röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2011 Cuma

Emzirme Danışmanı Beyhan Numan ile Söyleştik

Sevgili Beyhan hemşire bir emzirme danışmanısınız. Mesleğinizi anlatın bize. Emziren anneler ve anne adayları için çok önemlisiniz :)
Merhaba Aylin' ciğim. Evet, ben hemşire kökenliyim, yeni doğan yoğun bakım hemşiresiyim. Son 8 veya 9 yıldır da emzirme danışmanlığı yapıyorum. Uzun yıllar Amerikan Hastanesin’de çalıştım. Son 7 aydır da serbest herhangi bir yere bağlı olmadan çalışmaktayım. Emzirme Danışmanlığı ülkemizde çokça yaygın ve bilinen bir şey değil. Yurtdışında ise oldukça yaygın bir birimdir.
Ben öncelikle emzirme danışmanı kime denir ve neler yapar ona değineyim istersen. “Emzirme sürecinde anne ve bebeğe emzirme ile ilgili her konuda destek veren , bu konuda EĞİTİM ve uzun yıllar çalışmış uzman kişiye emzirme danışmanı denir” Evet, zor ama mesleğimi çok seviyorum. Zorlukları; Türkiye’de pek oturmuş bir birim ya da meslek değil. Biraz zamana ihtiyaç var hele mamayı seven bir toplum ve hekimlerimiz varken bu işi yapmak biraz zor oluyor. Yine, büyük aile fertleri ikna etmek ve onların tabularını yıkmakta zor. Ama bunlar aşılmayacak şeyler değil. Yeter ki canı gönülden bunu isteyelim ve yapalım.



Emzirme nedir? Nasıl tanımlıyorsunuz?
Emzirme anne ve bebek arasında oluyor, üçüncü kişi ile olmuyor BEN emzirmeyi DANSA benzetiyorum siz ve partneriniz yani bebeğiniz… Benim görevim kaçırmış olduğumuz ritmi dışarıdan yerine oturtmak, küçük dokunuşlarla ve sözlerle…

Emziren anneler size ne zaman danışmalı?
Burada annenin azmi sabrı ve ne istediği önemlidir. Anneler doğum öncesi veya doğum sonrası başvurabilirler. Doğum öncesi emzirme eğitimi alarak tanışabilirler. Sonrasında ise anne ve bebeğin buluştuğu ilk andan emzirme süreci boyunca destek alabilirler... Emzirme ile ilgili sorunlarda destek alabiliyorlar.

Anne sütünü arttırıcı önerileriniz var mı, varsa neler, hemen alalım :)
Anne sütünü ne arttırır? Bir kere keyif alarak dans etmeli partneriyle (emzirme ) Anne bu arada etrafından yardım almalı, bütün her şeyi kendisi yüklenmemeli. Anne sütü yetersizliğinde pratik veya teorik nedenler mi, yoksa yapısal nedenlerden dolayı mı bunu bilmek gerek. Eğer teorik ve pratik ise çözüm kolay yapısal ise biraz zor .Burada önemli olan dansa devam emzirme ilk dans ama sonra önümüzde o kadar çok danslarınız olacak ki onlara doğru yönelmek..dediğim gibi “beden doğurur yürek büyütür”...

Anne emzirme dönemi boyunca kendini ve bebeğini stresten korumak için ne yapmalı?
Öncelikle keyif almalılar ve emzirmeyi bir iş veya görev olarak görmemeliler. Sevdiğim bir söz “beden doğrur yürek büyütür”, yine tekrarlıyorum. Bebek doğar doğmaz ilk dakikada meme ile tanışması memeyeyi emmeye bilir. Yalaması bile süt oluşumunu tetikler. Bebek her istediğinde emzirilmeli. Saat endeksli olmamalı. Bol sıvı tüketmeli, dinlenmeli stresten uzak olmalı. Emzirme sonrası memeler dolu ise boşaltılmalı süt üretimin devamı için. Form çaylarından emzirme sürecinde biraz uzak kalınmalı süt üretimini azaltıyor adaçayı, yeşil çay vb gibi…

Kendinize nasıl zaman ayırırsınız?
Bekarım, belki günün birinde bende anne olurum . Boş zamanlarımda dalarım lisanslı voleybolcuyum, motor kullanırım. Son 6 ay içinde yoga ile tanıştım ve hayatımın büyük bir bölümünü kaplıyor o kadar etkilendım ki bebek yogası eğitimi aldım. Birthlight; anne ve bebeklerinde yoga keyfinden mahrum kalmalarını istemiyorum. Hadi anneler hem emzirelim hem yoga yapalım

19 ay emzirmiş ve hastalık nedeniyle bırakmış bir anne olarak emzirme macerama katkısı olan insanlardansınız. Size çok teşekkür ederim. Bu güzel enerjinizi neye borçlusun.

Enerjimi nerden alıyorum??? ...çok zor bir soru...hayatı seviyorum..enerjimi küçük meleklerden alıyorum ...Bakışları,gülüşleri ve kokularından desemmm ... :)

Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim size Beyhan hemşire. Umarım dediğiniz gibi emzirme danışmanlığı ciddi bir şekilde eğitim almış kişilerce ve kurallarına uygun, profesyonelce gelişir, uygulanır. Şimdiye değin emziren annelere verdiğiniz destek için bir kez daha teşekkürler.

Emzirme Danışmanı Beyhan Numan İletişim:www.emzirmedanismani.com
GSM: 533 282 6627
Emzirme Danışmanı Beyhan NumanFacebook Sayfası

16 Şubat 2011 Çarşamba

Anjelika Akbar ' la Söyleştik


Besteci, piyanist, kompozitör, yardım organizasyonların gönüllüsü, Unicef iyi niyet elçisi, çağdaş derviş, Yürek ve Timur' un biricik annesi Anjelika Akbar ile söyleştik.

Çıkardığı son kitabı "İçimdeki Türkiye" ile epey yoğun bir gündemi olan Akbar'a bu koşturmacası içinde bana da zaman ayırdığı için çok teşekkür ederim.


İşte söyleşimiz...

Kendinize en yakın yolu “tasavvuf” olarak nitelendiriyorsunuz. Mesajlarınızdan açıkça görülüyor ki tasavvuf öğretilerinin pek çoğu reel ve rasyonel bir şekilde kalbinizin ve hayatınızın içinde... Büyük mutasavvıf İbn-i Arabi, aşkı “erkeğin kadında, kadının ise evladında yaşadığı duygu” olarak açıklıyor. Size göre aşk nedir? Hayatınızın neresindedir?
- Aşk, hayatimizin her zerresindedir. Yeter ki onu “oku’yabilelim”… “Ben tüm Evren’i AŞK’tan yarattım; benim AŞK KİTABIMI OKU” denildi bize aslında. Ben de ufak ufak, küçük küçük adımlarla ilerleyip oku’maya çalışıyorum işte…

Her çocuğa içinizin titrediğini söylüyorsunuz, peki; yaşamınızda kendi çocuklarınıza doğru nasıl bir geçiş oldu?
- Büyük oğlum artık 20 yaşında! Ben de inanamıyorum, ama öyle! Evlenmiştim ve çok isteyerek ilk oğlumu Dünya’ya getirdim; ikinci kez evlendim ve ikinci oğlum 17 yıl aradan sonra geldi, yine çok beklenen bir çocuk olarak… Çocuklarla sabır, şefkat, fedakarlık öğreniyoruz; onlar bizim için bir okul aslında!..

