10 Şubat 2011 Perşembe
Tweet
İşte favorim: Charlie bit me! :)
İyi seyirler
Şirinlere bakın :)
İşte favorim: Charlie bit me! :)
İyi seyirler
Tweet
Bu çocuk sizden değil di mi?
Kuzenim Lerry 35 inden sonra ikinci çocuğa niyetlenip güzeller güzeli bir kız çocuk doğurmuştu. Ebru (fotoğrafları slaytlarımda var) öyle güzel öyle güzeldi ki bunun ileride annesinin başına erkeklerden önce farklı sosyal sorunlar açacağını kimse tahmin edemedi. Çünkü Ebru sapsarı saçlı ve masssmavi gözlüydü.Açık tenli ama koyu renk saçlı bir anne ,yeşil gözlü esmer bir baba da söz konusu olunca ilk ayın ardından garip garip diyaloglar gelişmeye ve etraftan saçmalık boyutunda sorular ve yorumlar gelemeye başlamıştı.

Kuzen bir ara, "mavi lens alıp saçlarımı sarıya boyatacağım, yeter" demişti. Amanın, ne üzülmüştüm o haline. İçin için dert etmiştim kızının ona benzememesini, benzetilememesini. Anne olarak çok çabuk incindiğini gördükçe üzülmeden edememiştim.
Öyle üzülmüşüm ki aynısını şimdi ben yaşıyorum, hahahahahaa. Güldüğüme bakmayın, çok zor bir durum bu aslında... Buradaki fotoğrafa bakarsanız Ata' nın nasıl da sarı annesinin ise aksine nasıl da koyu renkli olduğunu göreceksiniz.
Bize bakıp bakıp ana-oğul olduğumuzu anlayamayanların tepkileri ise şöyle:
(Uzun bir müddet süzdükten sonra,duraksayarak) -Annesi misiniz?
-Siz nesi oluyorsunuz?
-Bakıcısı mısınız?
-Annesisiniz galiba, hiç benzemiyorsunuz.
-Baba mı sarışın?
-Ailede kim var mavi gözlü?
-Bebek sizin mi?
-Baba sarışın sanırım...
-Size hiç benzemiyor.
..ve daha niceleri. En başında ÇAğatay'a çok bzeniyordu Ata. Arkadaşım Ayşegül söyledi, o da biz belgesel de izlemiş, bebekler ilk 1 yıl babalarına çok benzermiş. Doğanın bir gereği herhalde. İşte Ata da klonlanmış gibi benziyordu. Ama sapsarı ve maviş olunca kimse şıp diye benzetemedi Ata'yı. En fecisi ben siyah saçlı olunca yapılan pek çok yorumda "siz hiç benzemiyor" lafını duymam ya da bir şekilde bunun ima edilmesi oldu. İlk aylarda bunu çok kötü bir densizlik olarak görüyordum. Çoğunda içim cızzz ettiriyordu, hatta hatta "size ne yahu" diye bağırasım geliyordu. Herkesin bebek polisi gibi davranmasına illet oluyorum ne yalan söyleyeyim.
Sonra gittim mavi lens aldım bir ara. Sırf şu illet olduğum cümleleri duymamak için. Çünkü kim mavi gözlü diye sorulunca "benim amcalarım, babannem, dedem..." diye hesap vermekten de gına gelmişti. Sonra sonra biraz alıştım gibi espriye vuruyorum bazen, bazen çok gülüyorum.Aslında bana çok benziyor Ata. İnsanlar dümdüz düşündükleri ve dikkatsiz oldukları için renklere takılıp kalıyorlar bence! :))) Sinirden gülüyorum şu an.

Hergün yolumuzu kesip Ata' yı sevenlere hesap veriyoruz, şu maviş, baba sarışın, yok anneye benzemiyor, bilmem ne bilmem ne...En fenası geçen gün oldu :))) Taksiye bindik, taksici bir müddet Ata ile beni inceledi, sonra Çağatay' a baktı :))) Ata' yı sevdi filan... Sonra;
- "Abi çocuk ikinizden de değil ama di mi" dedi Çağatay 'a :)))))))))) Ona neyse?????
-"Niye böyle dediniz" diye sorunca,
-"Yenge valla size hiç benzetemedim, olsa olsa bir başka anne yada babadan olabilir diye düşündüm" dedi. Adama bak, sanane be adam, ben senin secereni inceliyor muyum, kimdensin, neredensin!!!
-"Tanıştırayım, yanınızda oturan bey babası, arkanızda oturan kadın ise anası, siz renklere değil, desene bakın, annesinin ayyyyynısı" dedim. Ekledim;
-"Şoför bey, bunu bir önceki sene duymuş olsaydım mahkemelik olurduk sanırım sizinle. Çünkü bu kadar ileriye giden hiç olmamıştı".
