bilinçli anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilinçli anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2011 Perşembe

Barbie oyun bitti bebeğim!

Şaşmaz bir şekilde her sabah 6:10 da kalkan oğlumla güne başladığımda kafamda bambaşka bir konuyu kaleme almak vardı. Ancak zaman yaratıp maillerime bakmaya başladığımda durum değişti. Bugünkü sorum ve sorunum "oyuncaklar" .

Ata'ya oyuncak alırken gelişimine uygun olmasının yanı sıra; toksik madde bulunmamasına, organik olmasına ve daha çevreci olmasına dikkat ediyoruz. Biliyorum ki piyasadaki pek çok oyuncağın içeriğinde toksik ve kanserojen maddeler var. Çocuk ağzına aldığı andan itibaren tükrük yoluyla bu maddeler parçalanıp vücudunda derin bir yolculuğa çıkabiliyor. Artık gerisini ve etkilerini siz tahmin edin. Bu nedenle oyuncak alırken neredeyse olabildiğince dikkatli olmaya çalışıyoruz eşimle birlikte.

Eskisi gibi değil tabi, sağlıklı ve çevreci oyuncakları seçmek kolay. Mesela Greengoods'un oyuncakları var. Kayrada'markasında organik ürünlerin olduğunu biliyorum. Eminim bilmediğim pek çok marka, ürün ve hizmet vardır. Araştırarak bulunabilir, bilgi alınabilir. Zaten yükselen değer "organik" ürünler ve bakış açısı olduğu için bu piyasa çok canlı ilk zamanlara göre.

Ancak şimdi esas konuya gelelim. Ata'yı ve beni direk ilgilendirmeyen ama yazının çıkış noktası olan konuya: Barbie bir orman katili mi?

Bir oğlum olduğu için bebeklerle ilgili piyasayı neredeyse hiç bilmiyorum. Siz bana kamyon, kepçe, dozer ve vinçleri sorun, şakır şakır anlatayım nerede ne var, fiyatı kaça:) Kırk yılda bir uğradığımız bebek reyonlarında pek haz etmediğim, küçük kızların beden imgesi ile ilgili gelişimini felce uğratan Barbie'lerle karşılaşıyor üstün körü, öylesine bakıyorum. İyi ki de öylesine bir ilgiymiş bu, çünkü anlaşılan o ki "Barbie bir orman katili".

Barbie' nin üretici firması Mattel' in ürünlerini daha ucuza mal edebilmek için Endonezya'daki yağmur ormanlarını katletmeye başladığı söyleniyor. Dahası şirketin konuyla ilgili detaylı ve aksi yönde bir açıklama yapmamış olması başta Greenpeace olmak üzere pek çok çevrecinin tepkisine yol açıyor.

Ata'nın (oyuncak) Barbie bebekle (şimdilik) işi yok (fakat yakın bir gelecekte güzel kızlarla ilgileneceğinden adım gibi eminim;) ) Ama bundan sonra çevremdeki cici kızlara hediye seçerken "Barbie" olmamasına çok dikkat edeceğimden eminim. Bu firmalar kendini dünyanın efendisi sandıkça, biz tüketicilerin ürünleri protesto ederek gerçekleri öğreteceğinden şüphem yok. Almazsak üretmezler ve dünya daha rahat nefes alır düye düşünüyorum.

Sumatra kaplanlarının, ormanların, fillerin, ağaçların, toprağın ve suyun aziz değeri için Greenpeace'in imza kampanyasına katıldım. Eğer siz de bu katliama dur demek isterseniz buraya tıklayarak detaylı bilgi alabilir, dünyamız için bir imza atabilirsiniz.



Bence çok beklemeyin, durmayın, bir imza da siz atın.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi



Bir kaç gündür Nurturia'da bilinçaltı kurgulama ve bilinçaltı kurgulama mesajları ile ilgili oalrak konuşuyoruz.

İşte hepimize böyle bir rehber lazım, diye düşündüm kendi kendime. Aslında hali hazırda bir birikim yok elimde ama mesleğim gereği bildiklerimi ve daha önce Çağatay ile birlikte yazdığımız çok şey var.

Çağatay' ın mesleği tv/sinema. İşi gereği tv ve sinema izlemesi gereken biri ama Ata doğduğundan beri izlemiyor diyebilirim. Uyuduktan sonra kanallar açılıyor, taranıyor, bakılıyor vesaire. O kadar... Yazdıklarımız gibi çeşitli uygulamalarımız var. Listelersem eğer:

Çağatay' ın yazıları
Çocukların eline silah vermek yerine zihinlerine bu düşünceyi vermek ( 28 Aralık 2010)

Oyuncaklar ve oyunlar ile bilinçaltı kurgulama (31 Temmuz 2010)

Bilinçaltı kurgulama - subliminal kurgulama (5 Nisan 2010)

Bilinçaltı kurgualam ile çocukların beyni zehirleniyor (30 Haziran 2010)

Benim bir yazım ise burada...

