Herşey otizm üzerine yeni yazılan bir şeyleri tararken gelişti. Euronews' de yayımlanan "Learning World" programında, "Sınıfının en iyisi: Finlandiya" bölümüne denk geldim.
Anlatılanlara bakılırsa, Finlandiya eğitim sisteminin filozofik sırrını sorgulayarak bir görüş elde edilmeye çalışılıyor.
Öğretmenlere müfredat baskısı yok,
sınav derdi, oks,sbs,öss gibi sorunları yok.
Okulda 4-5 saat kalıp gidiyorlar.
Tıpkı bir etüd merkezi gibi ancak tek farkla.
Yaşamı öğreniyorlar ve oyun oynamaya teşvik ediliyorlar. Bizim sistemimizde olduğu gibi sol beyine- ezbere değil, sağ beyine-dokunmaya,hissetmeye,ilgi ve benzeşim kurmaya yöneliyorlar.
Yani, gerçekten ve yaparak-yaşayarak öğreniyorlar.
Kişisel görüşlerime gelince:
"Bu sistemi değiştirebilmek için didinmeli ve aynı ilkelere sahip olup, aynı şeyleri düşünen herkes dağılmdan işbirliği yapmalı ki adım adım ilerleyebilsin bazı şeyler. Belki 500 yıl gerekecek istenen seviye için belki 50 yıl ama 5 yıl içinde birşeyler yapmazsam Canım Ata'm ve çocuklarımızın tamamına yakını d bu rezil sistemin içinde aptallaşmaya başlayacak. Belki de az çocuk, bol sevgi, çok çalışmak ve iyi düşünmeyi öğrenmek lazım, gerisi kolay, gerisi Finlandiya gibi olmak demek." Bence uyku eğitimi kadar, beslenme kadar hayati bir mesele bu. Önemli olan eğitim felsefesi ve öğretmen kalitesi, gelişebilmek için. Ancak hala günümüzde kapıda tek sıra olup kravat, ceket, saç baş, ayakkabı kontrolü yapılıyorsa Nasa'dan adam getirsek de bir şey olmaz" diye düşünüyorum çoğu zaman.
Eğitim ciddi bir iştir ve eğitimde feda edilecek fert yoktur. (M.K. Atatürk)
Gelin görün ki üstün zekalısı, üstün yeteneklisi, normali, engellisi, otizmlisi, analısı, babalısı, kimsesizi heba olup gidiyor bu eğitim programı çöplüğünde!
...ve yavaş yavaş, çok değil yakında, sıra bizim çocuklarımıza geliyor olacak ne yazık ki.
Umutsuz muyum, bilmiyorum ama bunlar benim kişisel görüşlerim. Peki siz ne düşünüyorsunuz, sizce ne olmalı, ne yapmalı? Yoksa topluca Finlandiya'ya mı kaçmalı?
Hadi anlatın, yazın, paylaşın. :)
Videonun orjinali burada, Türkçesini ise buradan izleyebilirsiniz.
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2011 Cumartesi
Tweet
Eğitim sistemimizi böyle düşlemek hayalperestlik mi?
30 Ocak 2011 Pazar
Tweet
Özel Eğitim Gereksinimli Bireylerin Annesi Olmak
Böyle bir yazı dizisi yapmaya karar verdim. PAylaşacağım çok şey var ama herzaman yazacak fırsatım olmuyor ve çoğu şey zamana yayılarak vücut bulabiliyor ne yazık ki... Özel eğitim üzerine yazmayı ne zamandır düşünürken öğrencimin vefat haberini alınca........çok zor oldu toparlanmak. Ama işte...hayat devam ediyor. Allah herkesin evladına sağlık sıhhat ve neşe versin bol bol.
Her kayıp acıdır ama meleklerin göçüp gitmesi çok koyuyor insana...
Bu işi 8 yıldır yapıyorum. Kaç öğrencim oldu, kaç anne tanıdım sayısını bilmiyorum ama çoğu şöyle diyor dertleşirken; "ben ölürsem bu çocuğa ne olur, kim bakar, bari ben ölmeden önce ölsün"... İlk duyduğumda şoka girmiş, nutkum tutulmuştu. Düşününce, bir anne olarak düşününce hak vermemek mümkün değil. Bu memlekette anası-babası olan engelliler bile hor görülüp yok sayılırken kimsesi olmayanların hali o kadar acı ki... Bunu hergün ben görüyorum işte! :( Sadece fon, destek, yardım değil anlayış ve el uzatmak da gerekli özel eğitim ve özel eğitimli bireylerin gelişimi için.
Anneler bilirler!
Ülkede sağlam bir yapı ve hoşgörü olsaydı annelerin gözü böyle arkada ve dertli olmazlardı. Demek ki yok ve bu bağrı yanmış anneler iyi eğitim almalarını istediği gibi, ölümün de iyisini istiyorlar evlatları için. Ne acı, ne zor, Allahım, ne kadar ağır... Sen herkese sağlık ver demekten başka, Medine dilencisi gibi sağlık dilenmekten başka hiçbirşey yapamıyorum düşündükçe, gördükçe ve yaşadıkça. R.' nin annesinde derin bir acıyla karışık garip bir huzur vardı. Acaba gözü arkada kalmayacağı için midir? Offf, düşünmeden edemiyorum.
Bir de özel eğitimden sorumlulara akıl, fikir, eğitim, hoşgörü, sabır ve güç ver tanrım! Ver ki bu işi hala angarya olarak gören sorumlu müdürlerin aklı biraz başına gelsin. Bu kadar ağır yükü olan anne ve ailelere hizmet etmek bu devlet memurlarının işi değil mi kardeşim!!! Bir anlatsam anlayışlarını AB İnsan Hakları MAhkemesi'ne verirsiniz. Dişlerimi sıkıyorum aklıma geldikçe!
Neyse, konumuza gelelim. Belki birilerine daha ulaşırız, yardımcı oluruz, öyle değil mi?
Zamanında Milliyet'te şunları yazmışım.
Özel eğitim nedir diye sorulduğunda ise şu yanıtı vermişim ( pek çok yerde yayınlanmıştı ama link bulamadım)

Çok ağır ve zor bir konudur özel eğitim ve engelliler... Tarihin çilesi, insanlığın göstergesidir. İçinde olduğum için anlatacağım çok şey var ama önemli olan "kimin ne işe yaradığı". Yani şunu demek istiyorum.
Özel eğitim söz konusu olunca " ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyorum.
Herkese sağlıklı günler, mutluluklar ve güzellikler diliyorum.
Aylin
Her kayıp acıdır ama meleklerin göçüp gitmesi çok koyuyor insana...
Bu işi 8 yıldır yapıyorum. Kaç öğrencim oldu, kaç anne tanıdım sayısını bilmiyorum ama çoğu şöyle diyor dertleşirken; "ben ölürsem bu çocuğa ne olur, kim bakar, bari ben ölmeden önce ölsün"... İlk duyduğumda şoka girmiş, nutkum tutulmuştu. Düşününce, bir anne olarak düşününce hak vermemek mümkün değil. Bu memlekette anası-babası olan engelliler bile hor görülüp yok sayılırken kimsesi olmayanların hali o kadar acı ki... Bunu hergün ben görüyorum işte! :( Sadece fon, destek, yardım değil anlayış ve el uzatmak da gerekli özel eğitim ve özel eğitimli bireylerin gelişimi için.
Anneler bilirler!
