ikaz ediyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikaz ediyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2011 Perşembe

Çizgi filmlerde siyaset ve ırkçılık




İki gün önce öğle saatleriydi. Meyve tabağı hazırlamak için mutfaktaydım. İçeriden Ata' nın panikle beni çağırdığını işitince koşarak yanına gittim. Nasıl olduysa benim akıllı oğlum açık olan Luli'yi değiştirmiş bambaşka bir kanala geçmişti. Ekranda bir çizgi film vardı.

Bir asker...
Başındaki şapkasında bir bayrak ...
Omzunda bir roketatar
Hedef aldığı şey ise top oynayan çocuklar.
Eyvah çocuklar ıvuracak, hemen kanalı değiştireyim derken, güm diye çocukların topunu vurdu.
Fonda gerilimli bir müzik...
Kötü kötü kahkalar atan bir asker,
Ağlayan çocuklar.

Kısacası yönüyle dehşet bir çizgi film. 2 dakika bile sürmeyen izleme süresinde olan biten buydu. İzlemesin diye Ata'yı kucağıma alıp televizyona sırtını çevirmiştim.

Hemen kanalı değiştirdim ancak tam 2 gün oldu, hiç aklımdan çıkmıyor.

Sorumlar soruyorum sürekli...

1.Bir ulusun yaptıklarına karşı olunabilir, sevilmeyebilir. Ben de onaylamıyorum çoğu şeyi. Ancak o ulusun yaptığı çirkinlikleri çocuklara anlatmanın yolu bu mudur?

2.Küçücük beyinlere savaş yerine barış anlatılmalıyken, neyin nesi bu kötü asker ve roketatar?

3.Bu çizgi filmi yapanların amacı nedir?Yüzyıllardır bitmek bilmeyen bir kavga için yeni militanlar mı yetiştirilmek isteniyor?

4.Niçin yetişkinler çocukları serbest bırakmazlar ve illa ki kendi inanışlarını kopyalayıp yapıştırmak isterler?

5.Rtük ne diyor bu işe?Ülkemizdeki çizgi filmleri, çocuk yayınlarını "gerçekten" denetleyen birileri yok mu?

6. Ya daha berbat bir sahne denk gelseydi... Ekran başındaki binlerce miniğin yaşadığı travmanın hesabını kim ödeyecek?

7. Çocukların tv izlediği bir saatte ırkçılık, şiddet, siyaset içerikli çizgi filmleri yayınlandığından kimsenin haberi yok mu acaba?

8. Bu ülke ne zaman kendi özdenetimini sağlayacak????

9. Savaşın, nefretin, kötülüğün propagandasını yapmak kimin işine yarar?

10. Bugün roketatarla çocukların topunu vuran askeri gören, yarın eline tabanca alıp adam öldürmez mi???

Kanal yöneticileri, film yapımcıları... Durun ve düşünün! Yaptığınız küçük çocukları şiddet meraklısı yapmaktan bir adım öteye gitmeyen şeyler. Politik meseleler ve savaşlar küçük çocuklarla çözülmez. Savaşı değil barışı anlatın ki gelecekte barış adamı olsunlar.



Barış ve selametin yolu eli silahlı kötü adamları göstermekten geçmez.

4 Mart 2011 Cuma

Bunları hissediyorum.

Kendimi "evinize girmeniz yasak" diyen bir polisle karşılanmış, daha sonra ise tasımı tarağımı toplamama izin vermeden kırık dökük bir iki eşyayla valizi koltuğumun altına sıkıştırılmış, kovulmuş, sokağa atılmış gibi hissediyorum.

Wordpress in o buz gibi halinden nasıl hoşlanmamı beklersiniz?

Evimden kovuldum ben...

Blogun arka fonunda kuşlar ve minik minik evler vardı ayrıca!

Ziyanınız büyüktür efendiler!

1 Mart 2011 Salı

Bloguma erişebiliyorum

Bloguma erişebiliyorum.

Olanları ise trajikomik buluyorum.

13 Şubat 2011 Pazar

Yine uyku, yine ağlatma, yine bunu zararsız zanneden anneler...

Sevgili Hülya, Alternatif Anne de Çocuğuyla aynı yatakta yatmak ya da yatmamak başlıklı bir yazı yayınlamıştı.

İlk grubu bebek odası ve yatak odası arasında mekik dokumaktan vazgeçip bebeği odasına alanlar olarak almış. Ben de bu gruba girmediğimi, en başından beri birlikte uyuduğumuzu yazdım. Ardından sevgili Işıl ve sevgili Açalya kişisel görüşlerini bildirmişler. Işıl da aynı şeyi söylemiş: "bebeğini yanında yatırmaya doğmadan önce karar veren anneler olarak bir başlık açsaydın keşke"demiş. Aynı zamanda "ipleri eline almak" ve "patron" olmak gibi kavramlar olmadığı için 7/24 bebeğin ihtiyaçlarına tam ve yerinde yanıt vermenin onlar için en doğrusu ve en sağlıklısı olacağına inandığımız için bunu yapıyoruz demiş.

Bir kere Işıl'a sonuna kadar katılıyorum. Bebeğimi doğurmadan önce yanımda yatırmaya karar verrmiştim. Ama yine de Hülya, bir zorluğu atlatmak şeklind eyorumlayarak ilk sıraya aldığını belirtti.

Bebekleri ağlatmanın stresi ile ilgilibir yazım var: Bu yazıya pek ünlü bir psikolog hanım bile hem tepki gösterdi hem tebrik gönderdi. Popüler olunca kafası karışıyor insanın demek ki :)))

Bence bebeğine uyku terbiyesi vermek isteyen pek çok anne keyfine düşkün tiplemeden uzak değil. "Anne iyi uyuyacakmış ki..." diye başlayan cümleleri hiç samimi bulmuyorum artık. Tamamen bencillik. Ayrıca; 9 ay karnınızın içinde olan bir bebeği doğar doğmaz olmasa da daha kendini ifade etme becerisinden yoksunken büyük bir aceleyle başka odaya bırakmanın "güvende" ve "özgüvenli çocuk yetiştirme" kavramları açısından bakıldığında büyük bir telaş, acelecilik ve acemilik olduğunu düşünüyorum. 5 gün bebeği ağlatmanın sonu a tipik depresyondur. Literatür bilenler ve karıştıranlar gelsin konuşalım.

"Ferber denedim, uyuttum" deyip rahatına eren anneler iyi bilsin ki bebeğin yaşadığı stres kadar varılan sonuç depresyondur. Tekrar ediyorum. Çocuk "öğrenilmiş çaresizlik" denen kavramı gerçekleştiği için, bebek ağlar ağar, anadan ümidi keser ve uyur.

Ben de bebeğimi yalnız büyüttüm, büyütüyorum. Çok zorlandığım anlar oldu. Ama hiç Ata'yı şikayet etmedim. Uyanacak tabi, o bir bebek, pek çok ihtiyacı olduğu için, en başta anneyi yokladığı için uyanacak. Beraber uyumakla rahat ve sakin bir adam olarak büyüyor. Bize güveniyor. "Yoksunluk" denen şeyi yaşatmadık çok şükür. Burada ferbercilere verip veriştirdim ayrıca. Çünkü kazık kadar halimizle anneye muhtaç olsak ve annemiz istediğimiz ilgiyi vermese bunalıma gireriz diye anlattım. Anlayan anladı anlamayan bana özelden ferberi övdü.
Saçmalamayın,bebeklerin "ipleri eline aldığını" , "patron olmaya çalıştığını" düşünmek, daha neokorteski bile olmayan yani sosyal ve duygusal yönden bu kadar karmaşık bir işlem yapamayacak kadar saf temiz varlıklara ait şeyler değil. Bunları düşünenler büyükler, büyüyüp kirlenmiş olan büyükler. Bir de bu tür şeyleri düşünenlerin bir yerlerde açıkta ve gizlide duran kompleksleri olduğunu da düşünüyorum. Kim bir bebeğin "patron benim" demek için ağladığını düşünecek kadar iyi niyetli olabilir? Hiç kimse...! Düşünse düşünse kendi acizliğini örtbas etmeye kalkan kompleksli yetişkinler düşünür. Ayrıca pozitif disiplin veren ebeveyn olmaktan bahsediyorsanız, kusura bakmayın ama ferber - yatır kaldır yöntemleri uyguladıysanız, bunlar sizin sicilinizi bozar.

