bebek gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2011 Cumartesi

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi



Bir kaç gündür Nurturia'da bilinçaltı kurgulama ve bilinçaltı kurgulama mesajları ile ilgili oalrak konuşuyoruz.

İşte hepimize böyle bir rehber lazım, diye düşündüm kendi kendime. Aslında hali hazırda bir birikim yok elimde ama mesleğim gereği bildiklerimi ve daha önce Çağatay ile birlikte yazdığımız çok şey var.

Çağatay' ın mesleği tv/sinema. İşi gereği tv ve sinema izlemesi gereken biri ama Ata doğduğundan beri izlemiyor diyebilirim. Uyuduktan sonra kanallar açılıyor, taranıyor, bakılıyor vesaire. O kadar... Yazdıklarımız gibi çeşitli uygulamalarımız var. Listelersem eğer:

Çağatay' ın yazıları
Çocukların eline silah vermek yerine zihinlerine bu düşünceyi vermek ( 28 Aralık 2010)

Oyuncaklar ve oyunlar ile bilinçaltı kurgulama (31 Temmuz 2010)

Bilinçaltı kurgulama - subliminal kurgulama (5 Nisan 2010)

Bilinçaltı kurgualam ile çocukların beyni zehirleniyor (30 Haziran 2010)

Benim bir yazım ise burada...

Yukarıdaki linklere göz atıp bakabilirseniz, reklam kuşağı olsun, çizgi film, haberler, diziler ve çocuk filmlerinde aslında hiç de masum olmayan şeylerin döndüğünü görebilirsiniz.

Uygulamalarımız:

Ata' nın olduğu odada tv açmadık.
Uyusa dahi bütün sesleri ve titreşimleri kaydettiği için o odasında uyurken tv normal ses düzeyinin biraz altında açıldı.
Normalde 24 aylıktan önce uzun süre tv pek önerilmiyor.
19 aylık olduğu için günde en fazla 1 saat izleyebilir.
Radyodan şarkılar vb yerine cd den müzik dinletiyoruz.

İstediğimiz kadar steril davranalım, bu bilinçaltı kurgu mesajları heryerde ve heryerden fışkırarak bilinçaltına kazınması çok mümkün. Ama ne azından beyin gelişi için gerekli koşulları sağlamamız gerek anne-baba olarak.

Tv yi en aza indirgemek bunun ilk koşulu olmalı belki de.

Sizce?

Şu aralar bizim başımız Luli ile dertte diyebilirim. Aslında 2 yaş öncesi uzun süreli tv izlemeleri hiç sağlıklı değil. Hepsini birebir kadediyorlar ve bu kayıtlar beyinde fazladan yer kaplıyor. Fazladan yer kapladığı için yeni kayıtlar hatalı ve ya eksik depolanıyor, yani hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı... Ata 14 aylıktı çalışmaya başladığımda. Ben işteyken babası ve evdeki diğer büyükler tv izleterek yemek yedirmişler. O gün bugündür tv hayatımızda.

İçerik çok eğitici, renkli, güzel ama ne gerek var 5 saat izlemeye... Ağzını açıp ayran budalası gibi bakmaya Ata??? Sorarım sana.

Bu akşamdan itibaren anlayacağı kadar basit bir dilde izlemeyeceğini anlatacağım.

Bakalım gelişmeler ne olacak?

18 Şubat 2011 Cuma

Aslında amaç, çocuğun ihtiyacı nedir, bunu farketmek lazım

Uzman Psikolog Nilüfer Devecigil anlatıyor.

13 Şubat 2011 Pazar

Yine uyku, yine ağlatma, yine bunu zararsız zanneden anneler...

Sevgili Hülya, Alternatif Anne de Çocuğuyla aynı yatakta yatmak ya da yatmamak başlıklı bir yazı yayınlamıştı.

İlk grubu bebek odası ve yatak odası arasında mekik dokumaktan vazgeçip bebeği odasına alanlar olarak almış. Ben de bu gruba girmediğimi, en başından beri birlikte uyuduğumuzu yazdım. Ardından sevgili Işıl ve sevgili Açalya kişisel görüşlerini bildirmişler. Işıl da aynı şeyi söylemiş: "bebeğini yanında yatırmaya doğmadan önce karar veren anneler olarak bir başlık açsaydın keşke"demiş. Aynı zamanda "ipleri eline almak" ve "patron" olmak gibi kavramlar olmadığı için 7/24 bebeğin ihtiyaçlarına tam ve yerinde yanıt vermenin onlar için en doğrusu ve en sağlıklısı olacağına inandığımız için bunu yapıyoruz demiş.

Bir kere Işıl'a sonuna kadar katılıyorum. Bebeğimi doğurmadan önce yanımda yatırmaya karar verrmiştim. Ama yine de Hülya, bir zorluğu atlatmak şeklind eyorumlayarak ilk sıraya aldığını belirtti.

Bebekleri ağlatmanın stresi ile ilgilibir yazım var: Bu yazıya pek ünlü bir psikolog hanım bile hem tepki gösterdi hem tebrik gönderdi. Popüler olunca kafası karışıyor insanın demek ki :)))

Bence bebeğine uyku terbiyesi vermek isteyen pek çok anne keyfine düşkün tiplemeden uzak değil. "Anne iyi uyuyacakmış ki..." diye başlayan cümleleri hiç samimi bulmuyorum artık. Tamamen bencillik. Ayrıca; 9 ay karnınızın içinde olan bir bebeği doğar doğmaz olmasa da daha kendini ifade etme becerisinden yoksunken büyük bir aceleyle başka odaya bırakmanın "güvende" ve "özgüvenli çocuk yetiştirme" kavramları açısından bakıldığında büyük bir telaş, acelecilik ve acemilik olduğunu düşünüyorum. 5 gün bebeği ağlatmanın sonu a tipik depresyondur. Literatür bilenler ve karıştıranlar gelsin konuşalım.

"Ferber denedim, uyuttum" deyip rahatına eren anneler iyi bilsin ki bebeğin yaşadığı stres kadar varılan sonuç depresyondur. Tekrar ediyorum. Çocuk "öğrenilmiş çaresizlik" denen kavramı gerçekleştiği için, bebek ağlar ağar, anadan ümidi keser ve uyur.

Ben de bebeğimi yalnız büyüttüm, büyütüyorum. Çok zorlandığım anlar oldu. Ama hiç Ata'yı şikayet etmedim. Uyanacak tabi, o bir bebek, pek çok ihtiyacı olduğu için, en başta anneyi yokladığı için uyanacak. Beraber uyumakla rahat ve sakin bir adam olarak büyüyor. Bize güveniyor. "Yoksunluk" denen şeyi yaşatmadık çok şükür. Burada ferbercilere verip veriştirdim ayrıca. Çünkü kazık kadar halimizle anneye muhtaç olsak ve annemiz istediğimiz ilgiyi vermese bunalıma gireriz diye anlattım. Anlayan anladı anlamayan bana özelden ferberi övdü.
Saçmalamayın,bebeklerin "ipleri eline aldığını" , "patron olmaya çalıştığını" düşünmek, daha neokorteski bile olmayan yani sosyal ve duygusal yönden bu kadar karmaşık bir işlem yapamayacak kadar saf temiz varlıklara ait şeyler değil. Bunları düşünenler büyükler, büyüyüp kirlenmiş olan büyükler. Bir de bu tür şeyleri düşünenlerin bir yerlerde açıkta ve gizlide duran kompleksleri olduğunu da düşünüyorum. Kim bir bebeğin "patron benim" demek için ağladığını düşünecek kadar iyi niyetli olabilir? Hiç kimse...! Düşünse düşünse kendi acizliğini örtbas etmeye kalkan kompleksli yetişkinler düşünür. Ayrıca pozitif disiplin veren ebeveyn olmaktan bahsediyorsanız, kusura bakmayın ama ferber - yatır kaldır yöntemleri uyguladıysanız, bunlar sizin sicilinizi bozar.

Açalya'ya da çok katılıyorum. Birlikte uyumak adamı adam eder diyorum.

Ağlattım, yatırdım kaldırdım, bir travma olmadı diyenlerdenseniz ergenlikte ve devamında kök söktüreceğini bilin ona göre şimdiden hazırlık yapın diyorum son söz olarak. İlk aşaması 2 yaş krizidir tabi.

Ballandıra ballandıra anlatan annelerin ve şakşakçılarının bilmesi gerekenleri ben kendimce anlattım. Bir de çocuk nöroloğu olan bir uzman anlatsın, benim anlattıklarımı sallayabilirsiniz ama bu kadının kapı gibi iş ve bilim otoritesine kulak verin diyorum. Ayrıca Sabiha Paktuna Keskin in bu işten iyi anladığını ve annelere iyi bir rehber olabileceğini düşünüyorum.
Video tam bu yazıya göre.

Not: Hülyacım, yazımı tamamen kendi üzerine alma sakın, direk sana değil, ille de ferber diye tutturanlara tepkili olduğum için ferber seven ve yaşatan annelere karşı yazdım.


Hepinize sevgiler

6 Şubat 2011 Pazar

Otizm Nedir?


Tohum Otizm Vakfı
Yükleyen sifiti. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.

Otizm Nedir?

Türkiye Otizimlilere Destek ve Eğitim Vakfı kensi web sitesinde otizm ile ilgili şu tanıyı yayınlamış:

"1943′te Dr. Leo Kanner 11 çocuk üzerinde yaptığı çalışmalar sonunda literatüre ‘Erken Çocukluk Otizmi’ terimini kazandırdı. Aynı yıllarda Hans Asperger bugün Asperger Sendromu olarak bilinen, aynı bozukluğun daha hafif bir biçimini tanımladı. Kanner üzerinde çalıştığı 11 çocukta, sosyal ilişki kuramama, dili iletişim için kullanmama, ekolali, tekrarlayıcı davranışlar, değişiklikleri tolere edememe gibi günümüzde de tanı kriterleri içinde olan özellikler yanında, geçerliliğini yitirmiş bazı özellikler de tarif etmiştir. Otizm DSM-III tanı sınıflamasına kadar çocukluk çağı psikozları arasında yerini almıştır. Yıllar süren değerlendirmeler sonunda araştırmacılar, otizm ile çocukluk şizofrenisinin ayrı bozukluklar olduğu konusunda birleşmişlerdir ve otizm resmi bir sınıflama terimi olarak DSM-III’e girmiştir. 1994 yılında DSM-IV (Uluslararası Ruhsal Hastalıklar Tanı ve istatistik El Kitabı) içinde Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (günümüzde Otistik Spektrum Bozuklukları terimi daha çok kullanılmaktadır) başlığı altında yerini almıştır. Rett Sendromu, Çocukluk Çağı Desintegratif Bozukluk, Asperger Sendromu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk / Atipik Otizm de bu başlık altındadır."


Otizm Belirtileri Nelerdir?



Güncel bilgiler için lütfen tıklayınız : OTİZM konuşamamak, söyleyecek bir şeyiniz olmadığı anlamına gelmez

4 Şubat 2011 Cuma

Hamilelikte 9. hafta

İlk trimesteri yarıladınız bile ve bu hafta doktorunuz sizi ultrasound incelemesi için çağırmış olabilir. Ekranda gördüklerinize inanamayacaksınız. İmkan varsa, bir kopya isteyin ve arşivleyin derim.

