iki yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iki yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Tuvalet eğitiminde geldiğimiz son nokta

Ata ile son dönemlerde yaşanan gelişmeler neler, hemen özetleyelim sayın seyirciler.

Bir kere bu küçük adam ilk kez uçağa bindi. "Uçağa binerken kalıkışta ve inişte basınçtan etkilenmemesi için ne yapmalıyım" diye sordum. Yanıt Pratik Anne' den geldi: " Sakız çiğneyebiliyorsa sakız ver yada lolipop emsin". Ata hayatı boyunca sakız çiğnemediği için lolipop yalamayı tercih ettik. İyi etmişiz. İzmir' e uçuşta sıkıntıdan patlayan minik oğlum, İstanbul'a dönüşte lolipop yalayarak, çıkartmalı kitaplarındaki kepçe, kamyon ve bilumum kaba saba araçlarla ilgilenerek yolculuğunu başarıyla tamamladı :)

Tuvalet eğitiminde sessiz ancak derinden ilerliyoruz diyebilirim. Havaların hafiften ısınır gibi olmasından dolayı kendisini ara ara bezsiz bırakıyor, kişisel bir alarm vermesini bekliyorum ama nafile.

O sessizce bir köşeye sinip işini bitiriyor, ondan sonra haber veriyor.

Peki niçin Ata tuvaletini söylemiyor.

Pek müsterem Dr. Harvey Karp'a göre Ata (21 Aylık) diz yüksekliğinde bir neandertal. Ve Ata' da neandertaller gibi tuvaletini sessizce bir köşeye yapıp çekip gitmek istiyor.

Mahallenin En Mutlu Yumurcağı harika bir kitap ve bu kitabı okumaya başaldığımdan beri bir baş ucu kaynağı oldu. Dr.Karp' a göre Ata' nın söylemek için zamana ihtiyacı var. Bu seyre göre 2 yaşından sonra yavaşlaması ve daha az koşup daha çok konsantre olması beklenen 2+ yaş çocuğunun bir özelliği de tuvaletinin geldiğini belirtmekmiş.

Okul yıllarından hatırladığım bir bilgi var ki; o da 2 yaşından sonra sinir sistemi ve fizyonominin katlanarak geliştiği ve 2+ yaş çocuğunun kaslarını daha iyi tutarak, kendini daha iyi ifade ederek kakasını-çişini söyleyebildiği şeklinde.

Bu bilgilere göre kasmadan, sakin sakin bezsiz kalmalara, haber verme ip uçlarına devam edeceğim. Ata' yı sıkıştırmak, üzerine gitmek yok. Eee, ne de olsa o minik ve çok yakışıklı bir neandertal :) 150 bin yıl önce müzikli oturaklar yoktu ;)

Büyük bir hevesle alıp bir kere bir kullan(a)madığımız müzikli oturağımızı elden çıkarmaya karar verdim. Çünkü Ata'cığım canı ister haber verirse adaptörle yada manuel olarak (yani annesine sarılarak) klozete oturmayı tercih ediyor.

İlgilenirseniz ilan detayları şöyle:
Royal Potty Müzikli Oturak 25.00 TL.
İletişim için aylinatasagun@gmail.com a mail atabilirsiniz.
Daha fazla bilgi ve fotoğraf için lütfen buraya tıklayınız. Mesajlarınızı bekliyorum :)



16 Mayıs 2011 Pazartesi

Terrible Two Şekerim

Ata' yı daha doğurmamıştım, "bak teribıl tuu diye bir şey var, aman ha, dikkat et" dediler. "O nedir öyle, aman yarabbi! Çok fena olmalı ki daha doğurmadan tembihliyorlar" diye tutuştuğumu hatırlıyorum. Biraz araştırınca 2 yaş yani anal dönem - bağımsızlık evresi sıkıntıları olduğunu gördüm.

Oysa benim doğum, emzirme, gaz, süt, , uyku, beslenme, kilo, bebek bakımı, pişik kremi, banyo ... gibi konularda rahatlamaya ihtiyacım vardı.:)

Uyku konusunda rastladığım en güzel yazılardan birine sevgili Aslı Tür' ün blogunda okumuştum. Oradaki bu şahane yazıyla anneliğim yeni bir rotaya ve plana oturmuştu.

Aslı Tür'e anneliğime ve Ata'ya olan katkılarından dolayı sonsuza dek teşekkür ediyorum.

