zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2011 Pazar

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi - 2



Rehber oluşturma çalışmalarına devam.

Öncelikle bilim adamlarının ne söylediklerine bakalım:

2008 yılında Fransa’da TV ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyon kanallarının 3 yaşından küçük çocuklara yönelik TV şovları yayımlamasını, gelişim sürecindeki çocukları olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı.

Konsey, ebeveynleri de uyararak bebeklerini, Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi.
Konsey, önceki gün aldığı kararın 3 yaşından küçük çocukların televizyonun etkisinden koruma amacı taşıdığını bildirdi. Fransa Kültür ve Komünikasyon Bakanı Christine Albanel, haziranda bir gazeteye verdiği röportajda ebeveynlere alarm niteliğinde bir duyuru yaparak, bebek programları ve kanallarının bir tehlike olduğunu söylemiş; anne ve babalardan çocuklarının uyumasını sağlamak için bu programları izletmemesini istemişti.
Konsey, kablodan yabancı kaynaklı bebek programlarını yayınlayan TV kanallarının, programlarda ebeveynlere yönelik uyarılara yer vermesine de hükmetti. Konsey, altyazı şeklindeki uyarının “Televizyon izlemek, program özel olarak onlar için hazırlanmış olsa bile üç yaşından küçük çocukların gelişimini yavaşlatabilir” şeklinde olmasını istedi.
Sağlık uzmanları, bebeklerin TV izlemek yerine insanlarla ilişki içinde olmasının gelişimleri için çok önemli olduğunu söylüyor. Bebek programlarını eleştirenler, bu tip programların ebeveynler tarafından bebek bakıcısı olarak kullanıldığını söylüyor.


Son cümleye dikkat; tv bir bebek bakıcısı olarak kullanılıyor.

Diğer bir uzman görüşü:

Pedagog Güzide Soyak ABD’li konuşma ve dil terapistlerinin kriterini örnek veriyor: “Amerikan terapistleri, 0-2 yaş arası çocuklara, dil gelişimi açısından hiç televizyon seyrettirilmemesi gerektiğini söylüyor. Tek taraflı alıcı durumunda ilişki yoktur, bağımlılık yaratırsınız.” Soyak, anne babaların iki yaş öncesi çocuklarına hiçbir şekilde televizyon seyrettirmesini önermiyor, bunun yerine çocuklarıyla oyun oynamalarını, konuşmalarını tavsiye ediyor.
Soyak, iki yaş sonrası içinse televizyon karşısındaki vaktin günde 15-20 dakikayı geçmemesi gerektiğini vurguluyor: “Çocuk ısrar ediyor, yemek yemesi sağlanıyor diye televizyon seyrettirilmemeli. Televizyon, zararı yokmuş gibi görünse de bilgisayar bağımlılığına, başka bağımlılıklara zemin oluşturur. Yasak olmamalı, aileler bilinç-lendirilmeli. Aileler izlesin ve yöntemi öğrenip çocuklara uygulasın.”
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu da yasaklanmadansa, saatlerin kontrol edilmesi gerektiği kanısında. Çuhadaroğlu; “Birşeyler öğrenilebilir ama anne babalar, üç yaş öncesi çocuklarını, yarım saatten fazla tele-vizyon karşısında oturtmamalı” diyor.


Bir başka önemli görüş ise şöyle:

"Pediatrik konuşma ve dil uzmanı Birgül Çay’a göre, bebek kanalları dil gelişimine hiç bir şekilde fayda etmiyor: “Edindiğim tecrübe doğrultusunda, Baby TV gibi kanalların ve bebeklere yönelik DVD’lerin saatlerce izlenmesini ne dil gelişmine, ne de sosyal gelişimine faydası var.
Üç yaş altında bir çocuğun televizyon karşısında geçirdiği zaman günde yarım saati geçmemeli. Bu süre de gün içinde bölünmeli. Çocuklar, saatlerini bu kanallar karşısında put gibi kalarak geçiriyor, kendilerini soyutluyorlar. Reklamlarda da görüntüler gürültü, çocuklar ‘anne, baba’ diyemeden “Turkcell’le bağlan hayata” diyor!
Çocuklar sosyal iletişimden çok uzak, içe kapalı, elektroniğe bağlı gelişiyor. Dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Yemek yemeyen çocuğu televizyon karşısına oturtuyorlar. Ailelere, televizyonu kapatın, önüne su koyun, suyla oyalansın diyorum.”