Yaklaşık 2.5 - 3 cm boyutlarında olan bebişkonun kolu bacağı kıpır kıpır şimdi... :) Gözleri çekik bir uzaylı gibi dursa da o artık ağzını açıp kapatabiliyor artık :)

Daha fazla ayrıntının tamamı işte burada Dr. Kağan Kocatepe' nin sayfasında yazıyor. Eminim ki burayı hatmediyorsunuzdur. Çok iyi ediyorsunuz, araştırmak, bilgi edinmek daha emin ve bilinçli bir şekilde yol almanızı sağlayacak bence. Bu haftalarda ikili tarama testi yaptırmanızı isteyebilir doktorunuz. Bu trizomi riskinin olup olmadığını anlamak içindir.Down Sendromu başta olmak üzere, pek çok anomalinin önceden saptanması için geliştirilmiş bir testtir. Aklınıza olumsuz şeyler getirmeden, aksatmadan, olumlu düşünerek mutlaka yaptırın :)

9. Haftanın Önerisi: 1.Bir foto albüme ultrasoun d görüntülerini sıralamaya başlayabilirsiniz. Az önce Ata' nın albümüne baktım ve öyle duygulandım ki... NEreden nereye gelişiyor insan oğlu... Milimetrelerden koca koca metrelere geçiyor boyutlar. Nasıl bir mucize bu böyle? İnsanın nutku tutuluyor.

2.Bir de her hafta bir fotoğraf çekilin. 40. haftanın sonunda siz de yaşadığınız değişime inanamayacaksınız. Hatta daha sonra bu fotoğraflarla bir poster bile yapabilirsiniz. Nasıl fikir ama? Bir arkadaşım yapmıştı, harika olmuş, tavsiye ederim.



Balık yemeyi, taze sebze meyve yemeyi, iyi uyumayı ve yürüyüşü ihmal etmeyin, bu aralar hava soğuk, aman üşütmeyin.

Sevgiler

2 Şubat 2011 Çarşamba

Abartmayalım

Anne oldum, iyi hoş, ne güzel. Lohusalıktı, emzirmeydi, gazdı, kakaydı, katı gıda polemiği, yürüteç derdi, ilk adım heyecanı, diş sancıları derken bu günlere geldim.

Çalışmaya başlayacağım dönem tavan yapan endişelerim, çalışmaya geçince Ata' nın olgunlukla yaklaşması derken ardından gelen asabiyet... Üzülmekten bir hal oldum, kimseye çaktırmadım.

Dün gece,Ata ile hiç ayrılmadan oyun ve şaka ile geçen 48 saatin ardından analadım ki; o asabiyet 2 yaş krizi filan değilmiş. Yokluğuma sinir oluyormuş benim yavru kuşum. Aldı beni bir hüzün...

Yine çalışmaya başlayacağımi hay allah, ne olacak şeklinde düşünmeye başladım bu sefer. Eee, bitmedi. Ev işleri, yemek, iş, okul... ne olacak, aman tanrım diye kendimi yemeyi askıya almam lazımı ekledim yanına. Çift taraflı baskı yaparken kendime, biraz rahatlamak için televizyonu açtım. Travel & Living' te +8 isimli programa denk geldim açar açmaz. 6 çocukla birlikte yaşamaktan söz ediyorlardı. Tam 6 çocuk...



Yaşadığım şeylerin sorun olmadığını hatta büyük bir hediye olduğunu bir kez daha farkettim. Şikayet yok kızım Aylin, bak kadın 6 çocuğa birden bakıyor dedim kendime hayıflanarak.

Büyüüüük bir huzurla oğluşumun yanına yattım uyudum.

Öğlen bilgisayar başına oturma fırsatı bulunca DEfne Joy' un acılı haberini aldım.

Zaten dün Home/ Yuva' yı izlemiş, ne kadar boş ve gereksiz şeyi dert ettiğimizi ve hala daha mutlu olmadığımızı düşünmüştüm.

Hepsi üst üste gelince "herşeyi abarttığımıza" dair düşüncem netleşti. Biz şehirde yaşayan, ço kokumuş, çok bilmiş anneler abartıyoruz.

Uykusuzluğu da, tek çocuğa bakmayı da, ateşi de, mikrobu da, oyuncağı da, emzirmeyi de, bebeğin gelişimini de...

Ya hayat nasıl da süprizlerle dolu...!

Ne malum yarına çıkılacağı???

Abartmayın!

Sevin, koklayın, mıncıklayın diyor Acalya her seferinde. Ne olur memede uyusa? Annesinin kokusuna doya doya büyüse? Ne olur anne-baba bir arada uyusa o minicik yavru? Nedir o sıkı kurallar listesi öyle?

Abartmayalım!

Peaaahhh!!! Emzirerek uyutmayınmışmış, aman kucağa alışmasınmış, ayrı odada uyusunmuşmuş!!!

Atın bunları bir kenara.

Şunu düşünün: Şunu düşünelim: ne olacak Defne' nin yavrusuna?

Peki ya yarın neler gelecek sizin başınıza???

Düşünün...

Haksız mıyım ?

31 Ocak 2011 Pazartesi

Var böyle anneler

Hala daha aklım almıyor anlatılanları... Duydukça sinirlerim bozuluyor ve bebekler için çok üzülüyorum. Hayatlarının ilk yıllarında doyasıya saygı ve sevgi hak ediyorlarken ebeveynlerinin fütursuz davranışlarını duydukça "gelecek nesiller için endişe duyuyorum"!

Bugün arkadaşlarımla sohbetteydim ve tabi ki konumuz çocuklarımız, gelişimleri ve de bizim ne yapmamız gerektiğiydi. Epey bir "doğrusu nedir" üzerinde durduktan sonra "bir de tam tersiniz yapanlar var" dedi arkadaşım. Vardır tabi olmaz olur mu?
:(

1 hafta içinde hızlı tuvalet eğitimi vereceğim artık ne yapayım demiş biri. Ee, nasıl olacak diye sorunca arkadaşım, kibrit, çakmak, yakarım, cısss diye korkutacağım! demiş kendileri.

Diğer bir vaka: Gece ben uyanmıyorum, bakıcısı var, o kalkıp sütünü içiriyor, demiş.

Öteki sinir bozucu olay: "Emzirmedim çünkü göğüslerimin sarkmasını istemiyorum" şeklinde yine kendinden taviz vermeyen çok okumuş, pek kültürlü bir anneye ait bir laf... Laf denirse tabi.

Ben niye hayret ediyorum ki; tatilde gördüğüm ve şahit olduğum pek çok şeyi burada ve şurada uzun uzun yazmıştım.

Benim felsefeme uygun şeyler mi? Yanıt; hayır!

Var mı böyle anneler? Yanıt; evet, var böyle anneler!

Ya sabır!

24 Ocak 2011 Pazartesi

Bebeklere uyku egitimi şart mı?

Bence uyku tekbasina ele alınmaması gereken bir şey. Gün icinde yorulursanız erken uyursunuz, ağır yerseniz ne olduğunu anlamadan sizar kalirsiniz ya da kafanıza birsey takılırsa sabaha kadar gözünüzü kirpmazsiniz... Gibi...

Ben uyku danışmanı değilim ama egitimciyim. Söyleyeceklerim daha çok annelerin daha insancıl ve süreç odaklı yaklaşmaları seklinde olacak. Uyudun da nasıl uyursa uyusun derseniz ayvayı yersiniz. Uyku bütün bir gunün eseridir. Gündüzü rutine oturtmazsaniz gece bekçisi olursunuz tabi olarak. Ayrıca dış, büyüme atağı, gaz, reflu, burun tıkanıklığı, alerji, anneye güven, huzur icinde uyuma gibi etmenleri kontrol etmezseniz ve üstüne uyuması için olmadık yöntemleri denerseniz yine ayvayı yersiniz.

Ukala ukala yazıyorum kusura bakmayın ama herseyi sallayip uykuya gelince Aslan kesilen ve el kadar bebelere ferberin uygulayan anneleri okuyup dinledikce kada aradım geliyor. Bir de ballandira ballandira yazıp ise yarıyor demiyorlar mı?.... İki tane çakmak lazım!

Şimdi o ağlatmaya meraklı annelere sunu soruyorum;

" diyelim ki yatalak hastasını, yuruyemiyorsunuz, haliyle tuvalete bile gidecek halınız yok. Öyle ki konuşup derdinizi anlatacak gücünüz de yok. Bir sekilde size bakıyorlar; yemek, mama su... Ancak kokularınız var; acaba benden bıkarlar mı? Acaba beni terk edip giderler mı? Beni bu halimle bile seviyorlar mıdır??? Bunun gibi pek çok korku ve endişeniz var diyelim.

Anneniz gündüz gelip doyuruyor, ilgileniyor ve mutlusunuz. Haliyle iciniz geçiyor ve uyuyorsunuz. Saatler ilerliyor, gece oluyor, karanlık ürkütüyor, endişeler basıyor ve uyuyamiyorsunuz. Üstelik o sevgili annenizin basınıza gelip öpüp koklayip sakinlestirip elinizi tutmasini beklerken o kapıdan " hadi uyu yavrum" gibisinden yuzeysel bir davranisla yaklaşıyor size. Oysa ki annenizden şefkat bekliyorsunuz.

Ağlamaya başlayınca da fırça yiyorsunuz diyelim. Yasınız da olsun 33... Koskoca kazık kadarsiniz ve ağlamanıza karşılık anneniz uzak duruyor. Ne yaparsınız? O an ne hissedersiniz??

Lütfen yanıt verin????

Hissedeceginizi düşündüğünüz şey her ne ise, aglatarak uyutmalı sırasında o minicik insana hissettireceginiz şey o dur iste!
.......

Uyku sorununuz varsa size Heather Welford' un "bebek ve cocukların uyku sorunlarına çözüm" isimli kitabini öneririm.

Bu kitabın 76. Sayfasında hislerime Tercüman olmuş bir paragraf var. Soyle "hangi yasta olursa olsun, kendiliğinden uyuyabilmesi için ya da tekrar uykuya dalması için, bebeğinizin ağlamasına izin vermeyi öneren 'uyumaya yardımcı olmak' için geliştirilmiş birçok yaklaşım vardır. Bu yöntemler, gereksinimlerini ifade eden bebeğe yanıt vermeyi önermek yerine ebeveyni çocukla karsı karşıya getiren bir cocuk yetiştirme bicimi oluşturmaktadır.

Ağlayan cocugunuzla ilgilenmek onu 'idare eden' durumuna sokmaz. Bunun yerine ona sıkıntısıyla ilgilenip, sıkıntısını gidereceğinizi öğretir.

Cocuğunuz ağlıyor ve hiç kimse ilgilenmiyorsa, nekadar kötü durumda olsa da kendi basına olduğu hissine kapılmasına neden olabilir.

Cocuğunuzun gercekten bir sorunu olmadıgından hiçbir zaman emin olamazsınız. Susamış, korkmuş..... Vb gibi pek çok şey olabilir.

İnsanlik evriminin tarihinde, güvenlik ve ısınma nedenleriyle küçük cocuklar hep birinin yanında uyumuslardir. 21. yy cocuğu için bunu değiştirmek demektir; bu yapılacaksa yumusakca yapılmalıdır.

