mutlu bebekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu bebekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2011 Perşembe

Mutlu ve Direnen Anne Olmak

İnsanın yaşadığı şey çok olunca yazacakları da bol oluyor. Son günlerde İzmir'de tatilde olduğumuz için epey plansız programsızız. Bu nedenle düzenli olarak yazamıyorum. Zaten tatillerde oturup düzenli olarak iş yapılmaz diye düşünüyorum. Kafaya estiği gibi yaşama özgürlüğünü bir nebze olsun bu zaman diliminde gerçekleştirmiyor muyuz?

Şu da var: düzenli olarak yemeye, içmeye, kitap okunmasına, resim yapmaya, parka gitmeye ve banyoya alışmış bir minik adamla yaşıyorsanız, evet, düzenli olarak iş yapmaya devam edersiniz.

Sabahları yine 6 da ayaktayız. Kahvaltıdan sonra dedesiyle oyun oynadığı için son derece mutlu. Oyun ki ne oyun... Dünyadan kopup ayrı bir boyuta geçiyor her ikisi de. Ben böyle candan yürekten oyun oynayan bir dede çok az gördüm. Oğlum Ata, çok şanslısın, kıymetini bil, diyorum sürekli. Akşam olunca parka gidip, evin bahçesinde keşfe çıkıyorlar. Bütün bunlar ayrı bir yazı konusu tabi :)

Kuzen Ebru ile oyun oynuyorlar, eğer dede yoksa. Ablasıyla oynarlarken öyle tatlı ki miniğim... Bugün ona "cannım" deyip gözlerini kısarak gülümsüyordu. Kelimeler kifayetsiz.

Annannesine koşarak sarılıp başını yaslıyor ya... mest oluyorum. Sonra yengesi ve dayısıyla her akşam yemeğinde kıkırdaşması apayrı bir mutluluk kaynağı. E, ben de bu sayede epey hafifledim anlayacağınız.

O mutluysa ben de mutluyum.

Ah! Tabi kantara çıkınca öyle değil. İzmir semalarına inerken 59 kilo olan bendeniz, annemin, kuzenlerimin, halamın ve bilumum akrabamın "ye, ye , ye" ısrarıyla 3 günde 1 kilo almışım. Bugün hemencecik kısa bir birifing verdim naçizane :P

Birileri bu çılgıncasına yiyen hanımlaraşeker ve işlenmiş karbonhidratların zararlarını yeniden hatırlatmalıydı. Hepsi zehir gibi biliyor neyin ne olduğunu aslında. Ancak uygulamada aksaklıklar var ne yazık ki.

Artık gece yarısı dondurma yenmiyor evde. Yemekten 2 saat sonra meyve yeniyor. Tam tahıllı ekmeğe geçildi. Börektir, çörektir... bebeler için hazırlanıyor.

Oh be!

Böyle sürsün bu sükunet ve de zihniyet. Yoksa hepimizin dalağı, ciğeri erken emekli olacak.

Bakalım haklı direnişim ne kadar sürecek ve ne kadar destek görecek?

12 Temmuz 2011 Salı

Co-sleeping (birlikte uyuma*) maceramız sona mı eriyor?


Ata çok yakında iki yaşını dolduracak. Dolu dolu 22 aydır bizimle birlikte aynı odada uyuyor.
Dün akşam yanına uzanıp masal dinletip sırtını sıvazlarken aklıma pek çok düşünce geldi. İlki işte buydu, birlikte uykuya dalmak ve onun güzelliği rahatlığı.

Ata’ nın uyku saatinde hep birlikte yatağa gidiyoruz. Biraz sohbet, biraz gece yoklamasının ardından son günlerde dinlediğimiz masalın bitmesiyle uykuya dalıyor(uz). Eğer günün yorgunluğundan baygın düşmüşsek evet, birlikte gerçekten uykuya daliyoruz. Yok öyle değil, eğer çok yorulmamışsak Ata uyuduktan sonra baş ucumuzun yanında duran karyolasına alıp uykusunu kendi yatağında devam ettiriyoruz.

Dün gece oğlumu uyuturken aklıma gelenlerden biri de buydu; sakin sakin uyu(t)manın kişiliğine olan pozitif katkısı... Bebekle aynı odada uyumak sakıncalı mı? Bebekle uyumak zarar verir mi? Gibi soruları uzmanlara danışarak yanıt aradık. Yapılması gereken de buydu. Uykuyu asla sinir harbine çevirmemek ve ben de çiverimedim. Memede uyumak isterse memede, pışpışla uyumak isterse kucakta, yanımda uyumak isterse yanımda… O minicik adamı kurallara hapsetmeden, isteklerine ve doğasına saygısızlık etmeden uyuttum.

Acaba uyku bir sinir harbine ve inada dönüşseydi ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ata nasıl bir çocuk olurdu? Çok eminim ki; sakin ve huzurlu bir çocuk olmazdı. Güven ve saygı konusunda ebeveynleri tarafından özenli davranıldığı için kendine güvenmeyi ve saygı duymayı öğrenen bir çocuk oldu bence.

Yine dün gece, yatağına yatarırken “anne, al beni” dedi ve tekrar kollarıma aldım. Biraz daha vakit geçirdik ve tekrar yatağına bıraktım. Ata 6 aylıkken bunu yaşasam kendini ağlayarak ifade edebilecekti. İnad edip, ağlamasına bir şekilde dayanıp, “kendi yatağında uykuya dalmayı öğreneceksin yavrum!” diye kassaydım ne olurdu? Bir kere kendini ifade edemeyen bir insana çok ayıp etmiş olurdum. Sonra ciddi bir saygısızlık., ardından yoksunluk sendromu, daha sonra ise özgüven ve özsaygı oluşumunda hasar bırakma durumu olabilirdi. Bunların ileride nelere sebep olabileceğini az çok tahmin ediyorum.
O neden oğlumla anlaşa anlaşa, itiş kakış yaşamadan bir ilişki kurmayı yeğlediğim için acayip mutluyum. Şu hayatımda yaptığım belki de en iyi şey bu.

Tartışılanın aksine, Ata'yı gece yarıları bebek odası yatak odası arasında mekik dokumaktan usandığım için değil, daha doğurmadan çok önce bizimle birlikte uyutmaya karar verdiğimiz için co-sleeping(*) uyguladık. Özgüvenin yolu anne-babay güvenmekle başlar ve özsaygı olmadan verilen özgüven bir işe yaramaz. Özsaygının başlangıcı ise bebeğin istek ve ihtiyaçlarını iyi kavrayıp, gerekli olanı nazikçe yerine getirmekten geçiyor, bu bilimsel bir gerçek.

Artık iki yaşına günler kaldı ve odasında kendi başına uyumaya başlamasını planlıyoruz. Bakalım odasında nasıl uyuyacak minik delikanlım. Amma velakin, bu birlikte uyuma işi Ata için öyle faydalı oldu ki… Herkese tavsiye ederiz. :)

(*)Birlikte uykuya dalma

18 Şubat 2011 Cuma

Doğal Ebeveynlik Nedir? Uzm.Psikolog Nilüfer Devecigil

Kafayı karıştırmaya gerek yok, Nilüfer Devecigil anlatıyor...


Nilüfer Devecigil - TV8 / Erken Baskı - Bölüm 1/2
Yükleyen mcerdogan. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ata'mi "adam" ederken bunlara dikkat ediyorum

Son günlerde çöp kamyonlarına çılgın bir ilgi gösteriyor. Camdan izliyoruz olup biteni ve anlatırken copcu dememeye,

Evde yere dusen bir yiyecegini agzina deperken manasiz sett tepkiler yerine, yememelisin demeye,

Kirintilari biriktirip balkonum kenarina Ata ile birlikte birakmaya,

Yemege gelen kuslari rahatsiz etmemek icin uzak durmaya,

Miz miz miz mizirdanmasi sirasinda sessiz kalmaya,

Birseyi isterken aglamak isterse, aglamadan anlatabilirsin bebegim demeye,

Arada sirada gereksiz birseyi tutturdugunda, istegi herneyse acele acele yuzune anons etmeye,

Seker ve cikolatadan olabildigince uzak tutmaya,

Tv izletmemeye,

Klasik, caz, rock, sanat muzigi, arada pop dinletip sarki soylemeye,

Duvarlari boyamak istediginde sadece gozlerinin icine bakip, nereyi boyuyorduk Ata, diye sormaya,

Zorla yedirmemeye,

Yuzune "seni gidi" deyip parmak sallamamaya ( tokat atmakla esdegerdir)

Sorularina tam ve dogru yanit vermeye,

Erken yatip, erken uyanmasina, duzenini aksatmamaya,

Kitap okuyup masal anlatmaya, otuncaklariyla oynamaya,

Gece uyandiginda kucaklayip koklayarak yanima alip uyutmaya,

cani yandiginda agliyorsa aninda susturmamaya,

inatlasmamaya,

emmek istediginde incitmemeye,

Hergun disari cikarmaya,

Sofraya kasiklari goturmesini istemeye,

Ona her an saygi ve yakinlik gostermeye dikkat ediyorum, kalbimdeki ask ve sevgiyle :)

8 Şubat 2011 Salı

Hamilelikte yaşananlar bebeği etkiler mi? Hamilelikte 10. Hafta

Aslında zaman hızlı ilerliyor... Hamileliğin ilk haftalarında "ohhooooo, 40 hafta nasıl geçecek" derken bir de bakıyorsunuz ki doğum gerçekleşmiş, bebek elinizde, süt, gaz, kaka, bezle uğraşıyorsunuz :) Şimdi 10. haftadasınız bebeğiniz iri bir çilek büyüklüğünde. Her türlü detaylı bilgiyi 10. hafta buradan okuyabilirsiniz. Göreceksiniz ki kilo alımından bahsediyor. Bununla ilgili notlarımı aşağıda paylaşacağım.