DVD'ler ilgili çok önemli bir yazı ise : Bebek Kanalları ve DVD'leri Bebeğimi Zekileştirir mi?

Benim zamanında yazdıklarımdan: Ne zaman konuşacak

Konuyla ilgili önemli bir video ise burada

Uzmanlar söylüyor ancak, biz ne yapıyoruz. Bunu tartışalım, önemli olan bu.

Sevgiler

İyi pazarlar

12 Şubat 2011 Cumartesi

Eğitim sistemimizi böyle düşlemek hayalperestlik mi?

Herşey otizm üzerine yeni yazılan bir şeyleri tararken gelişti. Euronews' de yayımlanan "Learning World" programında, "Sınıfının en iyisi: Finlandiya" bölümüne denk geldim.

Anlatılanlara bakılırsa, Finlandiya eğitim sisteminin filozofik sırrını sorgulayarak bir görüş elde edilmeye çalışılıyor.

Öğretmenlere müfredat baskısı yok,
sınav derdi, oks,sbs,öss gibi sorunları yok.
Okulda 4-5 saat kalıp gidiyorlar.
Tıpkı bir etüd merkezi gibi ancak tek farkla.
Yaşamı öğreniyorlar ve oyun oynamaya teşvik ediliyorlar. Bizim sistemimizde olduğu gibi sol beyine- ezbere değil, sağ beyine-dokunmaya,hissetmeye,ilgi ve benzeşim kurmaya yöneliyorlar.
Yani, gerçekten ve yaparak-yaşayarak öğreniyorlar.

Kişisel görüşlerime gelince:
"Bu sistemi değiştirebilmek için didinmeli ve aynı ilkelere sahip olup, aynı şeyleri düşünen herkes dağılmdan işbirliği yapmalı ki adım adım ilerleyebilsin bazı şeyler. Belki 500 yıl gerekecek istenen seviye için belki 50 yıl ama 5 yıl içinde birşeyler yapmazsam Canım Ata'm ve çocuklarımızın tamamına yakını d bu rezil sistemin içinde aptallaşmaya başlayacak. Belki de az çocuk, bol sevgi, çok çalışmak ve iyi düşünmeyi öğrenmek lazım, gerisi kolay, gerisi Finlandiya gibi olmak demek." Bence uyku eğitimi kadar, beslenme kadar hayati bir mesele bu. Önemli olan eğitim felsefesi ve öğretmen kalitesi, gelişebilmek için. Ancak hala günümüzde kapıda tek sıra olup kravat, ceket, saç baş, ayakkabı kontrolü yapılıyorsa Nasa'dan adam getirsek de bir şey olmaz" diye düşünüyorum çoğu zaman.

Eğitim ciddi bir iştir ve eğitimde feda edilecek fert yoktur. (M.K. Atatürk)

Gelin görün ki üstün zekalısı, üstün yeteneklisi, normali, engellisi, otizmlisi, analısı, babalısı, kimsesizi heba olup gidiyor bu eğitim programı çöplüğünde!

...ve yavaş yavaş, çok değil yakında, sıra bizim çocuklarımıza geliyor olacak ne yazık ki.

Umutsuz muyum, bilmiyorum ama bunlar benim kişisel görüşlerim. Peki siz ne düşünüyorsunuz, sizce ne olmalı, ne yapmalı? Yoksa topluca Finlandiya'ya mı kaçmalı?

