3 Mayıs 2011 Salı

Yemeyen çocuğa yedirmenin 14 kuralı

Yemek yemek herkese eziyetse...

Yemeyen çocuğuma nasıl yedirebilirim?

Yemek yemiyor, ne yapabilirim?

İştahsız, ne yapsak?

Yemeği sevmesi için parkta mı doyurayım?

Yemiyor, çok endişeliyim...

Bunun gibi pek çok soru ve cümle sıralayabilirim. Her annenin çocuğuyla ilgili olarak en az bir kez yaşadığı bir yememe döneminde bu soru ve cümleler kullanıliyor anlaşılan. Geçen günkü postta Ata' nın neler yediğini yazmıştım. Sevgili Tijen peki "yemeyen veletlere ne yapacağız" diye sormuş. Ben de bu soruyu seve seve yanıtlamak istedim. Çünkü aylarca yemek yedirmek için çabalamış, artık en sonunda stresten sırtında yaralar çıkarmış bir anne olarak belki bir yardımım dokunur diye düşünüyorum. Ata 6.ayında diş çıkarmaya başladı ve bu dönemde katı gıdalarla tanıştık. İkisi çakışınca oldukça zorlu bir yememe süreci başladı.

O dönem yaptıklarımı ve yazdıklarımı inceleyince durumu şöyle özetleyebilirim.

Nasıl davranmalı?
1. Peşinden kaşıkla koşturmadım. İyi de oldu, poposunun üstüne oturup masada yeneceğini bir şekilde öğrendi sonunda.

2.İki çeşit yemek hazırlıyorum mutlaka. Mesela pilav + balık. Çok sevdiği pilavı bayılarak yemeye çalışırken balığı ağzına ağzına depiyorum. Böylelikle herkes için adil bir beslenme olmuş oluyor.

3.Masaya kendi çatalını / kaşığını götürmesini istiyorum Ata' dan. Son zamanlarda daha çok severek yapar oldu. Yemeğe motive ediyor sanıyorum.

4. Askeli lise mantığıyla hareket edip yemek saatlerinin hergün aynı olmasına dikkat ettim en başından beri. Bazen de atladığımız yada geciktiği oldu tabi. Ama dikkat etmeye başlayınca aynı saatlerde acıktı ve yemeye başladı.

5. Masada ve oturarak yemek yemek konusunda ısrarlı davranmak çocuğu yemek ve sofra kültürüne yaklaştıracaktır. Ayakta gezerken doyurmaya çalışmak yemeği hafife almasını sağlayabilir diye düşündüm, uzak durdum.

6. Yemek yediği için ödül vermedim şimdiye kadar.. Dün parkta bir anne yemeğini yiyen oğluna ödül olarak kocaman bir çikolata verdi.Yani aslında o anne çocuğuna şu mesajı verdi istemeden: "ödül olarak vediğim abur cubur yaptığım yemeklerden daha değerlidir". Sakın, sakın, sakın!

7. Yememek için direndiği zamanlarda çok süslü yemek tabakları hazırlayıp bütün dikkatini yemeğe çekmeye çalışıyorum.

8. Sofrada birlikte yiyoruz. Ata yemese de biz yemeye devam ederiz. O da yemeğimizin bitmesini bekler. İşte bu çok önemli bence. Beklemeyi bilmek...

9. Bol bol konuşarak, sesimi alçaltıp yükselterek. Bütün ilgimi Ata'ya verip onunla sohbet ederek yemesini sağlamaya çalışıyorum. Bir dönem evde ne kadar büyük varsa toplanıp Ata yesin diye cümbüş yapıyorlardı. ( Ben okuldayken yemek yedirmek için başlamıştı bu furya.) Tesbih sallayıp helikopter taklidi yapan büyükanneler, televizyon açıp "aa, bak ne varmış" deyip ağzını açmasını sağlayan baba modelleri, def çalıp şarkı söyleyen insanlar... Hatırladıkça ruhum daralıyor. Bir gün annem (emekli sınıf öğretmeni, dikkatinizi çekerim) geldi ve bu hengame bitti :) Tam ekip hazırlanıp sahne alıyordu ki annemin şu cümlesi birden herkesi durdurdu ve susturdu: "Ata' nın yemeğe konsantre olması lazım, bu şekilde yemek yemeyi öğrenemez". Tsssssssssssssss, sessizlik ve ardından kaşığı eline alıp incelemeye başlayan ve annannesine hiç itiraz etmeyen bir Ata... İşte o günden beri ekip paydos ettiği için, genelde yemeğe konsantre benim oğlum ;)

10. Bir ara biskuvilere dadandı, artık almıyorum ve abur cubur vermiyoruz. Sadece dişini kaşımak isterse havuç, salatalık, uzun grisinilerden arada sırada veriyorum.

