hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Srebrenica Don't Forget! 11.07.1995


Srebrenitsa'yı unutma!

Bundan tam 16 yıl önceydi. Avrupa' nın göbeğinde bir insalık suçu işlendi ki o suç kıyamete kadar insanoğlunun alnında bir leke olarak kalacak. Hatırladıkça ürperiyorum.

8372 kişi öldürüldü.
Onlarca bebek...
Onlarcası minicik çocuk ve onlarcası daha anne karnındaydı...
Yüzlerce erkek ve kadın...
Sadece etnik kökeni yüzünden acımasızca öldürüldüler.

İleride oğluma anlatmam gerekenlerden biri de bu trajedi, ne yazık ki. İnsanların sadece etnik kökeni farklı diye diğerini yok ettiği bir trajedi. Çok yazık.

Tanrı dünyaya bir daha bu kaderi yazmaz umarım.

Srebrenitsa 11.07.1995!Unutmayalım.

...unutulacak gibi değil

10 Temmuz 2011 Pazar

Zorluk sadece pantolonda mı?


Şafak Pavey Meclise giren sayılı engelli vekillerden bir tanesi. Protez bacağı nedeniyle meclis iç tüzüğünde yeni bir düzenleme yapılarak kadın vekillerin pantolon giyebilmesi gündeme geldi. Oysa ki Pavey' e göre zorluk sadece pantolonda değil.

Ödüm patlıyor diyor, merdivenlerden, kurul salonunda yaşadığı sıkıntıdan bahsediyor samimiyetle. Ayrıca gündeme protez bacak ile gelmesinden de rahatsız. Meclisin daha erişebilir, engelli dostu bir bina haline dönüşmesini istiyor.

Bu haberleri okurken "işte şimdi gerçek mücadele başlıyor" dedim. Bu ülkenin yaklaşık %12'si engelli. Engellendikleri alan hayatın ta kendisi. Bir çok insan göremediği, işitemediği, yürüyemediği ve zihinsel yetersizliği olduğu için gümbür gümbür yaşayamıyor bu hayatı. Çoğunun derdi sağ salim akşama, akşamdan sahaba erişebilmek ne yazık ki.

Şimdi Pavey ve ekibi meclisi daha erişebilir hale getirmek için kolları sıvamak istiyor. Sonuna kadar destek verilmeli. Mecliste'ki bu çaba umarım ülkenin her yanına taşınır ve yetkililer daha ince fikirli olmaya mecbur kalır.

Zira bebek arabasıyla bile kaldırımlarda yürümek imkansızken, bir engellinin herhangi bir tek başına kaldırımda ilerlemesi tamamen imkansız.

Artık daha gerçekçi ve ince fikirli olmak zorundayız. Çünkü tane tane kapakları toplayınca engeller pat! diye aşılmıyor.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Negatiften arınma diyeti



Fotoğraf: Çağatay :)
Dün yazdığım ilk yazıda içimdeki ve dışımdaki negatiflerden uzak duruyorum demiştim. Bunun üzerine Sevgili Nilhan, "listesi var mı" diye sormuştu. O ana kadar kafamda bir liste yapmamıştım ama düşünüp neler yaptığımı paylaşmak istedim.

İçimdeki güneş: Güneşi çıplak gözle görebildiğimi hayal ediyorum. Hani şu dijital görüntüleri vardır ya onun gibi. Sapsarı, pasparlak bir güneşin kalbimin yerinde olduğunu hissediyorum. Oradan bedenime ve etrafıma ısı ve ışık saçtığını, hayat verdiğini düşünüyorum. Özellikle gözlerimde ve ellerimdeki enerjiye dikkat ediyorum.
"İşte bu benim ana enerjim, bunu en iyi şekilde harcamalıyım" cümlesini kendime sık sık hatırlatıyorum.

Dinlenmeye ihtiyacım olduğunda ( ki bu aralar tek yaptığım şey bu ) ellerimi kalbimin üzerine koyup bunu hissetmeye çalışıyorum.

Negatif insanlardan uzak duruyorum.

Duramıyorsam, bir konu belirleyip sadece onun etrafında konuşmalar yapmaya özen gösteriyorum.

Sinirlerim gerildiğinde ( ki operasyon ertesinde çok üzgün ve gergindim ) bunu yaşamamın insani bir durum olduğunu ancak kimseye bir faydasını olmadığını düşünmeye çalışıyorum.

Çeşitli duaları tekrarlıyorum. Örneğin büyükannemin öğrettiği "la havle..." başına bir besmele ekleyip 11 defa tekrar ediyorum. Çok iyi geliyor. (Kesin bana büyükannemi hatırlattığı için :)

Su içiyorum.

Kalbimdeki kırıkları, darlıkları, üzüntüleri gördüğümde sanki elime minik bir serçeyi alıp okşarmışsasına hareket ettiğimi düşünüyorum, iyi geliyor.

Ata'ya sarılıyorum. Olabildiğince sık. Hepimize iyi geliyor.

Kocacığıma daha çok sevgi sözcükleriyle hitap ediyorum, Atişko'ma da...

Çiçeklerimle konuşuyorum. İşe yarayacağına çok eminim.

Sevdiğim müzikleri dinliyorum.

Sık sık yüzümü yıkıyorum.

Bunlar 13 Nisan'dan beri yapmaya özen gösterdiğim şeyler. Bu tarihlerde yaşadığım en acayip olay birden hastalanıp yatağa düşmem ve kalkamamdı. Anladım ki enerjimi düzgün harcayamadığım için başıma geldi bunlar.

Gereksiz şeylere bu enerjiyi kaptırarak yok etmenin ve kendimi zorlamanın bir gereği yok diye düşünüyorum artık.

Atacığımla, az ama öz olan dostlarımla, ailemle, sevdiklerimle, çiçeklerimle güzel bir hayat sürmek çok önemli benim için.

Çünkü hayat sevdikleriyle, iyi ve hayırlı işlerle uğraşarak geçince güzel.

Gerisi beyhude.

26 Nisan 2011 Salı

Diren bebeğin direnişine katılın!

Geçen hafta Nurturia'da ööööylece gezinirken denk geldim Diren bebeğe.

5 aylık doğmuştu ve küvözde yaşam mücadelesi veriyordu. Dahası ailesinin durumu masraflarını karşılamaya yetmiyordu. Grupta gördüm ki herkes kendince yardım etmeye çalışıyor. Daha büyük bir çare bulmalı dedim ve bunu yazmaya karar verdim.