Ülkede sağlam bir yapı ve hoşgörü olsaydı annelerin gözü böyle arkada ve dertli olmazlardı. Demek ki yok ve bu bağrı yanmış anneler iyi eğitim almalarını istediği gibi, ölümün de iyisini istiyorlar evlatları için. Ne acı, ne zor, Allahım, ne kadar ağır... Sen herkese sağlık ver demekten başka, Medine dilencisi gibi sağlık dilenmekten başka hiçbirşey yapamıyorum düşündükçe, gördükçe ve yaşadıkça. R.' nin annesinde derin bir acıyla karışık garip bir huzur vardı. Acaba gözü arkada kalmayacağı için midir? Offf, düşünmeden edemiyorum.
Bir de özel eğitimden sorumlulara akıl, fikir, eğitim, hoşgörü, sabır ve güç ver tanrım! Ver ki bu işi hala angarya olarak gören sorumlu müdürlerin aklı biraz başına gelsin. Bu kadar ağır yükü olan anne ve ailelere hizmet etmek bu devlet memurlarının işi değil mi kardeşim!!! Bir anlatsam anlayışlarını AB İnsan Hakları MAhkemesi'ne verirsiniz. Dişlerimi sıkıyorum aklıma geldikçe!
Neyse, konumuza gelelim. Belki birilerine daha ulaşırız, yardımcı oluruz, öyle değil mi?
Zamanında Milliyet'te şunları yazmışım.
Özel eğitim nedir diye sorulduğunda ise şu yanıtı vermişim ( pek çok yerde yayınlanmıştı ama link bulamadım)
Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim gereksinimlerini karşılamak ve bu bireylerin toplumsal yaşama katılımlarını hazırlamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, özel olarak hazırlanmış eğitim programları ve “engel” türüne göreve engelin özelliklerine uygun olarak hazırlanmış eğitim ortamları ile birlikte sürdürülen eğitime “özel eğitim denir”
Özel eğitim engel gruplarına göre sınıflandırılarak bu gruplara göre hazırlanmış okullarda sürdürülür.Görme, işitme, ortopedik ve zihinsel engelliler ile, uyum güçlüğü olanlar, süreğen hastalığı olanlar, dil ve konuşme güçlüğü olanlar ve üstün- özel yeteneklilere özel eğitim hizmeti verilmektedir.
Aynı zamanda engelli çocukların akranları ile birlikte aynı ortamda eğitimlerini sürdürmeleri çok önem taşımakta ve yönlendirmelerde “kaynaştırma” eğitimine ağırlıkla önem verilmektedir. Kaynaştırma eğitimi ve akranları ile aynı okulda birlikte eğitim almalarını sağlayan özel eğitim sınıfları, engelli öğrencilerin toplumsal yaşama katılımlarını arttırarak kendilerini daha da geliştirebilmeleri için doğal bir ortam oluşturmaktadır.
Ülkemizde ve dünyada özel eğitim hizmeti akademisyenler ve öğretmenler tarafından oldukça zor, pahalı ve sevgi, emek, sabır isteyen bir iş olarak tanımlanmakta. Zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak bu mesleğin bir uygulamacısı olarak benim getireceğim özel tanımlama ise “farklılıklarla bir arada yaşamayı öğrenmek” olacaktır. Engelli bireyler ile özdeşim kurarak hayata katılmalarını, kendi yaşamlarını olabilecek en az destekle sürdürmelerini öğretmeyi başarmanın ilk adımı farklı olanı kabul etmekten geçiyor.
Çok ağır ve zor bir konudur özel eğitim ve engelliler... Tarihin çilesi, insanlığın göstergesidir. İçinde olduğum için anlatacağım çok şey var ama önemli olan "kimin ne işe yaradığı". Yani şunu demek istiyorum.
Özel eğitim söz konusu olunca " ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyorum.
Herkese sağlıklı günler, mutluluklar ve güzellikler diliyorum.
Aylin
Etiketler:
anne olmak,
eğitim,
engelliler,
özel eğitim
28 Ocak 2011 Cuma
Tweet

Bugün karneler veriliyor. Bir heyecan bir heyecan... Sanki ben alacağım o notları :))) Çocukların notları kadar karnenin sağ tarafındaki davranış notlarını da özenle hazırladım ve oraya çeşitli notlar düştüm. Ailelerinin ve kendilerinin buna özen göstermesini çok isterim. Çünkü değerlendirdiğimiz şey sadece çocuğun akademik başarı dediğimiz ders notları değil. Duygusal ve sosyal yönden ne durumda bu da çok önemli. Bunun için değerlendirme ölçeklerimiz var, bunlara göre kapsamlı bir bakış açısı verebiliyoruz veliye, anneye, babaya, öğrenciye ve ilgilenen herkese...
Aileler bugünü ve hergünü E-okul veli bilgilendirme sistemi ile izleyebilirler.
Bu arada kocam bu sabah bir doğuma girdi, bebeğin doğum fotoğraflarını çekmek için . Bakalım yine hayırlı uğurlu olsun bebeğiniz kutlamaları alacak mıyız yine facebook'tan :)))
Sevgiler
Bugüne dair...
Bugün karneler veriliyor. Bir heyecan bir heyecan... Sanki ben alacağım o notları :))) Çocukların notları kadar karnenin sağ tarafındaki davranış notlarını da özenle hazırladım ve oraya çeşitli notlar düştüm. Ailelerinin ve kendilerinin buna özen göstermesini çok isterim. Çünkü değerlendirdiğimiz şey sadece çocuğun akademik başarı dediğimiz ders notları değil. Duygusal ve sosyal yönden ne durumda bu da çok önemli. Bunun için değerlendirme ölçeklerimiz var, bunlara göre kapsamlı bir bakış açısı verebiliyoruz veliye, anneye, babaya, öğrenciye ve ilgilenen herkese...
Aileler bugünü ve hergünü E-okul veli bilgilendirme sistemi ile izleyebilirler.
Bu arada kocam bu sabah bir doğuma girdi, bebeğin doğum fotoğraflarını çekmek için . Bakalım yine hayırlı uğurlu olsun bebeğiniz kutlamaları alacak mıyız yine facebook'tan :)))
Sevgiler
24 Ocak 2011 Pazartesi
Tweet
Bebeklere uyku egitimi şart mı?
Bence uyku tekbasina ele alınmaması gereken bir şey. Gün icinde yorulursanız erken uyursunuz, ağır yerseniz ne olduğunu anlamadan sizar kalirsiniz ya da kafanıza birsey takılırsa sabaha kadar gözünüzü kirpmazsiniz... Gibi...
Ben uyku danışmanı değilim ama egitimciyim. Söyleyeceklerim daha çok annelerin daha insancıl ve süreç odaklı yaklaşmaları seklinde olacak. Uyudun da nasıl uyursa uyusun derseniz ayvayı yersiniz. Uyku bütün bir gunün eseridir. Gündüzü rutine oturtmazsaniz gece bekçisi olursunuz tabi olarak. Ayrıca dış, büyüme atağı, gaz, reflu, burun tıkanıklığı, alerji, anneye güven, huzur icinde uyuma gibi etmenleri kontrol etmezseniz ve üstüne uyuması için olmadık yöntemleri denerseniz yine ayvayı yersiniz.
Ukala ukala yazıyorum kusura bakmayın ama herseyi sallayip uykuya gelince Aslan kesilen ve el kadar bebelere ferberin uygulayan anneleri okuyup dinledikce kada aradım geliyor. Bir de ballandira ballandira yazıp ise yarıyor demiyorlar mı?.... İki tane çakmak lazım!
Şimdi o ağlatmaya meraklı annelere sunu soruyorum;
" diyelim ki yatalak hastasını, yuruyemiyorsunuz, haliyle tuvalete bile gidecek halınız yok. Öyle ki konuşup derdinizi anlatacak gücünüz de yok. Bir sekilde size bakıyorlar; yemek, mama su... Ancak kokularınız var; acaba benden bıkarlar mı? Acaba beni terk edip giderler mı? Beni bu halimle bile seviyorlar mıdır??? Bunun gibi pek çok korku ve endişeniz var diyelim.