Daha sonrasında ise Türkiye'deki doğal ebeveynlik öncülerinden Psikolog Nilüfer Devecigil'i izlemeye başaldım. Bir de şu sözü çok işime yaramıştı: Ebeveyn çocuğunu zeki diye algılarsa, çocuğun kendini tecrübesi de zeki olur. Ebeveyn çocuğu ile olmaktan keyif alırsa, o da kendi ile olmaktan keyif alır. Eğer ebeveyn ona ilgi gösterir, onla neşe duyar ve onu severse; çocukta kendini ilginç, neşe veren, ve sevilen biri olarak algılar. Onların kendilerini tanıma tecrübesi, bizim onlarla olan ilişkilerimizde saklı

Onca şeyin özeti şuydu: "bebek doğduğu andan itibaren bol bol kucaklanacak. Kucağa alıştırılacak. Bol bol emzirilecek. Bebeğe saygılı olunacak, işaretleri iyi okunacak, çocuk oluncaysa zıtlaşılmayacaktı."

Zaten böyle yapınca asabi bir karakter yerine uyumlu, sakin, ne istediğini bilen biri olarak temelini oluşturacaktı.

Netekim öyle de oldu.

Ata bir kucak bebeği. Annesi yorgan döşek hasta olana kadar emdi;19 ay. Annesiyle uyudu, sık sık kucaklandı, yeri geldi kucaktan inmedi, indirilmedi. "Uslu, sakin, akıllı, zeki, ne istediğini bilir benim oğlum" şeklinde bir algıyla yaklaştım. Bebeğimi kurallar yığınıyla yetiştirdiğimi sanıp içini daraltmak yerine sade ve derin bir ilişki kurmayı denedim.

Sanırım bazı şeyleri başardım, başardık.

Şimdi sevgili Deli Anne'ciğimin de yorumladığı gibi"teribıl tuu" zamanı aslında. Ve dediklerinde yerden göğe kadar haklı. Ata' yı inceleyince şunu söyleyebilirim: İki yaş krizleri geçirmemesinin, asabi olmamasının ve gerilmemesinin alt nedenleri işte yukarıda saydıklarım. Bir de Ata'ya yalan atıp,yanıt vermem gerektiğinde sallamadım hiç. Neyse konu kısa ve net cümlelerle anlattım. Gördü ki anne-baba onu ciddiye alıp sakin sakin konuşmayı deniyor, şimdilerde o da aynısını denemeye çalışıyor o küçücük kalbiyle.

Minik kuzum benim :)

Kızmıyor mu, evet. E ama haklı, kim kızmıyor ki? Arada olacak haliyle. Bu tür durumlarda Harvey Karp'ın notlarını sık sık gözden geçiriyorum. Şu fast food kuralı çok işe yarar birşey.

Hani arkadaşımıza derdimizi anlatıp anlatıp sonunda "amaaan takma kafana boşver" gibi laflar duyunca moralimiz bozulur,kendimizi hafife alınmış hissederiz ya... Hah! işte çocuklara bunu yapmamak lazım. Bu küçük hanımları ve beyleri hafife almamak lazım. Yaşı, ayı, günü ne olursa olsun. Anında anlayış anında empati şart üstüne şart. İşte bu yüzden fast food kuralı çok işe yarar bir durum.

Bir örnek:
"Ata servis kaşığıyla çorbasını içmek istiyor"(Anne bunu en az 10 kere tekrar eder). Deli gibi süren bu tekrarın ardından Ata gevşer bir şekilde kaşığı bırakır.

Ağlama anında her neye ağlıyorsa o isteğini sıkça tekrar edip anladığımı söylerken daha az yorulduğumuzu hissediyorum. Kucağıma alıp sırtını okşuyorum. Bır bır bır bır konuşup o gergin haliyle çocuğun kafasını şişirmiyorum. Susuyorum, ağlamasını dinliyorum. Uzun nutuklar, durumu açıklamaya çalışmalar filan pek yok hayatımızda.

Yani özetle: bana yapılmasını istemediğim şeyleri oğluma yapmıyor, yapılmasını istediğim, beklediğim şeyleri ise olabildiğince uygulamaya çalışıyorum.

Hatalarım yok mu?

Dolu...

Ama,ancak ben ne istediğimi ve Ata' nın ne istediğini iyi biliyorum.

Gerisi teferruat :)