Durum şu:
Salman Çetin'in ilk bebeği 5 aylık 630 gr.olarak doğdu 2 aydır Ümraniye Atlas Hastanesinde küvözde yatıyor. Bebeğin organları çalışmadığı gibi pek çok komplikasyon geçiriyor en son gözlerini kaybetme riski olduğundan dün Cerrahpaşa hastanesinde tek gözünden ameliyat oldu 10 gün sonra diğer gözünden olacak.
Devlet erken doğan bebeklerin küvöz masrafını karşılıyor fakat bebeğe sürekli olarak özel ilaçlar veriliyor. Beyindeki kılcal damarlarda sürekli kanama oluyor, böbrekleri çalışmıyor her gün ayrı bir sorunla karşılaşılıyor. Arkadaşımız 680 TL maaşla çalışıyor ve bir ambulans için 500 tl vermesi gerekmiş dün.


Kimsenin böyle bir mücadelede yalnız olmasını istemem, düşünenmem bile bunu. Anneciğinin, babacığının hali nedir, kimbilir :( Yapıalacak çok şey olabilir, Belki gönderilecek 10 tl ile Diren bebeğin direnişine katılabilir, hayata tutunmasına büyük bir katkı sağlayabiliriz.

Diren bebeğin babası Salman bey EDS isimli firmada çalışıyor. İletişim bilgileri web sitesinde mevcut. Bebek Atlas hastanesinde yatıyor.

Haydi durmayın, bu direnişe katılın!!

17 Şubat 2011 Perşembe

Bu Güncenin Ana Dili Türkçe'dir.



Türkçe düşünüyorum, Türkçe konuşuyorum, insanlarla Türkçe anlaşıyorum, ana dilim Türkçe...

İşim Türkçe öğretmek, prensiplerim; Türkçe' nin tam ve doğru kullanılmasına azami dikkat edilmesi yönünde, bir eğitimci olarak. Ancak gelin görün ki, gün boyu dilimize yapışmış, lapa lapa yabancı sözcüklerden, kırık dökük "güya Türkçe" cümlelerden dolayı kendimi, kültürümü ve dilimi yok sayılmış gibi hissediyorum. Bu ülkede Türkçe'yi özenle konuşan birileri yok mu acaba?... Düşünmeden edemiyorum.

Türkçe konuşan, yazan ve öğreten bir anne ve eğitimci olarak herkese ilan etmeye karar verdim. Bir anne güncesi olan "Bu Sayfanın Ana Dili Türkçe'dir".

Türkçe karşılığını bilmediğim durumlarda Türk Dil Kurumu sayfasına danışacağım.

Türkçesini bile bile yabancı sözcük karşılığını kullanmayacağım.

Yazım kurallarına dikkat edeceğim.

Toplumsal alanda ve günlük yaşamda seçtiğim sözcüklerin ana dilimizden olmasında daha özenli olacağım.

Benliği olan ulusumuzun temel öğesi olan Türkçemizi hakkını vererek kullanmanın, aldığımız eğitim, terbiye ve ahlakın gereği olduğunu düşünüyor, bundan böyle "sadece Türkçe" diyorum.

Saygılar,

Aylin Anne

Not: Bu konuda hemfikirseniz görseli bilgisayarınıza indirebilir, internet güncenizde yayımlayabilirsiniz.

13 Şubat 2011 Pazar

İlla ki yapılacaklar listesi -Sobe

Uykum kacti yine... Yarin okullar acilacak bir de doktor kontrolum var. Neyse ki sevgililer gunu :) sevgilimle ve sevgililerim CagATAy la guzel bir aksam olur umarim.

Aklimdan gecenleri not almak icin oturup yazmaya karar verdim.

1. Hayatimda en az bir kere sarisin olacagim. Maksat renk olsun:)
2. Bahceli bir evde yasayacagim.
3. Gul yetistirecegim.
4. Tursu, komposto, recel ve sarap yapmayi orenecegim( Kurs yerini ayatlafim bile, Izmir'deki evimiz.)
5. Antika bir araba alacagim. (nasil olacaksa...yazmadan gecmeyeyim)
6. Yarim kalan Avrupa ve Amerika seyahayimizi tamamlayalim artik.
7. Ucus kursuna katilacagim.
8. Efes i cok severim. En yakin zamanda doyasiya gezecegim oralari.
9. Gemi yolculugu istiyorum, Akdeniz turu mesela ...
10. Dunyayi gezecegim.
11. Bir kac cocuk daha ;)
12. ATA ile piyano dersi alacagim.
13. Pasta kursuna gitmek istiyorum.
14. Yarim yarim beni bekleyen kitaplarimi tamamlayacagim.
15. Milli Egitim Bakanligi na bagli her devlet okulunda ar-ge birimlerini actiracagim. Olmasa da yolunda ilerleyecegim.
16. Suslu bir deftere Ata ile ilgili not alip gunluk tutmaya devam edecegim. Aksatmak yok.
17. Yagli boya resime devam edecegim. (ne ara yapacaksam...AMA yapacagim iste)
18. Fotograf sergisi acacagim.
19. Elimdeki 4 projeyi tamamlayip sizlerle paylaşacağım.
20. Şimdi değilim ama yaslaninca acayip koket bir teyze olacağım.
21. Belime kadar upuzuuuuuuuuuun saçlarımı kestirecegim (yani, sanırım, belki, koyabilirsem,emin değilim)
22. Elektro gitar çalmadan ölmeyeceğim.
23. 90 li yılların müziklerini daha cok dinleyecegim.
24. Kainati en duru sekilde aciklayan sey tasavvuftur, daha cok okuyacagim.
25. Copleri ayirarak atmaya devam...
26. Balkon kenarina kus evi asacagim.
27. Canakale Sehitligine mumkunse her sene gitmemizi saglayacagim.
28. Her yil agac dikecegim.
29. ATA ya siradisi modelli bereler orecegim.
30. Bu yaz ailecek Bodrum Turgut Reis'te tatile gidelim.
31. Bileğime yavrukusumun adını yazdiracagim.
32. Dogal yasam parklarini gezelim, fotograf cekelim istiyorum kocacimla ve Atacimla.
33. Bir sinem filminde minik dahi olsa bir rol almak istiyorum Ben.
34. Giyeceklerimi oyle azalttim ki... 2-3 pantalon bir kac kazak, gomlek..yeter, cok bile. Belki yeni ve stil seyler alirim bir ara.
35. Surekli ve devamli ve de azimle dezavantajli cocuklar için çalışacağım.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizin de aklınıza gelenler ve hiç gitmeyenler varsa, haydi durmayın, siz de yazın. Sobelediklerim Açalya, Slingomom, Işıl,Zerrin Anne , Pi-nik Kuş , Peri ve Sena

Yasamak , dolu dolu yasamak ne güzel şey :) Sobelediklerim, haydi bakalım :) Bekliyorum

6 Şubat 2011 Pazar

En son ne zaman "mutlu" oldunuz?




