annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

Can Yael' in annesi Ayşe Tolga ile söyleştik.



Oyuncu, Aisha markasının yaratıcısı, Can Yael' in güzel annesi sevgili Ayşe Tolga ile "annelik" üzerine söyleştik. O da bir İzmirli ve hayatının her ayrıntısında köklerine ait olan bu şehrin izlerini görmek bence mümkün :)

Keyifle okumanız dileğiyle,
Sevgiler
Aylin

1. Hamilelik haberini alınca yaşadığın duyguyu tarif edebilir misin?Planlı bir gebelikti benimki. Çok istiyordum 9 Haziranda dogum gunumu kutlamıs ve esim ve ailemle bir tekne gezisine gitmistim. Periodum teknede 1 gun gecikince hemen anladim. Ama emin olana kadar kimseye bir sey soylemedim. Bir hafta sonra doktora gidip haberi alinca cok mutlu oldum. Cok da rahatladım. Bu hamile kalma sureci ne fena hayatın boyunca dikkat ediyor ve hamile kalmamaya ozen gosteriyorsun İstedigin ve hazır oldugun anda ise hemen olmuyor.

2. Nasıl bir hamilelikti? Nelere dikkat ettin ?
Bol bol kitap okudum , seminer seminer gezdim. Kendime cok dikkat ettim Yoga pilates yaptim bol bol. 34 haftaya kadar da spor yaptım. Organik gıdalar ve temizlik maddeleri kullanmaya basladim.

3. Bebeğini ilk gördüğün an ve dokunduğunda neler hissettin?
Cok narin ama o kadar da güclü bir varlıktı kızım. zor bir yolculuktan geçmiş ve sonunda kavuşmuştuk. HOŞGELDİN BİR TANEM DEDİM. ÇOK TATLI , GÖZLERİ ŞİŞMİŞ MİNİK BİR ESKİMOYDU KUCAGIMDAKİ. BEBİŞİN ÇIKIM ANI ÇOK BAĞIRTILI VE GÜRÜLTÜLÜ İDİ. BEN SAHA SAKİN BİR GELİŞ OLSUN İSTERDİM. BU YÜZDEN KUCAĞIMA ALDIGIMDA ONU RAHATLATMAK İSTEDİM. ANNECİGİN BURDA BEBEĞİM DEDİM. GÖZLERİME BAKTI İNANILMAZDI.

4. Can Yael nasıl bir bebek/çocuk ve iletişiminiz nasıl? :)
Cok sakin makul bir bebek. Ebeveyn olarak iletisiminiz gun gectikce arttıyor. Cok sevgilimiz eşim de ben de büyük aşk yaşıyoruz. Güven duygusunu aşılıyorum. Cok kuvvetli iletisimimiz var

5. Annelik tarzın nasıl bir tarz?
Aylincigim cok iyi bir soru bu. Bebegimin her zaman yanında ve ona destek oldugumu belirten ama ona cok saygı duyarak bir birey oldugunu kabul ederek.davranmak tarzim. Onun her zaman yanindayim ama benim uzantim degil. Ona destek olurum ama poposundan ittirerek degil dogruyu gostererek geride durup denemesine ve kendini gerçekleştirmesine izin vererek kendi sınırlarımın oldugu gibi onun sınırlarına da saygı duyarak beraber büyümek Ne olursa oldun anne baba olarak her zaman cocugumuza en iyimizi gostermek ( Yetersizlik kaygı ve korkuları onun realitesine sokmamaktan bahsediyorum) Hem arkadas hem de otorite yani şefkatli bir yaklaşımda olmak isterim. Deneyime, bireysellige ve öğrenmeye dayanan bir sürecimiz var.

6. Bebeğini büyütürken olmazsa olmazların nelerdi- nelerdir?
Her seyin organik olmasi. Deterjan, gıda giyim. ( gerci giyim biraz kayıyor tabi) ,saglık icin birincil sartım. Bebegimin rutini esnek de olsa bebegimin saatlerinde yeme uyuma gibi hayat rutininde olması ikincil onceligimdir. Bebisimizin sosyal ve fiziksel gelisimi icin yaptıgımız aktiviteler ... Her gun açık havada olmak... Aklıma gelen ilk şeyler.

7.Aisha markası nasıl doğdu? Kimlere hitap ediyor ve içeriği nedir?
Aisha İzmir’li kökenlerimden ve detaycı kişiliğimden ortaya çıktı. Ancak kişiliğime en uygun şey; karışımlar hazırlamak ve hizmet etmek olduğu için doğal terapiler ve spa’lar ile ilgileniyordum. Araştırmalarım ve çalışmalarım beni aromaterapiye oradan da ‘Aisha’ya getirdi. Aisha İzmir’li kökenlerimden ve detaycı kişiliğimden ortaya çıktı. Ben aromaterapi ile şifayı birleştiren bir marka yaratmak istedim. Ve bu niyetle yolculuğuma çıktım. Bu yolculuk uzun, oldukça stresliydi. Tüm olumsuzluklar ve zorluklar beni daha da kararlı kıldı. Bu süreç kendimi tanımama yardımcı oldu. Aromaterapi üzerine çalışmaya 3 sene önce başladım. Öncelikle kitaplardan okuyor ve okuduklarımı uyguluyordum. Aromaterapi çok ilgimi çekiyordu. Beğendiğim markaların uluslarası girişimcileriyle kontaklar kuruyor, onların serüvenlerini dinliyor, tavsiyeler alıyordum. Sonra okul aramaya başladım, Londra İTHMA isimli aromaterapi okuluna devam ettim. Hocam Gabriel Mojay aromaterapi konusunda dünyanın sayılı otoritelerinden birisidir. Kitaplarını okuduğum bir hoca ile çalışmak da ayrıca bir heyecan ve onur oldu. Okula başladım, gerçekten oldukça titiz ve detaylı bir eğitimdi. Anatomi, fizyonomi, Çin tıbbı, aromaterapi organik kimya, çeşitli ekollerden masaj eğitimleri, cilt ve vücut bakımı eğitimleri aldım. Aisha 7 den 77 ye kadın erkek cocuk herkese hitap eden bir markadır. urun skalasında anne bebek cocuk ev yüz ve vücut ürünleri bulunmaktadır. Aisha urunleri % 100 dogal % 60 organik hammaddelerden hazırlanmaktadır. Saf yağlar ve baz yağlar , tuzlar bitki çayları ve özleri ve saf bitki suları içeriklerimizi oluşturur. Bu maddelerden kremler, sampuan gibi genel urunlerin yanı sıra hamile ve bebekler icin cok spesifik urunlerimiz de mevcuttur.