Açalya'ya da çok katılıyorum. Birlikte uyumak adamı adam eder diyorum.

Ağlattım, yatırdım kaldırdım, bir travma olmadı diyenlerdenseniz ergenlikte ve devamında kök söktüreceğini bilin ona göre şimdiden hazırlık yapın diyorum son söz olarak. İlk aşaması 2 yaş krizidir tabi.

Ballandıra ballandıra anlatan annelerin ve şakşakçılarının bilmesi gerekenleri ben kendimce anlattım. Bir de çocuk nöroloğu olan bir uzman anlatsın, benim anlattıklarımı sallayabilirsiniz ama bu kadının kapı gibi iş ve bilim otoritesine kulak verin diyorum. Ayrıca Sabiha Paktuna Keskin in bu işten iyi anladığını ve annelere iyi bir rehber olabileceğini düşünüyorum.
Video tam bu yazıya göre.

Not: Hülyacım, yazımı tamamen kendi üzerine alma sakın, direk sana değil, ille de ferber diye tutturanlara tepkili olduğum için ferber seven ve yaşatan annelere karşı yazdım.


Hepinize sevgiler

10 Şubat 2011 Perşembe

Bu çocuk sizden değil di mi?

Kuzenim Lerry 35 inden sonra ikinci çocuğa niyetlenip güzeller güzeli bir kız çocuk doğurmuştu. Ebru (fotoğrafları slaytlarımda var) öyle güzel öyle güzeldi ki bunun ileride annesinin başına erkeklerden önce farklı sosyal sorunlar açacağını kimse tahmin edemedi. Çünkü Ebru sapsarı saçlı ve masssmavi gözlüydü.Açık tenli ama koyu renk saçlı bir anne ,yeşil gözlü esmer bir baba da söz konusu olunca ilk ayın ardından garip garip diyaloglar gelişmeye ve etraftan saçmalık boyutunda sorular ve yorumlar gelemeye başlamıştı.



Kuzen bir ara, "mavi lens alıp saçlarımı sarıya boyatacağım, yeter" demişti. Amanın, ne üzülmüştüm o haline. İçin için dert etmiştim kızının ona benzememesini, benzetilememesini. Anne olarak çok çabuk incindiğini gördükçe üzülmeden edememiştim.

Öyle üzülmüşüm ki aynısını şimdi ben yaşıyorum, hahahahahaa. Güldüğüme bakmayın, çok zor bir durum bu aslında... Buradaki fotoğrafa bakarsanız Ata' nın nasıl da sarı annesinin ise aksine nasıl da koyu renkli olduğunu göreceksiniz.

Bize bakıp bakıp ana-oğul olduğumuzu anlayamayanların tepkileri ise şöyle:

(Uzun bir müddet süzdükten sonra,duraksayarak) -Annesi misiniz?
-Siz nesi oluyorsunuz?
-Bakıcısı mısınız?
-Annesisiniz galiba, hiç benzemiyorsunuz.
-Baba mı sarışın?
-Ailede kim var mavi gözlü?
-Bebek sizin mi?
-Baba sarışın sanırım...
-Size hiç benzemiyor.

..ve daha niceleri. En başında ÇAğatay'a çok bzeniyordu Ata. Arkadaşım Ayşegül söyledi, o da biz belgesel de izlemiş, bebekler ilk 1 yıl babalarına çok benzermiş. Doğanın bir gereği herhalde. İşte Ata da klonlanmış gibi benziyordu. Ama sapsarı ve maviş olunca kimse şıp diye benzetemedi Ata'yı. En fecisi ben siyah saçlı olunca yapılan pek çok yorumda "siz hiç benzemiyor" lafını duymam ya da bir şekilde bunun ima edilmesi oldu. İlk aylarda bunu çok kötü bir densizlik olarak görüyordum. Çoğunda içim cızzz ettiriyordu, hatta hatta "size ne yahu" diye bağırasım geliyordu. Herkesin bebek polisi gibi davranmasına illet oluyorum ne yalan söyleyeyim.

Sonra gittim mavi lens aldım bir ara. Sırf şu illet olduğum cümleleri duymamak için. Çünkü kim mavi gözlü diye sorulunca "benim amcalarım, babannem, dedem..." diye hesap vermekten de gına gelmişti. Sonra sonra biraz alıştım gibi espriye vuruyorum bazen, bazen çok gülüyorum.Aslında bana çok benziyor Ata. İnsanlar dümdüz düşündükleri ve dikkatsiz oldukları için renklere takılıp kalıyorlar bence! :))) Sinirden gülüyorum şu an.



Hergün yolumuzu kesip Ata' yı sevenlere hesap veriyoruz, şu maviş, baba sarışın, yok anneye benzemiyor, bilmem ne bilmem ne...En fenası geçen gün oldu :))) Taksiye bindik, taksici bir müddet Ata ile beni inceledi, sonra Çağatay' a baktı :))) Ata' yı sevdi filan... Sonra;
- "Abi çocuk ikinizden de değil ama di mi" dedi Çağatay 'a :)))))))))) Ona neyse?????
-"Niye böyle dediniz" diye sorunca,
-"Yenge valla size hiç benzetemedim, olsa olsa bir başka anne yada babadan olabilir diye düşündüm" dedi. Adama bak, sanane be adam, ben senin secereni inceliyor muyum, kimdensin, neredensin!!!
-"Tanıştırayım, yanınızda oturan bey babası, arkanızda oturan kadın ise anası, siz renklere değil, desene bakın, annesinin ayyyyynısı" dedim. Ekledim;
-"Şoför bey, bunu bir önceki sene duymuş olsaydım mahkemelik olurduk sanırım sizinle. Çünkü bu kadar ileriye giden hiç olmamıştı".
-Şoför: tssssssssss


Ama yine de aklıma geldikçe bir tarafım cız bız oluyor işte. Ne demek ya! Hiç tanımadığım insanların bu kadar da ileri gidip oğlumla olan gizli bağıma dadanmalarına dayanamıyorum. Zaten aylarca Çağatay'a çok benziyor nağmelerini sıkça dinledim. Onadan da gına geldi. Sen 9 ay karnında taşı, özene bezene büyüt, etrafındakiler bir gıdımını bile annesine benzetemesin veya benzediğini görmek istemesin Nedense????????????? "Bir de sana hiç benzemiyor" gibi gerzekçe bir yargı renk farkından dolayı eklenince , eeh müsadeyle, bana da arada geliyorlar yani! O bana benzemiyorsa ben de ona benzerim deyip barbie sarısı saçlar ve lens mavisi gözlerle çıkmayayım sokağa! Bu kadar da yorum yapmayın be kardeşim! Allah alllaaaaaah :))))

Sona doğru asabiyet yaptım belki ama öyle. Uyuz oluyorum.Gıcık oluyorum. Sinir oluyorum. Geçmiş fotoğraflarına bakıyorum. Ohhhooooo aynı ben, babaya şöyle bir benziyor. Tek farkımız renklerimiz.

Farkedemeyenin eline sözlük, gözüne gözlük lazım!

Oh be!

Haydi görüşürüz :)))

4 Şubat 2011 Cuma

Saçmalasak da mı saklasak!

