Blogumu blogspottan .com ' a taşıdım :)
Artık yeni adres: aylinanne.com
Beklerim
Aylin Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aylin Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Temmuz 2011 Perşembe
2 Temmuz 2011 Cumartesi
Tweet
Yaşıyorum, yazıyorum!
Uzun zaman oldu yazmayalı. Bir kaç kez elim gitti klavyeye ama ı-ıh. Bıraktım tuşları, geri çektim ellerimi.
İçimden gelmiyorsa zormalamanın bir anlamı yok diye düşündüm ve hafiften inzivaya çekildim. İyi de oldu. Kendime zaman ayırmaya çalıştım, kendimi dinlemeye, uzun zamandır yapmadığım şeylere vakit bulmaya çalıştım.
Yürüdüm mesela, ellerim ceplerimde, kafamdaki dumanı tüttüre tüttüre.
Sonra şeklimi şemalimi şöyle bir eden geçirdim.
Saçlarım belime kadardı.
Saçlarımı kısaltmanın keyfini yaşadım.
Önce böyle,

Sonra böyle,

En son ise şöyle:

Duyar gibi oluyorum, "depresyonda mısın" dediğinizi. Yanıtım evet. Bu eveti yazmak ve gerçekten bir evet olduğunu bilmek harika bir duygu. Çünkü artık eskisi gibi kendi sıkıntı ve çözmem gerekenleri hazır altı etmiyor, ne yaşayacaksam yaşamaya gayret ediyorum. Sonra daha güzeli yardım alıyorum. Çok iyi bir ailem, muhteşem bir oğlum, süper bir psikologum var. Üstelik tamamlayıcı tıptan da yardım alıyorum. Eğer siz de dardaysanız ve artık genişlemek istiyorsanız, işte bu kapıları çalabilirsiniz.
Uzman Psikolog Iraz Toros Suman
Doç.Dr.Mehmet Gürsel
Kuş gibi oldum. Az bir şey kaldı, onlar da geçeeerrr gider evelallah :)
23 Mayıs doğum günümdü, harika bir süpriz partı hazırlayan eşime, yalnız bırakmayan arkadaşlarıma, arayan, mesaj gönderen sevdiklerime çok teşekkür ederim. Seviyorum sizleri.
Birikmiş çok şey var zihnimde, fırsat buldukça yazarım yine. Hele Ata ile ilgili öyle çok şey var ki.... Yazacağım söz :)
Şimdi yemek ve temizlik zamanı. 2 aylık bir tatile çıktım ve gerekli tatil düzenini baştan oturtup 2 ay boyunca deli gibi gezmeyi planlıyorum :)))))))))))))
Darısı başınıza :)
Sevgiler
İçimden gelmiyorsa zormalamanın bir anlamı yok diye düşündüm ve hafiften inzivaya çekildim. İyi de oldu. Kendime zaman ayırmaya çalıştım, kendimi dinlemeye, uzun zamandır yapmadığım şeylere vakit bulmaya çalıştım.
Yürüdüm mesela, ellerim ceplerimde, kafamdaki dumanı tüttüre tüttüre.
Sonra şeklimi şemalimi şöyle bir eden geçirdim.
Saçlarım belime kadardı.Saçlarımı kısaltmanın keyfini yaşadım.
Önce böyle,

Sonra böyle,

En son ise şöyle:

Duyar gibi oluyorum, "depresyonda mısın" dediğinizi. Yanıtım evet. Bu eveti yazmak ve gerçekten bir evet olduğunu bilmek harika bir duygu. Çünkü artık eskisi gibi kendi sıkıntı ve çözmem gerekenleri hazır altı etmiyor, ne yaşayacaksam yaşamaya gayret ediyorum. Sonra daha güzeli yardım alıyorum. Çok iyi bir ailem, muhteşem bir oğlum, süper bir psikologum var. Üstelik tamamlayıcı tıptan da yardım alıyorum. Eğer siz de dardaysanız ve artık genişlemek istiyorsanız, işte bu kapıları çalabilirsiniz.
Uzman Psikolog Iraz Toros Suman
Doç.Dr.Mehmet Gürsel
Kuş gibi oldum. Az bir şey kaldı, onlar da geçeeerrr gider evelallah :)
23 Mayıs doğum günümdü, harika bir süpriz partı hazırlayan eşime, yalnız bırakmayan arkadaşlarıma, arayan, mesaj gönderen sevdiklerime çok teşekkür ederim. Seviyorum sizleri.
Birikmiş çok şey var zihnimde, fırsat buldukça yazarım yine. Hele Ata ile ilgili öyle çok şey var ki.... Yazacağım söz :)
Şimdi yemek ve temizlik zamanı. 2 aylık bir tatile çıktım ve gerekli tatil düzenini baştan oturtup 2 ay boyunca deli gibi gezmeyi planlıyorum :)))))))))))))
Darısı başınıza :)
Sevgiler
Etiketler:
Aylin Anne,
depresyon,
doğal tıp,
mutlu günlerimiz,
sağlık
5 Mayıs 2011 Perşembe
Tweet
Çekiliş sonucu belli oldu
Anneler günü için Pam Leo' nun Çocuklarla El Ele Ebeveynlik kitabınını hediye edeceğimi duyurmuştum biliyorsunuz.
Dün akşam sevgilim Ata' nın minik elleriyle yaptığı çekilişin sonuçlarına göre kazanan anne: Doruk' un annesi Özlem :)
Kitabı güle güle okumanız dileğiyle Özlemcim.
İşte video, işte gönlü zengin eli bol çocuk Ata :)
Dün akşam sevgilim Ata' nın minik elleriyle yaptığı çekilişin sonuçlarına göre kazanan anne: Doruk' un annesi Özlem :)
Kitabı güle güle okumanız dileğiyle Özlemcim.
İşte video, işte gönlü zengin eli bol çocuk Ata :)
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
hediye,
kitap tavsiyesi,
mutluluk
29 Nisan 2011 Cuma
Tweet

Bugün tam 16 gün olmuş, ben hasta olup yataklara düşeli. İlk günden bu yana eşim, Ata' yı emanet ettiğimiz Ayşe Hanım, kayınvalidem, yardımcımız Gülbeyaz hanım (15 günde 1 gelir) ve İzmir' den gelen annem yanımdalar. Ata' nın bakımı, ev işleri, yemek ve ev işlerini bölüştüler.
İlk günlerde öyle bitkin ve halsizdim ki; neyin ne olduğunu anlamadım. Zaman geçip etrafı daha iyi algılamaya başlayınca bir farkettim ki,bölüştükleri işin hepsini ben yapıyordum zaten :)))
Tabi bunu ne zaman farkettim; sorunlar yaşanmaya başlayınca.
Bir baktım Ata sürekli mızırdanıyor. Yemekler yapılıyor ama Ata düşünülerek değil. Ev toparlanıyor ama herşeyin yeri değişiyor. Akşam 8 dedin mi uyuyan Ata 10'lara 11'lere kadar ayakta...
Gülbeyazın 15 günde bir gelip evin temizlenmesine yardım etmesi ve ben okuldayken Ayşe Hanım' ın Ata'ya gelip bakması dışında, bütün bu işleri ben tıkır tıkır yapıyordum. Yardımcı olanlar da haklılar, bu onların düzeni değil. Ssadece eşlik etmeye çalışıyorlar. Ata' yı üzmek, dahafazla üzülmesine izin vermek istemiyorlar. Haklılar işte ...
Ancak kendi kendime bunu düşünmeden edemiyorum; ben bunların hepsini tek başıma yapıyordum. Çalışmadan önce Ata'ya bakan birileri yada ev işlerine yardımcı olan birileri de yoktu. Eminim hasta olan pek çoğunuz bu anlattıklarımı yaşadınız. Eminim her anne evinin işini, çocuğunu, mesleğini vesaireyi tek başına sağlam kotarabiliyor. Eminim...
Vay be!
Öyleyse durumu şöyle formulüze edelim. Mesela ben kendi formülümü yazayım. Eşittirin sol tarafındaki aslında ne kadar kişilik işi idare edebiliyor, kaç kişilik orkestra şefi... O anlamda kullanılmıştır.
Aylin Anne=Annanne+babanne+baba+Gülbeyaz Hanım+Ayşe Hanım
Süper!
Bu denklem bana acayip gaz verdi. Şimdi ayaklanayım da oğlumu kucaklayayım hemen.
:)
Çekilişe katılmayı unutmayın.
Formülasyon