İlk hamileliklerde annenin dinlenme payı ikinci hamileliklere göre daha geniş ve zengin olduğu söylenir. O nedenle, ilk hamileliğiniz ise bunun tadını çıkarın. Kendini çok yormayın ama tembellik de etmeyin tabi :) Yürüyüşünüze, hafif egzersizlerinize, günlük yaşamınıza ve zihninizden geçenlere çoooooooook dikkat edin. Neden mi?

Uzmanlar anlatıyor: "temel inşaat bozukluğu" diye birşey var ve bu bebeğin taaaaaaa anne rahmine düştüğü ilk andan, iki yaşına kadar olan süre boyunca yaşadığı herşeyin izleriyle meydana gelen bir bozukluk sürecinin tanımlaması oluyor.

Temel inşaat bozukluğunu anlatan bu video benim kılavuzlarımdan birisidir. Aynı zamanda annenin hamileyken yaşadıklarının bebeği nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, anne-baba ile uyumanın sakıncaları var mıdır diye merak halindeyseniz, sünnet, bebekelrde fitil konmasının ileride ne tür sorunlara yol açabileceğini merak ediyorsanız, bebeğin iki yaşına kadar yaşadıklarının ilerideki hayatını nasıl etkilediğini öğrenmek isterseniz Psikiyatr Dr. Nusret Kaya' yı iyi dinleyin derim.

10. hatfanın önerisi: Meditasyon... Bu kısmı lütfen videoları izledikten sonra okuyun ki yazdıklarım daha faydalı olabilsin sizin için.

Hamilelikte gün içerisinde sık sık bebeğime konsantre olup, kendimi ve onu bu dünyanın kirinden pasından korumak için ciddi bir mücadele vermiştim. Bir zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak, stres yönetiminde artık ciddi ciddi profesyonel olmuşken ÇAğatay'la hayatımızın en zor günlerini yaşıyorduk. Yeni evliydik, hevesle içine taşınmayı beklediğimiz evimizden çıkan kiracımız içeride milyarlarca liralık hasar bırakmıştı. Onu tmair ettirirken, kefil olduğumuz bir dostumuzdan dolayı haciz gelmiş elimizdeki avcumuzdakini icraya ödemiş, oldukça mütevazi eşyalar ve tadilatla eve içimiz buruk yerleşmiştik. Eskide kalmayı, yerini ve çizgisini, evli insanları rahatsız etmeyi bilemeyen bir takım hanımefendiler bizi incitmek için her yolu denemişti. İncinen yalnızca Çağatay ve ben değildik, karnımdaki Ata'ydı. Daha anlatsam içinizin daralacağı pek çok psikolojik darpla geçti hamileliğim. Bunlardan korumam gerekliydi bebeğimi. Hatta kendimden bile...

Ne mi yaptım?

Gözlerimi kapatıp ona doğru bir nefes alırdım sıkıldıkça. Sanki burnumdan giren nefesin ona doğru gittiğini düşünürdüm. Sonra kalp atışıma konsantre olur, ellerimi karnımda birleştirip içimden defalarca "seni seviyorum bebeğim" derdim. Kalbimden incecik, ılık bir nehrin ona doğru aktığını hayal ederdim. Bir de elimi karnıma koyup akan güzel enerjiyi hissetmeye çalışırdım. Çok özel teknikler değil belki ama galiba işe yaradı. Onca manyakça şeye rağmen Ata sakin bir adam. Stres varsa size tavsiyemdir ara ara 2 dakikanızı kendinize ayırın, bence yeter. İnancınıza göre buraya çeşitli dualar, tekrarlar ...vb. ekleyebilirsiniz. Ne de iyi yaparsınız :)

işte meditasyon yapan bir Aylin Anne :)

Bir de kilonuza dikkat edin sevgili anne adayları. Hamilelikte titizlenip herşeyi abartan ben yemeyi de abarttım ve 27 kilo aldım. Şimdi vermeye uğraşıyorum. 17 si gitti, geriye kaldı 10. Bu kilo hesabını yine az önceki linkin sonunda bulabilir, beden kitle endeksinizi buradan hesaplayabilirsiniz.

O zaman doktorum Prof.Dr. Teksen Çamlıbel' di. Kilo konusunda baştan uyarmıştı. Ama Aylin dinledi mi, hayır? Homini homini yedi :)

Şimdi sizin de bu hayata düşmemeniz için, doktorumun zamanında önerdiği 2100 kalorilik listeyi paylaşmak isterim. Uygulamadan önce doktorunuza mutlaka danışın, verdiği liste ve size özel önerileri yoksa bir göz atın derim.

SABAH:
1 su bardağı süt,
2 kibrit kutusu kadar peynir,
5 adet zeytin,
1 yemek kaşığı kadar pekmez,
4 ince dilim ekmek,
Domates, salatalık ( mevsime göre)

ÖĞLE:
1 porsiyon etli sebze yemeği,
Az yağlı salata,
1 su bardağı yoğurt,
4 ince dilim ekmek veya
1 porsiyon pilav, makarna

İKİNDİ:
2 posriyon meyve
(1 ufak elma ve 1 postakal)
1 kibrit kutusu kadar peynir
2 ince dilim ekmek, istenirse domates vb.

AKŞAM:
3 köfte kadar kırmızı et,
Tavuk yada balık (100 gr)
1 porsiyon sebze yemeği
Az yağlı salata
3 ince dilim ekmek

GECE:
2 porsiyon meyve ( yarım muz ve 3 adet kayısı)
1 su bardağı süt.

-Haftada 2-3 kez 1 kibrit kutusu kadar peynir yerine 1 yumurta yenebilir (iyi pişecek)
-1 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurda eş değerdir.
-1 porsiyon et yerine 1 porsiyon kurubaklagil yenebilir.

AYRICA:
-Günde 6-8 bardak su içiniz.
-Yemeklerinizde sıvı yağ kullanınız ( ben zeytinyağından başka bir şey kullanmamıştım)-Şekerli ürünleri mümkün olduğunca tüketmeyiniz ( aynen uydum, zaten kiloyu aldıran açmalar, simitler, börekler oldu:( hımff!!! )-İyotlu tuz kullanınız ( iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine neden olabilir)
-Çay kahve kola yerine bitki çayı içiniz ( adaçayı gibilerinden uzak durmalı, kasılmalara neden olabilir, mazallah!)
-Çiğ et, sakatat, salam, sucuki sosisten uzak durun. (aynen!toksoplazma riski var ve ne idüğü belirsiz şeyler onlar aslında)
-KAtkı maddesi olan şeylerden de uzak durun. (Toksin nedeniyle beyin gelişimini olumsuz etkileyebilir, dikkat!!!!)
-Pastorize süt kullanın.
-Mevsim sebze ve meyvelerini tüketin.
-Midye, konserve balık vesaire yemeyin olabildiğince.
-Tatlandırıcılı diyet reçel, diyet çikolata gibi şeyleri ağzınıza sürmeyin.
-Alkol sigara yok.
-Bo lbol güneşlenin. ( Mutlu ve bilge ruhlu bir bebeğiniz olsun).
-Kiloya tikkat :)
-Doktora danışmadan ilaç almak zinhar yasahhh! :)

Bunlara dikkat edin, yazın, çıktı alın, ne bileyim kaydedin bir yerlere :)

Aylin anne gibi çok yemeyin özetle :)

Hepinize sevgiler

AA

2 Şubat 2011 Çarşamba

Abartmayalım

Anne oldum, iyi hoş, ne güzel. Lohusalıktı, emzirmeydi, gazdı, kakaydı, katı gıda polemiği, yürüteç derdi, ilk adım heyecanı, diş sancıları derken bu günlere geldim.

