9 Eylül 2010 Perşembe

İyi ki Doğdun ATA :) Mutlu yıllar sanaaaaa :)))


Bugün benim canımın,biricik oğlumun doğum günü... Öylesine hoş bir duygu kapladı ki...Anlatamam.

Bugün hızla geçen zamana, onun büyüyüşüne hayret ederken bir yandan da onu bana vedikleri ilk anı, o lokum gibi tatlı yanağını öpüşümü düşünüyorum sürekli.Yani dünyanın durduğu o anı...

Neler yazmışım önceden...

Selam,Sonunda yazmak için klavye başındayım. Bebeğimiz Ata 9 Eylül' de dünyaya gelerek hepimize güzel bir merhaba dedi ve bir anda hepimizin hayatı değişti.
Bu ne güzel şey!
Aman Allahım!
Çok çirkin :)
Ayyyy, yerim ben onu....!
Hiiii! Çok tatlı birşeysin sennnn! diyerek bebek odasının camına yapışan ailem, bir heyecanla görmek için bekleyen aile dostlarımız, hastane ekibi ... derken Ata dünyayı şenlendiriverdi.

Ya annesi olarak ben???Epidural anestezi ile alınmasına karar verilmişti ve ben paravanın arkasında pür dikkat bebekten gelecek o ilk "ıngaaaaaaaaaaa" yı bekliyordum. Beklediğime değdi ve canımın içi anne karnından alınırken yüksek sesle ıngaalamaya başladı.Bu arada eşim Çağatay Atasağun, doğum fotoğraflarımızı çekmek için başucumdaydı, elimi tutuyordu bir yandan ama bir yandan da bebeği çekiyordu şıkırt şıkırt.
Heyecandan ne yaptığını bilemeyen ve mıhlanmış gibi ameliyathane masasında yatmakta olan ben nefesime konsantre olmayı deneyerek sımsıkı tuttuğum Çağatay'ımın elini bırakmakta zorlanmıştım. İmdadımıza anestezi uzmanımız yetişti ve "Aylin hanım, benim elimi tutun şekerim, ben buradayım" diyerek bizi daha da neşelendirmişti.Evet, anlatırken bile heyecanlanıyorum. Ingaa da kalmıştık. Sesi takip ederek başımı çevirdim. Başucumda minik bir melek, ağlıyordu, sesleniyordu, haykırıyordu...

Silindi, bir havluya sarıldı ve bana uzatıldı kınalı kuzum. Hemen konuşmaya başaldık ve bebeğim sesimle sakinleşerek derin bir nefes aldı ve beni dinlemeye başladı.İşte o anı unutmam mümkün değil.Ruhuma işledi!

Maşallah...! Hem de 41 kere :)

.............
Ahh ahh, ne gündü o gün.Ne gün! :) O günü bir daha yazmaya kalksam acaba neleri yazarım bilemiyorum.

Ama şimdi çok işim var onu biliyorum.

Davet için hazırlanam lazım :)))

Ata'cığım iyi ki doğdun, iyi ki beni anne olarak seçtin, iyi varsın yavrucuğum.
Hayatımın anlamı...

Birtanem, can tanem ...

Sevgiler

NOT:Herkese iyi bayramlar

8 Eylül 2010 Çarşamba

Biraz hüzün biraz bayram

Karışık duygular içindeyim...
Sanki ayıp işler yapıyormuşum gibi geldi balonlarla evi süslerken. Nehir ve sonsuzluğa kanat çırpan bütün melekler aklımdaydı tek tek. Ama o sırada Ata'cığım çok mutluydu balonlarla oynarken. Bense sağ olduğuna mı sevinmeliydim yoksa gidenlerin ardından sessizliğimi ve suskunluğumu mu açığa vurmalıydım???

Bunu yapmaya Ata'nın hatırı için hakkım yoktu.

Ama tadım yok diyebilirim.

Sağlığı yerinde olsun, bütün günler onun doğumgünü bizim için.

Evde bir hararet, bir telaş...