Hamileliklerinizde nelere dikkat ettiniz?
- Sakin olmaya en çok dikkat ettim. Ve bol bol sevdiğim müzik dinlemeye. Çünkü hamile iken bir kadın karnında taşıdığı bebeğe gıda ve vitamin dışında huzuru ve mutluluğunu vermeli… Geri kalanlar nasılsa oluyor; bebek anneden gereken her şey temin ediyor. Ama annesi sinirli, mutsuz ise, bebeğin işi çok zor…O yüzden oğullarıma karnımda iken cennet nasıl yaşatabileceğimi düşündüm hep; dış etkenlerine rağmen (özellikle ilk hamileliğimde olağanüstü zor dış etkenlerle karşı karşıya kalmıştım).



Doğum konçertosunun hikayesiniz bizlerle paylaşmak ister miydiniz?
- İkinci hamileliğim sırasında bir konser için Bach’ın Re Minör Piyano konçertosunu hazırlıyordum. Hem dinliyor, hem de piyanoda sıklıkla çalışıyordum. Oğlum karnımda iken bu müziğe en çok aşına olduğunu düşündüm. Ve sıra doğuma gelince; normalde Su’da Doğum yapacaktım; fakat oğlum karnımdan çıkmakta çok gecikiyordu; hatta doktorumuz İbrahim Sözen bizi imza karşılığında eve yolluyordu; doğal doğum için hala beklemekte ısrar ediyordum. Süre artık çok uzadı; doktor hastaneye mutlaka gelmemizi söyledi; eğer doğuma hazır değilsem, yapay sancı yöntemi uygulayacaktı. Ağlayarak hastaneye geldim, (çünkü ilk oğlumu doğal doğurdum ve bu sefer de öyle olmasını istiyordum); anlaşıldı ki, yapay sancı için bile durum elverişli değil. Sezaryen tek çareydi. O zaman doğal ve Su’da doğum yerine önceden ne olur ne olmaz hazırladığım B Planı’na geçtim; MÜZİK’TE DOĞUM!. Oğlum bu Piyano konçertosuna çok alışkındı; madem öyle, o bu Dünya’ya gelirken, bari tanıdığı müzikle karşılansın istedi. Genel narkoz altında yapılan sezaryen doğumumuza Bach eşlik etmiş oldu. Bebeğimi bilinçli olarak karşılayamadım, ama önemli değil, ruhum onu karşılamaya çıkmıştı, hem de en sevdiğim müzikle. Daha sonra Ankara’da bu Konçerto’yu sahne’de orkestra ile seslendirirken, çok değişik bir duygu yaşadım: kendimi sahnede değil, doğum esnasında hastanede görüyordum, besteci ve piyanist olarak değil, bir anne olarak… Güzel ve değişik bir deneyim idi.

Son günlerde tartışılan normal mi sezaryan mı tartışmasına nasıl bakıyorsunuz?
- Tabii ki doğal doğum en güzel yöntemdir. Sezaryen bence sadece tehlikeli durumlarda başvurulması gereken bir yöntemdir…

Dışarıdan kendinize baktığınızda anneliğinizi nasıl tarif edersiniz? - Detaycı, dost, ciddiyeti ve tatlılığı dozunda kullanmaya çalışan bir anneyim…

Nelere çok dikkat edersiniz, neleri pek umursamazsınız?
- Çocukların erdemlerine, etik değerlere sahip olmalarına dikkat ederim; çevredekilerle ilgili olmalarına, bencil olmamalarına (mümkün olabildiği derecede), hayatlarının düzen içinde olmasına (yatma saati, yemek saati), sağlıklı beslenmelerine; boş zamanın olmamasına (boş zamanlarını verimli, bir şeyler yaratarak değerlendirmelerine) dikkat ediyorum. Okuldan getirecekleri notlarını pek umursamam; asıl başarı notlarda olmadığını, hayatı öğrenmeleri ve iyi insan olmaları iyi not getirmekle her zaman doğru orantılı olmayabildiğini biliyorum. O yüzden okul konusunda strese girmiyorum. Çocukların yeteneklerini en erken dönemde bulmaya çalışıyorum; o konuda her türlü destek vermeye çalışıyorum. Asıl yeteneği olan alanda kendini yeterince geliştiriyorsa, bir de genel kültür ve çevre bilinci varsa, geri kalanın ekleneceğini zaten biliyorum. Nitekim büyük oğlum Yürek okulda hiç stres yapmadan okudu, kurslara, dershanelere katılmadan (1 ay gitti eşimin ısrarı ile ve bıraktı) yetenek sınavı ile Üniversite kazandı ve de yüzde 100 bursla okuluna o yıl tek o kabul edildi…

Özel tavsiyeleriniz var mıdır, bebek bekleyenler için? Müzik, beslenme, bilinç geliştirme üzerine…
- Bebek bekleyenlere kendilerini hamilelik döneminde “hasta” değil, Dünya’nın en mutlu kadını gibi hissetmelerini ve düşünmelerini tavsiye ediyorum. “Mutluluk şımarıklığı” öneriyorum! Çok fazla yemek yememelerine, fakat bilinçli yemelerine dikkat etmelerini öneriyorum. En sevdikleri müzikler ne ise, seçip, sadece onları dinlemelerini. Türü ne olursa olsun, yeter ki dinlerken hüzün veya sıkıntı hissetmesinler. Bir de hastaneye gitmeden önce mutlaka hastane tipi süt pompasını kiralamalarını. Bu konuda da “Emzik altından gülümseme” adlı yazım var, bilinclianne.com sitesinde.

Bilinclianneler.com u hamileliğimden beri takip ediyorum. Merak ediyorum nasıl oluştu? Nedir sizi bu siteyi var etmeye sürükleyen?
- Ben böyle bir site yaratmayı asla düşünmezdim. Oğlum büyüktü, daha ikinci evliliğim bile olmamıştı. Annelik üzerine bir şey de okumuyor, takip etmiyordum. Gündem son derece yoğundu, albümler, konserler, besteler, projeler. Ve bir gece rüyamda bu siteyi gördüm. Detay detay… oluşturulacak pencerelerin isimlerine kadar. Ve sitenin isminde de “anne” ve “bilinç” kelimeleri vardı. Site daha çok bilinç, maneviyat, etik değerler, çevre, sağlıklı yaşam üzerine idi… uyandım, bir gün düşündüm…İnternete girip ilk kez annelik ve bebek, çocuk kelimelerini google’a yazıp bu konuda neler var diye araştırdım. 15-20 site isimlerini alıp inceledim. Anladım ki, benim gördüğüm sitenin niteliği farklı olacak. Ve akşam artık kararım hazırdı: siteyi kuracaktım ve ismini “bilinclianne.com” koyacaktım. Zaten “ismi ile geldi”!

Anne sütünün önemi malum… Emzirmek için neler yaptınız? Anne sütünün frekansı hakkında paylaşmak istedikleriniz var mıdır bizimle?
- Her iki oğluma 18 ay boyunca hiç aksatmadan süt verdim. Tüm yoğunluğuma rağmen bunu başarabildiğime çok seviniyorum. Bebeklere “mutlu süt” lazım diyorum. mutlu ve sakin annenin sütü onlara her açıdan iyi gelir. Yani sadece süt vermek de yetmez bence. Manevi anlamda barış ve sükünet sütü lazım onlar. Anne bu anlamda emzirirken buna çok dikkat etmeli diye düşünüyorum.