11. Herzaman ama herzaman kendi kendine yemesine izin verdim. Altına bir bez yayarak üstünün başının batmasına göz yumarak yemeği kaşığa daldırmasını zevkle izledim çoğu kez. Hele ki, ilkinde ağzını bulup yuttuğunda çok mutlu olmuştu. İkimiz de anladık ki bu başarmanın ta kendisi ve başarı hazzını zedelemek istemedim, çok çamaşır çıkıyor diye :)

12. Değişik tarifleri denemek iyi bir motivasyon kaynağı anlaşılan. Değişik çorbalar, sebze yemekleri denemek mantıklı olabilir. Ata sayesinde çok değişik ve pratik yemek öğrendiğim için ayrıca mutluyum :)

13. Süt içmek istemezse yoğurt ve peynir takviyesini sıklaştırdım. Sütü sevmek zorudna değil. Ayrıca bir yaprak marulda bir bardak sütten daha fazla kalsiyum var ;)

14. Yemekten önce, yemek sırasında çok fazla su içmesine izin vermedim ki iştahı kesilmesin. Yemekten biraz sonra istediği kadar içebilir sevgili oğlum.

Umarım bu anti-bilimsel liste işinize yarar :) Anne stres yapmazsa çocuk daha rahat yer şeklindeki cümleyi de eklersek sanırım fena olmaz. Ve umarım bu liste işinize yarar .



Sevgiler

Bir haller oldu benim oğluma

Neredeyse bir ay oluyor hasta olup yataklara düşeli. O gün bugündür yatak istirahatiyle geçiyor zaman. Ancak bugün ilk defa kalkıp yemek yaptım, mutlu oldum kendi kendime. Oh be! Nerede hareket orada bereket dedim içimden. Zaten perşembe günü işe başlıyorum. Artık hiçbirşeyiciğim kalmaz benim! ;)

Ancak ilk günden bu yana geçen zaman diliminde hasta olmama değil, Ata' nın bundan çok etkilenmesine üzüldüm ben. İlk günler kendimi bilmez halde yatarken "anneeee!kalk!" diyor, ayağıma terliklerimi giydirmeye çalışıyordu. Annesinin sürekli yatması, konuşmaması çok sıkıcıydı, belli.

Daha iyi olduğum zamanlarda yanıma gelip oyun oynamak istedi. Elimden geldiğince ilgilendim ama O'na göre yine garipti. Niye kalkmıyordu ki bu anne yataktan???

Evde mızır mızır mızırdanan bir çocuk olmuş ,sürekli tv istemeye başalmıştı.

En kötüsü memeden kesilmişti.

İlk hafta artık fiziksel olarak anne dğilim ama Ata' nın kendi kendine uyumasından gurur duyuyorum demiştim. Erken konuşmuşum, boşuna sevinmişim.

Ata kendi kendine filan uyumuyor işte!

Bir o yana bir bu yana kendini savurarak yatağın içinde sersem sersem geziyor. Sonra sarılıyoruz, uyumamamak için sürekli bir şeylerden bahsediyor. Sohbetimiz sırasında fısıltıyla konuşup, gevşemesi için masaj yapıyorum paşazadeye. Efendim eğer lüzum görürlerse ve beğenirlerse yavaş yavaş dalıyorlar uykuya. Yoksa 1 saat debeleniyoruz.

Bütün bunların tek sebebi var bence, memeden kestiğim için bana çok kırgın Ata. Hatta kızgın. Eskiden meme isterdi, sinirini stresini meme istemekle atardı. Artık biliyor ki meme de yok. Ümidi kestiği için meme demiyor haliyle. Ama kızgın işte. Keyifli bir uykuya dalış biçimiydi memeyle uyumak. Ben bu keyfini, bu çok güzel şeyi onun elinden aldım. İstediğim kadar öpüp koklayayım, meme vermiyorum ki ona!!! Bu nedenle kızgın bence ve bir şekilde bu öfkeyi yaşamak istiyor.