8.Medya mı yeni işin mi, hangisi daha tatlı? :)
İki işimin bende yeri ayrıdır. Oyunculuk backgrounduna sahip olmaktan dolayı cok memnunum kariyerim boyunca hiçi kendime ait olmayan, rutin ve sıradan bir işim olmadıgı icin cok memnunum. Ben hep kendimi ifade etmek, insanlara kendimi anlatmak gayesi ile bir seyler yaptım. Bu amac dogrultusunda rotam nereye donerse yapabilmek bu cesaretle küllerimden yeniden dogmak bana kendimi tanıttı. Kişisel motivasyonumla gerçekleştirdiklerim bana daha da cesaret verdi.

9.Hamilelere ve yeni annelere altın tavsiyelerin neler?
Hamilelik mukemmel bir surec. Tum vucudunun degisen duruma ayak uydurması inanılmaz. Her anınınzdan keyif alınız. Size kendinizi kotu hissettirecek ( Turk toplumu herkes her seyi bilir. Kimsenin sınırı olmadıgı icin tanımadıgınız kişiler bile size bir sey soyleme hakkını bulurlar ya kendilerinde hamilelikte ikiye katlanıyor hem de hepsi şom agızlı konusurlar Bu kişilerle hic duymazdan gelin. ailenizde de olaiblir bu insanlara da kulaklarınızı kapatın. Negatif hicibir seyi dusunmeyin. Sizin icin en önemli sey siz ve bebeginiz. İçinize donup , kendinizi iyice tanımanız anne olarak olası falsolarınızı toparlanmanız vir içe dönüş ve temizlenme zamanı olarak geçirin. Kendinize zama ayirin şımartın. Çok güzel oldugunuz asla unutmayın Canınızın istedigini ( bebeginize zararlı olmayacak şekilde yiyin) Ama mutlaka haretket edin...
Bu Şansa sahip oldugunuz için sizi sevgiyle selamlıyor, en güzle ve en kolay doğumları diliyorum
Kızkardeşlerim
Sizleri sevgiyle kucaklıyorum

Sevgiler,

Ayşe Tolga

21 Kasım 2010 Pazar

Bir anneye zor gelen şeyler

Aman efendim, var mı yazmak gibisi, yok tabi. Öncelikle yazarken içini döküyorsun. İster okunsun ister okunmasın diyorsun. Okunca ayrı bir mutluluk duyuyorsun. Hele ki yorum gelirse anlaşıldığını düşünüp 2 katına çıkıyor gülümseme şiddetin :)

Ben de ister okunayım, ister okunmayayım en önemlisi içimi dökmem diyerek yazıyoruym bu satırları. En güzel terapi bence bu olmalı. Bir diğeri de yüzmek! :)

Neyse...

Anne olduğum ilk güne doğru uzanıyorum. Kucağıma verildiği o an'a... Dünya durmuştu sanki.Bak yine dolu dolu oldu gözlerim. Kokusunu tenini hissettiğim o günden bu güne bir bakıyorum yine.

Daha önce çeşitli anne bloglarında ve sitelerinde de çok sık ratladığım için yalnız olmadığımı biliyorum notlarımı yazarken:

Mesela;

-Aaa, aynı babası.Tıpkı, birebir, kopya vesaire vesaire.
Aylin Annenin: Ağaçtan düşmedi bu çocuk, annesine de benziyor elbette.

-Çocuğun çok ağlıyor, ağlatıyorsun sen bu çocuğu, bakamıyon.
Aylin Anne: Bakamıyon denebilir, Ege şivesindendir ancak bakamıyon diye bir yazım sözkonusu değildir. Önce bunu öğren sevgili yorum yapan kişi.Eğer iyi niyetliysen gel 2 dakika sen pışpışla ben de tuvalte gidip çişimi yapabileyim.

-Gelip seveceğiz ama mikrop bulaştırmaktan korkuyoruz.
Aylin Anne:Anlyamıyorum, eskiden bebek sevmeye gidilirken mikrop yoktu dünyada anlaşılan.Şimdi çıktı bu mikroplar.

-Bu ev biraz dağınık değil mi?
Aylin Anne: Evet, yürüyen bebeğim biraz daha büyüsün bana yardımcı olacak inşallah. Şimdilik elimizde sadece Aylin Anne var, temizliğe,yemeğe,bebek bakımına, işe güce koşan. Kusura bakmayın, idare ediverin gari.

-Sınırda kilo almış, doymuyor bu çocuk, sütünüz yetmiyor ( doktor amcanın biri bunu diyen )
Aylin Anne: Mama verelim öyle mi,peki anne sütünü nasıl arttıracağımızı anlatırmısınız?
Yanıt:Rezene çayı için.
Aylin Anne: Onu ben de biliyorum yahu.


Sonra özelime yazıp dertleştiğimiz annelerden biliyorum, aynı zor günleri ben de yaşamıştım.

-Sezaryanın sızısı,
-Bel ağrıları
-Doğum sonrası depresyon,
-Yapayalnız bir şekilde bebeğin ilk aylarını geçirmek.
-Acemilik ( istersen bu işin profesörü ol, anne olmadan annelik öğrenilmiyor şekerim)
-Kimsesizlik, üzerine üzerine gelen duvarlar. Sessiz bir ev, ağlayan bebeğin sessizliği yırtarcdasına yorulması.Ne yapacağını bilemez bir şekilde o odadan bu odaya çaresizce koşturmak.Hiç tanımadığın komşularından medet ummak...Belki biri kapıyı tıklatır da yardıma gelir diye iç geçirmek...

Dahası da var:
-Yardım bekleme kimseden, sen yardım iste Aylin Anne.
-Aylin Anne:Anlyamadım, şimdiye kadar her doğum yapan kadın kapıları çalıp "bana yardımcı olun" mu demiş. Benim bildiğim doğum yapana yardıma gidilir, imkanı olup da gitmeyenin hesabını Allah sorsun diyorum kısaca. Bu bir anneye denecek laf mı? Size dense ne hissedersiniz? Yorumlarınızı bekliyorum.

Şimdiye geliyorum tekrar. Yan odada İzmir'den gelen annem çorba hazırlıyor, Ata babannesinde sanırım oyun oynuyor... Ben ise hiçbir şey düşünmeden blog yazıyorum. Ne saadet, aman allahım. Bugünleri bugünlerde yaşadığıma göre vardır bir hikmet diyorum ve susuyorum.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Ta taaaaaaaaaa!

Artık bebek.com'da yazıyorum.

Paylaşmak isterim.

Sevgiler

10 Ekim 2010 Pazar

Bebekler ve diş çıkarma hakkında 3-5 bilgi

Yaşasın, yeni dişi hayırlı olsun!

