini bloklar. İşitme sinirlerinin kulaklara doğru, görme sinirlerinin enseye doğru ilerlemesini yavaşlatır. Bu ne demek????? Bebeğin herşeyi parça parça algılayıp, bir bütün olarak kavrayamaması, yani konuşamaması demektir.

Zeka geriliği,
İşitme problemi,
Ağız-diş-damak yapısından bozukluk,
Otistik belirtiler yoksa,
Uyaran eksikliğine bağlı olarak konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.
TV kapatılmalıdır. 2 yaşından sonra günde 15 dakika kadar izletilmeye başlanabilir.
Bol bol konuşulmalı,
Ninni,
Şarkı,
Tekerleme söylenmelidir.
Uykusuna,
Beslenmesine,
Oyun oynama ihtiyacına dikkat edilmeli, oyun grubu oluşturularak diper çocuklarla biraraya getirilmelidir. Böylece sosyal yönü ve dil gelişimi yönü desteklenebilir.

Annelerin en sık yaşadığı problemler genellikle bunlar ve asıl sorun problemi araştırarak çözüm yolu üretmekte bulmayıp, olanı olduğu gibi kabul eden annelerde bence. Burada varolan bilgileri anne-babalarla paylaşarak daha mutlu ve sağlıklı nesillerin yetişmesine aracılık edebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda "Cıs", yapma, elleme gibi annelerin çocukların oyun döneminde en sık yaptığı hataları ve doğruları paylaşacağım.

Sevgilerimle

AA

5 Eylül 2010 Pazar

Ne zaman konuşacak?

Bebekler ne zaman konuşur?
Erkek bebekler niçin geç konuşur?
Konuşmasını hızlandırmak ve ilerletmek için ne yapmalıyım?

Bebekler genelde 6 .ayda hecelemeye başlar; mamamama, babababa, nanana, dededede gibi. Bu heceleme 8. ayda zirve yapar ve daha sonra basit ses ve hece denemeleri başlar. 1. yaşına yaklaştığında anne-baba, mama, dede, gel, al, bu gibi basit sözcükleri söylemesi beklenir. ( En az 5 tanesini)

Konuşmayı desteklemek için ne yapmalı?

İlk önce evdeki TELEVİZYONU KAPATMAK GEREKİR. Çünkü insanlar konuşmayı konuşarak öğrenirler, dinleyerek ve izleyerek öğrenmezler. Anneler sanırlar ki; eğer çocuğuma tv izletirsem duyduklarını tekrar eder ve konuşur. HAYIR! Bu tamamen yanlıştır.TV izleyen çocuk dinler, sesi ve konuşma figürünü kaydedebilir ama taklit etmesine yine TV izin vermez. Sürekli TV konuşmakta ve bebekle çocukla iletişime girmediği için onun taklit etmesine imkan vermemektedir. Bu nedenle TV' nin 2 yaşına kadar izletilmemesi gerekir. Biz Ata' ya kesinlikle TV izletmiyoruz ve 2 yaşına kadar izlemesini istemiyoruz. Beyin ve dile gelişimi için bu çok öenmli ve herkese tavsiye ederim. Zaten TV kapalı olunca eğlenecek ve konuşacak, hayatı paylaşacak çok şey kalıyor. Açıkça sormak isterim: Çocuğunuzun donuk olmasını ister misiniz? Hayır ise yanıtınız lütfen Uzm.Psikolog Sinem Olcay'ın bu yazısını okuyun.

Bebekler konuşmayı nasıl öğrenir?

Öncelikle etraftaki sesi dinlerler ve belli bir süre sonra taklit etmeeye başlarlar. Anneler ise bebekleri ile konuşurken içgüdüsel olarak seslerini inceltirler. Bu ise bebeklerin belli perdedeki sesleri daha iyi duymasını kolaylaştırır. Dinle - taklit et gibi işlem sıraları daha sonra "dinle- ses çıkar- anlaşılmayı bekle"ye dönüşür.