Nereden mi biliyorum?

Az önce Ayşe Hanım geldi, yemek yedik, uykusu geldi bizimkinin. Uyutmadan önce, elimi yıkayıp lavabodan çıkana kadar, gidip yatağına yatmış. Ayşe hanım hadi Ata'cığım kapat gözlerini uyu bir tanem, demiş, sırtını sıvazlamış. 1 dakika geçmeden uyumuş benim oğlum.

Off, ne diyeceğimi bilemiyorum.

Hadi bakalım, dön gül dön ağla Aylin Anne...

Not:Bu kadın kendine imaj yapmak için evden çıkar. Bakalım hangi kılıkta geri dönecek.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Mamamiyyom!

Blogumda yenilikler var heyyo, heyyo, diye bir post yazdıktan sonra sevgili Ülkü iyi hoş güzel amma "Ata ne yiyor sen onu anlat" demiş :)

E, haklı bir anne olarak. Beslenme bizim için dünyanın en önemli konusu... Uyku da aynı şekilde ama beslenme derdimiz var bizim :)))Yorumu okudum ama günün telaşından kaynaklanan bir koşturmacadan dolayı yanıt yazamadım. Ancak gün boyu Ata paşasının en başından beri ne yediğini düşündüm durum.

Sıradan gideyim:

2.aylık olduğu zamandan beri ekmeği yemeğin suyuna banarak tattırdım kendisine... Dilini değdirdim. İleride işe yarayacağından habersizdim :)

4.5 aylıktı, gece saat başı uyanıyordu. Doktorumuz Ayça Hanım'a durumu bildirdim. Getir tartalım dedi. Anladık ki sınırın altına gidiyoruz, ek gıdalara geçtik. Sabah elma püresi, akşam muhallebi. (kendim hazırladım, çok sıkışırsam hazır gıda tercih ettim)

6. aydan itibaren; Sabah, çeyrek yumurta sarısıyla başlaydık (her hafta bir çeyrek arttırdık ve sonunda bir yumurta sarısı oldu), bir tatlı kaşığı pekmez, bir kibrit kutusu tuzu alınmış peynir, bir bardak ıhlamur (devam sütü vb vermedim) Kuşluk vakti, elma veya armut püresi, öğlen sebze çorbası, (bir patates, bir havuç, bir tatlı kaşığı pirinç, bir çay kaşığı irmik, azıcık zeytin yağı... İlk haftanın ardından bu ana menüye hergün bir sebze ekledim. Brokoli, ıspanak vb.) Yedi mi, yedi valla! İkindi, yoğurt veya ev muhallebisi, Akşam, uyumadan önce yine çorba. Gece uyanırsa anne sütü ;)

Paşazadem bir kaşık reklamında oynamıştı, sanki çok iştahlı bir bebekmiş gibi :)))

9. ayda balığa geçtik. (Marmara'dan çıkan balığı yedirmedim ne yazık ki) Yoğun ağır metal birikimi minik bebekler için pek faydalı değil, biliyorsunuz. Marketlerde satılan İglo Fish Finger veriyorum.

10. ayda doktorumuz bize "sofra adabını öğretin" dedi. Örneğin, çorba, arkasından ne gelecek, ana yemek... gibi. Bu şekilde bir diziliş yaparsanız öğle ve akşam öğünlerinde safra kültürünü erken kavrar ve rahat edersiniz dedi. Biz de dinledik, öyle yaptık. Mesela bezelye yanına pilav hazırladık ve yedirdik. Yine ben bu aydan itibaren kendi kendine yemesine izin verdim. Çok faydasını gördüm, çok tavsiye ederim. O kendi kaşığı ile oyalanırken arada ben de kocamin bir kaşıkla takviye yaptım çoğu kez ;)

12. aydan beri biz ne yersek onu yiyor. Hatta öyle ki; geçen aylarda "mamamiyyom, mammiyyom" diyordu. Önceleri İtalyanca konuşuyor deyip kıkırdadık. Meğer yavrum; mamamı yiyorum demeye çalışıyormuş, biz anlamamışız. Pes! Ne biçim anne-babayız anlamadım gitti.

