ebeveyn olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ebeveyn olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2011 Pazar

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi - 2



Rehber oluşturma çalışmalarına devam.

Öncelikle bilim adamlarının ne söylediklerine bakalım:

2008 yılında Fransa’da TV ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyon kanallarının 3 yaşından küçük çocuklara yönelik TV şovları yayımlamasını, gelişim sürecindeki çocukları olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı.

Konsey, ebeveynleri de uyararak bebeklerini, Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi.
Konsey, önceki gün aldığı kararın 3 yaşından küçük çocukların televizyonun etkisinden koruma amacı taşıdığını bildirdi. Fransa Kültür ve Komünikasyon Bakanı Christine Albanel, haziranda bir gazeteye verdiği röportajda ebeveynlere alarm niteliğinde bir duyuru yaparak, bebek programları ve kanallarının bir tehlike olduğunu söylemiş; anne ve babalardan çocuklarının uyumasını sağlamak için bu programları izletmemesini istemişti.
Konsey, kablodan yabancı kaynaklı bebek programlarını yayınlayan TV kanallarının, programlarda ebeveynlere yönelik uyarılara yer vermesine de hükmetti. Konsey, altyazı şeklindeki uyarının “Televizyon izlemek, program özel olarak onlar için hazırlanmış olsa bile üç yaşından küçük çocukların gelişimini yavaşlatabilir” şeklinde olmasını istedi.
Sağlık uzmanları, bebeklerin TV izlemek yerine insanlarla ilişki içinde olmasının gelişimleri için çok önemli olduğunu söylüyor. Bebek programlarını eleştirenler, bu tip programların ebeveynler tarafından bebek bakıcısı olarak kullanıldığını söylüyor.


Son cümleye dikkat; tv bir bebek bakıcısı olarak kullanılıyor.

Diğer bir uzman görüşü:

Pedagog Güzide Soyak ABD’li konuşma ve dil terapistlerinin kriterini örnek veriyor: “Amerikan terapistleri, 0-2 yaş arası çocuklara, dil gelişimi açısından hiç televizyon seyrettirilmemesi gerektiğini söylüyor. Tek taraflı alıcı durumunda ilişki yoktur, bağımlılık yaratırsınız.” Soyak, anne babaların iki yaş öncesi çocuklarına hiçbir şekilde televizyon seyrettirmesini önermiyor, bunun yerine çocuklarıyla oyun oynamalarını, konuşmalarını tavsiye ediyor.
Soyak, iki yaş sonrası içinse televizyon karşısındaki vaktin günde 15-20 dakikayı geçmemesi gerektiğini vurguluyor: “Çocuk ısrar ediyor, yemek yemesi sağlanıyor diye televizyon seyrettirilmemeli. Televizyon, zararı yokmuş gibi görünse de bilgisayar bağımlılığına, başka bağımlılıklara zemin oluşturur. Yasak olmamalı, aileler bilinç-lendirilmeli. Aileler izlesin ve yöntemi öğrenip çocuklara uygulasın.”
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu da yasaklanmadansa, saatlerin kontrol edilmesi gerektiği kanısında. Çuhadaroğlu; “Birşeyler öğrenilebilir ama anne babalar, üç yaş öncesi çocuklarını, yarım saatten fazla tele-vizyon karşısında oturtmamalı” diyor.


Bir başka önemli görüş ise şöyle:

"Pediatrik konuşma ve dil uzmanı Birgül Çay’a göre, bebek kanalları dil gelişimine hiç bir şekilde fayda etmiyor: “Edindiğim tecrübe doğrultusunda, Baby TV gibi kanalların ve bebeklere yönelik DVD’lerin saatlerce izlenmesini ne dil gelişmine, ne de sosyal gelişimine faydası var.
Üç yaş altında bir çocuğun televizyon karşısında geçirdiği zaman günde yarım saati geçmemeli. Bu süre de gün içinde bölünmeli. Çocuklar, saatlerini bu kanallar karşısında put gibi kalarak geçiriyor, kendilerini soyutluyorlar. Reklamlarda da görüntüler gürültü, çocuklar ‘anne, baba’ diyemeden “Turkcell’le bağlan hayata” diyor!
Çocuklar sosyal iletişimden çok uzak, içe kapalı, elektroniğe bağlı gelişiyor. Dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Yemek yemeyen çocuğu televizyon karşısına oturtuyorlar. Ailelere, televizyonu kapatın, önüne su koyun, suyla oyalansın diyorum.”


DVD'ler ilgili çok önemli bir yazı ise : Bebek Kanalları ve DVD'leri Bebeğimi Zekileştirir mi?

Benim zamanında yazdıklarımdan: Ne zaman konuşacak

Konuyla ilgili önemli bir video ise burada

Uzmanlar söylüyor ancak, biz ne yapıyoruz. Bunu tartışalım, önemli olan bu.

Sevgiler

İyi pazarlar

30 Nisan 2011 Cumartesi

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi



Bir kaç gündür Nurturia'da bilinçaltı kurgulama ve bilinçaltı kurgulama mesajları ile ilgili oalrak konuşuyoruz.