Bugün tam 16 gün olmuş, ben hasta olup yataklara düşeli. İlk günden bu yana eşim, Ata' yı emanet ettiğimiz Ayşe Hanım, kayınvalidem, yardımcımız Gülbeyaz hanım (15 günde 1 gelir) ve İzmir' den gelen annem yanımdalar. Ata' nın bakımı, ev işleri, yemek ve ev işlerini bölüştüler.
İlk günlerde öyle bitkin ve halsizdim ki; neyin ne olduğunu anlamadım. Zaman geçip etrafı daha iyi algılamaya başlayınca bir farkettim ki,bölüştükleri işin hepsini ben yapıyordum zaten :)))
Tabi bunu ne zaman farkettim; sorunlar yaşanmaya başlayınca.
Bir baktım Ata sürekli mızırdanıyor. Yemekler yapılıyor ama Ata düşünülerek değil. Ev toparlanıyor ama herşeyin yeri değişiyor. Akşam 8 dedin mi uyuyan Ata 10'lara 11'lere kadar ayakta...
Gülbeyazın 15 günde bir gelip evin temizlenmesine yardım etmesi ve ben okuldayken Ayşe Hanım' ın Ata'ya gelip bakması dışında, bütün bu işleri ben tıkır tıkır yapıyordum. Yardımcı olanlar da haklılar, bu onların düzeni değil. Ssadece eşlik etmeye çalışıyorlar. Ata' yı üzmek, dahafazla üzülmesine izin vermek istemiyorlar. Haklılar işte ...
Ancak kendi kendime bunu düşünmeden edemiyorum; ben bunların hepsini tek başıma yapıyordum. Çalışmadan önce Ata'ya bakan birileri yada ev işlerine yardımcı olan birileri de yoktu. Eminim hasta olan pek çoğunuz bu anlattıklarımı yaşadınız. Eminim her anne evinin işini, çocuğunu, mesleğini vesaireyi tek başına sağlam kotarabiliyor. Eminim...
Vay be!
Öyleyse durumu şöyle formulüze edelim. Mesela ben kendi formülümü yazayım. Eşittirin sol tarafındaki aslında ne kadar kişilik işi idare edebiliyor, kaç kişilik orkestra şefi... O anlamda kullanılmıştır.
Aylin Anne=Annanne+babanne+baba+Gülbeyaz Hanım+Ayşe Hanım
Süper!
Bu denklem bana acayip gaz verdi. Şimdi ayaklanayım da oğlumu kucaklayayım hemen.
:)
Çekilişe katılmayı unutmayın.
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
Çağatay,
çalışan anne,
ev işi,
öğretmen anne,
sağlık
27 Nisan 2011 Çarşamba
Tweet
13-25 Nisan arası
Bu iki tarih arasında çok şey değişti hayatımda. Mutluydum, keyifliydim. Çok yoruluyordum ama bir hayalim vardı. Ona dokunduğumu düşünüyordum. Sonra aniden üşüttüm, devirdi beni. Yattım, dinlendim ama iyileşemedim. Annem geldi... I-ıh. Yok çare olamadı.
Doktora gittik.
Muayeneler, kontroller, şunlar bunlar... Ben hep "iyiyim" palavrasını okudum. Doktora göre dinlenmem gerekiyordu. Bu arada ilaçlar yüzünden emzirmeyi kestim. Öyle ani oldu ki, ikimiz de hala çok üzgünüz Atişkomla.
Emzirmeyi kestim tam 10 gün kıpırdamadan yattım. İyi olacağımı umut ettim. Ancak içimden bir ses işlerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Geçtiğimiz pazartesi günü yine doktordaydık. Yatıp dinleneceksin dedi :) Yine rapor yine rapor.
Hastane odasından şahane (?!) bir İstanbul manzarası
Şimdi iyiyim, yatıyorum. Ara ara kalkıp blog yazıyorum. Bu da iyi geliyor :)
Memeden kesilen Atacığım ın uykuya geçişi değişti. Kendi kendine uyuyor. Çok detaylı bir konu olduğu için bunu ayrı bir yazı olarak yazacağım.
Çok iyi bir doktorum var, çok şükür. Moral verdi hep sağolsun. Onu da ayrıca uzun uzun yazarım.
Fakat Ata' nın kendi kendine uyuyor olması bu şerden doğmuş en büyük hayır gibi geliyor bana. Bir de yattığım dönem boyunca evde kalabalık olmasından büyük keyif alması çok mutlu etti beni.
Aslında anlatacak çok şey var, ççoooookkkk. Toparladıkça ve toparlandıkça yazarım yine ;)
Bu arada, İstanbul Yoga Merkezi bebekler için masaj eğitimi düzenliyor. Etkinliğin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz. Minik bebeği olanlar kaçırmasın derim.
Sevgiler
Doktora gittik.
Muayeneler, kontroller, şunlar bunlar... Ben hep "iyiyim" palavrasını okudum. Doktora göre dinlenmem gerekiyordu. Bu arada ilaçlar yüzünden emzirmeyi kestim. Öyle ani oldu ki, ikimiz de hala çok üzgünüz Atişkomla.
Emzirmeyi kestim tam 10 gün kıpırdamadan yattım. İyi olacağımı umut ettim. Ancak içimden bir ses işlerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Geçtiğimiz pazartesi günü yine doktordaydık. Yatıp dinleneceksin dedi :) Yine rapor yine rapor.
Hastane odasından şahane (?!) bir İstanbul manzarasıŞimdi iyiyim, yatıyorum. Ara ara kalkıp blog yazıyorum. Bu da iyi geliyor :)
Memeden kesilen Atacığım ın uykuya geçişi değişti. Kendi kendine uyuyor. Çok detaylı bir konu olduğu için bunu ayrı bir yazı olarak yazacağım.
Çok iyi bir doktorum var, çok şükür. Moral verdi hep sağolsun. Onu da ayrıca uzun uzun yazarım.
Fakat Ata' nın kendi kendine uyuyor olması bu şerden doğmuş en büyük hayır gibi geliyor bana. Bir de yattığım dönem boyunca evde kalabalık olmasından büyük keyif alması çok mutlu etti beni.
Aslında anlatacak çok şey var, ççoooookkkk. Toparladıkça ve toparlandıkça yazarım yine ;)
Bu arada, İstanbul Yoga Merkezi bebekler için masaj eğitimi düzenliyor. Etkinliğin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz. Minik bebeği olanlar kaçırmasın derim.
Sevgiler
26 Nisan 2011 Salı
Tweet
Nerede kalmıştık?
Yeniden merhaba,
Blogspotun kapatılmasından önce Çağatay' ın blogunda yazmaya başladım. Daha önce de bahsettiğim gibi wordpress beni pek açmadı. Mecburen herkes transfer olunca bile bloglardaki okunmada konusunda birlik bütünlük dağıldı gitti.
Çağatay' ın blogunda yazmaya devam ederken, bir yandan da çok farklı işler, projeler, okul, Ata, dersler, ev, yemek... bin bir türlü işin içinde koşturdum durdum.
ama en sonunda öyle bir durdum ki... 15 güne yakın bir süredir kalk(a)madan yatıyorum. Yorulmuşum... Öyle yorulmuşum ki... Kanamalar, şunlar bunlar... Dün geçirdiim operasyonla bu delicesine olan debelenmeye noktayı koydum.
Bundan böyle aktivite kadar dinlenmeye de zaman ayıracağımdan çok eminim.
Ayrıca "negatiften arınma" diyetine girdim. İçimdeki ve dışımdaki negatiflerden uzak duruyorum. İlla pozitif olacağım diye kasmıyorum. Ancak enerjimi daha da korumaya bakıyorum.
Bu süre içinde Ata'yı memeden kesmeke zorunda kaldık :( Öyle üzgünüm ki... Ancak 19 ay 10 gün süren bu güzel serüven için yaradana şükrediyorum. İsteyen herkese nasip olsun. Bu arada LLLTürkiye' nin çok önemli bir yazısını paylaşmak isterim. Çok özel bilgiler var.
...
Aylin Anne yenileniyor...
Aylin Anne dinleniyor...
Dinlenirken yeniliklere hazırlanıyor. Bu arada Aylin Anne takipçileriyle Facebook'ta paylaşıma devam ediyor. Haydi siz de katılın ;)
...
Sizden bir isteğim olacak.
Tasarladığım blogsal değişiklikler için sizden yardım istiyorum aslında.
Aylin Anne blogunda neler görmek ve okumak istiyorsunuz? Benimle paylaşır mısınız? Sıkça bahsedilmesini istediğiniz konulardan tutun da, renklere, şekillere varıncaya dek, ne varsa... Samimiyetle benimle paylaşır mısınız?
İster yorum yazın isterseniz mail olarak gönderin:
aylinatasagun@gmail.com
Bir de sanırım burada yazınca daha bir "biz bize" havası esiyor, daha samimi oluyor gibi. Kocamin blogunda daha bir resmi hatta epey mesafeli kalınabiliyor, değil mi?
Sevgiler, sağlıklar, güzellikler.
Blogspotun kapatılmasından önce Çağatay' ın blogunda yazmaya başladım. Daha önce de bahsettiğim gibi wordpress beni pek açmadı. Mecburen herkes transfer olunca bile bloglardaki okunmada konusunda birlik bütünlük dağıldı gitti.
Çağatay' ın blogunda yazmaya devam ederken, bir yandan da çok farklı işler, projeler, okul, Ata, dersler, ev, yemek... bin bir türlü işin içinde koşturdum durdum.
ama en sonunda öyle bir durdum ki... 15 güne yakın bir süredir kalk(a)madan yatıyorum. Yorulmuşum... Öyle yorulmuşum ki... Kanamalar, şunlar bunlar... Dün geçirdiim operasyonla bu delicesine olan debelenmeye noktayı koydum.
Bundan böyle aktivite kadar dinlenmeye de zaman ayıracağımdan çok eminim.
Ayrıca "negatiften arınma" diyetine girdim. İçimdeki ve dışımdaki negatiflerden uzak duruyorum. İlla pozitif olacağım diye kasmıyorum. Ancak enerjimi daha da korumaya bakıyorum.
Bu süre içinde Ata'yı memeden kesmeke zorunda kaldık :( Öyle üzgünüm ki... Ancak 19 ay 10 gün süren bu güzel serüven için yaradana şükrediyorum. İsteyen herkese nasip olsun. Bu arada LLLTürkiye' nin çok önemli bir yazısını paylaşmak isterim. Çok özel bilgiler var.
...
Aylin Anne yenileniyor...
Aylin Anne dinleniyor...
Dinlenirken yeniliklere hazırlanıyor. Bu arada Aylin Anne takipçileriyle Facebook'ta paylaşıma devam ediyor. Haydi siz de katılın ;)
...
Sizden bir isteğim olacak.
Tasarladığım blogsal değişiklikler için sizden yardım istiyorum aslında.
Aylin Anne blogunda neler görmek ve okumak istiyorsunuz? Benimle paylaşır mısınız? Sıkça bahsedilmesini istediğiniz konulardan tutun da, renklere, şekillere varıncaya dek, ne varsa... Samimiyetle benimle paylaşır mısınız?
İster yorum yazın isterseniz mail olarak gönderin:
aylinatasagun@gmail.com
Bir de sanırım burada yazınca daha bir "biz bize" havası esiyor, daha samimi oluyor gibi. Kocamin blogunda daha bir resmi hatta epey mesafeli kalınabiliyor, değil mi?
Sevgiler, sağlıklar, güzellikler.
Etiketler:
Aylin Anne,
blog,
sağlık
30 Mart 2011 Çarşamba
Tweet
Son yazım
Çocuklara cinsel saldırıcı taciz ve tecavüzlerle ilgili olarak yaşadıklarımı burada yazdım. Bu akşma yada yarın
pedofillerin özellikleri ve
çocuklarımızı nasıl koruruz
sorularına ilişkin bilgilerimi ve yaşadıklarımı paylaşacağım.
Bilgilerinize ve de ilgilerinize sunarım.
Not:Linkteki yazımı arkadaşlarınızla paylaşarak, aklındaki sorulara yanıt bulmaya ve benzer olayları deşifre etmelerine yardım olabilirsiniz belki de...
Teşekkürler
Aylin
pedofillerin özellikleri ve
çocuklarımızı nasıl koruruz
sorularına ilişkin bilgilerimi ve yaşadıklarımı paylaşacağım.
Bilgilerinize ve de ilgilerinize sunarım.
Not:Linkteki yazımı arkadaşlarınızla paylaşarak, aklındaki sorulara yanıt bulmaya ve benzer olayları deşifre etmelerine yardım olabilirsiniz belki de...
Teşekkürler
Aylin
Etiketler:
Aylin Anne,
blog,
Çağatay
23 Şubat 2011 Çarşamba
Tweet
gözünü sevdiğiminin blogspotu!
Sormayın, ne zamandır yokum. ( 2 gündür hepi topu belki ama bana gçre uzun bir süre :))) Sebebine gelince, sevgili kocicim beni kendi bloguna transfer etme girişiminde bulunmuş, başarmış ancak wordpressin o hantal, ağır ve renksiz dünyasına şak diye uyum sağlayacağımı düşünerek yanılmıştı.
O ne öyle???
Kaçtım geldim benim cici renkli bloguma :))) Hahahahahahaa, okumasın, amanın! Okursa çok bozulacak ama bunu şöyle düşünsün, hani kız arkadaşlarla oturup çay kahve içip sohbet etmek gibi...
Şimdi onca transfer bedeli varken, atlar, yatlar, katlar filan, temelli geri dönenemem de :))) Ne edeceğim? Zoraki o wordpress denen soğuk programı öğreneceğim. Ftp si firezillası, şusu busu... Milyon tane iş lazım en ufak değişiklik için. Zaten Çağatay'ın blogu tam takır kuru bakır. Ne görsel var, ne renk ne desen. Ben anladım zaten onun beni niye transfer ettiğini. Renk gelsin diye, hımmmmmmmmmmmmmmm.... Evet, evet.
Zaten hayatına transfer ederken de hem kalbimi çalmış hem de aklımı almıştı, ettiği evlenme teklifiyle. Şimdiki transfer bedeli o tatlılığın yanında devede kulak kalır :)
Yatlar katlar değildi elbette mevzu bahis olan ;)
Ah kocacım ah... Ne diye açmadın kendine bir blogspot. Her birşeyi kolay, renkli, pratik...
Ahhh, ahhhh. Gözünü sevdiğiminin blogspot'u.
İnsanın blogu gibisi yokmuş bu arada yahu! Alışana kadar işim zor valla!
Beni yoklayın arada, yalnız bırakmayın olur mu? Wordpress olanı yani, zaten soğuk bir de kimse olmayınca depresyona girmeyeyim İskandinavlar gibi :))))
Seviyorum sizi ve bebeklerinizi...
Sevgileeeerr
Aylin
O ne öyle???
Kaçtım geldim benim cici renkli bloguma :))) Hahahahahahaa, okumasın, amanın! Okursa çok bozulacak ama bunu şöyle düşünsün, hani kız arkadaşlarla oturup çay kahve içip sohbet etmek gibi...
Şimdi onca transfer bedeli varken, atlar, yatlar, katlar filan, temelli geri dönenemem de :))) Ne edeceğim? Zoraki o wordpress denen soğuk programı öğreneceğim. Ftp si firezillası, şusu busu... Milyon tane iş lazım en ufak değişiklik için. Zaten Çağatay'ın blogu tam takır kuru bakır. Ne görsel var, ne renk ne desen. Ben anladım zaten onun beni niye transfer ettiğini. Renk gelsin diye, hımmmmmmmmmmmmmmm.... Evet, evet.
Zaten hayatına transfer ederken de hem kalbimi çalmış hem de aklımı almıştı, ettiği evlenme teklifiyle. Şimdiki transfer bedeli o tatlılığın yanında devede kulak kalır :)
Yatlar katlar değildi elbette mevzu bahis olan ;)
Ah kocacım ah... Ne diye açmadın kendine bir blogspot. Her birşeyi kolay, renkli, pratik...
Ahhh, ahhhh. Gözünü sevdiğiminin blogspot'u.
İnsanın blogu gibisi yokmuş bu arada yahu! Alışana kadar işim zor valla!
Beni yoklayın arada, yalnız bırakmayın olur mu? Wordpress olanı yani, zaten soğuk bir de kimse olmayınca depresyona girmeyeyim İskandinavlar gibi :))))
Seviyorum sizi ve bebeklerinizi...
Sevgileeeerr
Aylin
Etiketler:
Aylin Anne,
blog,
Çağatay
20 Şubat 2011 Pazar
Tweet
Anne-bebek fuarındaydık
Olabildiğince özet ve Aylin & Ata fotoğraflarıyla süslü son yazımı okumak için buraya klik lütfen :)
Not: Kadının yeri kocasının blogumuşmuşmuş...
Not: Kadının yeri kocasının blogumuşmuşmuş...
Etiketler:
aile,
Ata,
Aylin Anne,
Çağatay,
mutlu günlerimiz
18 Şubat 2011 Cuma
Tweet
Sadece ot mu yemeli???
Daha önce uzun uzun bahsetmiştim. Kalbim tekliyor arada sırada. Öldürmez ama süründürür cinsinden birşey. Hal böyleyken doktor normalin hafif derece üstünde çıkan kolestrolüm için mecburen diyet verdi.
İlaç yazamazdı, çünkü Aylin daha haaaaalllllaaaaaa emziriyordu :)))
Demişti ki;
-Sadece toprak üstü sebze yiyeceksin... O kadar.
-Meyve yok.
-Hayvansal gıda yok.
-Hamur işi yok.
-Tatlı yok.
-Şeker yok.
-Çay kahve asitli gıda yok.
-Makarna,pilav yok.
-Peki ekmek var mı doktor bey?
-Yok!
-E, hadi günde 1 dilim olsun.
-Sağolun,allah razı olsun sizden :)))
Bu diyalogdan sonra 3 gün kendime gelemedim. Ben ki ağır yemek yemeyen, dikkat eden... Mümkünse detoks yapan... Mosmor oldum diyet lafını duyunca :( Şimdiye kadar kimse bana diyet emri vermemişti. Emir almayı zaten sevmeyen ama memur olan ben, doktordan "kesin kes yapacaksın, yoksa çok uğraşırız" lafını duyunca, baş önde, omuzlar yerde, ayaklarımı tırsss tırsss sürüyerekten çıkmıştım Florance Abla' nın hastanesinden :( Eve gelince kocacığıma gönderdiğim meyve sepetiyle hatıra fotoğrafı bile çektirdim, vallahi.
Günler nasıl mı geçti? ...
Hani bir şarkı vardı, "gel sen ne çektiğimi bir de bana sor" nerde nasıl yaşarım, gel de bana sor".
Nasıl özetleyeyim, bilemedim.
Ekmeğe elim gitti, anında bıraktım, Meyve sepetine gözüm takıldı, başımı çevirdim. Kuru kayısılarla burun buruna gelince geri geri mutfaktan çıktım. Tabi çıkarken çikolatalara el salladım.
Ha babam de babam ıspanak yiyorum sabahtan beri, yanına çorba, salata. Kahvaltıdaki 1 dilim ekmek hakkımı yarıya böldüm. Önce öpüyor sonra başıma koyuyor, ağzımda geveleye geveleye yiyorum ekmeğimi. "Muuaaah!!!" diye öpünce Ata bile garipsedi yahu :))) "Annem ne yapıyor" demiştir içinden, kesin :)
Akşam çorba, belki biraz ceviz...Bir de arada balık hakkım var bir de.