Neyse, bu kaprissiz adama özel olarak bir şey hazırlamıyorum.
Robottan geçirmiyorum, gerekirse çatalla ezip veriyorum.
Patlıcanlı herhangi bir şey yedirmedim. 24. aydan sonra belki deneyebiliriz ama çok gerekli değil anladığım kadarıyla.
Pilav, makarna yemeyi, börek, mantı türü şeyleri seviyor.
Bu hamur işi düşkünü küçük beyefendiye sebzeli makarnalar, nohutlu pilavlar hazırlıyorum.
Aslında pirinç pilavından ziyade bulgur pilavını tercih ediyorum.
Her sebzeden mutlaka tattırıyorum.
Yoğurt içeren çorba türlerini çok seviyor. Bol bol o tipte çorbalar hazırlıyorum.
Kurabiye ve muffinler yapıyorum arada.
Muhallebi hazırlamaya çalışıyorum güncel olarak.
Mutlaka bir tatlı kaşığı kadar pekmez, kahvaltı sonrası kuru üzüm, badem ve ceviz veriyorum.

Aklıma gelenler bunlar. Yarın da yemek külürü ve beslenme becerileriyle ilgili olarak dikkat ettiğim noktaları paylaşmak isterim. Örneğin, kendi kendine ne zaman yemeli, yemekten sonra ödül verilmeli mi, yemek yemeyen çocuğa nasıl davranmalı... gibi.

Aşağıdaki linkler (lütfen beğendiklerinizi lüstenizle paylaşın, annelere faydamız olsun) Ata' nın sevdiği yemeklerin bir kaçına ait. Belki sizde severek yiyorsunuzdur veya denemek istersiniz ;)

Buğday çorbası
Yoğurt çorbası
Sebzeli makarna tarifi
Fırında yağsız sigara böreği tarifi
Tarhana nasıl yapılır?
al kabaklı pirinç çorbası
Ata salyangoz yedi
İşte yarının menüsü
Ata' nın beslenme programı


Afiyet olsun.

Yarın: Beslenme kurallarımız

Yenilediklerim, değiştirdiklerim...

Herkese merhaba,

Uzun zamandır blogspota girip eski blog muhabbetini yapamadığım için buraları çoook ihmal etmiştim. Bugünden itibaren pek çok detay değişti ve yenilendi.

İlki "yorum" bölümüyle ilgili
Daha önce, yorum bırakmada sorun olduğunu bana bildirmiştiniz. Şimdi yorumlarınızı bıraktıktan sonra istenilen harf ve rakamları doğru girdiğiniz takdirde sayfada görünecek şekilde ayarladım. Umarım kolay olur, yormaz sizi. Tabi bu arada yorumlarınızı beklerim bol bol, beni yorumsuz bırakmayın :)

İkincisi Facebook /Twitter ikonlarım
Daha önce sağ sütünda kocaman mavi bir "beni facebook'ta takip et " ikonu vardı. O gitti yerine ahşap versiyonları geldi. Nasıl olmuş?

Twitter hesabı yaptım.
Beni twitterdan takip edebileceksiniz ;) Follow me lütfen :)

En önemlisi, postlara retweet butonu ekledim.
Yazılarımla ilgili olarak sol üst köşede yer alan butona tıkladığınızda retweet yapabilirsiniz. :)

Umarım bu değişikliklerle ziyaretiniz ve yorumlarınızla beni sık sık ziyaret edersiniz.

İyi haftalar, bol şans ve güzellikler dilerim.

1 Mayıs 2011 Pazar

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi - 2



Rehber oluşturma çalışmalarına devam.

Öncelikle bilim adamlarının ne söylediklerine bakalım:

2008 yılında Fransa’da TV ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyon kanallarının 3 yaşından küçük çocuklara yönelik TV şovları yayımlamasını, gelişim sürecindeki çocukları olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı.

