ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Srebrenica Don't Forget! 11.07.1995


Srebrenitsa'yı unutma!

Bundan tam 16 yıl önceydi. Avrupa' nın göbeğinde bir insalık suçu işlendi ki o suç kıyamete kadar insanoğlunun alnında bir leke olarak kalacak. Hatırladıkça ürperiyorum.

8372 kişi öldürüldü.
Onlarca bebek...
Onlarcası minicik çocuk ve onlarcası daha anne karnındaydı...
Yüzlerce erkek ve kadın...
Sadece etnik kökeni yüzünden acımasızca öldürüldüler.

İleride oğluma anlatmam gerekenlerden biri de bu trajedi, ne yazık ki. İnsanların sadece etnik kökeni farklı diye diğerini yok ettiği bir trajedi. Çok yazık.

Tanrı dünyaya bir daha bu kaderi yazmaz umarım.

Srebrenitsa 11.07.1995!Unutmayalım.

...unutulacak gibi değil

7 Temmuz 2011 Perşembe

...

Beynimiz tatlı şeyleri sever. Hayatta kalmak için ve daha uzun yaşamak için programlandığı için seçer bunu.

Tatlıyı, şekeri, lolipopu, kahkayı, geyik sohbetini, lay lay lom müzikleri, sabun köpüğü filmleri, pastaları, çikolataları, dansı, canlı renkleri, ışıltılı görünmeyi seçeriz, varolan seçenekler arasından.

Hayatın tadını arar dururuz. Bulunca yetinmediğimiz olur, daha fazlasını isteriz.

Nereye kadar?

Bir ölüm haberini alıncaya kadar.

Çok üzücü bir haber aldım az önce. Beyin kimyam ACIIIIIII dedi. Acı, çok acı!!! Üçüz bebeklere yardım etmek ister misiniz? diye bir grup vardı Nurturia'da. Canan hanım didiniyordu, bir iki lokma daha için. Üye olup elimden geleni yapmak istemiştim. Karşıma çıkan hikaye ise şuydu. Çok fakir ve çok çok borçlu bir aile ve üçüz bebekler. Anne derbeder, baba işsiz... Olmadık bir sürü talihsizliğin ardından ailecek memleketlerine gitmişlerdi. Gelişim geriliği saptanmış, Haktan bebeğin beyninde tümör ve ardından gözlerinde oluşan görmeme riski, diğer bebeğin kalça çıkıklığı derken... Kız bebeklerden biri bağırsaklardaki parazit ve menenjite bağlı olarak fenalaşmış ve vefat etmişti.

Sebep?

Fakirlik.

Yokluk.

Açlık.

Allahım... Çöpe attığımız yiyecekler için öyle üzgünüm ki... Pek çok insan onları yiyemeden can veriyor.

Boğazım düğüm düğüm.

Ne sorunlarına çözüm bulabildik ne de evdeki yen(e)meyen yiyecekleri çöpe atmaktan vazgeçtik.

Suçlusu biziz.

Sen bizi affet. Meleğin ailesine sabırlar diliyorum.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Abartmayalım

Anne oldum, iyi hoş, ne güzel. Lohusalıktı, emzirmeydi, gazdı, kakaydı, katı gıda polemiği, yürüteç derdi, ilk adım heyecanı, diş sancıları derken bu günlere geldim.

Çalışmaya başlayacağım dönem tavan yapan endişelerim, çalışmaya geçince Ata' nın olgunlukla yaklaşması derken ardından gelen asabiyet... Üzülmekten bir hal oldum, kimseye çaktırmadım.

Dün gece,Ata ile hiç ayrılmadan oyun ve şaka ile geçen 48 saatin ardından analadım ki; o asabiyet 2 yaş krizi filan değilmiş. Yokluğuma sinir oluyormuş benim yavru kuşum. Aldı beni bir hüzün...

Yine çalışmaya başlayacağımi hay allah, ne olacak şeklinde düşünmeye başladım bu sefer. Eee, bitmedi. Ev işleri, yemek, iş, okul... ne olacak, aman tanrım diye kendimi yemeyi askıya almam lazımı ekledim yanına. Çift taraflı baskı yaparken kendime, biraz rahatlamak için televizyonu açtım. Travel & Living' te +8 isimli programa denk geldim açar açmaz. 6 çocukla birlikte yaşamaktan söz ediyorlardı. Tam 6 çocuk...



