sosyal gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Ata ile Ayşe

Yakında 22 aylık olacak olan bir insan yavrusu o :)

Dikkatli, temkinli, neşeli bir tip ve genelde mesafeli olmakla beraber kanının kaynadığı kişilere karşı son derece sıcak ve yakın durmayı tercih ediyor. (Aynı annesi:P)

Havaların biraz ısınması ile birlikte Ata'yla her akşam apartmanın bahçesine iniyoruz. Ayşe isminde acayip tatlı bir arkadaşı var. ayşe ile gün boyu bıdı bıdı bıdı bıdı konuşarak yada konuşmayarak yan yana dolanıyorlar. Dolanıyorlar çünkü henüz aralarında bizim beklediğimiz gibi bir iletişim oturmadı. Ayşe küçük prens Ata'dan 6 ay kadar büyük ve bir abisi var. Geniş bir ailesi ve sürekli anne-annannesiyle olmasından dolayı epey "sosyal" bir kişiliğe sahip. dokunmayı, konuşmayı ve oynamayı çok seviyor.

Ata'cığım ise annesi yada sevgili (bakıcısı) Ayşe Annannesi ile bütün bir günü neredeyse başbaşa geçiriyor. Erkek çocuk olmasından dolayı ise daha az konuşma eğilimi var ama bazen Ayşe' yi geçebiliyor :)

Birlikte top oynuyor, eczaneye girip rafları inceliyor, sarılıyor, bisiklete biniyorlar.
Bu süreçte Ata istek ve düşüncelerini daha net ifade eder oldu.
Yaşının gerektirdiği gibi artık daha sık "bu benim" demeye başladı.
Kural denen şeyi daha iyi tanımaya ve daha güzel bir uyum sergilemeye başladı.
İştahı açıldı.
Oyun kurma ve geliştirme yönü açılmaya başladı.
Şakalaşmayı, nükteyi ve de şaklabanlığı keşfetti :)

Sabah kalkar kalkmaz balkonun camından Ayşe gelmiş mi diye bakıyor. Ona sesleniyor yada gözünü açınca "Ayşe" diyor :) Ayşeciğim de aynı şekilde Ata' yı soruyomuş annesine.

Masumiyet işte. Hesap yok, kitap yok, yalan, riya, iki yüzlülük yok. Kalplerinde ne varsa o var işte. İstemezlerse birbirlerini ilgilenmiyorlar. Ata çekip gidiyor, Ayşe başka bir şeye yöneliyor, farklı yerlerde farklı şeyler yapıyorlar işte. Kendilerine ve birbirlerine baskı yapmıyorlar (henüz).

Çok şekerler.

Onları izledikçe, çok şey öğreniyorum ve çok şeyi hatırlıyorum "iyi insan" olmaya dair.



İyi varsınız çocuklar.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi



Bir kaç gündür Nurturia'da bilinçaltı kurgulama ve bilinçaltı kurgulama mesajları ile ilgili oalrak konuşuyoruz.

İşte hepimize böyle bir rehber lazım, diye düşündüm kendi kendime. Aslında hali hazırda bir birikim yok elimde ama mesleğim gereği bildiklerimi ve daha önce Çağatay ile birlikte yazdığımız çok şey var.

Çağatay' ın mesleği tv/sinema. İşi gereği tv ve sinema izlemesi gereken biri ama Ata doğduğundan beri izlemiyor diyebilirim. Uyuduktan sonra kanallar açılıyor, taranıyor, bakılıyor vesaire. O kadar... Yazdıklarımız gibi çeşitli uygulamalarımız var. Listelersem eğer:

Çağatay' ın yazıları
Çocukların eline silah vermek yerine zihinlerine bu düşünceyi vermek ( 28 Aralık 2010)

Oyuncaklar ve oyunlar ile bilinçaltı kurgulama (31 Temmuz 2010)

Bilinçaltı kurgulama - subliminal kurgulama (5 Nisan 2010)

Bilinçaltı kurgualam ile çocukların beyni zehirleniyor (30 Haziran 2010)

Benim bir yazım ise burada...

Yukarıdaki linklere göz atıp bakabilirseniz, reklam kuşağı olsun, çizgi film, haberler, diziler ve çocuk filmlerinde aslında hiç de masum olmayan şeylerin döndüğünü görebilirsiniz.