Konsey, ebeveynleri de uyararak bebeklerini, Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi.
Konsey, önceki gün aldığı kararın 3 yaşından küçük çocukların televizyonun etkisinden koruma amacı taşıdığını bildirdi. Fransa Kültür ve Komünikasyon Bakanı Christine Albanel, haziranda bir gazeteye verdiği röportajda ebeveynlere alarm niteliğinde bir duyuru yaparak, bebek programları ve kanallarının bir tehlike olduğunu söylemiş; anne ve babalardan çocuklarının uyumasını sağlamak için bu programları izletmemesini istemişti.
Konsey, kablodan yabancı kaynaklı bebek programlarını yayınlayan TV kanallarının, programlarda ebeveynlere yönelik uyarılara yer vermesine de hükmetti. Konsey, altyazı şeklindeki uyarının “Televizyon izlemek, program özel olarak onlar için hazırlanmış olsa bile üç yaşından küçük çocukların gelişimini yavaşlatabilir” şeklinde olmasını istedi.
Sağlık uzmanları, bebeklerin TV izlemek yerine insanlarla ilişki içinde olmasının gelişimleri için çok önemli olduğunu söylüyor. Bebek programlarını eleştirenler, bu tip programların ebeveynler tarafından bebek bakıcısı olarak kullanıldığını söylüyor.


Son cümleye dikkat; tv bir bebek bakıcısı olarak kullanılıyor.

Diğer bir uzman görüşü:

Pedagog Güzide Soyak ABD’li konuşma ve dil terapistlerinin kriterini örnek veriyor: “Amerikan terapistleri, 0-2 yaş arası çocuklara, dil gelişimi açısından hiç televizyon seyrettirilmemesi gerektiğini söylüyor. Tek taraflı alıcı durumunda ilişki yoktur, bağımlılık yaratırsınız.” Soyak, anne babaların iki yaş öncesi çocuklarına hiçbir şekilde televizyon seyrettirmesini önermiyor, bunun yerine çocuklarıyla oyun oynamalarını, konuşmalarını tavsiye ediyor.
Soyak, iki yaş sonrası içinse televizyon karşısındaki vaktin günde 15-20 dakikayı geçmemesi gerektiğini vurguluyor: “Çocuk ısrar ediyor, yemek yemesi sağlanıyor diye televizyon seyrettirilmemeli. Televizyon, zararı yokmuş gibi görünse de bilgisayar bağımlılığına, başka bağımlılıklara zemin oluşturur. Yasak olmamalı, aileler bilinç-lendirilmeli. Aileler izlesin ve yöntemi öğrenip çocuklara uygulasın.”
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu da yasaklanmadansa, saatlerin kontrol edilmesi gerektiği kanısında. Çuhadaroğlu; “Birşeyler öğrenilebilir ama anne babalar, üç yaş öncesi çocuklarını, yarım saatten fazla tele-vizyon karşısında oturtmamalı” diyor.


Bir başka önemli görüş ise şöyle:

"Pediatrik konuşma ve dil uzmanı Birgül Çay’a göre, bebek kanalları dil gelişimine hiç bir şekilde fayda etmiyor: “Edindiğim tecrübe doğrultusunda, Baby TV gibi kanalların ve bebeklere yönelik DVD’lerin saatlerce izlenmesini ne dil gelişmine, ne de sosyal gelişimine faydası var.
Üç yaş altında bir çocuğun televizyon karşısında geçirdiği zaman günde yarım saati geçmemeli. Bu süre de gün içinde bölünmeli. Çocuklar, saatlerini bu kanallar karşısında put gibi kalarak geçiriyor, kendilerini soyutluyorlar. Reklamlarda da görüntüler gürültü, çocuklar ‘anne, baba’ diyemeden “Turkcell’le bağlan hayata” diyor!
Çocuklar sosyal iletişimden çok uzak, içe kapalı, elektroniğe bağlı gelişiyor. Dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Yemek yemeyen çocuğu televizyon karşısına oturtuyorlar. Ailelere, televizyonu kapatın, önüne su koyun, suyla oyalansın diyorum.”


DVD'ler ilgili çok önemli bir yazı ise : Bebek Kanalları ve DVD'leri Bebeğimi Zekileştirir mi?

Benim zamanında yazdıklarımdan: Ne zaman konuşacak

Konuyla ilgili önemli bir video ise burada

Uzmanlar söylüyor ancak, biz ne yapıyoruz. Bunu tartışalım, önemli olan bu.

Sevgiler

İyi pazarlar

30 Nisan 2011 Cumartesi

Çocukları Medyadan Koruma Rehberi



Bir kaç gündür Nurturia'da bilinçaltı kurgulama ve bilinçaltı kurgulama mesajları ile ilgili oalrak konuşuyoruz.

İşte hepimize böyle bir rehber lazım, diye düşündüm kendi kendime. Aslında hali hazırda bir birikim yok elimde ama mesleğim gereği bildiklerimi ve daha önce Çağatay ile birlikte yazdığımız çok şey var.

