hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2011 Cuma

Hastane bavulunuz hazır mı?

Bebek yolda, hatta artık karnınızda son haftaları. Geldi gelecek, bir süpriz yapabilir yada doğum tarihini geciktirebilir. Ama olsun, son dakikaya kalmaması için 7. aydan itibaren hastane bavulu hazırlanmalı ve o hastane bavulu doğum için sabırla bir kenarda beklemeli bence.

Ata' yı beklerken 7. ayda bavulu hazırlamış, kapının kenarına koymuştum. Normalde bu kadar titizlenmem ama ne olur ne olmaz demiştim kendi kendime. O minicik tulumları, zıbınları ( ki bence acayip kullanışsız şeyler) yıkayıp ütülerken çok duygulanmıştım. Hatta ve hatta salya sümük ağlamıştım. Hamilelik işte... Ona buna ağlıyor insan :)

Önce hastane için ayırdığım bebeğimin cicilerini sabun ile yıkadım. Bir güzel ütüledim. Sonra bir tülbent ile bohça gibi yapıp kenarlarına nazar boncuklu iğneler eklemiştim. Sonra kendi kıyafetlerimi ve gerekli şeylerimi hazırlamıştım. Bir de doğumhaneye verilecek bebek kıyafetlerini ayrıca paketleyip üzerine "doğumhaneye verilecek bebek kıyafetleri" yazıp Ata'nın adını sanını iliştirmiştim. Böyle durumlarda işi şansa bırakmaya ve zaman kaybetmeye tahammülüm olamazdı sanırım.

İşte doğum için gerekli çantanın içindekiler listesi:

Anne İçin

1.Gecelik - 2-3 takım Emzirme için uygun olmalı.
2.Sabahlık - 1 takım Ziyaretçiler geldiğinde yada yürünmesi gerektiğinde.
3.Çorap
4.Terlik
5.Külot - Bol bol Hamile külotları da uygun olur.
6.Emzirme sütyeni - 2 adet
7.Göğüs pedi - 1 paket
8.Hijyenik ped - 1 paket
9.Diş fırçası
10.Diş macunu
11.Tokalar
12.Makyaj malzemeleri
13.Hafif kokulu deodorant
14.Losyon
15.Kirli çamaşır torbası
16.Fotoğraf makinesi - Şarj cihazı pili vb.
17.Kamera - Şarj cihazı pili vb.
18.Kullanılan ilaçlar ve reçeteler
19.Evlilik ve nüfus cüzdanı
20.Sağlık sigortası belgeleri

Bebek İçin
1.Bebek bezi - 1 paket Küçük boy
2.Islak mendil - 1-2 paket
3.Hastane çıkış seti - 2 adet
4.Tulum - 2-3 adet
5.Yelek-hırka vb. - 1-2 adet Her ihtimale karşı
6.Havlu 3-4 adet Küçük boy
7.Önlük 3 adet
8.Battaniye İnce bir adet olması önemli.
9.Kirli torbası
10Ana kucağı-bebek taşıyıcısı
11.Biberon Her ihtimale karşı
12.Pişik kremi Nivea' nınkinden çok fayda görmüştüm.
13.Anı defteri Dilek ağacı da olabilir.
14.Bebek şekeri Ben kendim yapmıştım.
15.Nazar boncukları İnanıyorsanız, ihmal etmeyin :)
16.Oda süsleri Balonlar, kapı süsleri vesaire.
17Bebeğe dinlettiğiniz cdler Müzik yayını için gerekli diğer techizat.



Ayrıca refakatçiler için atıştırmalık birşeyler de bu listeye eklenebilir. O gününüzü özel kılacak bir fotoğrafçı davet edip özel bir albüm oluşurabilirsiniz. Bizim fotoğraflarımızı hem eşim Çağatay Atasağun hem de sevgili dostumuz, fotoğrafçımız Neriman Kaftancıoğlu çekmişti.

Doğum anına kadar stresi tavan yapan ben, doğumdan sonra acayip gevşemiştim. Keşke daha relaks olsaymışım. Müzik dinleyip daha da gevşeyebilirdim belki ama aklıma bile gelmedi. Bir de keşke daha kolay emzirebileceğim bir kıyafet seçseymişim. Üzerimdeki geceliğin süsünden püsünden epey bir zorluk yaşamıştım :) Acemilik işte :)

Doğum yapacak anne adayları, naçizane tavsiyem; siz siz olun, o gün bol bol gülümseyin, güzel görünün, bebeğinizi koklayın, saate aldanmayın, istedikçe emzirin. İç seslerinizi hep takip edin. Kafanızın karıştırılmasına asla izin vermeyin.

Sağlıklı ve mutlu doğumlar, mutlu günler... Sütünüz ve neşeniz bol olsun.

18 Şubat 2011 Cuma

Cinsiyet tahmin testleri toplatılıyor!

Bebek marketlerinin kasalarında sıkça gördüğümüz "cinsiyet tahmin testleri" Sağlık Bakanlığı'nca toplatılıyormuş.

Konu ile ilgili resmi yazıyı buradan okyabilirsiniz.



Bunun çok çeşitli nedenleri olabilir diye düşünüyorum. Bundan 1.5 yıl kadar önce bir arkadaşım bebeğinin cinsiyetini öğrenmek için koşa koşa en yakın hastaneye gider. 17.haftadadır, doktoru izinde olduğu için eve yakın olan hastaneye giderek ultrasona girmek ister. Hastane yetkilileri bunun "Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklandığını" sadece hamilelik takibinizi yapan doktorun bunu söyleyebileceğini iletmişler. Çünkü çok sayıda "kız mı?aayyy ben erkek istiyordum, aldıralım" yada buna benzer, sağlam fetus kürtajının gerçekleştiğini söylemişler.

Duyunca kanım donmuştu.

Bu alet amacı pek de iyi olmayanlara yönelik hizmet edebilirmiş gibi geldi bana.

Yorum sizin.

Ha bu arada, yetkilelere duyuralım, madem toplatılıyor, ben pek çok mağazada halen daha satışının yapıldığını gördüm.

Karar sizin.

Hamilelikte 11.hafta

İlk trimesterin son haftalarındasınız ve ikinci 3 aylık dönem girmeye çok az kaldı.

Burada 11.hafta ile ilgili geniş bilgiler yer alıyor. Bu hafta bebeğinizin geliştiği en önemli hafta ve iç organlarının tamamına yakını bu haftalarda tamamlamaya yaklaşıyor. Yani taslak halinden çıkıp çalışır duruma geçmeye başlıyor.

Dr. Kağan Kocatepe 11. haftada bebeğin kordonundan ve göbek kordonun hayati öneminden uzun uzun bahsetmiş. Sonunda ise kordon kanının besleyiciliği, bebeğin gelişimi üzerindeki önemini anlattıktan sonra kök hücre toplanmasından bahsetmiş.

Peki kök hücre nedir?

Kök Hücre Nedir?


Farklı hücre tiplerine dönüşebilme potansiyeline ve kendisini yenileyebilme gücüne sahip olan hücrelere “kök hücre” deniyor.