Yukarıdaki linklere göz atıp bakabilirseniz, reklam kuşağı olsun, çizgi film, haberler, diziler ve çocuk filmlerinde aslında hiç de masum olmayan şeylerin döndüğünü görebilirsiniz.

Uygulamalarımız:

Ata' nın olduğu odada tv açmadık.
Uyusa dahi bütün sesleri ve titreşimleri kaydettiği için o odasında uyurken tv normal ses düzeyinin biraz altında açıldı.
Normalde 24 aylıktan önce uzun süre tv pek önerilmiyor.
19 aylık olduğu için günde en fazla 1 saat izleyebilir.
Radyodan şarkılar vb yerine cd den müzik dinletiyoruz.

İstediğimiz kadar steril davranalım, bu bilinçaltı kurgu mesajları heryerde ve heryerden fışkırarak bilinçaltına kazınması çok mümkün. Ama ne azından beyin gelişi için gerekli koşulları sağlamamız gerek anne-baba olarak.

Tv yi en aza indirgemek bunun ilk koşulu olmalı belki de.

Sizce?

Şu aralar bizim başımız Luli ile dertte diyebilirim. Aslında 2 yaş öncesi uzun süreli tv izlemeleri hiç sağlıklı değil. Hepsini birebir kadediyorlar ve bu kayıtlar beyinde fazladan yer kaplıyor. Fazladan yer kapladığı için yeni kayıtlar hatalı ve ya eksik depolanıyor, yani hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı... Ata 14 aylıktı çalışmaya başladığımda. Ben işteyken babası ve evdeki diğer büyükler tv izleterek yemek yedirmişler. O gün bugündür tv hayatımızda.

İçerik çok eğitici, renkli, güzel ama ne gerek var 5 saat izlemeye... Ağzını açıp ayran budalası gibi bakmaya Ata??? Sorarım sana.

Bu akşamdan itibaren anlayacağı kadar basit bir dilde izlemeyeceğini anlatacağım.

Bakalım gelişmeler ne olacak?

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ata'mi "adam" ederken bunlara dikkat ediyorum

Son günlerde çöp kamyonlarına çılgın bir ilgi gösteriyor. Camdan izliyoruz olup biteni ve anlatırken copcu dememeye,

Evde yere dusen bir yiyecegini agzina deperken manasiz sett tepkiler yerine, yememelisin demeye,

Kirintilari biriktirip balkonum kenarina Ata ile birlikte birakmaya,

Yemege gelen kuslari rahatsiz etmemek icin uzak durmaya,

Miz miz miz mizirdanmasi sirasinda sessiz kalmaya,

Birseyi isterken aglamak isterse, aglamadan anlatabilirsin bebegim demeye,

Arada sirada gereksiz birseyi tutturdugunda, istegi herneyse acele acele yuzune anons etmeye,

Seker ve cikolatadan olabildigince uzak tutmaya,

Tv izletmemeye,

Klasik, caz, rock, sanat muzigi, arada pop dinletip sarki soylemeye,

Duvarlari boyamak istediginde sadece gozlerinin icine bakip, nereyi boyuyorduk Ata, diye sormaya,

Zorla yedirmemeye,

Yuzune "seni gidi" deyip parmak sallamamaya ( tokat atmakla esdegerdir)

Sorularina tam ve dogru yanit vermeye,

Erken yatip, erken uyanmasina, duzenini aksatmamaya,

Kitap okuyup masal anlatmaya, otuncaklariyla oynamaya,

Gece uyandiginda kucaklayip koklayarak yanima alip uyutmaya,

cani yandiginda agliyorsa aninda susturmamaya,

inatlasmamaya,

emmek istediginde incitmemeye,

Hergun disari cikarmaya,

Sofraya kasiklari goturmesini istemeye,

Ona her an saygi ve yakinlik gostermeye dikkat ediyorum, kalbimdeki ask ve sevgiyle :)

1 Şubat 2011 Salı

Karamsar Olmak İçin Çok Geç


HOME bir Yann Arthus Bertrand filmi.

Bizim Ata' ya bilinçli olarak izlettiğimiz ve televizyona bakarken vicdanımızın cız etmediği ilk ve tek film olacak belki de...