Çağatay' ın mesleği tv/sinema. İşi gereği tv ve sinema izlemesi gereken biri ama Ata doğduğundan beri izlemiyor diyebilirim. Uyuduktan sonra kanallar açılıyor, taranıyor, bakılıyor vesaire. O kadar... Yazdıklarımız gibi çeşitli uygulamalarımız var. Listelersem eğer:

Çağatay' ın yazıları
Çocukların eline silah vermek yerine zihinlerine bu düşünceyi vermek ( 28 Aralık 2010)

Oyuncaklar ve oyunlar ile bilinçaltı kurgulama (31 Temmuz 2010)

Bilinçaltı kurgulama - subliminal kurgulama (5 Nisan 2010)

Bilinçaltı kurgualam ile çocukların beyni zehirleniyor (30 Haziran 2010)

Benim bir yazım ise burada...

Yukarıdaki linklere göz atıp bakabilirseniz, reklam kuşağı olsun, çizgi film, haberler, diziler ve çocuk filmlerinde aslında hiç de masum olmayan şeylerin döndüğünü görebilirsiniz.

Uygulamalarımız:

Ata' nın olduğu odada tv açmadık.
Uyusa dahi bütün sesleri ve titreşimleri kaydettiği için o odasında uyurken tv normal ses düzeyinin biraz altında açıldı.
Normalde 24 aylıktan önce uzun süre tv pek önerilmiyor.
19 aylık olduğu için günde en fazla 1 saat izleyebilir.
Radyodan şarkılar vb yerine cd den müzik dinletiyoruz.

İstediğimiz kadar steril davranalım, bu bilinçaltı kurgu mesajları heryerde ve heryerden fışkırarak bilinçaltına kazınması çok mümkün. Ama ne azından beyin gelişi için gerekli koşulları sağlamamız gerek anne-baba olarak.

Tv yi en aza indirgemek bunun ilk koşulu olmalı belki de.

Sizce?

Şu aralar bizim başımız Luli ile dertte diyebilirim. Aslında 2 yaş öncesi uzun süreli tv izlemeleri hiç sağlıklı değil. Hepsini birebir kadediyorlar ve bu kayıtlar beyinde fazladan yer kaplıyor. Fazladan yer kapladığı için yeni kayıtlar hatalı ve ya eksik depolanıyor, yani hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı... Ata 14 aylıktı çalışmaya başladığımda. Ben işteyken babası ve evdeki diğer büyükler tv izleterek yemek yedirmişler. O gün bugündür tv hayatımızda.

İçerik çok eğitici, renkli, güzel ama ne gerek var 5 saat izlemeye... Ağzını açıp ayran budalası gibi bakmaya Ata??? Sorarım sana.

Bu akşamdan itibaren anlayacağı kadar basit bir dilde izlemeyeceğini anlatacağım.

Bakalım gelişmeler ne olacak?

29 Nisan 2011 Cuma

Survivor Ata Adil Olsun



Arkadaşlarımız ve ailemiz iyi bilir, Çağatay ve ben televizyon izlemeyen bir çiftiz. (Bu arada kendisi sinemacıdır.) Öyle ki televizyonun günlerce açılmadığı olur. Daha doğrusu şöyle, olur-du. Ata Luli'yi keşfedene kadar. Renkli ve eğlenceli içeriğe bayıldığı için izliyor kerata. Günde toplam 1 saat izleme hakkı var (Her ne kadar 5 saate çekmeye çalışsa da karşı direnişim devam ediyor)

Geçenlerde annemin gelişi ile bizim TV sıkı mesai yapmaya başladı. Haberler kaçırılmıyor, Fatmagül kızımızın suçu neymiş izleniyor, zamanın öyle bir geçişi izleniyor, adını Feriha koydumunun dizisi kaçırılmıyor vesaire. Ama en eğlencelisi Survivormış. Bahsedildiği kadar varmış içindeki tipler. Adını sayamadığım dizileri izlerken resmen baygınlık geçiriyorum çünkü. Aslında izlemek değil benimkisi anneme eşlik etmek. Ancak baygınlık geçirerek izlediğimi çaktırmamaya çalışmak da cabası ha!