Cocuklar şüphesiz bağımsızlığı öğrenmelidir. Ancak bunu öğretmek için önünüzde 20 yıl varken neden acele ederdiniz?" diyor kitap...

İyi ki de diyor. Okurken "oh be" dedirtiyor.

Su febreri öven ama gelişim denen sürecin kendisinden zirnik kadar anlamayan annelere kapak oluyor!

Böyle aglatip depresyona sokuyorlar ya bebeklerini, haberler yok. Ergenlikte alacaklar ağızlarının paylarını hanımefendiler....!

Benden söylemesi.

Siz bu ferbercilere uymayın.

Öptüm hepinizi!


Aylin

21 Aralık 2010 Salı

Öyle bir gecer zaman ki ...

Atacigim buyuyor...Dogdu dogacak derken ,simdilerde lazimlik, kitap, boya derdine dustuk. Yakında hangi kres daha iyi derdi, derken okul, sinav, sbs (tabi o zamana kadar SBS kalirsa) ergenlik vesaireyle hasır nesir olacagiz :)

16 aylik bir bebeğe artık düzenli olarak masal okumak gerekiyor.kitabevleri cocuklar icin harika seyler hazirliyorlar.elimde cesitli yayinevlerinden çıkmış kaliteli kitaplar var. Bir sonraki postta liste olarak paylasacagim.

Odasindaki rafta,salonda ve ulaşabileceği pek çok yere kitaplari bırakmıştım. Hatta bunu doğumundan sonra yapmıştım :))) görenler ne o ÖSS ye mı hazırlanıyorsun oglanidiye takılmadan edemiyordu :))) evet bir çeşit hazırlık bu ama ÖSS ye değil, hayata. Bence kitaplar en önemli rehberler ve hasır nesir olmasi Atanin yararına olur.

Organik lazimligina oturup kitap okumadı ne keyifli olur ama :)))

16 Aralık 2010 Perşembe

En doğru tuvalet eğitimi nasıl olmalı?

Aslında "tuvalet eğitimi" diye birşey yok benim anladığım kadarıyla.Doğal akışına bırakılması gereken bir süreç bu.

Örneğin anne bebeğin üzeri giyinik olarak günde 1 kez lazımlığa oturmasını sağlamalı ilk başlangıç aşaması olarak.Ancak daha önemli bir şey var: Sizin doğal halinizi gözlemlemesini sağlamak.

Kaka sadece bağırsaklara özgü bir şey değildir. Bağırsaklar beynin ikiz kardeşidir. ( Nöro-psikoloji notlarımızdan çok iyi hatırlıyorum) Beyin isterse dışkılama gerçekleşir. Beyin isterse bağırsaklar kakayı bırakır. Burada bir bırakma ve bırakmayı isteme duygusu vardır. Yine bu durumda karşımıza ne çıkar? Güven duygusu.

Bebek kendine ait bir varlığı güvenle bırakmak ve bıraktıktan sonra ne olduğunu, nerede olduğunu, nasıl bir şey olduğunu görmek ister.



Şimdi bir annenin ne yapması gerektiğini listeleyelim.
-Kaynaklar çok iyi taranacak ama hiçbiri harfiyen moda mod uygulanmayacak.
-Bebeğin anneyi tuvalete gidip oturduğunu görmesine izin verilecek.Böyle bir süre ilerledikten sonra zaten bebek dillendikçe "çiş" diyecek ve işaret edecektir. Unutmayın, bebeklerimiz sürekli bizi izler ve bizi taklit eder. Bu yüzden kaka yapmalarını sağlamak için özel eğitim programları düzenlemek yerine zamanına bırakmak ve bizi izlemelerine izin vermek en sağlıklı yol olacaktır.
-Tuvalet eğitimine başlamadan çok çok önce kaka sevilecek. Evetkaka sevilecek. Örneğin:"Aferin Ata'ya, ne güzel kaka yapmış, aferin tatlıma, kakası işte burada, bezinde duruyor ve biz onu alıp saklıyoruz" denecek ( Öneren Prof.Dr.SAbiha Paktuna Keskin)
-Bebeğin lazımlığı evdeki klozetin yanına konacak.
-En önemlisi,şunlar denmeyecek.

"Ata çiş var mı çiş", "Kaka gelince söyle iyi mi annecim", Ööö, kaka pis kokuyor.

-Anne bebeğin doğumundan tuvalete gitme dönemi başlayıncaya kadar bebeğin kakasını pis bir şey olarak değil, ona ait bir parça olarak lanse edecek.Aynı zamanda; " elin pis,sileyim.Ağzın kirlendi kıpırdama sileyim" denmeyecek. Bu çocuğun takıntılı bir kişileğe sahip olmasına, ileriki dönemde kendine bir suçluluk duygusu duyarak aradığı güveni yitirmesine neden olabilir.

-Özetle: salacağız kendimizi sevgili anneler. Ağzı kirli kirli yemeğini tamamlayacak, ondan sonra ağız yıkanacak. Bebek kaka yapacak, anne obsesif bir şekilde popo temizliği ve el yıkama girişimi göstermeyecek.Bunların hepsi: ben kötü şeylere neden olan biriyim mesajını bebeğe verecektir.(Referans. Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin)

-Tuvaletini söylemesi için acele edilmeyecek yine Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin'e göre (Maksimum 4 yaşına beklenmeli, gerekirse uzman yardımı alınmalıdır diyor)

-Bebekler kakayı kendinden bir parça oalrak görürlermiş. Kakayı bırakırken "acaba bu benim içimden çıkan parçaya ne olacak?" kaygısı yaşarlarmış. Kakayı bırakınca ise kalkıp bakmak ve ona dokunmak isterlermiş.Bu noktada ise çocuğa yine aradığı o güven duygusunu annenin veya yakınlarının vermesi lazım geliyor uzmanlara göre.
"Bak Ata, kakanı yaptın.Aferin" (abartmadan, alkışa gerek yok mesela:)
"Bak bebeğim, kakan burada, bir yere gitmedi, duruyor." Bu esnada dokunmak isterse anne görmezden gelebilir, dokunmasına itiraz etmeden bu süreci sakin bir şekilde atlatmasını söyleyebilir.

-Her defasında ödüllendirmenin bir etkisi olmaz. Davranışın oturması için ilk aşamada, ilk günlerde aferin anlamına gelecek minik ödüller verilebilir.(Çocuğun sevdiği bir yiyecek, oyun, meyve gibi) Ama daha sonra bu sosyal pekiştireçlere dönmelidir. "Aferin Ata" yeterli olabilir.

-Tuvalet alışkanlığı dönemi öncesi anne ne kadar çok ööö-pis-kötü kokuyor derse, tuvalet eğitimi uzarmış, yine uzmanlara göre. Çünkü çocuk kötü bir şey yaptığını düşünerek bunu ileride yine gizli saklı kimseye göstermeden altına yapma şeklinde devam ettirebilirmiş.

Çocuk 24.aydan sonra dahi kakasını söylemiyorsa:

1. Anne kakayı kötülemiş olabilir.
2. Çocuk kakasını bırakmak için anneye ve etrafındakilere güvenmiyor olabilir.
3. Kaka yapma meselesi abartılmışsa, her defasında evde şenlikler düzenleniyorsa çocuk daha fazla şenlik istiyor olabilir, yada "dur ben şunu bırakmayayım da annem benimle daha fazla ilgilensin" demek istiyor olabilir.

Eğer anne, bebek doğduğunda bugüne değil pis -ee!! demediyse,
Kakası gelince abartmadan temizlediyse,
Kakayı sakladığını belirtirse, bebek 18. veya 19. aylardan itibaren tuvaletini söylermiş.

Dikkat edileceklere şunları da ekleyelim:

-Tuvalet veya banyo anne ile etraflıca incelenecek. "Bak Ata, burada kapı var, yukarıda lamba var, burada çekmece var, gel içine bakalım, burada senin lazımlığın var, tuvalet kağıtları burada, lavabo da buradaymış"... Gibisinden bir keşif turu atılacak. Böylelikle gerekli güven duygusu verilecek.

-"Kakanı yaptın, aferin Ata'cım", "bak, çok değişik şekiller olmuş" deyip incelemesine imkan tanınacak.
...

Çok uzattım.

Daha önce pek çok yazımda yazdığım gibi burada tekrar edeceğim. Herşeyin başı güvendir. İnsan yavrusu doğumundan ölümüne kadar yaşaması için gerekli güveni arar. Burada ve her konuda, bir çocuğun sağlıklı gelişmesi için güven sağlamak çok önemli. Annenin bebeği tuvaletini yaparken yarı yolda bırakmayacağını, koruduğunu ve sonuna kadar da koruyacağını hissettirmesi lazım bana kalırsa.

18.aya kadar oral dönem devam ettiği için ve 18.aydan sonra anal döneme geçiş başladığı için bu arada bebeğin "çiiişşşş"-"ka-ka" demesi çok olağan bir durumdur. Bezini çekiştirmesi, rahatsız olması çok normaldir.

Bu bilgilerden sonra ben rotamı belirledim.

Ata'ya bir lazımlık alacağım.
Ayakları yere değecek şekilde olanından. Belki eğlenceli olsun diye müzikli olanından alabilirim :)))
Klozetin yanına koyacağım ve bekleyeceğim.
Ara sıra beni tuvalete girip çıkarken gözlemleme fırsatı vereceğim ve Ata'mın kendi kendine oturması için bekleyeceğim. İlerledikçe zaman, kakayı oturarak birlikte, sohbet ederek, şakalaşarak yapmasını sağlayacağım.
Kaka bitince ona inceleme fırsatı vereceğim.
Dokunmasına itiraz etmeyeceğim.
Kaka gitmedi, bak burada Ata diyeceğim.
İlk günler eşe dosta gösterip güvenini ve özsaygısını pekiştireceğim.
Sonra birlikte döküp ona el sallayacağız.
Popo temizliğini yine abartmadan obsesifçe değil daha bir sukunla gerçekleştireceğim.

:)

Şimdi sıra "hangi lazımlık daha iyi" sorusuna yanıt bulamaya geldi :)

Onları da paylaşacağım.

Umarım bir katkım olur...

Sevgiler

Aylin

Prof.Dr.Ayça Vitrinel'den Tuvalet eğitimi, göz kontrolü ve genel sağlık hakkında pratik bilgileri

Bugün doktorumuz Ayça Vitrinel' deydik. Su çiçeği aşısı da vardı. Boy kilo ölçümlerinin yanı sıra yine her zaman ki gibi pedagojik önerileri oldu bizlere. Seviyorum bu kadını, Ata' ya olan yaklaşımı, bize olan yaklaşımı öyle güzel ki...Onca yoğunluğuna rağmen yüzü hep gülüyor, herzaman açıklayıcı, içten ve samimi... Azdır böyle çocuk doktoru bence. Allah razı olsun kendisinden. Ata'cığımı büyütürken muhteşem bir rehber oldu. Bugün benim ona bir takım sorularım oldu ve çok net yanıtlar aldım yine doktorumuzdan.