Çalışmaya başlayacağım dönem tavan yapan endişelerim, çalışmaya geçince Ata' nın olgunlukla yaklaşması derken ardından gelen asabiyet... Üzülmekten bir hal oldum, kimseye çaktırmadım.

Dün gece,Ata ile hiç ayrılmadan oyun ve şaka ile geçen 48 saatin ardından analadım ki; o asabiyet 2 yaş krizi filan değilmiş. Yokluğuma sinir oluyormuş benim yavru kuşum. Aldı beni bir hüzün...

Yine çalışmaya başlayacağımi hay allah, ne olacak şeklinde düşünmeye başladım bu sefer. Eee, bitmedi. Ev işleri, yemek, iş, okul... ne olacak, aman tanrım diye kendimi yemeyi askıya almam lazımı ekledim yanına. Çift taraflı baskı yaparken kendime, biraz rahatlamak için televizyonu açtım. Travel & Living' te +8 isimli programa denk geldim açar açmaz. 6 çocukla birlikte yaşamaktan söz ediyorlardı. Tam 6 çocuk...



Yaşadığım şeylerin sorun olmadığını hatta büyük bir hediye olduğunu bir kez daha farkettim. Şikayet yok kızım Aylin, bak kadın 6 çocuğa birden bakıyor dedim kendime hayıflanarak.

Büyüüüük bir huzurla oğluşumun yanına yattım uyudum.

Öğlen bilgisayar başına oturma fırsatı bulunca DEfne Joy' un acılı haberini aldım.

Zaten dün Home/ Yuva' yı izlemiş, ne kadar boş ve gereksiz şeyi dert ettiğimizi ve hala daha mutlu olmadığımızı düşünmüştüm.

Hepsi üst üste gelince "herşeyi abarttığımıza" dair düşüncem netleşti. Biz şehirde yaşayan, ço kokumuş, çok bilmiş anneler abartıyoruz.

Uykusuzluğu da, tek çocuğa bakmayı da, ateşi de, mikrobu da, oyuncağı da, emzirmeyi de, bebeğin gelişimini de...

Ya hayat nasıl da süprizlerle dolu...!

Ne malum yarına çıkılacağı???

Abartmayın!

Sevin, koklayın, mıncıklayın diyor Acalya her seferinde. Ne olur memede uyusa? Annesinin kokusuna doya doya büyüse? Ne olur anne-baba bir arada uyusa o minicik yavru? Nedir o sıkı kurallar listesi öyle?

Abartmayalım!

Peaaahhh!!! Emzirerek uyutmayınmışmış, aman kucağa alışmasınmış, ayrı odada uyusunmuşmuş!!!

Atın bunları bir kenara.

Şunu düşünün: Şunu düşünelim: ne olacak Defne' nin yavrusuna?

Peki ya yarın neler gelecek sizin başınıza???

Düşünün...

Haksız mıyım ?

28 Ocak 2011 Cuma

Bebekler İçin Mozart

Bu video bir doktor tarafından hazırlanmış. Ata çok beğendi :)

Paylaşmak isterım.

Sevgiler

31 Ekim 2010 Pazar

Ferber Yöntemi Hakkında

En son Hürriyet Aile bu yazıda Ferber Yöntemi çılgınlığından bahsediyor.

Yazı da bloggerlara da bir iki iliştirme var.

Eğer okunuyorsam ben de bir iki iliştirme yazayım da bu gece rahat uyuyayım.

Dünyaya yeni gelmiş birisine uykuyu öğretmek için Dr. Ferber'in uyku bozukluğu yaklaşımını uygulayamazsınız. "Her çocuk bir değil" lafını lütfen içinizde tutun, bunu ben de biliyorum.

Bir şeyi öğrenmemiş bir varlığa "bozukluk" teşhisi ile "ağlatma" yöntemini uygulamak kadar vicdansızca birşey olamaz.

Uygulayanlar da vicdansızdır. Okusalar da kalpleri okumamıştır kötü etkilerini.

Co -sleeping nedir yahu? Türkçeye kıran mı girdi.!!!! ???!!!
Birlikte uyumak demek istediniz sanırım.
Amerikalılar bu dünyanın ergen ruhlu toplumudur. Bir ergen bebek bakımından ne anlarsa bu adamlar da bundan o kadar anlar. Etraflarında dolanıp Amerikan Pediatri Birliği şöyle diyor, şu şunu diyor hava civalarından çok sıkıldım.

Birlikte uyumak cahillik mi? Değil. Onlarca kültürü araştırın, bebek doğasını insan doğasını ve doğayı tanımayan kültürlerin başında Emeerikalılar gelir. Bir de Emeerika'dan ülkemize terk-i diyar eylemiş re-immigrantların durumu iki kültür arasına sıkışmış bir halde, zordur fecidir. Neyse!

Doğada her canlı bebeğiyle uyur. En azından memeliler, en azından kediler. Yani bizim kedi kadaraklımız, vicdanımız, iç sesini dinleme becerimiz yok mu? E sanırım yok!

Bebeği ağlatarak " ona kararlı olduğumu göstereceğim" diyen anne insan yavrusunun gerçek duygu durumundan bihaberdir, kimse kusura bakmasın.

Ayrıca bebeği ilk günlerinden ilk aylarından itibaren bile bile ağlatmak depresyona girmesi ve ömür boyu güvensizlik için en ideal yöntemdir.

Çocuğunuz,
size güvenmesin,
iç dünyasında kızgınlıklar yaşasın,
2 yaş krizleri geçirsin,
ergenlikte kök söktürsün,
aşk ilişkilerinde arabesk biri olsun istiyorsanız, haydi durmayın Ferber uygulayın.

Daha fazla açıklama yazıp parmaklarımı yormasam iyi olabilir. Çünkü herkes bildiğini okuyor, Aylin bildiğini ve yaşadığını yazıyor.

Efendim, alın okuyun, herşeyi Aylin Anne'den beklemeyin :) Zaten okuyan annelerin çoğu doğal yaklaşımı savunan aklı başında anneler. Ferber çılgınlığıyla uğraşanların tahsili ne olursa olsun kendinden ve insan kavramından uzak olan kişilikler olduğunu düşünüyorumç Bu uzaklığın onlar farkında değildir, bebeklerini bile bile ağlatırken dışarıdan izleyen vicdanlılarca bu uzaklık görülür...

İşte Aylin Anne' nin bloggerlera sataşan ya da doğal ebeveynlikle uğraşanları cahil yerine koyanlar için yazdığı yazılar, buyrun okuyun. Özellikle blogları gezip kırpıp kırpıp kendine yazı yapan yada okuduklarıyla dalga geçen köşe yazarı hanım ablalarım okusun da birlikte aydınlanalım.

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?
Rahimdışı yaşamın psikolojik evreleri
Annelerin doğru bildiği yanlışlar
5 Aylin ve bebek depresyonu
Bebeğinizi büyütürken psikolojik hasar bırakmayın!
Amazon ormanındaki bebekler daha zeki ve mutluymuş
Anneliğe sığar mı?
Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Keyifli okumalar!

Sevgiler

Aylin

4 Ekim 2010 Pazartesi

Rahim dışı yaşamın psikolojik evreleri

Uzmanlara göre insanın psikolojik yönden doğumu uzun yıllar süren bir zaman dilimi...

Şöyle ki;

ilk 6 ay bebek arzu doyumu içindedir. Emmek, uyumak, gazının çıkması, kaka yapması, okşanma - temas ihtiyacı gibi arzuları vardır.Bunların doyurulumasını bekler.

7.ve 8. aylarda anneye dokunma, ona anne deme, kulağını çekiştirme, saçını yolma gibi eylemler başlar. Bunun nedeni bebeğin artık kendi bedeni dışında başka bir bedenin varolduğunu anlama çabasıdır.Artık karşılaştırma yapmaya başlamıştır.Annenin gözü var, kulağı var, annenin saçı var, annenin tokası var... gibi. Anne olan ile anne olmayan arasındaki farkı bu şekilde anlarken, annesinin kokusunu, sesini ve varlığını daha iyi kavrar. Yüz okuma konusunda uzmanlaşır.Okuduğu duygu durumlarına göre o da tepki verir.Gülümseyen yüzlere gülümser, gergin yüzleri görünce o da gerilir vb.gibi... Annesine güvenli olarak bağlanan bebekler, bu aylarda yabancıları ayrıt edebilirler.Güven düzeyi düşük bebeklerde bu tepki ağlama, haykırma vb gibi de olabilir diyor gelişim psikologları.

6-10. ay arasında ayrılma ve birleşmeyi öğrenirler. Emeklerken, oyun oynarken arkaya bakıp anneyi kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Artık annenin bedeninin kendisinden ayrı bir beden olduğunu farketmiştir ve sosyal yönden de iletişim kurmayı geliştirir.Hoşuna giden birşey olduğu zaman gülümser mesela...