İşte hepimize böyle bir rehber lazım, diye düşündüm kendi kendime. Aslında hali hazırda bir birikim yok elimde ama mesleğim gereği bildiklerimi ve daha önce Çağatay ile birlikte yazdığımız çok şey var.

Çağatay' ın mesleği tv/sinema. İşi gereği tv ve sinema izlemesi gereken biri ama Ata doğduğundan beri izlemiyor diyebilirim. Uyuduktan sonra kanallar açılıyor, taranıyor, bakılıyor vesaire. O kadar... Yazdıklarımız gibi çeşitli uygulamalarımız var. Listelersem eğer:

Çağatay' ın yazıları
Çocukların eline silah vermek yerine zihinlerine bu düşünceyi vermek ( 28 Aralık 2010)

Oyuncaklar ve oyunlar ile bilinçaltı kurgulama (31 Temmuz 2010)

Bilinçaltı kurgulama - subliminal kurgulama (5 Nisan 2010)

Bilinçaltı kurgualam ile çocukların beyni zehirleniyor (30 Haziran 2010)

Benim bir yazım ise burada...

Yukarıdaki linklere göz atıp bakabilirseniz, reklam kuşağı olsun, çizgi film, haberler, diziler ve çocuk filmlerinde aslında hiç de masum olmayan şeylerin döndüğünü görebilirsiniz.

Uygulamalarımız:

Ata' nın olduğu odada tv açmadık.
Uyusa dahi bütün sesleri ve titreşimleri kaydettiği için o odasında uyurken tv normal ses düzeyinin biraz altında açıldı.
Normalde 24 aylıktan önce uzun süre tv pek önerilmiyor.
19 aylık olduğu için günde en fazla 1 saat izleyebilir.
Radyodan şarkılar vb yerine cd den müzik dinletiyoruz.

İstediğimiz kadar steril davranalım, bu bilinçaltı kurgu mesajları heryerde ve heryerden fışkırarak bilinçaltına kazınması çok mümkün. Ama ne azından beyin gelişi için gerekli koşulları sağlamamız gerek anne-baba olarak.

Tv yi en aza indirgemek bunun ilk koşulu olmalı belki de.

Sizce?

Şu aralar bizim başımız Luli ile dertte diyebilirim. Aslında 2 yaş öncesi uzun süreli tv izlemeleri hiç sağlıklı değil. Hepsini birebir kadediyorlar ve bu kayıtlar beyinde fazladan yer kaplıyor. Fazladan yer kapladığı için yeni kayıtlar hatalı ve ya eksik depolanıyor, yani hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı... Ata 14 aylıktı çalışmaya başladığımda. Ben işteyken babası ve evdeki diğer büyükler tv izleterek yemek yedirmişler. O gün bugündür tv hayatımızda.

İçerik çok eğitici, renkli, güzel ama ne gerek var 5 saat izlemeye... Ağzını açıp ayran budalası gibi bakmaya Ata??? Sorarım sana.

Bu akşamdan itibaren anlayacağı kadar basit bir dilde izlemeyeceğini anlatacağım.

Bakalım gelişmeler ne olacak?

27 Nisan 2011 Çarşamba

Benden size bir hediye



Geçenlerde Gün Yayıncılık tan arkadaşımız Orhan ile konuşuyorduk. Pam Leo' nun Çocuklarla El Ele Ebeveynlik isimli kitabını bir okuruma hediye etmek üzere göndereceğini söyledi.

Düşündüm de; bir anneye kendini harika hissedeceği bir kitabı okuma fırsatından daha güzel bir hediye olamaz. (Uzun bir cümle oldu.) Daha kısa bir ifadeyle;bu kitap bir takipçime anneler günü hediyesi olarak gidecek.

Kitabı okuduktan sonra anneliğinizi yaşarken daha rahat ve huzurlu olacaksınız. Buna çok eminim, çünkü bendeki etkisi %100 bu oldu. İçinde işe yarayacak çok fazla bilgi var ayrıca.

İşte bu kitabı takiçilerimden birine hediye etmek istiyorum. 4 MAYIS :) 2011 Saat 19:00 a kadar yorum bırakanlardan arasında çekiliş yapacağım. Şimdiden çok heyecanlı ve bir o kadar mutluyum. Kitap hediye etmek gibisi var mı? :)

Haydi sevgili annelerim...

Türkiye' nin neresinde olursanız olun, kitap sizi bekliyor.

Bol şans ve sevgiler

15 Şubat 2011 Salı

Biz nerede hata yaptık?

Işıl' ın Jan Hunt' un Doğal Çocuk isimli kitabından dilimize çevirdiği alıntılamalardan birisini paylaşıyorum.

Artık ağlatır mısınız, sıkı disiplinden taviz yok mu dersiniz, emzirmeden mi kesersiniz...siz bilirsiniz.