1. Bebeklere bir yaşında göz kontrolü öneriliyor, biz 15. ayı bitirdik ve hala gitmedik. Öneriniz nedir?

Ayça Vitrinel 'in yanıtı:3 yaşına kadar böyle bir gereklilik yoktur.Ancak anne / aile bir farklılık sezerse, en ufak bir şüphede mutlaka bir hekime gitmelidir. Hafif bir kayma, şaşılık vesaire sezdiğinizde hemen götürün.

2.Ensede sanki beze gibi bir şeyler var… :(Ayça Vitrinel 'in yanıtı :

Hemen kontrol edelim(elleriyle kontrol ederken), bunlar bu aylarda bu yaşlarda her zaman olur.Çok doğaldır, çok normaldir, endişe etmenize gerek yok.Kendiliğinden geçecektir.

3.Kaç diş var sırada?

Ayça Vitrinel 'in yanıtı 15. ayda köpek dişlerini ve azı dişlerini beklemeliyiz. Bunlar 4 tanedir. Daha sonra 24-36.aylar gibi 2.premoler dediğimiz süt dişi/azılar çıkacak.Parmağa takılan diş fırçalarıyla dişlerini fırçalamaya başlayabilirsiniz.

Ben: Ohoooo :))) Ayça Hanım, neredeyse dişlerinin çıktığı ilk günden beri fırçalıyoruz. Şaka bir yana 10.aydan beri sabah-akşam düzenli olarak fırçalıyorum dişlerini.

4.Tuvalet eğitimi hakkında ne önerirsiniz?

Ayça Vitrinel 'in yanıtı : Benim önerim şudur; çocuğunuzun artık dışkılama düzeni oturmuşsa ve artık bir şeye odaklanıp onunla ilgilenebiliyorsa yavaş yavaş tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. Boyuna uygun ergonomik bir lazımlık ile en belirgin olan kaka saatinde oturtmaya başlayabilir, kakasını yapmasını isteyebilirsiniz. Karşısına geçeceksiniz, ikinizde sohbet ederek, konuşarak bunun ne olduğunu paylaşacaksınız. Ona anlatın, tuvaletin, çiş yapmanın ne demek olduğunu anlatın. Sizi içtenlikle dinlemesini sağlayın. Kaka yaptığında ise ona eserini mutlaka gösterin.Kesinlikle çişe zorlamayacaksınız, önce kaka. Önce kakasını yapmasını isteyeceksiniz. Sonra sonra çişini de yapmasını isteyebilirsiniz ama artık 20. aya doğru filan...

Ayça Hanım bunları anlatırken hemen aklıma hocam Üstün Dökmen’ in öğrencilerine sık sık hatırlattığı bir şey geldi.
Bebek kakasını yaptıktan sonra sakın ÖÖÖ-kaka-pis!! Gibi şeyler söylemeyin. Çünkü bu bebeğin eseridir.Ürünüdür. Çocuk aslında içsel olarak kakasını lazımlığa yaptığı için büyük bir başarı duygusu yaşar. Siz kalkıp ÖÖÖ-pis-kaka derseniz başarı duygusunu elinden alırsınız”

Tamam ÖÖÖ-pis-kaka gibisinden garip sesler ve tepkiler verilmeyecek. Hepimiz hemfikiriz. Daha önce ulu kişi Dr. Sears’ ın kitabını karıştırmıştım. Tuvalet eğitimi hakkında türe özgü hazır olunuştan bahsediyor. Erken yaşta bebek zorlanırsa bir işe yaramayacağını ama 2. Yaşına doğru başlanırsa daha kolay ve sistemli öğreceği için bebek açısından daha avantajlı olacağını söylüyor.
Şimdi biz 15. Aydayız ve doktorumuz başlayabilirsiniz dedi. Çok önemsediğim 2 doktor pek de paralel şeylerden bahsetmiyor gibi geldi bana ve internette ciddi bir araştırmaya giriştim.

Doğal ebeveynlik - Dr. Sears

Dr.Sears ve tuvalet eğitimi sözcükleriyle yaptığım ilk aramada karşıma çok beğendiğim bir annenin sevgili İrem'in
blogu çıktı karşıma. O da benim gibi aynı şeyi sormuş "Tuvalat eğitimi için geç mi kalıyorum? diye :) Ve tabi verdiği bilgiler çok aydınlatıcı ve doğal.

Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin' in bir söylemi ise beni çok rahatlattı. Bebeğin 18.aylarda artık bezi istemeyebileceğini söylüyor.Biz ise 16. ayın içindeyiz...Acelemiz yok. Bugünlerde iyi bir "lazımlık" araştırması yaparak işe başlayabiliriz.

Ah, unutuyordum, aklıma geldi. Ayça Hanım bunları anlatırken şu geldi aklıma.24.ay civarı verilen tuvalet eğitimi tam da meşhur adıyla 2 yaş krizlerine denk geliyor. Bu nedenle özellikle anne çok yıpranıyor. Erken tuvalet eğitimini savunmuyorum ancak illa ki 24. ayı beklememeli diye de düşünmeden edemiyorum. Zaten bir anne bilir, nerede ne yapacağını ama bu aralar biz yavaş yavaş başlayabilirmişiz gibi geliyor bana.

Arada sırada beni klozete otururken gördü ve ilgisini çekti. Mesela bu tuvalet eğitimi için önemli bir nokta ve bebeğin tepkilerini anne kontrol ederek ne yapacağını kestirebilir. Örneğin Ata ilk bir iki seferinde pek anlamadı hadiseyi ama ısrarla "çişimi yapıyorum Ata'cığım", yada "tuvaletimi yapıyorum canikom"demiştim. Sonra sonra arada bir ilişki kurduğunu farkettim. Bir şekilde buraya oturuyor bu insanlar diyordu gözleriyle... Sıra ona gelecek, şimdilik haberi yok yavrucağın.

Bu işi yaparken ayaklarımın yere basması gerek, kural bir :)

Bu arada Ayça Hanım, aperatla başlamanın pek de doğru olmadığını, çocukların ayaklarının yere temasının önemli olduğunu,aperatla otururken havada kalan ayakların ıkınmayı güçleştirebileceğini ve pek de güvende hissetmeyeceklerini, çocuğun kakasını görebileceği bir lazımlıkla başlamasının çok önemli olduğunu söylemişti. Çok önemli son not olarak paylaşmak isterim.

Şimdi tuvalet eğitimi ile ilgili bir kaynakça listesi oluşturup okuyacağım ve paylaşacağım.

Yavaş yavaş büyüdüğünü görmek ve hayata hazırlamak hem çok keyifli hem de hafiften hüzün verici sanki... Masumiyet denen şeyle kucak kucağa yaşayınca insan ister istemez bunu düşünüyor ...

Hadi hayırlısı bakalım.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Rahim dışı yaşamın psikolojik evreleri

Uzmanlara göre insanın psikolojik yönden doğumu uzun yıllar süren bir zaman dilimi...

Şöyle ki;

ilk 6 ay bebek arzu doyumu içindedir. Emmek, uyumak, gazının çıkması, kaka yapması, okşanma - temas ihtiyacı gibi arzuları vardır.Bunların doyurulumasını bekler.

7.ve 8. aylarda anneye dokunma, ona anne deme, kulağını çekiştirme, saçını yolma gibi eylemler başlar. Bunun nedeni bebeğin artık kendi bedeni dışında başka bir bedenin varolduğunu anlama çabasıdır.Artık karşılaştırma yapmaya başlamıştır.Annenin gözü var, kulağı var, annenin saçı var, annenin tokası var... gibi. Anne olan ile anne olmayan arasındaki farkı bu şekilde anlarken, annesinin kokusunu, sesini ve varlığını daha iyi kavrar. Yüz okuma konusunda uzmanlaşır.Okuduğu duygu durumlarına göre o da tepki verir.Gülümseyen yüzlere gülümser, gergin yüzleri görünce o da gerilir vb.gibi... Annesine güvenli olarak bağlanan bebekler, bu aylarda yabancıları ayrıt edebilirler.Güven düzeyi düşük bebeklerde bu tepki ağlama, haykırma vb gibi de olabilir diyor gelişim psikologları.

6-10. ay arasında ayrılma ve birleşmeyi öğrenirler. Emeklerken, oyun oynarken arkaya bakıp anneyi kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Artık annenin bedeninin kendisinden ayrı bir beden olduğunu farketmiştir ve sosyal yönden de iletişim kurmayı geliştirir.Hoşuna giden birşey olduğu zaman gülümser mesela...

10.-17 ay arası özerklik dönemidir. Bu küçük adam ve hanımefendiler yürümeye başaldıklarında özerk olduklarını farkederler. Aynı zamanda yürümeye başladıkları için annenin bedeninden ayrı olduklarının daha da bilincindedirler.Bu yüzden anneler daha sevgi dolu, daha yakın ve daha sıcak bir iletişim içerisine girmelidirler deniyor.Çocuk bu dönemde dünyaya aşık olurmuş. Keşfedecek, öğrenecek çok şey olduğunu görür ve bu aşk ilişkisi anneden ayrılmanın verdiği farkındalıkla bir negativiteye dönüşebilirmiş. Yani çocuk anneye sürekli negatif tepkiler vermeye başlaması düşündürücü boyutta olabilirmiş.

Bu dönemde çocuklarla olan sıcak iletişimin altını iki kere çiziyor uzmanlar. Çünkü bu dönemde çocuğun dünya ile ilgili kurduğu aşk ilişkisi, anneden ayrı olma fakındalığı ile bir hüzne, hayal kırıklığına dönüşebilir. Çocuk çift taraflı bir eğilim içindedir; aşk ve hüzün. Eğer dünya onun için kısıtlayıcı, cıssss dolu, anneden ayrıldığı bir yer olduğu halde yine de eğlenceli ise çocuk dışa döner. Ama aşk ve hüzün ikilemleri ağır basar ve onu çok meşgul ederse içe döner ki; bu otizmin temeli sayılabilir. Bu döneme kadar anne ile sevgi dolu, güven içerisinde bir iletişim olmuşsa sorun yok diyorlar. Ancak bu dönemde yaşanan anne-bebek gerginlikleri otizme neden olabilirmiş.

Anneye her uzandığında ona dokunmak ister bebekler. 1 yaşa kadar bu konuda isteği doyurulmuşsa duygusal yönden sağlıklı bir temel atılmıştır. Yani ilk 1 yıl anne ve bebek birbirinden uzun süreli ayrılmamalıdır. Hatta bebek anneyi her istediğinde anneden olumlu yanıt almalıdır. Güvenli bağlanma gerçekleşmemişse ileride yaşanacak olanları tahmin etmek güç olmamalıdır kanımca.

Ruh sağlığının temel belirleyicisi anne-bebek ,anne-çocuk arasındaki ilişkidir.Eğer kaygılı ve güvensiz bir bağ oluşmuşsa, ileride "ben ve öteki" kavramı ağır basacak, belki de hayatı boyunca anne ile arasında yakın bir ilişki oluşamayabilir.

Bu nedenle ister 1 aylık olsun ister 1 yaşında olsun, bebeğin psikolojik gelişimi için sevgi ve sabır dolu bir ebeveynlik tarzı geliştirmek, sağlıklı bir birey olarak gelişmesi için çok önemlidir.

Bilimsel yönden daha ayrıntılı bilgilere sahip oldukça daha dikkatli adımlar atarak çocuklarımız için en iyisini yapmanın daha kolay olacağını düşünüyorum.