"Artık karamsar olmak için çok geç" diyor, slogan olarak ve dünyayı insan denen varlığın kısacık bir sürede nasıl da çöpe dönüştürdüğünü ve olasılıkla başımıza gelmesi kuvvetle muhtemel "kötü" şeyleri anlatıyor.

Örneğin; dünyadaki su kaynaklarının tükenmek üzere olduğunu,dünyadaki tüm kaynaklarının %80'ini dünya nüfüsunu %20 si sömürüyor.
- 2025'te su kaynaklarının çoğu tükenmiş olacak.
- Dünya balık stoğunun %75' i tükenmek üzere...
- Dünyada üretilen yiyecek stoğu herkese fazlasıyla yetecekken bu açlık neden?
- Nevada nehrinin bir kolu artık yok.
- Sibirya'daki donmuş toprak erirse, ortaya çıkacak metan gazıyla atmosfer ve tabi ki dünya cehenneme dönebilir...

Karamsar olmak için çok geç...

Yenilenebilir, sürdürülebilir enerji kullanarak, daha az et tüketerek, bir kaç sene balık yemeyerek yaşayabiliriz.

Bence bütün anneler birleşerek ve şu canavar gibi bizi esir eden elektromanyetik medeniyetin içine "doğal yaşam" sevgisi eksin.

Giriş bölümünü buradan izleyebilirsiniz bu arada.

Home Yuva 1 kısım belgesel | akilli.tv|Reklam:formula 21 formen



Sevgiler

25 Aralık 2010 Cumartesi

Çocuk Kitaplarında Şiddetin Dozuna Dikkat!


Eğitimciler, ebeveynler ve toplum olarak “şiddet” sürekli gündemimizde olan bir konu.Bu konunun içselleştirilmesi ve meşrulaştırılmasını engellemek için çocuk yayınlarında yer alan şiddeti ele alalım.Çocuk kitapları, dergi ve benzeri yayınlarında yer alan şiddet öğelerine karşı duyarlılığımızı yüksek tutalım.

Çocuk öykülerinde yer alan konularda;
dayak,
fiziksel ceza,
yoksun bırakma,
hapsedilme,
sokağa terkedilme,
aç bırakılma vb. gibi öğeler varsa bu öğeler fiziksel ve duygusal şiddete girer.

Koyu renk şiddet öğelerine genelde otantik masallarda rastlıyoruz. Bunun dışında yakın dönemin yerli çocuk kitaplarında dikkat çekici boyutlarda yer alıyor. Bir öykü veya masalda şiddet öğelerinin yer alıyor olmasını iyi düşünelim:Önemli olan; çocuk kitaplarında şiddet unsurlarının hiç yer almaması değil, şiddetin doğru anlatımlarla doğru örüntülerle kötü, işe yaramayan ve çözüm üretmeyen bir yol olduğunu anlatmaktır. Çocuğa çevresinde hiç şiddet yokmuşçasına yalıtılmış öyküler bulmak kısa süreli çözümler olabilir.

Örneğin Harry Potter kitapları: şiddet öğeleri olmasına karşın çocuklar severek büyük bir heyecanla okumaktalar.Doğa üstü güçler, metafiziksel konular ve şiddet olan bu seride, önemli erdemler en doğru şekilde anlatılıyor. Şiddet unsurları doğruya ulaşan yolda ön plana çıkmadan “iyilik”, “doğruluk”, “dürüstlük” gibi kavramların arasında kayboluyor.

Bu nedenle anne ve babalar, eğitimciler kitap ve yayınları seçerken okumalı ve şiddet öğelerinin nerede, nasıl işlendiğine dikkat etmelidir. Eğer öykü kahramanları şiddeti yücelten yapıda yazılmışsa uzak çocuklardan uzak tutmalı, bir erdemi, everensel değeri aktarırken küçük olaylar olarak yer alıyorsa çocuğa ulaşmasına izin verilmelidir.

23 Aralık 2010 Perşembe

Emzirerek uyutmak sakınca yaratır mı?