-Şoför: tssssssssss
Ama yine de aklıma geldikçe bir tarafım cız bız oluyor işte. Ne demek ya! Hiç tanımadığım insanların bu kadar da ileri gidip oğlumla olan gizli bağıma dadanmalarına dayanamıyorum. Zaten aylarca Çağatay'a çok benziyor nağmelerini sıkça dinledim. Onadan da gına geldi. Sen 9 ay karnında taşı, özene bezene büyüt, etrafındakiler bir gıdımını bile annesine benzetemesin veya benzediğini görmek istemesin Nedense????????????? "Bir de sana hiç benzemiyor" gibi gerzekçe bir yargı renk farkından dolayı eklenince , eeh müsadeyle, bana da arada geliyorlar yani! O bana benzemiyorsa ben de ona benzerim deyip barbie sarısı saçlar ve lens mavisi gözlerle çıkmayayım sokağa! Bu kadar da yorum yapmayın be kardeşim! Allah alllaaaaaah :))))
Sona doğru asabiyet yaptım belki ama öyle. Uyuz oluyorum.Gıcık oluyorum. Sinir oluyorum. Geçmiş fotoğraflarına bakıyorum. Ohhhooooo aynı ben, babaya şöyle bir benziyor. Tek farkımız renklerimiz.
Farkedemeyenin eline sözlük, gözüne gözlük lazım!
Oh be!
Haydi görüşürüz :)))

Kuzen bir ara, "mavi lens alıp saçlarımı sarıya boyatacağım, yeter" demişti. Amanın, ne üzülmüştüm o haline. İçin için dert etmiştim kızının ona benzememesini, benzetilememesini. Anne olarak çok çabuk incindiğini gördükçe üzülmeden edememiştim.
Öyle üzülmüşüm ki aynısını şimdi ben yaşıyorum, hahahahahaa. Güldüğüme bakmayın, çok zor bir durum bu aslında... Buradaki fotoğrafa bakarsanız Ata' nın nasıl da sarı annesinin ise aksine nasıl da koyu renkli olduğunu göreceksiniz.
Bize bakıp bakıp ana-oğul olduğumuzu anlayamayanların tepkileri ise şöyle:
(Uzun bir müddet süzdükten sonra,duraksayarak) -Annesi misiniz?
-Siz nesi oluyorsunuz?
-Bakıcısı mısınız?
-Annesisiniz galiba, hiç benzemiyorsunuz.
-Baba mı sarışın?
-Ailede kim var mavi gözlü?
-Bebek sizin mi?
-Baba sarışın sanırım...
-Size hiç benzemiyor.
..ve daha niceleri. En başında ÇAğatay'a çok bzeniyordu Ata. Arkadaşım Ayşegül söyledi, o da biz belgesel de izlemiş, bebekler ilk 1 yıl babalarına çok benzermiş. Doğanın bir gereği herhalde. İşte Ata da klonlanmış gibi benziyordu. Ama sapsarı ve maviş olunca kimse şıp diye benzetemedi Ata'yı. En fecisi ben siyah saçlı olunca yapılan pek çok yorumda "siz hiç benzemiyor" lafını duymam ya da bir şekilde bunun ima edilmesi oldu. İlk aylarda bunu çok kötü bir densizlik olarak görüyordum. Çoğunda içim cızzz ettiriyordu, hatta hatta "size ne yahu" diye bağırasım geliyordu. Herkesin bebek polisi gibi davranmasına illet oluyorum ne yalan söyleyeyim.
Sonra gittim mavi lens aldım bir ara. Sırf şu illet olduğum cümleleri duymamak için. Çünkü kim mavi gözlü diye sorulunca "benim amcalarım, babannem, dedem..." diye hesap vermekten de gına gelmişti. Sonra sonra biraz alıştım gibi espriye vuruyorum bazen, bazen çok gülüyorum.Aslında bana çok benziyor Ata. İnsanlar dümdüz düşündükleri ve dikkatsiz oldukları için renklere takılıp kalıyorlar bence! :))) Sinirden gülüyorum şu an.

Hergün yolumuzu kesip Ata' yı sevenlere hesap veriyoruz, şu maviş, baba sarışın, yok anneye benzemiyor, bilmem ne bilmem ne...En fenası geçen gün oldu :))) Taksiye bindik, taksici bir müddet Ata ile beni inceledi, sonra Çağatay' a baktı :))) Ata' yı sevdi filan... Sonra;
- "Abi çocuk ikinizden de değil ama di mi" dedi Çağatay 'a :)))))))))) Ona neyse?????