Kök hücreler, vücudumuzdaki karaciğer, bağırsak ve cilt gibi organlarımızın hücrelerinden farklı olarak iki önemli özelliğe sahiptirler; Birincisi, bu hücreler uzun dönemler boyunca kendilerini yenilemek amacıyla bölünebilmektedirler. Oysa, yukarıda sayılan organlarımızın hücrelerinin bölünebilme kapasiteleri çok daha sınırlıdır. İkinci olarak, bir kök hücresinden elde edilen yavru hücre, birden fazla çeşit hücre tipine farklılaşabilmektedir. Örneğin, uygun deneysel veya fizyolojik şartlar altında bir kök hücre kalp kası hücreleri veya pankreasın insülin üreten hücreleri gibi özel işlevli hücrelere dönüşmek üzere uyarılabilirler. Oysa, vücudumuzdaki kas, cilt ve karaciğer hücreleri gibi hücrelerin belirli bir hedefi vardır ve bölündükleri zaman yine kendileri gibi bir hücre oluştururlar. Yani, karaciğer hücresi bölünmesiyle yeni bir karaciğer hücresi oluşuyor.

Göbek kordon kanı hematopoetik kök hücrelerden zengin olmasına rağmen yıllarca ihmal edilmiş önemli bir kaynaktır. Kordon kanı, kemik iliği gibi hematopoetik öncül hücrelerden çok zengin bir kaynaktır. Yeni doğan, bağışıklık sistemini henüz şekillenmediği ve dolayısıyla yeni bir ev sahibine uyumun en iyi gerçekleşebildiği bir modeldir.
diyor uzmanlar.

Bir de bu hafta beslenmenin önemi üzerinde durmuş. Hamilelikte annenin ilgi gösterdiği yiyeceklerin tadını öğrenen bebekler doğduktan sonra da buna devam ediyorlarmış .Yani; yediklerimize dikkat. Hamileliğimde bol bol ceviz ve badem yiyen ben şimdi görüyorum ki oğlum bunlara bayılıyor. Ayrıca, simit-peynir ikilisi ve ayrıca balık teklisine de bayılıyor. Yanında rakı olmadığı için bunu yetişkin olduğunda kendisi deneri tercih eder ya da etmez, yorumlamak ve yaşamak Ata'ya kalmış. Ama dilerim ki sevmez ve içmez :)))

Haftanın tavsiyesi: Bu kitabı mutlaka okuyun:Osho / Çocuk



İçindeki soru, açıklama, bakış açısı ve sakinlik sizi düşündürerek bebeğinizle olan ilişkinizi aydınlatmaya ışık tutacak.

Gribe dikkat, kendinize iyi bakın.

Sevgiler

12 Şubat 2011 Cumartesi

Sihirili 40 Hafta



Sevgili arkadaşım Devrim'in kitabı Sihirli 40 Hafta Beyaz Yayınlarından çıktı.

Hamilelik anıları, taşlar, bitkiler ve alternatif bilgilerin yer aldığı kitabın geliri "küvöz" alımına bağışlanacak. Bu nedenle almak, edinmek gerek diye düşünyorum.

Devrim i candan yürekten tebrik ediyorum, destekliyorum.

Haydi siz de alın, okuyun, bir katkıda bulunun :)

Sevgiler

8 Şubat 2011 Salı

Hamilelikte yaşananlar bebeği etkiler mi? Hamilelikte 10. Hafta

Aslında zaman hızlı ilerliyor... Hamileliğin ilk haftalarında "ohhooooo, 40 hafta nasıl geçecek" derken bir de bakıyorsunuz ki doğum gerçekleşmiş, bebek elinizde, süt, gaz, kaka, bezle uğraşıyorsunuz :) Şimdi 10. haftadasınız bebeğiniz iri bir çilek büyüklüğünde. Her türlü detaylı bilgiyi 10. hafta buradan okuyabilirsiniz. Göreceksiniz ki kilo alımından bahsediyor. Bununla ilgili notlarımı aşağıda paylaşacağım.

İlk hamileliklerde annenin dinlenme payı ikinci hamileliklere göre daha geniş ve zengin olduğu söylenir. O nedenle, ilk hamileliğiniz ise bunun tadını çıkarın. Kendini çok yormayın ama tembellik de etmeyin tabi :) Yürüyüşünüze, hafif egzersizlerinize, günlük yaşamınıza ve zihninizden geçenlere çoooooooook dikkat edin. Neden mi?

Uzmanlar anlatıyor: "temel inşaat bozukluğu" diye birşey var ve bu bebeğin taaaaaaa anne rahmine düştüğü ilk andan, iki yaşına kadar olan süre boyunca yaşadığı herşeyin izleriyle meydana gelen bir bozukluk sürecinin tanımlaması oluyor.

Temel inşaat bozukluğunu anlatan bu video benim kılavuzlarımdan birisidir. Aynı zamanda annenin hamileyken yaşadıklarının bebeği nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, anne-baba ile uyumanın sakıncaları var mıdır diye merak halindeyseniz, sünnet, bebekelrde fitil konmasının ileride ne tür sorunlara yol açabileceğini merak ediyorsanız, bebeğin iki yaşına kadar yaşadıklarının ilerideki hayatını nasıl etkilediğini öğrenmek isterseniz Psikiyatr Dr. Nusret Kaya' yı iyi dinleyin derim.

10. hatfanın önerisi: Meditasyon... Bu kısmı lütfen videoları izledikten sonra okuyun ki yazdıklarım daha faydalı olabilsin sizin için.

Hamilelikte gün içerisinde sık sık bebeğime konsantre olup, kendimi ve onu bu dünyanın kirinden pasından korumak için ciddi bir mücadele vermiştim. Bir zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak, stres yönetiminde artık ciddi ciddi profesyonel olmuşken ÇAğatay'la hayatımızın en zor günlerini yaşıyorduk. Yeni evliydik, hevesle içine taşınmayı beklediğimiz evimizden çıkan kiracımız içeride milyarlarca liralık hasar bırakmıştı. Onu tmair ettirirken, kefil olduğumuz bir dostumuzdan dolayı haciz gelmiş elimizdeki avcumuzdakini icraya ödemiş, oldukça mütevazi eşyalar ve tadilatla eve içimiz buruk yerleşmiştik. Eskide kalmayı, yerini ve çizgisini, evli insanları rahatsız etmeyi bilemeyen bir takım hanımefendiler bizi incitmek için her yolu denemişti. İncinen yalnızca Çağatay ve ben değildik, karnımdaki Ata'ydı. Daha anlatsam içinizin daralacağı pek çok psikolojik darpla geçti hamileliğim. Bunlardan korumam gerekliydi bebeğimi. Hatta kendimden bile...

Ne mi yaptım?

Gözlerimi kapatıp ona doğru bir nefes alırdım sıkıldıkça. Sanki burnumdan giren nefesin ona doğru gittiğini düşünürdüm. Sonra kalp atışıma konsantre olur, ellerimi karnımda birleştirip içimden defalarca "seni seviyorum bebeğim" derdim. Kalbimden incecik, ılık bir nehrin ona doğru aktığını hayal ederdim. Bir de elimi karnıma koyup akan güzel enerjiyi hissetmeye çalışırdım. Çok özel teknikler değil belki ama galiba işe yaradı. Onca manyakça şeye rağmen Ata sakin bir adam. Stres varsa size tavsiyemdir ara ara 2 dakikanızı kendinize ayırın, bence yeter. İnancınıza göre buraya çeşitli dualar, tekrarlar ...vb. ekleyebilirsiniz. Ne de iyi yaparsınız :)

işte meditasyon yapan bir Aylin Anne :)

Bir de kilonuza dikkat edin sevgili anne adayları. Hamilelikte titizlenip herşeyi abartan ben yemeyi de abarttım ve 27 kilo aldım. Şimdi vermeye uğraşıyorum. 17 si gitti, geriye kaldı 10. Bu kilo hesabını yine az önceki linkin sonunda bulabilir, beden kitle endeksinizi buradan hesaplayabilirsiniz.