Ama onun için ve özellikle annesi için epey zor bir süreç olabilir. Kimisi hafif atlatır, kimisi acillik olabilir.

Kimisi 4.5 aylık çıkarır, kimisi 12 aylık çıkarır ilk dişini. "Diş çıkarmanın erken olmasıyla zeka arasında bir bağlantı var mı" diye bir soru gelmişti aklıma. Çok fazla veri bulamadım ama hamilelikle alınan kaliteli kalsiyumun, bebeğin anne karnında iyi beslenmesinin, genetik faktörlerin etkili olduğunu okudum hemen hemen her yazıda.

Er veya geç çıkacak bu dişler için minik bir reheber çizim buldum:


Ortalama olarak bizim Törkiş bebekler 8.ayda çıkarıyorlamış ilk dişlerini. Demek ki genetik unsurlarımızın ortalaması bu. Anne nasıl diş çıkardı, baba ne zaman diş çıkardı diye sorarlar ama bana kalırsa birebir benzemesini beklemek çok saçma! Herkes çok orjinal ve kendine özel bence. KArdeş kardeşe benzemiyor hatta ve hatta. O nedenle, bırakalım bu manasız kafa karıştırıcı şeyleri de bilimsel bilgiler ne diyor ona bakalım.

Google'da yapılacak bir aramada, resmi sağlık sitelerindeki bilgilerin ciddi ve güveilir olduğunu düşünüyorum. Kafanızın karışmamasını istiyorsanız onlara takılın ama en doğrusu, doktorunuza danışın ki size özel bir yanıt alabilesiniz.

Soğan,
Ekmek kabuğu,
Havuç,
Biskuvi,
Çubuk kraker,
Salatalık vererek dişini kaşımasını kolaylaştırabilirsiniz. Bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel havucu pek önermiyor. Sert olduğu için "bebek ısırıp yutamayabilir" diyerek anneleri uyarıyor.

Bu arada az önce "Var mısın Yok musun" isimli yarışma programında ( en yarışmasız yarışma programı bence ) seyircilerin içine bir anne vardı. Tahminim 8-9 aylık oğlun a bir güzel çikolatalı gofret yediriyordu Acun'la çene çalarken, ki bebek sussun o da rahat rahat laf yetiştirsin.

Esefle kınıyorum! Bu anne bu çağda bebeğine şekerli,çikolatalı yedirmenin zararlı olduğunu bilmiyor olamaz,kabul etmiyorum. TV'ye çıktığına göre araştırma yöntemleri hakkında epey bilgi sahibi bana kalırsa. Bu pervasızlıkla çocuğun da gerçekleşecek olası olumsuz deişiklikler: çürük dişler,kan şekerinde tavan yapma ve düşme, safra kesesi ve karaciğer rahatsızlıkları,beyin gelişiminde daha yavaş ilerleme...
Yetmez mi???????
Allah selamet evrsin!!!!!!!

Konuya geri dönüyorum daha fazla sinirlenmeden:
Ağzından gelen sular için bez önlük kullanmak, gazlı bezle diş etlerini silmek,ateşi çıkınca doktoru aramak en önemli önerimlerim olacaktır.

Anneler için çok zor bir süreç bu.. Yemek yemeyebiliryor, geceleri sık sık uyanıp huzurları kaçabiliyor. Bence sıkça ve bol bol emzirmek çok rahatlatabilir. Anne sütünün ağrı kesici özelliği vardır.Huzur verip daha kolay uyumalarını kolaylaştıracağı ve tecrübeyle sabit olduğu için şiddetle Aylin Anne tarafından önerilir. :)

Sevgiler

29 Eylül 2010 Çarşamba

Yapamıyorum

Yok yok! Yapamıyorum arkadaş! Ben bu işi beceremiyorum.

Şöyyyyle elimde fincanım oturup ne kadar blog varsa okumak, en azından göz atmak istiyorum ama ı-ıh! olmuyor işte. Hiç zamanım yok.

Uzun uzun yazmak, çektiğim fotoğrafları yüklemek için ise benim için bir hayal oldu bu aralar.

Sabah 06:30 dan gece 23:30 a kadar full time hareket halindeyim ve yetişemiyorum.Onları yazsam, okurken yığılıp kalabilirsiniz,o derece. Aslında hepiniz benim yaşadığımın bir benzerini yaşıyorsunuz belki de...

Anlarsınız o nedenle, değil mi?

Yazılarınız çok hoş, fotoğraflarınız... Benden yorum gelmiyorsa lütfen bilin ki zamanım olmadığından.

Affedin...

Sevgiler


Aylin

24 Ağustos 2010 Salı

Emzirme ile ilgili psikolojik gerçekler

Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskine'e göre ilk bir buçuk yaş oral dönemdir, bu dönemde bebek bir süt çocuğudur.Sadece anne sütü alsa bile olur. (Bunca "ne yedirsem" telaşı kuru gürültü o zaman)Aslında anneler 6. aydan itibaren bebeklerine beslenme eğitimi verirler.
Pütürlü gıdaları parmakları ile tattırarak,
Katı gıdaları kaşıkla yedirerek bir çeşit eğitimden geçirirler. Aynı zamanda sofra adabını da verirler.

Bizim doktorumuz Prof.Dr.Ayça Vitrinel'e göre ise sofra adabı 1.yaş ile birlikte erilmeye başlanmalı, her sofrada en az 2 çeşit yemek bulunmalı, çocuk ana yemekten sonra devam edeceği 2. bir yemeğin olduğu anne-baba öğretmelidir.



Bu bir buçuk yaşta temel güven ve oral dönem tatmini çooooooooooook önemlidir.

İlk 8. ve 10. ayda çocuk çevreyi 5 duyu ile algılar yine Keskin'e göre.10. aydan itibaren ise nesne takibini öğrenir.

Düşen oyuncağını izler vb...

Burada annenin önemi eşsizdir.Anne herşeydir,besleyen, temizleyen,uyutandır ve yokluğu ölüm acısı yaşatır. Bebekler 3 yaşına kadar annelerini kendisiyle özdeşleştirir, bir bütün olarak görür.Anne çocuğu bırakıp gittiğinde feryat figan ağlaması bu yüzdendir ve çok doğaldır.Üç yaşından sonra annenin kendinden ayrı olduğunu farkeder ve "anne gitse de döner" diye düşünür.

1.5 yaşındaki çocukların annelerinden ayrılmaları çok travmatiktir bu 2.5 lu yaşlarda azalır ancak 3. yaşa yaklaşırken yine tavan yapar.Sonra azalır...