Uygulamalarımız:

Ata' nın olduğu odada tv açmadık.
Uyusa dahi bütün sesleri ve titreşimleri kaydettiği için o odasında uyurken tv normal ses düzeyinin biraz altında açıldı.
Normalde 24 aylıktan önce uzun süre tv pek önerilmiyor.
19 aylık olduğu için günde en fazla 1 saat izleyebilir.
Radyodan şarkılar vb yerine cd den müzik dinletiyoruz.

İstediğimiz kadar steril davranalım, bu bilinçaltı kurgu mesajları heryerde ve heryerden fışkırarak bilinçaltına kazınması çok mümkün. Ama ne azından beyin gelişi için gerekli koşulları sağlamamız gerek anne-baba olarak.

Tv yi en aza indirgemek bunun ilk koşulu olmalı belki de.

Sizce?

Şu aralar bizim başımız Luli ile dertte diyebilirim. Aslında 2 yaş öncesi uzun süreli tv izlemeleri hiç sağlıklı değil. Hepsini birebir kadediyorlar ve bu kayıtlar beyinde fazladan yer kaplıyor. Fazladan yer kapladığı için yeni kayıtlar hatalı ve ya eksik depolanıyor, yani hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı... Ata 14 aylıktı çalışmaya başladığımda. Ben işteyken babası ve evdeki diğer büyükler tv izleterek yemek yedirmişler. O gün bugündür tv hayatımızda.

İçerik çok eğitici, renkli, güzel ama ne gerek var 5 saat izlemeye... Ağzını açıp ayran budalası gibi bakmaya Ata??? Sorarım sana.

Bu akşamdan itibaren anlayacağı kadar basit bir dilde izlemeyeceğini anlatacağım.

Bakalım gelişmeler ne olacak?

18 Ocak 2011 Salı

Ata duvarları karalar ve...

Annesi daha sonradan garip olarak değerlendirdiği tutuk, garip, tuhaf bir tepki verir.

Olay şöyle gelişmiştir:

Okuldayım, molada çay içiyoruz, telefon...Çağatay:
Çağatay:Bil bakalım Ata ne yapıyor?
Ben:Hmmm, kule yapıyor.
Çağatay:Yok, değil.
Ben:Immmm, takla atıyor.
Çağatay:I-ıh
Ben:Söyle çatlayacağım ve zil çalmak üzere :)))
Çağatay:Duvarlara çizgi çiziyor :))))
Ben:Ne, duvarlara çizgi mi çiziyor?
Çağatay: Evet, bir görsen çok şirinler...
Ben:Tsssssssss
Çağatay: Gelince fotoğraflarını çekersin annesi.
Ben:Aaa tabi, mutlaka:)

Kapattıktan sonra:
Oğlum büyüdü ve duvarları karalıyor, vay be! Şoktayım. Ne var, aslında geç bile kaldı. E benden izin mi bekleyecekti, haklı çocuk, buldun mu çizeceksin :))) Acaba ne çizdi, nereye çizdi? Ya deli misin kızım, bırak işte, çizmiş olmuş bitmiş.

Eve gelince:
Ata odasının duvarlarına minik minik karalamalar yapmıştır.

Ben: AAAaaaaaaa, annecim bunlar çok güzel :)))

Ata'nın odasına Esra ablasıyla birlikte çizdiğimiz portakal ağacı

Ayrıntılar

Ayrıntılar, ayrıntılar...

Kendi odasında çalışmalar yaptığını görünce ooooh oldum. Bu aslında benim bir çelişkim yine bana kalırsa... Çocuk yaratıcı olsun, evet. Duvarları özgürce kullansın,hayır!

Yok, olmadı Aylin Anne. Sen ki özgürlüğü ve yaratıcılığı destekliyor + savunuyorken evin duvarları söz konusu olunca tssss dedin :) Ancak bir yandan da herkesin kardinalleri var. Yani salona çizmesine elbette bir şey demem ama tercihim kendi odasından yana olur. Nasıl ki Çağatay' ın çalışma odasında bir iğnenin dahi yerini değiştirmeyip onun çalışma alanına girmiyor, temizlik, ev toplama gibi bahanelerle dalmıyorsam, Ata' nın odasına da aynısını yapmalıyım.(Not: Ata halen bizimle uymakta ve hala daha ayırmayı düşünmüyoruz ;) Ve yine doğal olarak salon gibi herkesin kullanımına açık olan bir yerin düzen nizam ve intizamından sorumlu biri olarak buraların kendi halinde kalmasını tercih ederim dediğim gibi. Fakat çizerse de asla tepki vermem, desteklerim. Belki anlayacağı bir dilde ona kendi odasını tercih etmesini telkin edebilirim...