Sevgilerimle

AA

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annelerin Doğru Bildiği Yanlışlar!



Annelerin doğru bildiği yanlışlarda herkesin payı var diyerek söze başlıyorum. Doktorlar, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler, anneler, büyükanneler, kaynanalar, büyükbabalari komşular...! Herkes ama herkes bir diğerine kendi bildiğini bir şekilde dikte ediyor. Bizler çoğu zaman çaresizlikten bu dikteyi anında kabul edebiliyoruz.Çaresizlikten. .... Ama kimisi, oluruna bırakıp, deşmediği için öylesine kabul ediyor.

Örneklerle anlatayım:

Örnek 1:Bebek yeni doğmuştur, sık sık ağlar ve "aman kucağına hemen alma kızım, alışır, sonra kucak bebeği olur."

Aylin Annenin Notu:Külliyen yalan!

Doğrusu: Şımartmas teorisi 1920'lerde ortaya atılan bir teoridir. Ancak yapılan son çalışmalar kucaklanan bebeklerin daha başarılı, kendine güvenen ve mutlu insanlar olarak yetiştiklerini ortaya koymuştur. Bir grup bebeği kucaklayarak yetiştiren anneler bebeklerinin daha sakin ve uyumlu olduğunu ifade etmiştir.Kucaklanmayan, ağlatılan ve annesine hemen ualaşamayan bebeklerin sosyla yönden zayıf, duygusal yönden insan ilişkilerinde güçlük çeken bireyler olarak yetiştikleri gözlemlenmiştir.

Örnek 2:Bebek yeni doğmuştur, anne bebeği gece-gündüz yanında yatırmak ister ve etrafındakiler karşı çıkar."Ezersin, incitirsin, kendine çok alıştırma sonra başa çıkamazsın..."
Aylin Annenin Notu:"Sizin insafınız kurumuş"
Bu benim d başıma geldi.Doğum yaptığım hastane ,güya bebek dostu, bebeğimi yanıma almak istediğimde önce hemşireler kızdı. Evet, resmen kızdı. "Aylin hanım bebeğinizi şimdiden kendinize alıştırdınız" dedi bir tanesi sert bir ifadeyle. O an kendimi çok kötü hissettim.
Birincisi: Sen kimsin ne hakla hayatıma müdahale ediyorsun?
İkincisi: Bu cesaret nereden?
Üçüncüsü: Bildiğim sandığınız şey tamamen yalan....
Diyemedim tabi.. lohusalık psikolojisiyle incindim o an ve annemden rica ettim, lütfen gelen giden bir yorum yapmasın, bildiğim gibi yetiştirmek istiyorum bebeğimi diye :) Sağolsun...Karnımdan çıkmış yavrucak tabi beni arayacaki tabi beni isteyecek, tabi ki ben de onu isteyeceğim.9 ay beraberdik, gün geldi bu birlikteliğimiz sona erdi ama bu travma ikimize de fazla. Atlatmanın en kolay yolu onunla uyumaki bol bol koklamaki sevmek, şarkılar mırıldanmak olmalıydı bana göre. Kimseyi dinlemedim, yanımda yatırdım, çok da iyi oldu.

Doğrusu:Doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek mutlaka emzirilmeli.Bebek anneye verilmeli, anne ile aynı odada , mümkünse beraber uyumalarına izin vermelidir. Bu konuda Dr.Sears'ın A'dan Z'ye çocuk bakımı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Örnek 3:Bebeğin gece uyku düzeni oturmamıştır, oturması için bir kaç gece ağlatması önerilir."Ağlayacak ağlayacak, susacak nasıl olsa, bir iki gece ağlatmaktan zarar gelmez"

Aylin Annenin Notu: Sizin annenize en çok ihtiyacınız olduğu bir anda, anneniz sizi istemediğini söyleyip suratınıza kapıyı çarpıp gitse, ne olur? Ne hissedersiniz?????

Doğrusu:Bebeklerin ister kontrollü ister, kontrolsüz olarak ağlatılması depresyona yol açar. Sabiha Paktuna Keskin'in açıklamalarınıburadan izleyebilirsiniz.Ayrıca Dr.Sears bu yöntemi"hayvanların bile kullanmadığı, oldukça duyarsız bir model" olarak adlandırmaktadır.

Örnek 4: Bebek artık neredeyse 18 aylık olmuştur ve belli kelimeler dışında konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.Örneğin: Evde gün boyu tv açıktır, bebek uzun süre kendi başına oyuna bırakılmaktadır vb... Anne-baba bebeğiyle konuşmayı "o bir bebek, ne anlar" diyerek gülünç bulmaktadırlar.

Aylin Annenin Notu: Pes!

Doğrusu: Dr. Beril Bayrak Bulucu .bu videoda çok güzel açıklamış, "TV bir çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalıdır, TV konuşmayı engellemektedir, Tv hipnotize etmektedir"... diyerek.
İnsanlar konuşmayı konuşarak öğrenir, izlyerek yada dinleyerek değil.Konuşma beynin ve zekanın işidir. 5 duyu ve duygusal gelişmişlik ister.Bu açıdan bebeklerin sesleri taklit etmesi ve ikili diyaloğa girebilmesi için karşısındaki modelin TV değil, bebeğe bakan, dokunan, konuşan, duyan birisinin olmasıdır. Mimik, jest ve sesleri taklit yoluyla konuşma başlar.
TV beyindeki sinir kümelerinin gelişimini bloklar. İşitme sinirlerinin kulaklara doğru, görme sinirlerinin enseye doğru ilerlemesini yavaşlatır. Bu ne demek????? Bebeğin herşeyi parça parça algılayıp, bir bütün olarak kavrayamaması, yani konuşamaması demektir.

Zeka geriliği,
İşitme problemi,
Ağız-diş-damak yapısından bozukluk,
Otistik belirtiler yoksa,
Uyaran eksikliğine bağlı olarak konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.
TV kapatılmalıdır. 2 yaşından sonra günde 15 dakika kadar izletilmeye başlanabilir.
Bol bol konuşulmalı,
Ninni,
Şarkı,
Tekerleme söylenmelidir.
Uykusuna,
Beslenmesine,
Oyun oynama ihtiyacına dikkat edilmeli, oyun grubu oluşturularak diper çocuklarla biraraya getirilmelidir. Böylece sosyal yönü ve dil gelişimi yönü desteklenebilir.

Annelerin en sık yaşadığı problemler genellikle bunlar ve asıl sorun problemi araştırarak çözüm yolu üretmekte bulmayıp, olanı olduğu gibi kabul eden annelerde bence. Burada varolan bilgileri anne-babalarla paylaşarak daha mutlu ve sağlıklı nesillerin yetişmesine aracılık edebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda "Cıs", yapma, elleme gibi annelerin çocukların oyun döneminde en sık yaptığı hataları ve doğruları paylaşacağım.

Sevgilerimle

AA

18 Eylül 2010 Cumartesi

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?


Bu konuyu her anne önce kara kara düşünür. Zira bebek doğar doğmaz uyuması ile ilgili olarak anneye garip bir şekilde baskı yapılır. Aslında herkes iyi niyetlidir ama cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir.

Bu durumda anne ne yapmalıdır ve ben ne yaptım, anlatmak isterim.

Öncelikle şu sorular çok sık gelmeye başladı:
-Kendi kendine uyuyor mu?
-Daha uyumadı mı?
-Yine mi uyumadı?
-Gece uyudu mu?
-Sallayalım mı?
-Sen bunu ayakta sallamıyor musun?

En ağır yorumlar ise şöyle olabilir:
-Pışpışla uyumuyorsa işin zor (E Ben de biliyorum, önerin var mı?)
-(Hemen öneri gelir) Çarşafa koy sallayalım.
-Uykuya direniyor mu? Koy ağlasın, nasıl olsa uyur!

İŞTE EN FENASI BU SON YORUMDUR!

Bebekler ağlatılarak uyutulmamalıdır. Ben Ata'yı ağlatarak hiçbir şey yapmadım. Hele ki onu odada yalnız bırakıp 2-3 dk bile olsa ağlamasına izin vermedim. Bunun hasarı çok büyüktür. Eğer bir anneye bu öneriliyorsa lütfen şu yazdıklarımı iyi okutun ki o kimse bir daha bunu önermesin:

Ağlayarak uyku eğitimini Ferber isminde bir doktor icat etmiştir. Ferber yöntemine göre :
1.Uyutulacak bebeğin karnı tok olmalıdır.
2.Bir uyku rutini düzenlenmeli ve uygulanmalıdır. Örneğin pijama giyme, alt temizliği ve iyi geceler dileme gibi...
3.Uyku saati geldiğinde bebek yatağa koyulur ve anne odadan çıkar.Sonra anne 2. dakika geçince bebeğinin yanına gelip pışpışlar.Odadan çıkar 4 dakika sonra uğrar sonra 6 dk sonra uğrar pışpışlar gibi.

İnanmadığım ve uygulanmasına kesinlikle karşı olduğum bir yöntemin teknik ayrıntılarını burada vererek fazla yer kaplamasını istemiyorum. Adı ne olursa olsun, bebeklerin ağlatılmasını doğru bulmuyorum. Dr.SearS'a göre bu yöntem bebeklerin hayvanlardan daha az bir hassasiyetle büyütülmesini sağlamak demek.
Benimle aynı misyona sahip olan bütün insanların tek derdi vardır:çocuklar mutlu büyümelidir. Engelli çocuklarla, hiperaktif, down sendromlu ve otizmli çocuklarla çalışan bir eğitim bilimci artı olarak bir anne olarak, bebeklerin ağlatılmasına sooonnnnn derece karşıyım.Her yerde aynı şeyi tekrarlıyorum; ağlatılan çocukların kanında kortizon hormonuartar.Bu sürekli olarak yaşanan bir stresin göstergesidir.Bebeğin sinir sistemi etkilenir ve ardından hiperaktivite ve otizm gibi ciddi durumlar sözkonusu olabilir. Anne-bebek arasında kurulması beklenen doğal bağ ağlatılarak, emzirilmeyerek hasara uğrarsa ciddi sorunlar kapıda bekliyor olabilir.

Başta Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin olmak üzere, Uzm.Psikolog Nilüfer Devecigil ve pek çok uzman bebeklerin ağlatılmaması gerektiğini söylüyor.

Ağlatılmadan uyutulabilecek bir çok yöntem var elbette, örneğin Tracy Hogg' un ŞŞŞŞŞ-PAT! yöntemi gibi...Kaldır yatır yöntemi gibi... Çok iyi incelediğim ve anladığım kadarıyla söyleyebilirim ki ; bu yöntemler ebeveynlerin uyuması için uydurulmuş şeylerdir.

Daha doğalcı yöntemleri Dr. Sears'ın A'dan Z'ye Bebek Bakımı isimli kitabında bulabilirsiniz.