Posta kutuma gelen maillerden birini paylaşmak isterim:

Merhaba Aylin Anne,
Bir konuda fikrine çok ama çok ihtiyacım var; kızım sadece emerek uykuya dalıyor, bundan ben de o da aslında hiç rahatsız değiliz, aksine çok da hoşuma gidiyor. sallanma ya da pış pışlanma isteği yok, sadece anne kokusu ve biraz da uyku öncesi anne sütü. Ama Bilinçli Bebek kitabında okuduğum zaman şok olduğum bi bilgiyi seninle paylaşmak istiyorum.
" Ama bebeğinizin sakinleşip uyumak için sallanmak, kucakta dolaştırılmak,emzirilmek gibi uyku saaati alışkanlıkları edinmelerine neden olursanız, başka sorunlarla karşılaşabilirsiniz." tabii öncesinde de mızmızlanan, huysuz bebeğin ağlamasının uykusu olduğu için değil de ağlayarak üzerindeki gerilimi boşakltması ihtiyacı olduğundna behsediyor. böle durumlarda da siz uykusu var diye sallar ya da emzirir uyutursanız da yatağına koyduğunda yine o gerilimi atamadığı için uyanacaktır. diye bahsediyor
Tamam iyi güzel hoş da uykuya geçişte emzirmek, emerken uyumak doğal değil mi? Kızım uyanmıyor, o da ben de mutluyuz ama inan onun sdece böle uyuması onun için ileride başka sorunlara neden olacaksa bir an önce farklı bir şeyler yapmam gerek diye düşünerek senden bu konu hakkında yardım istiyorum. Aslında zamanından çalmak istemem ama mailime cevap da verebilirsin, şimdiden anlayışın ve ilgin için çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle,

Zerrin
4 Aylık Elif Alya' nın Annesi


Yanıtım:

Sevgili Zerrin Anne,
Bahsettiğin kitapta demek istediği şöyle: bebeğin ağlamasına izin vermezsek üzerindeki gerilimi atamaz. Ama ne zaman? Ağladığı zaman.

Şimdi çözmemiz gereken şu, Elif Alya uyku öncesi uyumak için mızmızlanıyor mu? Hayır. Yok böyle bir derdi. Çünkü annesi birazdan gelecek, onu koklayarak ve anne sütü alarak uyuyacak. Bu onun uyku sistemi. Eğer uyumak için sabırsızlanıyor, sürekli uyku öncesi ağlıyor olsaydı, ok.

Ağlama izni şöyle bir şey; bebek bir şey yaşadı, canı sıkkın ve ağlıyor. Onu hemen pışpışlamakla, memeyle susturmuyoruz. Ağlayıp gerilimini atlatmasını bekliyoruz. İleriki dönemde ise şöyle olabilir; diyelim ki emekliyorken yada ayakta durmaya çalışıyorken dengesini kaybetti ve düştü,bir yere çarptı vesaire. Canı yandığı için ve bu durumdan hoşlanmadığı için ağlamaya başladı. Hemen bebeğe, "yok bir şey, geçti" demiyoruz. Çünkü geçmedi, acı hala orada.Acının geçmesini veya gerilimin bitmesini birlikte bekliyoruz.Kucaklayıp, hafif hafif okşayıp ağlamasını tamamlaması için bir köşeye çekiliyor, ağlamasının bitmesini rahatlamasını bekliyoruz. Eğer gerilimini atmasına izin vermezsek, ileriki yıllarda bir travma yaşadığında başa çıkmasını beceremeyebilir. Kendi acısını yaşayamadığı için bu daha derin komplikasyonlara neden olabilir demek istiyor bence yazar.

Eğer uyku öncesi böyle bir gerilim varsa endişelen derim. Yoksa hiç kafana takma. Sen doğru yaptığına içgüdüsel olarak eminsen eğer hangi kitapta ne yazarsa yazsın, çok önemli değil bence.

Sears' ın A'dan Z'ye Bebek Bakımı kitabını öneriyorum. Doğumdan tuvalet eğitimine kadar herşey var :)

Biz Ata ile neler yaşadık? Anlatayım;
Ata ilk 3 ay özellikle akşamları ağlayan bir bebekti, ben de ağlamasını saygıyla dinlerdim. Tabi çok dayanılmaz bir şey anne için ama onun ağlayarak gerilimini atmasına izin verirdim.Ağlar ağlar ağlar, sonra emer ve uyurdu. Uyumak için ağlamazdı. O nedenle uyku öncesi biraz emip, gevşeyip uyurdu. Burada beni ve Ata'yı rahatsız eden hiçbir şey olmadı.

