gelişim psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelişim psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Hijyen Delisi Anne Olmak

Elimde bez yerleri deli gibi silerken bir yandan da kendi kendime felsefe yapıyordum bu sabah. Efenim; yerler temiz olmalı bana göre, ama ayağımızla bastığımız yerleri yalayan bir oğlumuz var. Onun yerleri yalaması ve ayakla basmamız ile birbirine dolanan kirlenme kısır döngüsünün içindeki yerimi düşündüm. Yerler kirleniyor, Ata yerleri -arada sırada- yalıyor. Aylin Annem siliyor. Yerler kirleniyor, Ata yerleri -arada sırada- yalıyor. Aylin Annem siliyor.Yerler kirleniyor, Ata yerleri -arada sırada- yalıyor. Aylin Annem siliyor...

Sil babam sil. Babam da siliyor evin yerlerini. Sorun silme kısmında değil zaten. Sorun silmeyi ne kadar kafaya taktığımda.

"Mikrop ve bakteri denen varlıkları gözlerimle görmüyorum. Bilim adamları benim yerime görmüş, aman daha nesini göreceğim diyordum içimden yine bu sabahki felsefe edebiyatımda. Görenler görmeyenlere anlatmış işte. Bu yerler kirli, bakterisi, mikrobu herşeyi var. Önemli olan bunları bir güzel yok etmek. Bir tur daha mı silsem?..." ne derken, dınk diye durdum.

Saçmalama kızım Aylin!

"İşini çabuk bitirip, kendime orta şekerli bir kahve yapıp ve ayağını bacağımı uzatıp keyif yapmalıyım, derhal!!!"

Aslında beni durduran bambaşka bir şeydi. Dün şahit olduğum şey.

Ata her allahın günü apartmanın önünde arkadaşlarıyla oyun oynuyor. Oyun denirse tabi. Ata ile Ayşe her ikisi de "bu benim" deme yarılında olduğu için ikisi de birbirinden bağımsız hareket etmeye özen gösteriyor. Neyse, bir de bir yaş daha büyük bir arkadaşları var. O da gelince bu benim yarışı çoğu kez kavgaya dönüşüyor. Diğer çocuklarda geldiği zaman günde en az bir kere kapışıyor bizim çocuklar. Bu karmaşa içinde annelerin müdahalesi ve gürültüsü de eklenince ortalık iyice birbirine giriyor. Çocukların kavgalarına karışmak istemiyorum. Ancak aşırı ve de yanlış müdahalelere müdahale etmek için devreye girmem gerekebiliyor.

Ama dünki olayda sustum işte. Artık diyecek söz bulamadım.

Olay şuydu: Apartmanın minik bahçe duvarında oturan çocuklardan biri elindeki yiyeceğini hafiften değdirdi ve elini anında geri çekti. Bunu gören annesi birden on kaplan gücünde bir kadına dönüşüp kükremeye başladı. Herkesin içinde çılgıncasına çocuğunu azarlayan annenin yüzündeki ifadeden ziyade çocuğun hali hiç gözümün önünden gitmiyor. Yüzündeki ifade şuna benziyordu: sanki annesiyle feci bir şekilde tartışıp odasının kapısını dan diye çarpıp kendini yatağına atmış gibiydi. Evet, küçücüktü ama içindeki kapıyı o an annesinin suratına dan diye çarpmıştı. Yüzünü çevirmiş annesinin susmasını bekliyordu. Kendini tamamen kapatmıştı. Bu ilk değildi. Oysa çocuklar böyle minik minik kazalar yapabilirdi. Yerler kirliydi ama unutmuştu işte. Oyuna dalmıştı. Annesinin her seferinde azarlamasından usandığı belliydi. Annenin daha çok küçük olduğunu ve niçin hoş görmediğini bilmiyor, üstelik kızıyordu. Anlaşamayacaklarına göre kollarını bağlayıp başını çevirip susmak en güzel tepkiydi ona göre.
Anne farketti mi bu halini? Hayır! "Bir daha asla bunu yapmayacaksın, yerler pis, hasta olursun, nedir bu çocuktan çektiğim" vesaire vesaire vesaire....

Sonra aklıma çocukların okuldaki halleri geldi. Özellikle hijyen takıntılı annelerin çocukları tozla toprakla öyle büyük keyifle oynuyor ki,hele ki ilk zamanlar... Aman allahım, ne büyük mutluluk; karışan yok, nutuk atan yok, çek elini pis diyen yok. Oh, yaşasın özgürlük!...



"Acaba gözümüzle görmediğimiz mikropları gören bilim adamalrına fazla mı güveniyoruz,nedir?" diye düşünmeden edemiyorum. Oğlumu incitmeye, onu herkesin içinde sarsmaya, kendini sürekli suçlu hissetmesini "hijyen" sebeperden dolayı yaşatmaya hakkım yok.İki gözümle görmedğim mikroplar Ata'cığımla aramıza gireceğine yerlerde sürünmeye devam etsin.

Kirli ama mutlu ol sen e mi Ata'm. Annen çamurlu ama huzurlu yuvasında bir kahve içmeye gider şimdi. :P



Haydi kalın sağlıcakla.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Terrible Two Şekerim

Ata' yı daha doğurmamıştım, "bak teribıl tuu diye bir şey var, aman ha, dikkat et" dediler. "O nedir öyle, aman yarabbi! Çok fena olmalı ki daha doğurmadan tembihliyorlar" diye tutuştuğumu hatırlıyorum. Biraz araştırınca 2 yaş yani anal dönem - bağımsızlık evresi sıkıntıları olduğunu gördüm.

Oysa benim doğum, emzirme, gaz, süt, , uyku, beslenme, kilo, bebek bakımı, pişik kremi, banyo ... gibi konularda rahatlamaya ihtiyacım vardı.:)

Uyku konusunda rastladığım en güzel yazılardan birine sevgili Aslı Tür' ün blogunda okumuştum. Oradaki bu şahane yazıyla anneliğim yeni bir rotaya ve plana oturmuştu.

Aslı Tür'e anneliğime ve Ata'ya olan katkılarından dolayı sonsuza dek teşekkür ediyorum.

Daha sonrasında ise Türkiye'deki doğal ebeveynlik öncülerinden Psikolog Nilüfer Devecigil'i izlemeye başaldım. Bir de şu sözü çok işime yaramıştı: Ebeveyn çocuğunu zeki diye algılarsa, çocuğun kendini tecrübesi de zeki olur. Ebeveyn çocuğu ile olmaktan keyif alırsa, o da kendi ile olmaktan keyif alır. Eğer ebeveyn ona ilgi gösterir, onla neşe duyar ve onu severse; çocukta kendini ilginç, neşe veren, ve sevilen biri olarak algılar. Onların kendilerini tanıma tecrübesi, bizim onlarla olan ilişkilerimizde saklı

Onca şeyin özeti şuydu: "bebek doğduğu andan itibaren bol bol kucaklanacak. Kucağa alıştırılacak. Bol bol emzirilecek. Bebeğe saygılı olunacak, işaretleri iyi okunacak, çocuk oluncaysa zıtlaşılmayacaktı."

Zaten böyle yapınca asabi bir karakter yerine uyumlu, sakin, ne istediğini bilen biri olarak temelini oluşturacaktı.

Netekim öyle de oldu.

Ata bir kucak bebeği. Annesi yorgan döşek hasta olana kadar emdi;19 ay. Annesiyle uyudu, sık sık kucaklandı, yeri geldi kucaktan inmedi, indirilmedi. "Uslu, sakin, akıllı, zeki, ne istediğini bilir benim oğlum" şeklinde bir algıyla yaklaştım. Bebeğimi kurallar yığınıyla yetiştirdiğimi sanıp içini daraltmak yerine sade ve derin bir ilişki kurmayı denedim.

Sanırım bazı şeyleri başardım, başardık.

Şimdi sevgili Deli Anne'ciğimin de yorumladığı gibi"teribıl tuu" zamanı aslında. Ve dediklerinde yerden göğe kadar haklı. Ata' yı inceleyince şunu söyleyebilirim: İki yaş krizleri geçirmemesinin, asabi olmamasının ve gerilmemesinin alt nedenleri işte yukarıda saydıklarım. Bir de Ata'ya yalan atıp,yanıt vermem gerektiğinde sallamadım hiç. Neyse konu kısa ve net cümlelerle anlattım. Gördü ki anne-baba onu ciddiye alıp sakin sakin konuşmayı deniyor, şimdilerde o da aynısını denemeye çalışıyor o küçücük kalbiyle.

Minik kuzum benim :)

Kızmıyor mu, evet. E ama haklı, kim kızmıyor ki? Arada olacak haliyle. Bu tür durumlarda Harvey Karp'ın notlarını sık sık gözden geçiriyorum. Şu fast food kuralı çok işe yarar birşey.

