baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2011 Cuma

Survivor Ata Adil Olsun



Arkadaşlarımız ve ailemiz iyi bilir, Çağatay ve ben televizyon izlemeyen bir çiftiz. (Bu arada kendisi sinemacıdır.) Öyle ki televizyonun günlerce açılmadığı olur. Daha doğrusu şöyle, olur-du. Ata Luli'yi keşfedene kadar. Renkli ve eğlenceli içeriğe bayıldığı için izliyor kerata. Günde toplam 1 saat izleme hakkı var (Her ne kadar 5 saate çekmeye çalışsa da karşı direnişim devam ediyor)

Geçenlerde annemin gelişi ile bizim TV sıkı mesai yapmaya başladı. Haberler kaçırılmıyor, Fatmagül kızımızın suçu neymiş izleniyor, zamanın öyle bir geçişi izleniyor, adını Feriha koydumunun dizisi kaçırılmıyor vesaire. Ama en eğlencelisi Survivormış. Bahsedildiği kadar varmış içindeki tipler. Adını sayamadığım dizileri izlerken resmen baygınlık geçiriyorum çünkü. Aslında izlemek değil benimkisi anneme eşlik etmek. Ancak baygınlık geçirerek izlediğimi çaktırmamaya çalışmak da cabası ha!

Geçen akşam Survivor'ı izliyorduk. İlk defa bir ünlü elenecekmiş. Aman efendim bir telaş, bir heyecan. Sonuna yaklaşırken annem "uykum geldi ben uyuyorum, sonunu sen bana söylersin yarın" demesin mi? Yırttık abicim derken, tamamını izleme görevi bana verilmiş oldu. Pufff!

Sürekli eleştirilen Nihat Doğan' ın salya sümük annesini araması sırasında irkildiğimi hissettim. Ve aklıma Ata geldi.Acaba Ata böyle "ah anam, özledim anam"diye ağlarsa ben ne cevaplar veririm? Farzedelim ki Ata salya sümük zırlayarak bana sms gönderiyor ıssız adadan... Kafamda yazıp oynamaya, gırgır yapmaya başladım.

Yıl 2030:
Ata: Anne ben Survivor'a katılcam.
AA: Dur bakalım, sınavların bitti mi senin?
Ata: Bir engel yok anne.
AA: Hayatın aksamayacak ama ne kazanacaksın bu yarışmadan?
Ata: Hayat deneyimi annnneee! Düşünsene ıssız adada yaşam mücadelesi.
AA: Hah! Aferin oğluma. İstanbul'e doğ, büyü, adalarda yaşam mücadelesi dene. Aferin, aferin! (Yaparım bu dırdırı, hiç şaşmaz!)
Ata: Ama Annee...
AA:Peki, tamam. Git bakalım. Dikkatli ol. Keşke zamanında izci yapaydım seni. Adada rahat ederdin. Basketbol istedin, gitar kursu dedin. Hadi bakalım, hayırlısı evladım.

Ata Ada'da ... 5 SMS hakkı verilir.

Ata SMS1: (Ağlamaklı bir ifadeyle )Annem annem, seni görmeyeli tam 15 gün oldu. Çok özledim. Burada yaptığın yemeklerin kıymetini daha iyi anladım. Evimizi, İstanbul'u çok özledin. Ne alan söyleyeyim hasret kaldım sana annem.

AA SMS1: (Muzip bir ifadeyle) Sevgili Ata'm, güzel evladım.Biz seni yetiştirirken doğal ebeveynlik denen akımı benimsediydik. Belli ki halt etmişiz!:))) Bağlı ebeveynler ve aile bireyleri olsun istedik; bağımlı değil.Kendine gel, adaya koşa koşa gittin evladım. Sakın oralarda annemi özledim diye salya sümük ağlama. Zaten peçetede yok, her defasında elini yüzünü deniz suyuyla yıkamak zorunda kalma e mi çocum sen.

Ata SMS2: Ah, olaydım olaydım, dizinin dibinde olaydım. Bana fırça ataydın. Anneyyyy anneyy, kırdın kalbimiiiiiiiii, gel al gönlümüüüüüü(bu kısım müzikli okunsun lütfen) Ellerinden hsaretle öptüm seni annem.

AA SMS2: Ah Ata Ah! 5 sms hakkını arabeske harcıyorsun ya! Pes yani annecim. Evdeki caz koleksiyonun utansın senin. Piyano konçertolarıyla büyüdün, cazla devam ettin, bak şimdi yaptığına. Bir an evvel elen de gel o zaman. Götür sarmaları dolmaları.

Ata SMS3: Anne olur mu hiç? Biz buraya kazanmaya geldik.

AA SMS3: Sen bunu Fener-Cimbom maçı mı sandın?

Ata SMS4: Anne adada yaşamak, doğada olmak zormuş. Herşeyin kıymetini bir kez daha anladım. Benim canım annem seni çok öpüyorum. Son SMS hakkımı sevgili Duru'ya saklamak istiyorum izninle.

AA SMS4: Evladım biz de seni özledik. Aferin sana, çalış, kazan 1. ol gel. Sana inanıyoruz. Keşke şu smsleri 3-2 bölüştürseydin aramızda :))) 3 tanesi kime diye sakın sorma. Seni çok seven Anan.Öptüm.

:)))
...

Amanın! Ayyyy, yok! Aman aman! Senaryom kendimce komik ama ... Ne Ata salya sümük ağlasın ne de ben fırça atayım :) Oğlum adil biri olsun 5 mesajın ikisini sevgilisine, ikisini bana bir tanesini de babasına göndersin mesela :)))) Sevgilisi de şöyle aklı başında , eğitimli, zeki çalışkan, güzel ve güzel huylu bir kız olsun inşallah,

Amin :)

2 Şubat 2011 Çarşamba

Abartmayalım

Anne oldum, iyi hoş, ne güzel. Lohusalıktı, emzirmeydi, gazdı, kakaydı, katı gıda polemiği, yürüteç derdi, ilk adım heyecanı, diş sancıları derken bu günlere geldim.

Çalışmaya başlayacağım dönem tavan yapan endişelerim, çalışmaya geçince Ata' nın olgunlukla yaklaşması derken ardından gelen asabiyet... Üzülmekten bir hal oldum, kimseye çaktırmadım.

Dün gece,Ata ile hiç ayrılmadan oyun ve şaka ile geçen 48 saatin ardından analadım ki; o asabiyet 2 yaş krizi filan değilmiş. Yokluğuma sinir oluyormuş benim yavru kuşum. Aldı beni bir hüzün...

