6 Şubat 2011 Pazar

En son ne zaman "mutlu" oldunuz?




Facebook
ve Twitter da sordum bu soruyu.

Kişisel profilimde epey ilgi gören bu soruya gelen yanıtları okurken "mutlu" oldum :)

İşte arkadaşlarımın yorumları ...

Bugün... :)

oğluşumun kokusunu burnuma çektiğim her an:)

bu sabah kahvaltı için Tammo pankek yapınca. (bilin bakalım bu kim? (((: )

Su an..:)

ben hp mutluyum.... ki.......

oğlum tatilde 5 gece koynumda sarmaş dolaş uyuduğunda :)

Oğluma her sarıldığımda yani hergün. Allah ekskliğini göstermesin

Az önce oğlumun altını değiştirirken o kadar güzel ki poposu :)))

bugün,bir haftadır benim canıma okuyan dişimi çektirdim veee çoook mutlu oldum


Ben de şunu yazdım:

Gördüm kiiii; benim arkadaslarım küçük seylerle çok büyük mutluluklar yaşıyor. Hepinizi ayrı ayrı kutluyorum. Kendimi de tebrik ediyorum; böyle güzel insanlarla dostluklar kurduğum için:) candan selamlar:)


NOT: Bu arada hep "oğlan anneleri mi mutlu" :) Kız anneleri ne der? :)

Peki siz en son ne zaman "mutlu" oldunuz ???

4 Şubat 2011 Cuma

Saçmalasak da mı saklasak!

Duymayan kalmadı Defne' nin haberini. Başım hala güm güm vuruyor. Dün bütün gün sadece cenazede çekilmiş kareleri düşündüm durdum. Gece saat 1 olmuştu ve ben "ne olacak bebeği" diye diye bir hal olmuştum. Eminim "yeni anne" olan herkes çok düşündü benim gibi, herkes çok üzüldü ama küçük bebeği olanlar ciddi sarsıldı bence.

Haberi ilk duyduğumda, hiçbir ayrıntıdan haberim yoktu ama " evde bebişko vardı, neden eve gitmedi ki" sordum saf saf , kendi kendime tabi... :( Öyle üzüldüm öyle üzüldüm ki... Çünkü benim oğlum da 17 aylık ve bu acının nasıl bir şey olacağını tahmin bile edemiyorum ama bir şekilde hissediyordum işte. Ben sadece düşündüm sessiz sessiz ama aile ve bebek kavramalrına soooonnn derece uzak bir isim Hıncal Uluç epey ağır bir yazı yazmış, ölen birinin arkasından. Bütün hissiyatımı Facebook taki statume yazmıştım. Arkadaşlarımın tepkisini tahmin bile edemezsiniz...

Bir çocuğun ileride annesiyle ilgili karşılaşmak istemeyeceği türden ağır şeyler yazmanın hazzı nasıl birşey, biri bana anlatsın??!!!

İki yaş sendromu değil,Anne işe gitme sendromuymuş meğer

Annemin beni annanneme bırakıp veda edierek arkadasını döndüğü anlar geliyor aklıma.

Okula gidiyordu, tıpkı benim gittiğim gibi. Öğretmendi, tıpkı benim de öğretmen olduğum gibi.

Ama ben bunu hep çok ağır ve acı bir şey olarak anlıyordum. Annelerin çocuklarını evde bırakıp gittikleri yerdi benim için okul. Öğretmenlikte bunun gibi garip bir şeydi işte... Evde çocukları olan annelerin başka çocuklara bir şeyler öğretmesiydi mesela.

Hatırlıyorum,

Vedalaştıktan sonra sokağın sonunda kayboluncaya kadar sessizce izlerdim gidişini. Adımlarındaydı hep gözüm. Düşünüyorum da, belki her adımda bir umut vardı benim için. Belki geri döner diye...

Tık tık tık tık tık tık tık... İlerlerdi ve giderdi.

Annelerin çocuklarını evde bırakıp gittikleri yerdi okul. İşte hergün oraya giderdi. Para kazanmak, iş, meslek, kariyer... anlamadığım ve anlamak istemeyeceğim şeylerdi haliyle. O yüzden kimse bunları anlatarak teselli etmeye çalışmazdı beni.

Oyuncaklarıma geri dönerdim. En çok bebeklerime sarılırdım sıkı sıkı.