Eğer bunu tolere edemiyorsa, anne geldiğinde şu tepkileri veriyorsa bir sorun var demektir:
Hırçınlık,
Uykusuzluk,
Annenin yatağında yatmak,
Gece uyanmak vb...
Bu gibi durumlarda çocuk "sen beni bırakıp gittin ve bir daha gidersen geri dönmeyebilirsin" kaygısı yaşamaktadır.Pedagojik olarak yada bir çocuk psikiyatrından yardım alınmalıdır.

Daha da dikkat edilmesi gereken bir durum:
Eğer anne sık sık gidiyor ve çocuk bunu tolere edemiyorsa...Çok dikkatli okuyalım:
İçine kapanmışsa,
Çevresindeki uyaranlara çok az cevap veriyor,hatta ilgilenmiyorsa,
İletişim azalmışsa,
Kendini uyarmaya başlamışsa( sadece kendisi ile ilgileniyorsa) dikkat, bunlar otizm işaretleri olabilir :(

Lisan gelişimi geri ise,
Öpücük,
Bye bye yapma,
Çatal kaşık kullanma,
Taklit yapma,
gibi davranışlarda normalin altında bir seyir varsa...bir uzmana danışılmalıdır. Yeni girilen çevrelerde uyum güçlüğü yaşıyorsa, market, avm, arkadaş toplantıları vb gibi...tekrar ediyorum ; bir uzmana danışmada fayda vardır.

Korkuyu öğrenebilir, hayatı boyunca hayvanlardan, karanlıktan, seslerden, kalabalıklardan,mekanlardan korkarak yaşayabilir.

Burada bazı arkadaşlarımı uyarmak istiyorum:

*Bebeklerini "vedalaşmadan" büyükannelerine bırakmaları hiç doğru değil sevgili hanımlar. İşte yukarıda bahsedilen örnekler çocuğunuzun başına gelebilir.
*Ne olsa, her bahanede çocuklarından kaçarcasına uzaklaşan anneler çocuklarının kendilerine duyması gereken güveni sarstıkları gibi; onların hayat boyu asosyal ve takıntılı olmalarına neden olabilirsiniz...Kafelere, caddeye koşarak inmeden önce bunları iyi düşünün!!!!
*Emzirin kardeşim, yok meme ucum müsait değili yok sütüm az gibi ıvır zıvır bahanelerle bana gelmeyin, çok ayıp. O çocuğun anne memesi alması hakkını kafanıza göre kesemezsiniz.Seks hayatını emzirmeden önce gören anneleri eshefle kınıyorum. Bebek ne zaman isterse o zaman emzirme bitmelidir.

Oral dönemin yeterince doyurulmaması, yani
Anneyi hiç emmeme,
Az emme,
Bebeğin rızası olmadan kesme,
İleride kötümser ve kendini beğenmiş kişiliğe hatta takıntı nörozlarına sebep olur(Prof. Dr. Sabiha Patuna Keskin)

Ayrıca:
Bizler parmak emmelerinden nedense hep ürkeriz. Oysa ilk bir buçuk yıl dolu dolu bebek emmelidir. Anne memesini, emziği... Oral dönem bu şekilde tamamlanır. Eğer bu dönemde parmak emmelerine izin verilmezse bu uzar gider.Anal dönem,fallik dönem gibi daha karmaşık dönemlere sarkar ve bu ilerilde daha farklı komplikasyonlara neden olabilir. Bu incelmiş bir parmaktan daha önemli bir sorundur.(Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin)

Kısacası:
-Annelik bekar kadınların yada çocuksuz kadınların lay lay lomuna benzemez! Özenmeyin.
-Bebeğinizi o hayata uydurmaya hiç kalkmayın, buna ne hakkınız var?Kafelerde restoranlarda her allahın günü gezeceğinize oturun evinizde bebeğinizle birlikte oynamanın tadını çıkarın.
-Büyükannelere güvenip çocuk yapmayın, istediğiniz süre kadar büyükanneler baksın ama o çocuk sizin ve o hep sizi isteyecek!
-Arada kaçamak yapmak iyidir, tabi. Ama ARADA!!!
-Kendinizi düşünerek hareket edemezsiniz herzaman.Bebeğiniz henüz kenbdini konuşarak ifade edemediğine göre, onunla sevgi ve şefkatle ilgilenmek, bütün zamanınızı ona ayırmak anneliğin ilk görevidir.

Yeni nesil anneler genelde ;
*Emzirmeyi zulüm görüyor gibi bu örneklere bakarsak!
*En kısa zamanda kesip kilo verip, gece alemlere akma derdindeler. Bebekler ise bakıcılarda, büyük annelerde annesinin yollarını gözlemekte.
*Çoğu sigara içiyor!
Çok büyük sorumsuzluk. Emzirme döneminde içen anneleri iki gözümle gördüm,tanıdım İzmir' de :( E yuh!!!!

Bunca bilimsel bilgi ve hayattan örneklerin sonunda söyleceğim iki çift laf daha var:

Annelik zordur, sıkı geldiyse bir kaç beden, değiştirme fişiyle aldığınız yere iade etmeniz mümkün değildir.Ona göre!

Herkes aklını başına devşirsin! Bu kadar bilgi varken, bunca kolayken öğrenmek, çocuğuna karşı ilgisiz ve bilgisiz olan, üniversite mezunu, dil bilen, sürekli internet kullanan, araba kullanan, sosyal, hobileri olmasına rağmen evlendikten sonra "sıra çocuk yapmakta" diye düşünen, bakıcılara,büyükannelere güvenen,bebeğini kucağına almayan, dokunmayan,ağlatan anne profiline acayip gıcığım, kimse kusura bakmasın!

17 Ağustos 2010 Salı

Tatilden anne-bebek manzaraları VOL.II

Ah sevgili okurlarım ah!
Tamam Egeliyiz,Akdenizliyiz, tez canlı, telşalı, heyecanlıyız ama kabul edelim biraz da düşüncesiziz işte.

Yine otelin bilumum köşelerinde gözüme çarpan hatta gözüme giren şeyleri aktarmaya devam edeceğim.

2 yaş civarı biz kız çocuğu lobiden içeri girerken çok şiddetli bir şekilde ağlıyordu. Ama annede tık yok, sanki duymuyordu.Yürümeye devam ederlerken kızı sürüklemeye başladı asansöre doğru. Pardon size bir uçan tekme atabilir miyim? diyesim geldi.Ama diyemedim tabi.İçimden küfür etmem ben. Direk adamın suratına söylerim ne demem gerekiyorsa.Uzak olmalarından dolayı söylenmemi de duyamazlardı.Zaten ağlama sesinden başka hiiiiiiiiç birşey duyulmuyordu. Neyse...Anne sürükleye sürükleye çocuğunu asansöre bindirdi. Biraz da tartakladı.AFERİN!!!
Demek ki bu anneye de zamanında onun annesi böyle yapmış. Bravo, ağlatın hep böyle bebelerinizi, hiç duymayın seslerini.Konuşmaya çalışmayın, anlatmaya uğraşmayın. Hiç iletişiminiz olmasın.