-"Niye böyle dediniz" diye sorunca,
-"Yenge valla size hiç benzetemedim, olsa olsa bir başka anne yada babadan olabilir diye düşündüm" dedi. Adama bak, sanane be adam, ben senin secereni inceliyor muyum, kimdensin, neredensin!!!
-"Tanıştırayım, yanınızda oturan bey babası, arkanızda oturan kadın ise anası, siz renklere değil, desene bakın, annesinin ayyyyynısı" dedim. Ekledim;
-"Şoför bey, bunu bir önceki sene duymuş olsaydım mahkemelik olurduk sanırım sizinle. Çünkü bu kadar ileriye giden hiç olmamıştı".
-Şoför: tssssssssss
Ama yine de aklıma geldikçe bir tarafım cız bız oluyor işte. Ne demek ya! Hiç tanımadığım insanların bu kadar da ileri gidip oğlumla olan gizli bağıma dadanmalarına dayanamıyorum. Zaten aylarca Çağatay'a çok benziyor nağmelerini sıkça dinledim. Onadan da gına geldi. Sen 9 ay karnında taşı, özene bezene büyüt, etrafındakiler bir gıdımını bile annesine benzetemesin veya benzediğini görmek istemesin Nedense????????????? "Bir de sana hiç benzemiyor" gibi gerzekçe bir yargı renk farkından dolayı eklenince , eeh müsadeyle, bana da arada geliyorlar yani! O bana benzemiyorsa ben de ona benzerim deyip barbie sarısı saçlar ve lens mavisi gözlerle çıkmayayım sokağa! Bu kadar da yorum yapmayın be kardeşim! Allah alllaaaaaah :))))
Sona doğru asabiyet yaptım belki ama öyle. Uyuz oluyorum.Gıcık oluyorum. Sinir oluyorum. Geçmiş fotoğraflarına bakıyorum. Ohhhooooo aynı ben, babaya şöyle bir benziyor. Tek farkımız renklerimiz.
Farkedemeyenin eline sözlük, gözüne gözlük lazım!
Oh be!
Haydi görüşürüz :)))
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
ikaz ediyorum
9 Şubat 2011 Çarşamba
Tweet
Ata 17 Aylık
Ata 17 aylık oldu bugün.
Anne sütüne devam ve tabi duvarları alabildiğine karalamaya da. Sonracığıma inek sütünü reddetmeye de devam alabildiğine. Yumurtayı şekilden şekle sokup, "aaa, ne cici mama, hadi yiyelim" demeye de...
Sosyalleşme rekoru kırdık bu ay. Hergün bir arkadaş ziyaretinde ya da sokaklardaydık. Garsona "bu çaa" (çay) diyerek bizi gülmekten kırıp geçiren, yolda giden arabalara "baa baa" ( Türkçe güle güle demeye kıran mı girdi yavrum ya!!! :( neyse...) diyen, sarışın hanımların albeniside sıkça kapılıp hoooooop diye kucaklarına atlayan, çantamda bir kepçe, bir kamyon, bir de Ferrari' yle gezme lüksü yaşatan, kafasına göre evin içinde saklanan, kaybolan, bulmayınca bozulan, evin tamamını kendine tahsis ettirip yatak odasında bir köşeyi bize ayıran, bulaşık makinesinin içine girmeyi, çamaşır makinesini defalarca çalıştırmayı deneyip başaran, spagetti ve pilavı elleriyle yemeyi seven, bardağındaki suyu bitirmeye ramak kala elini sokup muzırca gülen, her defasında bezine bakıp kakasına "cici" diyen, günde 648 defa anne ve baba diyen, bir o kadar da "amini" yani "al beni" diyen, her defasında kucağıma alırken öptüğüm, saçlarını elimle düzelttiğim, poposunu yıkarken, yüzünü silerken, banyosunu yaptırırken beraber ıslandığım, vinç, kepçe vblere bakmaktan garip bir sevinç duymayı öğrendiğim, kedilerin dostu, kuşların hamisi, evimizin neşesi, hayatımın anlamı, canımın içi, kalbimin tam ortası, güzel yüzlü, güzel bakışlı, kibar gülüşlü, yakışıklı, sarışın, mavi gözlü oğluma, Ata'cığıma "hayatıma her an kattığı güzellikler için" sonsuza kadar teşekkür ederim

İyi ki varsın yavrum.
Sana aşık olan annen Aylin
Anne sütüne devam ve tabi duvarları alabildiğine karalamaya da. Sonracığıma inek sütünü reddetmeye de devam alabildiğine. Yumurtayı şekilden şekle sokup, "aaa, ne cici mama, hadi yiyelim" demeye de...