O zaman doktorum Prof.Dr. Teksen Çamlıbel' di. Kilo konusunda baştan uyarmıştı. Ama Aylin dinledi mi, hayır? Homini homini yedi :)

Şimdi sizin de bu hayata düşmemeniz için, doktorumun zamanında önerdiği 2100 kalorilik listeyi paylaşmak isterim. Uygulamadan önce doktorunuza mutlaka danışın, verdiği liste ve size özel önerileri yoksa bir göz atın derim.

SABAH:
1 su bardağı süt,
2 kibrit kutusu kadar peynir,
5 adet zeytin,
1 yemek kaşığı kadar pekmez,
4 ince dilim ekmek,
Domates, salatalık ( mevsime göre)

ÖĞLE:
1 porsiyon etli sebze yemeği,
Az yağlı salata,
1 su bardağı yoğurt,
4 ince dilim ekmek veya
1 porsiyon pilav, makarna

İKİNDİ:
2 posriyon meyve
(1 ufak elma ve 1 postakal)
1 kibrit kutusu kadar peynir
2 ince dilim ekmek, istenirse domates vb.

AKŞAM:
3 köfte kadar kırmızı et,
Tavuk yada balık (100 gr)
1 porsiyon sebze yemeği
Az yağlı salata
3 ince dilim ekmek

GECE:
2 porsiyon meyve ( yarım muz ve 3 adet kayısı)
1 su bardağı süt.

-Haftada 2-3 kez 1 kibrit kutusu kadar peynir yerine 1 yumurta yenebilir (iyi pişecek)
-1 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurda eş değerdir.
-1 porsiyon et yerine 1 porsiyon kurubaklagil yenebilir.

AYRICA:
-Günde 6-8 bardak su içiniz.
-Yemeklerinizde sıvı yağ kullanınız ( ben zeytinyağından başka bir şey kullanmamıştım)-Şekerli ürünleri mümkün olduğunca tüketmeyiniz ( aynen uydum, zaten kiloyu aldıran açmalar, simitler, börekler oldu:( hımff!!! )-İyotlu tuz kullanınız ( iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine neden olabilir)
-Çay kahve kola yerine bitki çayı içiniz ( adaçayı gibilerinden uzak durmalı, kasılmalara neden olabilir, mazallah!)
-Çiğ et, sakatat, salam, sucuki sosisten uzak durun. (aynen!toksoplazma riski var ve ne idüğü belirsiz şeyler onlar aslında)
-KAtkı maddesi olan şeylerden de uzak durun. (Toksin nedeniyle beyin gelişimini olumsuz etkileyebilir, dikkat!!!!)
-Pastorize süt kullanın.
-Mevsim sebze ve meyvelerini tüketin.
-Midye, konserve balık vesaire yemeyin olabildiğince.
-Tatlandırıcılı diyet reçel, diyet çikolata gibi şeyleri ağzınıza sürmeyin.
-Alkol sigara yok.
-Bo lbol güneşlenin. ( Mutlu ve bilge ruhlu bir bebeğiniz olsun).
-Kiloya tikkat :)
-Doktora danışmadan ilaç almak zinhar yasahhh! :)

Bunlara dikkat edin, yazın, çıktı alın, ne bileyim kaydedin bir yerlere :)

Aylin anne gibi çok yemeyin özetle :)

Hepinize sevgiler

AA

4 Şubat 2011 Cuma

Hamilelikte 9. hafta

İlk trimesteri yarıladınız bile ve bu hafta doktorunuz sizi ultrasound incelemesi için çağırmış olabilir. Ekranda gördüklerinize inanamayacaksınız. İmkan varsa, bir kopya isteyin ve arşivleyin derim.

Yaklaşık 2.5 - 3 cm boyutlarında olan bebişkonun kolu bacağı kıpır kıpır şimdi... :) Gözleri çekik bir uzaylı gibi dursa da o artık ağzını açıp kapatabiliyor artık :)

Daha fazla ayrıntının tamamı işte burada Dr. Kağan Kocatepe' nin sayfasında yazıyor. Eminim ki burayı hatmediyorsunuzdur. Çok iyi ediyorsunuz, araştırmak, bilgi edinmek daha emin ve bilinçli bir şekilde yol almanızı sağlayacak bence. Bu haftalarda ikili tarama testi yaptırmanızı isteyebilir doktorunuz. Bu trizomi riskinin olup olmadığını anlamak içindir.Down Sendromu başta olmak üzere, pek çok anomalinin önceden saptanması için geliştirilmiş bir testtir. Aklınıza olumsuz şeyler getirmeden, aksatmadan, olumlu düşünerek mutlaka yaptırın :)

9. Haftanın Önerisi: 1.Bir foto albüme ultrasoun d görüntülerini sıralamaya başlayabilirsiniz. Az önce Ata' nın albümüne baktım ve öyle duygulandım ki... NEreden nereye gelişiyor insan oğlu... Milimetrelerden koca koca metrelere geçiyor boyutlar. Nasıl bir mucize bu böyle? İnsanın nutku tutuluyor.

2.Bir de her hafta bir fotoğraf çekilin. 40. haftanın sonunda siz de yaşadığınız değişime inanamayacaksınız. Hatta daha sonra bu fotoğraflarla bir poster bile yapabilirsiniz. Nasıl fikir ama? Bir arkadaşım yapmıştı, harika olmuş, tavsiye ederim.



Balık yemeyi, taze sebze meyve yemeyi, iyi uyumayı ve yürüyüşü ihmal etmeyin, bu aralar hava soğuk, aman üşütmeyin.

Sevgiler

25 Ocak 2011 Salı

Tebrikler! Hamilesiniz :)



İşte yeni bir bebek heyecanı kapıda. Aslında kapıda değil kalbinizin tam ortasında :)

Kaç aylık, boyu posu nedir? Nasıl anladınız? Heyecanınız nedir? Bunları bence bir defter yada blog tutmaya başlayarak yazın derim. Ben uzuuuuun bir süre defter tutmuştum. Bana ve bize özel şeyleri blogda yazmak yerine bebeğime yadigar kalacak bir nesnede saklamak istemiştim mesela :)Tercih sizin :)

Bu güzel yolculuğun her ayrıntısını izlemek için size tavsiye edebileceğim en iyi sitelerden ilki Dr. Kaan Kocatepe' nin hafta hafta gebelik indeksi olacak.

Bunun dışında; ikinci olarak önerebileceğim Türkiye' nin en kapsamlı "bebek" sitesi olan; -aynı zamanda yazarı olduğum- bebek.com'a üye olabilir, oradan gelişim bültenleri alabilirsiniz.

Bitmedi! kucukinsan.com da epey iyi bir site. Buradan da bilgi alabilir, haftalık gelişim bültenlerini posta kutunuzda bulabilirsiniz.

Diyelim ki bebeğiniz 8. haftalık. Şimdi o bir üzüm tanesi kadar ve meshane üzerinde, rahim içinde büyümeye devam ediyor. Sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Çok normal. En ufak bir şeyde doktorunuza danışmayı unutmayın. Haftanın ayrıntılarını href="http://www.gebelik.org/dosyalar/haftalar/hafta8.html">buradan okuyabilirsiniz.