Bunun adı askeri rejim, ötesi yok. İçime ya derviş kaçtı ya nazi subayı, tam olarak emin değilim. Çünkü harfiyen uyuyorum.
Durun!!!! yalan söyledim.
2 gün önce bir dilim portakalın ucundan ısırdım :/ :)))
Not: Benimde canım vaaar, ben de insanııımmm, benim de kalbiiimmm vaaaar, ben de insanııııımmmmm
Not 2: Sadece ot(sebze yani) yiyince insan bir hoş ve pek hafif oluyormuş. Otların inceliği,zerafeti ve yeşertisi geçiyormuş ruha. Zihni berraklaşıyor, içine neşeli bir kuş gelip konuyormuş... Tecrübe ettim ve sevdim ben bu işi :)
Diyet yapanlar, yapamayanlar, zorunda olanlar, gönüllüler... beni çoooooooook iyi anlar tahminimce.
Sevgiler
İlaç yazamazdı, çünkü Aylin daha haaaaalllllaaaaaa emziriyordu :)))
Demişti ki;
-Sadece toprak üstü sebze yiyeceksin... O kadar.
-Meyve yok.
-Hayvansal gıda yok.
-Hamur işi yok.
-Tatlı yok.
-Şeker yok.
-Çay kahve asitli gıda yok.
-Makarna,pilav yok.
-Peki ekmek var mı doktor bey?
-Yok!
-E, hadi günde 1 dilim olsun.
-Sağolun,allah razı olsun sizden :)))
Bu diyalogdan sonra 3 gün kendime gelemedim. Ben ki ağır yemek yemeyen, dikkat eden... Mümkünse detoks yapan... Mosmor oldum diyet lafını duyunca :( Şimdiye kadar kimse bana diyet emri vermemişti. Emir almayı zaten sevmeyen ama memur olan ben, doktordan "kesin kes yapacaksın, yoksa çok uğraşırız" lafını duyunca, baş önde, omuzlar yerde, ayaklarımı tırsss tırsss sürüyerekten çıkmıştım Florance Abla' nın hastanesinden :( Eve gelince kocacığıma gönderdiğim meyve sepetiyle hatıra fotoğrafı bile çektirdim, vallahi.
Günler nasıl mı geçti? ...
Hani bir şarkı vardı, "gel sen ne çektiğimi bir de bana sor" nerde nasıl yaşarım, gel de bana sor".
Nasıl özetleyeyim, bilemedim.
Ekmeğe elim gitti, anında bıraktım, Meyve sepetine gözüm takıldı, başımı çevirdim. Kuru kayısılarla burun buruna gelince geri geri mutfaktan çıktım. Tabi çıkarken çikolatalara el salladım.
Ha babam de babam ıspanak yiyorum sabahtan beri, yanına çorba, salata. Kahvaltıdaki 1 dilim ekmek hakkımı yarıya böldüm. Önce öpüyor sonra başıma koyuyor, ağzımda geveleye geveleye yiyorum ekmeğimi. "Muuaaah!!!" diye öpünce Ata bile garipsedi yahu :))) "Annem ne yapıyor" demiştir içinden, kesin :)
Akşam çorba, belki biraz ceviz...Bir de arada balık hakkım var bir de.
Bunun adı askeri rejim, ötesi yok. İçime ya derviş kaçtı ya nazi subayı, tam olarak emin değilim. Çünkü harfiyen uyuyorum.
Durun!!!! yalan söyledim.
2 gün önce bir dilim portakalın ucundan ısırdım :/ :)))
Not: Benimde canım vaaar, ben de insanııımmm, benim de kalbiiimmm vaaaar, ben de insanııııımmmmm
Not 2: Sadece ot(sebze yani) yiyince insan bir hoş ve pek hafif oluyormuş. Otların inceliği,zerafeti ve yeşertisi geçiyormuş ruha. Zihni berraklaşıyor, içine neşeli bir kuş gelip konuyormuş... Tecrübe ettim ve sevdim ben bu işi :)
Diyet yapanlar, yapamayanlar, zorunda olanlar, gönüllüler... beni çoooooooook iyi anlar tahminimce.
Sevgiler
Etiketler:
Aylin Anne,
beslenme,
sağlık
17 Şubat 2011 Perşembe
Tweet