Anneniz gündüz gelip doyuruyor, ilgileniyor ve mutlusunuz. Haliyle iciniz geçiyor ve uyuyorsunuz. Saatler ilerliyor, gece oluyor, karanlık ürkütüyor, endişeler basıyor ve uyuyamiyorsunuz. Üstelik o sevgili annenizin basınıza gelip öpüp koklayip sakinlestirip elinizi tutmasini beklerken o kapıdan " hadi uyu yavrum" gibisinden yuzeysel bir davranisla yaklaşıyor size. Oysa ki annenizden şefkat bekliyorsunuz.
Ağlamaya başlayınca da fırça yiyorsunuz diyelim. Yasınız da olsun 33... Koskoca kazık kadarsiniz ve ağlamanıza karşılık anneniz uzak duruyor. Ne yaparsınız? O an ne hissedersiniz??
Lütfen yanıt verin????
Hissedeceginizi düşündüğünüz şey her ne ise, aglatarak uyutmalı sırasında o minicik insana hissettireceginiz şey o dur iste!
.......
Uyku sorununuz varsa size Heather Welford' un "bebek ve cocukların uyku sorunlarına çözüm" isimli kitabini öneririm.
Bu kitabın 76. Sayfasında hislerime Tercüman olmuş bir paragraf var. Soyle "hangi yasta olursa olsun, kendiliğinden uyuyabilmesi için ya da tekrar uykuya dalması için, bebeğinizin ağlamasına izin vermeyi öneren 'uyumaya yardımcı olmak' için geliştirilmiş birçok yaklaşım vardır. Bu yöntemler, gereksinimlerini ifade eden bebeğe yanıt vermeyi önermek yerine ebeveyni çocukla karsı karşıya getiren bir cocuk yetiştirme bicimi oluşturmaktadır.
Ağlayan cocugunuzla ilgilenmek onu 'idare eden' durumuna sokmaz. Bunun yerine ona sıkıntısıyla ilgilenip, sıkıntısını gidereceğinizi öğretir.
Cocuğunuz ağlıyor ve hiç kimse ilgilenmiyorsa, nekadar kötü durumda olsa da kendi basına olduğu hissine kapılmasına neden olabilir.
Cocuğunuzun gercekten bir sorunu olmadıgından hiçbir zaman emin olamazsınız. Susamış, korkmuş..... Vb gibi pek çok şey olabilir.
İnsanlik evriminin tarihinde, güvenlik ve ısınma nedenleriyle küçük cocuklar hep birinin yanında uyumuslardir. 21. yy cocuğu için bunu değiştirmek demektir; bu yapılacaksa yumusakca yapılmalıdır.
Cocuklar şüphesiz bağımsızlığı öğrenmelidir. Ancak bunu öğretmek için önünüzde 20 yıl varken neden acele ederdiniz?" diyor kitap...
İyi ki de diyor. Okurken "oh be" dedirtiyor.
Su febreri öven ama gelişim denen sürecin kendisinden zirnik kadar anlamayan annelere kapak oluyor!
Böyle aglatip depresyona sokuyorlar ya bebeklerini, haberler yok. Ergenlikte alacaklar ağızlarının paylarını hanımefendiler....!
Benden söylemesi.
Siz bu ferbercilere uymayın.
Öptüm hepinizi!
Aylin
Ben uyku danışmanı değilim ama egitimciyim. Söyleyeceklerim daha çok annelerin daha insancıl ve süreç odaklı yaklaşmaları seklinde olacak. Uyudun da nasıl uyursa uyusun derseniz ayvayı yersiniz. Uyku bütün bir gunün eseridir. Gündüzü rutine oturtmazsaniz gece bekçisi olursunuz tabi olarak. Ayrıca dış, büyüme atağı, gaz, reflu, burun tıkanıklığı, alerji, anneye güven, huzur icinde uyuma gibi etmenleri kontrol etmezseniz ve üstüne uyuması için olmadık yöntemleri denerseniz yine ayvayı yersiniz.
Ukala ukala yazıyorum kusura bakmayın ama herseyi sallayip uykuya gelince Aslan kesilen ve el kadar bebelere ferberin uygulayan anneleri okuyup dinledikce kada aradım geliyor. Bir de ballandira ballandira yazıp ise yarıyor demiyorlar mı?.... İki tane çakmak lazım!
Şimdi o ağlatmaya meraklı annelere sunu soruyorum;
" diyelim ki yatalak hastasını, yuruyemiyorsunuz, haliyle tuvalete bile gidecek halınız yok. Öyle ki konuşup derdinizi anlatacak gücünüz de yok. Bir sekilde size bakıyorlar; yemek, mama su... Ancak kokularınız var; acaba benden bıkarlar mı? Acaba beni terk edip giderler mı? Beni bu halimle bile seviyorlar mıdır??? Bunun gibi pek çok korku ve endişeniz var diyelim.
Anneniz gündüz gelip doyuruyor, ilgileniyor ve mutlusunuz. Haliyle iciniz geçiyor ve uyuyorsunuz. Saatler ilerliyor, gece oluyor, karanlık ürkütüyor, endişeler basıyor ve uyuyamiyorsunuz. Üstelik o sevgili annenizin basınıza gelip öpüp koklayip sakinlestirip elinizi tutmasini beklerken o kapıdan " hadi uyu yavrum" gibisinden yuzeysel bir davranisla yaklaşıyor size. Oysa ki annenizden şefkat bekliyorsunuz.
Ağlamaya başlayınca da fırça yiyorsunuz diyelim. Yasınız da olsun 33... Koskoca kazık kadarsiniz ve ağlamanıza karşılık anneniz uzak duruyor. Ne yaparsınız? O an ne hissedersiniz??
Lütfen yanıt verin????
Hissedeceginizi düşündüğünüz şey her ne ise, aglatarak uyutmalı sırasında o minicik insana hissettireceginiz şey o dur iste!
.......
Uyku sorununuz varsa size Heather Welford' un "bebek ve cocukların uyku sorunlarına çözüm" isimli kitabini öneririm.
Bu kitabın 76. Sayfasında hislerime Tercüman olmuş bir paragraf var. Soyle "hangi yasta olursa olsun, kendiliğinden uyuyabilmesi için ya da tekrar uykuya dalması için, bebeğinizin ağlamasına izin vermeyi öneren 'uyumaya yardımcı olmak' için geliştirilmiş birçok yaklaşım vardır. Bu yöntemler, gereksinimlerini ifade eden bebeğe yanıt vermeyi önermek yerine ebeveyni çocukla karsı karşıya getiren bir cocuk yetiştirme bicimi oluşturmaktadır.
Ağlayan cocugunuzla ilgilenmek onu 'idare eden' durumuna sokmaz. Bunun yerine ona sıkıntısıyla ilgilenip, sıkıntısını gidereceğinizi öğretir.
Cocuğunuz ağlıyor ve hiç kimse ilgilenmiyorsa, nekadar kötü durumda olsa da kendi basına olduğu hissine kapılmasına neden olabilir.
Cocuğunuzun gercekten bir sorunu olmadıgından hiçbir zaman emin olamazsınız. Susamış, korkmuş..... Vb gibi pek çok şey olabilir.
İnsanlik evriminin tarihinde, güvenlik ve ısınma nedenleriyle küçük cocuklar hep birinin yanında uyumuslardir. 21. yy cocuğu için bunu değiştirmek demektir; bu yapılacaksa yumusakca yapılmalıdır.