Sonra okula başladığında
Uyumsuz,
Hiperaktif,
Agresif,
Ders çalışmayan,
Bilmem ne bilmem ne şikayetleri ile bize gelmeyin. Hepsinin sebebi bu ağlama nöbetlerinde annenin-ebeveynlerin yardımcı olmaması.
Çocukla inatlaşmak ise daha bela birşey.Ergenlikte görürsünüz siz! Hiç dinlemeyecek sizi, aynısını size yapmak isteyecek hatta.

Bu tür anneler biraz düşüncelilik etse, empati kursa "ben olsam bana iyi ve yumuşak davranılmasını isterdim" dese problem kalmayacak.


Gelelim başka bir olaya.

Katta asansör bekliyoruz Ata ile,bir baba ve 2 çocuğu da bekliyor... Siz buyrun önce, biz bekleriz dedim.Asansöre yerleşirlerken minik oğlan oradan bir düğmeye bastı. 2 metre boyunda 5 metre eninde olan baba ise çocuğa anında bir yumruk vurdu ( kafasına)o sırada kapı kapandı.Seslerden anladığım kadarıyla çocuk yere düştü. Boşluktan "kalk ulan", "yine çakarım haa!" sesleri yükseliyordu.

Orada öylece çakılıp kalan ben, epey bir zaman sonra kendime gelebildim.Annesi orada olsa acaba o olay böyle gerçekleşebilir miydi? Yüreği hiç mı sızlamadı acaba diye düşündüm durdum.
Yine başka bir anektot!
Bebek arabasında sürekli volta atan bebeği her gördüğümde seviyordum. Annesiyle sık sık laflıyorduk ta. Sonra birgün ”annesi havuza sokmamı istemiyor “ geçen sene hasta oldu dedi.Haydaaa, pot kırdım, tüh derken, kadın bebeğin dadısı çıktı.Ama o kadar annesi gibiydi ki şaşırdım kaldım. 1-2 gün sonra annesiyle müşerref olduk. Dadısından daha uzaktı hatta çok soğuktu. Belki depresyondadır, tatile ondan gelmiştir dedim. Ama sonra anladım ki ablanın durumu kronik. Dadı,annanne ve teyze bebeği oyalıyor o ise sere serpe güneşlenip yüzüyordu gün boyu. PES!!!!
Güzel şeyler de vardı.
Anne kızıyla tavla oynarken, baba 3 aylık minik bebeği kucağına alıp ona şarkı söylüyordu.Şakalaşıyordu bol bol. Bebeğin gülücükleri herkesi mest etmişti. O aile zaten acayip sıcaktı, çok tatlıydılar. Helal olsun böyle anne-babalara. Baba üşenmeden, gücenmeden bebeğine çok yakın ve sıcak bir ilgi gösteriyordu. Mutlu bebeğin kıkırdamalarını yine duyar gibi oluyorum.

Şimdi yazıma son vermem lazım. Çünkü yavrucan beni bekler.

Sevgiler

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatilden Anne-Bebek Manzaraları

Kötü polisim ben. Aslında bu yazıyı yazmak yerine o manzaraların fotoğraf ve videolarını yükleyip vasatın da altında olan anneleri deşifre etmem lazım benim!
Uykularım kaçıyor bazen aklıma geldikçe!
En sondan başlayayım anlatmaya:
(Ev yerine otelde geçen tatilimizin mekanlarından anektotlar.Neredeyse her ailede bir bebek vardı.)

Lobideki koltuklardayız, çıkmak üzereyiz artık...1 yaş civarı bebek arabasında sıkı sıkı bağlıdır ve sert bir sesle Uaaaaa! diye ağlamaktadır.Her allahın kulu bebeğe bakarken anne sadece puseti ileri geri yürütüp kocasıyla muhabbet etmektedir:
Anne:Ayyy, havuza inelim, hadi çok güzeeellll...
Bebek:UaaaaAAAA...
Baba/Koca:mırmırmır birşeyler der
BebekUaaaAaaaaAAAA!!!
Anne:Hiii, ay ne iyi oldu geldiğimiz.
Bebek:Ciyaaaaaaaaaaaaakkkkkkkkk!
Baba/koca: Mırmırmırmır
Otel görevlisi gelip birşeyler konuştu...
Baba/koca:Ben kızımla çok iyiy anlaşırım, bakın(başını okşar)
Bebek:Ciiiiiiyyyyyyyyyyyyyyyyyyyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaakkkk!
Anne:Başka havuz da var mı?
Bebek: Artık ağlamaya hatta çığlıklarla ağlmaya başlar.

Aylin de dayanamaz bebeği kucağına almak ve anne babayı azarlamamak için kendini zor tutar. Kucağı doludur çünkü ;)

Bunları direk pataklamalı var ya! Sersem sersem anne-babalık yapacaklarına keşke sürekli havuz kenarında yaşayıp derilerini buruşuncaya, klordan saçları ağarıncaya kadar o havuzda yaşasalar bekar olarak!!!!!

Bakmayacak olan doğurmasın kardeşim! Bu ne !
Madem çok meraklısın sosyal hayata, bekar kal yada gezenti bir koca bul, gez o tatil köyü senin bu beach club benim.
Madem zor geliyor annelik, her ağladığında ilgilenmek doğurma!
Zor geliyorsa yapma bunu!
O çocuklar sonra ne oluyor, problem yumağı :(

O annenin suratına bir tane koymak geldi, sanki çocuğuna değil de düşmanına bakar gibi bakıyordu. Şiddetle ağlayan evladını kucağına alırsa incileri dökülür belki, ondan öyle bakıyordur diyorum. Belki bluzu kırışmasın diye alıyordur düye düşünüyorum. VAR BÖYLE TİPLER!

İsveç gibi anne-baba okulları açılsın derhal.Sertifika alan doğursun, alamayan beach clublarda gezsin, bebeklere yaklaşmasın bile!

AİLEDEN SORUMLU DEVLET BAKANLIĞI NE İŞE YARAR???????????