Burada annenin ve ebeveynlerin yapması gereken şeyler ;



Yumuşsak ve neşeli bir ses tonuna özen gösterilmeli,
Bebeğin hatalı ve eksik ses çıkarması ile ilgili olarak asla dalga geçilmemeli,
Sesleri yanlış olarak telaffuz etmemeli, örneğin: araba yerine ayaba demek gibi.
Doğrusu telaffuz edilmeli,
Bebekle göz hizasında bulunmalı,
Göz kontağı kurarak konuşmaya çok özen göstermelidir.
Etrafta olup biten herşeyi, yağtıklarını ona tek tek ve basit bir dille anlatarak dil gelişimine katkıda bulunabilirsiniz...
Sesleri vurgulayabilir,
Kelimeleri tekrar edebilirsiniz ( evet, sabır olmadan olmuyor)
Yavaş bir ritm ve melodik olarak konuşmak bebeğin daha fazla ilgisini çeker ve kendisi ile ilgilenmenizi isteyerek konuşmaya özen gösterir.
ayrıca bebeğin çıkardığı seslere dikkat edip tepki vedikçe ilgilenildiğini hisseden bebek daha çok konuşmak isteyecek ve konuşmazı ivme kazanacaktır.
Kitap okumak,
Şarkı söyleme,
Eşleştirme kartları ile oynamak da çok faydalı olacaktır...




Ata ile şunlar çok yapıyoruz:

Ata, bak kuş. Kuş geçiyor. Kuş uçtu, kuş gitti.
Tren geçiyor -el sallıyoruz- Gidince ise : git-tiiiii diyoruz. (Anne-baba)
Aç Ata,
Gel Ata,
Bak Ata,
Tut Ata,

Sonra minik parmak pyunları oynuyoruz.

Baş parmağım nerdesin, mesela bu onun sesleri daha kolay taklit etmesini sağlıyor. Çok tavsiye ederim.

İlgi, sabır ve titizlik isteyen bu süreçte ailelerin konuşma tarz ve biçimlerini birebir kopyalayan bebekleriyle ilgilenirken daha çok dikkatli olması iyi olur.

Tabi bu arada bir de bakıcı faktörü var. Eğer bakıcı yabancı uyrukluysa 1 yaşa kadar çok fazla olumsuz etkisi olmaz ama 1. yaştan sonra yabancı bakıcı dil gelişimi için bir handikaptır. Bu nedenle ana dili ile veya istenilen dili konuşan birinin ilgilenmesi çok önemlidir.


Konuşma gecikirse ne yapmalı?

Konuşmak isteyip konuşamayan çocuk biraz agresif olabilir, bu nedenle ailenin çocuğu çok fazla baskı altına almaması gerekir.
Konuşamıyor vb gibi etiketler yapıştırılmamalı, sürekli cesaretlendirilmeli ve olumlu olarak motive edilmelidir.
Müzik dinlemesi ve müzik aletleri ile ilgilenmesi çok işe yarayabilir.
3 yaşına gelmiş ve hala konuşma yoksa sadece ses çıkarma vb varsa bir uzmana danışılmalıdır.

3 Eylül 2010 Cuma

Oyun halkalarla neler yapılabilir? Oyunlarımız Vol .I

Birden çocukluğa yani oyun çocukluğuna geçmiş olan Ata ile birlikte yaptıklarımız keyifli vakitler yaratıyor...

Ce-e oyununa ellerimizle yüzümüzü kapatarak oyanamaya çok erken başladık, öyle ki hatırlamıyorum bile:) Sonra bir eşyanın arkasına saklanarak devam etti. Sonra saklambaça dönüştü. Emekleme sürecinin katkısı büyük bunda.

Şimdilerde ise oturup oyuncaklarımızla oynayarak zaman geçiriyoruz.

Halkalarla kule yapıyoruz sık sık. Sonra onları tek tek çıkarıp yine tek tek takıyoruz. Sırasıyla takıp çıkarabilmesini sağlamak için her defasında anlatarak ve aynı uyaranları vererek gerekli beceriyi gösterebilmesini sağlamaya çalışıyorum...



Bir başka vesiyonu ise halkaları (4 taneler) el ve ayak bileklerine takmak ve çıkarmasını istemek olabiliyor.

Sonra aynı halkaları yuvarlamaya başlıyoruz.

Diğer bir versiyonu ise halkaları eksenleri etrafında döndürmek ve kendi kendilerine durmalarını izlemeyi başarabilmek. Konsantre olmayı öğretmek kadar zihinsel ve dil gelişimini destekleyen bir yapı yarattığımı düşünüyorum.

Bu oyuncakla daha çeşitli versiyonlar yaratmak mümkün.Halkaları yerde yanyana diziyorum ve renkleriyle sayıyorum bazen. Büyük halkadan küçüğe doğru sayıyorum mesela. Sarı, turuncu, mavi, yeşiiillll :) Haydi bir daha...