Şimdi tam olarak bilemiyorum aslında...Bildiğim ve emin olduğum şey; Ata'ya yeni ve iyi boya kalemleri almak:))))

Bu arada Limango Kids yayına girmiş, az önce gördüm, paylaşayım dedim.

Bir de konuyla alakasız fakat ilgimi çeken bir haber; Nicole Kidman taşıyıcı anne yoluyla yeni bir bebek sahibi olmuş. Bananeyse?!! :))) Paylaşayım bunu da, hadi bakalım :)

22 Aralık 2010 Çarşamba

Doğa' nın Mektubu | Seninki kaç cm?

İnsanların bu dünyayı kendi çöplüğüne çevirmelerine ve hayvanlara karşı "hayvan" gibi dabranmalarına çok kızıyorum.

Biz kim oluyoruz da balıkları "yavruyken" alıp yiyoruz?

Biz kim oluyoruz ki, bu hayvanları pis denizlerde yaşamaya mahkum ediyoruz?

Biz kimiz? Biz sadece yiyiciyiz.

Bir de bu yavru balıkları bile bile avlayıp masamıza sunanlar var.

Ah tabi onlara izin verenleri de unutmayalım.

....
Az önce aldığım e-maile hayran kaldım ve paylaşmak istiyorum. (Ata' nın ve arkadaşlarının, hatta onların çocuklarının, torunlarının balık yiyebilmesi için siz de okuyun ve paylaşın lütfen)

10 YAŞINDAKİ DOĞA'NIN SİZE SÖYLECEKLERİ VAR!



Benim adım Doğa. 10 yaşındayım ve 4. sınıfa gidiyorum. Geçen hafta Greenpeace'in yavru balık etkinliği için sınıf arkadaşlarımla birlikte balık pazarına gittik. Cetvellerle balıkları ölçtük. Her yerde yavru balık satıyorlardı. Çünkü yavru balıkları tutmak ve satmak yasak değilmiş.

Ben burada 6,5 cm boyunda bir hamsi buldum. Balıkçı abiye, "Bu balık yavru, satmamalısınız." dedim. "Sen nerden biliyorsun?" diye sordu. Ben de "Balık cetvelinde yazıyor." dedim.

Eğer büyükler yavru balıkları yakalarsa, ben büyüdüğümde denizlerde balık kalmayacak. Çocuklar balık yiyemediği için boyları kısa kalacak.



Arkadaşlar! Anneniz ve babanız yavru balıkları satın almasın. Başbakanımız'dan balıkçıların yavru balık tutmasını yasaklamasını istiyorum. Balıklar yumurtlayana kadar tutulmasın.

Ben bunun için sınıf arkadaşlarımla Greenpeace'in bu kampanyasına katıldım.




Aylin Anne bu kampanyaya destek veriyor ve herkesin elini vicdanına götürüp desteklemesini istiyor.
Benimki kaç santimmiş öğrenmek ister misiniz? :)

19 Eylül 2010 Pazar

Ata'cığım sosyalleşiyor


Eee, artık ne de olsa bir yaşında koca bir delikanlı o :) Hayatında çok şey gelişti ve artık daha sosyal bir çocuk oldu.
Öğretmen olduğumdan mıdır nedir bilmem, herşeyin bir rutini olsun istiyorum. Yada belki bilinçlatı iletişimi kuruyor, Ata' nın bir isteğini farketmeden yerine getiriyor olabilirim. Belki benim yakışıklı miniğim rutinsever bir beyefendi olarak yetişmek istiyordur...Doğduğundan beri pek bir sistemliyiz de... Saate değil günlük olay sıralarımıza bağlı gidiyoruz.