Yürüme döneminde de şöyle, düştüğünde "Aaahahahha, hiçbirşey olmadı ki, geçti, geçti","Aaa,bak uçak, araba, dü-düüt" diyenleri hemen susturup, Ata'yı kucaklayıp ağlamasının bitmesini sağlardım. Elimle bir yandan başını okşar, bir yandan "Canımmmm,düştüğün için canın yandı ve korktun.Bunun için ağlıyorsun, haklısın bir tanem" diyerek onu anladığımı anlatmaya çalıştım. Zaten 2-3 dakika geçmeden sakinleşiyorlar bebişler :) Bu bizde hala böyle...Büyükler anlamakta güçlük çekiyor ama ben Ata' nın acısını farketmesini, kendine tanımlayabilmesini, tam olarak neyinin olduğunu anlayabilmesini istiyorum. İleride neyin var, yüzün asık dendiğinde "hiç" demesin. Anlatsın içinden geldiği gibi...

Özetle sevgili Zerrin Annecim; Uyku öncesi gerilimi varsa ve ağlamak istiyorsa memeyi dayayıp susturmaya çalışmak acısını bastırmak olabilir ve bu da kişiliğinde ve hayatında zorluklar yaşatabilir deniyor anladığım kadarıyla.

Annelik kitaplara sığmayacak kadar canlı ve sonsuz birşey. O nedenle hislerine güven diyorum son söz olarak.

Sevgilerimle, kızını kokluyorum :)


Neleri neleri düşünüyoruz yahu. Bilinçli anne olmak, bilinçli bebekler yetiştirmek böyle inceliklerle dolu uzun bir yol anlaşılan. En güzeli ise bu yolculuğa aşkımız bebeğimizle ve sevdiklerimizle çıkmamız, öyle değil mi?

Bu maili okurken çok mutlu oldum. Doğalcı, bilinçli ve titiz yaklaşan bir anneyle tanışmak beni çok mutlu etti beni. Ne diyeyim; çoğalsın böyle anneler :)

SEvgiler

1 Aralık 2010 Çarşamba

Acemi annelere tavsiyeler -I

Fotoğraf için sevgili Ayça Oğuş'a çok teşekkürler

Ayça Oğuş'un birbirinden güzel fotoğrafları ve hayat dolu web sitesi için
tıklayınız

Merhabalar,

Özellikle yeni doğum yapmış ve yeni bebek sahibi olmuş annelere bebeklerini güle güle büyütmelerini diliyorum.

Aklımda pek çok tavsiye var ve bunları liste liste yazacağım. Eğer sizinde tavsiyeleriniz olursa alt kısma yorum yazabilir yada link bırakabilirsiniz.

1.40 ' ı çıkana kadar bebekleri yıkamak yada sokağa çıkarmak istemezler. Oğlum Eylül'de doğmuştu ama biz her allahın günü yıkadık ve hava alması için en azından balkona çıkardık.Siz de yıkayın ve hava almasını sağlayın.

2.Ev çok soğuk ve rutubetli değilse ince giyinmeye alıştırabilirsiniz. Bu bebeğin bağışıklığını geliştirebilmesi için çok önemli bir fırsat.

3.Süt için kaygılanmayın, benim sütüm var ve bebeğime yetiyor şeklinde bir olumlama deneyip bol bol Aloe Blossom Herbal Tea için derim. Ben 15 aydır içiyorum ve emziriyorum. Böyle devam edersek bir 15 ay daha emzirebilirim ;)

4.Süt azalırsa pes etmeyin. Bol bol emzirin, emzirdikten sonra pompayla çekin.Böylelikle sütünüz artar.

5.Bebeğinizi sık sık kucaklar ten temasında bulundurursanız kolik olmaz, gazı az olur, daha iyi olur. En önemlisi kendine güvenen, annesinin kollarında mutlu bir bebek olur. Şımarır mı diye korkmayın, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki sık kucaklanan bebekler ilkokulda daha başarılı oluyor.

6.Bebeklere 2 aylık olduktan itibaren çeşitli tatlara alıştırmanın bir zararı olmadığını söylüyor bilim adamları. Biz Ata'yı 2. ayından itibaren yemek masasında kucağımıza alıp ağzına mercimek tanesi kadar olmak şartıyla hemen hemen herşeyden tattırdık ve katı gıdalara geçerken sıkıntımız minimumdaydı.

7.Bebeğin 3. ve 4. aylarda diş plakları oluştuğu için diş etleri bol bol kaşınır ve parmaklarını emerler. Tehlikeli durum bu yaşında kadar hergün her dakika ve sürekli olursa sözkonusudur. Bu tür durumlarda "eyvah parmak emmeye mi alışıyor" gibisinden panik yapmayın. Bir kaç ay içerisinde geçecek annesi, merak etme sen :)

8.Süt için iyi uyku, bol su, yeşillik, yapraklı ve lifli gıdalar, huzur yeterlidir. Tepsi tepsi tatlı yemenize gerek yok. Bana da bunları dediklerinde ninni gibi gelmişti ama hakikaten iyi uyku, az stres ve bol sebze meyve tüketimi işe yaradı.