Hani arkadaşımıza derdimizi anlatıp anlatıp sonunda "amaaan takma kafana boşver" gibi laflar duyunca moralimiz bozulur,kendimizi hafife alınmış hissederiz ya... Hah! işte çocuklara bunu yapmamak lazım. Bu küçük hanımları ve beyleri hafife almamak lazım. Yaşı, ayı, günü ne olursa olsun. Anında anlayış anında empati şart üstüne şart. İşte bu yüzden fast food kuralı çok işe yarar bir durum.

Bir örnek:
"Ata servis kaşığıyla çorbasını içmek istiyor"(Anne bunu en az 10 kere tekrar eder). Deli gibi süren bu tekrarın ardından Ata gevşer bir şekilde kaşığı bırakır.

Ağlama anında her neye ağlıyorsa o isteğini sıkça tekrar edip anladığımı söylerken daha az yorulduğumuzu hissediyorum. Kucağıma alıp sırtını okşuyorum. Bır bır bır bır konuşup o gergin haliyle çocuğun kafasını şişirmiyorum. Susuyorum, ağlamasını dinliyorum. Uzun nutuklar, durumu açıklamaya çalışmalar filan pek yok hayatımızda.

Yani özetle: bana yapılmasını istemediğim şeyleri oğluma yapmıyor, yapılmasını istediğim, beklediğim şeyleri ise olabildiğince uygulamaya çalışıyorum.

Hatalarım yok mu?

Dolu...

Ama,ancak ben ne istediğimi ve Ata' nın ne istediğini iyi biliyorum.

Gerisi teferruat :)

15 Şubat 2011 Salı

Biz nerede hata yaptık?

Işıl' ın Jan Hunt' un Doğal Çocuk isimli kitabından dilimize çevirdiği alıntılamalardan birisini paylaşıyorum.

Artık ağlatır mısınız, sıkı disiplinden taviz yok mu dersiniz, emzirmeden mi kesersiniz...siz bilirsiniz.

Cocuklarimiza verdigimiz gizli mesajlar

Yenidogan
Soyledigimiz:Istedigin kadar agla,seni yeniden kucagima almayacagim.
Dusundugumuz: Aglaman beni cok uzuyor ama butun o uzmanlar yaniliyor olamaz.
Cocugun dusundugu:Beni sevmiyor,benle ilgilenmiyorlar. Annem mukemmel beri,demek ki terslik bende. Demek ki,ben onun sevgisine layik biri degilim.
20 yil sonra soyledigimiz:Tom'da ne buluyorsun anlamiyorum. Sana nasil davrandigini gormuyor musun? Sen bundan daha iyisini hak ediyorsun.


Bebek
Soyledigimiz:Memeyi birakiyoruz.Sen buyudun artik!
Dusundugumuz:Devam etmek isterdim ama akrabalarin elestirilerini daha fazla kaldiramiyorum.
Cocugun dusundugu:Hayatimdaki en onemli seyi kaybettim:uzun suren kucaklasmalari ve en sevdigim yiyecegi. Belki de ben kotu biriyim, kotu seyler yaptim ve cezalandirildim.
20 yil sonra soyledigimiz:Neden bu kadar cok iciyorsun?

2 yasinda
Soyledigimiz:Artik bizim yatagimizda uyumak yok! Yalniz degilsin,bak ayicigin da senle beraber uyuyacak.
Dusundugumuz:Anneannen bizle beraber uyumanin yanlis oldugunu soyluyor.Neden oldugunu tam anlayabilmis degilim ama onun memnuniyeti, senin memnuniyetinden daha onemli. Her neyse, bak, bu ayicikla beraber uyuyabilirsin.
Cocugun dusundugu:Ama haksizlik bu! Onlar gercek birine sarilarak uyuyabiliyorlar! Beni pek iyi tanimiyorlar,duygularimi onemsemiyorlar.Neyse ki, su ayicik var!
20 yil sonra soyledigimiz:Biliyorum, Tom seni terk ettigi icin cok uzgunsun,ama kredi kartina bu kadar yuklenmene ne gerek vardi?Aldigin bu ivir zivir seni rahatlatacak mi? Sen ne zaman bu kadar materyalist oldun?

4 yasinda
Soyledigimiz:Kardesine vurmaman gerektigini biliyorsun. Bir daha yaparsan,oyle bir tokat yersin ki, bir daha da unutmazsin!
Dusundugumuz:Bu durumu daha iyi idare etmenin bir yolu olmali, ama benim babam da bana boyle derdi. Demek ki, yaptigim, o kadar da yanlis degil.
Cocugun dusundugu:Kardesime kizdigim icin ona vurdum. Simdi de babam bana kizdi ve bana vurmak istiyor. Demek ki yetiskinler vurabilir ama cocuklar vuramaz. Peki, ben birine kizdigimda ne yapmaliyim? Her neyse,bir gun ben de yetiskin olacagim.
20 yil sonra soyledigimiz: Barda kavga mi cikardin? Yetiskin insanlar birine kizdiklarinda ona vurmazlar.Ben hic bir zaman sana siddete basvurmayi ogretmedim!

6 yasinda
Soyledigimiz:Bugun senin icin cok onemli bir gun. Korkma, sadece ogretmenlerinin soyledigi her seyi yap.
Dusundugumuz:Lutfen okulda ariza cikarip beni utandirma!
Cocugun dusundugu:Ama korkuyorum! Evden bu kadar uzun sure ayri olmaya alisik degilim. Galiba benden biktilar. Eger uslu cocuk olup,ogretmenin her soyledigini yaparsam, belki beni severler.
20 yil sonra soyledigimiz:Ne? Arkadaslarin seni uyusturucu almaya ikna mi ettiler? Herkesin her soyledigini yapacak misin?Senin kendi aklin yok mu?


8 yasinda
Soyledigimiz:Sinifta ogretmenini dikkatle dinlemiyorsun! Onemli seyleri nasil ogreneceksin?
Dusundugumuz:Cocugumun basarisizligi,benim de basarisiz oldugumu gosterir.
Cocugun dusundugu:Ogretmenin anlattiklari, ilgimi cekmiyor. Sanirim,o her seyin iyisini bilir. Benim ilgi duydugum konular onemsiz,demek ki.
20 yil sonra soyledigimiz:28 yasina geldin,hala hayatta ne yapmak istedigini bilmiyorsun! Ilgi duydugun hic bir sey yok mu yani?


10 yasinda
Soyledigimiz:Bir tabak daha mi kirdin?Bosver, bundan sonra bulasiklari ben kendim yikarim.
Dusundugumuz:Biliyorum,sana karsi daha sabirli olmaliyim ama bu sekilde,en azindan, bulasiklar cabucak yikanmis olacak.
Cocugun dusundugu:Ne kadar sakarim! En iyisi,yardim etmeye calismayayim.
20 yil sonra:O isi cok istiyorsun ama muracat etmiyorsun,oyle mi?Kendine daha cok guvenmen lazim!


12 yasinda
Soyledigimiz:Hadi disari cik ve arkadaslarinla oyna biraz!Emin ol,burada pineklemekten daha eglencelidir disarida oynamak!
Dusundugumuz:Biliyorum,senle daha fazla vakit gecirmeliyim ama su islerin bitirilmesi gerekiyor.
Cocugun dusundugu:Annemle ve babamla beraber bir seyler yapmak istiyorum ama her zaman cok mesguller.Sanirim arkadaslarim beni daha cok seviyor.
20 yil sonra:Bizi hic arayip sormuyorsun.Bizim duygularimizi hic onemsemiyor musun?


14 yasinda
Soyledigimiz:Canim,disari cikar misin? Babanla ozel bir sey konusuyorum.
Dusundugumuz:Bilmeni istemedigimiz bazi sirlarimiz var.
Cocugun dusundugu:Ben bu ailenin bir parcasi degilim.
20 yil sonra:Hapiste misin? Problemlerin vardi da,bize neden soylemedin?Aile icinde sir olmaz,bilmiyor musun?

14 Şubat 2011 Pazartesi

Mübarek sevgililer gününde kardiyoloji kliniğinde olmak bir ayrıcalıktır.