Benim başucu kitaplarımdan biri olan Dr.SearS' ın bu kitabı annlere bebeklerini uyutmaları için daha doğal yöntemler öneriyor. BEBEĞİ NASIL UYUTURUM sorusu yerine GECE EBEVEYNLİĞİ kavramını öneriyor Sears Amca.. İyi de yapıyor. Zaten oldum olası keyfine düşkün gevşek ve tembel tiplilerden pek hazetmemişimdir.Radikal bir söylem olarak uykusuna düşkünlerin bebek yapmadan önce kendi uyku düzenlerini terbiye etmeleri gerektiğine inanıyorum. Ayrıca uykunuz çok mühimse yapmayın çocuk filan siz de rahat edin biz de :)))

Sears'a göre:
-Bebekler uyku için zorlanmaz. Uyku için gerekli şartlar hazırlanır,bebeğin uyuması saplanır.
-Önemli olan bebeğin uykuya dalması ve uyuması değildir. Önemli olan bebeğin daha mutlu ve daha az korkarak uyumasıdır. Her ailenin amacı mutlu bebek olmalıdır.
-Bebeği ağlatmak:bebeği yormaktır.Bu duygusuz dogmaya ben de son derece karşıyım.
-Sears'a göre bebeklerin uyutulmaya değil, uyumak için ebeveynlerinin ilgisine ihtiyacı vardır.

BEBEĞİMİ NASIL UYUTMALIYIM?

SearS' a göre bebek nasıl uyutulmalıdır???

Uykusu gelen bebeği kollarınıza alın, iyice gevşetin, kolları, bacakları kendiliğinden gevşeyecek şekle gelene kadar pışpışlayın. 20 dk. kadar bekleyin.Derin dalınca yatağa yatırın.Bebek taşıyıcısında, kucakta veya emzirerek uyutulan bebekler daha rahat uykuya geçerler ve daha derin uyurlar bu arada.

Bebekler gece 2-3 kez uyanabilir, bu çok normaldir ve bebeklerin uyku alışkanlıkları ailelerine benzer.Eğer bebeğiniz uyumuyorsa önce kendi uyku alışkanlıklarınızı lütfen gözden geçirin.

-Gün boyu güvenli ve sağlıklı bir ortamda olan bebeğe eğer gece de aynı şekilde yaklaşılıp her uyandığında sevgiyle, şefkatle ve sabırla kucağa alınıp pışpışlanıyorsa bu bebek ömür boyunca güven ve sevgi dolu biri olacaktır.
-Gece boyunca uyumasını sağlamak çok büyük bir başarı olarak gösterilmemelidir. Annelere bununla ilgili olarak -iyi niyetli dahi olsa- baskı yapılmamalıdır.Bu nedenle anneler gece bebekleri ile birlikte uyuyabilirler. Bu daha az ağlamalarına, geceyi güven içinde ve huzurla geçirmelerini sağlayabilir.

Her yöntem denenmelidir belki ama ağlatma yöntemi ASLA!!!!!!!

Uyku fizyolojik bir şeydir. Uykumuz gelir , bunun için gerekli bio kimyasal uyaranlar kana işler ve uyuruz. Bebeklerin bu biokimyasal uyku durumuna en hızlı geçişi emerek olur. Anne sütündeki rahatlatıcı özellik daha rahat uyumalarını sağlar. Annenin kucağında uyumak güven verir. Anneyle yanyana,kucak kucağa olmak bağışıklığını güçlendirir.

Ben kimseyi dinlemedim, ayak, pış pış, ana kucağı vb gibi konulara takılmadım, Ata neden hoşlanıyor, ona baktım. Baktım ki emerek pıt diye uyuyor, ben de öyle alıştırdım.

Emzirerek uyutmanın çok yanlış olduğunu anlatan tuğla tuğla kitaplar var piyasada. Hepsi de anneleri strese sokuyor, başta Tracy Hogg. Yöntemleri pek çok İngiliz mürebbiyeninkine kıyasla daha insancıl ama uyutma konusunda böyle katı olmasını onaylamıyorum.

Anneler iç seslerini dinlemeli, doğal yöntemleri seçmelidir. Afrika'daki , yağmur ormanlarındaki bebekler nasıl uyuyor?

Antropologların son araştırmalarına göre kucakta büyüyen yağmur ormanları çocukları kolik olmuyor, 2 yaş krizine girmiyor, davranış sorunları yaşamıyor. Nedeni sürekli annelerine dokunmalarıdır.

Eğer bebeğiniz size yakın ise, sürekli sizinle temas halindeyse çok daha rahat uyur.Bunun için yapmanız gereken şey teknik geliştirmek yerine , onu gün boyu kucağınızda taşımanız ve güven vermenizdir. Burada bir eksikilik varsa bebek uykuya dalmakta direnebilir.

İç seslerinizi dinleyin,
Emzirerek uyutmak dünyanın sonu değildir.Daha rahat ve huzurla uyumasını sağlar. Ağlatmaktan kat be kat doğru ve doğaldır. Ağlatmak doğal sayılıyor da emzirerek uyutmak niçin abes bulunuyor, ben de bunu anlamıyorum!!! Emzirmek, okşamak, kitap okumak, ninniler söylemek annenin bebeğine verebileceği en güzel uyku eğitiminin parçalarıdır. Bu nedenle kendi bedeninizle, kendi sesinizle, kendi elinizle, kendi ruhunuzla bebeğinizi uyutabilir, ona huzurlu bir ruh kazandırabilirsiniz.

Katılanlar veya katılmayanların yorumlarını rica ederim.

Sevgiler

Aylin

2 Eylül 2010 Perşembe

Bir yaş bebeğinin genel özellikleri

Ata artık bebeklikten çıktı ve oyun çocukluğuna geçti. Bizim ilgi ve ihtiyaçlarımız beslenme ve uyku düzeninden çıkıp daha farklı yönlere doğru ilerlemeye başladı.

Soru ve sorunlarımız daha farklı artık...

Daha yaratıcı olması için hangi oyunları tercih etmeliyiz?
Davranış eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyiz?
Evi ve çevreyi daha güvenli hale nasıl getirebiliriz?
Hangi oyunlar onun zekasını geliştirir?
Dil gelişimi için nasıl davranmalıyım gibi? şeyler bizi çok meşgul ediyor son zamanlarda.

Öncelikle kabaca 1 yaş özellklerini bu videoda izleyebiliriz. Doktorun anlattıklarını kontrol edebilir, bir farklılık varsa doktora danışabiliriz.

Bu arada bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel...Kendisinin yaklaşımından, bilgi, kültür ve donanımından oldukça memnunuz.Tavsiye ederiz...

Bir yaşında bir çocuk yavaş yavaş yürümeye, konuşmaya, ciddi ciddi sosyalleşmeye, çevresini tanımaya, kendini beslemeye ve ifade etmeye başlıyor.

Bu dönemde anne-babaların işi pek kolay değil. Dr. Harvey Karp' a göre küçük bir cave man, yani mağara adamı olan bu minikler artık yavaş yavaş devinerek kentlileşmey başlıyorlar.

Örneğin sesler daha net ve anlaşılır olarak çıkmaya başlıyor. O garip bebek dili ağuhabubabab dededediidididi ler daha kısalıp anlam yükleniyor :) An-ne, babba, dedde, dellll, ditti, vuuu, düüüü, pissspisss gibi ifadelere bürünüyor. Bebek yanlış veya eksik telaffuz edebilir kelimeleri, yetişkinlerin yapması gereken bunu örtmek ve hep doğru şekilde telaffuz ederek konuşmak olmalı diyor uzmanlar.Aksi takdirde yanlış model olma durumu söz konusu olabilir :)

Bu arada,tabii, kendini ifade ederken artık daha bağımsız olarak hareket edebildiği için istediği yöne istediği şekilde gitmek istiyor. Burada ailenin çok dikkatli ve çocuğun sürekli yanında gözünü dört açarak bulunması hepimizin ortak sloganı :)

Evde kapılar,çekmeceler,prizler,köşeler,kesici ve delici aletlerin bulunduğu yerler güvenli hale getirilmeli,
Oyuncaklarla oynarken, sıralarken, emeklerken yakınında bir yetişkin mutlaka olmalı,

Yemek yemeğe çalışması engellenmemeli, halı, koltuk, kanepe üst başın kirliliği çok fazla dert edilmemelidir :) Elde bir bez sürekli gezmek ise çocukta suçluluk duygusunu arttıracağından yemek tamamen bittikten sonra konuyu büyütmeden temizliği yapmak en sağlıklısıdır.

Yavaş yavaş yürüme denemelerini bağımsız olarak gerçekleştiren Ata ve yaşıtları için sürükleyerek gidecekleri oyuncakları seçmek daha ideal olacaktır.

Oyun grupları oluşturup ortak arkadaşlar ve oyuncaklarla oynama gibi şeyleri teşvik etmek ise bence sosyla gelişim için erken değil, tam zamanı.

Bugünden itibaren Ata ile oynadığımız oyunları paylaşmaya çalışacağım...

Tabi yürüme,yemek yeme,oyun oynama, gezme ve sosyalleşmelerimizden geriye zaman kalabilirse.... :))))

Sevgiler

31 Ağustos 2010 Salı

Ata ile ilk yüzme denememiz


  • Bebeklerin 9. aydan sonra kaybolan dalgıç refleksi nedeniyle ne yapmam gerektiğini epey düşünmüştüm. Olası bir suya batma veya suya kafasını daldırmayı istediğinde bu refleks devreye girer mi girmez mi diye endişelendim hafiften.

    Sonra gerçekten doğrunun ne olduğunu hatırladım. Doğru ve doğal olan şey bizim araç gerece gereksinim duymaksızın yüzme yeteneğimizin olduğuydu. Ata ' da buna sahip olduğuna göre evhamlanmama gerek yoktu. Yani swim guard olmadan yada kolluk, simit vb olmadan suda keyifli vakit geçirebilirdik. Hepimiz ikna olmuştuk bu düşünceyle...

    Bundan 7 sene önce o zamanlar 8 aylık olan kuzenim Ebru ile denize gitmiştik. Tatilde bebek hemşiresi bir tanıdığımız da vardı. Ebru'yu denize hiçbir alet edevat olmadan alıştırmıştı. Zaten yüzme refleksleri tamdı bizim cici kızın. Oradan da cesaret aldım ve dooooğru denize ilerledik.Dünyaca ünlü ILICA plajıa yani...



Ancak otelin plajı hayallerimizi suya düşürdü. Sahilde minik taşlar ayağına batıp rahatsız etmesi üzücüydü. Direk denize daldık zaten ama bu sefer denize girme adabı ve seramonisinden geri kalıyorduk. Bir de o kadar rüzgar ve dalga vardı ki ilk gün, kısacası Ilıca uçuyordu.

Ne yapsak diye düşünürken boş bir havuz ilindi gözümüze. Yetkililer deniz suyu kullanılan bir havuz olduğunu söylediler. İnceledik ve gördük ki buraya rahatça girebiliriz, çünkü sürekli denizden su çekiliyor ve bırakılıyor.

Ata burayı çok sevdi,boynumuza kadar gelen su ılık ve çok hoştu doğrusu.Hafifçe kollarından tutarak suya yatırdım yüzüstü ve doğal olarak o da kendini suya bıraktı. (Buradan çıkarılacak önemli not Ata' nın ellerini tutan annesine güven duyuyor olduğudur, öhö öhö :P )

Derken günler bu şekilde ilerledi. Tabi doktorumuzun hatırlatmaları hep aklımızdaydı.
-30 faktörden sonra gelen koruma faktörlerinin pek bir esprisi yok.Hepsi aynı gibi, üstelik daha fazla katkı maddesi var. En iyisi 30 faktör alın.
-Denize girin, deniz suyu ile haşır neşir olun, havuz YOK!

