İnsanın yaşadığı şey çok olunca yazacakları da bol oluyor. Son günlerde İzmir'de tatilde olduğumuz için epey plansız programsızız. Bu nedenle düzenli olarak yazamıyorum. Zaten tatillerde oturup düzenli olarak iş yapılmaz diye düşünüyorum. Kafaya estiği gibi yaşama özgürlüğünü bir nebze olsun bu zaman diliminde gerçekleştirmiyor muyuz?
Şu da var: düzenli olarak yemeye, içmeye, kitap okunmasına, resim yapmaya, parka gitmeye ve banyoya alışmış bir minik adamla yaşıyorsanız, evet, düzenli olarak iş yapmaya devam edersiniz.
Sabahları yine 6 da ayaktayız. Kahvaltıdan sonra dedesiyle oyun oynadığı için son derece mutlu. Oyun ki ne oyun... Dünyadan kopup ayrı bir boyuta geçiyor her ikisi de. Ben böyle candan yürekten oyun oynayan bir dede çok az gördüm. Oğlum Ata, çok şanslısın, kıymetini bil, diyorum sürekli. Akşam olunca parka gidip, evin bahçesinde keşfe çıkıyorlar. Bütün bunlar ayrı bir yazı konusu tabi :)
Kuzen Ebru ile oyun oynuyorlar, eğer dede yoksa. Ablasıyla oynarlarken öyle tatlı ki miniğim... Bugün ona "cannım" deyip gözlerini kısarak gülümsüyordu. Kelimeler kifayetsiz.
Annannesine koşarak sarılıp başını yaslıyor ya... mest oluyorum. Sonra yengesi ve dayısıyla her akşam yemeğinde kıkırdaşması apayrı bir mutluluk kaynağı. E, ben de bu sayede epey hafifledim anlayacağınız.
O mutluysa ben de mutluyum.
Ah! Tabi kantara çıkınca öyle değil. İzmir semalarına inerken 59 kilo olan bendeniz, annemin, kuzenlerimin, halamın ve bilumum akrabamın "ye, ye , ye" ısrarıyla 3 günde 1 kilo almışım. Bugün hemencecik kısa bir birifing verdim naçizane :P
Birileri bu çılgıncasına yiyen hanımlaraşeker ve işlenmiş karbonhidratların zararlarını yeniden hatırlatmalıydı. Hepsi zehir gibi biliyor neyin ne olduğunu aslında. Ancak uygulamada aksaklıklar var ne yazık ki.
Artık gece yarısı dondurma yenmiyor evde. Yemekten 2 saat sonra meyve yeniyor. Tam tahıllı ekmeğe geçildi. Börektir, çörektir... bebeler için hazırlanıyor.
Oh be!
Böyle sürsün bu sükunet ve de zihniyet. Yoksa hepimizin dalağı, ciğeri erken emekli olacak.
Bakalım haklı direnişim ne kadar sürecek ve ne kadar destek görecek?
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Temmuz 2011 Perşembe
Tweet
Mutlu ve Direnen Anne Olmak
Etiketler:
aile,
anne olmak,
izmir,
mutlu bebekler,
mutluluk,
sağlık
26 Eylül 2010 Pazar
31 Ağustos 2010 Salı
Tweet
Ancak otelin plajı hayallerimizi suya düşürdü. Sahilde minik taşlar ayağına batıp rahatsız etmesi üzücüydü. Direk denize daldık zaten ama bu sefer denize girme adabı ve seramonisinden geri kalıyorduk. Bir de o kadar rüzgar ve dalga vardı ki ilk gün, kısacası Ilıca uçuyordu.
Ne yapsak diye düşünürken boş bir havuz ilindi gözümüze. Yetkililer deniz suyu kullanılan bir havuz olduğunu söylediler. İnceledik ve gördük ki buraya rahatça girebiliriz, çünkü sürekli denizden su çekiliyor ve bırakılıyor.