Günün anlam ve önemini belirten yazımın özeti attığım başlık oldu aslında. Daha önceki yazımda kalp meselesine değinmiş, yaşadığım derdi paylaşmıştım. (İyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim tekrar tekrar...)Doktorum Vedat Bey "pazartesi gel kontrol var" dedi. Tıpış tıpış gittim. Beklerken hafiften gerildiğimi ve NTV'deki son dakika gelişmelerinin değil, beklemenin verdiği gerginlikle kalp sesimi kulağımda duyuyor gibiydim. Neyse ki eğlenceli bir yerdi ve dikkatimi dağıtacak şeyler buldum. Derken doktorum çağırdı. İçeri girdiğimde Vedat bey'in saç baş dağılmış, yorgun, solgun ve de zor konuşan halini görünce "Sevgililer gününüz mübarek olsun Vedat bey" diyerek selamalarım. Moral verip güldürdüğüme sevinirken kendisi süper hazır cevap çıktı. "14 Şubat'ta kardiyoloji kliniğinde olmak bir ayrıcalıktır. Seni eve sapasağlam bir kalple göndereceğim, hiç merak etme" dedi. Vaaaaaaayyyyyy :) İşte benim doktoru :))))

Durum iyi, fena değil, idare eder vesaire ama garip bir şey yaşandı. Kan yağlarım yüksek çıktı. Çok üzüldüm, acayip moralim bozuldu. Ben ki inek misali ot yiyen, oğlu 17. ayında olduğu halde süt için didinen ve bu nedenle sürekli yeşil yapraklı gıda tüketirken ( kalsiyum ve süt için) nereden çıktı bu LDL, kolestrol??????? "Sana ilaç yazacağım, bunları iç, kan yağlarını kontrol edelim, ekarte etmezsek şikayetlerin sürer" dedi. Haydaaaaaaaaa, "emziriyorum Vedat bey" deyince. "Ok, o zaman diyet" dedi. "Neeeeeee, ne diyeti, nasıl yani, ne yağacağım şimdi ben. Daha önce diyet yapmadım, hay allah" biçiminde bir panik yaşarken,"yapmazsan olmaz, karnene kırık gelir, bak yoksa ilaç yazarım" dedi gülerek. "Yalvaran bir sesle...Emzirmeyi kesemem, diyete razıyım. Ata emmeyi çok seviyor ve çok mutlu. Bu onun için çok önemli bir şey, nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum ama küt diye emzirmeyi kesersem bunalıma girer çocuk". Vedat bey, doğruldu ve büyük bir ciddiyetle, "sakın sakın sakın, emzirmeyi kesme, bu onun hala en büyük gıdası. Oradan aldığı sadece protein,vitamin,savunma hücresi değil, anne sevgisi, şefkati. Sana sokuldukça yaşadığını hissedip mutlu oluyor her seferinde bunu unutma" dedi. Gözlerim doldu dinlerken. Ata'cığım benim. Boncuk gözlü meraklı yavrum benim. "Ne gerekiyorsa yaparım, değil rejim, askeri rejim uygularım ama sütten kesmem" dedim. Gülüştük filan falan...

"Eee, nasıl bir diyet bu hocam" diye sordum. Amanın!!!! Sormaz olaydım. Aynen şunu dedi; "toprak altı besin yok, toprak üstü sebzeler var sadece, ha bir de meyve yok"...
MEyve mi?
Meyve mi?
Meyve yok mu?
Ne, meyve yok mu???

Şok oldum ....hmmffff!

"Meyve yok, çünkü içinde şeker var, şeker ise kan yağlarını arttırır."

Pencereyi açıp caddeye doğru "ben meyvesiz yaşayamam" diye bağırasım geldi, billahi. Zaten "erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer deyip bunu ısmarlamıştım. Oalcak şey mi bu? Hani kardiyoloji de olmak bir ayrıcalıktı? Ühüüüüüüüüüüüüüü :)))



Aklımda meyveler kös kös eve geldim. Ev halkı mest olmuş bayıla bayıla yiyordu. Artık bana yasak diyerek, ağlak mağlak konuşmaya başladım. Bu akşam yiyeyim, bir daha yok dedim kendi kendime. Yedim bir iki tane...Ama sanki taş yiyordum sayın seyirciler. Olamaz böyle bir psikolojik baskı: :(

Meyve yemeyip naaapacağım ben yaaa :( Ot mu kemireceğim apartmanın kadrolu kedileri gibi. Offf, dert oldu içime. 3 ay yok, zinhar yassak!

Neyse, sevgililer gününü mübarek mübarek kutladık. MEyvelerimizi yiyemedik, yediklerimiz boğazımıza dizilir gibi oldu. Ata'mız diş çıkardığı için keyifsiz ve dolayısıyla annesine naz , caz yapmaktadır.

NOT 1: Bu arada alternatif anne de yazdığım yorumları sindiremeyenler blog yazılarıma garip garip notlar- yorumlar göndererek beni sinirlendirmeye çalıştı galiba. Bir tanesini yayınladım ama okuyan herkes bilsin ki ne yaptığımdan ve ağlatmanın zararlı olduğundan o kadar eminim ki, bu yazılanlar beni değil sizi yıpratır. Boşu boşuna enerji harcarsınız, söylemedi demeyin. Hakkımda yazdıklarıyla ileri giden olursa işte orada mahkeme orada, veririm dilekçemi uğraşırsınız... Son yorumlarımı admin yayınlamadığı için zamanında ne dediysem buradan okuyabilirsiniz ayrıca. Bir gün oturup "moderasyon nedir" ve "moderatörlük nasıl yapılır" başlığı altında bir yazı yazacağım. Unutturmayın. Gruplarda, sitelerde, şurada, burada yazacak zamanım ve de isteğim olmadığı için bu tür gerginlikler ve yanlılıklar bana çok uzak şeyler. İtirazı olan, beğenmeyen varsa yazdıklarımdan, okumayıversin, olsun bitsin. Bu kadar basit. İşim gücüm yok bir de car car car sizinle kavga mı edeceğim yahu :)))

Herneyse, Ata sayıklıyor galiba, gidip bakmalıyım. Yarın Eko çekilecek, orada da bir arıza yoksa yapacaklarıma ve dikkat ettiğim şeylere ağırlık vermem gerekiyor.

NOT 2:Son yazımda ve sondan bir önceki yazımdabeni Sabiha Paktuna Keskin'den başka uzman tanımıyor sanabilirsiniz, ancak doğallığı ve doğruyu söyleyen en gür ses oydu Türkiye'de. Demek hataları olmuş, haberim yok. Etik önemli bir mevzu ama şu da bir gerçek,
Psikiyatrlar nörologları ve psikologları,
Psikologlar rehber ve psikolojik danışmanları,
Rehber ve psikolojik danışmanlar ise alan dışı olarak bu işi yapanları hep dışlarlar, hatta uğraşırlar. Bunun dışında; işin iç yüzünü bilmediğimden yorum yapmam doğru olmaz. MAdem öyle, çocuk &ergen psikiyatrları nerde, çıksın onlar anlatsın bakalım aynı dille... Bekliyoruz.

NOT 3: YARIN SİZE BİR SÜPRİZİM VAR.

Herkese iyi geceleri, iyi kandiller, mutlu - güleryüzlü bebekler, sağlık dolu günler diliyorum.

Sevgiler

Aylin

13 Şubat 2011 Pazar

Durun ve düşünün, doğal olan bu mu?



Zaten Sabiha Paktuna Keskin olanı anlatıyor. Benim yorum eklemem doğru olmaz. Ancak bir iki şey var anlatacağım.

Bir insan bir davranış örüntüsünü ( beslenme, uyuma, tuvaletini yapma gibi) gerçekleştirmek için modele ve zamana ihtiyaç duyar. Sürecin iyi geçmesi için güvene ve şefkat gereklidir. Özel olarak uygulanacak her yöntemler kriz ve risklere davetiyedir. Bunlar ileride anksiyete, obsesyon, kişilik bozuklukları, oral dönem ve anal dönem komplekslerine neden olabilir. Bu yazıyı okuyup, eksik, hatalı, yanlı... vb bulan uzmanalr varsa lütfen görüşlerini bildirsinler. Bu benim kendi gelişimim ve Ata için çok önemli.

Bir iki şey var demiştim. İlki üst paragraftakilerdi... İkincisiFerber kimdir, uyku bozukluğu uzmanıdır, bebek gelişiminden ne anlar?Tracy kimdir, bebek hemşiresidir. Vefat etmiştir, rahmet olsun, bebek gelişimi ve gelişim psikolojisinden ne anlar? Hatta o bile ağlatmaya karşıdır. Aylin kimdir,uzman, doktor, psikolog değil,okuldan aldığı diplomasına değil, doğruyu ve doğalı söyleyen uzmanları takip eden, oğlunu en az psikolojik hasarla büyütmeye, hayata hazırlamaya karar vermiş bir annedir.

Gaddarlıkla terbiyeyi karıştırmayın.

Rahmetiniz gazabınızı geçerse orada sağlık vücut bulur diyorum tasavvuf diliyle.

İtirazı olan?

KArşı çıkan?

Eksik diyen?

Söyleyecekleri olan???

Haydi sarılın klavyeye...

Yine uyku, yine ağlatma, yine bunu zararsız zanneden anneler...

Sevgili Hülya, Alternatif Anne de Çocuğuyla aynı yatakta yatmak ya da yatmamak başlıklı bir yazı yayınlamıştı.