1 yaşına bastığı bu son günlerde artık daha sosyal konular gündemimizi dolduruyor.
Sabah kahvaltısının ardından sabah yürüyüşü... Aman efendim, apartmanın önündeki resmi kadrolu kedilerimizle başlıyoruz önce.
Şeref günaydın,
Semizotu günaydın,
Hanım günaydın,
Arap günaydın,
Çeto günaydın,
Kızçe günaydın...Biz de pisi pisi deyip miyavlayarak iletişime geçemeye çalışıyoruz:)
Sonra veteriner kliniğindeki köpekler ziyaret ediliyor:
Tarçın günaydın,
Hera günaydın...
Kargalarla söyleşiliyor, sesleri taklit ediliyor.
Kumrulara ekmek bırakılıyor.Gu-guuuk, gu-guuuk diyerek yine taklit yapılmaya çalışınıyor :)))
Bütün komşulara ayrı ayrı tek tek gülümseniyor, el sallanıyor.Yoldan geçen belediye çalışanlarına kolay gelsin deniyor.
Cam kumbarasına cam şişeler atılıyor.
Eller siliniyor, parka yürünüyor...
Pestili çıkmış bir anneyle eve dönülüyor, hahahahah :))))

Öğleden sonra komşumuz minik Ayşe ile oyun oynama seansı başlıyor. En komiği de onları bebekçe konuşurken sessiz sessiz dinlemek.
-Ata:Abababaaa
-Ayşe:Aeeee Ah!Ah!
-Ata:Buda buda buda dedede!
-Ayşe:Bu dededede...,

O sırada dede gelir :)))

Market alıverişi, esnafla merhabalaşma,komşu ziyaretleri, akşam babannemizde 5 çayları, parkta yeni arkadaşlar edinmeyle beraber epey etkileşimli bir gün geçirilerek, akşama doğru son saklambaç ve elim sende oyunları oynanarak güne veda ediliyor.

Eee, daha ne olsun :)

Bence hayvanlara ağırlık vermemiz çok iyi oluyor, çünkü onun sevgisi,ilgisini görmek, şefkat ve merhamet sahibi biri olarak yetişmesini sağlamak çok önemli. Ben herkese tavsiye ediyorum.

Bu arada eve hayvan almak istiyorum ama biraz zor gibi sanki? Hayvanla yaşayanlarınız varsa tavsiyelerinizi merak ediyorum.