9.Rutin için acele etmeyin, rutini olan anne-bebek başarılıdır anlamına gelmez. Önemli olan bebeğin kaliteli uyuması ve kaliteli süt emmesi.Devamında ise kaliteli zaman geçirmesidir...

10.Bebek ağladığında kucaklayarak sakinleştirirseniz daha kısa sürede susar. Pışpışlayarak sakinleştirmeden daha samimi ve anne kokusu dolu olduğu için bebeğin size olan yakınlığı artar, anneye daha çok güvenir. Anneye güvenen bebek daha sonra kendine güvenir. Kendine güvenen insanlar ise başarılı olur. Demek ki kucağa alamktan korkmadan, bebeğimize bol bol dokunarak büyütmek daha avantajlı.



....devamı gelecek

23 Ekim 2010 Cumartesi

Zihinsel detoksla dağınıklığa son

  • Bekarken çok kolaydı detoks yapmak.

    Aylık ve haftalık planlarıma göre yapmam gerekenlerin listesini yapıp harfiyen uyuyordum. Kendimden başka kimseye karşı sorumlu olmadığım için fazlasıyla meşgul olabiliyordum böyle şeylerle.

    Bunun dışında yaptığım diğer detokslar da vardı kendimce:

    Gardrop detoksu:
    Ben eşyalarımı çöpe atmam, atamam. Mutlaka ihtiyacı olan biri vardır deyip kolilerim mesela. Her sonbaharda verilecek yazlıklarımı ve her ilkbaharda verilecek kışlıklarımı ayırırım. Böylelikle giymediğim ne kadar giysi varsa dolabımdan uzaklaşır. Hem yer açılır hem de sevdiğim, kendimce favori giysilerimle daha enerjik ve havalı bir hava eser dolabımda.

    Ayakkabı detoksu:
    İşte bunda biraz zorlanıyorum, çünkü ben tam bir ayakkabıkoliğim. Ayağıma olmayan ne kadar ayakkabı varsa yine ayırıyor en geç 1 ay içinde yeni sahibelerine ulaştırmaya çalışıyorum.

    Çöp detoksu:
    Daha önceki şu yazımda çöpleri ayırdığımdan bahsetmiştim. İnatla devam ediyorum. Camlar balkonda bir bölümde, kağıt vb bir kolinin içinde, organik çöpler öğütücüyle denize, piller pil kutularına gitmek üzere ayrı bür kutuya, plastik ve kompozitler ise ayrı bir kutuda birikiyor. Konteynerın kenarına bırakıyorum ki toplayanlar hemen alsın diye. Hani Ata' nın bezleriyle organik çöplerin bir arada olmasını düşünemiyorum doğrusu.

    Ofis detoksu:
    Sık sık raflar, kutular, kalemlikler şunlar bunlar elden geçiyor ve böylelikle fazla ıvır zıvırdan kurtulabiliniyor.

    Kokoş detoksu:
    Efendim, bana kalsa salonu heykel ve yağlıboya tabloya boğar, evi minik bir müzeye döndürebilirim ama bunlara gerek yok. Sadelik evrimini tamamlayanların niteliklerindendir. Bu nedenden dolayı sadece 2 tane harikulade heykelcik ve 2 tablo yeter. Örtüler ve kırlentleri de epey azaltarak gözü dinlendirmke pek bir möhüm konu.

    TV detoksu:
    Hiç ama hiç izlemeyerek, gereksiz viruslerin beynimi işgal etmesini önlediğimi düşünüyorum.

    MSN detoksu:
    Kullanmayarak, gerçekte ve yüzyüze konuşmak için çok fazla zaman kullandığımı düşünüyorum.

    E-mail detoksu:
    Forward etmek denen gereksiz hadisenin (hani şu geyik muhabbeti içerikli olanlar için geçerli bu dediğim) önüne yıllaaaaaaar evvel geçerek kendimce temiz bir alan yarattığımı ve forwar etmeyerek insanları yormadığıma inanıyor, kendimi kutluyorum :)))

    Facebook detosku / Sosyal ağ detoksu:
    Sadece ailemden ve cancan arkadaşlarımdan oluşan listemle gayet huzurlu ve mutluyum. Sık sık göz atıp samimiyet sınavından geçirerek verdiğim puanlara göre insanları listemde tutuyor ya da çıkarıyorum.