İlk grubu bebek odası ve yatak odası arasında mekik dokumaktan vazgeçip bebeği odasına alanlar olarak almış. Ben de bu gruba girmediğimi, en başından beri birlikte uyuduğumuzu yazdım. Ardından sevgili Işıl ve sevgili Açalya kişisel görüşlerini bildirmişler. Işıl da aynı şeyi söylemiş: "bebeğini yanında yatırmaya doğmadan önce karar veren anneler olarak bir başlık açsaydın keşke"demiş. Aynı zamanda "ipleri eline almak" ve "patron" olmak gibi kavramlar olmadığı için 7/24 bebeğin ihtiyaçlarına tam ve yerinde yanıt vermenin onlar için en doğrusu ve en sağlıklısı olacağına inandığımız için bunu yapıyoruz demiş.

Bir kere Işıl'a sonuna kadar katılıyorum. Bebeğimi doğurmadan önce yanımda yatırmaya karar verrmiştim. Ama yine de Hülya, bir zorluğu atlatmak şeklind eyorumlayarak ilk sıraya aldığını belirtti.

Bebekleri ağlatmanın stresi ile ilgilibir yazım var: Bu yazıya pek ünlü bir psikolog hanım bile hem tepki gösterdi hem tebrik gönderdi. Popüler olunca kafası karışıyor insanın demek ki :)))

Bence bebeğine uyku terbiyesi vermek isteyen pek çok anne keyfine düşkün tiplemeden uzak değil. "Anne iyi uyuyacakmış ki..." diye başlayan cümleleri hiç samimi bulmuyorum artık. Tamamen bencillik. Ayrıca; 9 ay karnınızın içinde olan bir bebeği doğar doğmaz olmasa da daha kendini ifade etme becerisinden yoksunken büyük bir aceleyle başka odaya bırakmanın "güvende" ve "özgüvenli çocuk yetiştirme" kavramları açısından bakıldığında büyük bir telaş, acelecilik ve acemilik olduğunu düşünüyorum. 5 gün bebeği ağlatmanın sonu a tipik depresyondur. Literatür bilenler ve karıştıranlar gelsin konuşalım.

"Ferber denedim, uyuttum" deyip rahatına eren anneler iyi bilsin ki bebeğin yaşadığı stres kadar varılan sonuç depresyondur. Tekrar ediyorum. Çocuk "öğrenilmiş çaresizlik" denen kavramı gerçekleştiği için, bebek ağlar ağar, anadan ümidi keser ve uyur.

Ben de bebeğimi yalnız büyüttüm, büyütüyorum. Çok zorlandığım anlar oldu. Ama hiç Ata'yı şikayet etmedim. Uyanacak tabi, o bir bebek, pek çok ihtiyacı olduğu için, en başta anneyi yokladığı için uyanacak. Beraber uyumakla rahat ve sakin bir adam olarak büyüyor. Bize güveniyor. "Yoksunluk" denen şeyi yaşatmadık çok şükür. Burada ferbercilere verip veriştirdim ayrıca. Çünkü kazık kadar halimizle anneye muhtaç olsak ve annemiz istediğimiz ilgiyi vermese bunalıma gireriz diye anlattım. Anlayan anladı anlamayan bana özelden ferberi övdü.
Saçmalamayın,bebeklerin "ipleri eline aldığını" , "patron olmaya çalıştığını" düşünmek, daha neokorteski bile olmayan yani sosyal ve duygusal yönden bu kadar karmaşık bir işlem yapamayacak kadar saf temiz varlıklara ait şeyler değil. Bunları düşünenler büyükler, büyüyüp kirlenmiş olan büyükler. Bir de bu tür şeyleri düşünenlerin bir yerlerde açıkta ve gizlide duran kompleksleri olduğunu da düşünüyorum. Kim bir bebeğin "patron benim" demek için ağladığını düşünecek kadar iyi niyetli olabilir? Hiç kimse...! Düşünse düşünse kendi acizliğini örtbas etmeye kalkan kompleksli yetişkinler düşünür. Ayrıca pozitif disiplin veren ebeveyn olmaktan bahsediyorsanız, kusura bakmayın ama ferber - yatır kaldır yöntemleri uyguladıysanız, bunlar sizin sicilinizi bozar.

Açalya'ya da çok katılıyorum. Birlikte uyumak adamı adam eder diyorum.

Ağlattım, yatırdım kaldırdım, bir travma olmadı diyenlerdenseniz ergenlikte ve devamında kök söktüreceğini bilin ona göre şimdiden hazırlık yapın diyorum son söz olarak. İlk aşaması 2 yaş krizidir tabi.

Ballandıra ballandıra anlatan annelerin ve şakşakçılarının bilmesi gerekenleri ben kendimce anlattım. Bir de çocuk nöroloğu olan bir uzman anlatsın, benim anlattıklarımı sallayabilirsiniz ama bu kadının kapı gibi iş ve bilim otoritesine kulak verin diyorum. Ayrıca Sabiha Paktuna Keskin in bu işten iyi anladığını ve annelere iyi bir rehber olabileceğini düşünüyorum.
Video tam bu yazıya göre.

Not: Hülyacım, yazımı tamamen kendi üzerine alma sakın, direk sana değil, ille de ferber diye tutturanlara tepkili olduğum için ferber seven ve yaşatan annelere karşı yazdım.


Hepinize sevgiler

24 Ocak 2011 Pazartesi

Bebeklere uyku egitimi şart mı?

Bence uyku tekbasina ele alınmaması gereken bir şey. Gün icinde yorulursanız erken uyursunuz, ağır yerseniz ne olduğunu anlamadan sizar kalirsiniz ya da kafanıza birsey takılırsa sabaha kadar gözünüzü kirpmazsiniz... Gibi...

Ben uyku danışmanı değilim ama egitimciyim. Söyleyeceklerim daha çok annelerin daha insancıl ve süreç odaklı yaklaşmaları seklinde olacak. Uyudun da nasıl uyursa uyusun derseniz ayvayı yersiniz. Uyku bütün bir gunün eseridir. Gündüzü rutine oturtmazsaniz gece bekçisi olursunuz tabi olarak. Ayrıca dış, büyüme atağı, gaz, reflu, burun tıkanıklığı, alerji, anneye güven, huzur icinde uyuma gibi etmenleri kontrol etmezseniz ve üstüne uyuması için olmadık yöntemleri denerseniz yine ayvayı yersiniz.

Ukala ukala yazıyorum kusura bakmayın ama herseyi sallayip uykuya gelince Aslan kesilen ve el kadar bebelere ferberin uygulayan anneleri okuyup dinledikce kada aradım geliyor. Bir de ballandira ballandira yazıp ise yarıyor demiyorlar mı?.... İki tane çakmak lazım!

Şimdi o ağlatmaya meraklı annelere sunu soruyorum;

" diyelim ki yatalak hastasını, yuruyemiyorsunuz, haliyle tuvalete bile gidecek halınız yok. Öyle ki konuşup derdinizi anlatacak gücünüz de yok. Bir sekilde size bakıyorlar; yemek, mama su... Ancak kokularınız var; acaba benden bıkarlar mı? Acaba beni terk edip giderler mı? Beni bu halimle bile seviyorlar mıdır??? Bunun gibi pek çok korku ve endişeniz var diyelim.

Anneniz gündüz gelip doyuruyor, ilgileniyor ve mutlusunuz. Haliyle iciniz geçiyor ve uyuyorsunuz. Saatler ilerliyor, gece oluyor, karanlık ürkütüyor, endişeler basıyor ve uyuyamiyorsunuz. Üstelik o sevgili annenizin basınıza gelip öpüp koklayip sakinlestirip elinizi tutmasini beklerken o kapıdan " hadi uyu yavrum" gibisinden yuzeysel bir davranisla yaklaşıyor size. Oysa ki annenizden şefkat bekliyorsunuz.

Ağlamaya başlayınca da fırça yiyorsunuz diyelim. Yasınız da olsun 33... Koskoca kazık kadarsiniz ve ağlamanıza karşılık anneniz uzak duruyor. Ne yaparsınız? O an ne hissedersiniz??

Lütfen yanıt verin????

Hissedeceginizi düşündüğünüz şey her ne ise, aglatarak uyutmalı sırasında o minicik insana hissettireceginiz şey o dur iste!
.......

Uyku sorununuz varsa size Heather Welford' un "bebek ve cocukların uyku sorunlarına çözüm" isimli kitabini öneririm.

Bu kitabın 76. Sayfasında hislerime Tercüman olmuş bir paragraf var. Soyle "hangi yasta olursa olsun, kendiliğinden uyuyabilmesi için ya da tekrar uykuya dalması için, bebeğinizin ağlamasına izin vermeyi öneren 'uyumaya yardımcı olmak' için geliştirilmiş birçok yaklaşım vardır. Bu yöntemler, gereksinimlerini ifade eden bebeğe yanıt vermeyi önermek yerine ebeveyni çocukla karsı karşıya getiren bir cocuk yetiştirme bicimi oluşturmaktadır.