Başka bir olay:
Kahvaltıdayız, bir yerlerden katıla katıla bebek ağlama sesi geliyor. En sonunda dayanamadım, kalktım buldum. Resmen akbaba gibi başlarındaydım :))) Buldum da ne göreyim.Anne yiyor afiyetle, bebek ise pusette katılarak ağlıyor. Hemen:aaa, annesi hadi sen yemeğini ye, ben bebeğini sakinleştireyim bu kadar ağlaması iyi değil onun için dedim. Hemencecik sakinleşen bebek kucağımdayken ayak üstü doğal ebeveynlik, bebeği ağlatmamak gerektiği, anneye bağlanma ve güven ile ilgili bir iki bilgi paylaştım.

Anne çok masum görünmese bunu yapmazdım. İlgiyle dinleyen anne ve babaya bir kez daha teşekkürler.

Bu arada bütün bebeklerde Huggies'in Littler Swimmerslarından vardı. Ben pek beğenmedim doğrusu, onun için kullanmamıştık. Kişiliksiz durduğunu düşünüyorum. Mayolar daha şirin ve sağlıklı gibi geldi bana.

Çok dikkatimi çeken bebeklerin ses şiddeti oldu. Daha önce çok iyi gözlemlediğim ve bildiğim bir şeyi anne olarak inceleyince daha farklı detaylar buldum.

Mesela Rus ve JApon anne bebeklerini kucaklarından hiç indirmiyorlardı, bizim gibi. Bizden farkları yemeklerini kendilerinin yemelerine izin vermeleriydi.Japon bebek 1.5 yaşında olmasına rağmen çatalı ile pilavını pek ala yedi bitirdi bir akşam. Rus bebek ise gık demeden koca tatili geçirdi.Fransız ikizler ise kendi kendilerine yemeklerini yiyip sakin bir şekilde masada oturup anne-babalarının konuşmalarını dinlediler.

Bizimkiler ise yaygarayı basıyordu ara ara :)))

Anne olarak bebeğine aşırı bağlı olduğunu düşünen ancak onun beslenme ve yaşam gereksinimlerini karşılarken, bebeklerinin özgürlüğünü hiçe sayan bir yapımız var bizim.Saygıyla beslemediğimiz için onlardan saygı ile büyüklerini dinleme becerisini göremiyoruz. Çok öenmli bu.

Minicik de olsa zorlamadan, yıpratmadan yemelerini, oynamalarını, konuşmalarını, uyumalarını saygı ile sağlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Yoksa gerisi kuru gürültü bana kalırsa...

Sevgiler

Aylin

3 Ağustos 2010 Salı

O kendini ne sanır???

O kendini anne sanır... Umurunda mıdır bebeğinin gözyaşı?

Önemli olan iştir, kariyerdir,dinç ve bakımlı görünmektir, ev temizliğidir, el alem ne der'dir. Onun derdi budur. Etraflı ve derin düşünmediği için; sildiği yok ettiği şeyin evladı olduğunu görmez, göremez.Yoksundur çünkü gönül gözünden.



Aslında bencildir o .



Hep sorunları vardır, hep onun ağırdır yükü. Taşıyamadığı için ilk fırsatta çocuğunu atarlar uçtuğu renkli balondan, irtifa kaybetmemek için. Bebeği kreşlerde büyür, geceleri annannesinin yanında uyur, bazısına devlet baba analık eder, sokakta donmasın diye...



Annesi ölenin acısı büyüktür, kocamandır. Allah kimseleri annesiz bırakmasın.



Ama bir de annesi olup, her allahın günü canı yanan, ezilen, dövülen, yok sayılan, saygısızlığa, hakarete, tacize, ihmale, istismara uğrayanların acısı daha elimdir. Parça parça etler kopar sanki onların bağrından.



Ahhhh anne ahhhh! Ahhh annecim ahhh diye ağlardı bir çocuk! Hiç unutmam gözyaşlarını.

Kara gözlerinden süzülen damlaları yaşadığı bin yıllık derin bir acıdan gelir gibiydi. Kim taşırdı ki onca yükü bu küçücük omuzlarla? Kim sığdırırdı ki onca acıyı o minicik yüreğe? O minicik ellerini saran şefkat dolu, sıcacık bir anne eli arardı gözleri... Anne ardına bakmadan çekip giderken, herşeye rağmen "anneciğim, bırakma, anneciğim nolur yalvarırım bırakma beni" diye haykırırdı, gökyüzü gibi ağlarken. Ama sesi duylmazdı giden tarafından, çoktan silinmişti sesler henüz o haykırmadan...Sonra yavaşça düşerdi başı öne doğru, omuzları düşer, ayak ucuna bakıp bu sefer gözyaşlarını silmeye uğraşırdı, yaşamak uğruna...



Çekip giden mi? O, o, o annedir, varlıktır, yücedir ama bırakıp gittiğinden beri bir yüreğin sonsuz acı dolu deliğidir ve kulağında yavrusunun sesi, gönlünde izi, teninde kokusu olmadan trene binip gitmiştir çoktan...

1 Ağustos 2010 Pazar

Başlık atamayacak kadar sinirliyim şu an!

Bebeklerini gece yarılarına kadar ayakta tutan anneler ve ebeveynleri, üstelik onları çılgınlar gibi ağlatanları bir temiz sopadan geçirmek istiyorum.

Bu saate kadar bu çocuğun ne işi var ayakta?
Uyutamadık...
Neden???
E uyumuyor bizimkisi.
Kaç yaşında?
1.5
Televizyon açık mı?
Hııııı (Ohh süper!)
Neden böyle ağlıyor sizce?
İnat biraz, babasına çekmiş ( Vah vah vah garibim, şimdi ben nasıl anlatayım 2 yaş sendromunu)

Şu an mahallede 4 ayrı apartmanda 4 bebek var, her biri ayrı tonda ağlıyor! Ya bir bebek bu kadar çok sinirlenir mi? Bu kadar sinirle ağlar mı? Hele ki gece yarılarına kadar!..............

Anneleri serilmiş bir kenara tv izliyor, bunlar ya kardeşleriyle itiş kakış halinde yada birilerinin kucağında sinir harbinde!
Nasıl bir yetişkinliktir, bebeklerle inatlaşılır???
Nasıl bir anneliktir, aval aval tv izlenir, üstüne izletilir???

Nerede o bebeğin banyosu, uyku rituelleri, rutini? Nerede ???

Polis çağırıp karakola çektireceğim bunları ben! Bu kadar bebek ağlamasına ve ağlatılmasına devlet el koymalı!
Benim için memleket meselesi şu an budur!!!