Peki çocuklarınızdan bahsedecek olursak, kimdir bu beyefendiler?
ACEV için Anjelika Akbar, oğulları Yürek Ve Timur'la...
Kişilikleri, duruşları, yetenekleri ve bu dünyayı yordayış biçimleri nasıldır, size göre dünyaya geliş amaçları nedir? Anlatmak ister misiniz?

- Büyük oğlum Yürek ile küçük oğlum Timur’un hem farklı, hem de benzer tarafları vardır. Elbette Timur daha çok küçük, ama şu anda bile karakterinin bazı özellikleri görmek mümkündür. Yürek yaratıcı ve sanatsal yanı güçlü bir çocuk, hem görsel sanatlara hem de müziğe yeteneği vardır; müziği hobi olarak seçip, profesyonel yol olarak ise fotoğraf ve video seçti. Üniversiteyi yüzde 100 bursla kazandı, yetenek sınavından geçip. www.he-artbeat.com / www.yurekakbar.com sitesinde bazı çalışmaları görmek mümkündür. Karakter olarak oldukça naif, temiz kalpli ve sevecen biri. Beni açıkçası hiç yormadı büyüme çağında. Elbette bazı zorluklar oluyor, fakat gerçekten saygılı ve sevgi dolu biri… Hata yaptığında da çabuk kabul edebiliyor ve düzeltemeye çalışıyor. Yürek aynı zamanda 2-3 ay evvel Gaye Sökmen ajansına girdi; eğer imkan olursa kendini filmlerde denemek istiyor. Sadece kamera arkasında değil, kamera önünde de belki yetenekli olabilir. Müthiş bir taklit yeteneği vardır.

Timur da şimdiden itibaren sanat, müzik ve tiyatro ile iç içe büyüyor. Her gün yaptıkları ile bizi şaşırtıyor; özellikle her şeyi tiyatro sahnesi gibi görüp, herkese rol veriyor, bildiği masalları ve çizgi filmleri, bazen de uydurduğu hikayeleri “sahneliyor” ve hepimiz onun aktörleri oluyoruz. O ise hem yönetiyor, hem de oynuyor. Aynı zamanda 6 aylıktan itibaren piyano ile iç içe oldu. Gerçi bu zamanlarda benim piyano ile uğraşmam onunla daha az zaman geçirmem anlamına geldiğini fark edip, beni piyanoya biraz kıskanmaya, protesto etmeye başladı. Çalmaya başlayınca ben, geliyor, piyano kapağını kapatıyor ve beni oradan uzaklaştırıyor. Bu arada bu günlerde çello sanatçısı ve arkadaşım Rahşan Apay’dan çello dersi almaya başlıyor, çünkü çok ilgi duyuyor ve öğrenmek istediğini ifade ediyor. Küçük bir violayı aldık ve çello olarak kullanması için bir değişiklik yaptık. Çok azimli, istediği ve ilgilendiği şeyi mutlaka sonuna kadar yapacak. Yürek ile bu anlamda da benziyorlar.Hepimiz olduğu gibi, çocuklarım da bu Dünya’ya kendilerini bilmek için geldiler. Dünya aynasında kendilerini görüp, özlerini hatırlamak için.

Müzik eğitimi anne karnında başlıyor. Oğullarınızın müziğe olan ilgisi nasıl? Çaldıkları enstrümanlar, dinledikleri müzik türleri ve besteciler kimler?
-Büyük oğlum 11 yaşına kadar klasik müzikle uyudu; kulağı mükemmeldir. Hiç bilmediği klasik müzik eserinde bile bir hata yapılıyorsa, kulağı ile onu yakalıyor. Bildiği eserler sayısı de çoktur. Her türlü müziği dinliyor, jazzdan rocka, klasikten new agee kadar. Bu da iyi bir şey. Kendi “müzik mönüsünü” zamanla oluşturacaktır. Küçük oğlumu da müzik eşliğinde Dünya’ya getirdikten sonra, çoğunlukla klasik eserlerle uyutuyorum. Ama gündüzleri farklı tür müzikleri dinletiyorum kendisine. Oyun esnasında onlarla tanışırken, değişik ülkelerin kültürel üzelliklerini bilinçaltında algılamış oluyor.

İki çocuklu olmak nasıl bir duygu? -Güzel kolay değil, ama elbette çok güzel bir duygu!..

Kesin sormuşlardır ama ben de sorayım, üçüncü bir çocuk düşünüyor musunuz?
– Hayır, düşünmüyorum. Çocukları dünyaya getirmek kolaydır, ama istediğiniz eğitimi ve hayatı sağlamak kolay bir şey değildir. Bir de diğer taraftan, ben mesleğimde oldukça yoğun bir insanım. Zaten çocuklarım beni özlüyor; artık serbest zamanlarımı eşime ve 2 çocuğuma vermek istiyorum, yeni bir bebeğin gelmesi dikkatimi böler; sistemimi zorlar diye biliyorum. Onun için “hayır” diyorum.

Sizin evde bir gün nasıl geçiyor?
-Genellikle sabah henüz kahvaltıya geçmeden ya küçük oğlum ile biraz zaman geçiriyorum yada kalkıp o anda artık oyunlara daldıysa, e-maillerime ve günün programına bakıyorum. Genellikle evde çalıştığım için, ev ofisi mantığı ile ev hayatini birleştiriyorum. Kahvaltıdan sonra dışarıya çıkmıyorsam ve hava iyi olursa, bazen küçük oğlum ile geziyorum veya evde oynuyorum; büyük oğlum evde ise onunla biraz ilgileniyor, sonra da yoğun olarak ya piyano, yada yazı çalışmalarıma geçiyorum. Arada zamanım kalıyorsa, küçük oğlum için öğle ve akşam yemeği mönüsü ile ilgileniyorum; ve ayrıca tüm ailenin yemek listesi ile; zamanım yoksa, yardımcıma evde olanlardan bir şeyler kendi inisiyatifine göre bir şeyler yapmasını söylüyorum. Bazı günleri ofiste çalışıyorum, dışarıda toplantılara, röportajlara, çok seyrek de olsa gündüz arkadaşlarımla yemeğe çıkıyorum. Ama genellikle böyle serbest zamanım pek olmuyor. Her boş saniyeyi müziğe ayırmaya çalışıyorum. Piyano veya beste çalışırken, bazen durmadan 4-5 saat, bazen de birer saat aralıklarla bölerek diğer işlerimle harmanlayabiliyorum; ruh halime bağlı…Bazen beste yaparken her şeyden uzak kalmam gerekebiliyor, o zaman tek başıma bir yerlere gidiyorum; bu biz sahil olabilir, yada kalabalık bir yer, fark etmez; yeter ki kimse ile konuşmayıp, kendi içimi dinleyebileyim. Akşamları dışarıda çok seyrek program yaparız, eşim işten geldiği zaman hem beraber evde yemek yemeyi severiz. İyi filmler varsa, sinemaya gideriz. Yeni bestelerim varsa, ev halkına akşam yemekten sonra onları çalışıyorum. Kitap okuyoruz, konuşuyoruz…

Albümünüzden sonra “İçimdeki Türkiyem” kitap olarak vücut buldu. Hayat nasıl geçiyor Türkiye’de ve hayatı – yaşamayı neye benztiyorsunuz?
-Hepimiz birer yolcuyuz… Yol beni Türkiye’ye getirdi ve kalbim burada kalmamı söyledi. Gözlemciyim ve yürüyenim aynı zamanda. Türkiye’de aradığım maneviyatı buldum, ne Hint aşramında, ne de Rus steplerde… ve bu güzel bir şey!.. İyi ki buradayım, bu toprakların insanlarını seviyorum, yakın buluyorum. Bu beni çok mutlu ediyor!..