10.-17 ay arası özerklik dönemidir. Bu küçük adam ve hanımefendiler yürümeye başaldıklarında özerk olduklarını farkederler. Aynı zamanda yürümeye başladıkları için annenin bedeninden ayrı olduklarının daha da bilincindedirler.Bu yüzden anneler daha sevgi dolu, daha yakın ve daha sıcak bir iletişim içerisine girmelidirler deniyor.Çocuk bu dönemde dünyaya aşık olurmuş. Keşfedecek, öğrenecek çok şey olduğunu görür ve bu aşk ilişkisi anneden ayrılmanın verdiği farkındalıkla bir negativiteye dönüşebilirmiş. Yani çocuk anneye sürekli negatif tepkiler vermeye başlaması düşündürücü boyutta olabilirmiş.

Bu dönemde çocuklarla olan sıcak iletişimin altını iki kere çiziyor uzmanlar. Çünkü bu dönemde çocuğun dünya ile ilgili kurduğu aşk ilişkisi, anneden ayrı olma fakındalığı ile bir hüzne, hayal kırıklığına dönüşebilir. Çocuk çift taraflı bir eğilim içindedir; aşk ve hüzün. Eğer dünya onun için kısıtlayıcı, cıssss dolu, anneden ayrıldığı bir yer olduğu halde yine de eğlenceli ise çocuk dışa döner. Ama aşk ve hüzün ikilemleri ağır basar ve onu çok meşgul ederse içe döner ki; bu otizmin temeli sayılabilir. Bu döneme kadar anne ile sevgi dolu, güven içerisinde bir iletişim olmuşsa sorun yok diyorlar. Ancak bu dönemde yaşanan anne-bebek gerginlikleri otizme neden olabilirmiş.

Anneye her uzandığında ona dokunmak ister bebekler. 1 yaşa kadar bu konuda isteği doyurulmuşsa duygusal yönden sağlıklı bir temel atılmıştır. Yani ilk 1 yıl anne ve bebek birbirinden uzun süreli ayrılmamalıdır. Hatta bebek anneyi her istediğinde anneden olumlu yanıt almalıdır. Güvenli bağlanma gerçekleşmemişse ileride yaşanacak olanları tahmin etmek güç olmamalıdır kanımca.

Ruh sağlığının temel belirleyicisi anne-bebek ,anne-çocuk arasındaki ilişkidir.Eğer kaygılı ve güvensiz bir bağ oluşmuşsa, ileride "ben ve öteki" kavramı ağır basacak, belki de hayatı boyunca anne ile arasında yakın bir ilişki oluşamayabilir.

Bu nedenle ister 1 aylık olsun ister 1 yaşında olsun, bebeğin psikolojik gelişimi için sevgi ve sabır dolu bir ebeveynlik tarzı geliştirmek, sağlıklı bir birey olarak gelişmesi için çok önemlidir.

Bilimsel yönden daha ayrıntılı bilgilere sahip oldukça daha dikkatli adımlar atarak çocuklarımız için en iyisini yapmanın daha kolay olacağını düşünüyorum.

Sevgilerimle

AA

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annelerin Doğru Bildiği Yanlışlar!



Annelerin doğru bildiği yanlışlarda herkesin payı var diyerek söze başlıyorum. Doktorlar, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler, anneler, büyükanneler, kaynanalar, büyükbabalari komşular...! Herkes ama herkes bir diğerine kendi bildiğini bir şekilde dikte ediyor. Bizler çoğu zaman çaresizlikten bu dikteyi anında kabul edebiliyoruz.Çaresizlikten. .... Ama kimisi, oluruna bırakıp, deşmediği için öylesine kabul ediyor.

Örneklerle anlatayım:

Örnek 1:Bebek yeni doğmuştur, sık sık ağlar ve "aman kucağına hemen alma kızım, alışır, sonra kucak bebeği olur."

Aylin Annenin Notu:Külliyen yalan!

Doğrusu: Şımartmas teorisi 1920'lerde ortaya atılan bir teoridir. Ancak yapılan son çalışmalar kucaklanan bebeklerin daha başarılı, kendine güvenen ve mutlu insanlar olarak yetiştiklerini ortaya koymuştur. Bir grup bebeği kucaklayarak yetiştiren anneler bebeklerinin daha sakin ve uyumlu olduğunu ifade etmiştir.Kucaklanmayan, ağlatılan ve annesine hemen ualaşamayan bebeklerin sosyla yönden zayıf, duygusal yönden insan ilişkilerinde güçlük çeken bireyler olarak yetiştikleri gözlemlenmiştir.

Örnek 2:Bebek yeni doğmuştur, anne bebeği gece-gündüz yanında yatırmak ister ve etrafındakiler karşı çıkar."Ezersin, incitirsin, kendine çok alıştırma sonra başa çıkamazsın..."
Aylin Annenin Notu:"Sizin insafınız kurumuş"
Bu benim d başıma geldi.Doğum yaptığım hastane ,güya bebek dostu, bebeğimi yanıma almak istediğimde önce hemşireler kızdı. Evet, resmen kızdı. "Aylin hanım bebeğinizi şimdiden kendinize alıştırdınız" dedi bir tanesi sert bir ifadeyle. O an kendimi çok kötü hissettim.
Birincisi: Sen kimsin ne hakla hayatıma müdahale ediyorsun?
İkincisi: Bu cesaret nereden?
Üçüncüsü: Bildiğim sandığınız şey tamamen yalan....
Diyemedim tabi.. lohusalık psikolojisiyle incindim o an ve annemden rica ettim, lütfen gelen giden bir yorum yapmasın, bildiğim gibi yetiştirmek istiyorum bebeğimi diye :) Sağolsun...Karnımdan çıkmış yavrucak tabi beni arayacaki tabi beni isteyecek, tabi ki ben de onu isteyeceğim.9 ay beraberdik, gün geldi bu birlikteliğimiz sona erdi ama bu travma ikimize de fazla. Atlatmanın en kolay yolu onunla uyumaki bol bol koklamaki sevmek, şarkılar mırıldanmak olmalıydı bana göre. Kimseyi dinlemedim, yanımda yatırdım, çok da iyi oldu.

Doğrusu:Doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek mutlaka emzirilmeli.Bebek anneye verilmeli, anne ile aynı odada , mümkünse beraber uyumalarına izin vermelidir. Bu konuda Dr.Sears'ın A'dan Z'ye çocuk bakımı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Örnek 3:Bebeğin gece uyku düzeni oturmamıştır, oturması için bir kaç gece ağlatması önerilir."Ağlayacak ağlayacak, susacak nasıl olsa, bir iki gece ağlatmaktan zarar gelmez"

Aylin Annenin Notu: Sizin annenize en çok ihtiyacınız olduğu bir anda, anneniz sizi istemediğini söyleyip suratınıza kapıyı çarpıp gitse, ne olur? Ne hissedersiniz?????

Doğrusu:Bebeklerin ister kontrollü ister, kontrolsüz olarak ağlatılması depresyona yol açar. Sabiha Paktuna Keskin'in açıklamalarınıburadan izleyebilirsiniz.Ayrıca Dr.Sears bu yöntemi"hayvanların bile kullanmadığı, oldukça duyarsız bir model" olarak adlandırmaktadır.

Örnek 4: Bebek artık neredeyse 18 aylık olmuştur ve belli kelimeler dışında konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.Örneğin: Evde gün boyu tv açıktır, bebek uzun süre kendi başına oyuna bırakılmaktadır vb... Anne-baba bebeğiyle konuşmayı "o bir bebek, ne anlar" diyerek gülünç bulmaktadırlar.

Aylin Annenin Notu: Pes!

Doğrusu: Dr. Beril Bayrak Bulucu .bu videoda çok güzel açıklamış, "TV bir çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalıdır, TV konuşmayı engellemektedir, Tv hipnotize etmektedir"... diyerek.
İnsanlar konuşmayı konuşarak öğrenir, izlyerek yada dinleyerek değil.Konuşma beynin ve zekanın işidir. 5 duyu ve duygusal gelişmişlik ister.Bu açıdan bebeklerin sesleri taklit etmesi ve ikili diyaloğa girebilmesi için karşısındaki modelin TV değil, bebeğe bakan, dokunan, konuşan, duyan birisinin olmasıdır. Mimik, jest ve sesleri taklit yoluyla konuşma başlar.
TV beyindeki sinir kümelerinin gelişimini bloklar. İşitme sinirlerinin kulaklara doğru, görme sinirlerinin enseye doğru ilerlemesini yavaşlatır. Bu ne demek????? Bebeğin herşeyi parça parça algılayıp, bir bütün olarak kavrayamaması, yani konuşamaması demektir.