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Annelik gezegeninden notlar - II

Artık ben bir anneyim. Kendimi güneşin etrafında dönen minik bir gezegen gibi hissediyorum. Sanki üzerimde yaşayan tek bir varlık var,o da oğlum Ata.Bunun dışında olan bütün yakınlarım ve dostlarım dünyaya aitler ve ben onları sık sık ziyarete gidiyor gibiyim. Bu düşüncelerimi okurken garip gelmesin.Belki siz de yaşamışsınızdır.Sadece anne olmanın ve "anne" denmesinin güzelliği başımı döndürmedi merak etmeyin :))) Ben sadece ve sadece onun için yaşayan kocaman bir varlık olduğumu hissediyorum. Hani dünya ikiye ayrılıyor Ata ve diğerleri desem durum o da değil. Tasvirimden de anlaşılacağı gibi ben direk kopmuşum dünyadan baksanıza :))) Bu zamanlar böyle oluyor belki de...Olması gereken bu yani.

Dünyalılara şöyle bir bakıyorum da ara ara, herkes bir mesaj kaygısı peşinde.Uffffffffff çok sıkıcı, acayip banal.Herkeste bir slogan, bir mesaj.Kimisi imajına sıkı sıkı yapışmış gerçek yüzünü görmek imkansız! Kasan kasana, ıyyyyyyy! Güler yüzlü ol, pozitif ol, cırt pırt.. Bir kere sürekli bu mesajlar geliyorsa bir yerden orada asık bir surat vardır gerçekte.Negatiftir... Ayrıca sürekli aynı mesaj yayınlanıyorsa orada da dönüşüm yoktur, uzak durmak lazım.

Hayat binbir çeşit meyvesi olan bir ağaç gibidir. Kimisi acı,kimisi tatlı. Ama insan beynindeki ilk mesaj olan "ağrılı olandan kaç" mesajı nedeniyle hep tatlıya yönelir. Allah kimseye acı yaşatmasın derim. Ancak sürekli ye,iç,eğlen,coş,gülümse,sırıt,çiiiiiz mesajlarının bir süre sonra afyon etkisi yarattığını düşünüyorum. Artık sürekli sırıtmaktan kafaya giden bol oksijen sayesinde pilot olmuş akıllarla bu gemi bir yere kadar yürür.

Rasyonel olmak lazım! Herşeyi net olduğu gibi algılamalı. Evet arada pembelerle düşünmek şart ama bu ara çok fazla "pempe" olmuş dünya ve gerçekler hasır altı vaziyette.

Aslında ne kadar çok canı yanıyor dünyalıların.Aç çoğu bir kere. Sevgisiz...Çocuklar işkence görüyor mesela, doktorlar ise ilaç satıp para kazanma derdin şifa vermek varken. İnsanlar besin zannettiği çöpleri yiyerek ayakta duruyor. Herkes ya obez ya da sıska.Depresif olanı,intahar edeni,kedi keseni,işkence yapanı... Mağdurlar zaten heeeeeeppppppppppp mağdur!!!

Sebebi ne bunların sevgisizlik mi? Evet, temel neden bu ama çok yönlü düşününce kafayı adam gibi kullanamamanın bedeli bunlar. Kalp ve beyni dost edememenin.

Ben ettim mi? Evet, kendimce bir nebze. Bunu çok iyi biliyorum ve bu dengeyi kısmetse bebeğime de göstermek istiyorum.

Acıysa acısını dibine yaşamış , mutluluksa mutluluktan uçmuş bir annesi var oğlumun.Bir de bu insan toplamından ve toplum denen kalabalıktan çok bunalmış bir annesi. Herkesin arızasının ultrasoundunu çeke çeke artık insan kalabalıkları görmek istemez olmuş bir anne.


Belki ondan kendimi ayrı bir gezegen olarak görüyorumdur kendimce, Aylince.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Kardeşlik




































İkizler burcu kardeşliğin sembolüdür astrolojide.Biri ölümlü kardeş Castor diğeri ise ölümsüz olan Pollux.Zeus'un çeşitli halt yemeleri sonunda aynı gün dünyaya gelen bu kardeşler kısaca ikizler burcunu temsil eder olmuş bin yıllardır...


Ben de bir ikizler olarak kendi haritamı ve hayatımı düşündüğümde görüyorum ki hayatımın ilk sıralarında hep kardeşim olmuş, ona düşkünlüğüm ile tanınmışım, hemen hemen herşeyimi onunla paylaşmışım. İyi ki de öyle olmuş. Ne güzel şey bir insanın kardeşinin olması dediğim günlerinin sayısını hatırlamıyorum bile...

Onu ilk gördüğüm anı, ilk defa kucağıma aldığım anı, sokak maceralarımızı... ölsem de unutmayacağımı çok iyi biliyorum.

Annem seminer döneminde onu bana bırakırdı, kardeşim 3 ben 8 yaşındayız :) Kahvaltı yapılır, masa temizlenir, bulaşıklar dizilir, annemizin bıraktığı parayla ilk fırssat bakkala gidilerek çubuk kreker alınır ve oyunlara dalınırdı. Annem yokken bendim onun annesiydim- kendimce-yemesi ,içmesi, temizliği için oyunumu bile bırakırdım. Eee, ne de olsa ben de daha oyun çocuğuyum o zamanlar. :) Hey idi güzel günler, heyyy!

Onun olgunluğu,akıllılığı bana herzaman destek vermişti. Başıma gelen en güzel şeyi önce onunla paylaştım uzaklardayken bile. Sonracığıma, en sulu göz ağlak zamanlarımda o beni teselli etti. Sırf ben mutlu olayım diye şehirlerarası yollara bile bol bol katlanmışlığı boldur. Ben büyüdükçe, o büyüdükçe bazen o abi oldu ben küçük kardeş, bazen ben anne,o baba...

Şimdilerde "evli","mutlu", inşallah ileride "çocuklu" da olur :)))

İşte bütün bunlar aklımdayken ben şimdi evladımın hayatını düşünüyorum.







  • Öncelikle "şunu istemem","buna tahammül edemem" gibisinden gerzek gerzek konuşmuyorum kendimle.


  • Artık ben bir anneyim...


  • Ata' nın hayatı başladı ve benim hayatım bambaşka bir boyuta geçti, evrildi, genişledi.Bazıyerleri bitti, bazı yerleri canlandı.


  • Eskisi gibi boğazda aylak aylak dolaşmıyorum ya da bütün günüm alışveriş arkadaşlarla gırgır şamatayla dolmuyor ama çok daha önemli işler peşinde olduğumu çok iyi bildiim için burada da sorun yok...


  • Bir kere kafamda kendimi rahat bıraktım, içimdeki sesleri dinliyorum: güzel, sorun yok. KAfam karışık değil (herzaman ki gibi) -nasıl da mütevaziyim ama, hehehe, bunun en büyük faydasını alışverişte yaşıyoruz, alacaklarımı nokta atışıyla buluyor hiç zaman kaybetmiyorum,kaybetmiyoruz-


  • Emzirme dönemi sona erdiğinde biz de hazır olabiliriz, neden olmasın.