Biraz hüzün biraz bayram işte...

7 Eylül 2010 Salı

Kampanyanın bitiş tarihi 30 Eylül!...

Değerli anneler,okurlar,arkadaşlar,

Tane tane kapakları toplayalım adım adım engelleri aşalım isimli kampanyanın bitiş tarihi 30 Eylül olarak açıklandı.

Az önce Ataşehir Belediyesi' ni aradım ve 30 Eylül bilgisini aldım.

Kaç kapak oldu?
Birikenleri ne yapıyorsunuz?
Ortak bir adreste birleştirip birlikte teslim edelim mi ne dersiniz?

Sevgiler

Aylin

BM' nin Uluslararası Mama Kanunu varmış,duydunuz mu?


Mama firmalarıyla görüşmelerin sırasında, Peri' nin gönderdiği linkte Dr.Kadir Tuğcu' nun bu yazısına rastladım.

Yazının tamamını lütfen okuyun ama beni şok eden şey Birleşmiş Milletlerin hazırladığı “Anne sütüne Yakın Mamaların Pazarlanmasının Beynelmilel(Uluslararası) Kanunu" oldu.

İşte maddeleri:

BU KANUN 10 MADDEDEN İBARETTİR:
1- Halka yönelik hiçbir mama reklamı yapılamaz.
2- Annelere ücretsiz dahi olsa numune dağıtılamaz.
3- Hiçbir sağlık kuruluşunda ürün promosyonu yapılamaz, servislerde kullanılması için ücretsiz veya düşük ücretli mama verilemez.
4- Hiçbir firma yetkilisi annelerle görüşme yapamaz.
5- Sağlık personeline hiçbir hediye veya ürün verilemez.
6- Etiketlerde suni beslenmenin üstünlükleri diye hiçbir resim veya cümle kullanılamaz, bebek resimleri konamaz.
7- Sağlık personelinin bilgilendirilmesi ilmi ve gerçekçi olmalıdır.
8- Etiketlerde anne sütünün üstünlüğü anlatılmalı, ayrıca suni beslenmenin yan tesirleri, maliyeti ve zararları belirtilmelidir.
9- Bebekler için uygun olmayan şekerli kondense sütler tavsiye edilmemelidir.
10- Bebek maması imalatçıları ve dağıtımcıları bulundukları ülkelerde bu kanun uygulanmasa bile bu kanuna uyumlu çalışmalıdırlar.

Gerçekler hakkında ne biliyoruz ki? demeden edemedim.

Yorum sizin...

6 Eylül 2010 Pazartesi

İstanbul Yoga Merkezi Açıldı!

Sevgili dostum Ayça' nın açtığı İstanbul yoga merkezi aslında yoga ve hamilelik yogası için çok doğru bir adres. Kendisi benim hamileliğimde de bana çok yardımcı olmuştu. Hamilelere ciddi bir tavsiyemdir :)

Her Yönüyle Yoga Erenköy Bağdat Caddesi’nde


1 Eylül 2010'da Erenköy Bağdat Caddesi’nde kapılarını açan İstanbul Yoga Merkezi’nde, bütünsel yoga anlayışı benimsenir ve yogayı bir yaşam tarzı olarak benimsemenizin yolları anlatılır. Bütünsel Yoga'da amaç, yaşadığınız dünyadan kendinizi soyutlamanız ya da dış dünyayı değiştirmeniz değil; yaşamınızdaki mevcut dışsal faktörler içinde, hayata bakış açınızı değiştirmeniz, tarzınızı yogik hale getirmenizdir.
IYM'de yoga dersleri, meditasyon, nefes yoluyla prana çalışmaları, yoga felsefesi sohbetleri, yoga terapileri, hamile yogası, yoga eğitmenliği sertifika programı, yoga tatillerini bulabilirsiniz.
Her yönüyle yoganın anlatıldığı IYM'de, ayrıca sertifikalı tecrubeli uzmanlardan masaj terapileri, bünyesinde bulunan Devi Cafeshop’da, vegan/vejetaryen mutfaktan atıştırmalıklar ve Hindistan'dan ithal ürünler bulmanız mümkün.