Cocuklar şüphesiz bağımsızlığı öğrenmelidir. Ancak bunu öğretmek için önünüzde 20 yıl varken neden acele ederdiniz?" diyor kitap...
İyi ki de diyor. Okurken "oh be" dedirtiyor.
Su febreri öven ama gelişim denen sürecin kendisinden zirnik kadar anlamayan annelere kapak oluyor!
Böyle aglatip depresyona sokuyorlar ya bebeklerini, haberler yok. Ergenlikte alacaklar ağızlarının paylarını hanımefendiler....!
Benden söylemesi.
Siz bu ferbercilere uymayın.
Öptüm hepinizi!
Aylin
Etiketler:
bebek gelişimi,
eğitim,
gelişim psikolojisi,
uyku
20 Aralık 2010 Pazartesi
Tweet
Kariyerimin Çılgın Basamakları
2002 yılında başladım göreve. Gemlik'te eski bir binada, eski bir sınıfta. Sonra ne olduysa okulun kel kafalı müdürü (taşın üzerinde ot bitmiyor işte!)bizi sınıftan attı. Malum, zihinsel engelliler sınıfı, atılmayı çoktan hak ediyor. İşte yeni mekanınız dedi müdür ve yolu tutup bana kömürlüğü gösterdi.Dizayn edip sınıf yapacakmış....Kömürlük yahu kömürlük! Pencere yok, güneş yok, hava yok!!!Stajerim ya, yutacağım bu ömür tozunu sandı kendince. Bastım yaygarayı. Sonra bizi fen labaratuarına verdi müdür amca. "Bir iğne kaybolsun, bir bardak kırılsın bittin sen" dedi bana. Tamam dedim. Stajerim ya, yuttum sandı müdür amcam. Çocuklara izah ettim, kırmadılar sağolsunlar ne beni ne de beherleri. Paşa paşa, kaloriferleri ve camları olan bir sınıfta olup ders yaptığım için mutluydum ama hesabını soracaktım bunların. (Ayrıca bunlar bir ihbardır,hakkında geçmişe yönelik işlem yapılabiliyor mu bilmiyorum ama en azından herkes bilsin bu kötü kalpli adamı)
Ben hesap soramadan görevden ayrıldı.İyi kalpli müdür geldi. Kullanılmayan bir sınıfı bana gösterip burası sizin dedi. Hehe :) Olsun, küflü duvarları silinince geçer, biraz ilgilenince güzelleşir dedim içimden.
Yobaz esnafın kapısına dayandım. Yüzüme bakmadılar konuşurken ama Allah rızası için boyayı indirimli verebileceklerini söylediler. Yobazlar çünkü insanlık namına gelip, yardım talep ediyordum, kadınım diye yüzüme bakmadan konuyu görüştüler benimle. Ehi buna da razı oldum. Elimde boyalar, müdür, veliler ben boyadık sınıfı....
Not: Çocukları deşifre etmek istemediğim için fotoğraf yayınlamıyorum.
2005: Tokatköy İlköğretim Okulu'na geldim. İstanbul'da medeniyetin bittiği son noktalardan biriydi burası. Sınıfta oturacak sıra göremeyince okul aile birliğinden sıra almalarını istedim. Aslında sıra vardı ama çocuklar oturunca 2.dakikadan sonra tahtaları ayrılıp yere düşüyorlardı :( OAB, "alırız hocam" dedi. 2-3 ay sonra geldi sıralar. SOn derece cicili bicili...Çok sevindik. Sonra 15 gün geldi beni aradı birileri, "Aylin hanım, sıraların parasını ödemezseniz haftaya gelip alacağız". Nasıl yani???????????????????Okul Aile Birliği başkanı faturayı benim adıma kestirmiş (Bu da bir ihbardır, lütfen bu koun incelensin) Firmadakilerden süre isteyip istenilen 2500 TL yi bulacağımı söyledim. Ne yani? Geri mi verecektim???? Okulun iyi niyetli olup iyi işler yapmaya enerjisi kalmamış yorgun müdürü, "geri ver gitsin hocahanım" dedi. Uğraşacaktım ve uğraştım.
"Arkadaşlar, okul aile birliği sıra aldı ama ödemedi bende 2500 TL yok, pamuk ellerinizi ceplerinize rica ederim, aramızda para toplayalım" diye bir mail attım. Not düştüm bir de, lütfen kimseye forward etmeyin. Sanki ben bunu dememişim gibi, biri kalkmış Beykoz Kaymakamı'na forward etmiş."Arkadaşım Aylin öğretmen, sınıfına yardım arıyor,zor durumda, lütfen yardım edin" diye. Tabi kaymakam da İlçe Milli Eğitim Müdürünü aramış, İlçe Milli Eğitim müdürü ise direk beni aradı! Bir fırça.........! "Derhal buraya gelin açıklamanızı bekliyorum".
İlk anlattığım Okul-Aile Birliğinin attığı kazık oldu. Sonra sordum, siz bir öğretmen olarak benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Ayrıca 15:30 itibariyle özel ğieitm sınıfının borcu ödenmiş, yeni malzemeler alınmış ve okulun bütün eksikleri tamamlanmıştır hocam.
Müdür bey: ......... Hocahanım, gayretiniz için teşekkür ederim, yanlış anladık.
Sonra başta sevgili Melda Başçakır olmak üzere bir çok yardım ekibi okula yardım etti. Sel felaketi yaşayan bir gariban okula bir çok iyi insan yardımda bulundu.
İhbar no 3: Şimdi özel eğitim sınıfının izbe bir odaya alındığını, çocukların zor durumda olduğunu duydum. Bu okuldaki özel eğitim sınıfının durumu nedir?Açıklama istiyoruz, eğer kömürlüğe tıkıldıysalar bu bir insanlık suçudur.
2007:Beykoz'da başka bir okula geçtim. Sıra ihtiyacı vardı yine. Bir yardımsevere ulaştım, değil sadece sıra eksiğini, ne gerekiyorsa hepsini aldı. Sağolsun, varolsun.
Şimdi o sınıf pırıl pırıl gıcır gıcır, eğitime devam ediyor.
2009: Bambaşka bir okula geçtim. İşte sınıfın dediler. Kapı açılınca, patlak sıvalı bir duvar, kırık 2-3 sıra bir tahta ve duvarda asılı bir LCD TV gördüm. Hamileydim ve artık sinirlerim dayanmıyordu. ULAN!Bu özel eğitim sınıflarının kaderi nedir böyle! Ya hiç mi insanlık yok sizde! Diye söve söve çıktım o gün okuldan. Yaz tatiliydi... Doğum izninden sonra işim çok dedim, kafamda bir sürü plan yaptım durdum:(
2010:Doğum sonrası ücretsiz izin bitti. "Hocahanım, sınıfınızı 3. kata aldık" dediler. Kimbilir neresi ve nasıl bir manzara diye sıkıntılı bir şekilde çıktım basamakları.
Bir de ne göreyim ;
Fasulye şeklinde sıralar, LCD tv, bilgisayar, satranç tahtası, bloklar, küpler,abaküsler,yapbozlar, ağzına kadar kitap dolu bir dolap, müzik aletleri, fişler, boyalar, kalemler, envai çeşit el işi malzemesi :)))))))))
Neye uğradığımı şaşırdım. Meğer benden önceki öğretmenim Belediye nin başının etini yemiş. İyi de yapmış.Afiyet olsun, helal olsun. İlk defa bir sınıfta göreve başlarken böylesine büyük bir donanınımla karşılaştığım için büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hocamı buldum, teşekkür ettim ama az biliyorum. Velilere ise ayrıca teşekkür ettim. Klima bile takmışlar yahu! :)
Şimdi okul yıkılacak. Sıralarımız, LCD televizyonumuz, radyomuz, panolarımız paketlenip saklanacak. Seneye yine bizimleler kısmetse. Ama okulun eksiği çok olur tahminimce.