Türkçe düşünüyorum, Türkçe konuşuyorum, insanlarla Türkçe anlaşıyorum, ana dilim Türkçe...
İşim Türkçe öğretmek, prensiplerim; Türkçe' nin tam ve doğru kullanılmasına azami dikkat edilmesi yönünde, bir eğitimci olarak. Ancak gelin görün ki, gün boyu dilimize yapışmış, lapa lapa yabancı sözcüklerden, kırık dökük "güya Türkçe" cümlelerden dolayı kendimi, kültürümü ve dilimi yok sayılmış gibi hissediyorum. Bu ülkede Türkçe'yi özenle konuşan birileri yok mu acaba?... Düşünmeden edemiyorum.
Türkçe konuşan, yazan ve öğreten bir anne ve eğitimci olarak herkese ilan etmeye karar verdim. Bir anne güncesi olan "Bu Sayfanın Ana Dili Türkçe'dir".
Türkçe karşılığını bilmediğim durumlarda Türk Dil Kurumu sayfasına danışacağım.
Türkçesini bile bile yabancı sözcük karşılığını kullanmayacağım.
Yazım kurallarına dikkat edeceğim.
Toplumsal alanda ve günlük yaşamda seçtiğim sözcüklerin ana dilimizden olmasında daha özenli olacağım.
Benliği olan ulusumuzun temel öğesi olan Türkçemizi hakkını vererek kullanmanın, aldığımız eğitim, terbiye ve ahlakın gereği olduğunu düşünüyor, bundan böyle "sadece Türkçe" diyorum.
Saygılar,
Aylin Anne
Not: Bu konuda hemfikirseniz görseli bilgisayarınıza indirebilir, internet güncenizde yayımlayabilirsiniz.
Bu Güncenin Ana Dili Türkçe'dir.

Türkçe düşünüyorum, Türkçe konuşuyorum, insanlarla Türkçe anlaşıyorum, ana dilim Türkçe...
İşim Türkçe öğretmek, prensiplerim; Türkçe' nin tam ve doğru kullanılmasına azami dikkat edilmesi yönünde, bir eğitimci olarak. Ancak gelin görün ki, gün boyu dilimize yapışmış, lapa lapa yabancı sözcüklerden, kırık dökük "güya Türkçe" cümlelerden dolayı kendimi, kültürümü ve dilimi yok sayılmış gibi hissediyorum. Bu ülkede Türkçe'yi özenle konuşan birileri yok mu acaba?... Düşünmeden edemiyorum.
Türkçe konuşan, yazan ve öğreten bir anne ve eğitimci olarak herkese ilan etmeye karar verdim. Bir anne güncesi olan "Bu Sayfanın Ana Dili Türkçe'dir".
Türkçe karşılığını bilmediğim durumlarda Türk Dil Kurumu sayfasına danışacağım.
Türkçesini bile bile yabancı sözcük karşılığını kullanmayacağım.
Yazım kurallarına dikkat edeceğim.
Toplumsal alanda ve günlük yaşamda seçtiğim sözcüklerin ana dilimizden olmasında daha özenli olacağım.
Benliği olan ulusumuzun temel öğesi olan Türkçemizi hakkını vererek kullanmanın, aldığımız eğitim, terbiye ve ahlakın gereği olduğunu düşünüyor, bundan böyle "sadece Türkçe" diyorum.
Saygılar,
Aylin Anne
Not: Bu konuda hemfikirseniz görseli bilgisayarınıza indirebilir, internet güncenizde yayımlayabilirsiniz.
Etiketler:
Aylin Anne,
dil gelişimi,
hayat
14 Şubat 2011 Pazartesi
Tweet
Ata'mi "adam" ederken bunlara dikkat ediyorum
Son günlerde çöp kamyonlarına çılgın bir ilgi gösteriyor. Camdan izliyoruz olup biteni ve anlatırken copcu dememeye,
Evde yere dusen bir yiyecegini agzina deperken manasiz sett tepkiler yerine, yememelisin demeye,
Kirintilari biriktirip balkonum kenarina Ata ile birlikte birakmaya,
Yemege gelen kuslari rahatsiz etmemek icin uzak durmaya,
Miz miz miz mizirdanmasi sirasinda sessiz kalmaya,
Birseyi isterken aglamak isterse, aglamadan anlatabilirsin bebegim demeye,
Arada sirada gereksiz birseyi tutturdugunda, istegi herneyse acele acele yuzune anons etmeye,
Seker ve cikolatadan olabildigince uzak tutmaya,
Tv izletmemeye,
Klasik, caz, rock, sanat muzigi, arada pop dinletip sarki soylemeye,
Duvarlari boyamak istediginde sadece gozlerinin icine bakip, nereyi boyuyorduk Ata, diye sormaya,
Zorla yedirmemeye,
Yuzune "seni gidi" deyip parmak sallamamaya ( tokat atmakla esdegerdir)
Sorularina tam ve dogru yanit vermeye,
Erken yatip, erken uyanmasina, duzenini aksatmamaya,
Kitap okuyup masal anlatmaya, otuncaklariyla oynamaya,
Gece uyandiginda kucaklayip koklayarak yanima alip uyutmaya,
cani yandiginda agliyorsa aninda susturmamaya,
inatlasmamaya,
emmek istediginde incitmemeye,
Hergun disari cikarmaya,
Sofraya kasiklari goturmesini istemeye,
Ona her an saygi ve yakinlik gostermeye dikkat ediyorum, kalbimdeki ask ve sevgiyle :)
Evde yere dusen bir yiyecegini agzina deperken manasiz sett tepkiler yerine, yememelisin demeye,
Kirintilari biriktirip balkonum kenarina Ata ile birlikte birakmaya,
Yemege gelen kuslari rahatsiz etmemek icin uzak durmaya,
Miz miz miz mizirdanmasi sirasinda sessiz kalmaya,
Birseyi isterken aglamak isterse, aglamadan anlatabilirsin bebegim demeye,
Arada sirada gereksiz birseyi tutturdugunda, istegi herneyse acele acele yuzune anons etmeye,
Seker ve cikolatadan olabildigince uzak tutmaya,
Tv izletmemeye,
Klasik, caz, rock, sanat muzigi, arada pop dinletip sarki soylemeye,
Duvarlari boyamak istediginde sadece gozlerinin icine bakip, nereyi boyuyorduk Ata, diye sormaya,
Zorla yedirmemeye,
Yuzune "seni gidi" deyip parmak sallamamaya ( tokat atmakla esdegerdir)
Sorularina tam ve dogru yanit vermeye,
Erken yatip, erken uyanmasina, duzenini aksatmamaya,
Kitap okuyup masal anlatmaya, otuncaklariyla oynamaya,
Gece uyandiginda kucaklayip koklayarak yanima alip uyutmaya,
cani yandiginda agliyorsa aninda susturmamaya,
inatlasmamaya,
emmek istediginde incitmemeye,
Hergun disari cikarmaya,
Sofraya kasiklari goturmesini istemeye,
Ona her an saygi ve yakinlik gostermeye dikkat ediyorum, kalbimdeki ask ve sevgiyle :)
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
bilinçli anneler,
mutlu bebekler
13 Şubat 2011 Pazar
Tweet
İlla ki yapılacaklar listesi -Sobe
Uykum kacti yine... Yarin okullar acilacak bir de doktor kontrolum var. Neyse ki sevgililer gunu :) sevgilimle ve sevgililerim CagATAy la guzel bir aksam olur umarim.
Aklimdan gecenleri not almak icin oturup yazmaya karar verdim.
1. Hayatimda en az bir kere sarisin olacagim. Maksat renk olsun:)
2. Bahceli bir evde yasayacagim.
3. Gul yetistirecegim.
4. Tursu, komposto, recel ve sarap yapmayi orenecegim( Kurs yerini ayatlafim bile, Izmir'deki evimiz.)
5. Antika bir araba alacagim. (nasil olacaksa...yazmadan gecmeyeyim)
6. Yarim kalan Avrupa ve Amerika seyahayimizi tamamlayalim artik.
7. Ucus kursuna katilacagim.
8. Efes i cok severim. En yakin zamanda doyasiya gezecegim oralari.
9. Gemi yolculugu istiyorum, Akdeniz turu mesela ...
10. Dunyayi gezecegim.
11. Bir kac cocuk daha ;)
12. ATA ile piyano dersi alacagim.
13. Pasta kursuna gitmek istiyorum.
14. Yarim yarim beni bekleyen kitaplarimi tamamlayacagim.
15. Milli Egitim Bakanligi na bagli her devlet okulunda ar-ge birimlerini actiracagim. Olmasa da yolunda ilerleyecegim.
16. Suslu bir deftere Ata ile ilgili not alip gunluk tutmaya devam edecegim. Aksatmak yok.
17. Yagli boya resime devam edecegim. (ne ara yapacaksam...AMA yapacagim iste)
18. Fotograf sergisi acacagim.
19. Elimdeki 4 projeyi tamamlayip sizlerle paylaşacağım.
20. Şimdi değilim ama yaslaninca acayip koket bir teyze olacağım.
21. Belime kadar upuzuuuuuuuuuun saçlarımı kestirecegim (yani, sanırım, belki, koyabilirsem,emin değilim)
22. Elektro gitar çalmadan ölmeyeceğim.
23. 90 li yılların müziklerini daha cok dinleyecegim.
24. Kainati en duru sekilde aciklayan sey tasavvuftur, daha cok okuyacagim.
25. Copleri ayirarak atmaya devam...
26. Balkon kenarina kus evi asacagim.
27. Canakale Sehitligine mumkunse her sene gitmemizi saglayacagim.
28. Her yil agac dikecegim.
29. ATA ya siradisi modelli bereler orecegim.
30. Bu yaz ailecek Bodrum Turgut Reis'te tatile gidelim.
31. Bileğime yavrukusumun adını yazdiracagim.
32. Dogal yasam parklarini gezelim, fotograf cekelim istiyorum kocacimla ve Atacimla.
33. Bir sinem filminde minik dahi olsa bir rol almak istiyorum Ben.
34. Giyeceklerimi oyle azalttim ki... 2-3 pantalon bir kac kazak, gomlek..yeter, cok bile. Belki yeni ve stil seyler alirim bir ara.
35. Surekli ve devamli ve de azimle dezavantajli cocuklar için çalışacağım.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizin de aklınıza gelenler ve hiç gitmeyenler varsa, haydi durmayın, siz de yazın. Sobelediklerim Açalya, Slingomom, Işıl,Zerrin Anne , Pi-nik Kuş , Peri ve Sena
Yasamak , dolu dolu yasamak ne güzel şey :) Sobelediklerim, haydi bakalım :) Bekliyorum
Aklimdan gecenleri not almak icin oturup yazmaya karar verdim.
1. Hayatimda en az bir kere sarisin olacagim. Maksat renk olsun:)
2. Bahceli bir evde yasayacagim.
3. Gul yetistirecegim.
4. Tursu, komposto, recel ve sarap yapmayi orenecegim( Kurs yerini ayatlafim bile, Izmir'deki evimiz.)
5. Antika bir araba alacagim. (nasil olacaksa...yazmadan gecmeyeyim)
6. Yarim kalan Avrupa ve Amerika seyahayimizi tamamlayalim artik.
7. Ucus kursuna katilacagim.
8. Efes i cok severim. En yakin zamanda doyasiya gezecegim oralari.
9. Gemi yolculugu istiyorum, Akdeniz turu mesela ...
10. Dunyayi gezecegim.
11. Bir kac cocuk daha ;)
12. ATA ile piyano dersi alacagim.
13. Pasta kursuna gitmek istiyorum.
14. Yarim yarim beni bekleyen kitaplarimi tamamlayacagim.
15. Milli Egitim Bakanligi na bagli her devlet okulunda ar-ge birimlerini actiracagim. Olmasa da yolunda ilerleyecegim.
16. Suslu bir deftere Ata ile ilgili not alip gunluk tutmaya devam edecegim. Aksatmak yok.
17. Yagli boya resime devam edecegim. (ne ara yapacaksam...AMA yapacagim iste)
18. Fotograf sergisi acacagim.
19. Elimdeki 4 projeyi tamamlayip sizlerle paylaşacağım.
20. Şimdi değilim ama yaslaninca acayip koket bir teyze olacağım.
21. Belime kadar upuzuuuuuuuuuun saçlarımı kestirecegim (yani, sanırım, belki, koyabilirsem,emin değilim)
22. Elektro gitar çalmadan ölmeyeceğim.
23. 90 li yılların müziklerini daha cok dinleyecegim.
24. Kainati en duru sekilde aciklayan sey tasavvuftur, daha cok okuyacagim.
25. Copleri ayirarak atmaya devam...
26. Balkon kenarina kus evi asacagim.
27. Canakale Sehitligine mumkunse her sene gitmemizi saglayacagim.
28. Her yil agac dikecegim.
29. ATA ya siradisi modelli bereler orecegim.
30. Bu yaz ailecek Bodrum Turgut Reis'te tatile gidelim.
31. Bileğime yavrukusumun adını yazdiracagim.
32. Dogal yasam parklarini gezelim, fotograf cekelim istiyorum kocacimla ve Atacimla.
33. Bir sinem filminde minik dahi olsa bir rol almak istiyorum Ben.
34. Giyeceklerimi oyle azalttim ki... 2-3 pantalon bir kac kazak, gomlek..yeter, cok bile. Belki yeni ve stil seyler alirim bir ara.
35. Surekli ve devamli ve de azimle dezavantajli cocuklar için çalışacağım.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizin de aklınıza gelenler ve hiç gitmeyenler varsa, haydi durmayın, siz de yazın. Sobelediklerim Açalya, Slingomom, Işıl,Zerrin Anne , Pi-nik Kuş , Peri ve Sena
Yasamak , dolu dolu yasamak ne güzel şey :) Sobelediklerim, haydi bakalım :) Bekliyorum
Etiketler:
Aylin Anne,
hayat
11 Şubat 2011 Cuma
Tweet