Yaşadığım şeylerin sorun olmadığını hatta büyük bir hediye olduğunu bir kez daha farkettim. Şikayet yok kızım Aylin, bak kadın 6 çocuğa birden bakıyor dedim kendime hayıflanarak.

Büyüüüük bir huzurla oğluşumun yanına yattım uyudum.

Öğlen bilgisayar başına oturma fırsatı bulunca DEfne Joy' un acılı haberini aldım.

Zaten dün Home/ Yuva' yı izlemiş, ne kadar boş ve gereksiz şeyi dert ettiğimizi ve hala daha mutlu olmadığımızı düşünmüştüm.

Hepsi üst üste gelince "herşeyi abarttığımıza" dair düşüncem netleşti. Biz şehirde yaşayan, ço kokumuş, çok bilmiş anneler abartıyoruz.

Uykusuzluğu da, tek çocuğa bakmayı da, ateşi de, mikrobu da, oyuncağı da, emzirmeyi de, bebeğin gelişimini de...

Ya hayat nasıl da süprizlerle dolu...!

Ne malum yarına çıkılacağı???

Abartmayın!

Sevin, koklayın, mıncıklayın diyor Acalya her seferinde. Ne olur memede uyusa? Annesinin kokusuna doya doya büyüse? Ne olur anne-baba bir arada uyusa o minicik yavru? Nedir o sıkı kurallar listesi öyle?

Abartmayalım!

Peaaahhh!!! Emzirerek uyutmayınmışmış, aman kucağa alışmasınmış, ayrı odada uyusunmuşmuş!!!

Atın bunları bir kenara.

Şunu düşünün: Şunu düşünelim: ne olacak Defne' nin yavrusuna?

Peki ya yarın neler gelecek sizin başınıza???

Düşünün...

Haksız mıyım ?

İnanamıyorum :(

Hayat çok kısa, çok acımasız demişti çokoprenses. Defne Joy' un fotoğrafını görünce acaba eşini mi kaybetti dedim :( Hemen Habertuk'u açtım. Aaaaaa...dondum kaldım. Gitmiş, uçup gitmiş :(

2 gün önce haberleşmiştik :(



O kadar üzgünüm ki...

Acılı ailesine sabır diliyorum.

Ne olacak o minik yavru kuş şimdi :(

Offf Allahım :(

20 Ocak 2011 Perşembe

...



Güle güle yavrum, güle güle benim tombul kuşum. Güzel kızım, canım yavrum.

Cennetteki tombul meleğimsin sen benim artık.

Tatlı kızım...

Elveda...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Ölüm ...

Ölüm...
Hayatın ve hareketliliğin bittiği an...Yani bu doğum, doğuş,bebek, büyüme, annelik gibi renkli, sıcak ve hareketli yüzün tam tersi.Soğuk ve boz bulanık olan yüzü...

Ne denebilir ki ölüm için? Ne anlatılabilir ki? O kadar sert ve ağır bir şey ki tek başına, kelime olarak bile çok şey ifade ediyor.

Ölüm...

İnsan ne olursa olsun ölümü düşünmeli, arada sırada bile olsa.

Ben kendi ölümümü sıkça düşünen biriyim. Yanlış anlaşılmasın, intihar planlamıyorum. Daha doğrusu öldükten sonrasını sık düşünen biriyim desem daha soğru olur.

Ben ölürsem, insanların arkadamdan ah etmelerini, küfür etmelerini istemem. Bu olgu benim için (biraz sert olsa da) sıkı bir rehberdir.

Yalan söyleyemem,
Yağ çekmem,
Ayıya köprüyü geçinceye kadar dayı demem.
Gerçekleri söylemek için ve doğrularla birlikte dosdoğru yaşamak için kimseye şirin görünmeye çalışmam.
Dalkavukluğum olmaz, olamaz.
Berbat yanlarım vardır elbette ama,
Bizans entrikalarına girmem,
İnsanların yüzüne gülüp arkasından konuşmam,
Seviyorsam seviyorumdur,
Sevmediğim ve onaylamadığım insanlardan uzak dururum.Mecbur değilim ya!!!
Çok mala, paraya tamah etmem,
Varsa şükür, yoksa yine şükür demeye çalışırım.
İlkelerimden vazgeçmem.