Zeka geriliği,
İşitme problemi,
Ağız-diş-damak yapısından bozukluk,
Otistik belirtiler yoksa,
Uyaran eksikliğine bağlı olarak konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.
TV kapatılmalıdır. 2 yaşından sonra günde 15 dakika kadar izletilmeye başlanabilir.
Bol bol konuşulmalı,
Ninni,
Şarkı,
Tekerleme söylenmelidir.
Uykusuna,
Beslenmesine,
Oyun oynama ihtiyacına dikkat edilmeli, oyun grubu oluşturularak diper çocuklarla biraraya getirilmelidir. Böylece sosyal yönü ve dil gelişimi yönü desteklenebilir.

Annelerin en sık yaşadığı problemler genellikle bunlar ve asıl sorun problemi araştırarak çözüm yolu üretmekte bulmayıp, olanı olduğu gibi kabul eden annelerde bence. Burada varolan bilgileri anne-babalarla paylaşarak daha mutlu ve sağlıklı nesillerin yetişmesine aracılık edebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda "Cıs", yapma, elleme gibi annelerin çocukların oyun döneminde en sık yaptığı hataları ve doğruları paylaşacağım.

Sevgilerimle

AA

18 Eylül 2010 Cumartesi

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?


Bu konuyu her anne önce kara kara düşünür. Zira bebek doğar doğmaz uyuması ile ilgili olarak anneye garip bir şekilde baskı yapılır. Aslında herkes iyi niyetlidir ama cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir.

Bu durumda anne ne yapmalıdır ve ben ne yaptım, anlatmak isterim.

Öncelikle şu sorular çok sık gelmeye başladı:
-Kendi kendine uyuyor mu?
-Daha uyumadı mı?
-Yine mi uyumadı?
-Gece uyudu mu?
-Sallayalım mı?
-Sen bunu ayakta sallamıyor musun?

En ağır yorumlar ise şöyle olabilir:
-Pışpışla uyumuyorsa işin zor (E Ben de biliyorum, önerin var mı?)
-(Hemen öneri gelir) Çarşafa koy sallayalım.
-Uykuya direniyor mu? Koy ağlasın, nasıl olsa uyur!

İŞTE EN FENASI BU SON YORUMDUR!

Bebekler ağlatılarak uyutulmamalıdır. Ben Ata'yı ağlatarak hiçbir şey yapmadım. Hele ki onu odada yalnız bırakıp 2-3 dk bile olsa ağlamasına izin vermedim. Bunun hasarı çok büyüktür. Eğer bir anneye bu öneriliyorsa lütfen şu yazdıklarımı iyi okutun ki o kimse bir daha bunu önermesin:

Ağlayarak uyku eğitimini Ferber isminde bir doktor icat etmiştir. Ferber yöntemine göre :
1.Uyutulacak bebeğin karnı tok olmalıdır.
2.Bir uyku rutini düzenlenmeli ve uygulanmalıdır. Örneğin pijama giyme, alt temizliği ve iyi geceler dileme gibi...
3.Uyku saati geldiğinde bebek yatağa koyulur ve anne odadan çıkar.Sonra anne 2. dakika geçince bebeğinin yanına gelip pışpışlar.Odadan çıkar 4 dakika sonra uğrar sonra 6 dk sonra uğrar pışpışlar gibi.

İnanmadığım ve uygulanmasına kesinlikle karşı olduğum bir yöntemin teknik ayrıntılarını burada vererek fazla yer kaplamasını istemiyorum. Adı ne olursa olsun, bebeklerin ağlatılmasını doğru bulmuyorum. Dr.SearS'a göre bu yöntem bebeklerin hayvanlardan daha az bir hassasiyetle büyütülmesini sağlamak demek.
Benimle aynı misyona sahip olan bütün insanların tek derdi vardır:çocuklar mutlu büyümelidir. Engelli çocuklarla, hiperaktif, down sendromlu ve otizmli çocuklarla çalışan bir eğitim bilimci artı olarak bir anne olarak, bebeklerin ağlatılmasına sooonnnnn derece karşıyım.Her yerde aynı şeyi tekrarlıyorum; ağlatılan çocukların kanında kortizon hormonuartar.Bu sürekli olarak yaşanan bir stresin göstergesidir.Bebeğin sinir sistemi etkilenir ve ardından hiperaktivite ve otizm gibi ciddi durumlar sözkonusu olabilir. Anne-bebek arasında kurulması beklenen doğal bağ ağlatılarak, emzirilmeyerek hasara uğrarsa ciddi sorunlar kapıda bekliyor olabilir.

Başta Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin olmak üzere, Uzm.Psikolog Nilüfer Devecigil ve pek çok uzman bebeklerin ağlatılmaması gerektiğini söylüyor.

Ağlatılmadan uyutulabilecek bir çok yöntem var elbette, örneğin Tracy Hogg' un ŞŞŞŞŞ-PAT! yöntemi gibi...Kaldır yatır yöntemi gibi... Çok iyi incelediğim ve anladığım kadarıyla söyleyebilirim ki ; bu yöntemler ebeveynlerin uyuması için uydurulmuş şeylerdir.

Daha doğalcı yöntemleri Dr. Sears'ın A'dan Z'ye Bebek Bakımı isimli kitabında bulabilirsiniz.

Benim başucu kitaplarımdan biri olan Dr.SearS' ın bu kitabı annlere bebeklerini uyutmaları için daha doğal yöntemler öneriyor. BEBEĞİ NASIL UYUTURUM sorusu yerine GECE EBEVEYNLİĞİ kavramını öneriyor Sears Amca.. İyi de yapıyor. Zaten oldum olası keyfine düşkün gevşek ve tembel tiplilerden pek hazetmemişimdir.Radikal bir söylem olarak uykusuna düşkünlerin bebek yapmadan önce kendi uyku düzenlerini terbiye etmeleri gerektiğine inanıyorum. Ayrıca uykunuz çok mühimse yapmayın çocuk filan siz de rahat edin biz de :)))

Sears'a göre:
-Bebekler uyku için zorlanmaz. Uyku için gerekli şartlar hazırlanır,bebeğin uyuması saplanır.
-Önemli olan bebeğin uykuya dalması ve uyuması değildir. Önemli olan bebeğin daha mutlu ve daha az korkarak uyumasıdır. Her ailenin amacı mutlu bebek olmalıdır.
-Bebeği ağlatmak:bebeği yormaktır.Bu duygusuz dogmaya ben de son derece karşıyım.
-Sears'a göre bebeklerin uyutulmaya değil, uyumak için ebeveynlerinin ilgisine ihtiyacı vardır.

BEBEĞİMİ NASIL UYUTMALIYIM?

SearS' a göre bebek nasıl uyutulmalıdır???

Uykusu gelen bebeği kollarınıza alın, iyice gevşetin, kolları, bacakları kendiliğinden gevşeyecek şekle gelene kadar pışpışlayın. 20 dk. kadar bekleyin.Derin dalınca yatağa yatırın.Bebek taşıyıcısında, kucakta veya emzirerek uyutulan bebekler daha rahat uykuya geçerler ve daha derin uyurlar bu arada.

Bebekler gece 2-3 kez uyanabilir, bu çok normaldir ve bebeklerin uyku alışkanlıkları ailelerine benzer.Eğer bebeğiniz uyumuyorsa önce kendi uyku alışkanlıklarınızı lütfen gözden geçirin.

-Gün boyu güvenli ve sağlıklı bir ortamda olan bebeğe eğer gece de aynı şekilde yaklaşılıp her uyandığında sevgiyle, şefkatle ve sabırla kucağa alınıp pışpışlanıyorsa bu bebek ömür boyunca güven ve sevgi dolu biri olacaktır.
-Gece boyunca uyumasını sağlamak çok büyük bir başarı olarak gösterilmemelidir. Annelere bununla ilgili olarak -iyi niyetli dahi olsa- baskı yapılmamalıdır.Bu nedenle anneler gece bebekleri ile birlikte uyuyabilirler. Bu daha az ağlamalarına, geceyi güven içinde ve huzurla geçirmelerini sağlayabilir.

Her yöntem denenmelidir belki ama ağlatma yöntemi ASLA!!!!!!!

Uyku fizyolojik bir şeydir. Uykumuz gelir , bunun için gerekli bio kimyasal uyaranlar kana işler ve uyuruz. Bebeklerin bu biokimyasal uyku durumuna en hızlı geçişi emerek olur. Anne sütündeki rahatlatıcı özellik daha rahat uyumalarını sağlar. Annenin kucağında uyumak güven verir. Anneyle yanyana,kucak kucağa olmak bağışıklığını güçlendirir.

Ben kimseyi dinlemedim, ayak, pış pış, ana kucağı vb gibi konulara takılmadım, Ata neden hoşlanıyor, ona baktım. Baktım ki emerek pıt diye uyuyor, ben de öyle alıştırdım.