Duymayan kalmadı Defne' nin haberini. Başım hala güm güm vuruyor. Dün bütün gün sadece cenazede çekilmiş kareleri düşündüm durdum. Gece saat 1 olmuştu ve ben "ne olacak bebeği" diye diye bir hal olmuştum. Eminim "yeni anne" olan herkes çok düşündü benim gibi, herkes çok üzüldü ama küçük bebeği olanlar ciddi sarsıldı bence.

Haberi ilk duyduğumda, hiçbir ayrıntıdan haberim yoktu ama " evde bebişko vardı, neden eve gitmedi ki" sordum saf saf , kendi kendime tabi... :( Öyle üzüldüm öyle üzüldüm ki... Çünkü benim oğlum da 17 aylık ve bu acının nasıl bir şey olacağını tahmin bile edemiyorum ama bir şekilde hissediyordum işte. Ben sadece düşündüm sessiz sessiz ama aile ve bebek kavramalrına soooonnn derece uzak bir isim Hıncal Uluç epey ağır bir yazı yazmış, ölen birinin arkasından. Bütün hissiyatımı Facebook taki statume yazmıştım. Arkadaşlarımın tepkisini tahmin bile edemezsiniz...

Bir çocuğun ileride annesiyle ilgili karşılaşmak istemeyeceği türden ağır şeyler yazmanın hazzı nasıl birşey, biri bana anlatsın??!!!

2 Şubat 2011 Çarşamba

Abartmayalım

Anne oldum, iyi hoş, ne güzel. Lohusalıktı, emzirmeydi, gazdı, kakaydı, katı gıda polemiği, yürüteç derdi, ilk adım heyecanı, diş sancıları derken bu günlere geldim.

Çalışmaya başlayacağım dönem tavan yapan endişelerim, çalışmaya geçince Ata' nın olgunlukla yaklaşması derken ardından gelen asabiyet... Üzülmekten bir hal oldum, kimseye çaktırmadım.

Dün gece,Ata ile hiç ayrılmadan oyun ve şaka ile geçen 48 saatin ardından analadım ki; o asabiyet 2 yaş krizi filan değilmiş. Yokluğuma sinir oluyormuş benim yavru kuşum. Aldı beni bir hüzün...

Yine çalışmaya başlayacağımi hay allah, ne olacak şeklinde düşünmeye başladım bu sefer. Eee, bitmedi. Ev işleri, yemek, iş, okul... ne olacak, aman tanrım diye kendimi yemeyi askıya almam lazımı ekledim yanına. Çift taraflı baskı yaparken kendime, biraz rahatlamak için televizyonu açtım. Travel & Living' te +8 isimli programa denk geldim açar açmaz. 6 çocukla birlikte yaşamaktan söz ediyorlardı. Tam 6 çocuk...



Yaşadığım şeylerin sorun olmadığını hatta büyük bir hediye olduğunu bir kez daha farkettim. Şikayet yok kızım Aylin, bak kadın 6 çocuğa birden bakıyor dedim kendime hayıflanarak.

Büyüüüük bir huzurla oğluşumun yanına yattım uyudum.

Öğlen bilgisayar başına oturma fırsatı bulunca DEfne Joy' un acılı haberini aldım.

Zaten dün Home/ Yuva' yı izlemiş, ne kadar boş ve gereksiz şeyi dert ettiğimizi ve hala daha mutlu olmadığımızı düşünmüştüm.

Hepsi üst üste gelince "herşeyi abarttığımıza" dair düşüncem netleşti. Biz şehirde yaşayan, ço kokumuş, çok bilmiş anneler abartıyoruz.

Uykusuzluğu da, tek çocuğa bakmayı da, ateşi de, mikrobu da, oyuncağı da, emzirmeyi de, bebeğin gelişimini de...

Ya hayat nasıl da süprizlerle dolu...!

Ne malum yarına çıkılacağı???

Abartmayın!

Sevin, koklayın, mıncıklayın diyor Acalya her seferinde. Ne olur memede uyusa? Annesinin kokusuna doya doya büyüse? Ne olur anne-baba bir arada uyusa o minicik yavru? Nedir o sıkı kurallar listesi öyle?

Abartmayalım!

Peaaahhh!!! Emzirerek uyutmayınmışmış, aman kucağa alışmasınmış, ayrı odada uyusunmuşmuş!!!

Atın bunları bir kenara.

Şunu düşünün: Şunu düşünelim: ne olacak Defne' nin yavrusuna?

Peki ya yarın neler gelecek sizin başınıza???

Düşünün...

Haksız mıyım ?

31 Ocak 2011 Pazartesi

Var böyle anneler

Hala daha aklım almıyor anlatılanları... Duydukça sinirlerim bozuluyor ve bebekler için çok üzülüyorum. Hayatlarının ilk yıllarında doyasıya saygı ve sevgi hak ediyorlarken ebeveynlerinin fütursuz davranışlarını duydukça "gelecek nesiller için endişe duyuyorum"!

Bugün arkadaşlarımla sohbetteydim ve tabi ki konumuz çocuklarımız, gelişimleri ve de bizim ne yapmamız gerektiğiydi. Epey bir "doğrusu nedir" üzerinde durduktan sonra "bir de tam tersiniz yapanlar var" dedi arkadaşım. Vardır tabi olmaz olur mu?
:(

1 hafta içinde hızlı tuvalet eğitimi vereceğim artık ne yapayım demiş biri. Ee, nasıl olacak diye sorunca arkadaşım, kibrit, çakmak, yakarım, cısss diye korkutacağım! demiş kendileri.

Diğer bir vaka: Gece ben uyanmıyorum, bakıcısı var, o kalkıp sütünü içiriyor, demiş.

Öteki sinir bozucu olay: "Emzirmedim çünkü göğüslerimin sarkmasını istemiyorum" şeklinde yine kendinden taviz vermeyen çok okumuş, pek kültürlü bir anneye ait bir laf... Laf denirse tabi.

Ben niye hayret ediyorum ki; tatilde gördüğüm ve şahit olduğum pek çok şeyi burada ve şurada uzun uzun yazmıştım.

Benim felsefeme uygun şeyler mi? Yanıt; hayır!

Var mı böyle anneler? Yanıt; evet, var böyle anneler!

Ya sabır!

6 Kasım 2010 Cumartesi

Gereksiz işler müdiresi, bendeniz...

Ne kadar gereksiz işlerle uğraşmışım meğer. Doğum iznim bitince anladım. Ata'nın doğumundan 9 aylık olana kadar geçen süreyi saymazsak Temmuz'dan beri gerzekçe bir misyon edinip milletin derdine derman olmak için saatlerimi harcamışım ama sonuç koca bir hiç.

Anne bebek forumlarında birbirine antibiyotik yazan annelerle uğraşırken çoğu moderatörle gırtlak gırtlağa geldim. Kendimi kınıyorum, mahkeme orada halbuki, ver dilekçeni uğraşsın dursun karşı taraf. Ama hangi birini mahkemeye vereyim kardeşim, dolu..Ortalık vasat moderatörden geçilmiyor.

Mama firmalarıyla yazıştım uzun uzun. Ne gerek var! Verme çocuğuna olsun bitsin! İlla ki o var bu var şu var, sen bal gibi biliyorsun, bile bile bu nanaleri çocuğuna yedirmek içirmek isteyenler düşünsün!Sana ne oluyor???

Anne sütünü destekledim, moderatörlerden veto yedim. Emzirmeyi ve anne sütünün kalitesini tartışan gruplarda anne sütünü arttırmak için çabalarken "reklam" yapmama takılındı ve uyarı aldım. Ah Aylin Ah!!!!!!!!!!Adam olmayacaksın sen, sallaaaa! Sana ne, sana neee!!!Sen iç bu çayları. 15 aydır emziriyorum bir 15 ay daha emzirsem olur hani şu çayla... İsteyen arasın bulsun, ben niye tırmalıyorum ki! Değil mi ama!!!