Sosyalleşme rekoru kırdık bu ay. Hergün bir arkadaş ziyaretinde ya da sokaklardaydık. Garsona "bu çaa" (çay) diyerek bizi gülmekten kırıp geçiren, yolda giden arabalara "baa baa" ( Türkçe güle güle demeye kıran mı girdi yavrum ya!!! :( neyse...) diyen, sarışın hanımların albeniside sıkça kapılıp hoooooop diye kucaklarına atlayan, çantamda bir kepçe, bir kamyon, bir de Ferrari' yle gezme lüksü yaşatan, kafasına göre evin içinde saklanan, kaybolan, bulmayınca bozulan, evin tamamını kendine tahsis ettirip yatak odasında bir köşeyi bize ayıran, bulaşık makinesinin içine girmeyi, çamaşır makinesini defalarca çalıştırmayı deneyip başaran, spagetti ve pilavı elleriyle yemeyi seven, bardağındaki suyu bitirmeye ramak kala elini sokup muzırca gülen, her defasında bezine bakıp kakasına "cici" diyen, günde 648 defa anne ve baba diyen, bir o kadar da "amini" yani "al beni" diyen, her defasında kucağıma alırken öptüğüm, saçlarını elimle düzelttiğim, poposunu yıkarken, yüzünü silerken, banyosunu yaptırırken beraber ıslandığım, vinç, kepçe vblere bakmaktan garip bir sevinç duymayı öğrendiğim, kedilerin dostu, kuşların hamisi, evimizin neşesi, hayatımın anlamı, canımın içi, kalbimin tam ortası, güzel yüzlü, güzel bakışlı, kibar gülüşlü, yakışıklı, sarışın, mavi gözlü oğluma, Ata'cığıma "hayatıma her an kattığı güzellikler için" sonsuza kadar teşekkür ederim

İyi ki varsın yavrum.
Sana aşık olan annen Aylin
Etiketler:
aşk,
Ata,
Aylin Anne
Tweet
Selamlar
Blogger' ın istatistikleri sağolsun, ülke ülke nereden okunduğumu öğrenebiliyorum. Kim olduğunuzu, çocuklarınızı, hayatlarınızı, umutlarınızı, yaşadığınız zorlukları, beni neden okuduğunuzu bilmiyorum ama nereden olduğunuzu biliyorum :)))
Bunu bilmek beni hem mutlu ediyor hem de haber verme ihtiyacı hissediyorum size :)
Amerika, Kanada, Şili, Brezilya, İzlanda, Rusya, Özbekistan, Japonya, Avusturalya, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Azarbaycan, Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan, Nijerya,İsrail, Libya, Fas, Hollanda, İtalya, Almanya, Belarus, Estonya, İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Çin, Tayvan, Katar, İspanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Polonya, İran, Macaristan, İsviçre, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-Hersek, İngiltere, İrlanda, Kıbrıs ve ülkemdeki herkese... Bu listede olmayan ama okuyan herkese candan selamlar gönderiyorum.
İlginiz için Çok ama çok teşekkür ederim. Bu şekerler sizin için :)

Sevgiler
Aylin
Bunu bilmek beni hem mutlu ediyor hem de haber verme ihtiyacı hissediyorum size :)
Amerika, Kanada, Şili, Brezilya, İzlanda, Rusya, Özbekistan, Japonya, Avusturalya, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Azarbaycan, Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan, Nijerya,İsrail, Libya, Fas, Hollanda, İtalya, Almanya, Belarus, Estonya, İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Çin, Tayvan, Katar, İspanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Polonya, İran, Macaristan, İsviçre, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-Hersek, İngiltere, İrlanda, Kıbrıs ve ülkemdeki herkese... Bu listede olmayan ama okuyan herkese candan selamlar gönderiyorum.
İlginiz için Çok ama çok teşekkür ederim. Bu şekerler sizin için :)

Sevgiler
Aylin
8 Şubat 2011 Salı
Tweet
Hamilelikte yaşananlar bebeği etkiler mi? Hamilelikte 10. Hafta
Aslında zaman hızlı ilerliyor... Hamileliğin ilk haftalarında "ohhooooo, 40 hafta nasıl geçecek" derken bir de bakıyorsunuz ki doğum gerçekleşmiş, bebek elinizde, süt, gaz, kaka, bezle uğraşıyorsunuz :) Şimdi 10. haftadasınız bebeğiniz iri bir çilek büyüklüğünde. Her türlü detaylı bilgiyi 10. hafta buradan okuyabilirsiniz. Göreceksiniz ki kilo alımından bahsediyor. Bununla ilgili notlarımı aşağıda paylaşacağım.