Cocuklarimiza verdigimiz gizli mesajlar

Yenidogan
Soyledigimiz:Istedigin kadar agla,seni yeniden kucagima almayacagim.
Dusundugumuz: Aglaman beni cok uzuyor ama butun o uzmanlar yaniliyor olamaz.
Cocugun dusundugu:Beni sevmiyor,benle ilgilenmiyorlar. Annem mukemmel beri,demek ki terslik bende. Demek ki,ben onun sevgisine layik biri degilim.
20 yil sonra soyledigimiz:Tom'da ne buluyorsun anlamiyorum. Sana nasil davrandigini gormuyor musun? Sen bundan daha iyisini hak ediyorsun.


Bebek
Soyledigimiz:Memeyi birakiyoruz.Sen buyudun artik!
Dusundugumuz:Devam etmek isterdim ama akrabalarin elestirilerini daha fazla kaldiramiyorum.
Cocugun dusundugu:Hayatimdaki en onemli seyi kaybettim:uzun suren kucaklasmalari ve en sevdigim yiyecegi. Belki de ben kotu biriyim, kotu seyler yaptim ve cezalandirildim.
20 yil sonra soyledigimiz:Neden bu kadar cok iciyorsun?

2 yasinda
Soyledigimiz:Artik bizim yatagimizda uyumak yok! Yalniz degilsin,bak ayicigin da senle beraber uyuyacak.
Dusundugumuz:Anneannen bizle beraber uyumanin yanlis oldugunu soyluyor.Neden oldugunu tam anlayabilmis degilim ama onun memnuniyeti, senin memnuniyetinden daha onemli. Her neyse, bak, bu ayicikla beraber uyuyabilirsin.
Cocugun dusundugu:Ama haksizlik bu! Onlar gercek birine sarilarak uyuyabiliyorlar! Beni pek iyi tanimiyorlar,duygularimi onemsemiyorlar.Neyse ki, su ayicik var!
20 yil sonra soyledigimiz:Biliyorum, Tom seni terk ettigi icin cok uzgunsun,ama kredi kartina bu kadar yuklenmene ne gerek vardi?Aldigin bu ivir zivir seni rahatlatacak mi? Sen ne zaman bu kadar materyalist oldun?

4 yasinda
Soyledigimiz:Kardesine vurmaman gerektigini biliyorsun. Bir daha yaparsan,oyle bir tokat yersin ki, bir daha da unutmazsin!
Dusundugumuz:Bu durumu daha iyi idare etmenin bir yolu olmali, ama benim babam da bana boyle derdi. Demek ki, yaptigim, o kadar da yanlis degil.
Cocugun dusundugu:Kardesime kizdigim icin ona vurdum. Simdi de babam bana kizdi ve bana vurmak istiyor. Demek ki yetiskinler vurabilir ama cocuklar vuramaz. Peki, ben birine kizdigimda ne yapmaliyim? Her neyse,bir gun ben de yetiskin olacagim.
20 yil sonra soyledigimiz: Barda kavga mi cikardin? Yetiskin insanlar birine kizdiklarinda ona vurmazlar.Ben hic bir zaman sana siddete basvurmayi ogretmedim!

6 yasinda
Soyledigimiz:Bugun senin icin cok onemli bir gun. Korkma, sadece ogretmenlerinin soyledigi her seyi yap.
Dusundugumuz:Lutfen okulda ariza cikarip beni utandirma!
Cocugun dusundugu:Ama korkuyorum! Evden bu kadar uzun sure ayri olmaya alisik degilim. Galiba benden biktilar. Eger uslu cocuk olup,ogretmenin her soyledigini yaparsam, belki beni severler.
20 yil sonra soyledigimiz:Ne? Arkadaslarin seni uyusturucu almaya ikna mi ettiler? Herkesin her soyledigini yapacak misin?Senin kendi aklin yok mu?


8 yasinda
Soyledigimiz:Sinifta ogretmenini dikkatle dinlemiyorsun! Onemli seyleri nasil ogreneceksin?
Dusundugumuz:Cocugumun basarisizligi,benim de basarisiz oldugumu gosterir.
Cocugun dusundugu:Ogretmenin anlattiklari, ilgimi cekmiyor. Sanirim,o her seyin iyisini bilir. Benim ilgi duydugum konular onemsiz,demek ki.
20 yil sonra soyledigimiz:28 yasina geldin,hala hayatta ne yapmak istedigini bilmiyorsun! Ilgi duydugun hic bir sey yok mu yani?


10 yasinda
Soyledigimiz:Bir tabak daha mi kirdin?Bosver, bundan sonra bulasiklari ben kendim yikarim.
Dusundugumuz:Biliyorum,sana karsi daha sabirli olmaliyim ama bu sekilde,en azindan, bulasiklar cabucak yikanmis olacak.
Cocugun dusundugu:Ne kadar sakarim! En iyisi,yardim etmeye calismayayim.
20 yil sonra:O isi cok istiyorsun ama muracat etmiyorsun,oyle mi?Kendine daha cok guvenmen lazim!