Bir gün hamileler ve bebekler için özel olarak çalmak ister miydiniz?
Kitabımda bundan bahsettim. Hamile iken hamileler için bir konser verdim. Huzur veren bir konserdi… Sonra o fikri bir albüme aktarmak istedim ve böylece “Raindrops by Anjelika “albümüm doğdu. Yurtdışında bu albümü terapi için kullanan kurumlar bile var; ve de sıklıkla hem hamileler hem de bebeklerin bu albümle huzur ve mutluluğu bulduklarını duyuyorum…


Timur 2.5 yaşını geçiyor, 2 yaş krizleri denen durumlarla karşılaştınız mı hiç? Karşılaştığınızı düşündüğünüz de aklınızdan neler geçti ve neler yaptınız?

-Timur hem yumuşak, hem de çok inatçıdır. 2 yaş krizi midir, yoksa şimdiden karakter göstergesi bilmiyorum, ama bazen tutturduğu bir şey yapılmayınca kıyameti koparıyor! Sakin kalıyor, onu ikna etmeye, yada bazen rahat bırakmayı deniyoruz. Sabır ve soğukkanlılık gerekiyor, onu anlıyorum. Nedense Yürek böyle bir dönem yaşamadı; belki de doğası daha sakindir, bilemiyorum. Ama yine de şükürler olsun, Timur bizi bu anlamda çok da yormadı şimdiye kadar.

Destek verdiğiniz kurumlar var, seçtiğiniz organizasyonlarda nelere dikkat ediyorsunuz?
-Kalbime ve aklıma hitap edecek, etik değerlerime ters gelmeyecek, yardımın emin olacağım şekilde gereken yerlere ulaşacağını bildiğim kurumlarla iş birliği yapıyorum

Uzaylı Köpek Baaşa’ nın Öykülerini dilimize kazandırdınız, yazmayı çok seven biri olarak yeni öyküler kaleme almayı düşünüyor musunuz? Yeni nesiller için projeleriniz neler?Film yapmak isterseniz lütfen bizi arayınız :) Malum; sinema tv sektöründeyiz.
- İçimdeki Türkiyem kitabımın üzerine film çektirmeyi ve filmde kendimi oynamayı planladım. Bu günlerde bunun araştırmasını ve de heyecanını yaşıyorum. Aynı zamanda “Baaşa” çizgi filmini yapmak isterdim, ama maliyetlerin çok yüksek olduğunu biliyorum; nereden başlayacağımı bilmediğim için, şimdilik öylece duruyorum… Baaşa’nın Hikayeleri’ni ilk önce Rusça yazdım ve Rusya’da yayınladım; biliyorum ki, sadece Türkiye veya Rusya’da değil, tüm Dünya’da sevilebilecek bir karakterdir Baaşa, çocukların onun gibi kahramanlara ihtiyacı var olduğunu biliyorum. Bakalım, kısmet!..

Yalınlığınızdan ve netliğinizden esinlenerek sormak istiyorum: Aylin Anne blogunu nasıl buldunuz, tavsiyeleriniz var mıdır bana?- Çok hoş, saydam, temizlik ve ferahlık duygusunu veren bir “mekan”, hem de çok yararlı. Tavsiyelerim yoktur, ama tebriklerim vardır :)

-Çok teşekkür ederim.

Ailelere “temiz kalpli ve iyilik için üreten, yetenekli çocuklar” yetiştirmek için neler önerirsiniz? Ne yapmalı, ne etmeli? Ne etmemeli?
-Öyle çocukları yetiştirmek için sadece bizim, yani çocukları anne ve babalarının öyle olmamız gerekiyor. En önemli öğreti “örnektir” çünkü! Biz ne yaparsak, nasıl yaparsak, çocuklarımız bizde kopya çekecekler. İyi kopya vermemiz için bu konularda başarılı olmamız lazımJ


Sevgili Anjelika Akbar, içten ve güzel yanıtlarınız için teşekkür ederim. Yanıtlarınızla bana ve pek çok anneye ilham vereceğinizden, gönlünü rahatlatacağınızdan emin olabilirsiniz. Yoğun programınızda bana vakit ayırdığınız için size müteşekkirim. Herşey gönlünüzce olsun, ailenizle, oğullarınızla sağlıklı ve neşeli bir ömür diliyorum.

Ben teşekkür ediyorum!

11 Ocak 2011 Salı

Can Yael' in annesi Ayşe Tolga ile söyleştik.



Oyuncu, Aisha markasının yaratıcısı, Can Yael' in güzel annesi sevgili Ayşe Tolga ile "annelik" üzerine söyleştik. O da bir İzmirli ve hayatının her ayrıntısında köklerine ait olan bu şehrin izlerini görmek bence mümkün :)

Keyifle okumanız dileğiyle,
Sevgiler
Aylin

1. Hamilelik haberini alınca yaşadığın duyguyu tarif edebilir misin?Planlı bir gebelikti benimki. Çok istiyordum 9 Haziranda dogum gunumu kutlamıs ve esim ve ailemle bir tekne gezisine gitmistim. Periodum teknede 1 gun gecikince hemen anladim. Ama emin olana kadar kimseye bir sey soylemedim. Bir hafta sonra doktora gidip haberi alinca cok mutlu oldum. Cok da rahatladım. Bu hamile kalma sureci ne fena hayatın boyunca dikkat ediyor ve hamile kalmamaya ozen gosteriyorsun İstedigin ve hazır oldugun anda ise hemen olmuyor.

2. Nasıl bir hamilelikti? Nelere dikkat ettin ?
Bol bol kitap okudum , seminer seminer gezdim. Kendime cok dikkat ettim Yoga pilates yaptim bol bol. 34 haftaya kadar da spor yaptım. Organik gıdalar ve temizlik maddeleri kullanmaya basladim.

3. Bebeğini ilk gördüğün an ve dokunduğunda neler hissettin?
Cok narin ama o kadar da güclü bir varlıktı kızım. zor bir yolculuktan geçmiş ve sonunda kavuşmuştuk. HOŞGELDİN BİR TANEM DEDİM. ÇOK TATLI , GÖZLERİ ŞİŞMİŞ MİNİK BİR ESKİMOYDU KUCAGIMDAKİ. BEBİŞİN ÇIKIM ANI ÇOK BAĞIRTILI VE GÜRÜLTÜLÜ İDİ. BEN SAHA SAKİN BİR GELİŞ OLSUN İSTERDİM. BU YÜZDEN KUCAĞIMA ALDIGIMDA ONU RAHATLATMAK İSTEDİM. ANNECİGİN BURDA BEBEĞİM DEDİM. GÖZLERİME BAKTI İNANILMAZDI.