İlk hamileliklerde annenin dinlenme payı ikinci hamileliklere göre daha geniş ve zengin olduğu söylenir. O nedenle, ilk hamileliğiniz ise bunun tadını çıkarın. Kendini çok yormayın ama tembellik de etmeyin tabi :) Yürüyüşünüze, hafif egzersizlerinize, günlük yaşamınıza ve zihninizden geçenlere çoooooooook dikkat edin. Neden mi?
Uzmanlar anlatıyor: "temel inşaat bozukluğu" diye birşey var ve bu bebeğin taaaaaaa anne rahmine düştüğü ilk andan, iki yaşına kadar olan süre boyunca yaşadığı herşeyin izleriyle meydana gelen bir bozukluk sürecinin tanımlaması oluyor.
Temel inşaat bozukluğunu anlatan bu video benim kılavuzlarımdan birisidir. Aynı zamanda annenin hamileyken yaşadıklarının bebeği nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, anne-baba ile uyumanın sakıncaları var mıdır diye merak halindeyseniz, sünnet, bebekelrde fitil konmasının ileride ne tür sorunlara yol açabileceğini merak ediyorsanız, bebeğin iki yaşına kadar yaşadıklarının ilerideki hayatını nasıl etkilediğini öğrenmek isterseniz Psikiyatr Dr. Nusret Kaya' yı iyi dinleyin derim.
10. hatfanın önerisi: Meditasyon... Bu kısmı lütfen videoları izledikten sonra okuyun ki yazdıklarım daha faydalı olabilsin sizin için.
Hamilelikte gün içerisinde sık sık bebeğime konsantre olup, kendimi ve onu bu dünyanın kirinden pasından korumak için ciddi bir mücadele vermiştim. Bir zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak, stres yönetiminde artık ciddi ciddi profesyonel olmuşken ÇAğatay'la hayatımızın en zor günlerini yaşıyorduk. Yeni evliydik, hevesle içine taşınmayı beklediğimiz evimizden çıkan kiracımız içeride milyarlarca liralık hasar bırakmıştı. Onu tmair ettirirken, kefil olduğumuz bir dostumuzdan dolayı haciz gelmiş elimizdeki avcumuzdakini icraya ödemiş, oldukça mütevazi eşyalar ve tadilatla eve içimiz buruk yerleşmiştik. Eskide kalmayı, yerini ve çizgisini, evli insanları rahatsız etmeyi bilemeyen bir takım hanımefendiler bizi incitmek için her yolu denemişti. İncinen yalnızca Çağatay ve ben değildik, karnımdaki Ata'ydı. Daha anlatsam içinizin daralacağı pek çok psikolojik darpla geçti hamileliğim. Bunlardan korumam gerekliydi bebeğimi. Hatta kendimden bile...
Ne mi yaptım?
Gözlerimi kapatıp ona doğru bir nefes alırdım sıkıldıkça. Sanki burnumdan giren nefesin ona doğru gittiğini düşünürdüm. Sonra kalp atışıma konsantre olur, ellerimi karnımda birleştirip içimden defalarca "seni seviyorum bebeğim" derdim. Kalbimden incecik, ılık bir nehrin ona doğru aktığını hayal ederdim. Bir de elimi karnıma koyup akan güzel enerjiyi hissetmeye çalışırdım. Çok özel teknikler değil belki ama galiba işe yaradı. Onca manyakça şeye rağmen Ata sakin bir adam. Stres varsa size tavsiyemdir ara ara 2 dakikanızı kendinize ayırın, bence yeter. İnancınıza göre buraya çeşitli dualar, tekrarlar ...vb. ekleyebilirsiniz. Ne de iyi yaparsınız :)
işte meditasyon yapan bir Aylin Anne :)
Bir de kilonuza dikkat edin sevgili anne adayları. Hamilelikte titizlenip herşeyi abartan ben yemeyi de abarttım ve 27 kilo aldım. Şimdi vermeye uğraşıyorum. 17 si gitti, geriye kaldı 10. Bu kilo hesabını yine az önceki linkin sonunda bulabilir, beden kitle endeksinizi buradan hesaplayabilirsiniz.
O zaman doktorum Prof.Dr. Teksen Çamlıbel' di. Kilo konusunda baştan uyarmıştı. Ama Aylin dinledi mi, hayır? Homini homini yedi :)
Şimdi sizin de bu hayata düşmemeniz için, doktorumun zamanında önerdiği 2100 kalorilik listeyi paylaşmak isterim. Uygulamadan önce doktorunuza mutlaka danışın, verdiği liste ve size özel önerileri yoksa bir göz atın derim.