Hadi anlatın, yazın, paylaşın. :)

Videonun orjinali burada, Türkçesini ise buradan izleyebilirsiniz.


7 Temmuz 2010 Çarşamba

BEBEKLERİNİZİ BÜYÜTMEK İSTERKEN PSİKOLOJİK HASAR BIRAKMAYIN

Jean Liedloff -The Continuum Concept
Gece yarısı uyanan bir bebeği tasvir ediyor:
Sessizliğin anlamsız dehşetiyle uyanır,hareketsizlik. Bağırır.Başından ayağına kadar istek,arzu ve tahammül edilemez sabırsızlıkla tutuşmaktadır.Nefesini tutar ve bağırır,kafası sesle dolup zonklayana kadar bağırı.Çenesi ağrıyıp boğazı acıyana kadar bağırır.Ağrıya daha fazla tahmmül edemez ve hıçkırıkları güçsüzleşir ve durur .Dinler.Yumruklarını açar ve kapatır.Kafasını bir o yana bir öteki yana çevirir.Hiç birşey yardım etmez.Dayanılmazdır.Tekrar ağlamaya başlar,ama bu incinmiş boğazı için çok fazladır;kısa süre sonra durur.Ellerini oynatır ve tekmeler atar.Durur,katlanabilir,düşünemez,umut edemez.Dinler.Sonra tekrar uykuya dalar.
(the no-cry sleep solution _Elizabeth Pantley)


BEBEKLERİNİZİ UYUTMAK İSTERKEN PSİKOLOJİK HASAR BIRAKMAYIN:
Bir çocuğumuz bebeğimizi nasıl unutacağımız konusunda biraz telaşlıyızdır. Etrafımızdan onlarca tavsiye yağar.Ancak biz anneler öncelikle hislerimizi dinlemeli ve iç seslerimize kulak vermeliyiz. Şöyle bir düşünelim:ormanda yaşıyor olsaydık bebeklerimizle nasıl yaşayacaktık?Elbetteki onları üzerimize bağlayacak, kolayca emzirecek,kendi kendilerine uyumalarına izin verecektik.Böylelikle şu an yaşadığımız stresin 10’da 1’ini bile yaşamayacaktık.
-“Aman kızım, hemen kucağa alma,alışmasın” (Minicik bebek güven arar,tabi ki hemen kucağa almalı hatta hiç indirmemek lazım ki çocuk ruhsal yönden tatmin olsun,ileride sağlıklı olsun)
-“Kucakta taşıma sonra şımarık olur, her dediğini yaptırır… “(Alakası yok,kucakta kendini güvende hisseden bebek , annesine güven duyar.Anneye sonsuz güven duyan onu her zaman dinler,şımarık olmaz yani)
-“Birkaç gece ağlat sonra o kendi kendine uyumayı öğrenir.”(Asla!!!Kendi kendine uyumayı öğrenir ama yaşadığı stres kalıcı hasar bırakır.Depresyonla birlikte anneye güven azalır,bilinç arttıkça anneye-babaya isyan etmeye başlar.İki yaşın bu isyanlar artar…)



ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Jean Liedloff bir antropolog, Venezuella’nın Yequana kabilesi arasında geçirdiği iki yıldaki gözlemlerini ve deneyimlerini anlatıyor. Türkçe’ye “Dokunmanın Mucizesi – Çocuk Eğitiminde Devrim Yaratan Eser” adıyla çevrilen, özgün adı “The Continuum Concept: In Search of Happiness Lost” olan kitapta ormanlardaki kabilelerde yaşayan bebeklerin mutlu olduklarını, 2 yaş krizi yaşamadıklarını, söz dinlemek için yarıştıklarını ifade ediyor .