4. Can Yael nasıl bir bebek/çocuk ve iletişiminiz nasıl? :)
Cok sakin makul bir bebek. Ebeveyn olarak iletisiminiz gun gectikce arttıyor. Cok sevgilimiz eşim de ben de büyük aşk yaşıyoruz. Güven duygusunu aşılıyorum. Cok kuvvetli iletisimimiz var

5. Annelik tarzın nasıl bir tarz?
Aylincigim cok iyi bir soru bu. Bebegimin her zaman yanında ve ona destek oldugumu belirten ama ona cok saygı duyarak bir birey oldugunu kabul ederek.davranmak tarzim. Onun her zaman yanindayim ama benim uzantim degil. Ona destek olurum ama poposundan ittirerek degil dogruyu gostererek geride durup denemesine ve kendini gerçekleştirmesine izin vererek kendi sınırlarımın oldugu gibi onun sınırlarına da saygı duyarak beraber büyümek Ne olursa oldun anne baba olarak her zaman cocugumuza en iyimizi gostermek ( Yetersizlik kaygı ve korkuları onun realitesine sokmamaktan bahsediyorum) Hem arkadas hem de otorite yani şefkatli bir yaklaşımda olmak isterim. Deneyime, bireysellige ve öğrenmeye dayanan bir sürecimiz var.

6. Bebeğini büyütürken olmazsa olmazların nelerdi- nelerdir?
Her seyin organik olmasi. Deterjan, gıda giyim. ( gerci giyim biraz kayıyor tabi) ,saglık icin birincil sartım. Bebegimin rutini esnek de olsa bebegimin saatlerinde yeme uyuma gibi hayat rutininde olması ikincil onceligimdir. Bebisimizin sosyal ve fiziksel gelisimi icin yaptıgımız aktiviteler ... Her gun açık havada olmak... Aklıma gelen ilk şeyler.

7.Aisha markası nasıl doğdu? Kimlere hitap ediyor ve içeriği nedir?
Aisha İzmir’li kökenlerimden ve detaycı kişiliğimden ortaya çıktı. Ancak kişiliğime en uygun şey; karışımlar hazırlamak ve hizmet etmek olduğu için doğal terapiler ve spa’lar ile ilgileniyordum. Araştırmalarım ve çalışmalarım beni aromaterapiye oradan da ‘Aisha’ya getirdi. Aisha İzmir’li kökenlerimden ve detaycı kişiliğimden ortaya çıktı. Ben aromaterapi ile şifayı birleştiren bir marka yaratmak istedim. Ve bu niyetle yolculuğuma çıktım. Bu yolculuk uzun, oldukça stresliydi. Tüm olumsuzluklar ve zorluklar beni daha da kararlı kıldı. Bu süreç kendimi tanımama yardımcı oldu. Aromaterapi üzerine çalışmaya 3 sene önce başladım. Öncelikle kitaplardan okuyor ve okuduklarımı uyguluyordum. Aromaterapi çok ilgimi çekiyordu. Beğendiğim markaların uluslarası girişimcileriyle kontaklar kuruyor, onların serüvenlerini dinliyor, tavsiyeler alıyordum. Sonra okul aramaya başladım, Londra İTHMA isimli aromaterapi okuluna devam ettim. Hocam Gabriel Mojay aromaterapi konusunda dünyanın sayılı otoritelerinden birisidir. Kitaplarını okuduğum bir hoca ile çalışmak da ayrıca bir heyecan ve onur oldu. Okula başladım, gerçekten oldukça titiz ve detaylı bir eğitimdi. Anatomi, fizyonomi, Çin tıbbı, aromaterapi organik kimya, çeşitli ekollerden masaj eğitimleri, cilt ve vücut bakımı eğitimleri aldım. Aisha 7 den 77 ye kadın erkek cocuk herkese hitap eden bir markadır. urun skalasında anne bebek cocuk ev yüz ve vücut ürünleri bulunmaktadır. Aisha urunleri % 100 dogal % 60 organik hammaddelerden hazırlanmaktadır. Saf yağlar ve baz yağlar , tuzlar bitki çayları ve özleri ve saf bitki suları içeriklerimizi oluşturur. Bu maddelerden kremler, sampuan gibi genel urunlerin yanı sıra hamile ve bebekler icin cok spesifik urunlerimiz de mevcuttur.


8.Medya mı yeni işin mi, hangisi daha tatlı? :)
İki işimin bende yeri ayrıdır. Oyunculuk backgrounduna sahip olmaktan dolayı cok memnunum kariyerim boyunca hiçi kendime ait olmayan, rutin ve sıradan bir işim olmadıgı icin cok memnunum. Ben hep kendimi ifade etmek, insanlara kendimi anlatmak gayesi ile bir seyler yaptım. Bu amac dogrultusunda rotam nereye donerse yapabilmek bu cesaretle küllerimden yeniden dogmak bana kendimi tanıttı. Kişisel motivasyonumla gerçekleştirdiklerim bana daha da cesaret verdi.

9.Hamilelere ve yeni annelere altın tavsiyelerin neler?
Hamilelik mukemmel bir surec. Tum vucudunun degisen duruma ayak uydurması inanılmaz. Her anınınzdan keyif alınız. Size kendinizi kotu hissettirecek ( Turk toplumu herkes her seyi bilir. Kimsenin sınırı olmadıgı icin tanımadıgınız kişiler bile size bir sey soyleme hakkını bulurlar ya kendilerinde hamilelikte ikiye katlanıyor hem de hepsi şom agızlı konusurlar Bu kişilerle hic duymazdan gelin. ailenizde de olaiblir bu insanlara da kulaklarınızı kapatın. Negatif hicibir seyi dusunmeyin. Sizin icin en önemli sey siz ve bebeginiz. İçinize donup , kendinizi iyice tanımanız anne olarak olası falsolarınızı toparlanmanız vir içe dönüş ve temizlenme zamanı olarak geçirin. Kendinize zama ayirin şımartın. Çok güzel oldugunuz asla unutmayın Canınızın istedigini ( bebeginize zararlı olmayacak şekilde yiyin) Ama mutlaka haretket edin...
Bu Şansa sahip oldugunuz için sizi sevgiyle selamlıyor, en güzle ve en kolay doğumları diliyorum
Kızkardeşlerim
Sizleri sevgiyle kucaklıyorum

Sevgiler,

Ayşe Tolga

10 Aralık 2010 Cuma

Doğum sonrası depresyon geçirmeyen var mı acaba? Uzm. Dr. Özlem Devrim BALABAN ile söyleştik… ( Röportaj)

Doğumdan sonra her anne çeşitli duygusal karmaşalar, hüzün hatta depresyon yaşar. Kimi anne kolay atlatır, kimi anne ise psikolojik yardım alarak atlatmaya çalışır. Aklıma gelen soruların hepsini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları uzman doktorlarından Özlem Devrim Özbalaban'a sordum.Hem bir uzman hem de 3.5 Aylık Barış bebeğin annesi olarak sorumlarıma yanıtlar verdi.

İşte ayrıntılar...