Yine çalışmaya başlayacağımi hay allah, ne olacak şeklinde düşünmeye başladım bu sefer. Eee, bitmedi. Ev işleri, yemek, iş, okul... ne olacak, aman tanrım diye kendimi yemeyi askıya almam lazımı ekledim yanına. Çift taraflı baskı yaparken kendime, biraz rahatlamak için televizyonu açtım. Travel & Living' te +8 isimli programa denk geldim açar açmaz. 6 çocukla birlikte yaşamaktan söz ediyorlardı. Tam 6 çocuk...



Yaşadığım şeylerin sorun olmadığını hatta büyük bir hediye olduğunu bir kez daha farkettim. Şikayet yok kızım Aylin, bak kadın 6 çocuğa birden bakıyor dedim kendime hayıflanarak.

Büyüüüük bir huzurla oğluşumun yanına yattım uyudum.

Öğlen bilgisayar başına oturma fırsatı bulunca DEfne Joy' un acılı haberini aldım.

Zaten dün Home/ Yuva' yı izlemiş, ne kadar boş ve gereksiz şeyi dert ettiğimizi ve hala daha mutlu olmadığımızı düşünmüştüm.

Hepsi üst üste gelince "herşeyi abarttığımıza" dair düşüncem netleşti. Biz şehirde yaşayan, ço kokumuş, çok bilmiş anneler abartıyoruz.

Uykusuzluğu da, tek çocuğa bakmayı da, ateşi de, mikrobu da, oyuncağı da, emzirmeyi de, bebeğin gelişimini de...

Ya hayat nasıl da süprizlerle dolu...!

Ne malum yarına çıkılacağı???

Abartmayın!

Sevin, koklayın, mıncıklayın diyor Acalya her seferinde. Ne olur memede uyusa? Annesinin kokusuna doya doya büyüse? Ne olur anne-baba bir arada uyusa o minicik yavru? Nedir o sıkı kurallar listesi öyle?

Abartmayalım!

Peaaahhh!!! Emzirerek uyutmayınmışmış, aman kucağa alışmasınmış, ayrı odada uyusunmuşmuş!!!

Atın bunları bir kenara.

Şunu düşünün: Şunu düşünelim: ne olacak Defne' nin yavrusuna?

Peki ya yarın neler gelecek sizin başınıza???

Düşünün...

Haksız mıyım ?

23 Aralık 2010 Perşembe

Seçmece bunlar :)



Blog dünyasında gezip gördüklerimi ve beğendiklerimi sizin için derledim :)

Pratik Anne: Anne yemekte ne var?

Anne Kaleminden: Çok önemli; özel bir bebek olan Sarp için yazmış:Sarp'a dair

AçalyaKartopu Büyüyor

Kraft Etkinlikleri: Bayıldımmmmmmmmmm: Baby Shower'ın Ardından

Evren : YavruSU artık 2 yaşında

Anne ve Bebişinin :Kar Macerası

Bir Demet Moda: Doğal Toplanmış Topuz Modelleri

Çağatay yani kocacımın blogundan; süpriz doğum günü partisinden hatıra fotoları/komik kareler

İyi okumalar :)

20 Aralık 2010 Pazartesi

Çok şekerler

Çağatay' ın yaptığı son çekime ait kareler çok keyifli. Bebeğin mutluluğu aileye ne güzel yansımış öyle... :) Ben çok beğendim. Bir de siz bakın :) Belki hemfikirizdir. :)

Sevgiler

Aylin

10 Aralık 2010 Cuma

Doğum sonrası depresyon geçirmeyen var mı acaba? Uzm. Dr. Özlem Devrim BALABAN ile söyleştik… ( Röportaj)

Doğumdan sonra her anne çeşitli duygusal karmaşalar, hüzün hatta depresyon yaşar. Kimi anne kolay atlatır, kimi anne ise psikolojik yardım alarak atlatmaya çalışır. Aklıma gelen soruların hepsini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları uzman doktorlarından Özlem Devrim Özbalaban'a sordum.Hem bir uzman hem de 3.5 Aylık Barış bebeğin annesi olarak sorumlarıma yanıtlar verdi.

İşte ayrıntılar...

1.Doğum yapan bir anne doğumdan sonra kendince çalkantılar yaşar. Siz bu çalkantıyı neye benzetiyorsunuz? Bilimsel olarak nasıl tarif ediyorsunuz? Nedir bu post partum? :)

Postpartum, “doğum sonrası” anlamı taşıyor. Doğum sonrası yaşanabilecek sıkıntı ya da sorunları biraz nedensel biraz da zamansal olarak betimlemek için kullanılan bir sıfat gibi düşünebiliriz.
Sizin de söylediğiniz gibi doğum yapan hemen her kadın bir takım “çalkantılar” yaşayabilir. Bu çalkantılar kiminde büyük dalgalar halindedir, kimisinde ise minik kıpırtılar şeklinde hissedilir yani her anne aynı şiddette yaşamaz. Bu çalkantıyı suya düşen bir nesnenin yarattığı dalgalara benzetebiliriz aslında. Anneyi, yaşamı, kişiliği, sosyal çevresi yani bütünüyle bir gölet gibi düşünelim, ve bu gölete bit taş attığımızı..Bebek, öncesinde yaklaşık 9 aylık bir hazırlık dönemi olsa da annenin yaşamına doğumla birlikte düşüvermektedir aslında..Ve artık o gölet tamamen farklılaşmakta, durağan halini tekrar alana kadar biraz çalkalanmaktadır diyebiliriz sanıyorum. Böyle bir metaforun ardından daha somut örneklere geçecek olursak şöyle diyebiliriz, “anne” olmak yepyeni ve çok çok önemli bir kimlik katıyor kadına..Karı-koca kimliği taşıyan iki kişiden oluşan aileye katılan bebek beraberinde anne-baba kimliğini büyük bir sorumluluk duygusuyla beraber getiriyor. Bireysel olarak yaşanan değişimlerin yanında aile diye adlandırdığımız sistemde de birçok dinamik değişiyor ve bu değişiklikler kiminde iri kiminde ufak çalkantılara neden oluyor. Yeni rollere uyum sağlamak her zaman kolay olmayabiliyor. Kadına geri dönecek olursak hem psikolojik, hem sosyal hem de hormonal değişimler doğum sonrası onu bekleyen çalkantılar gibi görünüyor. Psikolojik derken daha çok bilinçdışı süreçleri kastediyorum. Yani annenin kendi bebekliği, kendi annesi ile ilişkisi, bebekliğine dair sıkıntılar ve bu dönemi nasıl geçirdiği gibi süreçler kendi farkındalığının dışında doğumla beraber canlanıyor. Sosyal derken kastettiğim yeni rollere ve yeni oluşan anne-baba-çocuk sistemine uyum süreci..Eş olan kadın bir de anne oluveriyor. Aile içindeki yazılı olmayan kuralların tekrar yazılması, karı-koca arasındaki dengenin yeni rollerin biçilmesi ve yeni bireyin katılımıyla yeniden kurulması gerekiyor. Hormonal derken ise doğumla beraber, gebeliğin devamı için gerekli hormonlarda ani düşmeyi ve emzirme dönemi için gerekli değişiklikleri ifade etmeye çalıştım kısaca..Bir de bunlara annenin bedenindeki değişiklikler ve bebek bakımı ile ilgili zorlukları da eklersek doğum yapan kadın birçok şeyle baş etmek durumunda kalıyor diyebiliriz. Ama dediğim gibi her kadın bunu kendi koşulları ve çerçevesinde farklı yaşıyor.