Şimdi ben anneyim ve şimdi ben öğretmenim. Kendi bebeğime sıkı sıkı sarılıyorum şimdi. İlk 14 ay hep beraberdik, kucak kucağa, yanak yanağa. Sonra n'oldu, anne Ata'sını evde bırakıp okula gitti. İşi vardı, mesleği buydu, kariyer yapmıştı filan... Ata'nın anlamayacağı ve anlamak istemeeyceği şeyler bunlar. Adım gibi biliyorum. Acaba o da adımlarıma dikkat kesilip belki geri döner diye bekliyor mudur? Ben bunu çok merak ediyorum :(

...

Son haftalarda çok huzursuzdu, dişlere bağladım, iki yaş sendromu dedim, :( bu sendromu yaşadığımız için kendimi epey bir kötü hissettim. Ama son bir haftadır sömestr tatilindeyim, O huzursuz, huysuz, ağlayan, tepinen Ata'dan eser yok. Zerre kadar eser yok hem de.

Allahım ağlamak istiyorum.

Tek istediği "anne evde olsun, oyun oynasın, beraber zaman geçirelim"miş. Uzun uzun anlatmaya gerek yok durumu, anlarsınız beni...

İşe başlayınca ben ne yapacağım şimdi?

Hamilelikte 9. hafta

İlk trimesteri yarıladınız bile ve bu hafta doktorunuz sizi ultrasound incelemesi için çağırmış olabilir. Ekranda gördüklerinize inanamayacaksınız. İmkan varsa, bir kopya isteyin ve arşivleyin derim.

Yaklaşık 2.5 - 3 cm boyutlarında olan bebişkonun kolu bacağı kıpır kıpır şimdi... :) Gözleri çekik bir uzaylı gibi dursa da o artık ağzını açıp kapatabiliyor artık :)

Daha fazla ayrıntının tamamı işte burada Dr. Kağan Kocatepe' nin sayfasında yazıyor. Eminim ki burayı hatmediyorsunuzdur. Çok iyi ediyorsunuz, araştırmak, bilgi edinmek daha emin ve bilinçli bir şekilde yol almanızı sağlayacak bence. Bu haftalarda ikili tarama testi yaptırmanızı isteyebilir doktorunuz. Bu trizomi riskinin olup olmadığını anlamak içindir.Down Sendromu başta olmak üzere, pek çok anomalinin önceden saptanması için geliştirilmiş bir testtir. Aklınıza olumsuz şeyler getirmeden, aksatmadan, olumlu düşünerek mutlaka yaptırın :)

9. Haftanın Önerisi: 1.Bir foto albüme ultrasoun d görüntülerini sıralamaya başlayabilirsiniz. Az önce Ata' nın albümüne baktım ve öyle duygulandım ki... NEreden nereye gelişiyor insan oğlu... Milimetrelerden koca koca metrelere geçiyor boyutlar. Nasıl bir mucize bu böyle? İnsanın nutku tutuluyor.

2.Bir de her hafta bir fotoğraf çekilin. 40. haftanın sonunda siz de yaşadığınız değişime inanamayacaksınız. Hatta daha sonra bu fotoğraflarla bir poster bile yapabilirsiniz. Nasıl fikir ama? Bir arkadaşım yapmıştı, harika olmuş, tavsiye ederim.



Balık yemeyi, taze sebze meyve yemeyi, iyi uyumayı ve yürüyüşü ihmal etmeyin, bu aralar hava soğuk, aman üşütmeyin.

Sevgiler

2 Şubat 2011 Çarşamba

Abartmayalım

Anne oldum, iyi hoş, ne güzel. Lohusalıktı, emzirmeydi, gazdı, kakaydı, katı gıda polemiği, yürüteç derdi, ilk adım heyecanı, diş sancıları derken bu günlere geldim.

Çalışmaya başlayacağım dönem tavan yapan endişelerim, çalışmaya geçince Ata' nın olgunlukla yaklaşması derken ardından gelen asabiyet... Üzülmekten bir hal oldum, kimseye çaktırmadım.

Dün gece,Ata ile hiç ayrılmadan oyun ve şaka ile geçen 48 saatin ardından analadım ki; o asabiyet 2 yaş krizi filan değilmiş. Yokluğuma sinir oluyormuş benim yavru kuşum. Aldı beni bir hüzün...