Sinir stres yapmayın, saçınızı boyatmayın vesaire. Ben Ata'ya hamile olduğumu öğrendiğim an, ruj, oje, parfüm, rimel, şampuan... aklınıza ne gelirse hepsini bıraktım. Saçımı sabunla yıkadım hatta :) O kimyasalların hiçbiri bizimle dost değil bence ve vicdanım elvermediği için 9 ay 10 gün ve devamında en az 12 ay süssüz püssüzz gezdim. İyi ki de gezdim! Ata' mın sağlığı keyfi yerinde ya, gerisi hi-ka-ye! :)

8.haftanın tavsiyesi: Bebek isimleri sözlüklerini tarayın. Kız veya erkek isimlerinden favori isimlerinizin listesini çıkarın :) Tabi isim kafanızda mevcutsa durum başka :) Biz erkek olursa ATA olsun demiştik ve Ata' nın geleceğini öğrenince isim konuusnuda erkenden halletmiş olduk. Orjinal, bebeğin varlığını yüceltecek ve onurlandıracak isimleri tercih etmeniz hem eskilerin bir tavsiyesi hem de bilimsel bir gerçek artık.

Hadi bakalım, sağlıkla büyüsün bebişko :)

3 Ocak 2011 Pazartesi

Düşüncelerini paylaşan annelere teşekkürler



Bir önceki postumda "ikinci çocuk için doğru zaman ne zaman?" sorusunu sormuşum. Deneyimli annelerden Banuska, Firdevs, Çok Bilmiş, Asna ve Gülşah yanıt verdi, teşekkür ederim.

Görüşler birbirinden çok farklı;

-"2 yaş önemli"
-"En az 5 yıl olmalı"
-"İlk çocuk yeterli anne sütü almalı ve bedeni dinlenmeli",
-"Anne kendini hazır hissettiğinde hamile kalmalı şeklinde yorumlar geldi".


Peki ben ne düşünüyorum, eğer annenin fizyolojisi ve psikolojisi hazırsa, eşler ortak kararla çok isteyerek yapıyorsa evet, anne yeni bir bebeğe hamile kalmalıdır :)

2 Ocak 2011 Pazar

İkinci çocuk için doğru zaman?

Çağatay' ın doğum fotoğrafları sağolsun, bizi hergün çocuk sahibi yaptı, ne mutlu ne güzel :) Tabi ben de düşünmeden edemedim, acaba ikinci çocuk için doğru zaman ne zamandır diye?

Fotoğraf: Cocuk.com

Acaba nelere dikkat edilmeli, neler göz önünde bulundurulmalı? Özellikle deneyimli anneler bu konuda ne der? Ne yaşadılar? Çok merk ediyorum.

Uzmanlara göre iki hamilelik arasında en az 2 yıl olması lazım . Ama bu pratikte "ikinci çocuk" isteyen annelerin sorusuna yanıt vermiyor ki! Hele ki anne 35 yaş üstüyse.

İki çocuklu olmak nasıl bir şey? Paylaşmak ister misiniz?

26 Aralık 2010 Pazar

Çocuk da yaptık kariyer de ...

Footoğraf:Çağatay Atasağun

Düşündüm şöyle bir kendi kendime...Tabi zor gelir, doğumdan sonra tek başına bir sürü işe koşmak dedim içimden. Bebek bakımı başlı başına çok zor bir iş. Ev işi, yemek, ütü, çamaşır, temizlik vesaire bunları da üzerine ekleyince yeni doğum yapmış moderne annenin çıldırmaması içten değildir. Çünkü bu moderne anne ilkokulu bitirdikten sonra Anadolu Lisesi Sınavlarına hazırlanmıştır. Oyun çağında, o daha çocuk denerek, annesi tarafından mutfağa sokulmamış, ufak tefek sorumluluklarla geçiştirilmiştir mutfakla tanışma dönemi. Sonra da ÖSS'ye hazırlık dönemi var... ÖSS hazırlıkları ise orta sonra başalmış lise 3 e kadar devam etmiştir. En az 4 yıl yani. Üniversiteyi kazanınca ise vize ve finallerin derdinde ömrünü yemiştir. Yaz tatilleri ise "amaaaan, tatil yapsın çocuklar, ne işi, ne evi, nasıl olsa büyüyünce yapacaklar" sözleriyle plaj voleybolları, turlar, tarihi yerlere geziler, pijama partileri, sinema-çarşı gezmeleriyle geçip gitmiştir".

Üniversite dönemindeki hayatına ise kadın dergilerindeki ışıltılı fotoğraflar, kuaför randevuları, bakım seansları, formda olmak için gidilen spor salonları, diyetler ve indirimdeki markalar, AVM gezmeler, sinema, parti ve tatiller ağırlığını koymuştur ; vize-final dönemleri hariç :)

Bekarlıkta kendi sorumluluğu ile yaşamını sürdürüp, evlenince gerçekten sorumluluk almaya başlamıştır günümüzün modern annesi.

Üniversitedeyken diline dolanan " çocukta yaparım kariyer de..." şarkısı o dönemlerde "kolay" gibi gözüne görünmüş, gün gelip doğurunca ve yalnız kalınca esas "olay" ortaya çıkmıştır.

Daha eline herhangi bir bebek almadan kendi bebeğine bakmak durumundadır, kariyer sahibi anne.

İşte ondan söyleniyor, mızmızlanıyor şimdiki anneler. Kızım okusun, büyük "adam(?)"olsun diyen anneler büyüttü bizi. İster okumuş, ister okuyamamış olsun, annelerimiz ağır ev işi, çocuk, iş ve hayat yükü altında ezildiği için bizler ezilmeyelim istediler. Sistem de kadını yalnız ama güçlü imaja büründürünce olan lohusalık dönemindeki "modern" anneye oldu.

Dadılar arandı, temizliğe yardımcı çağrıldı, babanneler "ben bakmam" dedi, annanneler "idare etti". Patron süt izni vermedi, direnince işten çıkardı, koca durumu anladı yada anlamadı ama cılız kaldı annenin beklediği ilginin karşısında yaptıkları-söyledikleri.Gündüz ev doldu taştı, gece anne bebeğiyle- kaderiyle başbaşaydı. Herkes karıştı, akıl verdi ama kimse "hadi ver bebeği bana çık biraz dolan gel" demedi doktora sahibi anneye. O kadın ki hayatında ilk defa 45 gün evde "hapisti".

Kimisi, "ben evlenemedim,o evlendi, ah bir de üstüne doğurmuş" diye kıskandı, yeni anne bu gerzekçe kıskançlığı anlayamadı. Bekar ve kariyerli kadınlarca dışlandı, arkadaşlarından uzaklaştı, evde pijaması üniforma, terliği yaveri oldu çıktı.

Dizisi gaz çıkarma, filmi reflü oldu. Rüya görmek kısa film izlemek gibiydi, hiçbir şey anlamadan kalkılan...

Modern anne bebeğini büyüttü, ne garip,salonu doldu taştı >"oynamaya geldik" diyenlerle. Kendine güven geldi, algısı değişti, hayatı daha başka yaşar oldu, vesaire.

İşine döndü, bebeğiyle aynı anda büyütürüm sandığı kariyerine...


20 Aralık 2010 Pazartesi

Çok şekerler

Çağatay' ın yaptığı son çekime ait kareler çok keyifli. Bebeğin mutluluğu aileye ne güzel yansımış öyle... :) Ben çok beğendim. Bir de siz bakın :) Belki hemfikirizdir. :)

Sevgiler

Aylin

29 Kasım 2010 Pazartesi

Acaba özledim mi?Bugün düşündüm de...