Doğum izni arttırılsın, anneler bebekleriyle daha uzun süre ilgilensin diye debelenme girişimindeyken kendi doğum iznimde bebeğimle ilgilenme fırsatı bulamayacak kadar iş talebi gelmesi doğrultusunda, eh artık , mğsadenizle... Çayımı elime alıp film izlemeye gidiyorum! Müsadenizle!

Pazartesi iş başı; herkese güzel geceler!

Aylin

Not: Bakalım bu boşverme eylemim kaç gün sürecek?

31 Ekim 2010 Pazar

Ferber Yöntemi Hakkında

En son Hürriyet Aile bu yazıda Ferber Yöntemi çılgınlığından bahsediyor.

Yazı da bloggerlara da bir iki iliştirme var.

Eğer okunuyorsam ben de bir iki iliştirme yazayım da bu gece rahat uyuyayım.

Dünyaya yeni gelmiş birisine uykuyu öğretmek için Dr. Ferber'in uyku bozukluğu yaklaşımını uygulayamazsınız. "Her çocuk bir değil" lafını lütfen içinizde tutun, bunu ben de biliyorum.

Bir şeyi öğrenmemiş bir varlığa "bozukluk" teşhisi ile "ağlatma" yöntemini uygulamak kadar vicdansızca birşey olamaz.

Uygulayanlar da vicdansızdır. Okusalar da kalpleri okumamıştır kötü etkilerini.

Co -sleeping nedir yahu? Türkçeye kıran mı girdi.!!!! ???!!!
Birlikte uyumak demek istediniz sanırım.
Amerikalılar bu dünyanın ergen ruhlu toplumudur. Bir ergen bebek bakımından ne anlarsa bu adamlar da bundan o kadar anlar. Etraflarında dolanıp Amerikan Pediatri Birliği şöyle diyor, şu şunu diyor hava civalarından çok sıkıldım.

Birlikte uyumak cahillik mi? Değil. Onlarca kültürü araştırın, bebek doğasını insan doğasını ve doğayı tanımayan kültürlerin başında Emeerikalılar gelir. Bir de Emeerika'dan ülkemize terk-i diyar eylemiş re-immigrantların durumu iki kültür arasına sıkışmış bir halde, zordur fecidir. Neyse!

Doğada her canlı bebeğiyle uyur. En azından memeliler, en azından kediler. Yani bizim kedi kadaraklımız, vicdanımız, iç sesini dinleme becerimiz yok mu? E sanırım yok!

Bebeği ağlatarak " ona kararlı olduğumu göstereceğim" diyen anne insan yavrusunun gerçek duygu durumundan bihaberdir, kimse kusura bakmasın.

Ayrıca bebeği ilk günlerinden ilk aylarından itibaren bile bile ağlatmak depresyona girmesi ve ömür boyu güvensizlik için en ideal yöntemdir.

Çocuğunuz,
size güvenmesin,
iç dünyasında kızgınlıklar yaşasın,
2 yaş krizleri geçirsin,
ergenlikte kök söktürsün,
aşk ilişkilerinde arabesk biri olsun istiyorsanız, haydi durmayın Ferber uygulayın.

Daha fazla açıklama yazıp parmaklarımı yormasam iyi olabilir. Çünkü herkes bildiğini okuyor, Aylin bildiğini ve yaşadığını yazıyor.

Efendim, alın okuyun, herşeyi Aylin Anne'den beklemeyin :) Zaten okuyan annelerin çoğu doğal yaklaşımı savunan aklı başında anneler. Ferber çılgınlığıyla uğraşanların tahsili ne olursa olsun kendinden ve insan kavramından uzak olan kişilikler olduğunu düşünüyorumç Bu uzaklığın onlar farkında değildir, bebeklerini bile bile ağlatırken dışarıdan izleyen vicdanlılarca bu uzaklık görülür...

İşte Aylin Anne' nin bloggerlera sataşan ya da doğal ebeveynlikle uğraşanları cahil yerine koyanlar için yazdığı yazılar, buyrun okuyun. Özellikle blogları gezip kırpıp kırpıp kendine yazı yapan yada okuduklarıyla dalga geçen köşe yazarı hanım ablalarım okusun da birlikte aydınlanalım.

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?
Rahimdışı yaşamın psikolojik evreleri
Annelerin doğru bildiği yanlışlar
5 Aylin ve bebek depresyonu
Bebeğinizi büyütürken psikolojik hasar bırakmayın!
Amazon ormanındaki bebekler daha zeki ve mutluymuş
Anneliğe sığar mı?
Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Keyifli okumalar!

Sevgiler

Aylin

3 Ekim 2010 Pazar

Bu da bana ders olsun!

Sen misin ellerini açıp isteklerini sıralayan!

Sen misin kilo hedefi koyup azim yapmaya kalkıp, çocuğu kaz gibi beslemeyi uman!

Al sana işte!!!

Geçen gün birden ateşlendi ve neşesi kaçtı kuzucuğumun :( İlk anda bunu düşündüm, istedim diye böyle oldu galiba. Önemli olan sağlık derdim hep. Ama biraz hırsa ve hevese yönelince bu geldi başıma.

Bu da bana ders olsun! Bir daha Ata' nın kilosunu gram kadar kafaya takmak yok. Tövbe!
Neymiş 300 gr eksikmiş!..............Allahımmmmmmmmm!............. Mükemmelliyetçilik tedavi edilmesi gereken bir huydur diyorum son söz olarak!

18 Eylül 2010 Cumartesi

KPSS SINAVINDA REZALET!!!Eğitim Bilimciliğimden utandım!


Hasan Ali Yücel'in meşhur sözüdür "Şu maarifi adam ederim ama şu öğretmenler olmasa"

...

Eğitimci bir annenin kızıyım, ailede sayamayacağım kadar çok eğitimci var.Boy boy çeşit çeşit...Annem 3 dil bilen çift lisanslı, günü gününe ders çalışan, deli gibi plan yapan, materyal hazırlayan, evde bir sonraki ders için hazırlık yapan bir öğretmendi.

Karşı sınıfın öğretmeniydi aynı zamanda ben ilkokuldayken :)

Sınıfında huzursuzluk olduğunu pek duymadım. Abartılı sevinçleri de pek yoktu.Dengeliydiler anlayacağınız.

Yüzlerce insan yetiştirdi, öğrencileri derece yaparak okul kazandılar filan falan.Ancak annemi bir kere olsun omuzlarını kabartarak övündüğünü görmedim. Tevazunun ta kendisiydi öğrencilerinden bahsederken. Başarısız olarak tabir edilen çocuklarıyla da çok iyiydi arası. Her askere giden gelip elini öptüğüne göre, demek ki analığını esirgememişti onlardan. Aferin benim canım anneme.

Zehirli hırsları hiç olmadı, tevazunun ta kendisiydi. Bize duruşuyla felsefesiyle çok şey öğretti. Farkında değildir ama ben yurdun 4 bir yanını gezip evliya çelebi misali binlerce insan tanırken anladım onun "kim" olduğunu.

...

Emel öğretmenim...Yetenekli, zeki ve çok güzel bir öğretmendi.Hepimiz aşıktık ona.Hangi öğretmen soru çözerken öğrencilerini rahatlatmak için şarkı mırıldanır??? İşte bizim öğretmenimiz yapardı bunu. Bizi öyle bir yetiştirdi ki, çoğumuz yeteneklerimizi keşfettik, imkan tanıdı.Başarılıydık, çok iyi öğretti.45 kişi kardeş gibiydik, sosyal yönümüzü çok sağlıklı büyüttü.Sınıf farkı, ırk ayrımı gibi ıvır zıvır şeyleri silip attı kafamızdan. Çok iyi biliyorum, nasıl bir harç kullandıysa, ilkokul arkadaşlarımla hala daha görüşürüm. Canlarım benim.