Istanbul Yoga Merkezi, dünyadaki tek yoga universitesi Vivekananda Yoga Universitesi'nin Türkiye koordinasyon merkezi ve Yoga Bharati-ABD Sivil Toplum Örgütü Türkiye gönüllüsüdür.






Detaylı bilgi için:

Adres: Caddebostan mah. Bagdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apt. No: 5 D: 3 Erenköy (Divan'ın sokağından girince, soldan 3. bina)
Tel: 216. 368 8482
eposta: basvuru@yogamerkezi.com – ayca.gurelman@gmail.com
web sitesi: www.yogamerkezi.com

Mıy mıy mıy...



Aman ya! Ben ne kadar çok boş ve gereksiz yere kendime baskı yapıyormuşum meğer!

Ata yemek yiyor mu?Tabağındaki bitti mi? Doydu mu? Doymadı mı? Acaba karnı aş mı???

Bu vesveseleri bir kenara bırakınca ben de rahatladım o da.neymiş o öyle mıy mıy mıy mıy.Vıyy vıyy vıyy vıyy! Bir kere Ata anne sütü ile beslenen bir aslancık. Onun dışında öğünlerini şaşmadan ve kasmadan alıyor.Bazen yemek istemiyor o kadar!

İyi de bu dünyanın son değil ki??! Sen hergün yiyor musun kızım! diyorum kendi kendime.Ya da "Ata bugün yedi mi? Ne yedi?" suallerini soran sualcilere de aynı yanıtı veriyorum. Yahu adam ço kaç olsa der "mama" diye. Sonra çok aç olsa üzerime saldırır emmek ister. Yiyor işte bir güzel.

Daha fazlasını istemek Ata'ya yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu tür mahalle baskılarından ayrıca ben bile çok sıkılmışken Ata'nın bunalması çok normal.

Ben mis gibi mamalar yaparım, Ata'cım da mis gibi yer. Yemezse de canı sağolsun. Yeter ki sağlığı, mutluluğu, huzuru yerinde olsun.

Gerisi boooooooooooooooooooooş! :)))

Bu böyle biline.

Sevgiler...

Aylin

Ölüm ...

Ölüm...
Hayatın ve hareketliliğin bittiği an...Yani bu doğum, doğuş,bebek, büyüme, annelik gibi renkli, sıcak ve hareketli yüzün tam tersi.Soğuk ve boz bulanık olan yüzü...

Ne denebilir ki ölüm için? Ne anlatılabilir ki? O kadar sert ve ağır bir şey ki tek başına, kelime olarak bile çok şey ifade ediyor.

Ölüm...

İnsan ne olursa olsun ölümü düşünmeli, arada sırada bile olsa.

Ben kendi ölümümü sıkça düşünen biriyim. Yanlış anlaşılmasın, intihar planlamıyorum. Daha doğrusu öldükten sonrasını sık düşünen biriyim desem daha soğru olur.

Ben ölürsem, insanların arkadamdan ah etmelerini, küfür etmelerini istemem. Bu olgu benim için (biraz sert olsa da) sıkı bir rehberdir.

Yalan söyleyemem,
Yağ çekmem,
Ayıya köprüyü geçinceye kadar dayı demem.
Gerçekleri söylemek için ve doğrularla birlikte dosdoğru yaşamak için kimseye şirin görünmeye çalışmam.
Dalkavukluğum olmaz, olamaz.
Berbat yanlarım vardır elbette ama,
Bizans entrikalarına girmem,
İnsanların yüzüne gülüp arkasından konuşmam,
Seviyorsam seviyorumdur,
Sevmediğim ve onaylamadığım insanlardan uzak dururum.Mecbur değilim ya!!!
Çok mala, paraya tamah etmem,
Varsa şükür, yoksa yine şükür demeye çalışırım.
İlkelerimden vazgeçmem.