Haydaaa,
"Bu bloggerlar abarttı, fuarlarda stand mı açıyor" diye düşündünüz belki ilk başta. Olabilir, kendinde bunu yapma isteği bulanlar vardır belki ama benimkisi kocamın yanına ilişmek şeklinde bir "açılım". Fuar açılımı... :))) Şöyle ki Çağatay doğum fotoğraflarıyla ve İstanbul Bayisi olduğumuz Babylife Kordon Kanı Bankacılığı firması ile hizmetleriyle Anne Bebek Çocuk Ürünleri Fuarı'na katılıyor. 17-20 Şubat arası gerçekleşecek fuara Ata ve bendeniz 19-20 Şubat'ta dahil olacağız.
Hall No:11
Stand No: C-132
Geçerken uğramayı ihmal etmeyin, tanışalım, kaynaşalım, merhabalaşalım, fotoğraflr çekilelim, olar mı? :)
Aylin Anne Anne Bebek Çocuk Ürünleri Fuarında
Haydaaa,
"Bu bloggerlar abarttı, fuarlarda stand mı açıyor" diye düşündünüz belki ilk başta. Olabilir, kendinde bunu yapma isteği bulanlar vardır belki ama benimkisi kocamın yanına ilişmek şeklinde bir "açılım". Fuar açılımı... :))) Şöyle ki Çağatay doğum fotoğraflarıyla ve İstanbul Bayisi olduğumuz Babylife Kordon Kanı Bankacılığı firması ile hizmetleriyle Anne Bebek Çocuk Ürünleri Fuarı'na katılıyor. 17-20 Şubat arası gerçekleşecek fuara Ata ve bendeniz 19-20 Şubat'ta dahil olacağız.
Hall No:11
Stand No: C-132
Geçerken uğramayı ihmal etmeyin, tanışalım, kaynaşalım, merhabalaşalım, fotoğraflr çekilelim, olar mı? :)
Tweet

İrem bir itiraf listesi yapmış, özenip yazmaya ve yükü atmaya karar verdim.
-Hamileyken daha az yiyebilirdim ama boğazımı tutamadım yahu, ne yapayım 27 kilo aldım, lohusalıkta belim çok fena oldu. 1 ay yürüyemedim hatta. Çok pişmanım.
-Sezaryan oldum iyi de oldu, çünkü kalbim normal doğumda zorlanabilirdi. Ciddi bir durum var, sürekli takipteyim doktorlar tarafından. Bu durum çok kafama takılıyor. Ölüm korkusu gibisinden hayatımda olmayan bir korku türemişken anne olunca, bir de organik nedenler çıkınca arada arızaya bağlıyorum kendimi, ne yapayım yaaaaa :(
-Şimdiki aklım olsa EASY denen tuğla gibi kitabı elime bile almazdım. Daha doğalcı ve sprituel ağırlıklı şeyler okurdum.
-Hamileyken yoga yapamadım. İyi ki de yapamamışım, elimdeki çok popüler olan dvd program hatalıymış. Umarım siz de o programa uyup denemezsiniz.
-Çok ağır bir travmaydı sezaryan, kendimi içi deşilmiş, hayatı çalınmış, ölmüş olarak algıladım ameliyattan sonra.Ama ne olursa olsun epidural derim başka da bir şey demem.
-Hani meşhur bir söz döndü ya bloglarda. "bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir" şeklinde. Hah! Ata' nın doğumunu dört gözle bekleyip doğduktan sonra kapımı açmayan bizim köylülere fena halde bozuğum. (Annem-babam hariç).Öleceğim unutmayacağım bunu. Kin değil ama yaşayanlar bilir, "lohusaya atılan kazıklar, gün gelir poponu tırmalar".
- Ata' nın kolik olduğu dönemlerde, kötü bir bel, ev işleri, kucakta ağlayan bir bebek gibi bir kabusnameyle geçen ilk dört ayı hiç unutmayacağım.
- Kocam iyi bir baba ve hayat & ev arkadaşı. O olmasa hapı yutmuştuk toptan.
-Ata'yı koklaya koklaya ve emzirerek uyutmak baştan bir alternatif sonradan ise bilinçli bir tercihim oldu. İyi ki de öyle oldu. Asla pişman değilim.
-Bloglara şöyle bir göz atabiliyorum, ne yorum yazabiliyorum ne de sobe işleriyle ilgilenebiliyorum. Sebebi beni bekleyen ev,okul ve iş işleri :( Sanmayın ki bilerek..değil, billahi.
-Kocamın yaptığı işleri heyecanla destekliyorum. Hayatımıza renk katıyor onun projeleri. Neredeyse hergün yeni doğan birbirinden güzel bebekler onun işi, nasıl heyecanlanmayayım. Sinema tv işi de pek güzel ama başka itiraflarım var.
-Katalog çekimlerindeki çıtır mankenler çok güzeller, çok çıtırlar ama zeki zeki bakanını daha görmedim. Olsa zaten sütyen için mankenlik yapmazlar diye düşünüyorum. Ayrıca kocamın popüler mankenlerle çekilmiş fotoğraflarının sosyal paylaşım sitelerinde dolaşmasıyla çok eğlendim. Herkes arıza çıkaracağım sandı ama ben kıkır kıkır gülüyordum bu işe. Sebebi malum.
-Sinema tv sektörü dostluk arayan iyi kalpli insanlara göre değil. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor ve herkes alabildiğine çıkarcı. Büyük olmak için çok büyük pislik olmak şart. Bu nedenle Çağatay "büyük" olamaz.
-Uykusuz gecelerin sabahında hazır kahvaltı masasıyla karşılaşmak elmas madeni bulmak gibi birşey.
-Annemin İzmir'de oluşuna, İzmirdekilerin burada olmayışına çok üzülüyordum başlarda. Bizim ailede çocuk olan ev hergün kapıdan ziyaret edilir, anneye "bir ihtiyacın var mı" diye sorulur.İstanbul' da yok böyle şeyler. Amaaannn geçti gitti. Ata büyüdü herkes büyüdü.
-İkinci çocuğa hazırım. Hatta üçüncüye...dördüncüye...
- Katı gıdaya geçerken yaşadığım stres ne gereksiz bir şeymiş yahu! O stresin varlığını algılayan oğlum "ulan bu yemek yemek kazık gibi zor bir iş galiba" dedi galiba. O da strese girdi sayemde. Halbuki ver gitsin, yemiyorsa da kapı gibi anne sütü var oysa. Açlıktan ölmezdi herhalde. Ne acemiymiymişim :)))
-Sağlık ocağındaki "2-3 saatte bir emzirin" diyen hemşirelere uyduğum için çok pişmanım. Gece kalkıp kalkıp mışıl mışıl uyuyan Ata'ya emsin diye neler yaptım. Ayağını gıdıklarım, bacağını hafif hafif cimcikledim. Neymiş, uyansın emsin miş. Eee, 3-4 saat içinde acıkınca zaten kalıyor, ağlıyor. Onu bekleseydim ya! Ne salağım.
-Doğum yaptığım hastanede, uyuyan minicik oğlumu uyandırmak için bacağını hart diye cimcikleyen hemşireye uçan kafa atmadığım için de çok pişmanım. Zaten orası garip bir yerdi, bir daha da işim olmadı çok şükür. Ameliyattan sonra emzirmek için yanıma döndürmeye çalışan başhemşireye de lazımdı o uçan kafadan bir tane. sızım sızım sızlayan bir kesik, yanıma dönmemi bekleyen zebani bir hemşire, dönemeyen bendenizi hırpalaya hırpalaya çevirirken yüzümün buruştuğunu görünce " eee, anne olmak kolay değil" demişti. Söylemesi kolay tabi.
-Doğumdan sonra 7. ayımda regl olunca salya sümük ağlamıştım. Sütüm kesilmesin Allaaam noolur diye :)Gülüyorum aklıma geldikçe ...
-İnek sütü içmeyen oğlumu bu konuda üzmüyorum ve üstüne gitmiyorum. Kalsiyumun tek kaynağı inek sütü değildir. Belki de vegan olacak kendisi, ne malum :)))
- Şimdiki aklım olsa, "hava soğuk çocuğu dışarı çıkarma" diyen bizim köylüleri dinlemez arabaya atlar atlar gezerdim. Tek başıma, mek başıma, hayat zaten tek başına...
-Bana bir iki çocuk yetiştirip, son yetiştirdiği çocuk 50 sine gelmiş kadınlar tarafından pedagogluk taslanmasından hoşlanmıyorum.
-Çalışmaya başlayınca zeka puanım arttı.
-Mutfakta bazen tam bir faciayım. Bazen de Emine Beder teyzeme nal mıh toplatacak kadar iyi olduğumu düşünüyorum.
-Okuldayken Ata ile bağlantım kesiliyor. Pek aklıma gelmiyor onca çocukla uğraşırken.
-2007 başladım blog tutmaya. Ata'ya hamileyken tuttum bir ara, yine doğunca bir ara...Hiçbiri yok, sildim. Çünkü mutluluğumuzu ve oğlumuzu kıskandığını bildiğim pek fena hanımlar vardı etrafta. Yazmadım olanı biteni. Yazın yapacak iş bulamayınca Aylin Anne blogunu açtım. Ata' nın hikayelerini bu nedenle yazmadım, fotoğraflarını yüklemedim şimdiye kadar. Bu mecburi güvenlik önlemine hayli içerlemiştim ama iyi de yapmışım. Zaten çok eski ve gizli bir blogum var Ata için. Oraya yazıyorum sırlarımızı :))) Nasıl fikir ama ???
Amma doluymuşum meğer. Of of of offff! Çok iyi geldi itiraf etmek. Teşekkürler İrem.
İtirafname