Facebook
ve Twitter da sordum bu soruyu.

Kişisel profilimde epey ilgi gören bu soruya gelen yanıtları okurken "mutlu" oldum :)

İşte arkadaşlarımın yorumları ...

Bugün... :)

oğluşumun kokusunu burnuma çektiğim her an:)

bu sabah kahvaltı için Tammo pankek yapınca. (bilin bakalım bu kim? (((: )

Su an..:)

ben hp mutluyum.... ki.......

oğlum tatilde 5 gece koynumda sarmaş dolaş uyuduğunda :)

Oğluma her sarıldığımda yani hergün. Allah ekskliğini göstermesin

Az önce oğlumun altını değiştirirken o kadar güzel ki poposu :)))

bugün,bir haftadır benim canıma okuyan dişimi çektirdim veee çoook mutlu oldum


Ben de şunu yazdım:

Gördüm kiiii; benim arkadaslarım küçük seylerle çok büyük mutluluklar yaşıyor. Hepinizi ayrı ayrı kutluyorum. Kendimi de tebrik ediyorum; böyle güzel insanlarla dostluklar kurduğum için:) candan selamlar:)


NOT: Bu arada hep "oğlan anneleri mi mutlu" :) Kız anneleri ne der? :)

Peki siz en son ne zaman "mutlu" oldunuz ???

4 Şubat 2011 Cuma

Saçmalasak da mı saklasak!

Duymayan kalmadı Defne' nin haberini. Başım hala güm güm vuruyor. Dün bütün gün sadece cenazede çekilmiş kareleri düşündüm durdum. Gece saat 1 olmuştu ve ben "ne olacak bebeği" diye diye bir hal olmuştum. Eminim "yeni anne" olan herkes çok düşündü benim gibi, herkes çok üzüldü ama küçük bebeği olanlar ciddi sarsıldı bence.

Haberi ilk duyduğumda, hiçbir ayrıntıdan haberim yoktu ama " evde bebişko vardı, neden eve gitmedi ki" sordum saf saf , kendi kendime tabi... :( Öyle üzüldüm öyle üzüldüm ki... Çünkü benim oğlum da 17 aylık ve bu acının nasıl bir şey olacağını tahmin bile edemiyorum ama bir şekilde hissediyordum işte. Ben sadece düşündüm sessiz sessiz ama aile ve bebek kavramalrına soooonnn derece uzak bir isim Hıncal Uluç epey ağır bir yazı yazmış, ölen birinin arkasından. Bütün hissiyatımı Facebook taki statume yazmıştım. Arkadaşlarımın tepkisini tahmin bile edemezsiniz...

Bir çocuğun ileride annesiyle ilgili karşılaşmak istemeyeceği türden ağır şeyler yazmanın hazzı nasıl birşey, biri bana anlatsın??!!!

2 Şubat 2011 Çarşamba

İnanamıyorum :(

Hayat çok kısa, çok acımasız demişti çokoprenses. Defne Joy' un fotoğrafını görünce acaba eşini mi kaybetti dedim :( Hemen Habertuk'u açtım. Aaaaaa...dondum kaldım. Gitmiş, uçup gitmiş :(

2 gün önce haberleşmiştik :(



O kadar üzgünüm ki...

Acılı ailesine sabır diliyorum.

Ne olacak o minik yavru kuş şimdi :(

Offf Allahım :(

27 Ocak 2011 Perşembe

Anneliğin davranış notları ve yarın ki karne heyecanı

Bir önceki gün tam 5 tane post yayinlayip dün bir harf bile yazamamistim. Çünkü karne kosturmacasi, calışma kağıtlarının hazırlanması evdeki ayrı telaş beni uzak tutmaya yetti de arttı bile :))

Koş Aylin koş.

Gecen gün okulumuzun pek kokos ogretmenlerinden biri: "Aylin Hanim acayip zayıfladınız. Merak ediyorum formulunuz nedir. Acaba normal mıdır böyle cabucak incelmek, sormadan edemeyeceğim" diye uzuuuun bir soru yöneltti. Kendisine "koştuğumu" soyledim. "Sahilde mi" demesin mı? "Nerdeeeee, evde Ata' nin pesinde... okula yetişmek için.... Okulda cocukların pesinde...sonra aksam olunca eve yetişmek için koşuyorum. Saka değil, hani Postacilarin yarışmaları olurdu; sırtında çantaları seri adımlarla igiderlerdi. Hah! İste aynen öyle. Aylin koşuyor. Hergün en az 2 km koşuyorum yahu! Göbek mı kalır! Basen kalça ivir zivir hepsi tarih oldu buralarda. Neden? Hayata yetişeyim, aman her haltı duzgunce yapayım derken inceliyor iste insan. Son günlerde askimla bulusarak el ele, soğuktan totoskamiz dona dona eve geliyoruz ama iyi oluyor. Bu çılgın kosturmanin icinde nefes alıyor. Her aksam o 1 km. bizim... Güya bizim :))) Biraz okuldan biraz işlerden sonra tabi ki hemmmenn Ata. Eve gidene kadar ondan başka hiçbir seyin bahsi geçmiyor. İyi ki de öyle oluyor. Çok şükür.

Yaaaa bu arada kiloda takıldım kaldım ama zerre kadar umrunda değil. 62 kiloyum,ona da inanamıyorlar. "Rejimsiz 17 kilo nasıl gider" dedi İngilizceci. Siz de koşun, aksam olunca ağzınız açık uyuyakalmazsaniz, sonracigima iğne ipliğe donmezseniz gelin bana hesabını sorun "dedim. Daha ne diyeyim, azmedin siz de zayıflayın kardesim :))))

Bu arada emziriyorum ben. 17. Ayı doldurmak uzereyiz ve emiyorbenim küçük Ata'm. O bırakana kadar devam... :) hamileyken kendimi en çok motive ettigim şey emzirmeydi. "Normal mı sezaryen mi" paradoksuna takilmadan; "ben emzirecegim,babane" diyordum. Çok kilo aldın diyene de; "emzirdikce bu yağlar süte dönüşecek, uzun süre emzirecegim bakın görün" diyordum. Annem hala hayret ediyor. En fazla 5 ay emzirebilmis. Genetik diyenlere kapak olsun 17 ay. Kiloya da alakası yok. Hepsi annenin beynini nasıl kodladigina bağlı. "Sutum kesildi" diyenlerle durumu incelediğimizde annenin stresten, yorgunluktan, üzüntüden veya bir sekilde bilinç dısı dahi olsa emzirmekten yorulmasından dolayı kesildiğini çok gördük.