2. Postpartum sık görülebilecek psikiyatrik ya da psikolojik sorunlardan bahseder misiniz?

Öncelikle en sık yaşanan durumdan bahsetmek istiyorum kısaca..Annelik hüznü yani postpartum blues…Annelik hüznü, araştırmalar farklı rakamlar verse de anneleri %80’ne varan oranlarda etkileyebiliyor. Doğum sonrası 3. ve 4. günlerde başlayan, ve genellikle 10. gün gibi sonlanan hassasiyet ve ağlamaklı olma durumu gibi tarif edebiliriz annelik hüznünü..Tarifi üstünde geçici bir süreç olarak tanımlanıyor ve ek olarak baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik, huzursuzluk, sıkıntı hissi, endişe hali ve uyku problemleri de tabloya eşlik edebiliyor. Belirtiler hafif şiddette ve geçici olduğu için tedavi gerektirmeyen bir durum ama annelerin bu konuda eğitilmesi ve bu sürecin sık görülen geçici bir durum olduğunu bilmesi önemli..Eğer belirtilerin süresi 2 haftayı geçerse bir psikiyatri uzmanına başvurmak gerekir.
İkinci sıklıkla karşılaşılabilecek sorun ise postpartum depresyondur diyebiliriz. Postpartum depresyon, doğum sonrası başlayan ya da bu döneme kadar uzayan depresif süreç olarak tanımlanabilir. En sık görülen belirtiler isteksizlik, mutsuzluk hissi, kendini değersiz hissetme, uyku bozukluğu, yorgunluk, sinirlilik, iştah azalması, dikkat dağınıklığı, yetersizlik düşünceleri, suçluluk fikirleri ve bebeğin sağlığıyla ilgili veya bebeğe zarar verir miyim şeklindeki kaygılardır. Ağır tablolarda ölüm düşünceleri kliniğe eklenebilir. Yaygınlığı %15 civarındadır. Daha önceye ait psikiyatrik hastalık öyküsü, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, evlilik problemleri, sosyal destek yetersizliği, gebelik sırasındaki olumsuz yaşam olayları, gebelik sırasında depresyon geçirmiş olma, bazı çalışmalara göre şiddetli annelik hüznü yaşamış olma ve bebeğin bakımı ile ilgili zorluklar postpartum depresyon riskini artıran faktörlerdir. Anne eğer böyle bir tablo içindeyse mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurmalı, uygun olan tedavi seçenekleri (ilaç, psikoterapi ya da ikisi birlikte de olabilir) değerlendirilmeli ve zaman kaybetmeden tedaviye başlanmalıdır.

3. Postpartum psikozunun evreleri nelerdir? Nereye kadar normal sayılabilir, hangi noktadan sonra yardım almak gerekir?

Öncelikle postpartum psikozun hiçbir şekilde normalize edilemeyecek bir tablo olduğunu söylemekle söze başlamak isterim. Psikozlar kişinin gerçek ile olan bağının koptuğu, gerçek olan ile olmayanın ayrımını yapma yetisinin tamamen yitirildiği, mutlaka tedavi edilmesi gereken, aksi halde anneye ve/veya bebeğe ciddi zararlar verebilen kinik tablolardır. Fark edildiği anda mutlaka bir psikiyatrist ile iletişime geçilmelidir. Peki nedir belirtileri? Psikoz genel bir kavramdır. Dolayısıyla postpartum psikoz da öyle..Eğer postpartum psikoz bizim iki uçlu bozukluk dediğimiz, halk arasında daha çok manik-depresif hastalık olarak bilinen bozukluğun bir parçasıysa ( ki genellikle postpartum psikoz bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar) annede aşırı hareketlilik, çok konuşma, enerji artışı, uykusuzluk, kendine aşırı güven gibi belirtilerin yanı sıra gerçekdışı düşünceler tabloya eşlik eder. Birilerinden kötülük göreceği, takip edildiği, çok önemli görevleri ya da özel güçleri olduğuna dair düşünceleri olabilir. Bu düşünceleri ikna edilemez derecede savunmaktadır. Beraberinde diğer insanların duymadığı sesleri duyma, görmediği görüntüleri görme gibi algı bozuklukları yaşayabilir. Bu durumdaki bir annenin bebeğe de zarar verme riski söz konusudur. Bu nedenle gerekirse hastaneye yatışı yapılarak bir an önce tedaviye başlanmalıdır.