1.Doğum yapan bir anne doğumdan sonra kendince çalkantılar yaşar. Siz bu çalkantıyı neye benzetiyorsunuz? Bilimsel olarak nasıl tarif ediyorsunuz? Nedir bu post partum? :)

Postpartum, “doğum sonrası” anlamı taşıyor. Doğum sonrası yaşanabilecek sıkıntı ya da sorunları biraz nedensel biraz da zamansal olarak betimlemek için kullanılan bir sıfat gibi düşünebiliriz.
Sizin de söylediğiniz gibi doğum yapan hemen her kadın bir takım “çalkantılar” yaşayabilir. Bu çalkantılar kiminde büyük dalgalar halindedir, kimisinde ise minik kıpırtılar şeklinde hissedilir yani her anne aynı şiddette yaşamaz. Bu çalkantıyı suya düşen bir nesnenin yarattığı dalgalara benzetebiliriz aslında. Anneyi, yaşamı, kişiliği, sosyal çevresi yani bütünüyle bir gölet gibi düşünelim, ve bu gölete bit taş attığımızı..Bebek, öncesinde yaklaşık 9 aylık bir hazırlık dönemi olsa da annenin yaşamına doğumla birlikte düşüvermektedir aslında..Ve artık o gölet tamamen farklılaşmakta, durağan halini tekrar alana kadar biraz çalkalanmaktadır diyebiliriz sanıyorum. Böyle bir metaforun ardından daha somut örneklere geçecek olursak şöyle diyebiliriz, “anne” olmak yepyeni ve çok çok önemli bir kimlik katıyor kadına..Karı-koca kimliği taşıyan iki kişiden oluşan aileye katılan bebek beraberinde anne-baba kimliğini büyük bir sorumluluk duygusuyla beraber getiriyor. Bireysel olarak yaşanan değişimlerin yanında aile diye adlandırdığımız sistemde de birçok dinamik değişiyor ve bu değişiklikler kiminde iri kiminde ufak çalkantılara neden oluyor. Yeni rollere uyum sağlamak her zaman kolay olmayabiliyor. Kadına geri dönecek olursak hem psikolojik, hem sosyal hem de hormonal değişimler doğum sonrası onu bekleyen çalkantılar gibi görünüyor. Psikolojik derken daha çok bilinçdışı süreçleri kastediyorum. Yani annenin kendi bebekliği, kendi annesi ile ilişkisi, bebekliğine dair sıkıntılar ve bu dönemi nasıl geçirdiği gibi süreçler kendi farkındalığının dışında doğumla beraber canlanıyor. Sosyal derken kastettiğim yeni rollere ve yeni oluşan anne-baba-çocuk sistemine uyum süreci..Eş olan kadın bir de anne oluveriyor. Aile içindeki yazılı olmayan kuralların tekrar yazılması, karı-koca arasındaki dengenin yeni rollerin biçilmesi ve yeni bireyin katılımıyla yeniden kurulması gerekiyor. Hormonal derken ise doğumla beraber, gebeliğin devamı için gerekli hormonlarda ani düşmeyi ve emzirme dönemi için gerekli değişiklikleri ifade etmeye çalıştım kısaca..Bir de bunlara annenin bedenindeki değişiklikler ve bebek bakımı ile ilgili zorlukları da eklersek doğum yapan kadın birçok şeyle baş etmek durumunda kalıyor diyebiliriz. Ama dediğim gibi her kadın bunu kendi koşulları ve çerçevesinde farklı yaşıyor.

2. Postpartum sık görülebilecek psikiyatrik ya da psikolojik sorunlardan bahseder misiniz?

Öncelikle en sık yaşanan durumdan bahsetmek istiyorum kısaca..Annelik hüznü yani postpartum blues…Annelik hüznü, araştırmalar farklı rakamlar verse de anneleri %80’ne varan oranlarda etkileyebiliyor. Doğum sonrası 3. ve 4. günlerde başlayan, ve genellikle 10. gün gibi sonlanan hassasiyet ve ağlamaklı olma durumu gibi tarif edebiliriz annelik hüznünü..Tarifi üstünde geçici bir süreç olarak tanımlanıyor ve ek olarak baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik, huzursuzluk, sıkıntı hissi, endişe hali ve uyku problemleri de tabloya eşlik edebiliyor. Belirtiler hafif şiddette ve geçici olduğu için tedavi gerektirmeyen bir durum ama annelerin bu konuda eğitilmesi ve bu sürecin sık görülen geçici bir durum olduğunu bilmesi önemli..Eğer belirtilerin süresi 2 haftayı geçerse bir psikiyatri uzmanına başvurmak gerekir.
İkinci sıklıkla karşılaşılabilecek sorun ise postpartum depresyondur diyebiliriz. Postpartum depresyon, doğum sonrası başlayan ya da bu döneme kadar uzayan depresif süreç olarak tanımlanabilir. En sık görülen belirtiler isteksizlik, mutsuzluk hissi, kendini değersiz hissetme, uyku bozukluğu, yorgunluk, sinirlilik, iştah azalması, dikkat dağınıklığı, yetersizlik düşünceleri, suçluluk fikirleri ve bebeğin sağlığıyla ilgili veya bebeğe zarar verir miyim şeklindeki kaygılardır. Ağır tablolarda ölüm düşünceleri kliniğe eklenebilir. Yaygınlığı %15 civarındadır. Daha önceye ait psikiyatrik hastalık öyküsü, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, evlilik problemleri, sosyal destek yetersizliği, gebelik sırasındaki olumsuz yaşam olayları, gebelik sırasında depresyon geçirmiş olma, bazı çalışmalara göre şiddetli annelik hüznü yaşamış olma ve bebeğin bakımı ile ilgili zorluklar postpartum depresyon riskini artıran faktörlerdir. Anne eğer böyle bir tablo içindeyse mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurmalı, uygun olan tedavi seçenekleri (ilaç, psikoterapi ya da ikisi birlikte de olabilir) değerlendirilmeli ve zaman kaybetmeden tedaviye başlanmalıdır.

3. Postpartum psikozunun evreleri nelerdir? Nereye kadar normal sayılabilir, hangi noktadan sonra yardım almak gerekir?

Öncelikle postpartum psikozun hiçbir şekilde normalize edilemeyecek bir tablo olduğunu söylemekle söze başlamak isterim. Psikozlar kişinin gerçek ile olan bağının koptuğu, gerçek olan ile olmayanın ayrımını yapma yetisinin tamamen yitirildiği, mutlaka tedavi edilmesi gereken, aksi halde anneye ve/veya bebeğe ciddi zararlar verebilen kinik tablolardır. Fark edildiği anda mutlaka bir psikiyatrist ile iletişime geçilmelidir. Peki nedir belirtileri? Psikoz genel bir kavramdır. Dolayısıyla postpartum psikoz da öyle..Eğer postpartum psikoz bizim iki uçlu bozukluk dediğimiz, halk arasında daha çok manik-depresif hastalık olarak bilinen bozukluğun bir parçasıysa ( ki genellikle postpartum psikoz bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar) annede aşırı hareketlilik, çok konuşma, enerji artışı, uykusuzluk, kendine aşırı güven gibi belirtilerin yanı sıra gerçekdışı düşünceler tabloya eşlik eder. Birilerinden kötülük göreceği, takip edildiği, çok önemli görevleri ya da özel güçleri olduğuna dair düşünceleri olabilir. Bu düşünceleri ikna edilemez derecede savunmaktadır. Beraberinde diğer insanların duymadığı sesleri duyma, görmediği görüntüleri görme gibi algı bozuklukları yaşayabilir. Bu durumdaki bir annenin bebeğe de zarar verme riski söz konusudur. Bu nedenle gerekirse hastaneye yatışı yapılarak bir an önce tedaviye başlanmalıdır.