  • Tek derdim belimi zorlayan fazlalıklarım.Çok fazla değiller, artık tek rakama inmek üzereler kg.hanesi olarak :))) Onun dışında bedenim de zihnimle paralel.


  • Ev düzeni nasıl olur??? Ohhooooooo! O güne kadar 100 ayrı versiyon gerçekleşir.


  • Kim bakar??? E tabi ki ben, tabi ki ben. Anneciği bakar ona.


  • İşler ne olacak? Hallolacak tabi ki. Dünyanın en önemli şeyi için biraz daha askıda kalabilirler.İzinler vb de çok iyi durumda artık Türkiye' de.


Geriye kalan tek şey zamanın güzelliğini sindirmek, güzel geçmesi için dua etmek...



Çok içimnden geldi hemen ekliyorum, bekar okuyucularım var biliyorum, onlara da bu güzelliği en güzel zamanda yaşamalarını diliyorum. Annelik ve evlat sevgisi başka hiçbirşeye benzemez çünkü...



Ata'nın kardeş hakkı var, doğacak kardeşin de kardeşe sahip olma hakkı var. Kısacası ne kadar zorluk yaşamış olursam olayım, hedefim belli, Allah sağlık, güç, kuvvet, sevgi ve bolluk bereket versin gani gani :)



Ata'mı, ailemi sevgiyle kucaklıyorum.



Öpücükler,





Aylin

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Yazdım,çözüldüm...

Bir yerden başlamalı sözcükleri dizmeye.

Nasıl olacak bu iş, formüller, teknikler, kitaplar, felsefeler, insanlar, düşünceler...Heryerden bilgi yağıyor ama marifet bilgiyi yordayıp hayatın içine yerleştirmekte.

Pekala, bir kez daha düşünmeliyim.

Önemli olan nedir? Sağlık, ok. O zaman kafaya gereksiz şeyleri takmayacağım.Mesela şu Milupa' nın sütüm yeterli mi anketine takılmayacak gözüm.Elbette sütüm yeterli deyip olumlama yapacağım.Tamam gereksizleri atıyorum aklımdan.

Kitaplara gelelim: bebek dostu olup doğal ebeveynliği savunan kitapların listesini yapıp zaman buldukça sırasıyla okuyabilirim.

Peki her bilgiyi kopyalayıp kullanacak mıyım? Tabi ki hayır. Bana uygun olanları alacağım, süzgeçten geçecek yani.Şimdiye değin başarılı gidenleri düşüneceğim ve o kanalı kullanarak devam eedeceğim yoluma.Vicdanımın ve annelik içsesimin onayladığı ve geriye ittiği şeyleri kuyumcu terazisi gibi büyük bir hassasiyetle seçebileceğime inancım tam. Aferin bana, ben yaparım :))) Neleri başardım, şimdi şu küçük kafa dağınıklığını mı aşamayacağım, peeeahhh!

Hamilelikte onca şeye üzülmüştüm ama kontrolüm tamdı.Lohusalıkta da öyle, şimdi neredeyse deneyimin ve anneliğin en keyifli günlerindeyim.Elbetteki bunu da aşacağım.Yani şu anki durumum geçmiştekilerin yanında devede kulak kalır desem yeridir...

Gönderimi yayına verdikten sonra hiçbirşeyim kalmayacak.

Olumlu duygularla son noktayı koyuyorum, nokta.

:)

28 Nisan 2010 Çarşamba

Anneliğe Sığar mı?


Efendim,
Şehir dışında anneannemizde olduğumuz için kendi doktorumuza gidememiştik ama doktorulmuz bize çok güvendiği bir meslektaşını tavsiye etti ve biz de koşa koşa gittik.
Soğuk algınlığına bağlı burun akıntısı ve öksürük dışında bana çeşitli tavsiyelerde bulundu konuk olduğumuz doktor...
Tabi bu tavsiyeleri dinlerken içim cızz etti."Nasıl olur, anneliğe sığar mı?"demeden edemedim içimden.Zira Dr.Sears' ın öncülüğündeki "Doğal Ebeveynlik" felsefesini benimsemişken ve tam bana göre iken, bu tavsiyeleri duymak ve dinlemek bana çok zor geldi...!
Neymiş efendim,bu tavisyeler ve içimden geçenler?
1.Gece emzirme onun yerine su ver....(Neeee???!!!Olur mu öyle saçma şey, mavi boncuğumu bundan nasıl mahrum bırakırı?!O annesini koklamak ve güvende olduğunu hissetmek ister, mümkün değil doktor hanım!!!)
2.Artık 6 aylık olmuş, odasını ayır...(Hah! İşte burada duralım)Burada benim anlatacağım çok şey var.

Bebeğim 2 yaşına gelene kadar, hatta ve hatta o bizden ayrılıp kendi başına odasında uyumak isteyinceye kadar yanımdan ayırmayı düşünmüyorum. Bir kere onun ban açoooooooooook ihtiyacı var. En başta kokumuu duymak ve güvende uyuyup uyumadığını bilmek isteyecektir. Hem ayrılmak için daha çok küçük.9 ay zaten beraberdik ve o "artık büyüdüm ben odamda uyurum" diyene kadar da beraberiz. Ayrıca su filan da veremem. Hazır sütüm varken ve onun anne sütüne ihtiyacı varken su ne iş görecek anlamadım doğrusu? Niye kandırayım onu??? Hem bebekleri böylesine kandırmak üzerine kurulu bir disiplini reddediyorum, bizi kandırsalar küsmez miyiz?

Dilleri yok diye ha bire baskı uygulanıyor sistematik olarak. Sonra hepsi büyüyor ve türlü sorunlar yaşıyorlar. Nereden mi biliyorum, çalıştığım okuldan. Ayrıca ve ayrıca kimse bana minik bir insanı sert bir uslüpla terbiye etmemi de önermesin. Çünkü tatlı dil ve güler yüz kadar çocukları, bebekleri olumlu yönde geliştiren bir şey yoktur. Peki bunu nereden biliyorum: annemden, büyükannemden,kendimden, kardeşimden, kuzenlerimden, onlarca öğrencimden...

Ayrıca Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin de bunu söylüyor:


http://webtv.kanald.com.tr/Detail.aspx?Id=4607

Bu videoyu izledikten sonra kimse bana başka bir tavsiyeyi kabul ettiremez. Bu böyle biline :)

Annelere selamlar, bebeklere mis kokulu öpücükler

Sevgiler

Aylin Atasagun