Bazen en büyüğü ve en küçüğü alıp gösteriyorum "Bu büyük bu küçük" gibi. Aslında tek bir kavram üzerinden gitsem daha iyi olur tabi. Çünkü aynı anda iki kavram için henüz küçük. Mesela "büyük halkayı alalım, büyük halkayı yuvarlayalım, büyük halkayı bileğimize takalım, büyük halkayı döndürelim"...gibi bir oyun daha makul ve mantıklı olabilir. Şimdi yazarken aklıma geldi :)

Dur bunu yarın bir deneyeyim :)))

Sevgiler

2 Eylül 2010 Perşembe

Bir yaş bebeğinin genel özellikleri

Ata artık bebeklikten çıktı ve oyun çocukluğuna geçti. Bizim ilgi ve ihtiyaçlarımız beslenme ve uyku düzeninden çıkıp daha farklı yönlere doğru ilerlemeye başladı.

Soru ve sorunlarımız daha farklı artık...

Daha yaratıcı olması için hangi oyunları tercih etmeliyiz?
Davranış eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyiz?
Evi ve çevreyi daha güvenli hale nasıl getirebiliriz?
Hangi oyunlar onun zekasını geliştirir?
Dil gelişimi için nasıl davranmalıyım gibi? şeyler bizi çok meşgul ediyor son zamanlarda.

Öncelikle kabaca 1 yaş özellklerini bu videoda izleyebiliriz. Doktorun anlattıklarını kontrol edebilir, bir farklılık varsa doktora danışabiliriz.

Bu arada bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel...Kendisinin yaklaşımından, bilgi, kültür ve donanımından oldukça memnunuz.Tavsiye ederiz...

Bir yaşında bir çocuk yavaş yavaş yürümeye, konuşmaya, ciddi ciddi sosyalleşmeye, çevresini tanımaya, kendini beslemeye ve ifade etmeye başlıyor.

Bu dönemde anne-babaların işi pek kolay değil. Dr. Harvey Karp' a göre küçük bir cave man, yani mağara adamı olan bu minikler artık yavaş yavaş devinerek kentlileşmey başlıyorlar.

Örneğin sesler daha net ve anlaşılır olarak çıkmaya başlıyor. O garip bebek dili ağuhabubabab dededediidididi ler daha kısalıp anlam yükleniyor :) An-ne, babba, dedde, dellll, ditti, vuuu, düüüü, pissspisss gibi ifadelere bürünüyor. Bebek yanlış veya eksik telaffuz edebilir kelimeleri, yetişkinlerin yapması gereken bunu örtmek ve hep doğru şekilde telaffuz ederek konuşmak olmalı diyor uzmanlar.Aksi takdirde yanlış model olma durumu söz konusu olabilir :)

Bu arada,tabii, kendini ifade ederken artık daha bağımsız olarak hareket edebildiği için istediği yöne istediği şekilde gitmek istiyor. Burada ailenin çok dikkatli ve çocuğun sürekli yanında gözünü dört açarak bulunması hepimizin ortak sloganı :)

Evde kapılar,çekmeceler,prizler,köşeler,kesici ve delici aletlerin bulunduğu yerler güvenli hale getirilmeli,
Oyuncaklarla oynarken, sıralarken, emeklerken yakınında bir yetişkin mutlaka olmalı,

Yemek yemeğe çalışması engellenmemeli, halı, koltuk, kanepe üst başın kirliliği çok fazla dert edilmemelidir :) Elde bir bez sürekli gezmek ise çocukta suçluluk duygusunu arttıracağından yemek tamamen bittikten sonra konuyu büyütmeden temizliği yapmak en sağlıklısıdır.

Yavaş yavaş yürüme denemelerini bağımsız olarak gerçekleştiren Ata ve yaşıtları için sürükleyerek gidecekleri oyuncakları seçmek daha ideal olacaktır.

Oyun grupları oluşturup ortak arkadaşlar ve oyuncaklarla oynama gibi şeyleri teşvik etmek ise bence sosyla gelişim için erken değil, tam zamanı.

Bugünden itibaren Ata ile oynadığımız oyunları paylaşmaya çalışacağım...

Tabi yürüme,yemek yeme,oyun oynama, gezme ve sosyalleşmelerimizden geriye zaman kalabilirse.... :))))

Sevgiler