4. Doğum yapan anneye moral vermek isteyen "iyi niyetli" insanların asıl yapması gereken şey nedir sizce, kendi öykülerini anlatıp "takmaaa, geçecek" demek yerine? :)

Öncelikle anneyi sıkıntıya sokan durumu dinlemek gerekir. Bazen içten ve samimi bir şekilde dinlenmiş olmak bile anneyi rahatlatabilir. Dinlerken yargılamamak, ona yapamayacağı önerilerde bulunmamak, başkaları ile karşılaştırmamak gerekir. Eğer annenin eşi, annesi gibi “en yakını” olan kişiler sürecin farkında değilse, onların farkındalıkları artırılabilir. Bir de gerçekçi olmak gerekir tabiî ki..Eğer zor bir bebeği varsa “takma geçecek” demek yerine bebeğinin geçekten zor olduğunu söylemek annenin anlaşıldığını hissetmesini sağlayacaktır. Sizin tabirinizle “takma, geçecek” sözü, gerçekten de geçecek olmasına rağmen o anda annede “kimse beni anlamıyor” hissine yol açabilir..Onun yerine anneyi daha önce zorlayan ama üstesinden geldiği durumlar ona hatırlatılabilir çünkü insanlar genelde zor durumlar yaşadıklarında önceki başarılarını hatırlamakta zorlanırlar…Ya da o anki durumun gözden kaçan olumlu taraflarının altı çizilmeye çalışılabilir, tabiî ki gerçekçi bir şekilde..Yaşam elbette toz pembe bir yağlı boya tablo değildir ama içinde mutlaka pembe renkler de içerir 

5. Eşlerin ne yapması lazım peki?

Bu soruya hem bir profesyonel hem de bebeğine yalnız bakan bir anne olarak cevap vermek istiyorum  . Eşlerin yapması gereken şeyler yaşanan sıkıntıya göre değişmekle beraber genel olarak eve geldiklerinde anneye biraz nefes aldırmaya çalışmaları gerekiyor. Annelik özellikle ilk zamanlarda 24 saatlik bir mesai ve hiç kimse dinlenmeden 24 saatlik mesaiye dayanamaz. Bu mesaideki dinlenme zamanları babanın sihirli ellerinde diye düşünüyorum. Karı- kocalık rolüne anne babalığın eklendiği bu süreçte anne baba olma pahasına karı-kocalığı unutmamak gerekiyor. Bu nedenle eş ve anne/baba rollerinin dengesini iyi kurmak ve bu dengeyi yakalarken yaşanabilecek iniş çıkışlarda empatik ve en önemlisi HOŞGÖRÜLÜ olmak gerekiyor. Özellikle başlangıçta anneye düşen yük doğası gereği daha fazla olduğu ve anne sosyal ve psikolojik değişimlerin yanı sıra biyolojik anlamda da birçok değişim yaşadığı, bir de %80 lere varabilen oranda annelik hüznü gerçeği düşünülecek olursa babalardan başlangıç için özellikle hoşgörü ve destek beklemek çok da yanlış olmaz sanırım..

6. Önerilerinizi yerine getiremeyen babalar için ne yapmalı?
Tekrar tekrar anlatmalı, durumu anlamaya çalışmaları sağlanmalı..Seçilen dil çok önemli tabiî ki ..Önerileri yerine getirmediği için öfke uyandıran babaya “sen” diye başlayan ve suçlayıcı bir yüklemle son bulan cümleler kurmak yerine “ben” diye başlayan ve o destek olmadığında/ önerileri yerine getirmediğinde nasıl hissettiğiniz ve ne gibi zorluklar yaşadığınızı anlatan cümleler kurmak daha doğru gibi görünüyor. Babada suçluluk duyguları uyandırmak istenilenin aksine talep edilenleri yapmamasına sebep oluyor.

7. Erkekler de depresyona giriyor anladığım kadarıyla, var mıdır aslı?

Tabi ki giriyor. Depresyon kadınlarda daha sık görülmesi, doğum sonrası dönemin depresyon için özellikle riskli bir dönem olmasının yanı sıra depresyon kadına özgü bir hastalık değil..Erkekler de depresyon geçirebilir. Sonuçta doğumla beraber erkek de baba olmakta, bu rolle beraber ek sorumluluklar edinmekte, hayata dair ek kaygıları oluşmaktadır. Dolayısıyla doğum sonrası erkeklerde de depresyon riski artmaktadır diyebiliriz. Özellikle annede depresyonun varlığı babada depresyon gelişimiyle ilişkilidir. Nasıl annedeki depresyon, bebeği olumsuz etkiliyorsa, babanın depresyonda olması da bebeğin davranışsal ve duygusal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

8. Peki lohusa anne depresyona girmiş babayı nasıl anlamalı ve onun için neler yapmalı?

Depresyonun belirtileri genel olarak kadın ve erkeklerde farklılık göstermez. Baba mutsuz görünüyorsa, yüzü eskisi gibi gülmüyorsa, konuşma miktarı azalırsa, daha çok yalnız olmayı tercih ediyorsa, kendine bakımında ya da yapmayı sevdiği şeylere karşı ilgisinde bir azalma varsa, iştah ve uykusunda artma ya da azalma şeklinde bir değişim söz konusuysa, eskiye göre daha sinirliyse ya da daha donuksa, iş performansında bir düşme olduysa….gibi durumlarda depresyondan şüphelenmek gerekir. Eğer kadın, eşinin depresyonda olduğunu düşünüyorsa bunu ona ifade etmeli, onun için duyduğu kaygıyı onunla paylaşmalı ve bir hekimden yardım talep edilmelidir. Tedavi edilmeyen bir depresyon hem depresyonu yaşayan kişiye, hem aileye hem de bebeğe olumsuz etkilerle sonuçlanacaktır.

9. Pratik önerileriniz neler yeni annelere? Mesela kendilerine ne yapmasınlar? Ne yapsınlar?

En sık yapılandan biri olan “kendini sadece anne ilan etme” hatasına düşmesinler. Aynı zamanda bir birey, bir kadın, bir eş… olduklarını unutmamaları gerekiyor. Bir masayı sağlam yapan onun dört ayağıdır. Eğer ayaklardan biri olmazsa masa yine ayakta durur ama daha kolay devrilir. İkisi olmazsa çok daha kolay… Tek ayakla ise zaten devriktir…
Özellikle sadece anne sütü önerilen ilk 6 aylık dönemde çalışmayacak olsalar da bir pompa edinmelerinde fayda var ki gerektiğinde süt sağıp birkaç saatliğine dışarı çıkabilsinler. Eşle romantik bir akşam yemeği fırsatı yaratsınlar mesela..Ya da kuaföre gitmek ve kendilerine bakım yaptırmak için kullansınlar o birkaç saati..Sözün özü “anne” olunca diğer rollerini unutmasınlar..Çünkü bebeğin sadece “anne”ye değil, “sağlıklı ve keyifli bir anne”ye ihtiyacı olduğunu unutmasınlar.
Özellikle doğumdan sonraki ilk zamanlarda ( uyum güçlüklerinin en çok yaşandığı dönemde) alabildikleri kadar destek alsınlar. Destek vermeyi öneren yoksa talep etsinler. Mutlaka taleplerine bir karşılık bulacaklardır.
Kendilerini evlerine kapatmasınlar; fırsat buldukça bebeklerini de alıp bir yerlere gitsinler..Karşı komşuya bile geçmek bir değişiklik yaratır..
Eğer sıkıntı içindelerse, bir sorunları varsa mutlaka eşleriyle ya da arkadaşlarıyla paylaşsınlar. Sorunun bir çözümü o sırada yoksa bile anlatmak rahatlatacaktır.