Ata burayı çok sevdi,boynumuza kadar gelen su ılık ve çok hoştu doğrusu.Hafifçe kollarından tutarak suya yatırdım yüzüstü ve doğal olarak o da kendini suya bıraktı. (Buradan çıkarılacak önemli not Ata' nın ellerini tutan annesine güven duyuyor olduğudur, öhö öhö :P )
Derken günler bu şekilde ilerledi. Tabi doktorumuzun hatırlatmaları hep aklımızdaydı.
-30 faktörden sonra gelen koruma faktörlerinin pek bir esprisi yok.Hepsi aynı gibi, üstelik daha fazla katkı maddesi var. En iyisi 30 faktör alın.
-Denize girin, deniz suyu ile haşır neşir olun, havuz YOK!
Ama deniz havuzu var... Telefonla durumu ve sistemi anlattık, dikkatli olmamızı söyledi ve izni kopardık tabi. Sık sık buraya girince diğer bebekli aileler de gelmeye başladılar :) Pek bir şenlendi ortalık o zaman. Yeni arkadaşlarıyla daha çok eğlendiğini görmek güzeldi.
Tatilde dolu dolu el yardımı ile yüzdü Ata'cık.Bunu başaraildiğine göre sıra devamlıklık sağlamada. Yani sık sık ona bunu tekrar ettirmek gerekli ki unutmasın, daha sonra ürkmesin, ondan sonra da daha rahat yüzebilsin.
Kısaca tüyolarım şöyle:
-Güneşe çıkmadan önce kremlenmiş bir cilt ile tutmak daha iyi oluyor, eliniz kaymaz.
-Mayo çok şeker duruyor, hazır bezler bence çok itici.
-Saat 9 çok iyi oluyor ve tabi 5-6 civarı. Su sabah temiz akşam ise ılık oluyor.
-İlk gün 10 dakika, 2. gün 15 dakika... gibi ilerleyebilirsiniz. En fazla ama en fazla 30 dakika kalabilir suda.
-30 faktörlü ya da içinize sinmesini isterseniz 50 koruma faktörlüleri tercih edebilirsiniz.
-Ellerini ağzına götürmemesine özen göstermeniz, aynı zamanda su yutmamasına dikkat etmeniz sağlığı için koruyucu tedbirler olarak aklınızda kalsın.
Tatilden sonra ise uygun ortamlarda ara ara yüzmeyi hatırlatmak pekiştirici oalbilir ama İstanbul'da deniz suyundan havuz fikri bile pek caip gelmiyor kulağıma ...
Alternatifleri iyice bir düşünmek gerek...
Ata ile ilk yüzme denememiz
Bebeklerin 9. aydan sonra kaybolan dalgıç refleksi nedeniyle ne yapmam gerektiğini epey düşünmüştüm. Olası bir suya batma veya suya kafasını daldırmayı istediğinde bu refleks devreye girer mi girmez mi diye endişelendim hafiften.
Sonra gerçekten doğrunun ne olduğunu hatırladım. Doğru ve doğal olan şey bizim araç gerece gereksinim duymaksızın yüzme yeteneğimizin olduğuydu. Ata ' da buna sahip olduğuna göre evhamlanmama gerek yoktu. Yani swim guard olmadan yada kolluk, simit vb olmadan suda keyifli vakit geçirebilirdik. Hepimiz ikna olmuştuk bu düşünceyle...
Bundan 7 sene önce o zamanlar 8 aylık olan kuzenim Ebru ile denize gitmiştik. Tatilde bebek hemşiresi bir tanıdığımız da vardı. Ebru'yu denize hiçbir alet edevat olmadan alıştırmıştı. Zaten yüzme refleksleri tamdı bizim cici kızın. Oradan da cesaret aldım ve dooooğru denize ilerledik.Dünyaca ünlü ILICA plajıa yani...
Ancak otelin plajı hayallerimizi suya düşürdü. Sahilde minik taşlar ayağına batıp rahatsız etmesi üzücüydü. Direk denize daldık zaten ama bu sefer denize girme adabı ve seramonisinden geri kalıyorduk. Bir de o kadar rüzgar ve dalga vardı ki ilk gün, kısacası Ilıca uçuyordu.