İrem bir itiraf listesi yapmış, özenip yazmaya ve yükü atmaya karar verdim.
-Hamileyken daha az yiyebilirdim ama boğazımı tutamadım yahu, ne yapayım 27 kilo aldım, lohusalıkta belim çok fena oldu. 1 ay yürüyemedim hatta. Çok pişmanım.
-Sezaryan oldum iyi de oldu, çünkü kalbim normal doğumda zorlanabilirdi. Ciddi bir durum var, sürekli takipteyim doktorlar tarafından. Bu durum çok kafama takılıyor. Ölüm korkusu gibisinden hayatımda olmayan bir korku türemişken anne olunca, bir de organik nedenler çıkınca arada arızaya bağlıyorum kendimi, ne yapayım yaaaaa :(
-Şimdiki aklım olsa EASY denen tuğla gibi kitabı elime bile almazdım. Daha doğalcı ve sprituel ağırlıklı şeyler okurdum.
-Hamileyken yoga yapamadım. İyi ki de yapamamışım, elimdeki çok popüler olan dvd program hatalıymış. Umarım siz de o programa uyup denemezsiniz.
-Çok ağır bir travmaydı sezaryan, kendimi içi deşilmiş, hayatı çalınmış, ölmüş olarak algıladım ameliyattan sonra.Ama ne olursa olsun epidural derim başka da bir şey demem.
-Hani meşhur bir söz döndü ya bloglarda. "bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir" şeklinde. Hah! Ata' nın doğumunu dört gözle bekleyip doğduktan sonra kapımı açmayan bizim köylülere fena halde bozuğum. (Annem-babam hariç).Öleceğim unutmayacağım bunu. Kin değil ama yaşayanlar bilir, "lohusaya atılan kazıklar, gün gelir poponu tırmalar".
- Ata' nın kolik olduğu dönemlerde, kötü bir bel, ev işleri, kucakta ağlayan bir bebek gibi bir kabusnameyle geçen ilk dört ayı hiç unutmayacağım.
- Kocam iyi bir baba ve hayat & ev arkadaşı. O olmasa hapı yutmuştuk toptan.
-Ata'yı koklaya koklaya ve emzirerek uyutmak baştan bir alternatif sonradan ise bilinçli bir tercihim oldu. İyi ki de öyle oldu. Asla pişman değilim.
-Bloglara şöyle bir göz atabiliyorum, ne yorum yazabiliyorum ne de sobe işleriyle ilgilenebiliyorum. Sebebi beni bekleyen ev,okul ve iş işleri :( Sanmayın ki bilerek..değil, billahi.
-Kocamın yaptığı işleri heyecanla destekliyorum. Hayatımıza renk katıyor onun projeleri. Neredeyse hergün yeni doğan birbirinden güzel bebekler onun işi, nasıl heyecanlanmayayım. Sinema tv işi de pek güzel ama başka itiraflarım var.
-Katalog çekimlerindeki çıtır mankenler çok güzeller, çok çıtırlar ama zeki zeki bakanını daha görmedim. Olsa zaten sütyen için mankenlik yapmazlar diye düşünüyorum. Ayrıca kocamın popüler mankenlerle çekilmiş fotoğraflarının sosyal paylaşım sitelerinde dolaşmasıyla çok eğlendim. Herkes arıza çıkaracağım sandı ama ben kıkır kıkır gülüyordum bu işe. Sebebi malum.
-Sinema tv sektörü dostluk arayan iyi kalpli insanlara göre değil. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor ve herkes alabildiğine çıkarcı. Büyük olmak için çok büyük pislik olmak şart. Bu nedenle Çağatay "büyük" olamaz.
-Uykusuz gecelerin sabahında hazır kahvaltı masasıyla karşılaşmak elmas madeni bulmak gibi birşey.
-Annemin İzmir'de oluşuna, İzmirdekilerin burada olmayışına çok üzülüyordum başlarda. Bizim ailede çocuk olan ev hergün kapıdan ziyaret edilir, anneye "bir ihtiyacın var mı" diye sorulur.İstanbul' da yok böyle şeyler. Amaaannn geçti gitti. Ata büyüdü herkes büyüdü.
-İkinci çocuğa hazırım. Hatta üçüncüye...dördüncüye...
- Katı gıdaya geçerken yaşadığım stres ne gereksiz bir şeymiş yahu! O stresin varlığını algılayan oğlum "ulan bu yemek yemek kazık gibi zor bir iş galiba" dedi galiba. O da strese girdi sayemde. Halbuki ver gitsin, yemiyorsa da kapı gibi anne sütü var oysa. Açlıktan ölmezdi herhalde. Ne acemiymiymişim :)))
-Sağlık ocağındaki "2-3 saatte bir emzirin" diyen hemşirelere uyduğum için çok pişmanım. Gece kalkıp kalkıp mışıl mışıl uyuyan Ata'ya emsin diye neler yaptım. Ayağını gıdıklarım, bacağını hafif hafif cimcikledim. Neymiş, uyansın emsin miş. Eee, 3-4 saat içinde acıkınca zaten kalıyor, ağlıyor. Onu bekleseydim ya! Ne salağım.
-Doğum yaptığım hastanede, uyuyan minicik oğlumu uyandırmak için bacağını hart diye cimcikleyen hemşireye uçan kafa atmadığım için de çok pişmanım. Zaten orası garip bir yerdi, bir daha da işim olmadı çok şükür. Ameliyattan sonra emzirmek için yanıma döndürmeye çalışan başhemşireye de lazımdı o uçan kafadan bir tane. sızım sızım sızlayan bir kesik, yanıma dönmemi bekleyen zebani bir hemşire, dönemeyen bendenizi hırpalaya hırpalaya çevirirken yüzümün buruştuğunu görünce " eee, anne olmak kolay değil" demişti. Söylemesi kolay tabi.
-Doğumdan sonra 7. ayımda regl olunca salya sümük ağlamıştım. Sütüm kesilmesin Allaaam noolur diye :)Gülüyorum aklıma geldikçe ...
-İnek sütü içmeyen oğlumu bu konuda üzmüyorum ve üstüne gitmiyorum. Kalsiyumun tek kaynağı inek sütü değildir. Belki de vegan olacak kendisi, ne malum :)))
- Şimdiki aklım olsa, "hava soğuk çocuğu dışarı çıkarma" diyen bizim köylüleri dinlemez arabaya atlar atlar gezerdim. Tek başıma, mek başıma, hayat zaten tek başına...
-Bana bir iki çocuk yetiştirip, son yetiştirdiği çocuk 50 sine gelmiş kadınlar tarafından pedagogluk taslanmasından hoşlanmıyorum.
-Çalışmaya başlayınca zeka puanım arttı.
-Mutfakta bazen tam bir faciayım. Bazen de Emine Beder teyzeme nal mıh toplatacak kadar iyi olduğumu düşünüyorum.
-Okuldayken Ata ile bağlantım kesiliyor. Pek aklıma gelmiyor onca çocukla uğraşırken.
-2007 başladım blog tutmaya. Ata'ya hamileyken tuttum bir ara, yine doğunca bir ara...Hiçbiri yok, sildim. Çünkü mutluluğumuzu ve oğlumuzu kıskandığını bildiğim pek fena hanımlar vardı etrafta. Yazmadım olanı biteni. Yazın yapacak iş bulamayınca Aylin Anne blogunu açtım. Ata' nın hikayelerini bu nedenle yazmadım, fotoğraflarını yüklemedim şimdiye kadar. Bu mecburi güvenlik önlemine hayli içerlemiştim ama iyi de yapmışım. Zaten çok eski ve gizli bir blogum var Ata için. Oraya yazıyorum sırlarımızı :))) Nasıl fikir ama ???
Amma doluymuşum meğer. Of of of offff! Çok iyi geldi itiraf etmek. Teşekkürler İrem.
Etiketler:
Aylin Anne,
blog
10 Şubat 2011 Perşembe
Tweet
Benim annem Aylin Anne olsa
SlingoMom İrem sobelemiş beni... İlk fırsatta yanıtlayacağım dedim, işte yazıyorum.
Sormuş:
Hadi buyur bakalım yanıt ver Aylin hanım.
1. Evet isterdim.
Çalışan bir annenin çocuğu olarak anneye hasret büyüdüm ben. Çalışma hayatı, işler, sorumluluklar, hasta bakımı, yollar, hastaneler, hastalıklar ve uzaklarla geçti zaman ben küçükken. Hayatın en zor yılları olarak tanımlıyoruz o zamanları ailecek. O nedenle bilinçli olarak ilk hedefim anne olmak ve yarım yamalak geçen o güzel zamanları kendi anneliğimle telafi etmekti. Psikolojik tarafımdan çok eminimdim anlayacağınız.
"Aylin sıcak bir anne ilk başta. Oğluyla oturup uzun uzun oynayan ve paylaşan bir kadın. Herşeyi anlatan, konuşan, oğluna dokunan ve dokunmasına bayılan bir anne. Ev işlerinde titiz ama çok da dert etmiyor söz konusu Ata' nın oyuna çağrısı olunca. Arkadaş gibi ama çok da belli anne gibi. Herşeye özen gösteriyor ama evham yapmıyor, yapsa da çaktırmıyor. Dr.Ayça hanım bile "stresinizi yansıtmıyorsunuz ve pozitif bakmaya çalışıp Ata' ya güç ve neşe veriyorsunuz" gibisinden möhüm bir cümleyle Aylin'i motive etmiştir. Hayata başlarken iyi bir yol arkadaşı yada yaşam koçu galiba Aylin Anne. Ata' sına abartmadan yada kısmadan gereken ne varsa vermeye çalışıyor. Bütün bu oyun, eğlence, emzirme, aynı odada uyuma, zırt pırt bakıcıya, ona buna şuna bebeği bırakıp dışarıya kaçma gibi konulardaki bakış açısının anneye hasret büyümekten kaynaklandığını çok iyi biliyor. İyi ki de öyle olmuş diyor. Yoksa anneliğin de Ata' nın da kıymetini bilemezdi herhalde. Ne demiş büyük mutasavvıflar "derdim dermanımdır".O nedenle kendisini anneliği bırakıp kaçma, bekarlığı özleme, ay çok sıkıldım, yapamıyorum bu anneliği galiba gibisinden tripler içinde göremezsiniz, pek mümkün değildir. "
Annenizin ve anneliğinizin kıymetini bilin derim. Son sözümdür.
Sormuş:
1. Siz , kendi çocuğunuz olmak ister miydiniz?
2. Hayır ise, bunun ne kadarı siz’den kaynaklanıyor?
Hadi buyur bakalım yanıt ver Aylin hanım.
1. Evet isterdim.
Çalışan bir annenin çocuğu olarak anneye hasret büyüdüm ben. Çalışma hayatı, işler, sorumluluklar, hasta bakımı, yollar, hastaneler, hastalıklar ve uzaklarla geçti zaman ben küçükken. Hayatın en zor yılları olarak tanımlıyoruz o zamanları ailecek. O nedenle bilinçli olarak ilk hedefim anne olmak ve yarım yamalak geçen o güzel zamanları kendi anneliğimle telafi etmekti. Psikolojik tarafımdan çok eminimdim anlayacağınız.
"Aylin sıcak bir anne ilk başta. Oğluyla oturup uzun uzun oynayan ve paylaşan bir kadın. Herşeyi anlatan, konuşan, oğluna dokunan ve dokunmasına bayılan bir anne. Ev işlerinde titiz ama çok da dert etmiyor söz konusu Ata' nın oyuna çağrısı olunca. Arkadaş gibi ama çok da belli anne gibi. Herşeye özen gösteriyor ama evham yapmıyor, yapsa da çaktırmıyor. Dr.Ayça hanım bile "stresinizi yansıtmıyorsunuz ve pozitif bakmaya çalışıp Ata' ya güç ve neşe veriyorsunuz" gibisinden möhüm bir cümleyle Aylin'i motive etmiştir. Hayata başlarken iyi bir yol arkadaşı yada yaşam koçu galiba Aylin Anne. Ata' sına abartmadan yada kısmadan gereken ne varsa vermeye çalışıyor. Bütün bu oyun, eğlence, emzirme, aynı odada uyuma, zırt pırt bakıcıya, ona buna şuna bebeği bırakıp dışarıya kaçma gibi konulardaki bakış açısının anneye hasret büyümekten kaynaklandığını çok iyi biliyor. İyi ki de öyle olmuş diyor. Yoksa anneliğin de Ata' nın da kıymetini bilemezdi herhalde. Ne demiş büyük mutasavvıflar "derdim dermanımdır".O nedenle kendisini anneliği bırakıp kaçma, bekarlığı özleme, ay çok sıkıldım, yapamıyorum bu anneliği galiba gibisinden tripler içinde göremezsiniz, pek mümkün değildir. "
Annenizin ve anneliğinizin kıymetini bilin derim. Son sözümdür.
Etiketler:
anne,
anne olmak,
anneler gezegeninden bildiriyorum,
Ata,
Aylin Anne
Tweet
Bu çocuk sizden değil di mi?
Kuzenim Lerry 35 inden sonra ikinci çocuğa niyetlenip güzeller güzeli bir kız çocuk doğurmuştu. Ebru (fotoğrafları slaytlarımda var) öyle güzel öyle güzeldi ki bunun ileride annesinin başına erkeklerden önce farklı sosyal sorunlar açacağını kimse tahmin edemedi. Çünkü Ebru sapsarı saçlı ve masssmavi gözlüydü.Açık tenli ama koyu renk saçlı bir anne ,yeşil gözlü esmer bir baba da söz konusu olunca ilk ayın ardından garip garip diyaloglar gelişmeye ve etraftan saçmalık boyutunda sorular ve yorumlar gelemeye başlamıştı.