Sevgiler

Aylin

5 Eylül 2010 Pazar

Zihinsel istismar



Anne ve babalar, eğitimciler, çocukları seven herkesin özellikle dikkatini çekmek istediğim bir konu var ''zihinsel istismar''. Farkında olmadan hepimizin maruz kaldığı ve bir şekilde istismar uyguladığı bir durumdur. Yaşanılan travmalar psikologlar ve uzmanlar tarafından incelendiğinde görülüyor ki aslında hepimizin birbirine uyguladığı bir şiddet biçiminin adı zihinsel istismar. Kesiklerin, darpların izleri hemen görülür ve tedavi edilebilir ama zihinsel istismarın izlerini bulmak, ortaya çıkarmak, tedavi etmek çok zordur.
Peki nedir bu zihinsel istismar? Biz hangi davranışlarımızla, sözlerimizle özellikle çocuklarımızı zorluyoruz?
Tehditler Savuruyoruz!
Eğer bunu bir daha yaparsan seni sevmeyeceğim” cümlesi buna en güzel örnektir. özellikle gelişim çağının ilk evrelerinde olan çocuklara söylediğinde etkisi ömür boyu karakterinden silinmeyecek izler bırakabilir. Siz de böyle bir tehditle karşılaştıysanız, o an neler hissettiniz, hatırlayınız. Bunula beraber ''seni uzağa bırakacağım'', ''bir daha hiç görüşmeyeceğiz'' gibi sözler savurduğumuz en yaygın tehditlere örnektir.
En çok beni sevsin istiyoruz.
En masumu da çocuklarımızı yetiştirip terbiye ederken ''beni herşeyden daha çok sev'' mesajını onlara yüklemeye çalışmaktır. Buna örnek olarak ''annemizi herşeyden çok sevmeliyiz'' mesajı olabilir. Anne sevgisini her konuda ve olayda vurgulamak, tehdit unsuru yapmak çocuklarda şiddetli korkulara, kaybetme duygularına neden olabilir. ''Evden gidip bir daha hiç gelmeyeceğim'' diyen bir anneyi o an için mazur görebiliriz, peki ya bu sözü duyan 5 yaşındaki çocuğunun dünyasındaki yol açacağı büyük sarsıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bu tehditlerin ileride özellikle duygusal ilişkilerinde onu nasıl zorlayacağını bir yetişkin olarak düşünmek zorundayız.
Dövmekle tehdit ediyoruz.
Fiziksel şiddet tehditleri, özellikle topluluk içinde böyle bir tehditle çocuklara yaklaşmak derinden etkilenmelerine neden olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen, özgüveni düşük olarak yetişmelerine neden olabilir.
Sözlerle yaralıyoruz.
Aynı zamanda iletişim kurarken seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz farketmediğimiz kadar yaralayıcı olabilir. özellikle sözlü kınamalarımızda aşırılığa kaçmak travmalara sebep olabilir. Bir çocuğu sürekli “ işe yaramaz”, ” kötü” ilan etmek kendini kötü hissetmesine ve öyle olduğuna inanmasına yol açabilir.Böyle bir durumla karşılaşmayı hangi yetişkin kabul edebilir, öyle değil mi? Bir çocuğa sürekli olarak ”haylaz” olduğunu söylemek kişilik alt yapısının olumsuz bir zemine kaymasına neden olabilir. Bunun istenmeyen davranışların tekrar edilmemesi gerektiği anlatılırsa travmatik durumların yaşanılmasını engeller. Sürekli yaramazlığını vurgulamaz olumsuz pekiştireç görevini görür, istenmeyen davranışlar devam eder. Aynı zamanda çocuğun ruh dünyası sarsılarak sağlığını yütürebilir.
Kıyaslıyoruz.
özellikle okul başarısında çok sık rastlanılan bir durum olarak kıyaslama çocukların en çok tepki verdikleri durumlardan birisidir. “Arkadaşın Selin tam puan almış, sen alamamışsın” diyerek kıyaslamaya başlıyoruz. Genelde örnek göstermek, çocuğun önüne hedef koyarak aşmasını sağlamak için yaparız. Ama bu karşı taraf için acı veren bir durum olabilir. özellikle bu kıyaslamayı kardeşler arasında yapmak daha kaçınılması gereken bir durumdur. Anne ve babaların bir çocuğunu diğerine göre daha çok sevdiğine çoğumuz şahit olmuşuzdur. Daha az ilgi gören çocuğun içinde yaşadığı sevilmeme durumu ileride kendisini “ kurban” olarak hissetmesine olumsuz zemin hazırlayacaktır. Sağlıklı olmayan ilişkiler geliştirmesine, yanlış arkadaş seçimine, mutsuz evliliklere, özgüvenden yoksun bir iş yaşamına neden olabilir. çocukluk çağında yaşanan küçük travmalar yetişkin olunca özellikle büyük mutsuzluklara dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken “ ben olsam ne düşünürdüm” diye düşünmeyi elden bırakmamız çok önemli. Nihayetinde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi özellikle çocuklara yapmaya anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin hakkı olmadığını düşünüyorum. İç iletişimimizi ve çocuklarla olan iletişimizi sağlıklı olarak güçlendirmek için kaynaklara ve uzmanlara danışmayı tavsiye ediyorum.
Sağduyulu, bol empatili, huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Aylin Atasagun

Ne zaman konuşacak?

Bebekler ne zaman konuşur?
Erkek bebekler niçin geç konuşur?
Konuşmasını hızlandırmak ve ilerletmek için ne yapmalıyım?

Bebekler genelde 6 .ayda hecelemeye başlar; mamamama, babababa, nanana, dededede gibi. Bu heceleme 8. ayda zirve yapar ve daha sonra basit ses ve hece denemeleri başlar. 1. yaşına yaklaştığında anne-baba, mama, dede, gel, al, bu gibi basit sözcükleri söylemesi beklenir. ( En az 5 tanesini)

Konuşmayı desteklemek için ne yapmalı?