SABAH:
1 su bardağı süt,
2 kibrit kutusu kadar peynir,
5 adet zeytin,
1 yemek kaşığı kadar pekmez,
4 ince dilim ekmek,
Domates, salatalık ( mevsime göre)
ÖĞLE:
1 porsiyon etli sebze yemeği,
Az yağlı salata,
1 su bardağı yoğurt,
4 ince dilim ekmek veya
1 porsiyon pilav, makarna
İKİNDİ:
2 posriyon meyve
(1 ufak elma ve 1 postakal)
1 kibrit kutusu kadar peynir
2 ince dilim ekmek, istenirse domates vb.
AKŞAM:
3 köfte kadar kırmızı et,
Tavuk yada balık (100 gr)
1 porsiyon sebze yemeği
Az yağlı salata
3 ince dilim ekmek
GECE:
2 porsiyon meyve ( yarım muz ve 3 adet kayısı)
1 su bardağı süt.
-Haftada 2-3 kez 1 kibrit kutusu kadar peynir yerine 1 yumurta yenebilir (iyi pişecek)
-1 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurda eş değerdir.
-1 porsiyon et yerine 1 porsiyon kurubaklagil yenebilir.
AYRICA:
-Günde 6-8 bardak su içiniz.
-Yemeklerinizde sıvı yağ kullanınız ( ben zeytinyağından başka bir şey kullanmamıştım)-Şekerli ürünleri mümkün olduğunca tüketmeyiniz ( aynen uydum, zaten kiloyu aldıran açmalar, simitler, börekler oldu:( hımff!!! )-İyotlu tuz kullanınız ( iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine neden olabilir)
-Çay kahve kola yerine bitki çayı içiniz ( adaçayı gibilerinden uzak durmalı, kasılmalara neden olabilir, mazallah!)
-Çiğ et, sakatat, salam, sucuki sosisten uzak durun. (aynen!toksoplazma riski var ve ne idüğü belirsiz şeyler onlar aslında)
-KAtkı maddesi olan şeylerden de uzak durun. (Toksin nedeniyle beyin gelişimini olumsuz etkileyebilir, dikkat!!!!)
-Pastorize süt kullanın.
-Mevsim sebze ve meyvelerini tüketin.
-Midye, konserve balık vesaire yemeyin olabildiğince.
-Tatlandırıcılı diyet reçel, diyet çikolata gibi şeyleri ağzınıza sürmeyin.
-Alkol sigara yok.
-Bo lbol güneşlenin. ( Mutlu ve bilge ruhlu bir bebeğiniz olsun).
-Kiloya tikkat :)
-Doktora danışmadan ilaç almak zinhar yasahhh! :)
Bunlara dikkat edin, yazın, çıktı alın, ne bileyim kaydedin bir yerlere :)
Aylin anne gibi çok yemeyin özetle :)
Hepinize sevgiler
AA
İlk hamileliklerde annenin dinlenme payı ikinci hamileliklere göre daha geniş ve zengin olduğu söylenir. O nedenle, ilk hamileliğiniz ise bunun tadını çıkarın. Kendini çok yormayın ama tembellik de etmeyin tabi :) Yürüyüşünüze, hafif egzersizlerinize, günlük yaşamınıza ve zihninizden geçenlere çoooooooook dikkat edin. Neden mi?
Uzmanlar anlatıyor: "temel inşaat bozukluğu" diye birşey var ve bu bebeğin taaaaaaa anne rahmine düştüğü ilk andan, iki yaşına kadar olan süre boyunca yaşadığı herşeyin izleriyle meydana gelen bir bozukluk sürecinin tanımlaması oluyor.
Temel inşaat bozukluğunu anlatan bu video benim kılavuzlarımdan birisidir. Aynı zamanda annenin hamileyken yaşadıklarının bebeği nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, anne-baba ile uyumanın sakıncaları var mıdır diye merak halindeyseniz, sünnet, bebekelrde fitil konmasının ileride ne tür sorunlara yol açabileceğini merak ediyorsanız, bebeğin iki yaşına kadar yaşadıklarının ilerideki hayatını nasıl etkilediğini öğrenmek isterseniz Psikiyatr Dr. Nusret Kaya' yı iyi dinleyin derim.
10. hatfanın önerisi: Meditasyon... Bu kısmı lütfen videoları izledikten sonra okuyun ki yazdıklarım daha faydalı olabilsin sizin için.