12 yasinda
Soyledigimiz:Hadi disari cik ve arkadaslarinla oyna biraz!Emin ol,burada pineklemekten daha eglencelidir disarida oynamak!
Dusundugumuz:Biliyorum,senle daha fazla vakit gecirmeliyim ama su islerin bitirilmesi gerekiyor.
Cocugun dusundugu:Annemle ve babamla beraber bir seyler yapmak istiyorum ama her zaman cok mesguller.Sanirim arkadaslarim beni daha cok seviyor.
20 yil sonra:Bizi hic arayip sormuyorsun.Bizim duygularimizi hic onemsemiyor musun?


14 yasinda
Soyledigimiz:Canim,disari cikar misin? Babanla ozel bir sey konusuyorum.
Dusundugumuz:Bilmeni istemedigimiz bazi sirlarimiz var.
Cocugun dusundugu:Ben bu ailenin bir parcasi degilim.
20 yil sonra:Hapiste misin? Problemlerin vardi da,bize neden soylemedin?Aile icinde sir olmaz,bilmiyor musun?

3 Ocak 2011 Pazartesi

Düşüncelerini paylaşan annelere teşekkürler



Bir önceki postumda "ikinci çocuk için doğru zaman ne zaman?" sorusunu sormuşum. Deneyimli annelerden Banuska, Firdevs, Çok Bilmiş, Asna ve Gülşah yanıt verdi, teşekkür ederim.

Görüşler birbirinden çok farklı;

-"2 yaş önemli"
-"En az 5 yıl olmalı"
-"İlk çocuk yeterli anne sütü almalı ve bedeni dinlenmeli",
-"Anne kendini hazır hissettiğinde hamile kalmalı şeklinde yorumlar geldi".


Peki ben ne düşünüyorum, eğer annenin fizyolojisi ve psikolojisi hazırsa, eşler ortak kararla çok isteyerek yapıyorsa evet, anne yeni bir bebeğe hamile kalmalıdır :)

25 Aralık 2010 Cumartesi

Çocuk Kitaplarında Şiddetin Dozuna Dikkat!


Eğitimciler, ebeveynler ve toplum olarak “şiddet” sürekli gündemimizde olan bir konu.Bu konunun içselleştirilmesi ve meşrulaştırılmasını engellemek için çocuk yayınlarında yer alan şiddeti ele alalım.Çocuk kitapları, dergi ve benzeri yayınlarında yer alan şiddet öğelerine karşı duyarlılığımızı yüksek tutalım.

Çocuk öykülerinde yer alan konularda;
dayak,
fiziksel ceza,
yoksun bırakma,
hapsedilme,
sokağa terkedilme,
aç bırakılma vb. gibi öğeler varsa bu öğeler fiziksel ve duygusal şiddete girer.

Koyu renk şiddet öğelerine genelde otantik masallarda rastlıyoruz. Bunun dışında yakın dönemin yerli çocuk kitaplarında dikkat çekici boyutlarda yer alıyor. Bir öykü veya masalda şiddet öğelerinin yer alıyor olmasını iyi düşünelim:Önemli olan; çocuk kitaplarında şiddet unsurlarının hiç yer almaması değil, şiddetin doğru anlatımlarla doğru örüntülerle kötü, işe yaramayan ve çözüm üretmeyen bir yol olduğunu anlatmaktır. Çocuğa çevresinde hiç şiddet yokmuşçasına yalıtılmış öyküler bulmak kısa süreli çözümler olabilir.

Örneğin Harry Potter kitapları: şiddet öğeleri olmasına karşın çocuklar severek büyük bir heyecanla okumaktalar.Doğa üstü güçler, metafiziksel konular ve şiddet olan bu seride, önemli erdemler en doğru şekilde anlatılıyor. Şiddet unsurları doğruya ulaşan yolda ön plana çıkmadan “iyilik”, “doğruluk”, “dürüstlük” gibi kavramların arasında kayboluyor.

Bu nedenle anne ve babalar, eğitimciler kitap ve yayınları seçerken okumalı ve şiddet öğelerinin nerede, nasıl işlendiğine dikkat etmelidir. Eğer öykü kahramanları şiddeti yücelten yapıda yazılmışsa uzak çocuklardan uzak tutmalı, bir erdemi, everensel değeri aktarırken küçük olaylar olarak yer alıyorsa çocuğa ulaşmasına izin verilmelidir.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Acemi annelere tavsiyeler -I

Fotoğraf için sevgili Ayça Oğuş'a çok teşekkürler

Ayça Oğuş'un birbirinden güzel fotoğrafları ve hayat dolu web sitesi için
tıklayınız

Merhabalar,

Özellikle yeni doğum yapmış ve yeni bebek sahibi olmuş annelere bebeklerini güle güle büyütmelerini diliyorum.

Aklımda pek çok tavsiye var ve bunları liste liste yazacağım. Eğer sizinde tavsiyeleriniz olursa alt kısma yorum yazabilir yada link bırakabilirsiniz.