Ama deniz havuzu var... Telefonla durumu ve sistemi anlattık, dikkatli olmamızı söyledi ve izni kopardık tabi. Sık sık buraya girince diğer bebekli aileler de gelmeye başladılar :) Pek bir şenlendi ortalık o zaman. Yeni arkadaşlarıyla daha çok eğlendiğini görmek güzeldi.

Tatilde dolu dolu el yardımı ile yüzdü Ata'cık.Bunu başaraildiğine göre sıra devamlıklık sağlamada. Yani sık sık ona bunu tekrar ettirmek gerekli ki unutmasın, daha sonra ürkmesin, ondan sonra da daha rahat yüzebilsin.

Kısaca tüyolarım şöyle:
-Güneşe çıkmadan önce kremlenmiş bir cilt ile tutmak daha iyi oluyor, eliniz kaymaz.
-Mayo çok şeker duruyor, hazır bezler bence çok itici.
-Saat 9 çok iyi oluyor ve tabi 5-6 civarı. Su sabah temiz akşam ise ılık oluyor.
-İlk gün 10 dakika, 2. gün 15 dakika... gibi ilerleyebilirsiniz. En fazla ama en fazla 30 dakika kalabilir suda.
-30 faktörlü ya da içinize sinmesini isterseniz 50 koruma faktörlüleri tercih edebilirsiniz.
-Ellerini ağzına götürmemesine özen göstermeniz, aynı zamanda su yutmamasına dikkat etmeniz sağlığı için koruyucu tedbirler olarak aklınızda kalsın.



Tatilden sonra ise uygun ortamlarda ara ara yüzmeyi hatırlatmak pekiştirici oalbilir ama İstanbul'da deniz suyundan havuz fikri bile pek caip gelmiyor kulağıma ...

Alternatifleri iyice bir düşünmek gerek...

24 Ağustos 2010 Salı

Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskine'e göre ilk bir buçuk yaş oral dönemdir, bu dönemde bebek bir süt çocuğudur.Sadece anne sütü alsa bile olur. (Bunca "ne yedirsem" telaşı kuru gürültü o zaman)Aslında anneler 6. aydan itibaren bebeklerine beslenme eğitimi verirler.
Pütürlü gıdaları parmakları ile tattırarak,
Katı gıdaları kaşıkla yedirerek bir çeşit eğitimden geçirirler. Aynı zamanda sofra adabını da verirler.

Bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel'e göre ise sofra adabı 1.yaş ile birlikte erilmeye başlanmalı, her sofrada en az 2 çeşit yemek bulunmalı, çocuk ana yemekten sonra devam edeceği 2. bir yemeğin olduğu anne-baba öğretmelidir.



Bu bir buçuk yaşta temel güven ve oral dönem tatmini çooooooooooook önemlidir.

İlk 8. ve 10. ayda çocuk çevreyi 5 duyu ile algılar yine Keskin'e göre.10. aydan itibaren ise nesne takibini öğrenir.

Düşen oyuncağını izler vb...

Burada annenin önemi eşsizdir.Anne herşeydir,besleyen, temizleyen,uyutandır ve yokluğu ölüm acısı yaşatır. Bebekler 3 yaşına kadar annelerini kendisiyle özdeşleştirir, bir bütün olarak görür.Anne çocuğu bırakıp gittiğinde feryat figan ağlaması bu yüzdendir ve çok doğaldır.Üç yaşından sonra annenin kendinden ayrı olduğunu farkeder ve "anne gitse de döner" diye düşünür.

1.5 yaşındaki çocukların annelerinden ayrılmaları çok travmatiktir bu 2.5 lu yaşlarda azalır ancak 3. yaşa yaklaşırken yine tavan yapar.Sonra azalır...

Eğer bunu tolere edemiyorsa, anne geldiğinde şu tepkileri veriyorsa bir sorun var demektir:
Hırçınlık,
Uykusuzluk,
Annenin yatağında yatmak,
Gece uyanmak vb...
Bu gibi durumlarda çocuk "sen beni bırakıp gittin ve bir daha gidersen geri dönmeyebilirsin" kaygısı yaşamaktadır.Pedagojik olarak yada bir çocuk psikiyatrından yardım alınmalıdır.

Daha da dikkat edilmesi gereken bir durum:
Eğer anne sık sık gidiyor ve çocuk bunu tolere edemiyorsa...Çok dikkatli okuyalım:
İçine kapanmışsa,
Çevresindeki uyaranlara çok az cevap veriyor,hatta ilgilenmiyorsa,
İletişim azalmışsa,
Kendini uyarmaya başlamışsa( sadece kendisi ile ilgileniyorsa) dikkat, bunlar otizm işaretleri olabilir :(

Lisan gelişimi geri ise,
Öpücük,
Bye bye yapma,
Çatal kaşık kullanma,
Taklit yapma,
gibi davranışlarda normalin altında bir seyir varsa...bir uzmana danışılmalıdır. Yeni girilen çevrelerde uyum güçlüğü yaşıyorsa, market, avm, arkadaş toplantıları vb gibi...tekrar ediyorum ; bir uzmana danışmada fayda vardır.

Korkuyu öğrenebilir, hayatı boyunca hayvanlardan, karanlıktan, seslerden, kalabalıklardan,mekanlardan korkarak yaşayabilir.

Burada bazı arkadaşlarımı uyarmak istiyorum:

*Bebeklerini "vedalaşmadan" büyükannelerine bırakmaları hiç doğru değil sevgili hanımlar. İşte yukarıda bahsedilen örnekler çocuğunuzun başına gelebilir.
*Ne olsa, her bahanede çocuklarından kaçarcasına uzaklaşan anneler çocuklarının kendilerine duyması gereken güveni sarstıkları gibi; onların hayat boyu asosyal ve takıntılı olmalarına neden olabilirsiniz...Kafelere, caddeye koşarak inmeden önce bunları iyi düşünün!!!!
*Emzirin kardeşim, yok meme ucum müsait değili yok sütüm az gibi ıvır zıvır bahanelerle bana gelmeyin, çok ayıp. O çocuğun anne memesi alması hakkını kafanıza göre kesemezsiniz.Seks hayatını emzirmeden önce gören anneleri eshefle kınıyorum. Bebek ne zaman isterse o zaman emzirme bitmelidir.

Oral dönemin yeterince doyurulmaması, yani
Anneyi hiç emmeme,
Az emme,
Bebeğin rızası olmadan kesme,
İleride kötümser ve kendini beğenmiş kişiliğe hatta takıntı nörozlarına sebep olur(Prof. Dr. Sabiha Patuna Keskin)

Ayrıca:
Bizler parmak emmelerinden nedense hep ürkeriz. Oysa ilk bir buçuk yıl dolu dolu bebek emmelidir. Anne memesini, emziği... Oral dönem bu şekilde tamamlanır. Eğer bu dönemde parmak emmelerine izin verilmezse bu uzar gider.Anal dönem,fallik dönem gibi daha karmaşık dönemlere sarkar ve bu ilerilde daha farklı komplikasyonlara neden olabilir. Bu incelmiş bir parmaktan daha önemli bir sorundur.(Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin)

Kısacası:
-Annelik bekar kadınların yada çocuksuz kadınların lay lay lomuna benzemez! Özenmeyin.
-Bebeğinizi o hayata uydurmaya hiç kalkmayın, buna ne hakkınız var?Kafelerde restoranlarda her allahın günü gezeceğinize oturun evinizde bebeğinizle birlikte oynamanın tadını çıkarın.
-Büyükannelere güvenip çocuk yapmayın, istediğiniz süre kadar büyükanneler baksın ama o çocuk sizin ve o hep sizi isteyecek!
-Arada kaçamak yapmak iyidir, tabi. Ama ARADA!!!
-Kendinizi düşünerek hareket edemezsiniz herzaman.Bebeğiniz henüz kenbdini konuşarak ifade edemediğine göre, onunla sevgi ve şefkatle ilgilenmek, bütün zamanınızı ona ayırmak anneliğin ilk görevidir.

Yeni nesil anneler genelde ;
*Emzirmeyi zulüm görüyor gibi bu örneklere bakarsak!
*En kısa zamanda kesip kilo verip, gece alemlere akma derdindeler. Bebekler ise bakıcılarda, büyük annelerde annesinin yollarını gözlemekte.
*Çoğu sigara içiyor!
Çok büyük sorumsuzluk. Emzirme döneminde içen anneleri iki gözümle gördüm,tanıdım İzmir' de :( E yuh!!!!

Bunca bilimsel bilgi ve hayattan örneklerin sonunda söyleceğim iki çift laf daha var:

Annelik zordur, sıkı geldiyse bir kaç beden, değiştirme fişiyle aldığınız yere iade etmeniz mümkün değildir.Ona göre!

Herkes aklını başına devşirsin! Bu kadar bilgi varken, bunca kolayken öğrenmek, çocuğuna karşı ilgisiz ve bilgisiz olan, üniversite mezunu, dil bilen, sürekli internet kullanan, araba kullanan, sosyal, hobileri olmasına rağmen evlendikten sonra "sıra çocuk yapmakta" diye düşünen, bakıcılara,büyükannelere güvenen,bebeğini kucağına almayan, dokunmayan,ağlatan anne profiline acayip gıcığım, kimse kusura bakmasın!

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Emzirmeye Yeni Başlayan Anneler İçin Notlar



Sevgili Anneler,

Hepimizin bildiği durumları öncelikle alt alta yazalım:

1.Ülkemizde "tombul" hatta "obez" çocuk hayranlığı var.
2.Doktorlar bebeğin şeker ve dieğr kan değerlerini ölçmeden, annenin uyku,beslenme biçimini, çalışma yaşantısını sorgulamadan KAFADAN MAMA VERİYORLAR.
3.Annelere "sütün yetmiyor" baskısı yapılıyor bir şekilde; anne,kayınvalide,komşular,arkadaşlar vesaire vesaire.
4.ÜLKEMİZDE EMZİRMEYİ ADAM GİBİ DESTEKLEYEN TEK KURUM BENCE SAĞLIK OCAKLARI.Hangisine giderseniz gidin "MAMA VERMEYİN" diyor doktor ve hemşireler.
5.Peki biz de doğum yapıyoruz, etrafımızda doktorlar,hemşireler oluyor. Niçin ilk fırsatta MAMA diyor bu sağlık çalışanları??? Sağlık ocağındaki de doktor, özel hastanedeki de... Nedeni basit: mama firmaları sağlık ocağında çalışma yapamıyor, anlatabiliyor muyum? ANNELER EMZİRME İÇİN YÜREKLENDİRİLMİYOR, EĞİTİM VERİLMİYOR.
6.Sağlık Bakanlığı son yıllarda denetimlerini daha da arttırdığını söylüyor emzirme ve mama konusunda ama yetişemedeği çok yer var anlaşılan. 100 gram eksik alan bebeğe bile mama başlatan doktorlar var. PESSS!!!!
7.Anne sütü bir şekilde gölgede bırakılıyor: oysa anne sütünden sadece beslenmek için protein,vitamin geçmez, savunma hücreleri geçer.Şefkat geçer,sevgi geçer,huzur geçer,gevşemesi için gerekli olan ne varsa hepsi geçer.
8.Emmek huzur verir bebeğe, ilk başlarda değil 2 saatte 1, 10 dakikada 1 bile isteyebilir bebek. NE ZAMAN İSTERSE VERİLMELİDİR, bu konuda annelerin kafasını karıştırıp iç seslerini dinlemesine imkan vermiyor sağlıkçılar, çok bilmiş etrafındakiler vesaire.
9.TV de, internette, şurada burada heryerde ANNE SÜTÜNÜ ÖVEN ve EMZİRMEYİ DESTEKLEYEN VİDEOLAR DÖNMELİDİR.
10.İlk 6 aydan sonra anne sütü beslemez gibisinden asılsız bir safsata dolaşıyor nedense. Oysaki bebek beslenmesinde omurga anne sütüdür. Doktorumuz :Beslenmenin kemiğidir anne sütü, püredir,çorbadır,ıvırdır zıvırdır, bunlar anne sütü alan bebeğe takviye olarak verilir demişti.
11.İlk iki yıl bebeklerde ORAL DÖNEMDİR, bu dönemde bebek emmek ister, emme içgüdüsü ne kadar çok tatmin edilirse bebek sağlıklı gelişir, ileride oral dönem kompleksileri olmaz.Ayrıca herşeyi ağzına atmasının sebebi oral dönemi yaşıyor olmasıdır.
12.Bebek memeyi bırakmadan anne memeyi çekmemelidir, aksi takdirde anneye karşı oluşması beklenen güven duygusu yara alır.Kapıda telefon misafir şu bu bilmem ne:ANNE EMZİRİRKEN DÜNYA BEKLEMELİDİR.


Güzel anneler,
Ben apar topar sezaryen olmuş bir anneyim. İlk günler bebeğim istediği kadar anne sütü alamadı, ilk ay 600 gr aldı."SINIRDA KİLO ALMIŞ,BEBEĞİNİZ BESLENEMİYOR,MAMA VERECEKSİNİZ" demişti doktor. Ööööyylleeeeeeeeee çoooooooooooook üzülmüştüm ki, bayılacaktım o an. Hele ruhumdaki sızıyı asla anlatamam, ama siz beni anlarsınız.

Odadan çıktım, 2 adım attım, "mama mı"? dedim. Ne maması???
Etradımdakilerden bazıları "sütün yetmiyor" dedi.
Eşim anında "Aylin bir daha sütüm yetmiyor demeyeceksin, bunu sen söylersen tabi yetmez, senin sütün var, kendine güven" dedi.Minnettarım ona. Bir erkek olarak duruma daha çok hakimdi............İlk ay biraz verdik.Sanki siyanür,civa ne bileyim amonyak veriyormuşum gibi hissettim.
Bu arada sağlık ocağına da gidiyoruz biz. SÜPERLER! Hep anneye emzirme ve sütü arttırma ile ilgili destek veriyorlar. Küçükyalı Sağlık Ocağı hemşire ve doktorlarına minnettarız. Oraya gittik. Sınırda kilo almış ama sık sık emzirin, GECE süt hormonları daha iyi salgılanır, bol bol emzirin demişlerdi.
Yine Ayça' nın önerdiği gibi, daha önce emzirdiğiniz memeden başlayın emzirmeye, doygun ve yağlı süt kalmıştır, bebek onu iyice çeksin, ondan sonra diğerine geçin demişlerdi hemşireler. Yoksa sürekli sulu kısmını verirsiniz, işte esas o zaman bebek doymaz dedi.
"Bol bol su için, taze meyve sebze yiyin, dinlenin" sütünüzü huzurla vermeye gayret edin demişti doktor. Ne güzel demiş, bir daha teşekkür edeyim gördüğümde.


Sadede geleyim, 2. ay mamayı bıraktım, zaten günde toplam 30 cc bile vermiyordum. Ha babam de babam, inala emzirdim. Bebeğimi göğsümden hiç indirmedim, kokladım, şarkılar söyledim, dans ettim, şakalaştım, konuştum. Derkeeeeeeeen sütle beslenir oldu. Sağmayı da kestim ben, biberonla anne sütü vermek bana pek bir garip gelmişti. Ondan sonra taaa 4. ayda kendi hazırladığım taze meyve püreleri ve muhallebilerle destek almaya başladık.
11 aylık olmak üzere
Sabah uyanınca,
İkinci sabah uykusundan önce,
Öğlen,
İkindi,
Akşam
Uyumadan önce ve
Gece boyunca
Ne zaman isterse emziriyorum. Kilo alımı sınırdaymış ama kim takar. O anne sütüyle gerekli ne varsa alıyor obez olmasa da olur.

Siz de öyle yapın. Bol bol emzirin, sütünüze güvenin, bebeğinizle hep aynı odada uyuyun, onu bol bol koklayın.O sütler şakır şakır gelecek, gelmese de bebeğiniz mutlulukla emip doyacak sevgili anneler.

Sütünüz bol neşeniz daim olsun. Güzel meleklerinizi koklarım.

Son not: Sağlıklı nesiller anne sütüyle büyür.

Sevgilerimle

Aylin

29 Temmuz 2010 Perşembe

Ikea'nın Obez Bebekleri Mutlu mu?

Bugün İzmir Ikea'daydık.İlk defa oğluşla gittik. Etrafımızda bir çok bebek vardı ve çok dikkatimi çeken şey çoğu neredeyse obezdi.

Acaba mamadan mı?
Genetik mi?
Sadece anne sütümü diye düşünmeden edemedim.

Bir de hepsi bebek arabalarına sımsıkı bağlıyken biz onunla kucak kucağa, arada yürüterek, yastıkları deneyerek, bol bol fotoğraf çekerek vakit geçirdik. Keşke o anneler de eğlenmeyi deneselerdi. Hani ne bileyim, benim için herzaman önemli olan Ata.Ben Ikea'yı didik didik etmesem de olur. Zaten şimdiye kadar 24352 kere gitmişim, şimdi yavrumla gidip onun için eğlenceli zamanlar yaratmak benim görevimdir diye düşünüyorum. Arkadaşlarıyla laflamaya dalan annelerin bebekleri arabada sıkılınca ağlamaya başladığında annelerin duyarsızlığı beni hep dertlendirmiştir. Şimdi derinden etkiliyor. Madem ilgilenmeyeceksin ne diye doğurdun onu be kadın diyorum içimden.Sonra o ilgi bekleyen yavruya bakıp üzülüyorum. NE var sanki annesinin kucağına otursa, dokunsa, dinlese???

"Aaaaaaaaa! Olmazi kucağa alışır,şımarır sonra!"Hemen verilecek yanıt olacaktır. Bu kılıfı. Esas sebep; sıkıya gelememek, bal gibi biliyorum.

Halbuki çocuk arabasında oturarak anneden ayrı bir şekilde vakit geçirirse şımarık olmaz belki ama kesinlikle hırçın ve agresif olur diye düşünüyorum. Örnekler bol....Annesine doyamıyor bir şekilde, işte bu en büyük açlık. Obez olsa, kilosu tam olsa da ruhu ne alemde??? Var mı düşünen???

Ben düşündüm, üzüldüm,üzüldüm ve bunları yazdım.

Yeni nesil nasıl olacak çok merak ediyorum!


Sevgiler

30 Haziran 2010 Çarşamba

Bilinçaltı kurgulamayla çocukların beyni zehirleniyor!

İnternet çağındayız...Herkesin evinde bilgisayarlar lap toplar var.Ancak iş bilgi işçiliğine,araştırmaya, doğru bilgiye ulaşmaya gelince, kimse kusura bakmasın, anne profilimizin karnesi kötü."Birbirimize sormak yerine uzmanlara danışsak kaybetmeyiz, değil mi? UzmanTV başta olmak üzere annelerin ve ebeveynlerin bilgi sahibi olacağı çok güzel siteler mevcut."

Ancak uzmanların açıklamaya epey çekindiği bir konu var ki o da reklamlarla bilinçaltı kurgulama yöntemi.



Bakın Dr. Kemal Yeşilçimen ne diyor:
" Bilinçaltına gönderilen sinyallerle körpe beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu budur. Medyayı dikkatlice incelersek zihinsel işgalin her çeşidini kolayca görebiliriz. Bu yöntemin en etkili olduğu dönem ise çocukluk dönemi:

Bu dönemde algılanması istenen nesneler, sevgi ve güven sözcükleri içine gizlenerek reklamlar, çizgi filmler ve çocuk programlarıyla sunulur. Çünkü ilk algılanan nesneler anne baba gibi vazgeçilmez olacaktır. Bu şekilde çocuğun zihinsel bariyerleri kolayca geçilerek sigaradan cep telefonuna, janjanlı şeylerden kolalı içkilere kadar yaşam tarzına girmesi istenen her şey, zihinlere kök hücre nakli gibi ekilir. Minik beyinlere binlerce kere aşılanan 'hayata bağlar'-'bağlan hayata' gibi şifre sözcüklerle ilişkilendirilen görüntü ve kurgular, çocukları hayata bağlıyan vazgeçilmez nesneler olur. Onlarsız hayat artık mümkün değildir.

Minik yavrular bu nesnelerin sağlığa veya insan hayatına zararlı olabileceğini idrak edemez. Sonraki yıllarda bu nesnelerin zararlı olduğu idrak edilse bile iş işten geçer ve bu alışkanlıklar hayatın parçası olur. Artık insanı yaşadığı dünyaya bağlayan bu nesnelerdir ve bunlar olmadan yaşamak anlamsızdır. Bunların yan etki ve zararları bile unutulur, bağımlılık benliği esir alır. Özgürlükler, sadece silahla yok edilmiyor. Henüz reşit hale gelmemiş beyinlerin bu şekilde programlanması, özgürlükler açısından endişe vericidir. Minik beyinlere sürekli aşılanan bu tehlikeden, 'Selocanlarımızı' yani, küresel minik robotlara dönüştürülmeye çalışılan canlarımızı, nasıl koruyabiliriz? Yaşam tarzını sinsice belirleyen bu akıl oyununu idrak edemeyen milletlerin yaşaması çok zor...!!!"





Böyle önemli bir konuyu çok iyi düşünmek gerekiyor!



Özellikle Disney bilinçaltı kurgulama yapmak için çok çalışmış baksanıza. Sayesinde dünyada Paris Hilton gibi beyniyle değil şeyiyle yaşayan kadınların sayısı patladı ve artarak gidiyor.

Bir de TV' nin olumsuz etkilerinin şöyle bir listesi var:

İki boyutlu görseller onların beyin gelişmini bloklar bu bir.
2. beynin her iki küresi aynı anda gelişmez, otizme yol açabilir.
3.asosyal olurlar.
4.Dil gelişimi geri kalır, ifade etmede güçlük çekerler.
5.reklamlarda bilinçaltı kurgulama tekniği sayesinde çocukları hedef alrak başta porno yayınlar,şiddet vb şeylere yönlendirilirler.

İnşallah birilerinin daha dikkatli olmasına vesile olur, TV denen aptal kutusundan yeni neslin en azından bir iki üyesini uzak tutarak geleceğe en iyi şekilde hazırlayabiliriz.

Sevgiler