Emzirerek uyutmanın çok yanlış olduğunu anlatan tuğla tuğla kitaplar var piyasada. Hepsi de anneleri strese sokuyor, başta Tracy Hogg. Yöntemleri pek çok İngiliz mürebbiyeninkine kıyasla daha insancıl ama uyutma konusunda böyle katı olmasını onaylamıyorum.

Anneler iç seslerini dinlemeli, doğal yöntemleri seçmelidir. Afrika'daki , yağmur ormanlarındaki bebekler nasıl uyuyor?

Antropologların son araştırmalarına göre kucakta büyüyen yağmur ormanları çocukları kolik olmuyor, 2 yaş krizine girmiyor, davranış sorunları yaşamıyor. Nedeni sürekli annelerine dokunmalarıdır.

Eğer bebeğiniz size yakın ise, sürekli sizinle temas halindeyse çok daha rahat uyur.Bunun için yapmanız gereken şey teknik geliştirmek yerine , onu gün boyu kucağınızda taşımanız ve güven vermenizdir. Burada bir eksikilik varsa bebek uykuya dalmakta direnebilir.

İç seslerinizi dinleyin,
Emzirerek uyutmak dünyanın sonu değildir.Daha rahat ve huzurla uyumasını sağlar. Ağlatmaktan kat be kat doğru ve doğaldır. Ağlatmak doğal sayılıyor da emzirerek uyutmak niçin abes bulunuyor, ben de bunu anlamıyorum!!! Emzirmek, okşamak, kitap okumak, ninniler söylemek annenin bebeğine verebileceği en güzel uyku eğitiminin parçalarıdır. Bu nedenle kendi bedeninizle, kendi sesinizle, kendi elinizle, kendi ruhunuzla bebeğinizi uyutabilir, ona huzurlu bir ruh kazandırabilirsiniz.

Katılanlar veya katılmayanların yorumlarını rica ederim.

Sevgiler

Aylin

27 Ağustos 2010 Cuma

5 Aylin ve bebek depresyonu

Bugün şöyle bir düşündüm de, benden sanırım 4-5 tane daha lazım.Sonra kendimi klonlatmaya karar verdim.

1 Aylin Ata'ya bakmalı doyasıya.
1 Aylin mutfakta yemek yapmalı ama çeşit çeşit, birbirinden leziz.
1 Aylin evi düzenlemeli, işleri yapmalı.
1 Aylin çalışmalı, kazanmalı.
1 Aylin kendine bakmalı.

Bu 5 Aylin aynı anda organize bir şekilde çalışırsa, tamamdır bu iş :))) Hayat toz pembe olacak.

Şimdi kahverengi değil merak etmeyin. Ama 5 kişinin işini yapıyorum, yorulmam normal öyle değil mi?

Kendime bakmazsam Ata'ya adam gibi bakamam, eve bakamam, eşime bakamam, yemek yapamam... Kendime bakınca da herşey gülistan oluveriyor haliyle.

Bu arada "bebeklerin de depresyona girdiğini" paylaşmak istiyorum. Özellikle post partum psikozu uzun süren annelerin bebekleri de depresyona girer diyor uzmanlar. Aynı zamanda annesinden maddi ve manevi olarak gerekli doyumu alamayan bebekler depresyona girermiş.

Duygusal anlamda "anne yoksunluğu" bebekleri depreyona itiyor. Yani bir önceki yazımda bahsettiğim şeyler aslında bilimsel temelli şeyler. Duygusal yoksunluğa ait bazı ötnekleri bu yazımda da okuyabilirsiniz.

Bebek etrafına beklenilen derecede gülücükler saçmıyorsa,
Hayli durgun görünüyorsa,
Keşfetme, nesneleri tanıma gibi girişimleri az denilecek boyuttaysa,
Hatta kilo alımı alt seviyedeyse bir depresyon durumu söz konusu olabilir diyor uzmanlar.

Annenin bu duygusal anlamda ortalıkta olmayışı, kendini bebeğine hissettirmeyişinin etkileri ilkokul hatta üniversite çağlarına kadar sürebiliyormuş ayrıca. Yine tekrar edeyim, bebeğini annannesine,bakıcısına zırt pırt bırakıp kaçan anneleri ben uyarıyorum, siz de uyarın lütfen. Sonra bu çocuklar okul çağında birer kaos ve sorun yumağına dönüşüyor. Anneleri yakalayıp tedavi etmek çok güç olduğu için çocukları sakinleştirmeye çalışıyoruz ama asıl sorun anne-babalarda tabi ki.

Depresyondaki annenin belirtileri:
Çocuğu ile yeterince ilgilenmez,
Ağlama nedenlerini ve ya işaratlerini anlayamaz,
Duygusal gelişimi için gerekli olan ilgi ve sıcaklığı göstermekte güçlük çeker,
Bebeğin beslenmesini aksatabilir, ihmal edebilir,
Bebekçe konuşma yada mother speech denen kuş sesi gibi bir tiz ses çıkarıp bebekle iletişime geçme depresyondaki annelerde çok az görülür.

Bebeğe etkileri,
Bebek anneye "güvenli bağlanma" yaşayamaz.
Bir kayıp ve boşluk duygusu hakim olur.
Annenin bir neşeli, bir hüzünlü yada öfkeli gel-gitlerine karşı anormal tepkiler geliştirebilir.
Daha az gülümser,
Çevresine ilgisi daha azdır...
Oyun çağında arkadaşlarıyla sosyal anlamda uyum yaşayamaz, daha zor iletişim kurar.
İçe dönük - depresif, veya aşırı dışa dömnük yıkıcı davranışlar gelişebilir bu çocuklarda.

Buna göre depresyondaki anneleri hemen farkedip tedavi olmalarını sağlamak gerekiyor. İlaç kullanımı gibi durumlar için mutlaka bir doktor kontrolünde olmaları şart bu annelerin.

Ama bana kalırsa akupunktur ve nöral terapi bu işi daha iyi halledebilir gibi geliyor. Emzirme vb. aksatılmaması için söylüyorum bunu.


Yine bu konu ile ilgili aklıma gelirse yazarım.

Sevgiler

Aylin

22 Temmuz 2010 Perşembe

Güzel bir gün - dü :)

Bugün annelik yaşantımı ve oğluşumu derinden etkileyen önemli bir gündü.

Öncelikle Harvey Karp' ın notlarını okudum bol bol. EvvvveeTTTTTT! Doğru yoldayım, devam dedim kendi kendime.

Örneğin onu Şşşşşşhhhh, pış pış pış diye uyutmam çok sağlıklıydı.
Bol bol kucaklamamız,
Emzirerek uyutmam,
Kucağımda hafif hafif sallamam,
Ona gerekli ses tonu ile yanaşmam,
Sinirli ise benimde hafiften ses tonumu yükseltmem,
Ona karşı saygıda kusur etmemem,
Uzun cümleler yerine kısa kısa net konuşmam,
Uzun uzun ağlatmamam, ağlamasına izin vermemem... Tamam doğru yoldayım dedim kendi kendime.

Ağladığı ilk 4 ayı hatırlıyorum garip bir acıyla. Bu acıyı tarif etmem çok güç. Bir kutu kola nasıl ezilirse bir ayakla aynı şekilde benim de göğsüm öyle ezik ve acı dolu olarak hatırlıyorum o anları. Oturup ben de ağlardım, susturamadıkça kendime olan güvenim biterdi. Hayatın bittiği anlardı bebeğimin ağladığı anlar. Sling ile taşımak olsun, kucaklamak olsun...evin içinde 4 döndüğümüz o günleri düşündükçe gidip öpüp öpüp koklamak istiyorum onu. Allah ağlatmasın, amin.

Herneyse, ağlamaları için çizdiğimiz formüller filan hepsi okdi.

Bebekleri 0-8 ay ve 8ay-5 yaş olarak iki gelişim dönemine ayıran Dr. Karp ( ki bence az basamaklı bir ayrışım ) ikinci bölümdekileri toddler, yumurcak olarak nitelendiriyor ve onlara Cave Man, mağara adamı sıfatını yakıştırıyor. Tabi bu dönemin içinde çok yakışıklı bir mağara adamı var ve bol bol doğayla baş başa olmasını isteyne biz anne-babası bugün onu toprakla oynaması için bahçeye bıraktık.

Mutluydu ve bize kocaman aferin demek gerekiyordu.