1.40 ' ı çıkana kadar bebekleri yıkamak yada sokağa çıkarmak istemezler. Oğlum Eylül'de doğmuştu ama biz her allahın günü yıkadık ve hava alması için en azından balkona çıkardık.Siz de yıkayın ve hava almasını sağlayın.

2.Ev çok soğuk ve rutubetli değilse ince giyinmeye alıştırabilirsiniz. Bu bebeğin bağışıklığını geliştirebilmesi için çok önemli bir fırsat.

3.Süt için kaygılanmayın, benim sütüm var ve bebeğime yetiyor şeklinde bir olumlama deneyip bol bol Aloe Blossom Herbal Tea için derim. Ben 15 aydır içiyorum ve emziriyorum. Böyle devam edersek bir 15 ay daha emzirebilirim ;)

4.Süt azalırsa pes etmeyin. Bol bol emzirin, emzirdikten sonra pompayla çekin.Böylelikle sütünüz artar.

5.Bebeğinizi sık sık kucaklar ten temasında bulundurursanız kolik olmaz, gazı az olur, daha iyi olur. En önemlisi kendine güvenen, annesinin kollarında mutlu bir bebek olur. Şımarır mı diye korkmayın, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki sık kucaklanan bebekler ilkokulda daha başarılı oluyor.

6.Bebeklere 2 aylık olduktan itibaren çeşitli tatlara alıştırmanın bir zararı olmadığını söylüyor bilim adamları. Biz Ata'yı 2. ayından itibaren yemek masasında kucağımıza alıp ağzına mercimek tanesi kadar olmak şartıyla hemen hemen herşeyden tattırdık ve katı gıdalara geçerken sıkıntımız minimumdaydı.

7.Bebeğin 3. ve 4. aylarda diş plakları oluştuğu için diş etleri bol bol kaşınır ve parmaklarını emerler. Tehlikeli durum bu yaşında kadar hergün her dakika ve sürekli olursa sözkonusudur. Bu tür durumlarda "eyvah parmak emmeye mi alışıyor" gibisinden panik yapmayın. Bir kaç ay içerisinde geçecek annesi, merak etme sen :)

8.Süt için iyi uyku, bol su, yeşillik, yapraklı ve lifli gıdalar, huzur yeterlidir. Tepsi tepsi tatlı yemenize gerek yok. Bana da bunları dediklerinde ninni gibi gelmişti ama hakikaten iyi uyku, az stres ve bol sebze meyve tüketimi işe yaradı.

9.Rutin için acele etmeyin, rutini olan anne-bebek başarılıdır anlamına gelmez. Önemli olan bebeğin kaliteli uyuması ve kaliteli süt emmesi.Devamında ise kaliteli zaman geçirmesidir...

10.Bebek ağladığında kucaklayarak sakinleştirirseniz daha kısa sürede susar. Pışpışlayarak sakinleştirmeden daha samimi ve anne kokusu dolu olduğu için bebeğin size olan yakınlığı artar, anneye daha çok güvenir. Anneye güvenen bebek daha sonra kendine güvenir. Kendine güvenen insanlar ise başarılı olur. Demek ki kucağa alamktan korkmadan, bebeğimize bol bol dokunarak büyütmek daha avantajlı.



....devamı gelecek

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annelerin Doğru Bildiği Yanlışlar!



Annelerin doğru bildiği yanlışlarda herkesin payı var diyerek söze başlıyorum. Doktorlar, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler, anneler, büyükanneler, kaynanalar, büyükbabalari komşular...! Herkes ama herkes bir diğerine kendi bildiğini bir şekilde dikte ediyor. Bizler çoğu zaman çaresizlikten bu dikteyi anında kabul edebiliyoruz.Çaresizlikten. .... Ama kimisi, oluruna bırakıp, deşmediği için öylesine kabul ediyor.

Örneklerle anlatayım:

Örnek 1:Bebek yeni doğmuştur, sık sık ağlar ve "aman kucağına hemen alma kızım, alışır, sonra kucak bebeği olur."

Aylin Annenin Notu:Külliyen yalan!

Doğrusu: Şımartmas teorisi 1920'lerde ortaya atılan bir teoridir. Ancak yapılan son çalışmalar kucaklanan bebeklerin daha başarılı, kendine güvenen ve mutlu insanlar olarak yetiştiklerini ortaya koymuştur. Bir grup bebeği kucaklayarak yetiştiren anneler bebeklerinin daha sakin ve uyumlu olduğunu ifade etmiştir.Kucaklanmayan, ağlatılan ve annesine hemen ualaşamayan bebeklerin sosyla yönden zayıf, duygusal yönden insan ilişkilerinde güçlük çeken bireyler olarak yetiştikleri gözlemlenmiştir.