Ne yapsak diye düşünürken boş bir havuz ilindi gözümüze. Yetkililer deniz suyu kullanılan bir havuz olduğunu söylediler. İnceledik ve gördük ki buraya rahatça girebiliriz, çünkü sürekli denizden su çekiliyor ve bırakılıyor.
Ata burayı çok sevdi,boynumuza kadar gelen su ılık ve çok hoştu doğrusu.Hafifçe kollarından tutarak suya yatırdım yüzüstü ve doğal olarak o da kendini suya bıraktı. (Buradan çıkarılacak önemli not Ata' nın ellerini tutan annesine güven duyuyor olduğudur, öhö öhö :P )
Derken günler bu şekilde ilerledi. Tabi doktorumuzun hatırlatmaları hep aklımızdaydı.
-30 faktörden sonra gelen koruma faktörlerinin pek bir esprisi yok.Hepsi aynı gibi, üstelik daha fazla katkı maddesi var. En iyisi 30 faktör alın.
-Denize girin, deniz suyu ile haşır neşir olun, havuz YOK!
Ama deniz havuzu var... Telefonla durumu ve sistemi anlattık, dikkatli olmamızı söyledi ve izni kopardık tabi. Sık sık buraya girince diğer bebekli aileler de gelmeye başladılar :) Pek bir şenlendi ortalık o zaman. Yeni arkadaşlarıyla daha çok eğlendiğini görmek güzeldi.
Tatilde dolu dolu el yardımı ile yüzdü Ata'cık.Bunu başaraildiğine göre sıra devamlıklık sağlamada. Yani sık sık ona bunu tekrar ettirmek gerekli ki unutmasın, daha sonra ürkmesin, ondan sonra da daha rahat yüzebilsin.
Kısaca tüyolarım şöyle:
-Güneşe çıkmadan önce kremlenmiş bir cilt ile tutmak daha iyi oluyor, eliniz kaymaz.
-Mayo çok şeker duruyor, hazır bezler bence çok itici.
-Saat 9 çok iyi oluyor ve tabi 5-6 civarı. Su sabah temiz akşam ise ılık oluyor.
-İlk gün 10 dakika, 2. gün 15 dakika... gibi ilerleyebilirsiniz. En fazla ama en fazla 30 dakika kalabilir suda.
-30 faktörlü ya da içinize sinmesini isterseniz 50 koruma faktörlüleri tercih edebilirsiniz.
-Ellerini ağzına götürmemesine özen göstermeniz, aynı zamanda su yutmamasına dikkat etmeniz sağlığı için koruyucu tedbirler olarak aklınızda kalsın.
Tatilden sonra ise uygun ortamlarda ara ara yüzmeyi hatırlatmak pekiştirici oalbilir ama İstanbul'da deniz suyundan havuz fikri bile pek caip gelmiyor kulağıma ...
Alternatifleri iyice bir düşünmek gerek...
24 Ağustos 2010 Salı
Tweet

Şu İzmirlilerin sağ duyusuna hayranım. İzmirliyim diye demiyorum, böyle şey İstanbul'da ve Ankara'da ve hatta Bursa' da yok, gör-me-dim!

İzmir'deyken herkes ama herkes mavi şişe kapağı topluyordu.Biz de başladık tabi. Yüzlerce kapak evde bekliyor, bekleyen kapaklar ise bir üst terminale, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği'nde okuyan kuzene gidiyordu.
Valizin bir köşesinden bir avuç kapak çıktı geçenlerde. "Hay Allah! Bunlar taa İstanbul'a gelmiş anneme göndermeliyim" diye düşünürken, bir de öğrendim ki "bu kapak kampanyasının merkezi İstanbul Ataşehir Belediyesi imiiiiişşşş:P Yine öğrendim ki bu kampanyaya Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof.Dr. Nurselen Toygar açıklam yaparak destek istemiş ve ardından hemşehrilerimin desteği yağmış, habertabi dalga dalga yayılarak İzmir'i kaplamış, kuşatmış!!!

Bir kez daha helal olsun! :)
Tabi İstanbul'da bu duyarlılık yok, hak getire. Hatta bırakalım duyarlılığı, kimse duymamış bile.