10. Hamileyken okunmasını önerdiğiniz kitaplar var mı?

Elif Şafak’ın Siyah Süt’ü postpartum depresyonu içten bir şekilde anlatan otobiyografik bir roman…Dileyen okuyabilir..,
Özellikle ilk bebeğinizse içinizde taşıdığınız, bebek bakımı ile ilgili kitapları önerebilirim..Acemilik bazen insanın kaygısını fazlasıyla artırabiliyor..Bir de etraftan bebeğinize nasıl bakmanız gerektiğini söyleyen seslerin yükseleceğini de varsayarsak taze annenin eli ayağına dolanabiliyor  Ben kendi adıma “Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler” (Arlene Eisenberg, Heidi E. Murkoff, Sandee E. Hathaway) ve “Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler” ( Tracy Hogg & Melinda Blau) adlı kitaplardan faydalandım. Okuduklarıma kendi içgüdülerimi ve sağduyumu da katarak tabiî ki…

11. Evde günlük hayatın akışı içinde kaybolan eşlere önerileriniz neler olabilir?

Bu özellikle büyük şehirlerde ve özellikle İstanbul gibi bir metropolde yaşayan çiftlerin çok sık düştüğü bir hata sanırım..Hayatın trafiği içinde 24 saat bazen öyle bir dağılıyor ki bu 24 saatten eşler kendilerine 1 dakika bile ayıramadan gün bitiveriyor..Önerim bu noktada özellikle de yoğun bir yaşam trafiği içindeyseniz gününüzü, gününüzü olmasa bile haftanızı ya da ayınızı programlamanız..Bunu özellikle yoğun yaşamı olanlar için öneriyorum çünkü programsızlık hem zamanın boşa harcanmasına hem de bazı şeylerin ihmaline yol açabiliyor. Programlama aynı zamanda ertelemelerin de önüne geçen bir unsur diye düşünüyorum..Bazen de oturup hayatımızı akışını gözden geçirmek, nelere zaman ayırırken nelere zaman ayıramadığımızı da görmemizi sağlar, ve bir anda fark ederiz ki mutfağın düzenli olmasını sağlayacağım derken eşimizle beraber bir film seyretmenin keyfini kaçırmışız..Ya da kapılar artık hiç tozlu değil ama ailecek oynanabilecek keyifli bir saklambaç sadece baba ile çocuk arasında yaşanmış ve bitmiş..Çoğu zaman 24 saatin içine mükemmel bir anne, mükemmel bir ev kadını, mükemmel bir eş, mükemmel bir iş kadını, mükemmel bir baba, mükemmel bir iş adamı, mükemmel bir kocayı sığdıramayabiliriz, ve fedakarlık yapılacak şeylerin önceliğini değiştirmemiz gerekebilir…

12. Hem bir psikiyatrsınız hem de 3,5 aylık Barış bebeğin annesisiniz :) Peki siz bu süreçte neler yaşadınız, kendi deneyimleriniz neler oldu? Yardım almanız gerekseydi ne yapardınız bir hekim olarak ? :)

Öncelikle bebeğime çok istediğim bir zamanda ve onu hayatımıza almaya oldukça hazır olduğumuz bir anda hamile kaldım. Herkes bu kadar şanslı olmayabilir ama bazen kendi şansımızı kendimiz belirleriz. Bu kadar hazırlıklı olmama rağmen başta onu nasıl besleyeceğime dair kaygılarım çok olmuştu. Daha 1-2 aylık hamileyken, ne yemeliyim ne içmeliyim de onu iyi beslemeliyim diye çok endişeleniyordum, ta ki çok sevgili doktorum bana onun henüz bir pirinç tanesi kadar olduğunu hatırlatana kadar..Hekim olmama rağmen sanki unutuvermiştim tüm bildiklerimi ve bu unutkanlık içinde etraftan da gelen “pekmez iç, ceviz ye, süt içiyorsun di mi, yumurta çok faydalıymış, peki balık….” Seslerinin zihnimde yankılanmasıyla kendimi fazlasıyla strese soktuğumu şimdi gülerek hatırlıyorum..Doktorumun belki onun için hiç de önemli ve büyük olmayan cümlesi bir anda getirdi beni kendime ve sonrasında oldukça rahat bir hamilelik geçirdim. Bu noktada doktor seçiminiz önemli bence..İyi bir jinekolog olmasının yanı sıra sizi rahatlatması, güven vermesi ve sizin dilinizden anlaması da gerekiyor. Ben bu konuda da şanslıydım diyebilirim. Doğum sonrası da şansım beni bırakmadı. İyi bir sosyal destek ve iyi bir eş beni bekliyordu. Üstüne de oğlumun bebek değil de bir melek olarak hayatıma girmesini eklersek her şey son derece yolunda gitti diyebilirim. Tüm bu olumlu faktörler çoğu anneyi ziyaret eden annelik hüznünden beni korudu sanırım. Ama her şey tam tersi bir şekilde de seyredebilirdi benim için ve ben kendimi doğum sonrası bir depresyonun içinde bulabilirdim. Ve dediğiniz gibi yardım almam gerekebilirdi ve o zaman tüm samimiyetimle söylüyorum ki kesinlikle yardım alırdım. Çünkü depresyon çok acılı bir süreçtir ve kendi kendine geçmesi beklendiğinde fazlaca yıkımla sonuçlanabilir. Depresyon günümüzde çok dilde olan bir kelime olduğu için bazen günlük hayatın içindeki can sıkıntıları ya da doğal olarak verilen olumsuz duygusal tepkiler depresyon ile karıştırılabiliyor ve gerçek depresyonların da sanki yaşamımızda yapacağımız ufak farklılıklarla geçeceği yanılgısına düşülebiliyor. Bu ufak sıyrıklarla derin yaraları aynı kefeye koymaya benzer. Ben profesyonel anlamda da depresyonun ufak bir sıyrık olmadığını bilen biri olarak mutlaka bir psikiyatristten yardım alırdım ve tedavinin her adımında eşimin de sürecin içinde olmasını isterdim. Çünkü tedavi, depresyonun derecesine göre ilaç tedavilerini de gerektirebilir. İşin içinde emzirme de olduğu için hekimin önerisi doğrultusunda eşlerin ortak kararı çok önemli. Depresyon tedavi edilmediğinde anne ve bebek arasında ciddi ilişki ve bağlanma problemlerine, bebekte depresyona, babada depresyona, evlilikle ilgili problemlere ve yanlış kararlar alınmasına, ve hatta psikoz ve intihara kadar gidebilen sonuçlara yol açabildiğinden mutlaka tedavi ve müdahale edilmesi gereken bir hastalık..O nedenle tüm annelere doğum sonrası depresyonsuz bir yaşam dilemekle beraber böyle bir durumla karşılaştıklarında mutlaka eşleriyle beraber bir uzmana başvurmalarını öneriyorum.