Örnek 2:Bebek yeni doğmuştur, anne bebeği gece-gündüz yanında yatırmak ister ve etrafındakiler karşı çıkar."Ezersin, incitirsin, kendine çok alıştırma sonra başa çıkamazsın..."
Aylin Annenin Notu:"Sizin insafınız kurumuş"
Bu benim d başıma geldi.Doğum yaptığım hastane ,güya bebek dostu, bebeğimi yanıma almak istediğimde önce hemşireler kızdı. Evet, resmen kızdı. "Aylin hanım bebeğinizi şimdiden kendinize alıştırdınız" dedi bir tanesi sert bir ifadeyle. O an kendimi çok kötü hissettim.
Birincisi: Sen kimsin ne hakla hayatıma müdahale ediyorsun?
İkincisi: Bu cesaret nereden?
Üçüncüsü: Bildiğim sandığınız şey tamamen yalan....
Diyemedim tabi.. lohusalık psikolojisiyle incindim o an ve annemden rica ettim, lütfen gelen giden bir yorum yapmasın, bildiğim gibi yetiştirmek istiyorum bebeğimi diye :) Sağolsun...Karnımdan çıkmış yavrucak tabi beni arayacaki tabi beni isteyecek, tabi ki ben de onu isteyeceğim.9 ay beraberdik, gün geldi bu birlikteliğimiz sona erdi ama bu travma ikimize de fazla. Atlatmanın en kolay yolu onunla uyumaki bol bol koklamaki sevmek, şarkılar mırıldanmak olmalıydı bana göre. Kimseyi dinlemedim, yanımda yatırdım, çok da iyi oldu.

Doğrusu:Doğumdan sonra ilk yarım saat içinde bebek mutlaka emzirilmeli.Bebek anneye verilmeli, anne ile aynı odada , mümkünse beraber uyumalarına izin vermelidir. Bu konuda Dr.Sears'ın A'dan Z'ye çocuk bakımı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Örnek 3:Bebeğin gece uyku düzeni oturmamıştır, oturması için bir kaç gece ağlatması önerilir."Ağlayacak ağlayacak, susacak nasıl olsa, bir iki gece ağlatmaktan zarar gelmez"

Aylin Annenin Notu: Sizin annenize en çok ihtiyacınız olduğu bir anda, anneniz sizi istemediğini söyleyip suratınıza kapıyı çarpıp gitse, ne olur? Ne hissedersiniz?????

Doğrusu:Bebeklerin ister kontrollü ister, kontrolsüz olarak ağlatılması depresyona yol açar. Sabiha Paktuna Keskin'in açıklamalarınıburadan izleyebilirsiniz.Ayrıca Dr.Sears bu yöntemi"hayvanların bile kullanmadığı, oldukça duyarsız bir model" olarak adlandırmaktadır.

Örnek 4: Bebek artık neredeyse 18 aylık olmuştur ve belli kelimeler dışında konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.Örneğin: Evde gün boyu tv açıktır, bebek uzun süre kendi başına oyuna bırakılmaktadır vb... Anne-baba bebeğiyle konuşmayı "o bir bebek, ne anlar" diyerek gülünç bulmaktadırlar.

Aylin Annenin Notu: Pes!

Doğrusu: Dr. Beril Bayrak Bulucu .bu videoda çok güzel açıklamış, "TV bir çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalıdır, TV konuşmayı engellemektedir, Tv hipnotize etmektedir"... diyerek.
İnsanlar konuşmayı konuşarak öğrenir, izlyerek yada dinleyerek değil.Konuşma beynin ve zekanın işidir. 5 duyu ve duygusal gelişmişlik ister.Bu açıdan bebeklerin sesleri taklit etmesi ve ikili diyaloğa girebilmesi için karşısındaki modelin TV değil, bebeğe bakan, dokunan, konuşan, duyan birisinin olmasıdır. Mimik, jest ve sesleri taklit yoluyla konuşma başlar.
TV beyindeki sinir kümelerinin gelişimini bloklar. İşitme sinirlerinin kulaklara doğru, görme sinirlerinin enseye doğru ilerlemesini yavaşlatır. Bu ne demek????? Bebeğin herşeyi parça parça algılayıp, bir bütün olarak kavrayamaması, yani konuşamaması demektir.

Zeka geriliği,
İşitme problemi,
Ağız-diş-damak yapısından bozukluk,
Otistik belirtiler yoksa,
Uyaran eksikliğine bağlı olarak konuşma gecikmesi yaşanmaktadır.
TV kapatılmalıdır. 2 yaşından sonra günde 15 dakika kadar izletilmeye başlanabilir.
Bol bol konuşulmalı,
Ninni,
Şarkı,
Tekerleme söylenmelidir.
Uykusuna,
Beslenmesine,
Oyun oynama ihtiyacına dikkat edilmeli, oyun grubu oluşturularak diper çocuklarla biraraya getirilmelidir. Böylece sosyal yönü ve dil gelişimi yönü desteklenebilir.

Annelerin en sık yaşadığı problemler genellikle bunlar ve asıl sorun problemi araştırarak çözüm yolu üretmekte bulmayıp, olanı olduğu gibi kabul eden annelerde bence. Burada varolan bilgileri anne-babalarla paylaşarak daha mutlu ve sağlıklı nesillerin yetişmesine aracılık edebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda "Cıs", yapma, elleme gibi annelerin çocukların oyun döneminde en sık yaptığı hataları ve doğruları paylaşacağım.