İlk önce evdeki TELEVİZYONU KAPATMAK GEREKİR. Çünkü insanlar konuşmayı konuşarak öğrenirler, dinleyerek ve izleyerek öğrenmezler. Anneler sanırlar ki; eğer çocuğuma tv izletirsem duyduklarını tekrar eder ve konuşur. HAYIR! Bu tamamen yanlıştır.TV izleyen çocuk dinler, sesi ve konuşma figürünü kaydedebilir ama taklit etmesine yine TV izin vermez. Sürekli TV konuşmakta ve bebekle çocukla iletişime girmediği için onun taklit etmesine imkan vermemektedir. Bu nedenle TV' nin 2 yaşına kadar izletilmemesi gerekir. Biz Ata' ya kesinlikle TV izletmiyoruz ve 2 yaşına kadar izlemesini istemiyoruz. Beyin ve dile gelişimi için bu çok öenmli ve herkese tavsiye ederim. Zaten TV kapalı olunca eğlenecek ve konuşacak, hayatı paylaşacak çok şey kalıyor. Açıkça sormak isterim: Çocuğunuzun donuk olmasını ister misiniz? Hayır ise yanıtınız lütfen Uzm.Psikolog Sinem Olcay'ın bu yazısını okuyun.

Bebekler konuşmayı nasıl öğrenir?

Öncelikle etraftaki sesi dinlerler ve belli bir süre sonra taklit etmeeye başlarlar. Anneler ise bebekleri ile konuşurken içgüdüsel olarak seslerini inceltirler. Bu ise bebeklerin belli perdedeki sesleri daha iyi duymasını kolaylaştırır. Dinle - taklit et gibi işlem sıraları daha sonra "dinle- ses çıkar- anlaşılmayı bekle"ye dönüşür.

Burada annenin ve ebeveynlerin yapması gereken şeyler ;



Yumuşsak ve neşeli bir ses tonuna özen gösterilmeli,
Bebeğin hatalı ve eksik ses çıkarması ile ilgili olarak asla dalga geçilmemeli,
Sesleri yanlış olarak telaffuz etmemeli, örneğin: araba yerine ayaba demek gibi.
Doğrusu telaffuz edilmeli,
Bebekle göz hizasında bulunmalı,
Göz kontağı kurarak konuşmaya çok özen göstermelidir.
Etrafta olup biten herşeyi, yağtıklarını ona tek tek ve basit bir dille anlatarak dil gelişimine katkıda bulunabilirsiniz...
Sesleri vurgulayabilir,
Kelimeleri tekrar edebilirsiniz ( evet, sabır olmadan olmuyor)
Yavaş bir ritm ve melodik olarak konuşmak bebeğin daha fazla ilgisini çeker ve kendisi ile ilgilenmenizi isteyerek konuşmaya özen gösterir.
ayrıca bebeğin çıkardığı seslere dikkat edip tepki vedikçe ilgilenildiğini hisseden bebek daha çok konuşmak isteyecek ve konuşmazı ivme kazanacaktır.
Kitap okumak,
Şarkı söyleme,
Eşleştirme kartları ile oynamak da çok faydalı olacaktır...




Ata ile şunlar çok yapıyoruz:

Ata, bak kuş. Kuş geçiyor. Kuş uçtu, kuş gitti.
Tren geçiyor -el sallıyoruz- Gidince ise : git-tiiiii diyoruz. (Anne-baba)
Aç Ata,
Gel Ata,
Bak Ata,
Tut Ata,

Sonra minik parmak pyunları oynuyoruz.

Baş parmağım nerdesin, mesela bu onun sesleri daha kolay taklit etmesini sağlıyor. Çok tavsiye ederim.

İlgi, sabır ve titizlik isteyen bu süreçte ailelerin konuşma tarz ve biçimlerini birebir kopyalayan bebekleriyle ilgilenirken daha çok dikkatli olması iyi olur.

Tabi bu arada bir de bakıcı faktörü var. Eğer bakıcı yabancı uyrukluysa 1 yaşa kadar çok fazla olumsuz etkisi olmaz ama 1. yaştan sonra yabancı bakıcı dil gelişimi için bir handikaptır. Bu nedenle ana dili ile veya istenilen dili konuşan birinin ilgilenmesi çok önemlidir.


Konuşma gecikirse ne yapmalı?

Konuşmak isteyip konuşamayan çocuk biraz agresif olabilir, bu nedenle ailenin çocuğu çok fazla baskı altına almaması gerekir.
Konuşamıyor vb gibi etiketler yapıştırılmamalı, sürekli cesaretlendirilmeli ve olumlu olarak motive edilmelidir.
Müzik dinlemesi ve müzik aletleri ile ilgilenmesi çok işe yarayabilir.
3 yaşına gelmiş ve hala konuşma yoksa sadece ses çıkarma vb varsa bir uzmana danışılmalıdır.