4. Doğum yapan anneye moral vermek isteyen "iyi niyetli" insanların asıl yapması gereken şey nedir sizce, kendi öykülerini anlatıp "takmaaa, geçecek" demek yerine? :)

Öncelikle anneyi sıkıntıya sokan durumu dinlemek gerekir. Bazen içten ve samimi bir şekilde dinlenmiş olmak bile anneyi rahatlatabilir. Dinlerken yargılamamak, ona yapamayacağı önerilerde bulunmamak, başkaları ile karşılaştırmamak gerekir. Eğer annenin eşi, annesi gibi “en yakını” olan kişiler sürecin farkında değilse, onların farkındalıkları artırılabilir. Bir de gerçekçi olmak gerekir tabiî ki..Eğer zor bir bebeği varsa “takma geçecek” demek yerine bebeğinin geçekten zor olduğunu söylemek annenin anlaşıldığını hissetmesini sağlayacaktır. Sizin tabirinizle “takma, geçecek” sözü, gerçekten de geçecek olmasına rağmen o anda annede “kimse beni anlamıyor” hissine yol açabilir..Onun yerine anneyi daha önce zorlayan ama üstesinden geldiği durumlar ona hatırlatılabilir çünkü insanlar genelde zor durumlar yaşadıklarında önceki başarılarını hatırlamakta zorlanırlar…Ya da o anki durumun gözden kaçan olumlu taraflarının altı çizilmeye çalışılabilir, tabiî ki gerçekçi bir şekilde..Yaşam elbette toz pembe bir yağlı boya tablo değildir ama içinde mutlaka pembe renkler de içerir 

5. Eşlerin ne yapması lazım peki?

Bu soruya hem bir profesyonel hem de bebeğine yalnız bakan bir anne olarak cevap vermek istiyorum  . Eşlerin yapması gereken şeyler yaşanan sıkıntıya göre değişmekle beraber genel olarak eve geldiklerinde anneye biraz nefes aldırmaya çalışmaları gerekiyor. Annelik özellikle ilk zamanlarda 24 saatlik bir mesai ve hiç kimse dinlenmeden 24 saatlik mesaiye dayanamaz. Bu mesaideki dinlenme zamanları babanın sihirli ellerinde diye düşünüyorum. Karı- kocalık rolüne anne babalığın eklendiği bu süreçte anne baba olma pahasına karı-kocalığı unutmamak gerekiyor. Bu nedenle eş ve anne/baba rollerinin dengesini iyi kurmak ve bu dengeyi yakalarken yaşanabilecek iniş çıkışlarda empatik ve en önemlisi HOŞGÖRÜLÜ olmak gerekiyor. Özellikle başlangıçta anneye düşen yük doğası gereği daha fazla olduğu ve anne sosyal ve psikolojik değişimlerin yanı sıra biyolojik anlamda da birçok değişim yaşadığı, bir de %80 lere varabilen oranda annelik hüznü gerçeği düşünülecek olursa babalardan başlangıç için özellikle hoşgörü ve destek beklemek çok da yanlış olmaz sanırım..

6. Önerilerinizi yerine getiremeyen babalar için ne yapmalı?
Tekrar tekrar anlatmalı, durumu anlamaya çalışmaları sağlanmalı..Seçilen dil çok önemli tabiî ki ..Önerileri yerine getirmediği için öfke uyandıran babaya “sen” diye başlayan ve suçlayıcı bir yüklemle son bulan cümleler kurmak yerine “ben” diye başlayan ve o destek olmadığında/ önerileri yerine getirmediğinde nasıl hissettiğiniz ve ne gibi zorluklar yaşadığınızı anlatan cümleler kurmak daha doğru gibi görünüyor. Babada suçluluk duyguları uyandırmak istenilenin aksine talep edilenleri yapmamasına sebep oluyor.

7. Erkekler de depresyona giriyor anladığım kadarıyla, var mıdır aslı?

Tabi ki giriyor. Depresyon kadınlarda daha sık görülmesi, doğum sonrası dönemin depresyon için özellikle riskli bir dönem olmasının yanı sıra depresyon kadına özgü bir hastalık değil..Erkekler de depresyon geçirebilir. Sonuçta doğumla beraber erkek de baba olmakta, bu rolle beraber ek sorumluluklar edinmekte, hayata dair ek kaygıları oluşmaktadır. Dolayısıyla doğum sonrası erkeklerde de depresyon riski artmaktadır diyebiliriz. Özellikle annede depresyonun varlığı babada depresyon gelişimiyle ilişkilidir. Nasıl annedeki depresyon, bebeği olumsuz etkiliyorsa, babanın depresyonda olması da bebeğin davranışsal ve duygusal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

8. Peki lohusa anne depresyona girmiş babayı nasıl anlamalı ve onun için neler yapmalı?

Depresyonun belirtileri genel olarak kadın ve erkeklerde farklılık göstermez. Baba mutsuz görünüyorsa, yüzü eskisi gibi gülmüyorsa, konuşma miktarı azalırsa, daha çok yalnız olmayı tercih ediyorsa, kendine bakımında ya da yapmayı sevdiği şeylere karşı ilgisinde bir azalma varsa, iştah ve uykusunda artma ya da azalma şeklinde bir değişim söz konusuysa, eskiye göre daha sinirliyse ya da daha donuksa, iş performansında bir düşme olduysa….gibi durumlarda depresyondan şüphelenmek gerekir. Eğer kadın, eşinin depresyonda olduğunu düşünüyorsa bunu ona ifade etmeli, onun için duyduğu kaygıyı onunla paylaşmalı ve bir hekimden yardım talep edilmelidir. Tedavi edilmeyen bir depresyon hem depresyonu yaşayan kişiye, hem aileye hem de bebeğe olumsuz etkilerle sonuçlanacaktır.

9. Pratik önerileriniz neler yeni annelere? Mesela kendilerine ne yapmasınlar? Ne yapsınlar?

En sık yapılandan biri olan “kendini sadece anne ilan etme” hatasına düşmesinler. Aynı zamanda bir birey, bir kadın, bir eş… olduklarını unutmamaları gerekiyor. Bir masayı sağlam yapan onun dört ayağıdır. Eğer ayaklardan biri olmazsa masa yine ayakta durur ama daha kolay devrilir. İkisi olmazsa çok daha kolay… Tek ayakla ise zaten devriktir…
Özellikle sadece anne sütü önerilen ilk 6 aylık dönemde çalışmayacak olsalar da bir pompa edinmelerinde fayda var ki gerektiğinde süt sağıp birkaç saatliğine dışarı çıkabilsinler. Eşle romantik bir akşam yemeği fırsatı yaratsınlar mesela..Ya da kuaföre gitmek ve kendilerine bakım yaptırmak için kullansınlar o birkaç saati..Sözün özü “anne” olunca diğer rollerini unutmasınlar..Çünkü bebeğin sadece “anne”ye değil, “sağlıklı ve keyifli bir anne”ye ihtiyacı olduğunu unutmasınlar.
Özellikle doğumdan sonraki ilk zamanlarda ( uyum güçlüklerinin en çok yaşandığı dönemde) alabildikleri kadar destek alsınlar. Destek vermeyi öneren yoksa talep etsinler. Mutlaka taleplerine bir karşılık bulacaklardır.
Kendilerini evlerine kapatmasınlar; fırsat buldukça bebeklerini de alıp bir yerlere gitsinler..Karşı komşuya bile geçmek bir değişiklik yaratır..
Eğer sıkıntı içindelerse, bir sorunları varsa mutlaka eşleriyle ya da arkadaşlarıyla paylaşsınlar. Sorunun bir çözümü o sırada yoksa bile anlatmak rahatlatacaktır.