Amma cadiymisim, helal olsun bana . Ata nin doğduğu günden beri uykuduzum ben :))) birgun uzun uzun anlatırım basıma gelenleri... Onlara
rağmen sutum kesilmedi, inatla emzirdim. Belki de herseye karsı dayanıklı olabilmek için emzirmeye çalıştım. Bilemiyorum... Ama tek bildigim Ata 2 yasına kadar oral donemi yasayacak ve bu donemde onu emzirmek boynumun borcudur, annelik görevimdir.

Emzirenlerle de emzirmeyenlerle de ilgilenmiyorum uzun süredir. Çünkü isteyen çatır çatır emziriyor ya da şutum kesilmesin diye 40.000 takla atıyor. Gerisi tssssssss.....

Neyse, isteyen istediğini yapsın, Aylin gidip karnelere cici süsler yapsın, yarın ki yörene konuşma hazırlasın...

Koş Aylin koş!


Kalın saglicakla :)

21 Ocak 2011 Cuma

Akıl Defterimden Notlar; Teşekkür, sorumluluk, hediye ve kandırmacaya dair...



Öncelikle özelden ve genelden gönderdiğiniz başsağlığı mesajlarınız için ayrı ayrı, tek tek hepinize çok teşekkür ederim. Yüreğimdeki acıyı hissedip paylaşmanız beni çok duygulandırdı ve bir nebze olsun hafifletti. Allah hepinizin evladını size bağışlasın, yüzleri hep gülsün, sağlıkları, neşeleri hep yerinde olsun. Sağolun tekrardan.

Yuvadan gelen çocuklarla ilgili gelen maillerinize tek tek dönmeye çalıştım ve herkese aynı şeyi söyledim "bana biraz zaman verin ayrıntılı birşeyler yazacağım diye"... Şöyle ki;
1.Çocukların ihtiyacı olan şeyler neler, bunların bir analizini yapar, paylaşırım. Ama bilin ki giysi, yiyecek, kitap, defter, eğitim araç-gereci, yiyecek, tv, bilgisayar... herşeyleri bol bol var. Bu konuda devlet çok iyi bakıyor, hakkını verelim.
2.Şahit olduğum kadarıyla önemli olan "manevi destek"...
Bir çocuğa gönüllü olarak nasıl destek olunur?
Bu işin prosedürü nedir?
Kimler gönüllü olabilir?
Kimler koruyucu aile olabilir?
Sosyal yönden başka ne tür destekler sağlanabilir?

Bunun gibi pek çok soruyu 25 Ocak 2011 Salı günü yetkilelere sorup, en doğru yanıtları size buradan aktarmaya çalışacağım. İlginiz için çoooooooooooooooooook teşekkür ederim. Yazdıklarınızı okudukça içimdeki o büyük ve garip sızı hafifledi, inanın. Tekrar tekrar teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

3.Hatırlarsanız 2011' e girerken bir yeni yıl çekilişi düzenlemiş, kazananları ise buradan duyurmuştum. Ancak AISHA çekilişine katılanlar bana geri dönüş yaptı, hediyelerini aldılar. Fakat uyku seti ve melek kazanan talihliye bir türlü ulaşamadım. Bu beni epey üzüyor. Eğer ulaşabilirse çok sevinirim. Ulaşamazsa pazartesi günü katılanlar arasında yeni bir çekiliş yapıp duyuracağım. Bilginize :)

4.<strong>Belirtmek istediğim son bir not var ki bu çok önemli: blog üzerinden tanıtım yapmak isteyenler oldu. Çoğunu nazikçe reddettim. İlk defa bir firmaya evet tanıtımınızı yaparım ama bir şartla, hediyenizi ATA'ya değil, sınıfımdaki öğrencilerime yollarsanız çok sevinirim dedim. Gözyaşartıcı derecede duygusal yanıtlar aldım.

Aylar geçti neredeyse, bu iyi kalpli(????!!!!!) firmanın linkini paylaştığım halde "yazınızı göremedik, çok üzgünüz" gibisinden bir yalanla bana yanıt verdiler. Kendilerini eshefle kınıyorum. Blogumdan reklam yapıyorum diye pek çok insanın hışmına uğramıştım, "çocuklara hediye gidecek,mutlulukları için değer" diyerek dişimi sıkmıştım, ama boşunaymış! KANDIRILDIM. Tek kandırılan ben değilmişim Hülya' nın yazdıklarına ve gelen yorumlara bakılırsa pek çok insan üzülmüş, incitilmiş. NE AYIP!

Bu nedenle blogum aracılığyla kendini tanıtmak isteyenler varsa lütfen iki kere düşünsün, çocuklara yardım yapmayacaksanız mail atmayın, istekte bulunmayın lütfen. Reyting için çekiliş yapan çok sayıda blog var, oralar daha uygun olur sanırım.

Ayrıca Aisha, Nivea, Prima ve o bahsettiğim firmanın çekilişi dahil, kendime bir iğne dahi kabul etmedim. Hışmınız boşunaydı sevgili bayanlar, bilginize!

Şimdi gidip film izleyeceğim, hepinize iyi geceler...

20 Ocak 2011 Perşembe

Hayat devam ediyor

Gözyaşlarımız sel oldu...

Hayat devam ediyor, acımız yüreğimizde..

Hayat devam ediyor...

Meleklerimiz hep bizimle...

Umut olsun bu video.

Umut dolu olsun yaşamak.

Yarın çok güzel bir gün olsun.

Herkes için...




The Babies

...



Güle güle yavrum, güle güle benim tombul kuşum. Güzel kızım, canım yavrum.

Cennetteki tombul meleğimsin sen benim artık.

Tatlı kızım...

Elveda...

17 Ocak 2011 Pazartesi

İlk'lerle geçen günler...

Aman yarabbi!

Yorgunluktan görmüyorum, duymuyorum, sürünüyorum ama bilgisayar başındayım ve bitmez tükenmez bir yazma azmiyle tıkır tıkır cümleleri yerleştiriyorum ekrana. PES!!! :))) Yazmak bir çeşit terapi, tamam ama yorgunlukla karışık yazma azminin terapiden ziyade bir çeşit iç dökme hevesi olduğunu düşünüyorum.Gülüyorum bir yandan :)

Yazsam yazsam susmasam yine yazsam... O derece ... :))) :P

İlklerle dolu bir haftasonuydu.