Emel öğretmenimi yazsama yazsam yine doymam, onu apayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum.

...

Annemin ve Emel öğretmenimin arkadaşları; emekli oldular. Bizim teşkilat çok kan kaybetti. Öğretmen okulu, Köy Enstitüsü gibi yerlerden emekli kaliteli kesim yaş haddinden, emeklilik istediğinden dolayı ayrılınca buralar bize kaldı. Onların başarıları bileğinin hakkıyla glemişti.
Kopya çekmek bir kenara, böbürlenmezlerdi bile başarılı çocuklarıyla!

Göreve başladık, öğretmen marşı ile...

ÖĞRETMEN MARŞI

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;
Korku bilmez soyumuz.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.


Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

İsmail Hikmet ERTAYLAN

Candan açılmış, cehaletle savaşa yürümenin şanıyla öğretmen yeminimizi ettik.

İdealist ve bilgi doluyuz ya. Engellerin bini bir para...!!!!
"Aman hocaaaanım, öyle isteniyorsa öyle yap, hııı de geç".
"Müdür bey, ben bir zeytin bahçeme kadar gidip geliyorum, idare et."
"Müdürüm, (el-kol işaretleri) caminin yolu tutulur."
"Ben bu gelen resmi yazıyı anlayamadım, siz okuyup halledebilir misiniz, gereği neyse yapın."
"Gençsiniz, siz yapacaksınız. (12 saat derse sokan müdürden bir inci)"
...
"Hocam bu öğrencinin ailesi geçmesi için notun değiştirilmesini istiyor, gereğini yapalım."
"Aaa, koskoca kaymakamın oğluna kırık mı verdin, E pes, hocaaanım, ver 50 yi geçsin, amirin o senin"
...ve daha binlercesi...

Siz ve sizin gibiler yüzünden bu ülkenin suyu çıktı. Yeni nesil öğretmenleri ideallerinden, güçlerinden ettiniz!
Yıldırdınız!
Kendinize benzettiniz!
Gelen yazıyı, müdürün odasını,öğrencilerin kırık dökük sıralarda oturmasına yeğlediniz!
Salaldınız başınızı, aldınız maaşınızı, gerçi onu da pek beğenmediniz.
Tarlanız, bahçeniz, ıvır zıvır işleriniz okuldan daha mühimdi!
Şimdi "uzman akademisyenler" tarafından çözülen sorularla KPSS çeteleri yetiştirdiniz!

BEN OLSAM BU ÜLKEDE BİR TANE EĞİTİM BİLİMCİ BIRAKMAM.HEPSİNE GÖREVDEN EL ÇEKTİRİRİM.A DAN Z YE YENİLERİM.Ama nereden gelecek o dürüst şanlı yeni nesil öğretmenler?
BİL-Mİ-YO-RUM!!!!

Tüüühh size, yazıklar olsun!

Yeni nesil sizlerin eseriniz!

6 Eylül 2010 Pazartesi

Mıy mıy mıy...



Aman ya! Ben ne kadar çok boş ve gereksiz yere kendime baskı yapıyormuşum meğer!

Ata yemek yiyor mu?Tabağındaki bitti mi? Doydu mu? Doymadı mı? Acaba karnı aş mı???

Bu vesveseleri bir kenara bırakınca ben de rahatladım o da.neymiş o öyle mıy mıy mıy mıy.Vıyy vıyy vıyy vıyy! Bir kere Ata anne sütü ile beslenen bir aslancık. Onun dışında öğünlerini şaşmadan ve kasmadan alıyor.Bazen yemek istemiyor o kadar!

İyi de bu dünyanın son değil ki??! Sen hergün yiyor musun kızım! diyorum kendi kendime.Ya da "Ata bugün yedi mi? Ne yedi?" suallerini soran sualcilere de aynı yanıtı veriyorum. Yahu adam ço kaç olsa der "mama" diye. Sonra çok aç olsa üzerime saldırır emmek ister. Yiyor işte bir güzel.

Daha fazlasını istemek Ata'ya yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu tür mahalle baskılarından ayrıca ben bile çok sıkılmışken Ata'nın bunalması çok normal.

Ben mis gibi mamalar yaparım, Ata'cım da mis gibi yer. Yemezse de canı sağolsun. Yeter ki sağlığı, mutluluğu, huzuru yerinde olsun.

Gerisi boooooooooooooooooooooş! :)))

Bu böyle biline.

Sevgiler...

Aylin

24 Ağustos 2010 Salı

Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskine'e göre ilk bir buçuk yaş oral dönemdir, bu dönemde bebek bir süt çocuğudur.Sadece anne sütü alsa bile olur. (Bunca "ne yedirsem" telaşı kuru gürültü o zaman)Aslında anneler 6. aydan itibaren bebeklerine beslenme eğitimi verirler.
Pütürlü gıdaları parmakları ile tattırarak,
Katı gıdaları kaşıkla yedirerek bir çeşit eğitimden geçirirler. Aynı zamanda sofra adabını da verirler.

Bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel'e göre ise sofra adabı 1.yaş ile birlikte erilmeye başlanmalı, her sofrada en az 2 çeşit yemek bulunmalı, çocuk ana yemekten sonra devam edeceği 2. bir yemeğin olduğu anne-baba öğretmelidir.



Bu bir buçuk yaşta temel güven ve oral dönem tatmini çooooooooooook önemlidir.

İlk 8. ve 10. ayda çocuk çevreyi 5 duyu ile algılar yine Keskin'e göre.10. aydan itibaren ise nesne takibini öğrenir.

Düşen oyuncağını izler vb...

Burada annenin önemi eşsizdir.Anne herşeydir,besleyen, temizleyen,uyutandır ve yokluğu ölüm acısı yaşatır. Bebekler 3 yaşına kadar annelerini kendisiyle özdeşleştirir, bir bütün olarak görür.Anne çocuğu bırakıp gittiğinde feryat figan ağlaması bu yüzdendir ve çok doğaldır.Üç yaşından sonra annenin kendinden ayrı olduğunu farkeder ve "anne gitse de döner" diye düşünür.

1.5 yaşındaki çocukların annelerinden ayrılmaları çok travmatiktir bu 2.5 lu yaşlarda azalır ancak 3. yaşa yaklaşırken yine tavan yapar.Sonra azalır...

Eğer bunu tolere edemiyorsa, anne geldiğinde şu tepkileri veriyorsa bir sorun var demektir:
Hırçınlık,
Uykusuzluk,
Annenin yatağında yatmak,
Gece uyanmak vb...
Bu gibi durumlarda çocuk "sen beni bırakıp gittin ve bir daha gidersen geri dönmeyebilirsin" kaygısı yaşamaktadır.Pedagojik olarak yada bir çocuk psikiyatrından yardım alınmalıdır.

Daha da dikkat edilmesi gereken bir durum:
Eğer anne sık sık gidiyor ve çocuk bunu tolere edemiyorsa...Çok dikkatli okuyalım:
İçine kapanmışsa,
Çevresindeki uyaranlara çok az cevap veriyor,hatta ilgilenmiyorsa,
İletişim azalmışsa,
Kendini uyarmaya başlamışsa( sadece kendisi ile ilgileniyorsa) dikkat, bunlar otizm işaretleri olabilir :(

Lisan gelişimi geri ise,
Öpücük,
Bye bye yapma,
Çatal kaşık kullanma,
Taklit yapma,
gibi davranışlarda normalin altında bir seyir varsa...bir uzmana danışılmalıdır. Yeni girilen çevrelerde uyum güçlüğü yaşıyorsa, market, avm, arkadaş toplantıları vb gibi...tekrar ediyorum ; bir uzmana danışmada fayda vardır.