Ağlayan cocugunuzla ilgilenmek onu 'idare eden' durumuna sokmaz. Bunun yerine ona sıkıntısıyla ilgilenip, sıkıntısını gidereceğinizi öğretir.

Cocuğunuz ağlıyor ve hiç kimse ilgilenmiyorsa, nekadar kötü durumda olsa da kendi basına olduğu hissine kapılmasına neden olabilir.

Cocuğunuzun gercekten bir sorunu olmadıgından hiçbir zaman emin olamazsınız. Susamış, korkmuş..... Vb gibi pek çok şey olabilir.

İnsanlik evriminin tarihinde, güvenlik ve ısınma nedenleriyle küçük cocuklar hep birinin yanında uyumuslardir. 21. yy cocuğu için bunu değiştirmek demektir; bu yapılacaksa yumusakca yapılmalıdır.

Cocuklar şüphesiz bağımsızlığı öğrenmelidir. Ancak bunu öğretmek için önünüzde 20 yıl varken neden acele ederdiniz?" diyor kitap...

İyi ki de diyor. Okurken "oh be" dedirtiyor.

Su febreri öven ama gelişim denen sürecin kendisinden zirnik kadar anlamayan annelere kapak oluyor!

Böyle aglatip depresyona sokuyorlar ya bebeklerini, haberler yok. Ergenlikte alacaklar ağızlarının paylarını hanımefendiler....!

Benden söylemesi.

Siz bu ferbercilere uymayın.

Öptüm hepinizi!


Aylin

23 Aralık 2010 Perşembe

Emzirerek uyutmak sakınca yaratır mı?


Posta kutuma gelen maillerden birini paylaşmak isterim:

Merhaba Aylin Anne,
Bir konuda fikrine çok ama çok ihtiyacım var; kızım sadece emerek uykuya dalıyor, bundan ben de o da aslında hiç rahatsız değiliz, aksine çok da hoşuma gidiyor. sallanma ya da pış pışlanma isteği yok, sadece anne kokusu ve biraz da uyku öncesi anne sütü. Ama Bilinçli Bebek kitabında okuduğum zaman şok olduğum bi bilgiyi seninle paylaşmak istiyorum.
" Ama bebeğinizin sakinleşip uyumak için sallanmak, kucakta dolaştırılmak,emzirilmek gibi uyku saaati alışkanlıkları edinmelerine neden olursanız, başka sorunlarla karşılaşabilirsiniz." tabii öncesinde de mızmızlanan, huysuz bebeğin ağlamasının uykusu olduğu için değil de ağlayarak üzerindeki gerilimi boşakltması ihtiyacı olduğundna behsediyor. böle durumlarda da siz uykusu var diye sallar ya da emzirir uyutursanız da yatağına koyduğunda yine o gerilimi atamadığı için uyanacaktır. diye bahsediyor
Tamam iyi güzel hoş da uykuya geçişte emzirmek, emerken uyumak doğal değil mi? Kızım uyanmıyor, o da ben de mutluyuz ama inan onun sdece böle uyuması onun için ileride başka sorunlara neden olacaksa bir an önce farklı bir şeyler yapmam gerek diye düşünerek senden bu konu hakkında yardım istiyorum. Aslında zamanından çalmak istemem ama mailime cevap da verebilirsin, şimdiden anlayışın ve ilgin için çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle,

Zerrin
4 Aylık Elif Alya' nın Annesi


Yanıtım:

Sevgili Zerrin Anne,
Bahsettiğin kitapta demek istediği şöyle: bebeğin ağlamasına izin vermezsek üzerindeki gerilimi atamaz. Ama ne zaman? Ağladığı zaman.

Şimdi çözmemiz gereken şu, Elif Alya uyku öncesi uyumak için mızmızlanıyor mu? Hayır. Yok böyle bir derdi. Çünkü annesi birazdan gelecek, onu koklayarak ve anne sütü alarak uyuyacak. Bu onun uyku sistemi. Eğer uyumak için sabırsızlanıyor, sürekli uyku öncesi ağlıyor olsaydı, ok.

Ağlama izni şöyle bir şey; bebek bir şey yaşadı, canı sıkkın ve ağlıyor. Onu hemen pışpışlamakla, memeyle susturmuyoruz. Ağlayıp gerilimini atlatmasını bekliyoruz. İleriki dönemde ise şöyle olabilir; diyelim ki emekliyorken yada ayakta durmaya çalışıyorken dengesini kaybetti ve düştü,bir yere çarptı vesaire. Canı yandığı için ve bu durumdan hoşlanmadığı için ağlamaya başladı. Hemen bebeğe, "yok bir şey, geçti" demiyoruz. Çünkü geçmedi, acı hala orada.Acının geçmesini veya gerilimin bitmesini birlikte bekliyoruz.Kucaklayıp, hafif hafif okşayıp ağlamasını tamamlaması için bir köşeye çekiliyor, ağlamasının bitmesini rahatlamasını bekliyoruz. Eğer gerilimini atmasına izin vermezsek, ileriki yıllarda bir travma yaşadığında başa çıkmasını beceremeyebilir. Kendi acısını yaşayamadığı için bu daha derin komplikasyonlara neden olabilir demek istiyor bence yazar.

Eğer uyku öncesi böyle bir gerilim varsa endişelen derim. Yoksa hiç kafana takma. Sen doğru yaptığına içgüdüsel olarak eminsen eğer hangi kitapta ne yazarsa yazsın, çok önemli değil bence.

Sears' ın A'dan Z'ye Bebek Bakımı kitabını öneriyorum. Doğumdan tuvalet eğitimine kadar herşey var :)

Biz Ata ile neler yaşadık? Anlatayım;
Ata ilk 3 ay özellikle akşamları ağlayan bir bebekti, ben de ağlamasını saygıyla dinlerdim. Tabi çok dayanılmaz bir şey anne için ama onun ağlayarak gerilimini atmasına izin verirdim.Ağlar ağlar ağlar, sonra emer ve uyurdu. Uyumak için ağlamazdı. O nedenle uyku öncesi biraz emip, gevşeyip uyurdu. Burada beni ve Ata'yı rahatsız eden hiçbir şey olmadı.

Yürüme döneminde de şöyle, düştüğünde "Aaahahahha, hiçbirşey olmadı ki, geçti, geçti","Aaa,bak uçak, araba, dü-düüt" diyenleri hemen susturup, Ata'yı kucaklayıp ağlamasının bitmesini sağlardım. Elimle bir yandan başını okşar, bir yandan "Canımmmm,düştüğün için canın yandı ve korktun.Bunun için ağlıyorsun, haklısın bir tanem" diyerek onu anladığımı anlatmaya çalıştım. Zaten 2-3 dakika geçmeden sakinleşiyorlar bebişler :) Bu bizde hala böyle...Büyükler anlamakta güçlük çekiyor ama ben Ata' nın acısını farketmesini, kendine tanımlayabilmesini, tam olarak neyinin olduğunu anlayabilmesini istiyorum. İleride neyin var, yüzün asık dendiğinde "hiç" demesin. Anlatsın içinden geldiği gibi...

Özetle sevgili Zerrin Annecim; Uyku öncesi gerilimi varsa ve ağlamak istiyorsa memeyi dayayıp susturmaya çalışmak acısını bastırmak olabilir ve bu da kişiliğinde ve hayatında zorluklar yaşatabilir deniyor anladığım kadarıyla.

Annelik kitaplara sığmayacak kadar canlı ve sonsuz birşey. O nedenle hislerine güven diyorum son söz olarak.

Sevgilerimle, kızını kokluyorum :)


Neleri neleri düşünüyoruz yahu. Bilinçli anne olmak, bilinçli bebekler yetiştirmek böyle inceliklerle dolu uzun bir yol anlaşılan. En güzeli ise bu yolculuğa aşkımız bebeğimizle ve sevdiklerimizle çıkmamız, öyle değil mi?

Bu maili okurken çok mutlu oldum. Doğalcı, bilinçli ve titiz yaklaşan bir anneyle tanışmak beni çok mutlu etti beni. Ne diyeyim; çoğalsın böyle anneler :)

SEvgiler

4 Ekim 2010 Pazartesi

Rahim dışı yaşamın psikolojik evreleri

Uzmanlara göre insanın psikolojik yönden doğumu uzun yıllar süren bir zaman dilimi...

Şöyle ki;

ilk 6 ay bebek arzu doyumu içindedir. Emmek, uyumak, gazının çıkması, kaka yapması, okşanma - temas ihtiyacı gibi arzuları vardır.Bunların doyurulumasını bekler.