Bir önceki postta dediğim gibi. Kafanızı şişirebilirim.
Eee, isteyenin bir yüzü kara :)
Artı, kendim için istiyorsam namerdim! :)
İşte böyle çılgın ve mücadele dolu bir kariyer basamağı sevgili okurum, ben bu sene laylaylom çekiliş yapmamayım da ne yapayım sevgili dostlar :)
Sev
Ben hesap soramadan görevden ayrıldı.İyi kalpli müdür geldi. Kullanılmayan bir sınıfı bana gösterip burası sizin dedi. Hehe :) Olsun, küflü duvarları silinince geçer, biraz ilgilenince güzelleşir dedim içimden.
Yobaz esnafın kapısına dayandım. Yüzüme bakmadılar konuşurken ama Allah rızası için boyayı indirimli verebileceklerini söylediler. Yobazlar çünkü insanlık namına gelip, yardım talep ediyordum, kadınım diye yüzüme bakmadan konuyu görüştüler benimle. Ehi buna da razı oldum. Elimde boyalar, müdür, veliler ben boyadık sınıfı....
Not: Çocukları deşifre etmek istemediğim için fotoğraf yayınlamıyorum.
2005: Tokatköy İlköğretim Okulu'na geldim. İstanbul'da medeniyetin bittiği son noktalardan biriydi burası. Sınıfta oturacak sıra göremeyince okul aile birliğinden sıra almalarını istedim. Aslında sıra vardı ama çocuklar oturunca 2.dakikadan sonra tahtaları ayrılıp yere düşüyorlardı :( OAB, "alırız hocam" dedi. 2-3 ay sonra geldi sıralar. SOn derece cicili bicili...Çok sevindik. Sonra 15 gün geldi beni aradı birileri, "Aylin hanım, sıraların parasını ödemezseniz haftaya gelip alacağız". Nasıl yani???????????????????Okul Aile Birliği başkanı faturayı benim adıma kestirmiş (Bu da bir ihbardır, lütfen bu koun incelensin) Firmadakilerden süre isteyip istenilen 2500 TL yi bulacağımı söyledim. Ne yani? Geri mi verecektim???? Okulun iyi niyetli olup iyi işler yapmaya enerjisi kalmamış yorgun müdürü, "geri ver gitsin hocahanım" dedi. Uğraşacaktım ve uğraştım.
"Arkadaşlar, okul aile birliği sıra aldı ama ödemedi bende 2500 TL yok, pamuk ellerinizi ceplerinize rica ederim, aramızda para toplayalım" diye bir mail attım. Not düştüm bir de, lütfen kimseye forward etmeyin. Sanki ben bunu dememişim gibi, biri kalkmış Beykoz Kaymakamı'na forward etmiş."Arkadaşım Aylin öğretmen, sınıfına yardım arıyor,zor durumda, lütfen yardım edin" diye. Tabi kaymakam da İlçe Milli Eğitim Müdürünü aramış, İlçe Milli Eğitim müdürü ise direk beni aradı! Bir fırça.........! "Derhal buraya gelin açıklamanızı bekliyorum".
İlk anlattığım Okul-Aile Birliğinin attığı kazık oldu. Sonra sordum, siz bir öğretmen olarak benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Ayrıca 15:30 itibariyle özel ğieitm sınıfının borcu ödenmiş, yeni malzemeler alınmış ve okulun bütün eksikleri tamamlanmıştır hocam.
Müdür bey: ......... Hocahanım, gayretiniz için teşekkür ederim, yanlış anladık.
Sonra başta sevgili Melda Başçakır olmak üzere bir çok yardım ekibi okula yardım etti. Sel felaketi yaşayan bir gariban okula bir çok iyi insan yardımda bulundu.
İhbar no 3: Şimdi özel eğitim sınıfının izbe bir odaya alındığını, çocukların zor durumda olduğunu duydum. Bu okuldaki özel eğitim sınıfının durumu nedir?Açıklama istiyoruz, eğer kömürlüğe tıkıldıysalar bu bir insanlık suçudur.
2007:Beykoz'da başka bir okula geçtim. Sıra ihtiyacı vardı yine. Bir yardımsevere ulaştım, değil sadece sıra eksiğini, ne gerekiyorsa hepsini aldı. Sağolsun, varolsun.
Şimdi o sınıf pırıl pırıl gıcır gıcır, eğitime devam ediyor.
2009: Bambaşka bir okula geçtim. İşte sınıfın dediler. Kapı açılınca, patlak sıvalı bir duvar, kırık 2-3 sıra bir tahta ve duvarda asılı bir LCD TV gördüm. Hamileydim ve artık sinirlerim dayanmıyordu. ULAN!Bu özel eğitim sınıflarının kaderi nedir böyle! Ya hiç mi insanlık yok sizde! Diye söve söve çıktım o gün okuldan. Yaz tatiliydi... Doğum izninden sonra işim çok dedim, kafamda bir sürü plan yaptım durdum:(
2010:Doğum sonrası ücretsiz izin bitti. "Hocahanım, sınıfınızı 3. kata aldık" dediler. Kimbilir neresi ve nasıl bir manzara diye sıkıntılı bir şekilde çıktım basamakları.
Bir de ne göreyim ;
Fasulye şeklinde sıralar, LCD tv, bilgisayar, satranç tahtası, bloklar, küpler,abaküsler,yapbozlar, ağzına kadar kitap dolu bir dolap, müzik aletleri, fişler, boyalar, kalemler, envai çeşit el işi malzemesi :)))))))))
Neye uğradığımı şaşırdım. Meğer benden önceki öğretmenim Belediye nin başının etini yemiş. İyi de yapmış.Afiyet olsun, helal olsun. İlk defa bir sınıfta göreve başlarken böylesine büyük bir donanınımla karşılaştığım için büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hocamı buldum, teşekkür ettim ama az biliyorum. Velilere ise ayrıca teşekkür ettim. Klima bile takmışlar yahu! :)
Şimdi okul yıkılacak. Sıralarımız, LCD televizyonumuz, radyomuz, panolarımız paketlenip saklanacak. Seneye yine bizimleler kısmetse. Ama okulun eksiği çok olur tahminimce.
Bir önceki postta dediğim gibi. Kafanızı şişirebilirim.
Eee, isteyenin bir yüzü kara :)
Artı, kendim için istiyorsam namerdim! :)
İşte böyle çılgın ve mücadele dolu bir kariyer basamağı sevgili okurum, ben bu sene laylaylom çekiliş yapmamayım da ne yapayım sevgili dostlar :)
Sev
Etiketler:
eğitim,
engelliler,
hayat,
öğretmen anne,
özel eğitim
24 Kasım 2010 Çarşamba
Tweet
Asıl Öğretmenler Onlar
Eğitim Bilimleri Derneği'ni kurduğumuz ilk günlerdi. Bitlis'in Mutki İlçesi Çığır 2 ( evet doğru okudunuz, Çığır iki köyü ) öğretmeni Caner öğretmen mail atmıştı. Yardım istiyordu. ...Dernek o kadar yeni ve beş kuruşsuzdu ki onları yüzüstü bırakmak vicdanıma sığmadı.
Olur dedim, eşe dosta haber salacağım. Hemen arkadaşlarıma birer mail gönderdim ve aramızda kalmasını mesajı kimseye forward etmemelerini sadece kendi imkanlarını denemelerini rica ettim. Çünkü kampanya yapmıyorduk.Prosedür dışı hareket edemezdik, öyle değil mi?