Kitaptan çarpıcı notlar ise şöyle:
* doğumdan itibaren annesi (ya da gerektiğinde başka bir yakın bakıcı) ile sürekli fiziksel temas;
* kendi iradesiyle ayrılana kadar, sürekli fiziksel temas ile ebeveynlerinin yanında uyumak (çoğu kez yaklaşık iki yıl sürer);
* “işaretle” emzirme — bebeğin kendi bedensel sinyallerine karşılık besleme;
* sürekli olarak kucakta ya da biri ile, genellikle annesi ile temas halinde taşınması, ve bebek taşınırken onun gözlem yapmasına (veya emmesine, veya uyumasına) izin verilmesi — bebek kendi başına emeklemeye başlayana kadar, genellikle altı ile sekiz aylıkken;
* tepkilerine (kıvrılma, ağlama, vs.) hemen karşılık verilmesi, yargılamadan gücenmeden, veya gereksinimlerini geçersiz kılmadan, ve de kesinlikle ne one aşırı ilgi göstererek ne de onu sürekli ilgi odağı yaparak;
* büyüklerinin, onun doğuştan sosyal ve işbirliğine hazır ve güçlü kişisel korunma içgüdülerine sahip olduğunu, ve hoş karşılandığı ve değerli olduğu düşüncelerini hissetmesi;
Liedloff, kendi kendine Yequanalıların, Batılılardan farklı olarak, neden mutlu, çok-yönlü, nevrozsuz insanlar olduklarını sorar, verdiği cevap ise tüm Yequana bebeklerinin annelerinin 24 saat kollarında olduğudur.



Dr.Paul M. Fleiss and Frederick Hodges (Sweet Dreams)
Bebekler ve küçük çocuklar hislerine aklı başında yaratıklardan daha çabuk kapılırlar.Bir çocuk onun yardım isteyen ağlayışlarına neden aldırmadığınızı analayamaz.Bebeğinizin ağlayışlarına aldırmamak,en iyi niyetle bile olsa,onu terk edilmiş olduğu duygusuna sürükleyebilir.Bebeklerin biyolojik ihtiyaçlara uyduğunu uyku "uzman"ları göz ardı yada inkar ederler.Ağlamasına aldırış edilmeyen bir bebeğin en sonunda uykuya dalacağı doğrudur,ama ilk baçta gece uyanmasına sebep olan problem çözümlenmemiş olacaktır.
Aileler bebeğin hasta olmadığını veya fiziksel bir rahatsızlığı olmadığını kontrol etseler dahi,bebeği almadıkları,şefkatli bir biçimde davranmadıkları,teskin etmedikleri,veya tekrar uykuya dalana kadar bakım yapmadıkları sürece esas ve buna eşlik eden duygusal stres baki kalacaktır.
En duyarlı ve şefkatli yaklaşım çocuğunuzun ağlayışına anında cevap vermektir.Kendinize ebeveyn olduğunuzu hatırlatın,ve bebeğinize güven vermek ,yatıştırmak ebeveyn olmanın en memnun edici sorumluluklarından biridir.Yanlız başınıza bebeğinizin hayatını aydınlatma ve korku ve üzüntüyü engelleme gücüne sahip olduğunuzu bilmek çok güzel bir duygudur.




Kate Allison Granju (Attachment Parenting)

Bebekler insandır,son derece aciz,savunmasız ve başkasına bağımlı insanlardır.Bebeğiniz ona sevgiyle bakacağınıza güvenir. Ağladığı zaman ,bir işaret veriyordur-nasıl yapacağını bildiği tek şekilde-onun yanında olmanıza ihtiyacı vardır.
Korku ve ızdırapla ağlamanın nasıl hissettirdiğini bilirsiniz. Korkunç bir duygudur.Ve bu bebeğiniz içinde farklı değildir.Bebeğiniz ağladığında-ne sebeple olursa olsun-fiziksel bir değişiklik yaşar.Kan basıncı artar,kasları gerilir, ve küçük bedeninde stres hormonları dolaşır.
Ağlatarak uyutma eğitimine konu olan bebekler bazen sonunda bitkin düştüklerinde derin bir uykudaymış gibi görünebilirler. Bunun sebebi bebek ve çocukların sıklıkla ,bir travma yaşadıktan sonra derin bir şekilde uyumasıdır.Bu derin uyku yöntemin(ağlatma) faydası olarak görülmekten ziyade pek çok rahatsız edici kusurundan biridir.