Özlem Hanım, o kadar içten ve yalın anlattınız ki her şeyi verdiğiniz bilgiler beni çok aydınlattı. Bir anne ve bir uzman olarak konuşmanız bizim gibi acemi ve yeni annelere fazlasıyla ışık tutar diye düşünüyorum.
Peki size özel olarak danışmak isteyenler nasıl iletişime geçebilirler.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde psikiyatri uzmanı olarak çalışıyorum.
Kurumumun tam ismi ve bölümüm ise şöyle: Uzm. Dr. Özlem Devrim BALABAN Bakırköy Prof.Dr.Mazhar Osman Ruh Sağlığı Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi
12. Psikiyatri Kliniği
’nde beni bulabilirsiniz
Uzm.Dr.Özlem Devrim Özbalaban

Herşey için çok teşekkür ederim ve size meleğiniz Barış bebek ile, sevdiklerinizle mutluluklarla dolu bir ömür dilerim.

5 Aralık 2010 Pazar

Acemi Annelere Tavsiyeler - II

Fotoğraf için teşekkürler Çağatay Atasağun


Çağatay Atasağun' un web sitesi ve blogu :)

İlk yazımdan sonra ikincisini ancak kaleme alma fırsatım oldu ve hemen bir solukta aklıam gelenleri paylaşıyorum sizinle sevgili okurlarım :)

Bu yazımda emzirme ile ilgili pek çok kez yazıp çizmiş ve didinmiş, kendi evladını en az 2 yaşına kadar emzirmek için kasmış biri olarak hislerime tercüman olmuş güzel bir yazıyı paylaşmak isterim, okyanus ötesinden, Açalya'dan...

Emzir sevgili acemi anne, korkma emzir. Ama emzirmeden önce Açalya' nın yazısını bir kere, kafan karışırsa günde 3 kere, randıman almak istersen haftada 2 kere oku derim.Emzirmek hem anneye hem de bebeğe öyle faydalıdır ki: ben de zamanında pek çok yazı yazmışım mesela... Okumak isterseniz:

Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Emmmmmmmmmmmm

Emzirme Hakkında 3-5 bilgi ve kişisel bir mesaj

Emzirmeye yeni başlayan anneler için notlar

Bunun dışında, sevgili acemi anne,

1. Pişik için: Pamuğu ıslatıp bebeğin poposunu temizlemek en iyisidir. Pişik için çok faydalı bir ürün ise Aloe Jojoba Lipsticktir. Mutlaka edin. Aloe first sprey ile nemlendirip, pamulu bir bezle kurulayarak da çok süper sonuçlar alınabilir.

2.Etrafında herşey için bir yorum yapan yada bildiğin, inandığın şeylerden çok uzak sözler duyabilirsin. Aldırma, hı hı de geç.

3.Bebeğini ağlatma ve kimsenin ağlatmasına izin verme sevgili acemi anne. Ta ki şöyle kocaman olana kadar :)

4.İnce giydir ki hafiften soğuğa alışabilsin ufak ufak.

5.Evde kedi varsa ne iyi bence. Birlikte büyüsünler, kediyi defetmene gerek yok tabi doktor ve sağlık ile ilgili önemli bir durum yoksa.

6.Emzirme sütyenleri al değişik değişik.Hem sana iyi gelir hem de bebeğine seksi olanları da var :)

7.Kimseden yardım bekleme ama zor durumdaysan mutlaka "bana yardım edin" demelisin. Yardım isteyenin bir yüzü kara, etmeyenin ise iki yüzü...

8.Haftada 2 gün -en az- dışarıya çık, dolaş, hava al :)

9.Eşine bebeği tutmayı, pışpışlamayı, altını değiştirmeyi, gaz çıkarmayı hatta bebeği yıkamayı öğret bence. Bir baba olarak bebeğe hizmet ederse hem aralarındaki bağ güçlenir, hem de anneyi daha iyi anlamak için bir fırsat oluşur.

10.Ayrıca süsüne püsüne özen göster. Hele ki evde pijamalarla hiç oturma. Kendine göre cici ev kıyafetleri yarat, saçına başına dikkat et derim :) Yoksa her fotoğrafında Wilma Çakmaktaş gibi çıkabilirsin :)

11. 3.adan sonra işe dönünce vicdan azabı çekeceğini düşünebilirsin, haklısın sevgili anne. Ancak bu çalışmaya senin de bebeğinin de ihtiyacı olduğu için oradasın. Çalışan anne olmak kolay değil, biliyorum.Hele ki minicikken bırakıp işe dönmek, bakıcı stresi... derken sen de bir stres topuna dönebilirsin. Ama unutma ki bir yandan da seni deli edecek bir postpartum psikozundan uzaklaşmak için iyi bir şey yapıyorsun.

...aklıma gelenler bunlar.

Yine yazacağım.

Sevgiler

5 Ekim 2010 Salı

İşte öyle bir gün...