Doğayla bütünleşik olarak büyümek her çocuğun içinde var. Ama biz göremiyoruz işte :( Ondan hepsi sokak istiyor, ağaçlara tırmanmak, toprağı eşelemek, hayvanların peşinde koşturmak... Ya bu arada yaşadığımız yerde ne kadar az hayvan var, ne üzücü. 3-4 tane sarman kedi, 1 kırlangıç kuyruk kelebek, 4-5 tane güvercin bir de komşunun köpeğini gördük bütün gün boyunca. Ali babanın çiftliği ne kadar inandırıcı olabilir Ata için? Ne kadarını zihninde canlandırabilir? Olmaz! Olmaz! Buna acil bir çözüm şart! Eve derhal cici dostlar almanın zamanı geldi. Zaten pedagojik açıdan çok faydalı hem okuduk hem de gördük bin kez :)))

Bakalım nasıl başaracağız bu işi ? :)

Dr. Harvey Karp İstanbul'daydı ...


Ve, biz bu tatlı doktoru dinleme fırsatını kaçırdık ailecek. Nedeni ise tatilde olmamız. Onca güzel bilgiyi kendisinden canlı canlı dinlemeyi çok istiyordum, kaçırdığım için hala çok üzgünüm. Belki canım kocacım gider dedim ama o da olmadı. Eh, kısmet değilmiş diyerek mırıldanırken bir de ne göreyim, emziren anneler grubunda Eylül ayında yeniden geleceğini öğrendim. Oooolllllllllllllllllllleeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy!!! diye yumruğumu havaya çakmışım anında, bütün ev ayağa kalktı. Eee, insan sevincini hüznünü coşkuyla yaşamalı değil mi? :)
Sonra ise harıl harıl Dr. Harvey Karp Acıbadem Maslak toplantısı notlarını okumaya başladım, anneler muhteşemdi vallahi ve de billahi. Böyle notlar genelde kongrelerde,seminerlerde tutulur ama işin ucunda insanın evladı varsa daha alasını yapıyormuş demek ki :) Annler harikasınız, hepinizi öpüyorum.

Çeşitli linkleri paylaşmak isterim:

Ayça Oğuş-Pi-nik Kuş

Dr.Harvey Karp-Özge' nin notları


Fotoğraf için Yeşim Mutlu'ya çok teşekkürler:http://www.yesimmutlu.com/

7 Temmuz 2010 Çarşamba

BEBEKLERİNİZİ BÜYÜTMEK İSTERKEN PSİKOLOJİK HASAR BIRAKMAYIN

Jean Liedloff -The Continuum Concept
Gece yarısı uyanan bir bebeği tasvir ediyor:
Sessizliğin anlamsız dehşetiyle uyanır,hareketsizlik. Bağırır.Başından ayağına kadar istek,arzu ve tahammül edilemez sabırsızlıkla tutuşmaktadır.Nefesini tutar ve bağırır,kafası sesle dolup zonklayana kadar bağırı.Çenesi ağrıyıp boğazı acıyana kadar bağırır.Ağrıya daha fazla tahmmül edemez ve hıçkırıkları güçsüzleşir ve durur .Dinler.Yumruklarını açar ve kapatır.Kafasını bir o yana bir öteki yana çevirir.Hiç birşey yardım etmez.Dayanılmazdır.Tekrar ağlamaya başlar,ama bu incinmiş boğazı için çok fazladır;kısa süre sonra durur.Ellerini oynatır ve tekmeler atar.Durur,katlanabilir,düşünemez,umut edemez.Dinler.Sonra tekrar uykuya dalar.
(the no-cry sleep solution _Elizabeth Pantley)


BEBEKLERİNİZİ UYUTMAK İSTERKEN PSİKOLOJİK HASAR BIRAKMAYIN:
Bir çocuğumuz bebeğimizi nasıl unutacağımız konusunda biraz telaşlıyızdır. Etrafımızdan onlarca tavsiye yağar.Ancak biz anneler öncelikle hislerimizi dinlemeli ve iç seslerimize kulak vermeliyiz. Şöyle bir düşünelim:ormanda yaşıyor olsaydık bebeklerimizle nasıl yaşayacaktık?Elbetteki onları üzerimize bağlayacak, kolayca emzirecek,kendi kendilerine uyumalarına izin verecektik.Böylelikle şu an yaşadığımız stresin 10’da 1’ini bile yaşamayacaktık.
-“Aman kızım, hemen kucağa alma,alışmasın” (Minicik bebek güven arar,tabi ki hemen kucağa almalı hatta hiç indirmemek lazım ki çocuk ruhsal yönden tatmin olsun,ileride sağlıklı olsun)
-“Kucakta taşıma sonra şımarık olur, her dediğini yaptırır… “(Alakası yok,kucakta kendini güvende hisseden bebek , annesine güven duyar.Anneye sonsuz güven duyan onu her zaman dinler,şımarık olmaz yani)
-“Birkaç gece ağlat sonra o kendi kendine uyumayı öğrenir.”(Asla!!!Kendi kendine uyumayı öğrenir ama yaşadığı stres kalıcı hasar bırakır.Depresyonla birlikte anneye güven azalır,bilinç arttıkça anneye-babaya isyan etmeye başlar.İki yaşın bu isyanlar artar…)



ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Jean Liedloff bir antropolog, Venezuella’nın Yequana kabilesi arasında geçirdiği iki yıldaki gözlemlerini ve deneyimlerini anlatıyor. Türkçe’ye “Dokunmanın Mucizesi – Çocuk Eğitiminde Devrim Yaratan Eser” adıyla çevrilen, özgün adı “The Continuum Concept: In Search of Happiness Lost” olan kitapta ormanlardaki kabilelerde yaşayan bebeklerin mutlu olduklarını, 2 yaş krizi yaşamadıklarını, söz dinlemek için yarıştıklarını ifade ediyor .


Kitaptan çarpıcı notlar ise şöyle:
* doğumdan itibaren annesi (ya da gerektiğinde başka bir yakın bakıcı) ile sürekli fiziksel temas;
* kendi iradesiyle ayrılana kadar, sürekli fiziksel temas ile ebeveynlerinin yanında uyumak (çoğu kez yaklaşık iki yıl sürer);
* “işaretle” emzirme — bebeğin kendi bedensel sinyallerine karşılık besleme;
* sürekli olarak kucakta ya da biri ile, genellikle annesi ile temas halinde taşınması, ve bebek taşınırken onun gözlem yapmasına (veya emmesine, veya uyumasına) izin verilmesi — bebek kendi başına emeklemeye başlayana kadar, genellikle altı ile sekiz aylıkken;
* tepkilerine (kıvrılma, ağlama, vs.) hemen karşılık verilmesi, yargılamadan gücenmeden, veya gereksinimlerini geçersiz kılmadan, ve de kesinlikle ne one aşırı ilgi göstererek ne de onu sürekli ilgi odağı yaparak;
* büyüklerinin, onun doğuştan sosyal ve işbirliğine hazır ve güçlü kişisel korunma içgüdülerine sahip olduğunu, ve hoş karşılandığı ve değerli olduğu düşüncelerini hissetmesi;
Liedloff, kendi kendine Yequanalıların, Batılılardan farklı olarak, neden mutlu, çok-yönlü, nevrozsuz insanlar olduklarını sorar, verdiği cevap ise tüm Yequana bebeklerinin annelerinin 24 saat kollarında olduğudur.



Dr.Paul M. Fleiss and Frederick Hodges (Sweet Dreams)
Bebekler ve küçük çocuklar hislerine aklı başında yaratıklardan daha çabuk kapılırlar.Bir çocuk onun yardım isteyen ağlayışlarına neden aldırmadığınızı analayamaz.Bebeğinizin ağlayışlarına aldırmamak,en iyi niyetle bile olsa,onu terk edilmiş olduğu duygusuna sürükleyebilir.Bebeklerin biyolojik ihtiyaçlara uyduğunu uyku "uzman"ları göz ardı yada inkar ederler.Ağlamasına aldırış edilmeyen bir bebeğin en sonunda uykuya dalacağı doğrudur,ama ilk baçta gece uyanmasına sebep olan problem çözümlenmemiş olacaktır.
Aileler bebeğin hasta olmadığını veya fiziksel bir rahatsızlığı olmadığını kontrol etseler dahi,bebeği almadıkları,şefkatli bir biçimde davranmadıkları,teskin etmedikleri,veya tekrar uykuya dalana kadar bakım yapmadıkları sürece esas ve buna eşlik eden duygusal stres baki kalacaktır.
En duyarlı ve şefkatli yaklaşım çocuğunuzun ağlayışına anında cevap vermektir.Kendinize ebeveyn olduğunuzu hatırlatın,ve bebeğinize güven vermek ,yatıştırmak ebeveyn olmanın en memnun edici sorumluluklarından biridir.Yanlız başınıza bebeğinizin hayatını aydınlatma ve korku ve üzüntüyü engelleme gücüne sahip olduğunuzu bilmek çok güzel bir duygudur.