    E-mail grupları detoksu:
    Tek bir gruba üyeyim ve sadece orada yazarak daha iyi bir iletişim yaşıyorum. Yeni kurulan arkadaşlıklarım daha derin ve samimi oluyor galiba.

    Cep telefonu detoksu:
    Hergün aradığım aile bireyleri dışında olan görüşmelerimi 1 dakika ortalamasında tutarak kendimce konuşma kirliliğini önleyip daha az radyasyonun açığa çıkmasına hizmet etmiş oluyorum :P

    Buzdolabı detoksu:
    Sık sık gözden geçirerek hem yer düzenlemesi hem de yiyecek kontrolü yapmaya çalışıyorum. Ama çöpe atılan yiyecekler için çok fazla üzüldüğümü belirtmeliyim. Daha az almak lazım! İçi geçenleri kedilerimizle, kuşlarla ve havhavlarımızla paylaşmaya çalışıyorum :S

    Peki bunları yapmayınca ne olur?
    ufffffff, nereden başlasam ki ... der, başlamayıp oturur tv izler göbek büyütürüz.
  • uyuz, uyuşuk,mıymışız bir ruh halimiz olur.
  • evin bereketi olmaz
  • evde huzur olmaz
  • ruhsuz bir evde yaşaya yaşaya hastalanabiliriz.

Bu tür bilgilerin başında feng shui düzenlemeleri geliyor ve feng shuiye göre evin kapısından giren enerji evin balkon camlarından dışarı çıkar. Bu çıkan enerjiyi evin perdelerinden anlamak biraz mümkün. Caddede yürürken genelde evlerin pencere ve perdelerine bakıyor olduğumu farkettim. Hem yaşayanların kişilikleri ve zevkleri hakkında ip ucu veriyor hem de yansıyan enerjiden ne durumda olduklarını az biraz kestirebiliyorum.

  • Evin girişi sade ve temiz+düzenli olmalı.Bu nedenle biz sade bir dolap ve kırmızı bir paspası tercih ettik.
  • Genelde kapılar kapalı ve üzerlerinde çok fazla nesne olmamalı. süs püs ıvır zıvır. Hepsini topladım.
  • Giriş kapısından eve doğru adım atıldığında sol köşe bereket köşesidir. Orasının temiz, düzenli, aydınlık, yeşillik olması çok önemlidir. Yine bir elden geçirmem lazım :)
  • Sağ köşe ise dostları temsil eder. Orası ise dostluğu anımsatan nesnelerle renklendirilebilir. Filler, kuğular...gibi. Kuğu tablolarım olsa ne iyi olur ( amacım feng shui ilkelerine bağlı yaşamak değil, sadece yağlı boya tablo zevkimin doyması hahahah :)

Yarından itibaren;

  1. Ata' nın oyuncaklarıyla bir oyuncak müzesine dönen salonumuzu yarın tekrar düzenleyip çok sevdiği sadece 5 oyuncağı piayasada bırakacağım. Gerisi odasında durabilir.
  2. Mutfak dolapları ve buzdolabını elden geçireceğim.
  3. Verilmesi gereken yazlık eşyalarımı paketleyeceğim.
  4. Makyaj aynamın önündeki gereksiz eşya topluluğunu defedeceğim.
  5. Bereket köşesini revize edeceğim.
  6. Çiçeklerimi tekrar düzenleyeceğim.
  7. Mail boxumu hafifleteceğim.

Hergün bir tanesini halletsem bir hafta sonra daha da hafiflemiş bir anne olarak mutlu mutlu gezerim.

Aslında diğer yükler, yani enerji yüklerimiz, tasavvufta geçen ve dervişlere öğütlenen şeylerle daha iyi açıklanabilir.

  • Dedikodudan uzak durmak,
  • Evhamı terk etmek, akışa bırakmak,
  • Aynı şeyleri düşünmekten uzak durmak ( iki günü bir olan bizden değildir hadisinde olduğu gibi.)
  • Çok konuşmaktan,
  • Aşırı gülmekten uzak durmak,
  • Bugünün işini bugün halletmek olarak sıralanabilir.
  • Tutumluluk etmek,
  • Sürekli menfaat kollamayı terketmek,
  • Kıskançlıkları bir kenara bırakıp daha olgun düşünmeye çalışmak,
  • Öfkelenip, kızmak yerine daha sakin olmaya gayret göstermek çok işe yarayabilir.

...Neyse az laf çok iş diyorum.

Detokslarımla ilgili olarak gelişmeleri yazmaya çalışacağım.

Sevgiler

26 Ağustos 2010 Perşembe

Teşekkürler

Teşekkürler WWW yada internet.