Bkz:Küçük şeyler,büyük mutluluklar

Bu akşam bir arkadaşım ziyaretimize geldi.Sohbet ve oyun arasında "arada bana bırakın, siz gezin" dedi bir kaç kere.Tabi top peşinde veya legolarında ardında karıştı gitti sözlerin hepsi ama uyku öncesi aklımda bir yerlere iliştiğini farkettim ve düşünmeye başladım.

"Acaba ben bir anne olarak çocuksuz yada bekarlık günlerimi özledim mi?" O günleri hatırlamakta güçlük çektim ilk saniyelerde. Sanki hiç yaşamamış gibiydim. Beyin kimyam bu derece annelikle dolu dolu olduğuna göre samimiyetle "o günleri aramadığımı söyleyebilirim" kendi kendime o zaman dedim.

Sonra bekar veya yeni evli bir öğretmen olduğum günlere döndüm içimde.Aslında hayat ne zormuş o zaman. Yalnızmışım mesela bekarken. Eşim hayatıma girince çok şey değişmişti, daha fazla yaşadığımı hissetmeye başladım aslında, fotoğraf çekerken, gezerken, kediciklerle oynarken. Çünkü hayatının her anı (spor saatleri hariç) işle dolu dolu bir bekardım ben.

Okulda öğretmenlik,
Gazetede editörlük,
Eğitim Bilimleri Derneği Başkanlığı,
Haber 24 te yazarlık derken zaman su gibi akıyordu. Fakat bir fark vardı. Zamanı su gibi içtiğimi hissediyordum o sıralarda. Her anım bir işle doluyken dakikaların nöronlarımı daha kaliteli bir şekilde titreştirdiğini hissediyordum belki de...

Yeni evliyken, evle, dekorasyonla akşama ne pişireceğim derdiyle doluydu beynimin sağ tarafı, sol tarafı ise işle meşguldu.

Hamilelikle birlikte çok şey değişti.Sanki başka bir boyuta çekildim.Artık çocuklara bambaşka bir gözle bakıyordum. Kendim için "doğurmadan bir sürü çocuğum oldu" yakıştırmasını yapıyordum o günlere kadar ancak baktım ki bu annelik, hamilelik lafla , sözle anlaşılacak bir şey değil, ben sadece bu yakıştırmayla latife ediyormuşum, o kadar.

Ne zaman Ata'cım doğdu güneşim,ayım ve kalbim oldu işte o zaman hayata yeni bir anne geldi; Aylin Anne.

Bu arada; bugünlerde isterse "Aylin" isterse "anne" diye beni çağırmasını beni öylesine mutlu ediyor ki, işte bunu da kelimelerle tam olarak ifade etmem çok güç.Uykuya dalarken hatta rüyalarımda bile onun beni çağırdı o güzel sesleyim.Hiç silinmiyor:)Ayiiinn..., Ayiiin...,Anne..., yada hepsinin karışımı: Annniiiii :))))

....
Aslında akşam üzeri, beni bu kadar düşündüren şey,n nedeni gündüzde gizliydi. Oğlumun bugün beni okulda ziyaret etmesi bana öyle iyi gelmişti ki...Uzun bir zamandan sonra ilk kez kendimi tamamlanmış hissetmiştim, hem de tam anlamıyla. Bir nevi "kemale eriş"... Kişisel bir ermişlikten bahsetmiyorum, behsettiğim şey aslında sosyal bazlı bir kemalat. Ata kucağımda, eşim yanımda öğrencilerimle sohbet ederken, onları yolcu ederken içimden "tamam kızım Aylin,işte bu" dedim sürekli. Hayatımda halledilmeyi bekleyen milyon tane şey varken, ben bugün "tamam" dedim kendi kendime."Oldu", işte olması gerekeni yakaladığım bir zafer anı, büyük bir dinginlik hissi ve kocaman ama kocaman olduğunu hissettiğim bir kalbim vardı bugün.

Ata'cığımın evde olduğunu, beni beklediğini,özlediğin bilmek,onu çok ama çok özleyerek eve koşa koşa gelmek, öğrencilerimle yeni başlayan bir yaşam kesitini sürdürmek, eşimle yakaladığımız şey...İşte bunların seslerini tek tek, daha sonra ise aynı anda dinlemek ruhumu doyurdu bugün.

Çok eminim, ben bekarlık günlerimi aramıyorum. Bazen aklıma geliyor; alışveriş merkezlerinde bir elimde çanta bir elimde telefon hem konuşup hem mağaza gezdiğim günler...Sohbet değil yine mutlaka yapılması gereken işler silsilesine ait birşeyin devamıydı o bırbırbırlar...Ne olursa olsun ergen ergen dolanıyormuşum ortalıkta işte! :)

Hem spordaki o telaşıma ne demeliydi bilmem, sanki olimpiyatlara katılacağım :)))) Büyük bir azimle once yürüyüp sonra ağırlık çalışıp sonra yüzüp sonra da gevşeme egzersizleri yaptığım günler. Pentatloncuymuşum resmen :))) Ama fotolardan anlaşılan epey fit bir aplaymışım ancak onlara da gıpta etmiyorum. Ben doğurdum ve boyut değiştirdim çünkü. Yine fit biri olurum, yakındır ama fit bir anne olmak daha şekilli ve anlam dolu geliyor bana.

Kuaföre zırt pırt gidemiyorum, AVM lerde kafama göre dolanamıyorum, elimde telefon bırbırbır iş konuşmuyorum, TV izlemiyorum( hiç sevmezdim zaten )dekorasyon peşinde koşmuyorum ya da spor salonlarında, yoga stüdyolarında geçmiyor akşamlarım.

Ata'ylayım ben, ben artık anneyim; saçlarım belime kadar upuzun,fönsüz ama kendince pek bir afilli bana kalırsa.
Trend şeyler giymiyorum, gerek yok, hem inceliyorum hem de tarzım değişti, daha bir sade ve kendinden emin duruyor bedenim.
Sporda ter atıp yogada gevşemiyorum evet, ama sahilde bebek arabasıyla dolaşmak, Ata'yla çimenlerde koşturmanın sıcaklığı hiçbir ışıltılı mekanda yok mesela. .
Sinemaya gitmeyeli 2 yıl olmak üzere. Ne Hollywood zarar etti bu işten ne de ben. Hiçbirşey kaçırmadım bence :)Bizim evdeki herbiri birbirinden güzel hikayelerden, movielerden haberi varmı acaba Hollywood'un, o ne kaçırdığını biliyor mu? :)))) Ben kendi kısa filmlerimle, yakışıklı aktörlerim Çağatay ve Ata ile çok mutlu bol Oscarlı bir yönetmenim bence. Çünkü anı yaşıyorum öncelikle ve bundan yıllar önce çıktığım yolculuk bugünlere ulaşmak içinmiş meğer. Bunun tatlı rehaveti var üzerimde. Meğer onca iş meşguliyetim, kariyer derdim aslında hep bugünlere hazırlıkmış, ben bunu farkettim kendimce.Zamanında attığım her adımımın meyvelerini oğlumla birlikte topluyorum ve bu meyveler sanki cennetten gelmiş gibiler bence...

Uzatmanın gereği yok, bekarlık sultanlık olabilir ama evlilik ve annelik en güzel imparatoriçelik bence.

Gerisi boş.