Hamilelikte gün içerisinde sık sık bebeğime konsantre olup, kendimi ve onu bu dünyanın kirinden pasından korumak için ciddi bir mücadele vermiştim. Bir zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak, stres yönetiminde artık ciddi ciddi profesyonel olmuşken ÇAğatay'la hayatımızın en zor günlerini yaşıyorduk. Yeni evliydik, hevesle içine taşınmayı beklediğimiz evimizden çıkan kiracımız içeride milyarlarca liralık hasar bırakmıştı. Onu tmair ettirirken, kefil olduğumuz bir dostumuzdan dolayı haciz gelmiş elimizdeki avcumuzdakini icraya ödemiş, oldukça mütevazi eşyalar ve tadilatla eve içimiz buruk yerleşmiştik. Eskide kalmayı, yerini ve çizgisini, evli insanları rahatsız etmeyi bilemeyen bir takım hanımefendiler bizi incitmek için her yolu denemişti. İncinen yalnızca Çağatay ve ben değildik, karnımdaki Ata'ydı. Daha anlatsam içinizin daralacağı pek çok psikolojik darpla geçti hamileliğim. Bunlardan korumam gerekliydi bebeğimi. Hatta kendimden bile...
Ne mi yaptım?
Gözlerimi kapatıp ona doğru bir nefes alırdım sıkıldıkça. Sanki burnumdan giren nefesin ona doğru gittiğini düşünürdüm. Sonra kalp atışıma konsantre olur, ellerimi karnımda birleştirip içimden defalarca "seni seviyorum bebeğim" derdim. Kalbimden incecik, ılık bir nehrin ona doğru aktığını hayal ederdim. Bir de elimi karnıma koyup akan güzel enerjiyi hissetmeye çalışırdım. Çok özel teknikler değil belki ama galiba işe yaradı. Onca manyakça şeye rağmen Ata sakin bir adam. Stres varsa size tavsiyemdir ara ara 2 dakikanızı kendinize ayırın, bence yeter. İnancınıza göre buraya çeşitli dualar, tekrarlar ...vb. ekleyebilirsiniz. Ne de iyi yaparsınız :)
işte meditasyon yapan bir Aylin Anne :)Bir de kilonuza dikkat edin sevgili anne adayları. Hamilelikte titizlenip herşeyi abartan ben yemeyi de abarttım ve 27 kilo aldım. Şimdi vermeye uğraşıyorum. 17 si gitti, geriye kaldı 10. Bu kilo hesabını yine az önceki linkin sonunda bulabilir, beden kitle endeksinizi buradan hesaplayabilirsiniz.
O zaman doktorum Prof.Dr. Teksen Çamlıbel' di. Kilo konusunda baştan uyarmıştı. Ama Aylin dinledi mi, hayır? Homini homini yedi :)
Şimdi sizin de bu hayata düşmemeniz için, doktorumun zamanında önerdiği 2100 kalorilik listeyi paylaşmak isterim. Uygulamadan önce doktorunuza mutlaka danışın, verdiği liste ve size özel önerileri yoksa bir göz atın derim.
SABAH:
1 su bardağı süt,
2 kibrit kutusu kadar peynir,
5 adet zeytin,
1 yemek kaşığı kadar pekmez,
4 ince dilim ekmek,
Domates, salatalık ( mevsime göre)
ÖĞLE:
1 porsiyon etli sebze yemeği,
Az yağlı salata,
1 su bardağı yoğurt,
4 ince dilim ekmek veya
1 porsiyon pilav, makarna
İKİNDİ:
2 posriyon meyve
(1 ufak elma ve 1 postakal)
1 kibrit kutusu kadar peynir
2 ince dilim ekmek, istenirse domates vb.
AKŞAM:
3 köfte kadar kırmızı et,
Tavuk yada balık (100 gr)
1 porsiyon sebze yemeği
Az yağlı salata
3 ince dilim ekmek
GECE:
2 porsiyon meyve ( yarım muz ve 3 adet kayısı)
1 su bardağı süt.
-Haftada 2-3 kez 1 kibrit kutusu kadar peynir yerine 1 yumurta yenebilir (iyi pişecek)
-1 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurda eş değerdir.
-1 porsiyon et yerine 1 porsiyon kurubaklagil yenebilir.
AYRICA:
-Günde 6-8 bardak su içiniz.
-Yemeklerinizde sıvı yağ kullanınız ( ben zeytinyağından başka bir şey kullanmamıştım)-Şekerli ürünleri mümkün olduğunca tüketmeyiniz ( aynen uydum, zaten kiloyu aldıran açmalar, simitler, börekler oldu:( hımff!!! )-İyotlu tuz kullanınız ( iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine neden olabilir)
-Çay kahve kola yerine bitki çayı içiniz ( adaçayı gibilerinden uzak durmalı, kasılmalara neden olabilir, mazallah!)