*Fotoğraf için Hayri Çalışkan a çok teşekkürler*
Özetle,
• Yeni doğan bebeklerinizi kucağa alıştırın, korkmayın,ileride çok sağlıklı bireyler olmasını sağlıyorsunuz. Bir de sık sık kucağa alınan bebekler daha zeki ve daha başarılı olurlar.Nedeni kendine ve ailesine duyduğu güvenden kaynaklanır.
• İlk 1 yıl anneye güven dönemidir.İlk yıl anneye güven duymayı sağlıklı bir şekilde başaran bebekler ileride 2 yaş sendromu olsun, 4-5 yaşlarında yaşanan gergin dönemler olsun, bunları daha hafif geçirirler.
• Anne olarak görevimiz onları en iyi şekilde hayata hazırlamak.Bunun için yukarıda yazılı olan notları sık sık hatırlayıp bebeklerimizi huzurlu ve mutlu bir şekilde yetiştirmek için doğal yöntemleri seçmeliyiz.

Doğal ebeveynlik ile ilgili olarak Dr.Sears’ ın kitaplarını okuyabilirsiniz.

Güzel annelere ve mutlu bebeklere sevgi ve selamlar,

23 Haziran 2010 Çarşamba

Amazon Ormanlarındaki Bebekler Daha Zeki ve Mutluymuş

bir... Devamını Görçok noktada başa sarmak gerekiyor.

Jean Liedloff ....bir antropolog. Araştırmacı, yazar. Güney Amerika ormanlarında geçirdiği 2 yıl boyunca Taş Devri kabileleriyle iç içe yaşıyor. Yequana isimli bir kabilenin içinde geçirdiği uzun yıllar onların hayata bakışları ve çocuklarını yetiştiriş şekilleri çok ilgisini çekiyor ve bu tez için geri dönüyor.

Bu insanlar hayatlarından çok mutlular. Mutluluk onlar için bir amaç değil. Herşeyin içindeki güzelliği görebiliyorlar. Hayatları tam, bir eksiklikleri yok.

Çocuklar hiçbir zaman birbirleriyle kavga etmiyorlar. 2 yaş sendromu geçirmiyorlar. Anne-babalarının sözünden çıkmayı bırakın, onların dediklerini yapmak onlar için bir gurur meselesi. Müthiş bir kabile içinde büyüme durumu var. Destek karşılıksız. Herkes paylaşımcı. Bir nevi ütopya diyebilirsiniz…

Aslı Tür' ün blogun dan alıntıdır.

"Biz Batı toplumları ve ondan etkilenen kültürler olarak bu kabileden en önemli eksiğimiz ‘human continuum’ denen insanlığın süregelmesinde DNA’sında olan beklentilerini karşılamıyor olmamız. Çocuklarımızı ilk günden beri bir disiplin içine sokmaya çalışıyoruz. Halbuki onların tek istedikleri annelerinin kollarında olmak. Yataklar alıyoruz, süslüyoruz. Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Pusetler alıyoruz, en pahalısından (evet ben de aldım) gezdirmek için. Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Biberona alıştırıyoruz, emziğe alıştırıyoruz. Bebek bezine alıştırıyoruz (Evet bunu detaylı konuşacağız)Ama onun tek istediği annesinin kollarında olmak. Ve sütünü orda emmek, uykuya orda dalmak. Uyandığında ise gene orada güvende olmak.

Tek yapmanız gereken kendi ve bebeğinizin continuum’una saygı duyup onu emekleme yaşı gelene kadar hiç yere koymamacasına koynunuzda taşımak. Bunun insanlığın tüm problemlerine çözüm olabileceğini söyleseler, yapar mıydınız?"