Çünkü bütün bunları yapmış yaşamış bir dedenin torunuyum ben. Ne varlığa sevindi ne yokluğa söylendi benim dedem. Çok ilkeli, dürüst ahlaklı insan sevgisi ile yüreği dopdolu biriydi. Nur içinde yatsın.

Öyle biriyidi ki o...Mesela, Eve gelirken sokağın başından itibaren çoluk çocuk kim varsa herkesi selamlar, hal hatır sorardı. Merhabasız biri değildi en başta, yüzü hep gülerdi.Ters gelen, inancına ters düşen birşey varsa tersti işte, o kadar! Hep büyük ve evrensel doğruları seçti kendine anladığım kadarıyla.Yaşadığı gibi inandı ama inandığı gibi yaşamadı.Elinde olanla yetindi, kaprisi, yalanı dolanı yoktu. İş yaparı, çok fazla kar etmek için kandırmazdı, makul olanla kalırdı pazarlıkta.

"Allahım sen benim canımı ayakta gezerken al" derdi. "Ben ölürsem şatafatlı cenaze istemem" gelmeseniz bile olur"derdi.

Ölüm...
Ve tanrı bu sebahatkar ve iyi kalpli kulunun dileğini yerine getirdi. Birgün, çok sağlıklı olduğu birgün öldüğü haberini aldık. Aniden, ama ayakta gezerken değil, alnını dayadığı secdede son nefesini vermişti...Cenazesi öyle kalabalıktı ki... Mış gibi yapan yoktu sanırım.O hiç mış gibi yapmamıştı ki...Zaten olamazdı, bu mümkün değildi. Ektiğini biçtiği bir gündü o gün dedeciğimin.Hiç "mış" gibi yapmamıştı ve gözyaşları yani o sel gibi akan gözyaşları sahte olamazdı.

BÖylesine doğru bir kalbe yakışan bir sondu bu.Ancak ne yazık ki yıllarca şoku üstümüzden atamadık. İyi kalpli dedemiz, iyilik fenerimiz gitmişti. Yalnız ve sessiz kalmıştık hepimiz :(

Eğer ruhu bizi izliyorsa görüyordur nerelerde olduğumuzu. Şahsen ben onun yolunda yürümeyi tercih ettim. Diğer aile üyeleri gibi aslında...Umarım ruhu rahattır, nur içindedir, sevgilerle doludur.

İnsan sonunu düşünmeli derim herzaman.Mesela benim cenazemde sevenlerim olsun isterim.Mış gibi yapanlar gelmese de olur.Zahmet etmesinler. Sağlığımda canımı sıkıp yokluğumda ağlarmış gibi yapıp bu sefer ruhuma eziyet etmesinler.Dostlarım,kardeşlerim olsun,candan sevenlerim olsun, bir fatiha,yeter. Ben sonsuzluğa yükselirken cami avlusunda ikiyüzlülerin kalabalığı olmasa da olur derim.

Bunları niçin mi yazdım? Bir cenaze haberi aldım geçenlerde.Üzüldüm,içim bir garip oldu.Avluda mış gibi yapanlar ve ardından gülenler vardı da ondan... Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Bir cenazenin ardından gülmeyi bana da evlatlarıma da nasip etmesin. Ölen ölmüştür,dava düşmüştür. Merhumla yada merhume ile derdi olan varsın gitsin tedavi olsun!

Ölüm...




Dün güzel melek Nehir sonsuzluğa bıraktı kendisini. Ben sadece ağlayabildim. Sadece gözyaşlarım düşebildi. Başka hiçbirşey yapamadım. Ağladım, ağladım ağladım.

Ata'm kuzum yavrum birtaneme sarılıp koklaya koklaya ağladım.

Bizim yuvamızdan da melekler sonsuzluğa kanat çırpmıştı. Aklıma yine geldiler, o miniklere ana yüreğimce ağladım.

Elimden gelen tek şey bu oldu.

Tıpkı dedemin cenazesinde olduğu gibi.

Ölümle gelen acıya aktı gözyaşlarım...