-Çiğ et, sakatat, salam, sucuki sosisten uzak durun. (aynen!toksoplazma riski var ve ne idüğü belirsiz şeyler onlar aslında)
-KAtkı maddesi olan şeylerden de uzak durun. (Toksin nedeniyle beyin gelişimini olumsuz etkileyebilir, dikkat!!!!)
-Pastorize süt kullanın.
-Mevsim sebze ve meyvelerini tüketin.
-Midye, konserve balık vesaire yemeyin olabildiğince.
-Tatlandırıcılı diyet reçel, diyet çikolata gibi şeyleri ağzınıza sürmeyin.
-Alkol sigara yok.
-Bo lbol güneşlenin. ( Mutlu ve bilge ruhlu bir bebeğiniz olsun).
-Kiloya tikkat :)
-Doktora danışmadan ilaç almak zinhar yasahhh! :)
Bunlara dikkat edin, yazın, çıktı alın, ne bileyim kaydedin bir yerlere :)
Aylin anne gibi çok yemeyin özetle :)
Hepinize sevgiler
AA
Etiketler:
bebek sağlığı,
beslenme,
hamilelik,
mutlu bebekler,
sağlık
6 Şubat 2011 Pazar
Tweet
Ata ile bu şarkıyı izlerken gözlerim doldu... Yaşlanıyorum galiba...
Bir de Nenni Bebek var ki; ço keski bir ninnidir, sanırım Gaziantep yöresine ait, kendisi derlemiş bu ninniyi. Paylaşmak isterim.
Nur içinde uyu aziz Barış Manço.
Arkadaşım Eşek
Ata ile bu şarkıyı izlerken gözlerim doldu... Yaşlanıyorum galiba...
Bir de Nenni Bebek var ki; ço keski bir ninnidir, sanırım Gaziantep yöresine ait, kendisi derlemiş bu ninniyi. Paylaşmak isterim.
Nur içinde uyu aziz Barış Manço.
Etiketler:
Ata,
Aylin Anne,
müzik
Tweet
Tohum Otizm Vakfı
Yükleyen sifiti. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.
Otizm Nedir?
Türkiye Otizimlilere Destek ve Eğitim Vakfı kensi web sitesinde otizm ile ilgili şu tanıyı yayınlamış:
Otizm Belirtileri Nelerdir?
Güncel bilgiler için lütfen tıklayınız : OTİZM konuşamamak, söyleyecek bir şeyiniz olmadığı anlamına gelmez
Otizm Nedir?
Tohum Otizm Vakfı
Yükleyen sifiti. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.
Otizm Nedir?
Türkiye Otizimlilere Destek ve Eğitim Vakfı kensi web sitesinde otizm ile ilgili şu tanıyı yayınlamış:
"1943′te Dr. Leo Kanner 11 çocuk üzerinde yaptığı çalışmalar sonunda literatüre ‘Erken Çocukluk Otizmi’ terimini kazandırdı. Aynı yıllarda Hans Asperger bugün Asperger Sendromu olarak bilinen, aynı bozukluğun daha hafif bir biçimini tanımladı. Kanner üzerinde çalıştığı 11 çocukta, sosyal ilişki kuramama, dili iletişim için kullanmama, ekolali, tekrarlayıcı davranışlar, değişiklikleri tolere edememe gibi günümüzde de tanı kriterleri içinde olan özellikler yanında, geçerliliğini yitirmiş bazı özellikler de tarif etmiştir. Otizm DSM-III tanı sınıflamasına kadar çocukluk çağı psikozları arasında yerini almıştır. Yıllar süren değerlendirmeler sonunda araştırmacılar, otizm ile çocukluk şizofrenisinin ayrı bozukluklar olduğu konusunda birleşmişlerdir ve otizm resmi bir sınıflama terimi olarak DSM-III’e girmiştir. 1994 yılında DSM-IV (Uluslararası Ruhsal Hastalıklar Tanı ve istatistik El Kitabı) içinde Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (günümüzde Otistik Spektrum Bozuklukları terimi daha çok kullanılmaktadır) başlığı altında yerini almıştır. Rett Sendromu, Çocukluk Çağı Desintegratif Bozukluk, Asperger Sendromu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk / Atipik Otizm de bu başlık altındadır."
Otizm Belirtileri Nelerdir?
Güncel bilgiler için lütfen tıklayınız : OTİZM konuşamamak, söyleyecek bir şeyiniz olmadığı anlamına gelmez
Etiketler:
bebek gelişimi,
çocuk gelişimi,
özel eğitim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