Neyse, şimdi duydunuz İstanbullular, duyanlar duymayanlara duyursun lütfen :)
Özetle;
İstanbul Ataşehir Belediyesi 22 Nisan 2010 ' da "Ataşehir tane tane kapak topluyor, adım adım engelleri aşıyor" kampanyası başlatmıştır. Şişe kapaklarını getirenler tekerlekli sandalyeyi kapıyor :) Yalnız 250 kg olması ŞART!Toplanan kapaklar Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’ne teslim ediliyor.
Bir iletşim numarası var:216. 570 50 99 Bu numarayı ben aradım ve teyit aldım. Kampanya 1 Eylül'e dek sürecek.İsterseniz daha ayrıntılı bilgi alabilir ve toplanan kapaklarınızı teslim edebilirsiniz.
Konu ile ilgiliMilliyet'in haberini okuyabilirsiniz.
Biz şimdiden 50 tane biriktirdik bile... Haydi durmayın , kapakları toplayın :)
Sevgiler,
Aylin Anne
Tane tane kapaklar tekerlekli sandalye oluyor.
Şu İzmirlilerin sağ duyusuna hayranım. İzmirliyim diye demiyorum, böyle şey İstanbul'da ve Ankara'da ve hatta Bursa' da yok, gör-me-dim!
İzmir'deyken herkes ama herkes mavi şişe kapağı topluyordu.Biz de başladık tabi. Yüzlerce kapak evde bekliyor, bekleyen kapaklar ise bir üst terminale, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği'nde okuyan kuzene gidiyordu.
Valizin bir köşesinden bir avuç kapak çıktı geçenlerde. "Hay Allah! Bunlar taa İstanbul'a gelmiş anneme göndermeliyim" diye düşünürken, bir de öğrendim ki "bu kapak kampanyasının merkezi İstanbul Ataşehir Belediyesi imiiiiişşşş:P Yine öğrendim ki bu kampanyaya Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof.Dr. Nurselen Toygar açıklam yaparak destek istemiş ve ardından hemşehrilerimin desteği yağmış, habertabi dalga dalga yayılarak İzmir'i kaplamış, kuşatmış!!!
Bir kez daha helal olsun! :)
Tabi İstanbul'da bu duyarlılık yok, hak getire. Hatta bırakalım duyarlılığı, kimse duymamış bile.
Neyse, şimdi duydunuz İstanbullular, duyanlar duymayanlara duyursun lütfen :)
Özetle;
İstanbul Ataşehir Belediyesi 22 Nisan 2010 ' da "Ataşehir tane tane kapak topluyor, adım adım engelleri aşıyor" kampanyası başlatmıştır. Şişe kapaklarını getirenler tekerlekli sandalyeyi kapıyor :) Yalnız 250 kg olması ŞART!Toplanan kapaklar Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’ne teslim ediliyor.
Bir iletşim numarası var:216. 570 50 99 Bu numarayı ben aradım ve teyit aldım. Kampanya 1 Eylül'e dek sürecek.İsterseniz daha ayrıntılı bilgi alabilir ve toplanan kapaklarınızı teslim edebilirsiniz.
Konu ile ilgiliMilliyet'in haberini okuyabilirsiniz.
Biz şimdiden 50 tane biriktirdik bile... Haydi durmayın , kapakları toplayın :)
Sevgiler,
Aylin Anne
Etiketler:
engelliler,
istanbul,
izmir,
kampanya,
sosyal sorumluluk
29 Temmuz 2010 Perşembe
Tweet
Ikea'nın Obez Bebekleri Mutlu mu?
Bugün İzmir Ikea'daydık.İlk defa oğluşla gittik. Etrafımızda bir çok bebek vardı ve çok dikkatimi çeken şey çoğu neredeyse obezdi.
Acaba mamadan mı?
Genetik mi?
Sadece anne sütümü diye düşünmeden edemedim.