7.ve 8. aylarda anneye dokunma, ona anne deme, kulağını çekiştirme, saçını yolma gibi eylemler başlar. Bunun nedeni bebeğin artık kendi bedeni dışında başka bir bedenin varolduğunu anlama çabasıdır.Artık karşılaştırma yapmaya başlamıştır.Annenin gözü var, kulağı var, annenin saçı var, annenin tokası var... gibi. Anne olan ile anne olmayan arasındaki farkı bu şekilde anlarken, annesinin kokusunu, sesini ve varlığını daha iyi kavrar. Yüz okuma konusunda uzmanlaşır.Okuduğu duygu durumlarına göre o da tepki verir.Gülümseyen yüzlere gülümser, gergin yüzleri görünce o da gerilir vb.gibi... Annesine güvenli olarak bağlanan bebekler, bu aylarda yabancıları ayrıt edebilirler.Güven düzeyi düşük bebeklerde bu tepki ağlama, haykırma vb gibi de olabilir diyor gelişim psikologları.

6-10. ay arasında ayrılma ve birleşmeyi öğrenirler. Emeklerken, oyun oynarken arkaya bakıp anneyi kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Artık annenin bedeninin kendisinden ayrı bir beden olduğunu farketmiştir ve sosyal yönden de iletişim kurmayı geliştirir.Hoşuna giden birşey olduğu zaman gülümser mesela...

10.-17 ay arası özerklik dönemidir. Bu küçük adam ve hanımefendiler yürümeye başaldıklarında özerk olduklarını farkederler. Aynı zamanda yürümeye başladıkları için annenin bedeninden ayrı olduklarının daha da bilincindedirler.Bu yüzden anneler daha sevgi dolu, daha yakın ve daha sıcak bir iletişim içerisine girmelidirler deniyor.Çocuk bu dönemde dünyaya aşık olurmuş. Keşfedecek, öğrenecek çok şey olduğunu görür ve bu aşk ilişkisi anneden ayrılmanın verdiği farkındalıkla bir negativiteye dönüşebilirmiş. Yani çocuk anneye sürekli negatif tepkiler vermeye başlaması düşündürücü boyutta olabilirmiş.

Bu dönemde çocuklarla olan sıcak iletişimin altını iki kere çiziyor uzmanlar. Çünkü bu dönemde çocuğun dünya ile ilgili kurduğu aşk ilişkisi, anneden ayrı olma fakındalığı ile bir hüzne, hayal kırıklığına dönüşebilir. Çocuk çift taraflı bir eğilim içindedir; aşk ve hüzün. Eğer dünya onun için kısıtlayıcı, cıssss dolu, anneden ayrıldığı bir yer olduğu halde yine de eğlenceli ise çocuk dışa döner. Ama aşk ve hüzün ikilemleri ağır basar ve onu çok meşgul ederse içe döner ki; bu otizmin temeli sayılabilir. Bu döneme kadar anne ile sevgi dolu, güven içerisinde bir iletişim olmuşsa sorun yok diyorlar. Ancak bu dönemde yaşanan anne-bebek gerginlikleri otizme neden olabilirmiş.

Anneye her uzandığında ona dokunmak ister bebekler. 1 yaşa kadar bu konuda isteği doyurulmuşsa duygusal yönden sağlıklı bir temel atılmıştır. Yani ilk 1 yıl anne ve bebek birbirinden uzun süreli ayrılmamalıdır. Hatta bebek anneyi her istediğinde anneden olumlu yanıt almalıdır. Güvenli bağlanma gerçekleşmemişse ileride yaşanacak olanları tahmin etmek güç olmamalıdır kanımca.

Ruh sağlığının temel belirleyicisi anne-bebek ,anne-çocuk arasındaki ilişkidir.Eğer kaygılı ve güvensiz bir bağ oluşmuşsa, ileride "ben ve öteki" kavramı ağır basacak, belki de hayatı boyunca anne ile arasında yakın bir ilişki oluşamayabilir.

Bu nedenle ister 1 aylık olsun ister 1 yaşında olsun, bebeğin psikolojik gelişimi için sevgi ve sabır dolu bir ebeveynlik tarzı geliştirmek, sağlıklı bir birey olarak gelişmesi için çok önemlidir.

Bilimsel yönden daha ayrıntılı bilgilere sahip oldukça daha dikkatli adımlar atarak çocuklarımız için en iyisini yapmanın daha kolay olacağını düşünüyorum.

Sevgilerimle

AA

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annelerin Doğru Bildiği Yanlışlar!



Annelerin doğru bildiği yanlışlarda herkesin payı var diyerek söze başlıyorum. Doktorlar, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler, anneler, büyükanneler, kaynanalar, büyükbabalari komşular...! Herkes ama herkes bir diğerine kendi bildiğini bir şekilde dikte ediyor. Bizler çoğu zaman çaresizlikten bu dikteyi anında kabul edebiliyoruz.Çaresizlikten. .... Ama kimisi, oluruna bırakıp, deşmediği için öylesine kabul ediyor.

Örneklerle anlatayım:

Örnek 1:Bebek yeni doğmuştur, sık sık ağlar ve "aman kucağına hemen alma kızım, alışır, sonra kucak bebeği olur."

Aylin Annenin Notu:Külliyen yalan!

Doğrusu: Şımartmas teorisi 1920'lerde ortaya atılan bir teoridir. Ancak yapılan son çalışmalar kucaklanan bebeklerin daha başarılı, kendine güvenen ve mutlu insanlar olarak yetiştiklerini ortaya koymuştur. Bir grup bebeği kucaklayarak yetiştiren anneler bebeklerinin daha sakin ve uyumlu olduğunu ifade etmiştir.Kucaklanmayan, ağlatılan ve annesine hemen ualaşamayan bebeklerin sosyla yönden zayıf, duygusal yönden insan ilişkilerinde güçlük çeken bireyler olarak yetiştikleri gözlemlenmiştir.

Örnek 2:Bebek yeni doğmuştur, anne bebeği gece-gündüz yanında yatırmak ister ve etrafındakiler karşı çıkar."Ezersin, incitirsin, kendine çok alıştırma sonra başa çıkamazsın..."
Aylin Annenin Notu:"Sizin insafınız kurumuş"
Bu benim d başıma geldi.Doğum yaptığım hastane ,güya bebek dostu, bebeğimi yanıma almak istediğimde önce hemşireler kızdı. Evet, resmen kızdı. "Aylin hanım bebeğinizi şimdiden kendinize alıştırdınız" dedi bir tanesi sert bir ifadeyle. O an kendimi çok kötü hissettim.
Birincisi: Sen kimsin ne hakla hayatıma müdahale ediyorsun?
İkincisi: Bu cesaret nereden?
Üçüncüsü: Bildiğim sandığınız şey tamamen yalan....
Diyemedim tabi.. lohusalık psikolojisiyle incindim o an ve annemden rica ettim, lütfen gelen giden bir yorum yapmasın, bildiğim gibi yetiştirmek istiyorum bebeğimi diye :) Sağolsun...Karnımdan çıkmış yavrucak tabi beni arayacaki tabi beni isteyecek, tabi ki ben de onu isteyeceğim.9 ay beraberdik, gün geldi bu birlikteliğimiz sona erdi ama bu travma ikimize de fazla. Atlatmanın en kolay yolu onunla uyumaki bol bol koklamaki sevmek, şarkılar mırıldanmak olmalıydı bana göre. Kimseyi dinlemedim, yanımda yatırdım, çok da iyi oldu.

Doğrusu:Doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek mutlaka emzirilmeli.Bebek anneye verilmeli, anne ile aynı odada , mümkünse beraber uyumalarına izin vermelidir. Bu konuda Dr.Sears'ın A'dan Z'ye çocuk bakımı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Örnek 3:Bebeğin gece uyku düzeni oturmamıştır, oturması için bir kaç gece ağlatması önerilir."Ağlayacak ağlayacak, susacak nasıl olsa, bir iki gece ağlatmaktan zarar gelmez"

Aylin Annenin Notu: Sizin annenize en çok ihtiyacınız olduğu bir anda, anneniz sizi istemediğini söyleyip suratınıza kapıyı çarpıp gitse, ne olur? Ne hissedersiniz?????

Doğrusu:Bebeklerin ister kontrollü ister, kontrolsüz olarak ağlatılması depresyona yol açar. Sabiha Paktuna Keskin'in açıklamalarınıburadan izleyebilirsiniz.Ayrıca Dr.Sears bu yöntemi"hayvanların bile kullanmadığı, oldukça duyarsız bir model" olarak adlandırmaktadır.

Örnek 4: Bebek artık neredeyse 18 aylık olmuştur ve belli kelimeler dışında konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.Örneğin: Evde gün boyu tv açıktır, bebek uzun süre kendi başına oyuna bırakılmaktadır vb... Anne-baba bebeğiyle konuşmayı "o bir bebek, ne anlar" diyerek gülünç bulmaktadırlar.