Efendim, arkadaşım Nur Çiftdoğan' ın şahane eserleriyle katıldığı resim sergisine teşrif ettik paşazadem ile birlikte.Adamcım hayatında ilk defa bir resim sergisine gitti. Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki birbirinden güzel ve renkli yağlıboya tabloların olduğu kata çıktığımızda Ata anladı hemen; burada koşturmak çok keyifli olabilir! ;) O koştu biz de arkasından yetişmeye çalıştık.

Ata

Ne anladın sergiden diye bir sor, hani şu meşhur artistlerden biri hızlı okuma tekniği ile Anna Karanina' yı okumuş, ne anladın diye soranlara "olay Rsuya'da geçiyor" cevabını vermiş, hah! benim cevabımda aynıdır. CKM'de sergi var, kaçırmayın a dostlar! :)))

Fuayede çığlık atıp şarkılar mırıldanan Ata paşası, kolonlara saklanıp 80 ninelerle saklambaç oynadı. Sergi dağıldı aslında biz gidince. Koşturup herkese laf atan bir miniği görenler oynamak istediler haliyle :) Biz de hem koşturup hem de memnun ve hafiften kasılmış Japonlarda çok sık gördüğüm garip bir gülümsemeyle nefes nefese kaldık Çağatay'la :))) Çok eğlendik ama. İyi ki gitmişiz.

Nur Çifdoğan

İlklerimize gelince, sergi çıkışı -bu trafiğe arabayla girilmez deyip taksiyle gelmiştik, dönerken taksi bulamayıp sarı dolmuşa bindik. Ata ilk defa sarı dolmuşa bindi. Bir nev-i F15 bunlar! Deli gibi hız yapıyorlar. Allahtan gıdım gıdım ilerliyorduk, yüreğimiz daralmadan eve geldik :)

Cuma günü ise ilk defa okula gitmiş, yani benim okuluma gelmiş sınıfımda vakit geçirmişti. Hatta uyudu bile benim minik kuzum :)

Uyuyor

Neden mi sınıfımda ve neden mi uyuyor? Çünkü o gün, yani geçtiğimiz cuma günü işe giderken Ata'yı bırakacak ne bir akraba ne bir bakıcı ve ne de bir tanıdık vardı. Ne yapayım, evde bırakıp kapıyı kapatım okula mı gidecektim???!!! Tabi ki yanıma aldım, buz gibi okulda 3-4 saat idare ettik. Ne yapalım :( Üzüldüm mü evet, sevindim mi ona da evet! :) Yanımdaydı, çocuklarla birlikte zaman geçirmek mutlu etti, e daha ne olsun? :)

Son bomba ise odasının duvarlarına ilk defa karalamalar yapmasıydı sanırım? İlk tepkim ne oldu sizce ?
Hadi bir tahmin ...

13 Ocak 2011 Perşembe

Dizi isgaline karsı anne cephesinde son durum nedir?

Son gunlerde yeni yayina giren bir dizi ile ilgili cilgin bir tartisma ulkenin gundemine oturdu. AMA gelin gorun ki bizim hayatimizi zerre kadar etkilemedi bu olay. Misafirlerimizin dostlarimizin durmaksizin bunu konusmasi beni son derece rahatsiz etti soniki gundur. Neden mi? Bir dizi yayimlaniyor, birileri begeniyor, birileri begenmiyor, hatta konuya hukumet, hatta hatta basbakanel atiyor!!!! Ne komik, ne kadar trajikomik! Demek ki herkes televizyonkolik bu memlekette. Ulke meselesi oluyor dizilerin icerigi.

Gecen gun ogretmenler odasinda ayni konunun siyasi kutuplasmaya varincaya kadar cilkinin cikarilmasi da beni cok rahatsiz etti.

Neden mi??? E hani dizi izlemiyordunuz siz???ogretmenlerin isi gucu dizi kritigiyse bu memleket cahiliye devrindedir. Bu apacik bir delildir. Bundan daha acik bir delil vardir ki o da Hukumetin konuyu ulke gundemine almasidir.

Yazik ki ne yazik!

Hadi herkes samimi olsun, kaç saat tv izliyorsunuz?

Hangi dizileri takip ediyorsunuz?

Cocuğunuza kaç saat ve en önemlisi neler izletiyorsunuz?

İlk yanıt benden; eşi film yapımcısı ve televizyoncu olan bir öğretmen anne olarak söylemeliyim ki "biz hiç dizi izlemiyoruz". Ata uyuduktan sonra movie kanallarını zapliyor sonra da kapatıyoruz . Hiç eskimedi yani biz televizyon. Ata ise çok bunalır catlar patlarsa en fazla 15 dakika olacak sekilde bebek kanallarından birini izliyor.

Çünkü beynimizi tirmalamalarini, gereksiz yere işgal etmelerini istemiyoruz. Hele ki Ata'nin!!!

Bu hengâmenin aslı toplumuhendisligi sürecinin bir sonucudur bana kalırsa. Kuru gürültüye kanip ağzımızın tadını bozacagimiza sohbet edip, ortak birseyler okumak gücümüze güç katmak daha akıl karı bence, bizce.

Merak ettigim annelerin ne izlediği, ne izlettigi ve ailenin zaman geçirme hayatı yasama kültürünü nasıl yonettigidir.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Bir günün özeti