Kuzen bir ara, "mavi lens alıp saçlarımı sarıya boyatacağım, yeter" demişti. Amanın, ne üzülmüştüm o haline. İçin için dert etmiştim kızının ona benzememesini, benzetilememesini. Anne olarak çok çabuk incindiğini gördükçe üzülmeden edememiştim.
Öyle üzülmüşüm ki aynısını şimdi ben yaşıyorum, hahahahahaa. Güldüğüme bakmayın, çok zor bir durum bu aslında... Buradaki fotoğrafa bakarsanız Ata' nın nasıl da sarı annesinin ise aksine nasıl da koyu renkli olduğunu göreceksiniz.
Bize bakıp bakıp ana-oğul olduğumuzu anlayamayanların tepkileri ise şöyle:
(Uzun bir müddet süzdükten sonra,duraksayarak) -Annesi misiniz?
-Siz nesi oluyorsunuz?
-Bakıcısı mısınız?
-Annesisiniz galiba, hiç benzemiyorsunuz.
-Baba mı sarışın?
-Ailede kim var mavi gözlü?
-Bebek sizin mi?
-Baba sarışın sanırım...
-Size hiç benzemiyor.
..ve daha niceleri. En başında ÇAğatay'a çok bzeniyordu Ata. Arkadaşım Ayşegül söyledi, o da biz belgesel de izlemiş, bebekler ilk 1 yıl babalarına çok benzermiş. Doğanın bir gereği herhalde. İşte Ata da klonlanmış gibi benziyordu. Ama sapsarı ve maviş olunca kimse şıp diye benzetemedi Ata'yı. En fecisi ben siyah saçlı olunca yapılan pek çok yorumda "siz hiç benzemiyor" lafını duymam ya da bir şekilde bunun ima edilmesi oldu. İlk aylarda bunu çok kötü bir densizlik olarak görüyordum. Çoğunda içim cızzz ettiriyordu, hatta hatta "size ne yahu" diye bağırasım geliyordu. Herkesin bebek polisi gibi davranmasına illet oluyorum ne yalan söyleyeyim.
Sonra gittim mavi lens aldım bir ara. Sırf şu illet olduğum cümleleri duymamak için. Çünkü kim mavi gözlü diye sorulunca "benim amcalarım, babannem, dedem..." diye hesap vermekten de gına gelmişti. Sonra sonra biraz alıştım gibi espriye vuruyorum bazen, bazen çok gülüyorum.Aslında bana çok benziyor Ata. İnsanlar dümdüz düşündükleri ve dikkatsiz oldukları için renklere takılıp kalıyorlar bence! :))) Sinirden gülüyorum şu an.

Hergün yolumuzu kesip Ata' yı sevenlere hesap veriyoruz, şu maviş, baba sarışın, yok anneye benzemiyor, bilmem ne bilmem ne...En fenası geçen gün oldu :))) Taksiye bindik, taksici bir müddet Ata ile beni inceledi, sonra Çağatay' a baktı :))) Ata' yı sevdi filan... Sonra;
- "Abi çocuk ikinizden de değil ama di mi" dedi Çağatay 'a :)))))))))) Ona neyse?????
-"Niye böyle dediniz" diye sorunca,
-"Yenge valla size hiç benzetemedim, olsa olsa bir başka anne yada babadan olabilir diye düşündüm" dedi. Adama bak, sanane be adam, ben senin secereni inceliyor muyum, kimdensin, neredensin!!!
-"Tanıştırayım, yanınızda oturan bey babası, arkanızda oturan kadın ise anası, siz renklere değil, desene bakın, annesinin ayyyyynısı" dedim. Ekledim;
-"Şoför bey, bunu bir önceki sene duymuş olsaydım mahkemelik olurduk sanırım sizinle. Çünkü bu kadar ileriye giden hiç olmamıştı".
-Şoför: tssssssssss
Ama yine de aklıma geldikçe bir tarafım cız bız oluyor işte. Ne demek ya! Hiç tanımadığım insanların bu kadar da ileri gidip oğlumla olan gizli bağıma dadanmalarına dayanamıyorum. Zaten aylarca Çağatay'a çok benziyor nağmelerini sıkça dinledim. Onadan da gına geldi. Sen 9 ay karnında taşı, özene bezene büyüt, etrafındakiler bir gıdımını bile annesine benzetemesin veya benzediğini görmek istemesin Nedense????????????? "Bir de sana hiç benzemiyor" gibi gerzekçe bir yargı renk farkından dolayı eklenince , eeh müsadeyle, bana da arada geliyorlar yani! O bana benzemiyorsa ben de ona benzerim deyip barbie sarısı saçlar ve lens mavisi gözlerle çıkmayayım sokağa! Bu kadar da yorum yapmayın be kardeşim! Allah alllaaaaaah :))))
Sona doğru asabiyet yaptım belki ama öyle. Uyuz oluyorum.Gıcık oluyorum. Sinir oluyorum. Geçmiş fotoğraflarına bakıyorum. Ohhhooooo aynı ben, babaya şöyle bir benziyor. Tek farkımız renklerimiz.
Farkedemeyenin eline sözlük, gözüne gözlük lazım!
Oh be!
Haydi görüşürüz :)))