Çünkü bütün bunları yapmış yaşamış bir dedenin torunuyum ben. Ne varlığa sevindi ne yokluğa söylendi benim dedem. Çok ilkeli, dürüst ahlaklı insan sevgisi ile yüreği dopdolu biriydi. Nur içinde yatsın.

Öyle biriyidi ki o...Mesela, Eve gelirken sokağın başından itibaren çoluk çocuk kim varsa herkesi selamlar, hal hatır sorardı. Merhabasız biri değildi en başta, yüzü hep gülerdi.Ters gelen, inancına ters düşen birşey varsa tersti işte, o kadar! Hep büyük ve evrensel doğruları seçti kendine anladığım kadarıyla.Yaşadığı gibi inandı ama inandığı gibi yaşamadı.Elinde olanla yetindi, kaprisi, yalanı dolanı yoktu. İş yaparı, çok fazla kar etmek için kandırmazdı, makul olanla kalırdı pazarlıkta.

"Allahım sen benim canımı ayakta gezerken al" derdi. "Ben ölürsem şatafatlı cenaze istemem" gelmeseniz bile olur"derdi.

Ölüm...
Ve tanrı bu sebahatkar ve iyi kalpli kulunun dileğini yerine getirdi. Birgün, çok sağlıklı olduğu birgün öldüğü haberini aldık. Aniden, ama ayakta gezerken değil, alnını dayadığı secdede son nefesini vermişti...Cenazesi öyle kalabalıktı ki... Mış gibi yapan yoktu sanırım.O hiç mış gibi yapmamıştı ki...Zaten olamazdı, bu mümkün değildi. Ektiğini biçtiği bir gündü o gün dedeciğimin.Hiç "mış" gibi yapmamıştı ve gözyaşları yani o sel gibi akan gözyaşları sahte olamazdı.

BÖylesine doğru bir kalbe yakışan bir sondu bu.Ancak ne yazık ki yıllarca şoku üstümüzden atamadık. İyi kalpli dedemiz, iyilik fenerimiz gitmişti. Yalnız ve sessiz kalmıştık hepimiz :(

Eğer ruhu bizi izliyorsa görüyordur nerelerde olduğumuzu. Şahsen ben onun yolunda yürümeyi tercih ettim. Diğer aile üyeleri gibi aslında...Umarım ruhu rahattır, nur içindedir, sevgilerle doludur.

İnsan sonunu düşünmeli derim herzaman.Mesela benim cenazemde sevenlerim olsun isterim.Mış gibi yapanlar gelmese de olur.Zahmet etmesinler. Sağlığımda canımı sıkıp yokluğumda ağlarmış gibi yapıp bu sefer ruhuma eziyet etmesinler.Dostlarım,kardeşlerim olsun,candan sevenlerim olsun, bir fatiha,yeter. Ben sonsuzluğa yükselirken cami avlusunda ikiyüzlülerin kalabalığı olmasa da olur derim.

Bunları niçin mi yazdım? Bir cenaze haberi aldım geçenlerde.Üzüldüm,içim bir garip oldu.Avluda mış gibi yapanlar ve ardından gülenler vardı da ondan... Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Bir cenazenin ardından gülmeyi bana da evlatlarıma da nasip etmesin. Ölen ölmüştür,dava düşmüştür. Merhumla yada merhume ile derdi olan varsın gitsin tedavi olsun!

Ölüm...




Dün güzel melek Nehir sonsuzluğa bıraktı kendisini. Ben sadece ağlayabildim. Sadece gözyaşlarım düşebildi. Başka hiçbirşey yapamadım. Ağladım, ağladım ağladım.

Ata'm kuzum yavrum birtaneme sarılıp koklaya koklaya ağladım.

Bizim yuvamızdan da melekler sonsuzluğa kanat çırpmıştı. Aklıma yine geldiler, o miniklere ana yüreğimce ağladım.

Elimden gelen tek şey bu oldu.

Tıpkı dedemin cenazesinde olduğu gibi.

Ölümle gelen acıya aktı gözyaşlarım...