Dün 06:30 gibi Ata uyandı ve emmek istedi.
Emzirme seansı bitince yatakları topladım.
Çamaşırları katlayıp dolaplara yerleştirdim çabucak.
Sonra elimiz yüzümü yıkayıp banyodaki havluları değiştirdim.
Kurutucudakileri katladım.
Koşarak mutfağa...
Kahvaltıyı hazırladım.
Ata'yı doyurdum, sonra bulaşıkları toparladım.
Bu arada mail box ı açıp gönder al yaptım.
Bir iki tanesine yanıt yazabildikten sonra benden oyun bekleyen Ata'mı kucaklayıp legoların başına oturdum.
Oynadık oynadık oynadık.
Derken evi yine çaktırmadan toparladım.
Ata kendi kendine birşeylerle ilgilenirken mutfağa geçtim yine, öğlen yemeğini hazırladım.
Çağatay dedi ki " hadi geç kalıyorsun".
Giyindim, saç, baş, makyaj faslından sonra evden hurraaaaa diye çıktım.
Doğru bankaya.
Oradan yıkılmayı bekleyen eski okuluma.
Öğrencilerimin kitap ve legolarını paketledim.
Nakilyecileri çağırdım, bekledim.
Koşarak çıktım.
Nereye perdeciye.
Ata için yaptırdığım cici perdenin siparişini verdim.
Sıkı pazarlıktan sonra sevinçle oradan ayrıldım :)
Oradan diğer bankaya geçtim, işlemlerimi hallettim.
Sonra öteki bankaya...
Çok zengin değilim :)))
Aksine para yetiştirmeye çalışıyorum faturalara.
Mecburen yandaki McDonald's tan minik bir hamburger aldım, ışık hızıyla yuttum.
Koşarak okula girdim.
Koş Aylin koş.
Sınıfa girdim paltomu çıkardım!
O da ne??? Hırkamı evde unutmuşum :(
Okul yeni yapılmış, misafiriz. Altı bomboş, kapalı spor salonu, üstünde yani bizim katta rüzgarlar esiyor, kapılar sürekli açık ve kaloriferler "doğru düzgün yanmıyor"!!!!!!
Neyse... Alıştık!
Hayat bilgisi, Türkçe, Matematik, Görsel Sanatlar derken 6 ders bitti.
Popomun üstüne oturmadığımı farkettim çocukları servise bindirirken.
Haa, 3. teneffüste çayımı yarılayabilmiştim en azından.
Okuldan hızlıca çıkarken 8. sınıflarla lafladık biraz.
"Misafirim var kızlar" olmasa daha da kaynatırdık ama acil uçmam lazım dedim.
Nuga'ya girdim. Nefis çikolatalar, tartlar ve pastaları kapıp eve geldim.
Oğlum yeni uyanmıştı, babannesinin kucağındaydı hafif uykulu :)
Kucağıma atladı: "mem-me" dedi.
Elimi yüzümü zor yıkadım, haydi doooğğğğğğğrruuuuuuu memeye :))))))
Sonra masayı hazırladım, ikramları hazırladım.
1 minoset ve 1 propolis aldım.
Oyuncakları bir kenara yaklaştırdım.
Gün boyu üşümüştüm ve titrediğimi ve ateşimin çıktığını farkettim.
Ata'ya akşam yemeğini yedirdim.
Tam ayağımı uzattım ki aklıma geldi: "çay"
Hazırladım tekrar uzandım.
Tam oh 2 dakika uzanacağım derken, Ata kaka yaptı.
Oyunla, şarkıyla zar zor temizledim.
Derken misafirlerimiz geldi.
Dostlarla hoş beş, sohbet muhabbetle ilerledi zaman.
Ata gelen minik abi ile oynadı ve uyku saati geldi çattı.
Saat 20:30
Uyumak istemedi, direndi, abiye koştu arkasına bile bakmadan.
Oynadı oynadı oynadı :)
22:00 olmadan uyutmak istedim, direndi yine.
Pijamalar giyildi, dişler fırçalandı.
Cupppp yatak!
En sonunda uyudu.
Tabi bu sırada misafirlerimiz evden ayrılıyordu.
Yolcu ettikten sonra yine nereye... mutfağa.
Aklıma geldi:yine 1 propolis ve 1 minoset içtim.
Tabaklar temizlendi,
Herşey makineye tepildi.
Mutfak temizlendi.
Lap top açıldı.
Maillere göz atıldı.
Bloglar okundu,
Azıcık film izlendi.
Ateşim çıkıyor, dinleneyim derken yeni güne 1-2 dakika ve yastığa bir karış kala uykuya dalındı :)

Bunca hengameden ne anladın diye sorarsanız: "anneler hasta olmaz, anneler herşeyi bilir- yapar" özlü sözlerinin ne derece doğru olduğunu gördüm, o kadar:)))

Şimdi bu postu bitirince dünkü temponun öğlen yemeği kısmından başlayıp akşamı bulacağım.

Haydi bakalım baş baş,öptüm sizi

6 Ocak 2011 Perşembe

Kardeşlik

Ata nin kardesi olmalı mı? Ya da kaç kardesi olmalı? Bu soruların hepsinin yanıtı mevcut. Ata abi olmalı evet. Ay nasıl bakarım ya nasıl buyuturum hepsini birden diye tasalanmaya kalksam bir halt beceremem. Bu konuda pratik anne cok haklı.

Bir kere ben kendimi çok fazla düşünerek ilerleyecek halde değilim. Artık esim ve oğlum var. Oğlumun büyüme dönemleri ve gelişim özelliklerine bakarak abi olma fırsatı vermek annelik gorevimdir diye düşünüyorum.

Esimin bir kız kardesi var benim ise bir erkek kardesim. Ata nin da olsun kardesleri. Yani yeni bir bebek olmalı belki saglık olursa daha sonra yeni bir bebek daha :))))

Kardesligi doya doya yasamış biriyim ben. Benim canımın ici kardesim. En güzel haberini ilk önce bana müjdeledi o. Asık oldu omzumda ağladı. Minicikti ... Uyuyamadiginda korktuğunda gelip yanıma sokulurdu. Ona masallar okutdum 1. Sınıfta soktuğum tingir mingir okuma becerimle. O da ilkokula başladı tabi. Fen kitaplarimdaki reslere baka baka deney yapmış hatta bir keresinde ölümlerden donmuştu elektrik deneyinde. Minicik bir adamdı o. Sarılıp kollaya kollaya öpersin ben onu. Yine bir kere okuldan kafasını kasiya kasiya gelmişti. Bir baktım ki 3-5 tane sirkeeeeeeeeeee!!!!!!dizime yatırıp hemen halletmiştim meseleyi:)))) o 7 yasında ben 12 :) sonra anneme haber verdim :)

Daha neler neler:))) kucağıma aldığım ilk ani öleceğim ama hiç unutmayacağım. Kardeşliğin kokusuydu kokladigim demek ki. Baskasında hiç rastlamadigim şeydi Aydin'cigimda olan.

Yıllardır başka başka sehirlerde yasadık ama hep birdik iste. Hasta olduğumda ilk önce o koştu geldi Bursa' ya. Ben de Aralik soğuğunda Dogubeyazit'ta kışlasında ziyaret edecektim ama buzdan inemedik Agri semalarından aşağıya.

Yahu 5 yıldızlı otelde tatilimizi de yaptık , son kuruslarimizla simit alıp iki kemirgengil de olduk biz :))))

İyi ki de olduk! :)

Ata'cim da yasasın bunları :)

Ülkenin ekonomisi bozulmuş okullar dandikmis bilmem ne bilmem ne. İyi egitim oğlumu yüceltir biliyorum ama iyi kardesler ve iyi bir kardeşlik duygusu Ömür boyu mutlu eder. En iyi egitimi almalarını çok isterim. Sevilen biri olmalarını başarılı ve yaratıcı olmalarını.

Ama bu hayat öyle ki. Bin bir türlü halı var.

Birbirlerine emanet edeyim onları.

Gözüm arkada kalmasın gocup gidersem eğer...