Aylin

2 Ekim 2010 Cumartesi

Emzirme Haftası'nda bir ilk: Ata ile Defiledeydik

Bir kere günler öncesinden garip bir heyecan sardı bizi.
Ancak bu sabah adı ardına gelen aksilikler nedeniyle biraz güç yetiştik defile mekanına, yani Nişantaşı City's e ... Kapıda bekleyen pusetli kalabalıktan anlaşıldığı gibi bugün burada bebeklerle ilgili birşey vardı ve koşa koşa yetiştik, içeri girdik.
Annelerin yüzünde gülümseme varken ona tezat bebekler AVM nin sıkıcı ve sıcak havasından bunalmış ağlıyorlardı :))) Bu beni çok güldürdü...Biz müsamare çocukları gibi heyecanlıydık bence.Ondan dolayı mıdır nedir, çok hoştu ifadeler :)

Sergi gezildi, (Ayça Oğuş,Özlem Turan ve Aslı Tür'ün "anne sütü, her damlası altın" isimli fotoğraf sergisini mutlaka görmeli...! ) Bahar Noyan'la birlikte kareografi provası çalışıldı. Kimimiz TV'lere röportaj verdi, kimimiz bebeğine su verdi :)

Bu kalabalıktan ve kuru gürültüden bunalan oğlum Ata ile sıramızı beklerken heyecanlıydık epey.Yani ben... Sıra bize geldiğinde artık asabı bozulmul olan Ata'cığım sustu ve etrafı izlemeye başladı. Şaşkın şaşkın ilerlerken iki dönüp kulise girdik.

Tabi bu arada fotoğraflarımızı eşim Çağatay Atasağun çekmişti ve birbirinden güzelleri blogunda yayınlamış.

İşte bir iki tanesi...




Yarın e-bebek Çamlıca mağazasında buluşuyoruz, ayrıntıları ve programı buradan okuyabilirsiniz.

Sevgiler

Aylin Anne :)

10 Eylül 2010 Cuma

Bebek isteyen çiftler ve herkes detoks yapsın!

Benim başucu kitaplarımdan biri Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabıdır. 3-4 yıldır sürekli elimde ve okumaktan resmen paraladım bu kitabı.Aslında yesem yeridir ama konumuza hiç de uygun bir davranış olmayacağının farkındayım :)))



Günlerdir hamile kalmak isteyen, kalamayan veya çeşitli korkuları olan kadınlarla konuşmaktayım. Böyle bir doğal çekimin içinde buldum kendimi. Aynı zamanda uzun zamandır detoks ile ilgili yazmak istiyordum. Şimdiye kısmetmiş, ikisini birleştirdim, işte yazıyorum.

Efendim, doğal tıpçılara ve detoks uzmanlarına göre bütün ama bütün hastalıkların genel sebebi vücütta toksin tutulmasıdır.

Vücutta tutulan toksin dokularda birikir ve bir süre sonra iltahaplanır.Ardından da başta kanser olmak üzere pek çok ölümcül rahatsızlığa dönüşür.
Normalde sağlıklı bir vücut üretilen toksinleri cilt,böbrekler,akciğer ve kolon yoluyla atar ama çevre faktörleri, hatalı beslenme alışkanlıkları, alkalilk beslenme, oksijenden uzak bir yaşam biçimi bu atılımı engeller, vücutta bir güzel toksin birikmeye başlar.
Örneğin 30-40 yaş arası şehirli bir erkek yaklaşık 4 kilo kadar yapışkan,sümüksü,kurumuş ve iltahaplanmış bir toksin tabakasını bağırsaklarında taşır. Yani aslında o göbek değil toksinden oluşan bir şişliktir.
Bağırsaklarımızı mutfak lavabosuna benzetebiliriz, burada kurumuş gıdalar,yağ ve kir tortusu ve benzeri tabakalar birikir. Nasıl lavabo borularını temizliyorsak, bağırsaklarımızı detoks yoluyla temizlemeliyiz diyorum özetle.

Ayrıca ; Kanser hücreleri 2 şeye ihtiyaç duyar, asitli ortam ve oksijensiz ortam. Yani siz hareketsiz bir yaşama sahipseniz ve bol bol asitli içecek içiyorsanız sonunuzu tahmin etmeniz bu kitapla çok güç olmasa gerek.

Dış kaynaklardan alınan toksinler vücutta birikir, iltahaplanır, bu da kanserin ihtiyaç duyduğu .asidoz ve hipoksi ortamını yaratır.

Genelde bu hayvansal proteinler üzerinde yoğunlaşır. Yani kansere davetiye çıkaran şeyler konusunda yediğimiz etleri ayrıca gözden geçirmemiz gerekir.

Eğer sürekli,
Mide ekşimesi,
Saç dökülmesi,
Başağrısı,
Kötü vücut kokusu,
Aşırı yorgunluk,
Gerginlik,
Depresyon,
Vajinal enfeksiyon,
Sık sık üşütme grip olma gibi şeyler sözkonusu ise hayatınızda, dikkat vucudunuzda yüklü miktarda toksin birikmiş demektir.Grip aşısı çare değildir, ayrıca gereksiz derecede civa vb ağır metallari vücuda zerk ettirirsiniz. Bence hiç gerek yok :)

Detoks yapmasanız dahi yapmanız gereken ilk şey kötü alışkanlıklarınızı bırakmak olacaktır. Ayrıca beslenme alışkanlıklarınızı da gözden geçirmeniz şart demektir.

İnsan yediğine benzer, bu sloganı unutmayın. Taze sebze yiyen kadınlar genelde ince uzun ve zarif görünüme sahiptirler ;)

Bir bilgeye göre "bilge hiçbir şey yapmayarak herşeyi yapandır" der. Yani doğayı, olup biten herşeyi akışına bırakmak en büyük bilgeliktir ve bu nedenle hayatta kalmak için büyük bilgeler genelde yemek yemezlermiş.Bazıları su içerek ve sadece bir iki minik yaprak çiğneyerek günlerini geçirirmiş.

Budistleri yogistler ve pek çok derviş vb oruç tutar. Bizim bildiğimiz şekli tamamen deforme olmuş halidir. Ramazan oruçları hafif sahur ve iftarla düzenlenmelidir. Aksinin vücuda pek bir faydası olamyabilir...

Neyse,konumuz hamile kalmak isteyen çiftlerin detoks yapması...

Neden?

Çünkü sağlıklı çocuklar sağlıklı bedenlerden doğar. Burada anne kadar babanın sağlığı da çok önemlidir.Toksin denizine dönmüş bir bedeni öncelikle temizlemek gerekir.

Kötü beslenme alışkanlıkları tekedilmelidir:
Asitli içecekler,
Kafeini bol içecekler,
Alkollü ieçecekler devre dışı kalmalıdır.
Yağlı yemekler,
Etli cızbızlar,
Sakatat türü yiyecekler vb terkedilmelidir.

Alkol ve sigarayı terketmek gerektiğini yazmama bilmem gerek var mı????????????