Kate Allison Granju (Attachment Parenting)

Bebekler insandır,son derece aciz,savunmasız ve başkasına bağımlı insanlardır.Bebeğiniz ona sevgiyle bakacağınıza güvenir. Ağladığı zaman ,bir işaret veriyordur-nasıl yapacağını bildiği tek şekilde-onun yanında olmanıza ihtiyacı vardır.
Korku ve ızdırapla ağlamanın nasıl hissettirdiğini bilirsiniz. Korkunç bir duygudur.Ve bu bebeğiniz içinde farklı değildir.Bebeğiniz ağladığında-ne sebeple olursa olsun-fiziksel bir değişiklik yaşar.Kan basıncı artar,kasları gerilir, ve küçük bedeninde stres hormonları dolaşır.
Ağlatarak uyutma eğitimine konu olan bebekler bazen sonunda bitkin düştüklerinde derin bir uykudaymış gibi görünebilirler. Bunun sebebi bebek ve çocukların sıklıkla ,bir travma yaşadıktan sonra derin bir şekilde uyumasıdır.Bu derin uyku yöntemin(ağlatma) faydası olarak görülmekten ziyade pek çok rahatsız edici kusurundan biridir.


*Fotoğraf için Hayri Çalışkan a çok teşekkürler*
Özetle,
• Yeni doğan bebeklerinizi kucağa alıştırın, korkmayın,ileride çok sağlıklı bireyler olmasını sağlıyorsunuz. Bir de sık sık kucağa alınan bebekler daha zeki ve daha başarılı olurlar.Nedeni kendine ve ailesine duyduğu güvenden kaynaklanır.
• İlk 1 yıl anneye güven dönemidir.İlk yıl anneye güven duymayı sağlıklı bir şekilde başaran bebekler ileride 2 yaş sendromu olsun, 4-5 yaşlarında yaşanan gergin dönemler olsun, bunları daha hafif geçirirler.
• Anne olarak görevimiz onları en iyi şekilde hayata hazırlamak.Bunun için yukarıda yazılı olan notları sık sık hatırlayıp bebeklerimizi huzurlu ve mutlu bir şekilde yetiştirmek için doğal yöntemleri seçmeliyiz.

Doğal ebeveynlik ile ilgili olarak Dr.Sears’ ın kitaplarını okuyabilirsiniz.

Güzel annelere ve mutlu bebeklere sevgi ve selamlar,

23 Haziran 2010 Çarşamba

Amazon Ormanlarındaki Bebekler Daha Zeki ve Mutluymuş

bir... Devamını Görçok noktada başa sarmak gerekiyor.

Jean Liedloff ....bir antropolog. Araştırmacı, yazar. Güney Amerika ormanlarında geçirdiği 2 yıl boyunca Taş Devri kabileleriyle iç içe yaşıyor. Yequana isimli bir kabilenin içinde geçirdiği uzun yıllar onların hayata bakışları ve çocuklarını yetiştiriş şekilleri çok ilgisini çekiyor ve bu tez için geri dönüyor.

Bu insanlar hayatlarından çok mutlular. Mutluluk onlar için bir amaç değil. Herşeyin içindeki güzelliği görebiliyorlar. Hayatları tam, bir eksiklikleri yok.

Çocuklar hiçbir zaman birbirleriyle kavga etmiyorlar. 2 yaş sendromu geçirmiyorlar. Anne-babalarının sözünden çıkmayı bırakın, onların dediklerini yapmak onlar için bir gurur meselesi. Müthiş bir kabile içinde büyüme durumu var. Destek karşılıksız. Herkes paylaşımcı. Bir nevi ütopya diyebilirsiniz…

Aslı Tür' ün blogun dan alıntıdır.

"Biz Batı toplumları ve ondan etkilenen kültürler olarak bu kabileden en önemli eksiğimiz ‘human continuum’ denen insanlığın süregelmesinde DNA’sında olan beklentilerini karşılamıyor olmamız. Çocuklarımızı ilk günden beri bir disiplin içine sokmaya çalışıyoruz. Halbuki onların tek istedikleri annelerinin kollarında olmak. Yataklar alıyoruz, süslüyoruz. Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Pusetler alıyoruz, en pahalısından (evet ben de aldım) gezdirmek için. Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Biberona alıştırıyoruz, emziğe alıştırıyoruz. Bebek bezine alıştırıyoruz (Evet bunu detaylı konuşacağız)Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Ve sütünü orda emmek, uykuya orda dalmak. Uyandığında ise gene orada güvende olmak.

Tek yapmanız gereken kendi ve bebeğinizin continuum’una saygı duyup onu emekleme yaşı gelene kadar hiç yere koymamacasına koynunuzda taşımak. Bunun insanlığın tüm problemlerine çözüm olabileceğini söyleseler, yapar mıydınız?"

28 Nisan 2010 Çarşamba

Anneliğe Sığar mı?


Efendim,
Şehir dışında anneannemizde olduğumuz için kendi doktorumuza gidememiştik ama doktorulmuz bize çok güvendiği bir meslektaşını tavsiye etti ve biz de koşa koşa gittik.
Soğuk algınlığına bağlı burun akıntısı ve öksürük dışında bana çeşitli tavsiyelerde bulundu konuk olduğumuz doktor...
Tabi bu tavsiyeleri dinlerken içim cızz etti."Nasıl olur, anneliğe sığar mı?"demeden edemedim içimden.Zira Dr.Sears' ın öncülüğündeki "Doğal Ebeveynlik" felsefesini benimsemişken ve tam bana göre iken, bu tavsiyeleri duymak ve dinlemek bana çok zor geldi...!
Neymiş efendim,bu tavisyeler ve içimden geçenler?
1.Gece emzirme onun yerine su ver....(Neeee???!!!Olur mu öyle saçma şey, mavi boncuğumu bundan nasıl mahrum bırakırı?!O annesini koklamak ve güvende olduğunu hissetmek ister, mümkün değil doktor hanım!!!)
2.Artık 6 aylık olmuş, odasını ayır...(Hah! İşte burada duralım)Burada benim anlatacağım çok şey var.

Bebeğim 2 yaşına gelene kadar, hatta ve hatta o bizden ayrılıp kendi başına odasında uyumak isteyinceye kadar yanımdan ayırmayı düşünmüyorum. Bir kere onun ban açoooooooooook ihtiyacı var. En başta kokumuu duymak ve güvende uyuyup uyumadığını bilmek isteyecektir. Hem ayrılmak için daha çok küçük.9 ay zaten beraberdik ve o "artık büyüdüm ben odamda uyurum" diyene kadar da beraberiz. Ayrıca su filan da veremem. Hazır sütüm varken ve onun anne sütüne ihtiyacı varken su ne iş görecek anlamadım doğrusu? Niye kandırayım onu??? Hem bebekleri böylesine kandırmak üzerine kurulu bir disiplini reddediyorum, bizi kandırsalar küsmez miyiz?

Dilleri yok diye ha bire baskı uygulanıyor sistematik olarak. Sonra hepsi büyüyor ve türlü sorunlar yaşıyorlar. Nereden mi biliyorum, çalıştığım okuldan. Ayrıca ve ayrıca kimse bana minik bir insanı sert bir uslüpla terbiye etmemi de önermesin. Çünkü tatlı dil ve güler yüz kadar çocukları, bebekleri olumlu yönde geliştiren bir şey yoktur. Peki bunu nereden biliyorum: annemden, büyükannemden,kendimden, kardeşimden, kuzenlerimden, onlarca öğrencimden...

Ayrıca Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin de bunu söylüyor:


http://webtv.kanald.com.tr/Detail.aspx?Id=4607

Bu videoyu izledikten sonra kimse bana başka bir tavsiyeyi kabul ettiremez. Bu böyle biline :)

Annelere selamlar, bebeklere mis kokulu öpücükler

Sevgiler

Aylin Atasagun

Çok yaşa Jose Amca

İyi ki varsın :)

Şimdi,
Kim bu Jose amca, nereden çıktı demeyin. Bu amca öyle birisi ki öve öve bitiremem. Öncelikle yemek saatlerimize eşlik eden harika bir ses. Öyyyyyle yumuşak ve sevgi dolu bir sesi var ki...Onu dinlerken hepimiz mest oluyoruz.

Kimdir, kısaca bahsedeyim. Tam adı Jose Luis Orozco.İspanyol...(Eminim adı daha uzundur)Bilingual yani iki dille eğitim veren bir eğitimci, müzisyen ve en önemlisi çocuk gelişim uzmanı. Çalışmalarını Amerika ve İspanya' da sürdürüyor. Ama anlaşılan ömrü daha çok Amerika' da geçiyor. CD'sini bize sevgili arkadaşımız Burçak hediye etmişti, iyi ki de etmiş.

Seviyoruz seni Jose Amca :)

İlgilenmek isterseniz bu kadife sesli amca ile ilgili linkler: http://www.joseluisorozco.com/index.php

http://vimeo.com/7992138

http://www.joseluisorozco.com/vol8.php