1 Ocak 2011 Cumartesi

Yeni yılın ilk günü

Sessizlik var İstanbul' un sokaklarında. Sanırım akşam herkes çok yedi, çok içti ve şimdide "çok uyku" nun peşinde. Böyle rehavet olmaz ki! Yeni yıla nasıl girersek öyle devam edermiş ya, bu rehavetle ilk gün geçtiğine göre bundan böyle de rehavetle geçecek demek ki, öyle mi? Bunu mu anlamalıyız??? Şu da var, bu millet yıllardır yeni yıla rehavetle giriyor. Sanki biz değiliz borcu olan, çalışmak zorunda olan, kalkınmak için çok fazla işi aynı anda başarması gereken. Biz değiliz de Almanlar sanki :))) Ben tembel olduğumuzu ve çok çalışmayı sevmediğimizi düşünüyorum. Akdenizlilikle Orta Doğululukla ilgisi coğrafi meselelerle alakadar olsa da , özetle tembeliz işte.

Çok çalışması lazım bu milletin! Tembel tembel uyumaması lazım.

Hapisteki adamı çalıştıracak ve çalıştığı-ürettiği kadarıyla maaşa bağlayacak bu devlet!

Yaz tatilinde öğrenciye staj mecburiyeti koyacak, ergen ergen ortalıkta dolaşmayacak bu çocuklar, temmuzda en az 15 gün çalışacak mesela. Bu şart! Öğrenmezlerse paranın nasıl kazanıldığını bu tv lerdekilere kanarak ya hırsız olurlar yada fahişe!

Rtük işini iyi yapacak! Adam gibi denetleyecek tivi leri. Adam gibi! Her senaryoya caizdir denmeyecek, her şey izletilmeyecek bu topluma. Çünkü iyice çivisi çıktı ve ben etrafımdaki donuk, umarsız, keyif peşindeki hedonistlere baktıkça uyuz oluyorum.

Aahh! Gerçi, çalışmaktan bahsettim ama nerede çalışacaklar? Hangi Türk Malı fabrikada? Sorsan sorsan sana "yerli bir dizi" der bunlar.

İşte o kadar...

Bu arada "‎2011'İN; HERKESİN "GÜNAYDIN" DİYEBİLDİĞİ, SIRAYA GİRDİĞİ, TRAFİK KURALALRINA UYDUĞU, ENGELLİLERE "GERZEK" DEMEDİĞİ, KİMSESİZ ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKTIĞI, ÇALIŞTIĞI, EMEĞİN ÜSTÜN OLDUĞU, ADİL, DEMOKTARİK, CİNSİYET AYRIMCILIĞININ KADININ LEHİNE YAPILDIĞI, EĞİTİMİN EN YÜKSEK BÜTÇEYE SAHİP OLDUĞU, DİZİLERİN DEMODE OLUP HERKESİN BOL BOL OKUDUĞU BİR YIL OLMASINI DİLİYORUM".

20 Aralık 2010 Pazartesi

Kariyerimin Çılgın Basamakları

2002 yılında başladım göreve. Gemlik'te eski bir binada, eski bir sınıfta. Sonra ne olduysa okulun kel kafalı müdürü (taşın üzerinde ot bitmiyor işte!)bizi sınıftan attı. Malum, zihinsel engelliler sınıfı, atılmayı çoktan hak ediyor. İşte yeni mekanınız dedi müdür ve yolu tutup bana kömürlüğü gösterdi.Dizayn edip sınıf yapacakmış....Kömürlük yahu kömürlük! Pencere yok, güneş yok, hava yok!!!Stajerim ya, yutacağım bu ömür tozunu sandı kendince. Bastım yaygarayı. Sonra bizi fen labaratuarına verdi müdür amca. "Bir iğne kaybolsun, bir bardak kırılsın bittin sen" dedi bana. Tamam dedim. Stajerim ya, yuttum sandı müdür amcam. Çocuklara izah ettim, kırmadılar sağolsunlar ne beni ne de beherleri. Paşa paşa, kaloriferleri ve camları olan bir sınıfta olup ders yaptığım için mutluydum ama hesabını soracaktım bunların. (Ayrıca bunlar bir ihbardır,hakkında geçmişe yönelik işlem yapılabiliyor mu bilmiyorum ama en azından herkes bilsin bu kötü kalpli adamı)

Ben hesap soramadan görevden ayrıldı.İyi kalpli müdür geldi. Kullanılmayan bir sınıfı bana gösterip burası sizin dedi. Hehe :) Olsun, küflü duvarları silinince geçer, biraz ilgilenince güzelleşir dedim içimden.

Yobaz esnafın kapısına dayandım. Yüzüme bakmadılar konuşurken ama Allah rızası için boyayı indirimli verebileceklerini söylediler. Yobazlar çünkü insanlık namına gelip, yardım talep ediyordum, kadınım diye yüzüme bakmadan konuyu görüştüler benimle. Ehi buna da razı oldum. Elimde boyalar, müdür, veliler ben boyadık sınıfı....

Not: Çocukları deşifre etmek istemediğim için fotoğraf yayınlamıyorum.

2005: Tokatköy İlköğretim Okulu'na geldim. İstanbul'da medeniyetin bittiği son noktalardan biriydi burası. Sınıfta oturacak sıra göremeyince okul aile birliğinden sıra almalarını istedim. Aslında sıra vardı ama çocuklar oturunca 2.dakikadan sonra tahtaları ayrılıp yere düşüyorlardı :( OAB, "alırız hocam" dedi. 2-3 ay sonra geldi sıralar. SOn derece cicili bicili...Çok sevindik. Sonra 15 gün geldi beni aradı birileri, "Aylin hanım, sıraların parasını ödemezseniz haftaya gelip alacağız". Nasıl yani???????????????????Okul Aile Birliği başkanı faturayı benim adıma kestirmiş (Bu da bir ihbardır, lütfen bu koun incelensin) Firmadakilerden süre isteyip istenilen 2500 TL yi bulacağımı söyledim. Ne yani? Geri mi verecektim???? Okulun iyi niyetli olup iyi işler yapmaya enerjisi kalmamış yorgun müdürü, "geri ver gitsin hocahanım" dedi. Uğraşacaktım ve uğraştım.

"Arkadaşlar, okul aile birliği sıra aldı ama ödemedi bende 2500 TL yok, pamuk ellerinizi ceplerinize rica ederim, aramızda para toplayalım" diye bir mail attım. Not düştüm bir de, lütfen kimseye forward etmeyin. Sanki ben bunu dememişim gibi, biri kalkmış Beykoz Kaymakamı'na forward etmiş."Arkadaşım Aylin öğretmen, sınıfına yardım arıyor,zor durumda, lütfen yardım edin" diye. Tabi kaymakam da İlçe Milli Eğitim Müdürünü aramış, İlçe Milli Eğitim müdürü ise direk beni aradı! Bir fırça.........! "Derhal buraya gelin açıklamanızı bekliyorum".