10. Hamileyken okunmasını önerdiğiniz kitaplar var mı?

Elif Şafak’ın Siyah Süt’ü postpartum depresyonu içten bir şekilde anlatan otobiyografik bir roman…Dileyen okuyabilir..,
Özellikle ilk bebeğinizse içinizde taşıdığınız, bebek bakımı ile ilgili kitapları önerebilirim..Acemilik bazen insanın kaygısını fazlasıyla artırabiliyor..Bir de etraftan bebeğinize nasıl bakmanız gerektiğini söyleyen seslerin yükseleceğini de varsayarsak taze annenin eli ayağına dolanabiliyor  Ben kendi adıma “Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler” (Arlene Eisenberg, Heidi E. Murkoff, Sandee E. Hathaway) ve “Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler” ( Tracy Hogg & Melinda Blau) adlı kitaplardan faydalandım. Okuduklarıma kendi içgüdülerimi ve sağduyumu da katarak tabiî ki…

11. Evde günlük hayatın akışı içinde kaybolan eşlere önerileriniz neler olabilir?

Bu özellikle büyük şehirlerde ve özellikle İstanbul gibi bir metropolde yaşayan çiftlerin çok sık düştüğü bir hata sanırım..Hayatın trafiği içinde 24 saat bazen öyle bir dağılıyor ki bu 24 saatten eşler kendilerine 1 dakika bile ayıramadan gün bitiveriyor..Önerim bu noktada özellikle de yoğun bir yaşam trafiği içindeyseniz gününüzü, gününüzü olmasa bile haftanızı ya da ayınızı programlamanız..Bunu özellikle yoğun yaşamı olanlar için öneriyorum çünkü programsızlık hem zamanın boşa harcanmasına hem de bazı şeylerin ihmaline yol açabiliyor. Programlama aynı zamanda ertelemelerin de önüne geçen bir unsur diye düşünüyorum..Bazen de oturup hayatımızı akışını gözden geçirmek, nelere zaman ayırırken nelere zaman ayıramadığımızı da görmemizi sağlar, ve bir anda fark ederiz ki mutfağın düzenli olmasını sağlayacağım derken eşimizle beraber bir film seyretmenin keyfini kaçırmışız..Ya da kapılar artık hiç tozlu değil ama ailecek oynanabilecek keyifli bir saklambaç sadece baba ile çocuk arasında yaşanmış ve bitmiş..Çoğu zaman 24 saatin içine mükemmel bir anne, mükemmel bir ev kadını, mükemmel bir eş, mükemmel bir iş kadını, mükemmel bir baba, mükemmel bir iş adamı, mükemmel bir kocayı sığdıramayabiliriz, ve fedakarlık yapılacak şeylerin önceliğini değiştirmemiz gerekebilir…

12. Hem bir psikiyatrsınız hem de 3,5 aylık Barış bebeğin annesisiniz :) Peki siz bu süreçte neler yaşadınız, kendi deneyimleriniz neler oldu? Yardım almanız gerekseydi ne yapardınız bir hekim olarak ? :)

Öncelikle bebeğime çok istediğim bir zamanda ve onu hayatımıza almaya oldukça hazır olduğumuz bir anda hamile kaldım. Herkes bu kadar şanslı olmayabilir ama bazen kendi şansımızı kendimiz belirleriz. Bu kadar hazırlıklı olmama rağmen başta onu nasıl besleyeceğime dair kaygılarım çok olmuştu. Daha 1-2 aylık hamileyken, ne yemeliyim ne içmeliyim de onu iyi beslemeliyim diye çok endişeleniyordum, ta ki çok sevgili doktorum bana onun henüz bir pirinç tanesi kadar olduğunu hatırlatana kadar..Hekim olmama rağmen sanki unutuvermiştim tüm bildiklerimi ve bu unutkanlık içinde etraftan da gelen “pekmez iç, ceviz ye, süt içiyorsun di mi, yumurta çok faydalıymış, peki balık….” Seslerinin zihnimde yankılanmasıyla kendimi fazlasıyla strese soktuğumu şimdi gülerek hatırlıyorum..Doktorumun belki onun için hiç de önemli ve büyük olmayan cümlesi bir anda getirdi beni kendime ve sonrasında oldukça rahat bir hamilelik geçirdim. Bu noktada doktor seçiminiz önemli bence..İyi bir jinekolog olmasının yanı sıra sizi rahatlatması, güven vermesi ve sizin dilinizden anlaması da gerekiyor. Ben bu konuda da şanslıydım diyebilirim. Doğum sonrası da şansım beni bırakmadı. İyi bir sosyal destek ve iyi bir eş beni bekliyordu. Üstüne de oğlumun bebek değil de bir melek olarak hayatıma girmesini eklersek her şey son derece yolunda gitti diyebilirim. Tüm bu olumlu faktörler çoğu anneyi ziyaret eden annelik hüznünden beni korudu sanırım. Ama her şey tam tersi bir şekilde de seyredebilirdi benim için ve ben kendimi doğum sonrası bir depresyonun içinde bulabilirdim. Ve dediğiniz gibi yardım almam gerekebilirdi ve o zaman tüm samimiyetimle söylüyorum ki kesinlikle yardım alırdım. Çünkü depresyon çok acılı bir süreçtir ve kendi kendine geçmesi beklendiğinde fazlaca yıkımla sonuçlanabilir. Depresyon günümüzde çok dilde olan bir kelime olduğu için bazen günlük hayatın içindeki can sıkıntıları ya da doğal olarak verilen olumsuz duygusal tepkiler depresyon ile karıştırılabiliyor ve gerçek depresyonların da sanki yaşamımızda yapacağımız ufak farklılıklarla geçeceği yanılgısına düşülebiliyor. Bu ufak sıyrıklarla derin yaraları aynı kefeye koymaya benzer. Ben profesyonel anlamda da depresyonun ufak bir sıyrık olmadığını bilen biri olarak mutlaka bir psikiyatristten yardım alırdım ve tedavinin her adımında eşimin de sürecin içinde olmasını isterdim. Çünkü tedavi, depresyonun derecesine göre ilaç tedavilerini de gerektirebilir. İşin içinde emzirme de olduğu için hekimin önerisi doğrultusunda eşlerin ortak kararı çok önemli. Depresyon tedavi edilmediğinde anne ve bebek arasında ciddi ilişki ve bağlanma problemlerine, bebekte depresyona, babada depresyona, evlilikle ilgili problemlere ve yanlış kararlar alınmasına, ve hatta psikoz ve intihara kadar gidebilen sonuçlara yol açabildiğinden mutlaka tedavi ve müdahale edilmesi gereken bir hastalık..O nedenle tüm annelere doğum sonrası depresyonsuz bir yaşam dilemekle beraber böyle bir durumla karşılaştıklarında mutlaka eşleriyle beraber bir uzmana başvurmalarını öneriyorum.

Özlem Hanım, o kadar içten ve yalın anlattınız ki her şeyi verdiğiniz bilgiler beni çok aydınlattı. Bir anne ve bir uzman olarak konuşmanız bizim gibi acemi ve yeni annelere fazlasıyla ışık tutar diye düşünüyorum.
Peki size özel olarak danışmak isteyenler nasıl iletişime geçebilirler.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde psikiyatri uzmanı olarak çalışıyorum.
Kurumumun tam ismi ve bölümüm ise şöyle: Uzm. Dr. Özlem Devrim BALABAN Bakırköy Prof.Dr.Mazhar Osman Ruh Sağlığı Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi
12. Psikiyatri Kliniği
’nde beni bulabilirsiniz
Uzm.Dr.Özlem Devrim Özbalaban

Herşey için çok teşekkür ederim ve size meleğiniz Barış bebek ile, sevdiklerinizle mutluluklarla dolu bir ömür dilerim.