Korkuyu öğrenebilir, hayatı boyunca hayvanlardan, karanlıktan, seslerden, kalabalıklardan,mekanlardan korkarak yaşayabilir.

Burada bazı arkadaşlarımı uyarmak istiyorum:

*Bebeklerini "vedalaşmadan" büyükannelerine bırakmaları hiç doğru değil sevgili hanımlar. İşte yukarıda bahsedilen örnekler çocuğunuzun başına gelebilir.
*Ne olsa, her bahanede çocuklarından kaçarcasına uzaklaşan anneler çocuklarının kendilerine duyması gereken güveni sarstıkları gibi; onların hayat boyu asosyal ve takıntılı olmalarına neden olabilirsiniz...Kafelere, caddeye koşarak inmeden önce bunları iyi düşünün!!!!
*Emzirin kardeşim, yok meme ucum müsait değili yok sütüm az gibi ıvır zıvır bahanelerle bana gelmeyin, çok ayıp. O çocuğun anne memesi alması hakkını kafanıza göre kesemezsiniz.Seks hayatını emzirmeden önce gören anneleri eshefle kınıyorum. Bebek ne zaman isterse o zaman emzirme bitmelidir.

Oral dönemin yeterince doyurulmaması, yani
Anneyi hiç emmeme,
Az emme,
Bebeğin rızası olmadan kesme,
İleride kötümser ve kendini beğenmiş kişiliğe hatta takıntı nörozlarına sebep olur(Prof. Dr. Sabiha Patuna Keskin)

Ayrıca:
Bizler parmak emmelerinden nedense hep ürkeriz. Oysa ilk bir buçuk yıl dolu dolu bebek emmelidir. Anne memesini, emziği... Oral dönem bu şekilde tamamlanır. Eğer bu dönemde parmak emmelerine izin verilmezse bu uzar gider.Anal dönem,fallik dönem gibi daha karmaşık dönemlere sarkar ve bu ilerilde daha farklı komplikasyonlara neden olabilir. Bu incelmiş bir parmaktan daha önemli bir sorundur.(Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin)

Kısacası:
-Annelik bekar kadınların yada çocuksuz kadınların lay lay lomuna benzemez! Özenmeyin.
-Bebeğinizi o hayata uydurmaya hiç kalkmayın, buna ne hakkınız var?Kafelerde restoranlarda her allahın günü gezeceğinize oturun evinizde bebeğinizle birlikte oynamanın tadını çıkarın.
-Büyükannelere güvenip çocuk yapmayın, istediğiniz süre kadar büyükanneler baksın ama o çocuk sizin ve o hep sizi isteyecek!
-Arada kaçamak yapmak iyidir, tabi. Ama ARADA!!!
-Kendinizi düşünerek hareket edemezsiniz herzaman.Bebeğiniz henüz kenbdini konuşarak ifade edemediğine göre, onunla sevgi ve şefkatle ilgilenmek, bütün zamanınızı ona ayırmak anneliğin ilk görevidir.

Yeni nesil anneler genelde ;
*Emzirmeyi zulüm görüyor gibi bu örneklere bakarsak!
*En kısa zamanda kesip kilo verip, gece alemlere akma derdindeler. Bebekler ise bakıcılarda, büyük annelerde annesinin yollarını gözlemekte.
*Çoğu sigara içiyor!
Çok büyük sorumsuzluk. Emzirme döneminde içen anneleri iki gözümle gördüm,tanıdım İzmir' de :( E yuh!!!!

Bunca bilimsel bilgi ve hayattan örneklerin sonunda söyleceğim iki çift laf daha var:

Annelik zordur, sıkı geldiyse bir kaç beden, değiştirme fişiyle aldığınız yere iade etmeniz mümkün değildir.Ona göre!

Herkes aklını başına devşirsin! Bu kadar bilgi varken, bunca kolayken öğrenmek, çocuğuna karşı ilgisiz ve bilgisiz olan, üniversite mezunu, dil bilen, sürekli internet kullanan, araba kullanan, sosyal, hobileri olmasına rağmen evlendikten sonra "sıra çocuk yapmakta" diye düşünen, bakıcılara,büyükannelere güvenen,bebeğini kucağına almayan, dokunmayan,ağlatan anne profiline acayip gıcığım, kimse kusura bakmasın!

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Aslında yazacak o kadar çok şey var ki ama üzerimdeki bu yorgunlukla karışık isteksizlik yüzünden yazamıyorum.

Çocuklarını gece 1'e kadar uyut(a)mayan annelere,
Rutin oturtamamışlara,
Emzirmeyle ilgili derdi olanlara,
Ona buna şuna...herkese yazacak 2 çift lafım var ama enerjim yok işte!

Gerçi olsa, yazsam ne değişecek ki???

Bu hayatta herkes bildiğini okuyor.Okusun okumasına ama hepsi ezber!Kopyala yapıştır yapılıyor aslında... Kimse de farklı bir şey yok gibi. Farklı olanlar zaten ortada...Neyse, onların da çoğu kendi havasında ya, boşverelim.

Yine de hazır elim klavyedeyken bir iki cümleyle mesaj kaygılarımı tatmin edeyim.

Bedenini herşeyden çok önemseyenlere:emzirme en iyi liposucktiondır, emzirin, incelicem diye abuk sabuk işler yapmayın, emzirmeyi kesmeyin!

Bebeğinin ağzına memeyi tıkıp, pusetine bağlayan ve sonra dünyayı unutan, alış veriş müptelası annelere söz değil kötek gerek diye düşünüyorum. Bebek ağlıyor, anne hiç oralı değil,saçını düzeltiyor dükkan camında. Süsünden püsünden taviz vermemek güzel de bu nedir böyle allah aşkına?Benim yerimde hangi aklı başında insan olsa "yolarım o saçını" der öyle değil mi?

Aman neyse ya! Kötü polisliğim bugün bu kadar.

Kimseyi düzeltemeyeceğimi biliyorum. O nedenle kısa kesiyorum ,Aydın Havası olsun :)

Haydi eyvallah!

:)

17 Ağustos 2010 Salı

Tatilden anne-bebek manzaraları VOL.II

Ah sevgili okurlarım ah!
Tamam Egeliyiz,Akdenizliyiz, tez canlı, telşalı, heyecanlıyız ama kabul edelim biraz da düşüncesiziz işte.

Yine otelin bilumum köşelerinde gözüme çarpan hatta gözüme giren şeyleri aktarmaya devam edeceğim.

2 yaş civarı biz kız çocuğu lobiden içeri girerken çok şiddetli bir şekilde ağlıyordu. Ama annede tık yok, sanki duymuyordu.Yürümeye devam ederlerken kızı sürüklemeye başladı asansöre doğru. Pardon size bir uçan tekme atabilir miyim? diyesim geldi.Ama diyemedim tabi.İçimden küfür etmem ben. Direk adamın suratına söylerim ne demem gerekiyorsa.Uzak olmalarından dolayı söylenmemi de duyamazlardı.Zaten ağlama sesinden başka hiiiiiiiiç birşey duyulmuyordu. Neyse...Anne sürükleye sürükleye çocuğunu asansöre bindirdi. Biraz da tartakladı.AFERİN!!!
Demek ki bu anneye de zamanında onun annesi böyle yapmış. Bravo, ağlatın hep böyle bebelerinizi, hiç duymayın seslerini.Konuşmaya çalışmayın, anlatmaya uğraşmayın. Hiç iletişiminiz olmasın.

Sonra okula başladığında
Uyumsuz,
Hiperaktif,
Agresif,
Ders çalışmayan,
Bilmem ne bilmem ne şikayetleri ile bize gelmeyin. Hepsinin sebebi bu ağlama nöbetlerinde annenin-ebeveynlerin yardımcı olmaması.
Çocukla inatlaşmak ise daha bela birşey.Ergenlikte görürsünüz siz! Hiç dinlemeyecek sizi, aynısını size yapmak isteyecek hatta.