Sanki ben öyle dememişim :) Fotoğraflara bakalım, ne demek istediğimi anlayacaksınız :)
Mutluydular, çünkü...
Hediye yağmıştı :)
Ana sınıfı da tamamdı hani :)
Meğer konu taaa Bitlis'teki garnizon komutanına iletilmiş, yardıma onlar da el atmıştı. Sağolsunlar tekrar tekrar.
Botunu ayağına giyenlere mi sevineyim, el birliği ile okulu adam ettiğimize mi? Yoksa ana sınıfının oluşturulmasına mı?
Hepsine çok sevindim, çok!
Katkıda bulunanlara tekrar teşekkürler
Olur dedim, eşe dosta haber salacağım. Hemen arkadaşlarıma birer mail gönderdim ve aramızda kalmasını mesajı kimseye forward etmemelerini sadece kendi imkanlarını denemelerini rica ettim. Çünkü kampanya yapmıyorduk.Prosedür dışı hareket edemezdik, öyle değil mi?
Sanki ben öyle dememişim :) Fotoğraflara bakalım, ne demek istediğimi anlayacaksınız :)
Mutluydular, çünkü...
Hediye yağmıştı :)
Ana sınıfı da tamamdı hani :)
Meğer konu taaa Bitlis'teki garnizon komutanına iletilmiş, yardıma onlar da el atmıştı. Sağolsunlar tekrar tekrar.Botunu ayağına giyenlere mi sevineyim, el birliği ile okulu adam ettiğimize mi? Yoksa ana sınıfının oluşturulmasına mı?
Hepsine çok sevindim, çok!
Katkıda bulunanlara tekrar teşekkürler
Etiketler:
eğitim,
organizasyon,
yardım
18 Eylül 2010 Cumartesi
Tweet

Hasan Ali Yücel'in meşhur sözüdür "Şu maarifi adam ederim ama şu öğretmenler olmasa"
...
Eğitimci bir annenin kızıyım, ailede sayamayacağım kadar çok eğitimci var.Boy boy çeşit çeşit...Annem 3 dil bilen çift lisanslı, günü gününe ders çalışan, deli gibi plan yapan, materyal hazırlayan, evde bir sonraki ders için hazırlık yapan bir öğretmendi.
Karşı sınıfın öğretmeniydi aynı zamanda ben ilkokuldayken :)
Sınıfında huzursuzluk olduğunu pek duymadım. Abartılı sevinçleri de pek yoktu.Dengeliydiler anlayacağınız.
Yüzlerce insan yetiştirdi, öğrencileri derece yaparak okul kazandılar filan falan.Ancak annemi bir kere olsun omuzlarını kabartarak övündüğünü görmedim. Tevazunun ta kendisiydi öğrencilerinden bahsederken. Başarısız olarak tabir edilen çocuklarıyla da çok iyiydi arası. Her askere giden gelip elini öptüğüne göre, demek ki analığını esirgememişti onlardan. Aferin benim canım anneme.
Zehirli hırsları hiç olmadı, tevazunun ta kendisiydi. Bize duruşuyla felsefesiyle çok şey öğretti. Farkında değildir ama ben yurdun 4 bir yanını gezip evliya çelebi misali binlerce insan tanırken anladım onun "kim" olduğunu.
...
Emel öğretmenim...Yetenekli, zeki ve çok güzel bir öğretmendi.Hepimiz aşıktık ona.Hangi öğretmen soru çözerken öğrencilerini rahatlatmak için şarkı mırıldanır??? İşte bizim öğretmenimiz yapardı bunu. Bizi öyle bir yetiştirdi ki, çoğumuz yeteneklerimizi keşfettik, imkan tanıdı.Başarılıydık, çok iyi öğretti.45 kişi kardeş gibiydik, sosyal yönümüzü çok sağlıklı büyüttü.Sınıf farkı, ırk ayrımı gibi ıvır zıvır şeyleri silip attı kafamızdan. Çok iyi biliyorum, nasıl bir harç kullandıysa, ilkokul arkadaşlarımla hala daha görüşürüm. Canlarım benim.
Emel öğretmenimi yazsama yazsam yine doymam, onu apayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum.
...
Annemin ve Emel öğretmenimin arkadaşları; emekli oldular. Bizim teşkilat çok kan kaybetti. Öğretmen okulu, Köy Enstitüsü gibi yerlerden emekli kaliteli kesim yaş haddinden, emeklilik istediğinden dolayı ayrılınca buralar bize kaldı. Onların başarıları bileğinin hakkıyla glemişti.
Kopya çekmek bir kenara, böbürlenmezlerdi bile başarılı çocuklarıyla!
Göreve başladık, öğretmen marşı ile...
ÖĞRETMEN MARŞI
Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;
Korku bilmez soyumuz.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
İsmail Hikmet ERTAYLAN
Candan açılmış, cehaletle savaşa yürümenin şanıyla öğretmen yeminimizi ettik.
İdealist ve bilgi doluyuz ya. Engellerin bini bir para...!!!!
"Aman hocaaaanım, öyle isteniyorsa öyle yap, hııı de geç".
"Müdür bey, ben bir zeytin bahçeme kadar gidip geliyorum, idare et."
"Müdürüm, (el-kol işaretleri) caminin yolu tutulur."
"Ben bu gelen resmi yazıyı anlayamadım, siz okuyup halledebilir misiniz, gereği neyse yapın."
"Gençsiniz, siz yapacaksınız. (12 saat derse sokan müdürden bir inci)"
...
"Hocam bu öğrencinin ailesi geçmesi için notun değiştirilmesini istiyor, gereğini yapalım."
"Aaa, koskoca kaymakamın oğluna kırık mı verdin, E pes, hocaaanım, ver 50 yi geçsin, amirin o senin"
...ve daha binlercesi...
Siz ve sizin gibiler yüzünden bu ülkenin suyu çıktı. Yeni nesil öğretmenleri ideallerinden, güçlerinden ettiniz!
Yıldırdınız!
Kendinize benzettiniz!
Gelen yazıyı, müdürün odasını,öğrencilerin kırık dökük sıralarda oturmasına yeğlediniz!
Salaldınız başınızı, aldınız maaşınızı, gerçi onu da pek beğenmediniz.
Tarlanız, bahçeniz, ıvır zıvır işleriniz okuldan daha mühimdi!
Şimdi "uzman akademisyenler" tarafından çözülen sorularla KPSS çeteleri yetiştirdiniz!
BEN OLSAM BU ÜLKEDE BİR TANE EĞİTİM BİLİMCİ BIRAKMAM.HEPSİNE GÖREVDEN EL ÇEKTİRİRİM.A DAN Z YE YENİLERİM.Ama nereden gelecek o dürüst şanlı yeni nesil öğretmenler?
BİL-Mİ-YO-RUM!!!!
Tüüühh size, yazıklar olsun!
Yeni nesil sizlerin eseriniz!
KPSS SINAVINDA REZALET!!!Eğitim Bilimciliğimden utandım!

Hasan Ali Yücel'in meşhur sözüdür "Şu maarifi adam ederim ama şu öğretmenler olmasa"
...
Eğitimci bir annenin kızıyım, ailede sayamayacağım kadar çok eğitimci var.Boy boy çeşit çeşit...Annem 3 dil bilen çift lisanslı, günü gününe ders çalışan, deli gibi plan yapan, materyal hazırlayan, evde bir sonraki ders için hazırlık yapan bir öğretmendi.