Bir de hepsi bebek arabalarına sımsıkı bağlıyken biz onunla kucak kucağa, arada yürüterek, yastıkları deneyerek, bol bol fotoğraf çekerek vakit geçirdik. Keşke o anneler de eğlenmeyi deneselerdi. Hani ne bileyim, benim için herzaman önemli olan Ata.Ben Ikea'yı didik didik etmesem de olur. Zaten şimdiye kadar 24352 kere gitmişim, şimdi yavrumla gidip onun için eğlenceli zamanlar yaratmak benim görevimdir diye düşünüyorum. Arkadaşlarıyla laflamaya dalan annelerin bebekleri arabada sıkılınca ağlamaya başladığında annelerin duyarsızlığı beni hep dertlendirmiştir. Şimdi derinden etkiliyor. Madem ilgilenmeyeceksin ne diye doğurdun onu be kadın diyorum içimden.Sonra o ilgi bekleyen yavruya bakıp üzülüyorum. NE var sanki annesinin kucağına otursa, dokunsa, dinlese???
"Aaaaaaaaa! Olmazi kucağa alışır,şımarır sonra!"Hemen verilecek yanıt olacaktır. Bu kılıfı. Esas sebep; sıkıya gelememek, bal gibi biliyorum.
Halbuki çocuk arabasında oturarak anneden ayrı bir şekilde vakit geçirirse şımarık olmaz belki ama kesinlikle hırçın ve agresif olur diye düşünüyorum. Örnekler bol....Annesine doyamıyor bir şekilde, işte bu en büyük açlık. Obez olsa, kilosu tam olsa da ruhu ne alemde??? Var mı düşünen???
Ben düşündüm, üzüldüm,üzüldüm ve bunları yazdım.
Yeni nesil nasıl olacak çok merak ediyorum!
Sevgiler
Acaba mamadan mı?
Genetik mi?
Sadece anne sütümü diye düşünmeden edemedim.
Bir de hepsi bebek arabalarına sımsıkı bağlıyken biz onunla kucak kucağa, arada yürüterek, yastıkları deneyerek, bol bol fotoğraf çekerek vakit geçirdik. Keşke o anneler de eğlenmeyi deneselerdi. Hani ne bileyim, benim için herzaman önemli olan Ata.Ben Ikea'yı didik didik etmesem de olur. Zaten şimdiye kadar 24352 kere gitmişim, şimdi yavrumla gidip onun için eğlenceli zamanlar yaratmak benim görevimdir diye düşünüyorum. Arkadaşlarıyla laflamaya dalan annelerin bebekleri arabada sıkılınca ağlamaya başladığında annelerin duyarsızlığı beni hep dertlendirmiştir. Şimdi derinden etkiliyor. Madem ilgilenmeyeceksin ne diye doğurdun onu be kadın diyorum içimden.Sonra o ilgi bekleyen yavruya bakıp üzülüyorum. NE var sanki annesinin kucağına otursa, dokunsa, dinlese???
"Aaaaaaaaa! Olmazi kucağa alışır,şımarır sonra!"Hemen verilecek yanıt olacaktır. Bu kılıfı. Esas sebep; sıkıya gelememek, bal gibi biliyorum.
Halbuki çocuk arabasında oturarak anneden ayrı bir şekilde vakit geçirirse şımarık olmaz belki ama kesinlikle hırçın ve agresif olur diye düşünüyorum. Örnekler bol....Annesine doyamıyor bir şekilde, işte bu en büyük açlık. Obez olsa, kilosu tam olsa da ruhu ne alemde??? Var mı düşünen???
Ben düşündüm, üzüldüm,üzüldüm ve bunları yazdım.
Yeni nesil nasıl olacak çok merak ediyorum!
Sevgiler
Etiketler:
anne olmak,
bebek gelişimi,
eğlence,
izmir,
tatil
23 Haziran 2010 Çarşamba
Tweet
İzmir'in yağmurları
Bu yada böyle serinlik görmek ne hoş Allahım :) Yağmur biraz şiddetli yağıyor ama çok güzel bir serinlik var. Hırkalarlayız. Minik kuşum pek keyifli :)
Yaşasın, Allah böyle güzellikleri bolca nasip etsin insanlığa.
Sevgiler
Yaşasın, Allah böyle güzellikleri bolca nasip etsin insanlığa.
Sevgiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