Bu tür anneler biraz düşüncelilik etse, empati kursa "ben olsam bana iyi ve yumuşak davranılmasını isterdim" dese problem kalmayacak.


Gelelim başka bir olaya.

Katta asansör bekliyoruz Ata ile,bir baba ve 2 çocuğu da bekliyor... Siz buyrun önce, biz bekleriz dedim.Asansöre yerleşirlerken minik oğlan oradan bir düğmeye bastı. 2 metre boyunda 5 metre eninde olan baba ise çocuğa anında bir yumruk vurdu ( kafasına)o sırada kapı kapandı.Seslerden anladığım kadarıyla çocuk yere düştü. Boşluktan "kalk ulan", "yine çakarım haa!" sesleri yükseliyordu.

Orada öylece çakılıp kalan ben, epey bir zaman sonra kendime gelebildim.Annesi orada olsa acaba o olay böyle gerçekleşebilir miydi? Yüreği hiç mı sızlamadı acaba diye düşündüm durdum.
Yine başka bir anektot!
Bebek arabasında sürekli volta atan bebeği her gördüğümde seviyordum. Annesiyle sık sık laflıyorduk ta. Sonra birgün ”annesi havuza sokmamı istemiyor “ geçen sene hasta oldu dedi.Haydaaa, pot kırdım, tüh derken, kadın bebeğin dadısı çıktı.Ama o kadar annesi gibiydi ki şaşırdım kaldım. 1-2 gün sonra annesiyle müşerref olduk. Dadısından daha uzaktı hatta çok soğuktu. Belki depresyondadır, tatile ondan gelmiştir dedim. Ama sonra anladım ki ablanın durumu kronik. Dadı,annanne ve teyze bebeği oyalıyor o ise sere serpe güneşlenip yüzüyordu gün boyu. PES!!!!
Güzel şeyler de vardı.
Anne kızıyla tavla oynarken, baba 3 aylık minik bebeği kucağına alıp ona şarkı söylüyordu.Şakalaşıyordu bol bol. Bebeğin gülücükleri herkesi mest etmişti. O aile zaten acayip sıcaktı, çok tatlıydılar. Helal olsun böyle anne-babalara. Baba üşenmeden, gücenmeden bebeğine çok yakın ve sıcak bir ilgi gösteriyordu. Mutlu bebeğin kıkırdamalarını yine duyar gibi oluyorum.

Şimdi yazıma son vermem lazım. Çünkü yavrucan beni bekler.

Sevgiler

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatilden Anne-Bebek Manzaraları

Kötü polisim ben. Aslında bu yazıyı yazmak yerine o manzaraların fotoğraf ve videolarını yükleyip vasatın da altında olan anneleri deşifre etmem lazım benim!
Uykularım kaçıyor bazen aklıma geldikçe!
En sondan başlayayım anlatmaya:
(Ev yerine otelde geçen tatilimizin mekanlarından anektotlar.Neredeyse her ailede bir bebek vardı.)

Lobideki koltuklardayız, çıkmak üzereyiz artık...1 yaş civarı bebek arabasında sıkı sıkı bağlıdır ve sert bir sesle Uaaaaa! diye ağlamaktadır.Her allahın kulu bebeğe bakarken anne sadece puseti ileri geri yürütüp kocasıyla muhabbet etmektedir:
Anne:Ayyy, havuza inelim, hadi çok güzeeellll...
Bebek:UaaaaAAAA...
Baba/Koca:mırmırmır birşeyler der
BebekUaaaAaaaaAAAA!!!
Anne:Hiii, ay ne iyi oldu geldiğimiz.
Bebek:Ciyaaaaaaaaaaaaakkkkkkkkk!
Baba/koca: Mırmırmırmır
Otel görevlisi gelip birşeyler konuştu...
Baba/koca:Ben kızımla çok iyiy anlaşırım, bakın(başını okşar)
Bebek:Ciiiiiiyyyyyyyyyyyyyyyyyyyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaakkkk!
Anne:Başka havuz da var mı?
Bebek: Artık ağlamaya hatta çığlıklarla ağlmaya başlar.

Aylin de dayanamaz bebeği kucağına almak ve anne babayı azarlamamak için kendini zor tutar. Kucağı doludur çünkü ;)

Bunları direk pataklamalı var ya! Sersem sersem anne-babalık yapacaklarına keşke sürekli havuz kenarında yaşayıp derilerini buruşuncaya, klordan saçları ağarıncaya kadar o havuzda yaşasalar bekar olarak!!!!!

Bakmayacak olan doğurmasın kardeşim! Bu ne !
Madem çok meraklısın sosyal hayata, bekar kal yada gezenti bir koca bul, gez o tatil köyü senin bu beach club benim.
Madem zor geliyor annelik, her ağladığında ilgilenmek doğurma!
Zor geliyorsa yapma bunu!
O çocuklar sonra ne oluyor, problem yumağı :(

O annenin suratına bir tane koymak geldi, sanki çocuğuna değil de düşmanına bakar gibi bakıyordu. Şiddetle ağlayan evladını kucağına alırsa incileri dökülür belki, ondan öyle bakıyordur diyorum. Belki bluzu kırışmasın diye alıyordur düye düşünüyorum. VAR BÖYLE TİPLER!

İsveç gibi anne-baba okulları açılsın derhal.Sertifika alan doğursun, alamayan beach clublarda gezsin, bebeklere yaklaşmasın bile!

AİLEDEN SORUMLU DEVLET BAKANLIĞI NE İŞE YARAR???????????

Başka bir olay:
Kahvaltıdayız, bir yerlerden katıla katıla bebek ağlama sesi geliyor. En sonunda dayanamadım, kalktım buldum. Resmen akbaba gibi başlarındaydım :))) Buldum da ne göreyim.Anne yiyor afiyetle, bebek ise pusette katılarak ağlıyor. Hemen:aaa, annesi hadi sen yemeğini ye, ben bebeğini sakinleştireyim bu kadar ağlaması iyi değil onun için dedim. Hemencecik sakinleşen bebek kucağımdayken ayak üstü doğal ebeveynlik, bebeği ağlatmamak gerektiği, anneye bağlanma ve güven ile ilgili bir iki bilgi paylaştım.

Anne çok masum görünmese bunu yapmazdım. İlgiyle dinleyen anne ve babaya bir kez daha teşekkürler.

Bu arada bütün bebeklerde Huggies'in Littler Swimmerslarından vardı. Ben pek beğenmedim doğrusu, onun için kullanmamıştık. Kişiliksiz durduğunu düşünüyorum. Mayolar daha şirin ve sağlıklı gibi geldi bana.

Çok dikkatimi çeken bebeklerin ses şiddeti oldu. Daha önce çok iyi gözlemlediğim ve bildiğim bir şeyi anne olarak inceleyince daha farklı detaylar buldum.

Mesela Rus ve JApon anne bebeklerini kucaklarından hiç indirmiyorlardı, bizim gibi. Bizden farkları yemeklerini kendilerinin yemelerine izin vermeleriydi.Japon bebek 1.5 yaşında olmasına rağmen çatalı ile pilavını pek ala yedi bitirdi bir akşam. Rus bebek ise gık demeden koca tatili geçirdi.Fransız ikizler ise kendi kendilerine yemeklerini yiyip sakin bir şekilde masada oturup anne-babalarının konuşmalarını dinlediler.