Senin sayende harika bir anne ile tanıştım:Açalya Daha o beni tanımazken, ben sıkı bir okuruydum kendisinin.Yazdıkları, yaptıkları, düşündürdükleri Ata ile benim hayatımda çok şeyi taaaa okyanus ötesinden aydınlatmıştı. Aslında Ata için minnet duyuyorum desem daha sade ve yerinde olacak.

İyi ki böyle aklı başında, ne yaptığını bilen, araştıran, okuyan, bilgi sahibi olduktan sonra fikir sahibi olan anneler var. Bence bu annelerin çocukları ileride çok iyi işler yapacaklar, güneş gibi aydınlatacaklar dünyayı. ÇünküAçalya gibi annelerin büyütttüğü çocuklar; annelerinin sevgisinden emin, kendine güvenen, sevgi dolu, pozitif disiplinle büyümüş, evde aldığı eğitimle okul hayatına hazırlanmış oldukları için hepsi pırıl pırıl gelecek vaad ediyorlar bana kalırsa.

Umudum var, hem de dolu dolu umudum var :)

Sevgiler, candan yürekten teşekkürler...


Aylin

30 Temmuz 2010 Cuma

Mama Üreticilerine Soracağımız Sorular



Sayın Yetkili,
Bebeğimizin sağlığını emanat ettiğimiz doktorumuzun önerisiyle ürünlerinizi kullanmaya başladık.Ancak ebeveyn olarak ve özellikle bir anne olarak aklıma takılan sorular oldu.
Yanıtlar ve bilgilendirirseniz çok sevinirim. Ayrıca yanıtınızı paylaşım gruplarımızda yayımlarım.

1.Ürünlerinizdeki protein kaynağı nedir?
2.Protein kaynağını toz aşamasına geçerirken hangi işlemlerden geçiriyorsunuz?
3.Vitamin ve minerallerinizin kaynağı nedir?
4.Mısırdan elde edilen, Nişasta, NBŞ, Fruktoz, Glikoz ile soya, soya lesitini ve türevlerini bebek mamaları, bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinin üretiminde kullanıyor musunuz?
5.Ürettiğiniz ya da işlediğiniz ürünlerde Aspartam ya da türevi yapay tatlandırıcılar kullanıyor musunuz?
6.Ürünlerinizde kullandığınız süt ve süt ürünlerinin kaynağı nedir?
7. Ürettiğiniz/işlediğiniz ürünlerde Genetik Modifiye (GDO) hammadde/malzeme kullanıyor musunuz?
8.Hangi ülkelerin hammadde, malzeme ve işlenmiş ürünlerini kullanıyorsunuz?
9.Ürünlerinizin biyolojik analizleri var mıdır?Örnek analizler -varsa- verebilir misiniz?
10.Bize tesislerinizi açar mısınız?Anneler olarak gezmek ve yerinde bilgi almak istiyoruz.
11.Hekimlerle nasıl bir araya geliyor, ürünlerinizi nasıl tanıtıyorsunuz? Bilimsel ve tıbbi olarak onları ürünlerinize nasıl ikna ediyorsunuz? Açıklarsanız en önemli merakımızdan birisini gidermiş olacaksınız.

Saygılar,
Aylin Atasağun

23 Haziran 2010 Çarşamba

Çocuğum TV izlesin mi?

Hemen cevabı veriyoruz:
-Hayır, izlemesin!

Çünkü bebeğin beyni 2 yaşına kadar gelişimini temellendirir.Göz sinirleri, işitme sinirleri, sağ ve sol beyin gelişiminin temellerinin atılmasının süresi 2 yıldır. Bu süre içinde tv izlenirse işitme ve görme sinirlerinin beyinde yerleşmesi gereken bölgeye gitmeleri engellenir.

Sinirler bebek ilk dünyaya geldiğinde kafatasının içinde bir yumak gibidir, merkezdedir.Sonra işitme sinirleri temporallere yani beynin yan-kulak bölgesine, görme sinirleri ise arka beyne iner. Uzun süren bu gelişm sırasında TV izleyen bebeklerin işittiğini yorumlama, gördüğünü yorumlama gibi beceriler zayıflar.Hatta çok ileriye giderse otizme bağlı sapmalar olabilir.

Konu ile ilgili dr.Beril Bayrak Bulucu' nun videosunu lütfen izleyin:

http://www.uzmantv.com/televizyon-bebegin-zekasini-olumsuz-etkiler-mi

Çok güzle açıklamış ve anlatmış...

İlgili annelere teşekkür ederim.

Sevgiler

Aylin Anne