Aylin Annenin Notu: Pes!

Doğrusu: Dr. Beril Bayrak Bulucu .bu videoda çok güzel açıklamış, "TV bir çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalıdır, TV konuşmayı engellemektedir, Tv hipnotize etmektedir"... diyerek.
İnsanlar konuşmayı konuşarak öğrenir, izlyerek yada dinleyerek değil.Konuşma beynin ve zekanın işidir. 5 duyu ve duygusal gelişmişlik ister.Bu açıdan bebeklerin sesleri taklit etmesi ve ikili diyaloğa girebilmesi için karşısındaki modelin TV değil, bebeğe bakan, dokunan, konuşan, duyan birisinin olmasıdır. Mimik, jest ve sesleri taklit yoluyla konuşma başlar.
TV beyindeki sinir kümelerinin gelişimini bloklar. İşitme sinirlerinin kulaklara doğru, görme sinirlerinin enseye doğru ilerlemesini yavaşlatır. Bu ne demek????? Bebeğin herşeyi parça parça algılayıp, bir bütün olarak kavrayamaması, yani konuşamaması demektir.

Zeka geriliği,
İşitme problemi,
Ağız-diş-damak yapısından bozukluk,
Otistik belirtiler yoksa,
Uyaran eksikliğine bağlı olarak konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.
TV kapatılmalıdır. 2 yaşından sonra günde 15 dakika kadar izletilmeye başlanabilir.
Bol bol konuşulmalı,
Ninni,
Şarkı,
Tekerleme söylenmelidir.
Uykusuna,
Beslenmesine,
Oyun oynama ihtiyacına dikkat edilmeli, oyun grubu oluşturularak diper çocuklarla biraraya getirilmelidir. Böylece sosyal yönü ve dil gelişimi yönü desteklenebilir.

Annelerin en sık yaşadığı problemler genellikle bunlar ve asıl sorun problemi araştırarak çözüm yolu üretmekte bulmayıp, olanı olduğu gibi kabul eden annelerde bence. Burada varolan bilgileri anne-babalarla paylaşarak daha mutlu ve sağlıklı nesillerin yetişmesine aracılık edebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda "Cıs", yapma, elleme gibi annelerin çocukların oyun döneminde en sık yaptığı hataları ve doğruları paylaşacağım.

Sevgilerimle

AA

2 Eylül 2010 Perşembe

Bir yaş bebeğinin genel özellikleri

Ata artık bebeklikten çıktı ve oyun çocukluğuna geçti. Bizim ilgi ve ihtiyaçlarımız beslenme ve uyku düzeninden çıkıp daha farklı yönlere doğru ilerlemeye başladı.

Soru ve sorunlarımız daha farklı artık...

Daha yaratıcı olması için hangi oyunları tercih etmeliyiz?
Davranış eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyiz?
Evi ve çevreyi daha güvenli hale nasıl getirebiliriz?
Hangi oyunlar onun zekasını geliştirir?
Dil gelişimi için nasıl davranmalıyım gibi? şeyler bizi çok meşgul ediyor son zamanlarda.

Öncelikle kabaca 1 yaş özellklerini bu videoda izleyebiliriz. Doktorun anlattıklarını kontrol edebilir, bir farklılık varsa doktora danışabiliriz.

Bu arada bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel...Kendisinin yaklaşımından, bilgi, kültür ve donanımından oldukça memnunuz.Tavsiye ederiz...

Bir yaşında bir çocuk yavaş yavaş yürümeye, konuşmaya, ciddi ciddi sosyalleşmeye, çevresini tanımaya, kendini beslemeye ve ifade etmeye başlıyor.

Bu dönemde anne-babaların işi pek kolay değil. Dr. Harvey Karp' a göre küçük bir cave man, yani mağara adamı olan bu minikler artık yavaş yavaş devinerek kentlileşmey başlıyorlar.

Örneğin sesler daha net ve anlaşılır olarak çıkmaya başlıyor. O garip bebek dili ağuhabubabab dededediidididi ler daha kısalıp anlam yükleniyor :) An-ne, babba, dedde, dellll, ditti, vuuu, düüüü, pissspisss gibi ifadelere bürünüyor. Bebek yanlış veya eksik telaffuz edebilir kelimeleri, yetişkinlerin yapması gereken bunu örtmek ve hep doğru şekilde telaffuz ederek konuşmak olmalı diyor uzmanlar.Aksi takdirde yanlış model olma durumu söz konusu olabilir :)

Bu arada,tabii, kendini ifade ederken artık daha bağımsız olarak hareket edebildiği için istediği yöne istediği şekilde gitmek istiyor. Burada ailenin çok dikkatli ve çocuğun sürekli yanında gözünü dört açarak bulunması hepimizin ortak sloganı :)

Evde kapılar,çekmeceler,prizler,köşeler,kesici ve delici aletlerin bulunduğu yerler güvenli hale getirilmeli,
Oyuncaklarla oynarken, sıralarken, emeklerken yakınında bir yetişkin mutlaka olmalı,

Yemek yemeğe çalışması engellenmemeli, halı, koltuk, kanepe üst başın kirliliği çok fazla dert edilmemelidir :) Elde bir bez sürekli gezmek ise çocukta suçluluk duygusunu arttıracağından yemek tamamen bittikten sonra konuyu büyütmeden temizliği yapmak en sağlıklısıdır.

Yavaş yavaş yürüme denemelerini bağımsız olarak gerçekleştiren Ata ve yaşıtları için sürükleyerek gidecekleri oyuncakları seçmek daha ideal olacaktır.

Oyun grupları oluşturup ortak arkadaşlar ve oyuncaklarla oynama gibi şeyleri teşvik etmek ise bence sosyla gelişim için erken değil, tam zamanı.

Bugünden itibaren Ata ile oynadığımız oyunları paylaşmaya çalışacağım...

Tabi yürüme,yemek yeme,oyun oynama, gezme ve sosyalleşmelerimizden geriye zaman kalabilirse.... :))))

Sevgiler

27 Ağustos 2010 Cuma

5 Aylin ve bebek depresyonu

Bugün şöyle bir düşündüm de, benden sanırım 4-5 tane daha lazım.Sonra kendimi klonlatmaya karar verdim.

1 Aylin Ata'ya bakmalı doyasıya.
1 Aylin mutfakta yemek yapmalı ama çeşit çeşit, birbirinden leziz.
1 Aylin evi düzenlemeli, işleri yapmalı.
1 Aylin çalışmalı, kazanmalı.
1 Aylin kendine bakmalı.

Bu 5 Aylin aynı anda organize bir şekilde çalışırsa, tamamdır bu iş :))) Hayat toz pembe olacak.

Şimdi kahverengi değil merak etmeyin. Ama 5 kişinin işini yapıyorum, yorulmam normal öyle değil mi?

Kendime bakmazsam Ata'ya adam gibi bakamam, eve bakamam, eşime bakamam, yemek yapamam... Kendime bakınca da herşey gülistan oluveriyor haliyle.

Bu arada "bebeklerin de depresyona girdiğini" paylaşmak istiyorum. Özellikle post partum psikozu uzun süren annelerin bebekleri de depresyona girer diyor uzmanlar. Aynı zamanda annesinden maddi ve manevi olarak gerekli doyumu alamayan bebekler depresyona girermiş.

Duygusal anlamda "anne yoksunluğu" bebekleri depreyona itiyor. Yani bir önceki yazımda bahsettiğim şeyler aslında bilimsel temelli şeyler. Duygusal yoksunluğa ait bazı ötnekleri bu yazımda da okuyabilirsiniz.

Bebek etrafına beklenilen derecede gülücükler saçmıyorsa,
Hayli durgun görünüyorsa,
Keşfetme, nesneleri tanıma gibi girişimleri az denilecek boyuttaysa,
Hatta kilo alımı alt seviyedeyse bir depresyon durumu söz konusu olabilir diyor uzmanlar.

Annenin bu duygusal anlamda ortalıkta olmayışı, kendini bebeğine hissettirmeyişinin etkileri ilkokul hatta üniversite çağlarına kadar sürebiliyormuş ayrıca. Yine tekrar edeyim, bebeğini annannesine,bakıcısına zırt pırt bırakıp kaçan anneleri ben uyarıyorum, siz de uyarın lütfen. Sonra bu çocuklar okul çağında birer kaos ve sorun yumağına dönüşüyor. Anneleri yakalayıp tedavi etmek çok güç olduğu için çocukları sakinleştirmeye çalışıyoruz ama asıl sorun anne-babalarda tabi ki.

Depresyondaki annenin belirtileri:
Çocuğu ile yeterince ilgilenmez,
Ağlama nedenlerini ve ya işaratlerini anlayamaz,
Duygusal gelişimi için gerekli olan ilgi ve sıcaklığı göstermekte güçlük çeker,
Bebeğin beslenmesini aksatabilir, ihmal edebilir,
Bebekçe konuşma yada mother speech denen kuş sesi gibi bir tiz ses çıkarıp bebekle iletişime geçme depresyondaki annelerde çok az görülür.