Bizimkiler ise yaygarayı basıyordu ara ara :)))

Anne olarak bebeğine aşırı bağlı olduğunu düşünen ancak onun beslenme ve yaşam gereksinimlerini karşılarken, bebeklerinin özgürlüğünü hiçe sayan bir yapımız var bizim.Saygıyla beslemediğimiz için onlardan saygı ile büyüklerini dinleme becerisini göremiyoruz. Çok öenmli bu.

Minicik de olsa zorlamadan, yıpratmadan yemelerini, oynamalarını, konuşmalarını, uyumalarını saygı ile sağlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Yoksa gerisi kuru gürültü bana kalırsa...

Sevgiler

Aylin

1 Ağustos 2010 Pazar

Başlık atamayacak kadar sinirliyim şu an!

Bebeklerini gece yarılarına kadar ayakta tutan anneler ve ebeveynleri, üstelik onları çılgınlar gibi ağlatanları bir temiz sopadan geçirmek istiyorum.

Bu saate kadar bu çocuğun ne işi var ayakta?
Uyutamadık...
Neden???
E uyumuyor bizimkisi.
Kaç yaşında?
1.5
Televizyon açık mı?
Hııııı (Ohh süper!)
Neden böyle ağlıyor sizce?
İnat biraz, babasına çekmiş ( Vah vah vah garibim, şimdi ben nasıl anlatayım 2 yaş sendromunu)

Şu an mahallede 4 ayrı apartmanda 4 bebek var, her biri ayrı tonda ağlıyor! Ya bir bebek bu kadar çok sinirlenir mi? Bu kadar sinirle ağlar mı? Hele ki gece yarılarına kadar!..............

Anneleri serilmiş bir kenara tv izliyor, bunlar ya kardeşleriyle itiş kakış halinde yada birilerinin kucağında sinir harbinde!
Nasıl bir yetişkinliktir, bebeklerle inatlaşılır???
Nasıl bir anneliktir, aval aval tv izlenir, üstüne izletilir???

Nerede o bebeğin banyosu, uyku rituelleri, rutini? Nerede ???

Polis çağırıp karakola çektireceğim bunları ben! Bu kadar bebek ağlamasına ve ağlatılmasına devlet el koymalı!
Benim için memleket meselesi şu an budur!!!

29 Temmuz 2010 Perşembe

Bebek Mamalarının İç Yüzü Nedir?

Bir süredir bebek mamaları ile ilgili olarak çıkan haberleri inceliyorum. En başından bu yana bebeğime vermek istemediğim ve çok zorda kalmadıkça hazırlamadığım mamaları ben de mercek altına almaya karar verdim.

Yaşadığım her sorunun toplumsal boyutunu düşünüp hemen bir hareket planı hazırlamak gibi bir durumum var benim. Arıza olarak görülmesi beni mutlu eder. Zira kendi sıkıntılarımı çoğu kez dernek kurarak yada derneklerde çalışarak çözdüm,aynı zamanda benimle aynı sorunu yaşayan insanların derdine derman olma şansı yakaladım.

Bundan önce bebek mamaları ile ilgili aklıma çok fena takılan soruları aktarıyorum ve bunları tek tek mama firmalarına göndereceğim.




Not: TÖF ( Tüketici Örgütleri Federasyonu ) bu konuda bir çalışma yapmış ama tık yok. Bence bu konuya "anneler" el atarsa işte o zaman doktorlar daaaaa hastaneler deeeeee mama üreticileri deeeee, daha kim ve ne varsa hepsi hizaya gelir. Annelere mama önermek kolay olabilir ama bilinçlenmiş annelere kimse "kül yutturamaz"!!!!!!!!!

Efendim sorularıma geçiyorum:
----------------------------------------------------------------------------------

Sayın Yetkili,
Bebeğimizin sağlığını emanat ettiğimiz doktorumuzun önerisiyle ürünlerinizi kullanmaya başladık.Ancak ebeveyn olarak ve özellikle bir anne olarak aklıma takılan sorular oldu.
Yanıtlar ve bilgilendirirseniz çok sevinirim. Ayrıca yanıtınızı paylaşım gruplarımızda yayımlarım.

1.Ürünlerinizdeki protein kaynağı nedir?
2.Protein kaynağını toz aşamasına geçerirken hangi işlemlerden geçiriyorsunuz?
3.Vitamin ve minerallerinizin kaynağı nedir?
4.Mısırdan elde edilen, Nişasta, NBŞ, Fruktoz, Glikoz ile soya, soya lesitini ve türevlerini bebek mamaları, bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinin üretiminde kullanıyor musunuz? ( ÇOĞUNDA VAR, YANIT EVET )
5.Ürettiğiniz ya da işlediğiniz ürünlerde Aspartam ya da türevi yapay tatlandırıcılar kullanıyor musunuz?
6.Ürünlerinizde kullandığınız süt ve süt ürünlerinin kaynağı nedir?
7. Ürettiğiniz/işlediğiniz ürünlerde Genetik Modifiye (GDO) hammadde/malzeme kullanıyor musunuz?
8.Hangi ülkelerin hammadde, malzeme ve işlenmiş ürünlerini kullanıyorsunuz?
9.Ürünlerinizin biyolojik analizleri var mıdır?Örnek analizler -varsa- verebilir misiniz?
10.Bize tesislerinizi açar mısınız?Anneler olarak gezmek ve yerinde bilgi almak istiyoruz.
11.Hekimlerle nasıl bir araya geliyor, ürünlerinizi nasıl tanıtıyorsunuz? Bilimsel ve tıbbi olarak onları ürünlerinize nasıl ikna ediyorsunuz? Açıklarsanız en önemli merakımızdan birisini gidermiş olacaksınız.

Saygılar,
Aylin Atasağun
---------------------------------------------------------------------------------

Bu sorular yanıtlanır mı yanıtlanmaz mı bilemiyorum ama BU KONUDA ANNELERİN ORTAK HAREKET ETMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM.

Destek verirseniz çok sevinirim.

Sevgilerimle

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Doktorlar kime hizmet ediyor?




Anne doğumunu yapar hemen emzirilmesi istenir ama ondan sonrasında lohusa kafasıyla o zavallı kadıncağıza herkes birşey söyler.






En zoru da "sütün yetmiyor", "bebeğiniz sütünüzle doymuyor" denmesidir.









  • Bebekler ülkemizde ilk fırsatta mamaya başlatılıyor.



  • Doktorlar ilk fırsatta belirli markaların ürünlerini öneriyor.



  • Geçenlerde emziren anneler grubunda " 100 gr eksik bebeğinizin kilosu, mamaya başlayalım" diyen bir doktor örneği okudum. Annenin üzüntüsünü tahmin edebiliyorum.






Artık kanım donuyor.






Hangi firma ne kadar çok ve verilmi(?)çalıştıysa hekimler onun markalarını öneriyor.



"Birşey olmaz,beslenmesi için şart" diyen doktorlara ise daha da gıcık oluyorum.









  • Artı olarak "annelere emzirme eğitimi verilmiyor"



  • Doktorlar emzirmeyi 6.aydan sonra ikinci plana itiyor.Halbuki bebek beslenmesinin temel omurgası anne sütüdür, ek gıdalar, adı üstünde "ek gıda" bu "ek gıda"... Mamaya başlatınca ne kazanıyorlar? Ne vaad ediliyor, çok merak ediyorum.



  • Sağlık ocakları "mama vermeyin" sizin sütünüz mutlaka yeterlidir...



  • Özel olarak bir şey yapmanıza gerek yok, meyve sebze yiyin, bol bol su için diyor.




Çok haklılar, bütün bunlar yeterli. Peki aç Afrika'nın siyahi anneleri ne yapıyor? Yağmur ormanlarındakiler??? Kafaları bu kadar karışık mıdır sizce?




Bir de kafede,restoranda emziren annelere yapılan tacizi eshefle kınıyorum.




Bu hale gelmemizi anlamıyorum ve soruyorum "suçlu kim?"