Geçen akşam Survivor'ı izliyorduk. İlk defa bir ünlü elenecekmiş. Aman efendim bir telaş, bir heyecan. Sonuna yaklaşırken annem "uykum geldi ben uyuyorum, sonunu sen bana söylersin yarın" demesin mi? Yırttık abicim derken, tamamını izleme görevi bana verilmiş oldu. Pufff!

Sürekli eleştirilen Nihat Doğan' ın salya sümük annesini araması sırasında irkildiğimi hissettim. Ve aklıma Ata geldi.Acaba Ata böyle "ah anam, özledim anam"diye ağlarsa ben ne cevaplar veririm? Farzedelim ki Ata salya sümük zırlayarak bana sms gönderiyor ıssız adadan... Kafamda yazıp oynamaya, gırgır yapmaya başladım.

Yıl 2030:
Ata: Anne ben Survivor'a katılcam.
AA: Dur bakalım, sınavların bitti mi senin?
Ata: Bir engel yok anne.
AA: Hayatın aksamayacak ama ne kazanacaksın bu yarışmadan?
Ata: Hayat deneyimi annnneee! Düşünsene ıssız adada yaşam mücadelesi.
AA: Hah! Aferin oğluma. İstanbul'e doğ, büyü, adalarda yaşam mücadelesi dene. Aferin, aferin! (Yaparım bu dırdırı, hiç şaşmaz!)
Ata: Ama Annee...
AA:Peki, tamam. Git bakalım. Dikkatli ol. Keşke zamanında izci yapaydım seni. Adada rahat ederdin. Basketbol istedin, gitar kursu dedin. Hadi bakalım, hayırlısı evladım.

Ata Ada'da ... 5 SMS hakkı verilir.

Ata SMS1: (Ağlamaklı bir ifadeyle )Annem annem, seni görmeyeli tam 15 gün oldu. Çok özledim. Burada yaptığın yemeklerin kıymetini daha iyi anladım. Evimizi, İstanbul'u çok özledin. Ne alan söyleyeyim hasret kaldım sana annem.

AA SMS1: (Muzip bir ifadeyle) Sevgili Ata'm, güzel evladım.Biz seni yetiştirirken doğal ebeveynlik denen akımı benimsediydik. Belli ki halt etmişiz!:))) Bağlı ebeveynler ve aile bireyleri olsun istedik; bağımlı değil.Kendine gel, adaya koşa koşa gittin evladım. Sakın oralarda annemi özledim diye salya sümük ağlama. Zaten peçetede yok, her defasında elini yüzünü deniz suyuyla yıkamak zorunda kalma e mi çocum sen.

Ata SMS2: Ah, olaydım olaydım, dizinin dibinde olaydım. Bana fırça ataydın. Anneyyyy anneyy, kırdın kalbimiiiiiiiii, gel al gönlümüüüüüü(bu kısım müzikli okunsun lütfen) Ellerinden hsaretle öptüm seni annem.

AA SMS2: Ah Ata Ah! 5 sms hakkını arabeske harcıyorsun ya! Pes yani annecim. Evdeki caz koleksiyonun utansın senin. Piyano konçertolarıyla büyüdün, cazla devam ettin, bak şimdi yaptığına. Bir an evvel elen de gel o zaman. Götür sarmaları dolmaları.

Ata SMS3: Anne olur mu hiç? Biz buraya kazanmaya geldik.

AA SMS3: Sen bunu Fener-Cimbom maçı mı sandın?

Ata SMS4: Anne adada yaşamak, doğada olmak zormuş. Herşeyin kıymetini bir kez daha anladım. Benim canım annem seni çok öpüyorum. Son SMS hakkımı sevgili Duru'ya saklamak istiyorum izninle.

AA SMS4: Evladım biz de seni özledik. Aferin sana, çalış, kazan 1. ol gel. Sana inanıyoruz. Keşke şu smsleri 3-2 bölüştürseydin aramızda :))) 3 tanesi kime diye sakın sorma. Seni çok seven Anan.Öptüm.

:)))
...

Amanın! Ayyyy, yok! Aman aman! Senaryom kendimce komik ama ... Ne Ata salya sümük ağlasın ne de ben fırça atayım :) Oğlum adil biri olsun 5 mesajın ikisini sevgilisine, ikisini bana bir tanesini de babasına göndersin mesela :)))) Sevgilisi de şöyle aklı başında , eğitimli, zeki çalışkan, güzel ve güzel huylu bir kız olsun inşallah,

Amin :)