Sevgilerimle

AA

5 Eylül 2010 Pazar

Zihinsel istismar



Anne ve babalar, eğitimciler, çocukları seven herkesin özellikle dikkatini çekmek istediğim bir konu var ''zihinsel istismar''. Farkında olmadan hepimizin maruz kaldığı ve bir şekilde istismar uyguladığı bir durumdur. Yaşanılan travmalar psikologlar ve uzmanlar tarafından incelendiğinde görülüyor ki aslında hepimizin birbirine uyguladığı bir şiddet biçiminin adı zihinsel istismar. Kesiklerin, darpların izleri hemen görülür ve tedavi edilebilir ama zihinsel istismarın izlerini bulmak, ortaya çıkarmak, tedavi etmek çok zordur.
Peki nedir bu zihinsel istismar? Biz hangi davranışlarımızla, sözlerimizle özellikle çocuklarımızı zorluyoruz?
Tehditler Savuruyoruz!
Eğer bunu bir daha yaparsan seni sevmeyeceğim” cümlesi buna en güzel örnektir. özellikle gelişim çağının ilk evrelerinde olan çocuklara söylediğinde etkisi ömür boyu karakterinden silinmeyecek izler bırakabilir. Siz de böyle bir tehditle karşılaştıysanız, o an neler hissettiniz, hatırlayınız. Bunula beraber ''seni uzağa bırakacağım'', ''bir daha hiç görüşmeyeceğiz'' gibi sözler savurduğumuz en yaygın tehditlere örnektir.
En çok beni sevsin istiyoruz.
En masumu da çocuklarımızı yetiştirip terbiye ederken ''beni herşeyden daha çok sev'' mesajını onlara yüklemeye çalışmaktır. Buna örnek olarak ''annemizi herşeyden çok sevmeliyiz'' mesajı olabilir. Anne sevgisini her konuda ve olayda vurgulamak, tehdit unsuru yapmak çocuklarda şiddetli korkulara, kaybetme duygularına neden olabilir. ''Evden gidip bir daha hiç gelmeyeceğim'' diyen bir anneyi o an için mazur görebiliriz, peki ya bu sözü duyan 5 yaşındaki çocuğunun dünyasındaki yol açacağı büyük sarsıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bu tehditlerin ileride özellikle duygusal ilişkilerinde onu nasıl zorlayacağını bir yetişkin olarak düşünmek zorundayız.
Dövmekle tehdit ediyoruz.
Fiziksel şiddet tehditleri, özellikle topluluk içinde böyle bir tehditle çocuklara yaklaşmak derinden etkilenmelerine neden olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen, özgüveni düşük olarak yetişmelerine neden olabilir.
Sözlerle yaralıyoruz.
Aynı zamanda iletişim kurarken seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz farketmediğimiz kadar yaralayıcı olabilir. özellikle sözlü kınamalarımızda aşırılığa kaçmak travmalara sebep olabilir. Bir çocuğu sürekli “ işe yaramaz”, ” kötü” ilan etmek kendini kötü hissetmesine ve öyle olduğuna inanmasına yol açabilir.Böyle bir durumla karşılaşmayı hangi yetişkin kabul edebilir, öyle değil mi? Bir çocuğa sürekli olarak ”haylaz” olduğunu söylemek kişilik alt yapısının olumsuz bir zemine kaymasına neden olabilir. Bunun istenmeyen davranışların tekrar edilmemesi gerektiği anlatılırsa travmatik durumların yaşanılmasını engeller. Sürekli yaramazlığını vurgulamaz olumsuz pekiştireç görevini görür, istenmeyen davranışlar devam eder. Aynı zamanda çocuğun ruh dünyası sarsılarak sağlığını yütürebilir.
Kıyaslıyoruz.
özellikle okul başarısında çok sık rastlanılan bir durum olarak kıyaslama çocukların en çok tepki verdikleri durumlardan birisidir. “Arkadaşın Selin tam puan almış, sen alamamışsın” diyerek kıyaslamaya başlıyoruz. Genelde örnek göstermek, çocuğun önüne hedef koyarak aşmasını sağlamak için yaparız. Ama bu karşı taraf için acı veren bir durum olabilir. özellikle bu kıyaslamayı kardeşler arasında yapmak daha kaçınılması gereken bir durumdur. Anne ve babaların bir çocuğunu diğerine göre daha çok sevdiğine çoğumuz şahit olmuşuzdur. Daha az ilgi gören çocuğun içinde yaşadığı sevilmeme durumu ileride kendisini “ kurban” olarak hissetmesine olumsuz zemin hazırlayacaktır. Sağlıklı olmayan ilişkiler geliştirmesine, yanlış arkadaş seçimine, mutsuz evliliklere, özgüvenden yoksun bir iş yaşamına neden olabilir. çocukluk çağında yaşanan küçük travmalar yetişkin olunca özellikle büyük mutsuzluklara dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken “ ben olsam ne düşünürdüm” diye düşünmeyi elden bırakmamız çok önemli. Nihayetinde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi özellikle çocuklara yapmaya anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin hakkı olmadığını düşünüyorum. İç iletişimimizi ve çocuklarla olan iletişimizi sağlıklı olarak güçlendirmek için kaynaklara ve uzmanlara danışmayı tavsiye ediyorum.
Sağduyulu, bol empatili, huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Aylin Atasagun