İlk anlattığım Okul-Aile Birliğinin attığı kazık oldu. Sonra sordum, siz bir öğretmen olarak benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Ayrıca 15:30 itibariyle özel ğieitm sınıfının borcu ödenmiş, yeni malzemeler alınmış ve okulun bütün eksikleri tamamlanmıştır hocam.

Müdür bey: ......... Hocahanım, gayretiniz için teşekkür ederim, yanlış anladık.

Sonra başta sevgili Melda Başçakır olmak üzere bir çok yardım ekibi okula yardım etti. Sel felaketi yaşayan bir gariban okula bir çok iyi insan yardımda bulundu.

İhbar no 3: Şimdi özel eğitim sınıfının izbe bir odaya alındığını, çocukların zor durumda olduğunu duydum. Bu okuldaki özel eğitim sınıfının durumu nedir?Açıklama istiyoruz, eğer kömürlüğe tıkıldıysalar bu bir insanlık suçudur.

2007:Beykoz'da başka bir okula geçtim. Sıra ihtiyacı vardı yine. Bir yardımsevere ulaştım, değil sadece sıra eksiğini, ne gerekiyorsa hepsini aldı. Sağolsun, varolsun.
Şimdi o sınıf pırıl pırıl gıcır gıcır, eğitime devam ediyor.

2009: Bambaşka bir okula geçtim. İşte sınıfın dediler. Kapı açılınca, patlak sıvalı bir duvar, kırık 2-3 sıra bir tahta ve duvarda asılı bir LCD TV gördüm. Hamileydim ve artık sinirlerim dayanmıyordu. ULAN!Bu özel eğitim sınıflarının kaderi nedir böyle! Ya hiç mi insanlık yok sizde! Diye söve söve çıktım o gün okuldan. Yaz tatiliydi... Doğum izninden sonra işim çok dedim, kafamda bir sürü plan yaptım durdum:(

2010:Doğum sonrası ücretsiz izin bitti. "Hocahanım, sınıfınızı 3. kata aldık" dediler. Kimbilir neresi ve nasıl bir manzara diye sıkıntılı bir şekilde çıktım basamakları.

Bir de ne göreyim ;

Fasulye şeklinde sıralar, LCD tv, bilgisayar, satranç tahtası, bloklar, küpler,abaküsler,yapbozlar, ağzına kadar kitap dolu bir dolap, müzik aletleri, fişler, boyalar, kalemler, envai çeşit el işi malzemesi :)))))))))

Neye uğradığımı şaşırdım. Meğer benden önceki öğretmenim Belediye nin başının etini yemiş. İyi de yapmış.Afiyet olsun, helal olsun. İlk defa bir sınıfta göreve başlarken böylesine büyük bir donanınımla karşılaştığım için büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hocamı buldum, teşekkür ettim ama az biliyorum. Velilere ise ayrıca teşekkür ettim. Klima bile takmışlar yahu! :)

Şimdi okul yıkılacak. Sıralarımız, LCD televizyonumuz, radyomuz, panolarımız paketlenip saklanacak. Seneye yine bizimleler kısmetse. Ama okulun eksiği çok olur tahminimce.

Bir önceki postta dediğim gibi. Kafanızı şişirebilirim.

Eee, isteyenin bir yüzü kara :)

Artı, kendim için istiyorsam namerdim! :)

İşte böyle çılgın ve mücadele dolu bir kariyer basamağı sevgili okurum, ben bu sene laylaylom çekiliş yapmamayım da ne yapayım sevgili dostlar :)

Sev

Okulumuz yıkılıyor! Ben de yıkıldım :(

Çalıştığım okul çok eski ve depreme karşı dayanıksız bir bina. İstanbul' un iyi semtlerinin birinde... Üstelik zengin semtlerinde bile denebilir. Ama çok çok fakir bir okul. Zamanında tamamen kimsesiz çocuklara eğitim hizmeti vermiş. Taşı toprağı altın yani.

Şimdi ise yıkılıyor.

Bir başka okulda eğitim öğretime geçiyoruz. 1 Eylül'de ise yepyeni gıcır gıcır bir bina ile yeni öğretim yılına başlayacağız.

İşte o zaman kafanızı şişireceğim hepinizin.

Bu fakir mi fakir, hiçbir geliri olmayan bu iyi kalpli okula yardım edin diye.

Pazar günümüzü okula gidip yardım işleri ile ilgili toplantıya ayırdık öğretmenler olarak. Ve ben bunları yazmama kararı aldım kendimce. Çünkü bir sürü prosedürü var bu işin. Yazınca olay oluyor, amirler anlamıyor, okurlar anlamıyor... Kimse ne olduğunu anlamıyor.

Yazmakyerine "kim yardım edebilir" deyip telefona sarıldım. Bir iki acil eksiğimiz için arkadaşlarımın pazarlarını çaldım. Çünkü bizi devlet ve belediye kendi kaderimize bırakmış durumda. Çaldım ki kaderimizi yeniden yazalım.

Eksiğimiz %100 giderilemeyeceke gibi olursa yine buradan yazarım, Açalya' nın tavsiye ettiği gibi.

Oysa zamanında ne çok yazmıştım ben bunları:
12.03.2008 ve Kampanyanın sonu

...

Tamamen yanlış anlaşılmışım ve çok üzüldüm gece gece.

Elimde ne kadar kullanmadığım paketinde anne-bebek eşyası vb varsa elden dağıtmış biri olarak, artık çalacak kapı bulamadığım hem de biraz da farklı bir yol olsun diye, hatta eğlenceli olsun diye çekiliş yapmam "para kazanmak" olarak nitelendirilmiş :( Söyleyecek sözüm yok! Ne olabilir ki :(

Markaların Ata için olan hediye tekliflerini ise öğrencilerime istememe alkış gelmemiş mesela.Ki alkış için değil, yapmam gereken bu olduğu için yazıyorum. Niye gelsin ki??????????????

Yaptıklarımı beğenmeyip ters bulanlar gizli saklı kulis yapmaya utanmıyor da ben buradan yaptığim minik bir iyiliği mi yazmaya utanacağım, tabi ki hayır!

Ayıp olan zan üretip hakkımda haksız bir imaj yaratmaktır. Üzülüyorum, hem de çok...

Size iyi geceler, ben uyuyamıyorum :(