Sabah 7 gibi uyanarak sabah gülücüklerimizi atarken ilk emzirme seansımız gerçekleşiyor.
Ardından kahvaltı koşturmacası başlıyor.
Küçük prens bu aralar tost yemek istediği için evi sıcak tot kokuları sarıyor ...
Derken Aloe Veralı çay porselen demlikte,annannenin hazırladığı İzmir zeytini, organik domatesler, organik peynirler tabakta, süt bardakta bizi bekliyor.
Ata' nın önüne sevdiği yiyecekler diziliyor ve paşam kendisi yemeye gayret ederken, anneciği ona yardım ediyor. Bir şekilde bitiyor kahvaltı...
Bulaşıklar makineye, sofra örtüsü banyoya giderken oyuncaklar açılıyor.Fonda Jose Amca çalıyor genelde.
Ya da Mozart'la başlayan bir klasik müzik turu gerçekleşiyor.
Kuleler yapılıyor, resimli ansiklopediler karıştırılıyor, arabaların tekerlekleri çeviriliyor.
Biraz balkon sefası sonra haydi cuuppp !!! sabah uykusuna.
Anne hemen öğlen yemeğini hazırlıyor, 30 saniyede pijamalarından kurtulup cicili bicili ev kıyafetlerine bürünüyor.(Eskiden 30 dakikaydı , hahahahahaaa!!!)
Çamaşırları kurutucuya tıkıyor,
Salonu toparlıyor,
Maillerini okuyor, yanıtlayabildiği kadarını yanıtlıyor.
Çünkü bu arada Atacık uyanıyor.
Öğlen yemeği telaşı başlıyor.
Yedi, yemedi, hop yapalım, ham paparım derken fonda su ve kuş sesleri çalıyor.
Yemek bitince masa toplanıyor,
Daha önce yıkanmış olanlar dmakineden çıkarılı yerine yenileri diziliyor.
Ata sürekli izleniyor, prizlerle oynuyor mu?
Çekmeceleri çekiştiriyor mu?
Zırt pırt müdahale edilmiyor,
Şarkılar söyleniyor,
Sorular soruluyor ona... :)
Giyinip bahçeye iniliyor,
Kedilerle ve mahalle eşrafıyla sosyalleşmeye devam ediliyor.
Parka gidip oyuna dalınıyor.
Uyku göze gelince eve geliniyor.
Bir güzel uyunuyor.
Anne kututucudan çamaşırları ütülenmek üzere katlıyor.
Akşam 5 çayına hazırlanıyor,
Mutfağı toparlıyor,
Dağılan oyuncakları bir araya getiriyor, asla toplamıyor.
Biraz okuyabilirse kitap-dergi okuyor.
Mail alıyor, mail yazıyor.
Telefon açıyor,
Annesini özlüyor...
Denizi seyrediyor.
Çiçeklerini seviyor...
Ata uyanıyor ve meyve, yoğurt ikilisiyle açlığını bastırıyor.
Komşulara gezmeye gidiliyor.
Akşam yemeği için eve dönülüyor.
Akşam yemeği hazırlanıyor.
Fonda hafif bir müzik çalıyor.
Yeniyor...
Ailecek oyun oynanıyor.
Dişler fırçalanıyor,
Pijamalar giyiliyor.
Herkese iyi geceler dileniyor.
Uyumadan önce anne sütü alınıyor...
Ata gece uykusuna dalıyor.
Anne muftağa koşup bulaşıkları toparlayıp tezgahı ve ocağı siliyor.Düzenliyor...
Salona koşuyor, oyuncakları toparlıyor.
TV yi açıyor ( GÜN BOYU KAPALIDIR BİZİM EVDE)
Bir yandan izliyor, bir yandan dinliyor, bir yandan evle ilgileniyor.
Bir demlik Aloe Vera çayı hazırlıyor, başlıyor yavaş yavaş içmeye :)))
Evi kabaca toparlayıp yarının yemek menüsünü belirliyor.
Hatta gerekirse pişiriyor.
Maillerini tekrar kontrol ediyor,
Sinema filmi varsa keyfine göre onu izliyor.
Bitince uyku moduna geçiyor:ZZZZZZZZZzzzzZZzZZzzzZZ!
Gecenin ortasında Ata uyanıyor,
Anne kalkıyor,
İlgileniyor,,
Emziriyor,
Uyutuyor...
Ve çabucak sabah oluyor, Aylin anne koşmaya başlıyor.

İyi ki de koşuyor, bu koşuşturmacayı çok seviyor.

Tıpkı her anne gibi...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annelerin Doğru Bildiği Yanlışlar!



Annelerin doğru bildiği yanlışlarda herkesin payı var diyerek söze başlıyorum. Doktorlar, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler, anneler, büyükanneler, kaynanalar, büyükbabalari komşular...! Herkes ama herkes bir diğerine kendi bildiğini bir şekilde dikte ediyor. Bizler çoğu zaman çaresizlikten bu dikteyi anında kabul edebiliyoruz.Çaresizlikten. .... Ama kimisi, oluruna bırakıp, deşmediği için öylesine kabul ediyor.

Örneklerle anlatayım:

Örnek 1:Bebek yeni doğmuştur, sık sık ağlar ve "aman kucağına hemen alma kızım, alışır, sonra kucak bebeği olur."

Aylin Annenin Notu:Külliyen yalan!

Doğrusu: Şımartmas teorisi 1920'lerde ortaya atılan bir teoridir. Ancak yapılan son çalışmalar kucaklanan bebeklerin daha başarılı, kendine güvenen ve mutlu insanlar olarak yetiştiklerini ortaya koymuştur. Bir grup bebeği kucaklayarak yetiştiren anneler bebeklerinin daha sakin ve uyumlu olduğunu ifade etmiştir.Kucaklanmayan, ağlatılan ve annesine hemen ualaşamayan bebeklerin sosyla yönden zayıf, duygusal yönden insan ilişkilerinde güçlük çeken bireyler olarak yetiştikleri gözlemlenmiştir.

Örnek 2:Bebek yeni doğmuştur, anne bebeği gece-gündüz yanında yatırmak ister ve etrafındakiler karşı çıkar."Ezersin, incitirsin, kendine çok alıştırma sonra başa çıkamazsın..."
Aylin Annenin Notu:"Sizin insafınız kurumuş"
Bu benim d başıma geldi.Doğum yaptığım hastane ,güya bebek dostu, bebeğimi yanıma almak istediğimde önce hemşireler kızdı. Evet, resmen kızdı. "Aylin hanım bebeğinizi şimdiden kendinize alıştırdınız" dedi bir tanesi sert bir ifadeyle. O an kendimi çok kötü hissettim.
Birincisi: Sen kimsin ne hakla hayatıma müdahale ediyorsun?
İkincisi: Bu cesaret nereden?
Üçüncüsü: Bildiğim sandığınız şey tamamen yalan....
Diyemedim tabi.. lohusalık psikolojisiyle incindim o an ve annemden rica ettim, lütfen gelen giden bir yorum yapmasın, bildiğim gibi yetiştirmek istiyorum bebeğimi diye :) Sağolsun...Karnımdan çıkmış yavrucak tabi beni arayacaki tabi beni isteyecek, tabi ki ben de onu isteyeceğim.9 ay beraberdik, gün geldi bu birlikteliğimiz sona erdi ama bu travma ikimize de fazla. Atlatmanın en kolay yolu onunla uyumaki bol bol koklamaki sevmek, şarkılar mırıldanmak olmalıydı bana göre. Kimseyi dinlemedim, yanımda yatırdım, çok da iyi oldu.