Kuzen bir ara, "mavi lens alıp saçlarımı sarıya boyatacağım, yeter" demişti. Amanın, ne üzülmüştüm o haline. İçin için dert etmiştim kızının ona benzememesini, benzetilememesini. Anne olarak çok çabuk incindiğini gördükçe üzülmeden edememiştim.
Öyle üzülmüşüm ki aynısını şimdi ben yaşıyorum, hahahahahaa. Güldüğüme bakmayın, çok zor bir durum bu aslında... Buradaki fotoğrafa bakarsanız Ata' nın nasıl da sarı annesinin ise aksine nasıl da koyu renkli olduğunu göreceksiniz.
Bize bakıp bakıp ana-oğul olduğumuzu anlayamayanların tepkileri ise şöyle:
(Uzun bir müddet süzdükten sonra,duraksayarak) -Annesi misiniz?
-Siz nesi oluyorsunuz?
-Bakıcısı mısınız?
-Annesisiniz galiba, hiç benzemiyorsunuz.
-Baba mı sarışın?
-Ailede kim var mavi gözlü?
-Bebek sizin mi?
-Baba sarışın sanırım...
-Size hiç benzemiyor.
..ve daha niceleri. En başında ÇAğatay'a çok bzeniyordu Ata. Arkadaşım Ayşegül söyledi, o da biz belgesel de izlemiş, bebekler ilk 1 yıl babalarına çok benzermiş. Doğanın bir gereği herhalde. İşte Ata da klonlanmış gibi benziyordu. Ama sapsarı ve maviş olunca kimse şıp diye benzetemedi Ata'yı. En fecisi ben siyah saçlı olunca yapılan pek çok yorumda "siz hiç benzemiyor" lafını duymam ya da bir şekilde bunun ima edilmesi oldu. İlk aylarda bunu çok kötü bir densizlik olarak görüyordum. Çoğunda içim cızzz ettiriyordu, hatta hatta "size ne yahu" diye bağırasım geliyordu. Herkesin bebek polisi gibi davranmasına illet oluyorum ne yalan söyleyeyim.
Sonra gittim mavi lens aldım bir ara. Sırf şu illet olduğum cümleleri duymamak için. Çünkü kim mavi gözlü diye sorulunca "benim amcalarım, babannem, dedem..." diye hesap vermekten de gına gelmişti. Sonra sonra biraz alıştım gibi espriye vuruyorum bazen, bazen çok gülüyorum.Aslında bana çok benziyor Ata. İnsanlar dümdüz düşündükleri ve dikkatsiz oldukları için renklere takılıp kalıyorlar bence! :))) Sinirden gülüyorum şu an.

Hergün yolumuzu kesip Ata' yı sevenlere hesap veriyoruz, şu maviş, baba sarışın, yok anneye benzemiyor, bilmem ne bilmem ne...En fenası geçen gün oldu :))) Taksiye bindik, taksici bir müddet Ata ile beni inceledi, sonra Çağatay' a baktı :))) Ata' yı sevdi filan... Sonra;
- "Abi çocuk ikinizden de değil ama di mi" dedi Çağatay 'a :)))))))))) Ona neyse?????
-"Niye böyle dediniz" diye sorunca,
-"Yenge valla size hiç benzetemedim, olsa olsa bir başka anne yada babadan olabilir diye düşündüm" dedi. Adama bak, sanane be adam, ben senin secereni inceliyor muyum, kimdensin, neredensin!!!
-"Tanıştırayım, yanınızda oturan bey babası, arkanızda oturan kadın ise anası, siz renklere değil, desene bakın, annesinin ayyyyynısı" dedim. Ekledim;
-"Şoför bey, bunu bir önceki sene duymuş olsaydım mahkemelik olurduk sanırım sizinle. Çünkü bu kadar ileriye giden hiç olmamıştı".
-Şoför: tssssssssss
Ama yine de aklıma geldikçe bir tarafım cız bız oluyor işte. Ne demek ya! Hiç tanımadığım insanların bu kadar da ileri gidip oğlumla olan gizli bağıma dadanmalarına dayanamıyorum. Zaten aylarca Çağatay'a çok benziyor nağmelerini sıkça dinledim. Onadan da gına geldi. Sen 9 ay karnında taşı, özene bezene büyüt, etrafındakiler bir gıdımını bile annesine benzetemesin veya benzediğini görmek istemesin Nedense????????????? "Bir de sana hiç benzemiyor" gibi gerzekçe bir yargı renk farkından dolayı eklenince , eeh müsadeyle, bana da arada geliyorlar yani! O bana benzemiyorsa ben de ona benzerim deyip barbie sarısı saçlar ve lens mavisi gözlerle çıkmayayım sokağa! Bu kadar da yorum yapmayın be kardeşim! Allah alllaaaaaah :))))
Sona doğru asabiyet yaptım belki ama öyle. Uyuz oluyorum.Gıcık oluyorum. Sinir oluyorum. Geçmiş fotoğraflarına bakıyorum. Ohhhooooo aynı ben, babaya şöyle bir benziyor. Tek farkımız renklerimiz.
Farkedemeyenin eline sözlük, gözüne gözlük lazım!
Oh be!
Haydi görüşürüz :)))
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
ikaz ediyorum
9 Şubat 2011 Çarşamba
Tweet
Ata 17 Aylık
Ata 17 aylık oldu bugün.
Anne sütüne devam ve tabi duvarları alabildiğine karalamaya da. Sonracığıma inek sütünü reddetmeye de devam alabildiğine. Yumurtayı şekilden şekle sokup, "aaa, ne cici mama, hadi yiyelim" demeye de...
Sosyalleşme rekoru kırdık bu ay. Hergün bir arkadaş ziyaretinde ya da sokaklardaydık. Garsona "bu çaa" (çay) diyerek bizi gülmekten kırıp geçiren, yolda giden arabalara "baa baa" ( Türkçe güle güle demeye kıran mı girdi yavrum ya!!! :( neyse...) diyen, sarışın hanımların albeniside sıkça kapılıp hoooooop diye kucaklarına atlayan, çantamda bir kepçe, bir kamyon, bir de Ferrari' yle gezme lüksü yaşatan, kafasına göre evin içinde saklanan, kaybolan, bulmayınca bozulan, evin tamamını kendine tahsis ettirip yatak odasında bir köşeyi bize ayıran, bulaşık makinesinin içine girmeyi, çamaşır makinesini defalarca çalıştırmayı deneyip başaran, spagetti ve pilavı elleriyle yemeyi seven, bardağındaki suyu bitirmeye ramak kala elini sokup muzırca gülen, her defasında bezine bakıp kakasına "cici" diyen, günde 648 defa anne ve baba diyen, bir o kadar da "amini" yani "al beni" diyen, her defasında kucağıma alırken öptüğüm, saçlarını elimle düzelttiğim, poposunu yıkarken, yüzünü silerken, banyosunu yaptırırken beraber ıslandığım, vinç, kepçe vblere bakmaktan garip bir sevinç duymayı öğrendiğim, kedilerin dostu, kuşların hamisi, evimizin neşesi, hayatımın anlamı, canımın içi, kalbimin tam ortası, güzel yüzlü, güzel bakışlı, kibar gülüşlü, yakışıklı, sarışın, mavi gözlü oğluma, Ata'cığıma "hayatıma her an kattığı güzellikler için" sonsuza kadar teşekkür ederim

İyi ki varsın yavrum.
Sana aşık olan annen Aylin
Anne sütüne devam ve tabi duvarları alabildiğine karalamaya da. Sonracığıma inek sütünü reddetmeye de devam alabildiğine. Yumurtayı şekilden şekle sokup, "aaa, ne cici mama, hadi yiyelim" demeye de...
Sosyalleşme rekoru kırdık bu ay. Hergün bir arkadaş ziyaretinde ya da sokaklardaydık. Garsona "bu çaa" (çay) diyerek bizi gülmekten kırıp geçiren, yolda giden arabalara "baa baa" ( Türkçe güle güle demeye kıran mı girdi yavrum ya!!! :( neyse...) diyen, sarışın hanımların albeniside sıkça kapılıp hoooooop diye kucaklarına atlayan, çantamda bir kepçe, bir kamyon, bir de Ferrari' yle gezme lüksü yaşatan, kafasına göre evin içinde saklanan, kaybolan, bulmayınca bozulan, evin tamamını kendine tahsis ettirip yatak odasında bir köşeyi bize ayıran, bulaşık makinesinin içine girmeyi, çamaşır makinesini defalarca çalıştırmayı deneyip başaran, spagetti ve pilavı elleriyle yemeyi seven, bardağındaki suyu bitirmeye ramak kala elini sokup muzırca gülen, her defasında bezine bakıp kakasına "cici" diyen, günde 648 defa anne ve baba diyen, bir o kadar da "amini" yani "al beni" diyen, her defasında kucağıma alırken öptüğüm, saçlarını elimle düzelttiğim, poposunu yıkarken, yüzünü silerken, banyosunu yaptırırken beraber ıslandığım, vinç, kepçe vblere bakmaktan garip bir sevinç duymayı öğrendiğim, kedilerin dostu, kuşların hamisi, evimizin neşesi, hayatımın anlamı, canımın içi, kalbimin tam ortası, güzel yüzlü, güzel bakışlı, kibar gülüşlü, yakışıklı, sarışın, mavi gözlü oğluma, Ata'cığıma "hayatıma her an kattığı güzellikler için" sonsuza kadar teşekkür ederim

İyi ki varsın yavrum.
Sana aşık olan annen Aylin
Etiketler:
aşk,
Ata,
Aylin Anne
6 Şubat 2011 Pazar
Tweet
Ata ile bu şarkıyı izlerken gözlerim doldu... Yaşlanıyorum galiba...
Bir de Nenni Bebek var ki; ço keski bir ninnidir, sanırım Gaziantep yöresine ait, kendisi derlemiş bu ninniyi. Paylaşmak isterim.
Nur içinde uyu aziz Barış Manço.
Arkadaşım Eşek
Ata ile bu şarkıyı izlerken gözlerim doldu... Yaşlanıyorum galiba...
Bir de Nenni Bebek var ki; ço keski bir ninnidir, sanırım Gaziantep yöresine ait, kendisi derlemiş bu ninniyi. Paylaşmak isterim.
Nur içinde uyu aziz Barış Manço.
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
müzik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