Günde 2-3 litre alkalik su için,
pH dengesine dikkat edin 7.1 ila 7.5 arası olsun.
Girebiliyorsanız bol bol denize girerek cildinizden atılan toksinlerin tahribatını engelleyebilir, toksin atılımını hızlandırabilirsiniz.
Yemeklerinizde deniz tuzu kullanabilirsiniz.
Günde 1 su bardağına 1-2 damla hidrojen peroksit damlatarak oksijen alımını artırıp toksin atılmasını hızlandırabilirsiniz yine...
Hamam şahane bir detoks uygulamasıdır. Düzenli olarak hamama giderek gözeneklerin açılmasını ve lenf direnajını arttırabilirsiniz.
Kaplıcalar da iyi bir toksin atma ortamıdır. Doktora danışarak kaplıcalara gidebilirsiniz.
Bitkü özlü buhar banyoları yapabilirsiniz. Limon, zencefil kökü,fesleğen, tarçın, lavanta, melis otu,gibi kokularla buhar banyoları yapabilirsiniz. Bunun için de lütfen doktora danışın.
Düzenli olarak masaj çok iyi gelir, lenflerin ve kanın temizlenmesini sağlar.
Tayland masajı,
Tui-na
Shiatsu,
Geleneksel asya ayak masajı,
Nei-dzang iç organ masajı,
Sıcak bitkisel yağ masajları,
Şirokraksi,gibi masajlar çok işe yarayabilir.

Chi enerjiniz ile kendinizi fırçalayın!

Ellerinizi birbirine sürtün ve açığa çıkan chi enerjisi ile baştan ayağa kadar üzerinizi süpürün. Bu enerjinizi dengeler ve iç organların enerjisini dengeler. Yani bedenin kendisini sağaltmasını kolaylaştırır, toksin attırır.
Hafif egzersiz,
Yoga,
Thai Chi,
Doğru nefes alma teknikleri,
Nefes egzersizleri,
Meditasyon,
Dua,
Sessizlik,
Konuşma oruçları,
İbadet gibi şeyler de çok önemli temizlenme ve sağlık kazanma araçlarıdır ( maddi ve manevi olarak)

Ve tabi ki az besin alıp bol su içmek,vücudun kendini arındırma ve sağaltma sürecini hızlandırır. O nedenle detoks yaparken
Süt ve süt ürünleri,
Et,
Yumurta yememek gerekir.
Bütün hayvansal ürünler sindirim sistemi ve kan için son derece asitleştirici bir özellik taşır. Bağırsaklarda çürütücü besin atıkları oluştururlar. Temizlenmek isteniyorsa uzak durmak gerekir.

Aynı zamanda son dönemlerde GDO'lu yemlerle ve hormon ilaçlarıyla büyüyen hayvanlar kadınların üreme organlarını tehlike altına almakta, kist, kısırlık, kanser gibi pek çok hastalığa neden olmaktadır.

Anne olmak isteyen kadınların et yemekten uzak durarak, sindirim ve üreme organlarını dinlendirmeleri gerekir. Bunun için yapılması gereken bir uzman eşliğinde detoks uygulamaktır.
Taze meyve-sebze suyu içilmeli ve taze meyve-sebze yenmelidir. Mümkünse çiğ olarak tüketilmedir. Kabuklarını soymadan bir de :)
Ekmek, makarna, pilav, unlu mamüllerden de uzak durulmalı , detoks süresi boyunca ağza bir lokma dahi konmamalıdır :) En zoru da bu bence. Çünkü toplum olarak hepimiz hamur işini çok seviyoruz :)
Sebze çorbaları,
Pişmiş sebzeler, ( Buharda pişmiş, buğulama yapılmış sebzeler...)
Yeşillikler bol bol tüketilmeli,
C vitamini ve mineral takviyesi alınmalıdır.

Tabi bütün bunları yapmadan önce bir DOKTORA danışmalı ki en doğru ve hızlı şekilde toksin atılabilsin.

Son araştırmalar gösteriyorki, hiperaktivite, otizm vb durumların temel sebebi: TOKSİN!

Toksinlerin zararları ortada ve atmanın yollarını da basit bir dille ifade etmeye çalıştım. Anne-baba olmak isteyen herkes önce deotks yapmalı ve mutlaka bir arınma kürü uygulamalıdır. Toksin atarak daha sağlıklı, zeki ve bünyesi güçlü bebeklerin dünyaya gelmesi kolaylaşabilir.

Yapılması gereken şey detoks uzmanına gitmek ve Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabını okumalıdır.

Hamilelik öncesi detoks kürü uygulamasını artık bütün doktorlar önerir oldu. Kulak verip detoks yaparak daha kolay hamile kalınabilir ve daha sağlıklı bir süreç geçirilebilir diye düşünüyorum.

Tavsiyelerim özetle böyle,

Umarım aklında soru olanlar varsa yanıt verebilmişimdir.


Sevgiler


Aylin

6 Eylül 2010 Pazartesi

İstanbul Yoga Merkezi Açıldı!

Sevgili dostum Ayça' nın açtığı İstanbul yoga merkezi aslında yoga ve hamilelik yogası için çok doğru bir adres. Kendisi benim hamileliğimde de bana çok yardımcı olmuştu. Hamilelere ciddi bir tavsiyemdir :)

Her Yönüyle Yoga Erenköy Bağdat Caddesi’nde


1 Eylül 2010'da Erenköy Bağdat Caddesi’nde kapılarını açan İstanbul Yoga Merkezi’nde, bütünsel yoga anlayışı benimsenir ve yogayı bir yaşam tarzı olarak benimsemenizin yolları anlatılır. Bütünsel Yoga'da amaç, yaşadığınız dünyadan kendinizi soyutlamanız ya da dış dünyayı değiştirmeniz değil; yaşamınızdaki mevcut dışsal faktörler içinde, hayata bakış açınızı değiştirmeniz, tarzınızı yogik hale getirmenizdir.
IYM'de yoga dersleri, meditasyon, nefes yoluyla prana çalışmaları, yoga felsefesi sohbetleri, yoga terapileri, hamile yogası, yoga eğitmenliği sertifika programı, yoga tatillerini bulabilirsiniz.
Her yönüyle yoganın anlatıldığı IYM'de, ayrıca sertifikalı tecrubeli uzmanlardan masaj terapileri, bünyesinde bulunan Devi Cafeshop’da, vegan/vejetaryen mutfaktan atıştırmalıklar ve Hindistan'dan ithal ürünler bulmanız mümkün.

Istanbul Yoga Merkezi, dünyadaki tek yoga universitesi Vivekananda Yoga Universitesi'nin Türkiye koordinasyon merkezi ve Yoga Bharati-ABD Sivil Toplum Örgütü Türkiye gönüllüsüdür.






Detaylı bilgi için:

Adres: Caddebostan mah. Bagdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apt. No: 5 D: 3 Erenköy (Divan'ın sokağından girince, soldan 3. bina)
Tel: 216. 368 8482
eposta: basvuru@yogamerkezi.com – ayca.gurelman@gmail.com
web sitesi: www.yogamerkezi.com

2 Eylül 2010 Perşembe

Çağatay'dan baba inciler :)

Çağatay... Eşim....

İyi bir baba olacağına adım gibi inandığım ve inancımı boşa çıkarmayan adam. Sevgilim...Babalığın hakkını veren duygu yüklü adam...

Bunun gibi dolu dolu yüzlerce satır yazabilirim onun için.

Aslında bunları niçin yazdığımı aktarayım: kendisi doğum fotoğrafı çekiyor, hepsinden ayrı bir gülücükle dönüyor eve. Ondan hikayeleri "baba" gözüyle dinlemek çok ama çok keyifli oluyor... Gülücüklerle anlatıyor bebeklerin ilk anlarını, anneleri, babaları. Onun frekansı çok farklı çünkü doğum- bebek ekseninin biraz dışında kalan babaları olaya çok rahat dahil edebiliyor.
Bkz: işte bu fotoğraf




Hatta bunları kendi blogunda kendi cümleleriyle akratıyor.