Bebeğe etkileri,
Bebek anneye "güvenli bağlanma" yaşayamaz.
Bir kayıp ve boşluk duygusu hakim olur.
Annenin bir neşeli, bir hüzünlü yada öfkeli gel-gitlerine karşı anormal tepkiler geliştirebilir.
Daha az gülümser,
Çevresine ilgisi daha azdır...
Oyun çağında arkadaşlarıyla sosyal anlamda uyum yaşayamaz, daha zor iletişim kurar.
İçe dönük - depresif, veya aşırı dışa dömnük yıkıcı davranışlar gelişebilir bu çocuklarda.

Buna göre depresyondaki anneleri hemen farkedip tedavi olmalarını sağlamak gerekiyor. İlaç kullanımı gibi durumlar için mutlaka bir doktor kontrolünde olmaları şart bu annelerin.

Ama bana kalırsa akupunktur ve nöral terapi bu işi daha iyi halledebilir gibi geliyor. Emzirme vb. aksatılmaması için söylüyorum bunu.


Yine bu konu ile ilgili aklıma gelirse yazarım.

Sevgiler

Aylin

24 Ağustos 2010 Salı

Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskine'e göre ilk bir buçuk yaş oral dönemdir, bu dönemde bebek bir süt çocuğudur.Sadece anne sütü alsa bile olur. (Bunca "ne yedirsem" telaşı kuru gürültü o zaman)Aslında anneler 6. aydan itibaren bebeklerine beslenme eğitimi verirler.
Pütürlü gıdaları parmakları ile tattırarak,
Katı gıdaları kaşıkla yedirerek bir çeşit eğitimden geçirirler. Aynı zamanda sofra adabını da verirler.

Bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel'e göre ise sofra adabı 1.yaş ile birlikte erilmeye başlanmalı, her sofrada en az 2 çeşit yemek bulunmalı, çocuk ana yemekten sonra devam edeceği 2. bir yemeğin olduğu anne-baba öğretmelidir.



Bu bir buçuk yaşta temel güven ve oral dönem tatmini çooooooooooook önemlidir.

İlk 8. ve 10. ayda çocuk çevreyi 5 duyu ile algılar yine Keskin'e göre.10. aydan itibaren ise nesne takibini öğrenir.

Düşen oyuncağını izler vb...

Burada annenin önemi eşsizdir.Anne herşeydir,besleyen, temizleyen,uyutandır ve yokluğu ölüm acısı yaşatır. Bebekler 3 yaşına kadar annelerini kendisiyle özdeşleştirir, bir bütün olarak görür.Anne çocuğu bırakıp gittiğinde feryat figan ağlaması bu yüzdendir ve çok doğaldır.Üç yaşından sonra annenin kendinden ayrı olduğunu farkeder ve "anne gitse de döner" diye düşünür.

1.5 yaşındaki çocukların annelerinden ayrılmaları çok travmatiktir bu 2.5 lu yaşlarda azalır ancak 3. yaşa yaklaşırken yine tavan yapar.Sonra azalır...

Eğer bunu tolere edemiyorsa, anne geldiğinde şu tepkileri veriyorsa bir sorun var demektir:
Hırçınlık,
Uykusuzluk,
Annenin yatağında yatmak,
Gece uyanmak vb...
Bu gibi durumlarda çocuk "sen beni bırakıp gittin ve bir daha gidersen geri dönmeyebilirsin" kaygısı yaşamaktadır.Pedagojik olarak yada bir çocuk psikiyatrından yardım alınmalıdır.

Daha da dikkat edilmesi gereken bir durum:
Eğer anne sık sık gidiyor ve çocuk bunu tolere edemiyorsa...Çok dikkatli okuyalım:
İçine kapanmışsa,
Çevresindeki uyaranlara çok az cevap veriyor,hatta ilgilenmiyorsa,
İletişim azalmışsa,
Kendini uyarmaya başlamışsa( sadece kendisi ile ilgileniyorsa) dikkat, bunlar otizm işaretleri olabilir :(

Lisan gelişimi geri ise,
Öpücük,
Bye bye yapma,
Çatal kaşık kullanma,
Taklit yapma,
gibi davranışlarda normalin altında bir seyir varsa...bir uzmana danışılmalıdır. Yeni girilen çevrelerde uyum güçlüğü yaşıyorsa, market, avm, arkadaş toplantıları vb gibi...tekrar ediyorum ; bir uzmana danışmada fayda vardır.

Korkuyu öğrenebilir, hayatı boyunca hayvanlardan, karanlıktan, seslerden, kalabalıklardan,mekanlardan korkarak yaşayabilir.

Burada bazı arkadaşlarımı uyarmak istiyorum:

*Bebeklerini "vedalaşmadan" büyükannelerine bırakmaları hiç doğru değil sevgili hanımlar. İşte yukarıda bahsedilen örnekler çocuğunuzun başına gelebilir.
*Ne olsa, her bahanede çocuklarından kaçarcasına uzaklaşan anneler çocuklarının kendilerine duyması gereken güveni sarstıkları gibi; onların hayat boyu asosyal ve takıntılı olmalarına neden olabilirsiniz...Kafelere, caddeye koşarak inmeden önce bunları iyi düşünün!!!!
*Emzirin kardeşim, yok meme ucum müsait değili yok sütüm az gibi ıvır zıvır bahanelerle bana gelmeyin, çok ayıp. O çocuğun anne memesi alması hakkını kafanıza göre kesemezsiniz.Seks hayatını emzirmeden önce gören anneleri eshefle kınıyorum. Bebek ne zaman isterse o zaman emzirme bitmelidir.

Oral dönemin yeterince doyurulmaması, yani
Anneyi hiç emmeme,
Az emme,
Bebeğin rızası olmadan kesme,
İleride kötümser ve kendini beğenmiş kişiliğe hatta takıntı nörozlarına sebep olur(Prof. Dr. Sabiha Patuna Keskin)

Ayrıca:
Bizler parmak emmelerinden nedense hep ürkeriz. Oysa ilk bir buçuk yıl dolu dolu bebek emmelidir. Anne memesini, emziği... Oral dönem bu şekilde tamamlanır. Eğer bu dönemde parmak emmelerine izin verilmezse bu uzar gider.Anal dönem,fallik dönem gibi daha karmaşık dönemlere sarkar ve bu ilerilde daha farklı komplikasyonlara neden olabilir. Bu incelmiş bir parmaktan daha önemli bir sorundur.(Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin)

Kısacası:
-Annelik bekar kadınların yada çocuksuz kadınların lay lay lomuna benzemez! Özenmeyin.
-Bebeğinizi o hayata uydurmaya hiç kalkmayın, buna ne hakkınız var?Kafelerde restoranlarda her allahın günü gezeceğinize oturun evinizde bebeğinizle birlikte oynamanın tadını çıkarın.
-Büyükannelere güvenip çocuk yapmayın, istediğiniz süre kadar büyükanneler baksın ama o çocuk sizin ve o hep sizi isteyecek!
-Arada kaçamak yapmak iyidir, tabi. Ama ARADA!!!
-Kendinizi düşünerek hareket edemezsiniz herzaman.Bebeğiniz henüz kenbdini konuşarak ifade edemediğine göre, onunla sevgi ve şefkatle ilgilenmek, bütün zamanınızı ona ayırmak anneliğin ilk görevidir.

Yeni nesil anneler genelde ;
*Emzirmeyi zulüm görüyor gibi bu örneklere bakarsak!
*En kısa zamanda kesip kilo verip, gece alemlere akma derdindeler. Bebekler ise bakıcılarda, büyük annelerde annesinin yollarını gözlemekte.
*Çoğu sigara içiyor!
Çok büyük sorumsuzluk. Emzirme döneminde içen anneleri iki gözümle gördüm,tanıdım İzmir' de :( E yuh!!!!

Bunca bilimsel bilgi ve hayattan örneklerin sonunda söyleceğim iki çift laf daha var:

Annelik zordur, sıkı geldiyse bir kaç beden, değiştirme fişiyle aldığınız yere iade etmeniz mümkün değildir.Ona göre!

Herkes aklını başına devşirsin! Bu kadar bilgi varken, bunca kolayken öğrenmek, çocuğuna karşı ilgisiz ve bilgisiz olan, üniversite mezunu, dil bilen, sürekli internet kullanan, araba kullanan, sosyal, hobileri olmasına rağmen evlendikten sonra "sıra çocuk yapmakta" diye düşünen, bakıcılara,büyükannelere güvenen,bebeğini kucağına almayan, dokunmayan,ağlatan anne profiline acayip gıcığım, kimse kusura bakmasın!