Karşı sınıfın öğretmeniydi aynı zamanda ben ilkokuldayken :)
Sınıfında huzursuzluk olduğunu pek duymadım. Abartılı sevinçleri de pek yoktu.Dengeliydiler anlayacağınız.
Yüzlerce insan yetiştirdi, öğrencileri derece yaparak okul kazandılar filan falan.Ancak annemi bir kere olsun omuzlarını kabartarak övündüğünü görmedim. Tevazunun ta kendisiydi öğrencilerinden bahsederken. Başarısız olarak tabir edilen çocuklarıyla da çok iyiydi arası. Her askere giden gelip elini öptüğüne göre, demek ki analığını esirgememişti onlardan. Aferin benim canım anneme.
Zehirli hırsları hiç olmadı, tevazunun ta kendisiydi. Bize duruşuyla felsefesiyle çok şey öğretti. Farkında değildir ama ben yurdun 4 bir yanını gezip evliya çelebi misali binlerce insan tanırken anladım onun "kim" olduğunu.
...
Emel öğretmenim...Yetenekli, zeki ve çok güzel bir öğretmendi.Hepimiz aşıktık ona.Hangi öğretmen soru çözerken öğrencilerini rahatlatmak için şarkı mırıldanır??? İşte bizim öğretmenimiz yapardı bunu. Bizi öyle bir yetiştirdi ki, çoğumuz yeteneklerimizi keşfettik, imkan tanıdı.Başarılıydık, çok iyi öğretti.45 kişi kardeş gibiydik, sosyal yönümüzü çok sağlıklı büyüttü.Sınıf farkı, ırk ayrımı gibi ıvır zıvır şeyleri silip attı kafamızdan. Çok iyi biliyorum, nasıl bir harç kullandıysa, ilkokul arkadaşlarımla hala daha görüşürüm. Canlarım benim.
Emel öğretmenimi yazsama yazsam yine doymam, onu apayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum.
...
Annemin ve Emel öğretmenimin arkadaşları; emekli oldular. Bizim teşkilat çok kan kaybetti. Öğretmen okulu, Köy Enstitüsü gibi yerlerden emekli kaliteli kesim yaş haddinden, emeklilik istediğinden dolayı ayrılınca buralar bize kaldı. Onların başarıları bileğinin hakkıyla glemişti.
Kopya çekmek bir kenara, böbürlenmezlerdi bile başarılı çocuklarıyla!
Göreve başladık, öğretmen marşı ile...
ÖĞRETMEN MARŞI
Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;
Korku bilmez soyumuz.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
İsmail Hikmet ERTAYLAN
Candan açılmış, cehaletle savaşa yürümenin şanıyla öğretmen yeminimizi ettik.
İdealist ve bilgi doluyuz ya. Engellerin bini bir para...!!!!
"Aman hocaaaanım, öyle isteniyorsa öyle yap, hııı de geç".
"Müdür bey, ben bir zeytin bahçeme kadar gidip geliyorum, idare et."
"Müdürüm, (el-kol işaretleri) caminin yolu tutulur."
"Ben bu gelen resmi yazıyı anlayamadım, siz okuyup halledebilir misiniz, gereği neyse yapın."
"Gençsiniz, siz yapacaksınız. (12 saat derse sokan müdürden bir inci)"
...
"Hocam bu öğrencinin ailesi geçmesi için notun değiştirilmesini istiyor, gereğini yapalım."
"Aaa, koskoca kaymakamın oğluna kırık mı verdin, E pes, hocaaanım, ver 50 yi geçsin, amirin o senin"
...ve daha binlercesi...
Siz ve sizin gibiler yüzünden bu ülkenin suyu çıktı. Yeni nesil öğretmenleri ideallerinden, güçlerinden ettiniz!
Yıldırdınız!
Kendinize benzettiniz!
Gelen yazıyı, müdürün odasını,öğrencilerin kırık dökük sıralarda oturmasına yeğlediniz!
Salaldınız başınızı, aldınız maaşınızı, gerçi onu da pek beğenmediniz.
Tarlanız, bahçeniz, ıvır zıvır işleriniz okuldan daha mühimdi!
Şimdi "uzman akademisyenler" tarafından çözülen sorularla KPSS çeteleri yetiştirdiniz!
BEN OLSAM BU ÜLKEDE BİR TANE EĞİTİM BİLİMCİ BIRAKMAM.HEPSİNE GÖREVDEN EL ÇEKTİRİRİM.A DAN Z YE YENİLERİM.Ama nereden gelecek o dürüst şanlı yeni nesil öğretmenler?
BİL-Mİ-YO-RUM!!!!
Tüüühh size, yazıklar olsun!
Yeni nesil sizlerin eseriniz!
Etiketler:
eğitim,
ikaz ediyorum
5 Eylül 2010 Pazar
Tweet

Anne ve babalar, eğitimciler, çocukları seven herkesin özellikle dikkatini çekmek istediğim bir konu var ''zihinsel istismar''. Farkında olmadan hepimizin maruz kaldığı ve bir şekilde istismar uyguladığı bir durumdur. Yaşanılan travmalar psikologlar ve uzmanlar tarafından incelendiğinde görülüyor ki aslında hepimizin birbirine uyguladığı bir şiddet biçiminin adı zihinsel istismar. Kesiklerin, darpların izleri hemen görülür ve tedavi edilebilir ama zihinsel istismarın izlerini bulmak, ortaya çıkarmak, tedavi etmek çok zordur.
Peki nedir bu zihinsel istismar? Biz hangi davranışlarımızla, sözlerimizle özellikle çocuklarımızı zorluyoruz?
Tehditler Savuruyoruz!
Eğer bunu bir daha yaparsan seni sevmeyeceğim” cümlesi buna en güzel örnektir. özellikle gelişim çağının ilk evrelerinde olan çocuklara söylediğinde etkisi ömür boyu karakterinden silinmeyecek izler bırakabilir. Siz de böyle bir tehditle karşılaştıysanız, o an neler hissettiniz, hatırlayınız. Bunula beraber ''seni uzağa bırakacağım'', ''bir daha hiç görüşmeyeceğiz'' gibi sözler savurduğumuz en yaygın tehditlere örnektir.
En çok beni sevsin istiyoruz.
En masumu da çocuklarımızı yetiştirip terbiye ederken ''beni herşeyden daha çok sev'' mesajını onlara yüklemeye çalışmaktır. Buna örnek olarak ''annemizi herşeyden çok sevmeliyiz'' mesajı olabilir. Anne sevgisini her konuda ve olayda vurgulamak, tehdit unsuru yapmak çocuklarda şiddetli korkulara, kaybetme duygularına neden olabilir. ''Evden gidip bir daha hiç gelmeyeceğim'' diyen bir anneyi o an için mazur görebiliriz, peki ya bu sözü duyan 5 yaşındaki çocuğunun dünyasındaki yol açacağı büyük sarsıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bu tehditlerin ileride özellikle duygusal ilişkilerinde onu nasıl zorlayacağını bir yetişkin olarak düşünmek zorundayız.
Dövmekle tehdit ediyoruz.
Fiziksel şiddet tehditleri, özellikle topluluk içinde böyle bir tehditle çocuklara yaklaşmak derinden etkilenmelerine neden olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen, özgüveni düşük olarak yetişmelerine neden olabilir.
Sözlerle yaralıyoruz.