17 Ağustos 2010 Salı

Tatilden anne-bebek manzaraları VOL.II

Ah sevgili okurlarım ah!
Tamam Egeliyiz,Akdenizliyiz, tez canlı, telşalı, heyecanlıyız ama kabul edelim biraz da düşüncesiziz işte.

Yine otelin bilumum köşelerinde gözüme çarpan hatta gözüme giren şeyleri aktarmaya devam edeceğim.

2 yaş civarı biz kız çocuğu lobiden içeri girerken çok şiddetli bir şekilde ağlıyordu. Ama annede tık yok, sanki duymuyordu.Yürümeye devam ederlerken kızı sürüklemeye başladı asansöre doğru. Pardon size bir uçan tekme atabilir miyim? diyesim geldi.Ama diyemedim tabi.İçimden küfür etmem ben. Direk adamın suratına söylerim ne demem gerekiyorsa.Uzak olmalarından dolayı söylenmemi de duyamazlardı.Zaten ağlama sesinden başka hiiiiiiiiç birşey duyulmuyordu. Neyse...Anne sürükleye sürükleye çocuğunu asansöre bindirdi. Biraz da tartakladı.AFERİN!!!
Demek ki bu anneye de zamanında onun annesi böyle yapmış. Bravo, ağlatın hep böyle bebelerinizi, hiç duymayın seslerini.Konuşmaya çalışmayın, anlatmaya uğraşmayın. Hiç iletişiminiz olmasın.

Sonra okula başladığında
Uyumsuz,
Hiperaktif,
Agresif,
Ders çalışmayan,
Bilmem ne bilmem ne şikayetleri ile bize gelmeyin. Hepsinin sebebi bu ağlama nöbetlerinde annenin-ebeveynlerin yardımcı olmaması.
Çocukla inatlaşmak ise daha bela birşey.Ergenlikte görürsünüz siz! Hiç dinlemeyecek sizi, aynısını size yapmak isteyecek hatta.

Bu tür anneler biraz düşüncelilik etse, empati kursa "ben olsam bana iyi ve yumuşak davranılmasını isterdim" dese problem kalmayacak.


Gelelim başka bir olaya.

Katta asansör bekliyoruz Ata ile,bir baba ve 2 çocuğu da bekliyor... Siz buyrun önce, biz bekleriz dedim.Asansöre yerleşirlerken minik oğlan oradan bir düğmeye bastı. 2 metre boyunda 5 metre eninde olan baba ise çocuğa anında bir yumruk vurdu ( kafasına)o sırada kapı kapandı.Seslerden anladığım kadarıyla çocuk yere düştü. Boşluktan "kalk ulan", "yine çakarım haa!" sesleri yükseliyordu.

Orada öylece çakılıp kalan ben, epey bir zaman sonra kendime gelebildim.Annesi orada olsa acaba o olay böyle gerçekleşebilir miydi? Yüreği hiç mı sızlamadı acaba diye düşündüm durdum.
Yine başka bir anektot!
Bebek arabasında sürekli volta atan bebeği her gördüğümde seviyordum. Annesiyle sık sık laflıyorduk ta. Sonra birgün ”annesi havuza sokmamı istemiyor “ geçen sene hasta oldu dedi.Haydaaa, pot kırdım, tüh derken, kadın bebeğin dadısı çıktı.Ama o kadar annesi gibiydi ki şaşırdım kaldım. 1-2 gün sonra annesiyle müşerref olduk. Dadısından daha uzaktı hatta çok soğuktu. Belki depresyondadır, tatile ondan gelmiştir dedim. Ama sonra anladım ki ablanın durumu kronik. Dadı,annanne ve teyze bebeği oyalıyor o ise sere serpe güneşlenip yüzüyordu gün boyu. PES!!!!
Güzel şeyler de vardı.
Anne kızıyla tavla oynarken, baba 3 aylık minik bebeği kucağına alıp ona şarkı söylüyordu.Şakalaşıyordu bol bol. Bebeğin gülücükleri herkesi mest etmişti. O aile zaten acayip sıcaktı, çok tatlıydılar. Helal olsun böyle anne-babalara. Baba üşenmeden, gücenmeden bebeğine çok yakın ve sıcak bir ilgi gösteriyordu. Mutlu bebeğin kıkırdamalarını yine duyar gibi oluyorum.

Şimdi yazıma son vermem lazım. Çünkü yavrucan beni bekler.

Sevgiler