Neeeee... Erkek doğum fotoğrafçısı mı diyerek itiraz edip,direk elinin tersiyle itenler arada bakarlarsa olay farklı aslında.

Kaçıranlar çok şey kaçırıyor bence.

Ayrıca Çağatay bir "mor inektir". Farklıdır yani. Herkes iyi fotoğrafçıdır, fakat onun kadrajı,ışığı ve kompozisyonu başkadır. Eşim olduğu için değil hak ettiğini düşündüğüm için yazıyorum.

Ve sadede geliyorum. Son yazısı bence çok ama çok güzel olmuş. Okurken güldüm, gülümsedim, duygulandım. Çünkü o anne-bebek ilişkisinin keskin hakimiyetinin dışında çok önemli şeylere dikkat çekmiş. Babalara, erkek gözüyle ve baba gözüyle "bebek" bekleme ve yetiştirme konularına, emzirmeye...Her konuya değinmiş.

Samimiyeti ayrıca çok keyifli. Bence bu blogu arada sırada bir tıklayın sevgili anneler. Babaları anlatan bir adamın yazdıklarını okumak eğlenceli ve anlamlı olabilir diye düşünüyorum.

Sevgilerimle,

Aylin

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Doğum ve annelik doğuştan hazır olduğumuz şeyler aslında...

Ben buna çok inanıyorum, bence kadın cinsi anneliğe ve doğuma hazır bir donanımla dünyaya geliyor. Bunları yapmak için ihtiyacı olan şeyler su, hava, beslenme biraz huzur ve kendi iç seslerini dinlemek...

Bebeğimin geleceğini öğrendiğim gün aslında gözümde büyüyen tek şeyin zaman olduğunu biliyordum. Ancak ne yapacağıma, nasıl davranacağıma, bebeğimi hayatımın neresine koyacağıma hazırldım. O nedenle panik olacak bir şey yoktu. Sadece renkli ayrıntılar vardı düşünülmesi gereken. Odası, perdesi, kıyafetleri vesaire.

Hayatım boyunca "doğal" olan şeylerle bir aradaydım. Mesela, saçlarımı boyamadım onlar ağarana kadar.Boyama yaşıma bakılırsa ortalamanın epey bir gerisindeyim. Makyaj, manikür- pedikür malzemeleri, kremler veya detarjan, sprey gibi şeylerle aram pek iyi değildi.

Ben sabunu, saç kınasını, suyu tercih ettim genelde. Gerekmediği sürece makyaj yapmadım. Hala daha yapmam, gerekemdiği sürece saçımı boyatmadım.

Beslenme ve evimde kullanacağım şeyler konusunda ise yine doğal ve organik olanları tercih etmiştim ve eşimle hala tercihimiz bu yöndedir.

Beslenmeyi açarsak, asitli içecekleri hayatımdan çıkaralı yıllar oluyor mesela.Üniversite yurtlarında içecek en kolay şey kutudaki asitli içeceklerdir. Bir gün detosku keşfedip hakkında binlerce kitap okurken ilk öğrendiğim şeyin: kanserli hücrelerin asitli ve oksijensiz ortamda ürediğiydi. E o zaman ilk yapılacak şey asitleri defetmekti hayatımdan. Sonra o kızartmaları çıkarmak. Kızgın ve işlenmiş yağlarla da hiç işim olmadı benim.
Etleri de uzak tuttum hep kendimden. O canım hayvanlara verilen ilaçlar, hormonlu takviyeler insan vücudunda ilk önce -kadınlarda- yumurtalık ve rahim bölgesine yerleşiyormuş. Etlerle olan ilişkim de mesafeliydi. Tıpkı balıklar gibi... Ağır metallerle dolu denizde yüze yüze içlerine çektikleri civayı yemeyi göze alamazdım. Hele ki hamileyken.

Öyle ki, bir seminerde örnek olarak anlatılmıştı: "balık faydalıdır, hamileler bol bol yemelidir" sloganını benimseyen bir annenin bebeği ağır derecede engelli olarak dünyaya gelmiş. Yapılan araştırmalar sonunda annenin tükettiği balıkların buna sebep olduğu kanısına varılmış. Marmara'dan çıkan balıklara özellikle dikkat, HAMİLELER YEMESİN demişti uzmanlar.

Tabi ki organik GDO derdinden uzak besinleri tercih etmiştim, meyve sebze babında.

Müziğin bile organiğini dinlemiştim: yani enstrümantal olanını:)))) Bu bana ve ruhuma tabi ki bebeğime çok fayda etmişti.

Şimdi, bu kadar "doğal" olma sevdalısıyken, doğumu başka türlü düşünemezdim. Doğanın verdiği bir akış var bedene..Özellikle hamileyken. O nedenle kafamı hiiiiiiiiç bozmadım başka şeylerle... DOğal doğum olacak dedim ve bol bol yürüyüş yaptım.
Ama şimdiki aklım olsa doğal doğumu destekleyen kurslara katılırdım.

Çok güzel kurslar var, örneğin Dr. Hakan Çoker'in, DOUM'un, Dr.Dilek Cengiz' in... hamileler bunu mutlaka araştırmalı ve gitmeli diye düşünüyorum.

Bir sonraki yazım hamilelikte yaptıklarım ve yapmadıklarım üzerine olacak.

Sevgilerimle

26 Mayıs 2010 Çarşamba

LANSINOH Krem Hediye Ediyorum!

Sevgili Anne Adaylarına Merhaba,

Bebeğimin doğumu yaklaşırken benden önce doğum yapan tecrübeli annelerin önerisi ile LANSINOH göğüs ucu kremi aldım ve emzirmenin ilk ayında kullandım ve çok memnun kaldım. İkinci tüpe ise hiç kullanmadım ve rafta öylece bekledi durdu :)

Şimdi ise bu harika kremi bir anne adayına göndermee karar verdim. Piyasa değeri 30 TL olan bu kremi kullanılmış olduğu için anne adaylarına "ücretsiz" göndereceğim.



26-30 Mayıs tarihleri arasında İstanbul' da oturan,
kaç haftalık hamile olduğunu,
adını soyadını,
adresini ve telefonu aa@atasagunfilms.com adresime mail atan 23. anne adayınaLANSINOH göğüs ucu kremini hediye ediyorum.




Şanslı 23. anne adayının bilgileri kontrol edilip teyit alındıktan sonra adresine göndereceğim.



Ayrıca mail atarken sadece LANSINOH yazmanız yeterli olacaktır, yanıt olarak size kaçıncı sırada olduğunuz bilgisi gelecek.

Maillerinizi bekliyorum.


Sevgiler,

Aylin

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Daha Sağlıklı Bir Gelecek İçin!



Çocuklarımıza daha sağlıklı bir yaşam hediye etmek zorundayız!



Kök hücre araştırma ve geliştirmeleri ile daha sağlıklı bir yaşam artık mümkün. Kök hücrelerin en bakir ve saklanması en kolay yöntemi de, yeni doğan bebeklerin kordonundan elde edilen kan ile olmaktadır.

Hamilelikte 7. aynı doldurmuş anneler ; bebeklerinize, daha sağlıklı bir yaşam için verebileceğiniz en güzel hediye ile ilgili daha detaylı

Bilgiye, www.babylife.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi almak için:
Sema Tunaoğlu
Babylife İstanbul
GSM 532 334 93 87