Yine çalışmaya başlayacağımi hay allah, ne olacak şeklinde düşünmeye başladım bu sefer. Eee, bitmedi. Ev işleri, yemek, iş, okul... ne olacak, aman tanrım diye kendimi yemeyi askıya almam lazımı ekledim yanına. Çift taraflı baskı yaparken kendime, biraz rahatlamak için televizyonu açtım. Travel & Living' te +8 isimli programa denk geldim açar açmaz. 6 çocukla birlikte yaşamaktan söz ediyorlardı. Tam 6 çocuk...



Yaşadığım şeylerin sorun olmadığını hatta büyük bir hediye olduğunu bir kez daha farkettim. Şikayet yok kızım Aylin, bak kadın 6 çocuğa birden bakıyor dedim kendime hayıflanarak.

Büyüüüük bir huzurla oğluşumun yanına yattım uyudum.

Öğlen bilgisayar başına oturma fırsatı bulunca DEfne Joy' un acılı haberini aldım.

Zaten dün Home/ Yuva' yı izlemiş, ne kadar boş ve gereksiz şeyi dert ettiğimizi ve hala daha mutlu olmadığımızı düşünmüştüm.

Hepsi üst üste gelince "herşeyi abarttığımıza" dair düşüncem netleşti. Biz şehirde yaşayan, ço kokumuş, çok bilmiş anneler abartıyoruz.

Uykusuzluğu da, tek çocuğa bakmayı da, ateşi de, mikrobu da, oyuncağı da, emzirmeyi de, bebeğin gelişimini de...

Ya hayat nasıl da süprizlerle dolu...!

Ne malum yarına çıkılacağı???

Abartmayın!

Sevin, koklayın, mıncıklayın diyor Acalya her seferinde. Ne olur memede uyusa? Annesinin kokusuna doya doya büyüse? Ne olur anne-baba bir arada uyusa o minicik yavru? Nedir o sıkı kurallar listesi öyle?

Abartmayalım!

Peaaahhh!!! Emzirerek uyutmayınmışmış, aman kucağa alışmasınmış, ayrı odada uyusunmuşmuş!!!

Atın bunları bir kenara.

Şunu düşünün: Şunu düşünelim: ne olacak Defne' nin yavrusuna?

Peki ya yarın neler gelecek sizin başınıza???

Düşünün...

Haksız mıyım ?

İnanamıyorum :(

Hayat çok kısa, çok acımasız demişti çokoprenses. Defne Joy' un fotoğrafını görünce acaba eşini mi kaybetti dedim :( Hemen Habertuk'u açtım. Aaaaaa...dondum kaldım. Gitmiş, uçup gitmiş :(

2 gün önce haberleşmiştik :(



O kadar üzgünüm ki...

Acılı ailesine sabır diliyorum.

Ne olacak o minik yavru kuş şimdi :(

Offf Allahım :(

1 Şubat 2011 Salı

Karamsar Olmak İçin Çok Geç


HOME bir Yann Arthus Bertrand filmi.

Bizim Ata' ya bilinçli olarak izlettiğimiz ve televizyona bakarken vicdanımızın cız etmediği ilk ve tek film olacak belki de...

"Artık karamsar olmak için çok geç" diyor, slogan olarak ve dünyayı insan denen varlığın kısacık bir sürede nasıl da çöpe dönüştürdüğünü ve olasılıkla başımıza gelmesi kuvvetle muhtemel "kötü" şeyleri anlatıyor.

Örneğin; dünyadaki su kaynaklarının tükenmek üzere olduğunu,dünyadaki tüm kaynaklarının %80'ini dünya nüfüsunu %20 si sömürüyor.
- 2025'te su kaynaklarının çoğu tükenmiş olacak.
- Dünya balık stoğunun %75' i tükenmek üzere...
- Dünyada üretilen yiyecek stoğu herkese fazlasıyla yetecekken bu açlık neden?
- Nevada nehrinin bir kolu artık yok.
- Sibirya'daki donmuş toprak erirse, ortaya çıkacak metan gazıyla atmosfer ve tabi ki dünya cehenneme dönebilir...

Karamsar olmak için çok geç...

Yenilenebilir, sürdürülebilir enerji kullanarak, daha az et tüketerek, bir kaç sene balık yemeyerek yaşayabiliriz.

Bence bütün anneler birleşerek ve şu canavar gibi bizi esir eden elektromanyetik medeniyetin içine "doğal yaşam" sevgisi eksin.

Giriş bölümünü buradan izleyebilirsiniz bu arada.

Home Yuva 1 kısım belgesel | akilli.tv|Reklam:formula 21 formen



Sevgiler