Doğrusu:Doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek mutlaka emzirilmeli.Bebek anneye verilmeli, anne ile aynı odada , mümkünse beraber uyumalarına izin vermelidir. Bu konuda Dr.Sears'ın A'dan Z'ye çocuk bakımı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Örnek 3:Bebeğin gece uyku düzeni oturmamıştır, oturması için bir kaç gece ağlatması önerilir."Ağlayacak ağlayacak, susacak nasıl olsa, bir iki gece ağlatmaktan zarar gelmez"

Aylin Annenin Notu: Sizin annenize en çok ihtiyacınız olduğu bir anda, anneniz sizi istemediğini söyleyip suratınıza kapıyı çarpıp gitse, ne olur? Ne hissedersiniz?????

Doğrusu:Bebeklerin ister kontrollü ister, kontrolsüz olarak ağlatılması depresyona yol açar. Sabiha Paktuna Keskin'in açıklamalarınıburadan izleyebilirsiniz.Ayrıca Dr.Sears bu yöntemi"hayvanların bile kullanmadığı, oldukça duyarsız bir model" olarak adlandırmaktadır.

Örnek 4: Bebek artık neredeyse 18 aylık olmuştur ve belli kelimeler dışında konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.Örneğin: Evde gün boyu tv açıktır, bebek uzun süre kendi başına oyuna bırakılmaktadır vb... Anne-baba bebeğiyle konuşmayı "o bir bebek, ne anlar" diyerek gülünç bulmaktadırlar.

Aylin Annenin Notu: Pes!

Doğrusu: Dr. Beril Bayrak Bulucu .bu videoda çok güzel açıklamış, "TV bir çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalıdır, TV konuşmayı engellemektedir, Tv hipnotize etmektedir"... diyerek.
İnsanlar konuşmayı konuşarak öğrenir, izlyerek yada dinleyerek değil.Konuşma beynin ve zekanın işidir. 5 duyu ve duygusal gelişmişlik ister.Bu açıdan bebeklerin sesleri taklit etmesi ve ikili diyaloğa girebilmesi için karşısındaki modelin TV değil, bebeğe bakan, dokunan, konuşan, duyan birisinin olmasıdır. Mimik, jest ve sesleri taklit yoluyla konuşma başlar.
TV beyindeki sinir kümelerinin gelişimini bloklar. İşitme sinirlerinin kulaklara doğru, görme sinirlerinin enseye doğru ilerlemesini yavaşlatır. Bu ne demek????? Bebeğin herşeyi parça parça algılayıp, bir bütün olarak kavrayamaması, yani konuşamaması demektir.

Zeka geriliği,
İşitme problemi,
Ağız-diş-damak yapısından bozukluk,
Otistik belirtiler yoksa,
Uyaran eksikliğine bağlı olarak konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.
TV kapatılmalıdır. 2 yaşından sonra günde 15 dakika kadar izletilmeye başlanabilir.
Bol bol konuşulmalı,
Ninni,
Şarkı,
Tekerleme söylenmelidir.
Uykusuna,
Beslenmesine,
Oyun oynama ihtiyacına dikkat edilmeli, oyun grubu oluşturularak diper çocuklarla biraraya getirilmelidir. Böylece sosyal yönü ve dil gelişimi yönü desteklenebilir.

Annelerin en sık yaşadığı problemler genellikle bunlar ve asıl sorun problemi araştırarak çözüm yolu üretmekte bulmayıp, olanı olduğu gibi kabul eden annelerde bence. Burada varolan bilgileri anne-babalarla paylaşarak daha mutlu ve sağlıklı nesillerin yetişmesine aracılık edebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda "Cıs", yapma, elleme gibi annelerin çocukların oyun döneminde en sık yaptığı hataları ve doğruları paylaşacağım.

Sevgilerimle

AA

2 Eylül 2010 Perşembe

Çağatay'dan baba inciler :)

Çağatay... Eşim....

İyi bir baba olacağına adım gibi inandığım ve inancımı boşa çıkarmayan adam. Sevgilim...Babalığın hakkını veren duygu yüklü adam...

Bunun gibi dolu dolu yüzlerce satır yazabilirim onun için.

Aslında bunları niçin yazdığımı aktarayım: kendisi doğum fotoğrafı çekiyor, hepsinden ayrı bir gülücükle dönüyor eve. Ondan hikayeleri "baba" gözüyle dinlemek çok ama çok keyifli oluyor... Gülücüklerle anlatıyor bebeklerin ilk anlarını, anneleri, babaları. Onun frekansı çok farklı çünkü doğum- bebek ekseninin biraz dışında kalan babaları olaya çok rahat dahil edebiliyor.
Bkz: işte bu fotoğraf




Hatta bunları kendi blogunda kendi cümleleriyle akratıyor.

Neeeee... Erkek doğum fotoğrafçısı mı diyerek itiraz edip,direk elinin tersiyle itenler arada bakarlarsa olay farklı aslında.

Kaçıranlar çok şey kaçırıyor bence.

Ayrıca Çağatay bir "mor inektir". Farklıdır yani. Herkes iyi fotoğrafçıdır, fakat onun kadrajı,ışığı ve kompozisyonu başkadır. Eşim olduğu için değil hak ettiğini düşündüğüm için yazıyorum.

Ve sadede geliyorum. Son yazısı bence çok ama çok güzel olmuş. Okurken güldüm, gülümsedim, duygulandım. Çünkü o anne-bebek ilişkisinin keskin hakimiyetinin dışında çok önemli şeylere dikkat çekmiş. Babalara, erkek gözüyle ve baba gözüyle "bebek" bekleme ve yetiştirme konularına, emzirmeye...Her konuya değinmiş.

Samimiyeti ayrıca çok keyifli. Bence bu blogu arada sırada bir tıklayın sevgili anneler. Babaları anlatan bir adamın yazdıklarını okumak eğlenceli ve anlamlı olabilir diye düşünüyorum.

Sevgilerimle,

Aylin