Aynı zamanda iletişim kurarken seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz farketmediğimiz kadar yaralayıcı olabilir. özellikle sözlü kınamalarımızda aşırılığa kaçmak travmalara sebep olabilir. Bir çocuğu sürekli “ işe yaramaz”, ” kötü” ilan etmek kendini kötü hissetmesine ve öyle olduğuna inanmasına yol açabilir.Böyle bir durumla karşılaşmayı hangi yetişkin kabul edebilir, öyle değil mi? Bir çocuğa sürekli olarak ”haylaz” olduğunu söylemek kişilik alt yapısının olumsuz bir zemine kaymasına neden olabilir. Bunun istenmeyen davranışların tekrar edilmemesi gerektiği anlatılırsa travmatik durumların yaşanılmasını engeller. Sürekli yaramazlığını vurgulamaz olumsuz pekiştireç görevini görür, istenmeyen davranışlar devam eder. Aynı zamanda çocuğun ruh dünyası sarsılarak sağlığını yütürebilir.
Kıyaslıyoruz.
özellikle okul başarısında çok sık rastlanılan bir durum olarak kıyaslama çocukların en çok tepki verdikleri durumlardan birisidir. “Arkadaşın Selin tam puan almış, sen alamamışsın” diyerek kıyaslamaya başlıyoruz. Genelde örnek göstermek, çocuğun önüne hedef koyarak aşmasını sağlamak için yaparız. Ama bu karşı taraf için acı veren bir durum olabilir. özellikle bu kıyaslamayı kardeşler arasında yapmak daha kaçınılması gereken bir durumdur. Anne ve babaların bir çocuğunu diğerine göre daha çok sevdiğine çoğumuz şahit olmuşuzdur. Daha az ilgi gören çocuğun içinde yaşadığı sevilmeme durumu ileride kendisini “ kurban” olarak hissetmesine olumsuz zemin hazırlayacaktır. Sağlıklı olmayan ilişkiler geliştirmesine, yanlış arkadaş seçimine, mutsuz evliliklere, özgüvenden yoksun bir iş yaşamına neden olabilir. çocukluk çağında yaşanan küçük travmalar yetişkin olunca özellikle büyük mutsuzluklara dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken “ ben olsam ne düşünürdüm” diye düşünmeyi elden bırakmamız çok önemli. Nihayetinde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi özellikle çocuklara yapmaya anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin hakkı olmadığını düşünüyorum. İç iletişimimizi ve çocuklarla olan iletişimizi sağlıklı olarak güçlendirmek için kaynaklara ve uzmanlara danışmayı tavsiye ediyorum.
Sağduyulu, bol empatili, huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Aylin Atasagun
Zihinsel istismar

Anne ve babalar, eğitimciler, çocukları seven herkesin özellikle dikkatini çekmek istediğim bir konu var ''zihinsel istismar''. Farkında olmadan hepimizin maruz kaldığı ve bir şekilde istismar uyguladığı bir durumdur. Yaşanılan travmalar psikologlar ve uzmanlar tarafından incelendiğinde görülüyor ki aslında hepimizin birbirine uyguladığı bir şiddet biçiminin adı zihinsel istismar. Kesiklerin, darpların izleri hemen görülür ve tedavi edilebilir ama zihinsel istismarın izlerini bulmak, ortaya çıkarmak, tedavi etmek çok zordur.
Peki nedir bu zihinsel istismar? Biz hangi davranışlarımızla, sözlerimizle özellikle çocuklarımızı zorluyoruz?
Tehditler Savuruyoruz!
Eğer bunu bir daha yaparsan seni sevmeyeceğim” cümlesi buna en güzel örnektir. özellikle gelişim çağının ilk evrelerinde olan çocuklara söylediğinde etkisi ömür boyu karakterinden silinmeyecek izler bırakabilir. Siz de böyle bir tehditle karşılaştıysanız, o an neler hissettiniz, hatırlayınız. Bunula beraber ''seni uzağa bırakacağım'', ''bir daha hiç görüşmeyeceğiz'' gibi sözler savurduğumuz en yaygın tehditlere örnektir.
En çok beni sevsin istiyoruz.
En masumu da çocuklarımızı yetiştirip terbiye ederken ''beni herşeyden daha çok sev'' mesajını onlara yüklemeye çalışmaktır. Buna örnek olarak ''annemizi herşeyden çok sevmeliyiz'' mesajı olabilir. Anne sevgisini her konuda ve olayda vurgulamak, tehdit unsuru yapmak çocuklarda şiddetli korkulara, kaybetme duygularına neden olabilir. ''Evden gidip bir daha hiç gelmeyeceğim'' diyen bir anneyi o an için mazur görebiliriz, peki ya bu sözü duyan 5 yaşındaki çocuğunun dünyasındaki yol açacağı büyük sarsıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bu tehditlerin ileride özellikle duygusal ilişkilerinde onu nasıl zorlayacağını bir yetişkin olarak düşünmek zorundayız.
Dövmekle tehdit ediyoruz.
Fiziksel şiddet tehditleri, özellikle topluluk içinde böyle bir tehditle çocuklara yaklaşmak derinden etkilenmelerine neden olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen, özgüveni düşük olarak yetişmelerine neden olabilir.
Sözlerle yaralıyoruz.
Aynı zamanda iletişim kurarken seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz farketmediğimiz kadar yaralayıcı olabilir. özellikle sözlü kınamalarımızda aşırılığa kaçmak travmalara sebep olabilir. Bir çocuğu sürekli “ işe yaramaz”, ” kötü” ilan etmek kendini kötü hissetmesine ve öyle olduğuna inanmasına yol açabilir.Böyle bir durumla karşılaşmayı hangi yetişkin kabul edebilir, öyle değil mi? Bir çocuğa sürekli olarak ”haylaz” olduğunu söylemek kişilik alt yapısının olumsuz bir zemine kaymasına neden olabilir. Bunun istenmeyen davranışların tekrar edilmemesi gerektiği anlatılırsa travmatik durumların yaşanılmasını engeller. Sürekli yaramazlığını vurgulamaz olumsuz pekiştireç görevini görür, istenmeyen davranışlar devam eder. Aynı zamanda çocuğun ruh dünyası sarsılarak sağlığını yütürebilir.
Kıyaslıyoruz.
özellikle okul başarısında çok sık rastlanılan bir durum olarak kıyaslama çocukların en çok tepki verdikleri durumlardan birisidir. “Arkadaşın Selin tam puan almış, sen alamamışsın” diyerek kıyaslamaya başlıyoruz. Genelde örnek göstermek, çocuğun önüne hedef koyarak aşmasını sağlamak için yaparız. Ama bu karşı taraf için acı veren bir durum olabilir. özellikle bu kıyaslamayı kardeşler arasında yapmak daha kaçınılması gereken bir durumdur. Anne ve babaların bir çocuğunu diğerine göre daha çok sevdiğine çoğumuz şahit olmuşuzdur. Daha az ilgi gören çocuğun içinde yaşadığı sevilmeme durumu ileride kendisini “ kurban” olarak hissetmesine olumsuz zemin hazırlayacaktır. Sağlıklı olmayan ilişkiler geliştirmesine, yanlış arkadaş seçimine, mutsuz evliliklere, özgüvenden yoksun bir iş yaşamına neden olabilir. çocukluk çağında yaşanan küçük travmalar yetişkin olunca özellikle büyük mutsuzluklara dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken “ ben olsam ne düşünürdüm” diye düşünmeyi elden bırakmamız çok önemli. Nihayetinde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi özellikle çocuklara yapmaya anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin hakkı olmadığını düşünüyorum. İç iletişimimizi ve çocuklarla olan iletişimizi sağlıklı olarak güçlendirmek için kaynaklara ve uzmanlara danışmayı tavsiye ediyorum.
Sağduyulu, bol empatili, huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Aylin Atasagun
Etiketler:
çocuk gelişimi,
duygusal gelişim,
ebeveyn olmak,
eğitim,
sosyal gelişim,
zihinsel gelişim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
