19 Ocak 2011 Çarşamba

Hergün icim kanıyor benim


Hergün icim sızlıyor.
Bu okula geldiğim hergün icim sızlıyor.
Bu okula geldiğim hergün, kanadı kırılmış kuş misali kırgın, kirpikleri yere doğru suzulen öğrencilerimi gördükçe icim kanıyor benim.

Yuvadan geliyorlar.

Oysa ben kulağımda Ata'nin civiltisiyla aralıyorum sınıfın kapısını, gözümün onundeyken gülümseyen hali, sınıfın kapısını kapatirken uçup gidiyor. Nereye? Bilmiyorum, belki eve doğru. İcimi çok büyük bir hüzün kaplıyor her yoklama alışımda. Hiç alışamadım ben buna hem de hiç!

Dün gece Ata'ya boya kalemleri bakerken de aynı şey oldu. Bir fırtına koptu icimde.Ne yapıyorlar? Uyudular mı? Ödevlerini yaptılar mı? Dün elini incitmişti bir tanesi, acaba hemşire pansumanini yapmış mıdır?

Deli gibi ağlamak istiyorum, hatta ağlıyorum da...

Dün hava çok soğuktu. Cikista herbirini servise bindirdim. Yuvanın servisini bekledim, en son o geldi. Haklılar, bu civardaki her okula uğrayıp cocukları alıyorlar. Ama her minibüs bahceden içeri girerken onlar sokağın sonundan aldılar bizimkileri. Görevli kadinciglik çığlığa yerlerine oturttu. Haklıydı, onlarca kipir kıpır cocuk...! Kolay değil huzuru sağlamak.

Eve dönüş heyecanı saramadi beni dün aksam. Hani aksam karanlığı kaplamıştı heryeri. Eve gelip Ata'yi opene kadar çıkamadım ben o karanlıktan.Oğlum annesine , ben yavruma kavuşmuştum. Kapıyı kapatirken kaybolmadı gözümün önünden minibüsün gidişi. Bütün gece üşüdüm, üzüldüm, düşündüm, sessiz sessiz öptüm Ata'cigimi.

Ağlıyorum yaa!!!

Çok koyuyor bana bu halleri. İlgi alaka iyi ama annesizler iste:(

İnsanlarin ikiyuzluluguyle birlesince iyice tiksiniyorum su kalabalıktan. Engelli cocuklar için herkes iyi seyler söyler sma kimse yanında, ocağında, sınıfında istemez! Hele ki kimsesiz ise...İki gozumle gördüm, kimse istemiyor!

Çok üzgünüm ve çaresizim.

Baslarını oksayip sarilmam lazım daha çok, daha çok gulumsemeliyim. "Dün gece rüyanda ne gördün haydi anlat bana" demeliyim. Hayallerini sormalıyım ve yapabildiğim kadar gerceklestirmeliyim.
Evet. Artık aglamamaliyim, gözyaşı dökmek hiçbir ise yaramaz,degil mı?

Marifet değil doğurmak, emzirmek, gece uykusuz kalmak. Marifet olan doğurduğuna da dogurmadigina da "adam gibi" davranmak!!!

Hadi bakalım, yürü kızım Aylin. Evlatlarının basına...

18 Ocak 2011 Salı

Ata duvarları karalar ve...

Annesi daha sonradan garip olarak değerlendirdiği tutuk, garip, tuhaf bir tepki verir.

Olay şöyle gelişmiştir:

Okuldayım, molada çay içiyoruz, telefon...Çağatay:
Çağatay:Bil bakalım Ata ne yapıyor?
Ben:Hmmm, kule yapıyor.
Çağatay:Yok, değil.
Ben:Immmm, takla atıyor.
Çağatay:I-ıh
Ben:Söyle çatlayacağım ve zil çalmak üzere :)))
Çağatay:Duvarlara çizgi çiziyor :))))
Ben:Ne, duvarlara çizgi mi çiziyor?
Çağatay: Evet, bir görsen çok şirinler...
Ben:Tsssssssss
Çağatay: Gelince fotoğraflarını çekersin annesi.
Ben:Aaa tabi, mutlaka:)

Kapattıktan sonra:
Oğlum büyüdü ve duvarları karalıyor, vay be! Şoktayım. Ne var, aslında geç bile kaldı. E benden izin mi bekleyecekti, haklı çocuk, buldun mu çizeceksin :))) Acaba ne çizdi, nereye çizdi? Ya deli misin kızım, bırak işte, çizmiş olmuş bitmiş.

Eve gelince:
Ata odasının duvarlarına minik minik karalamalar yapmıştır.

Ben: AAAaaaaaaa, annecim bunlar çok güzel :)))

Ata'nın odasına Esra ablasıyla birlikte çizdiğimiz portakal ağacı

Ayrıntılar

Ayrıntılar, ayrıntılar...

Kendi odasında çalışmalar yaptığını görünce ooooh oldum. Bu aslında benim bir çelişkim yine bana kalırsa... Çocuk yaratıcı olsun, evet. Duvarları özgürce kullansın,hayır!

Yok, olmadı Aylin Anne. Sen ki özgürlüğü ve yaratıcılığı destekliyor + savunuyorken evin duvarları söz konusu olunca tssss dedin :) Ancak bir yandan da herkesin kardinalleri var. Yani salona çizmesine elbette bir şey demem ama tercihim kendi odasından yana olur. Nasıl ki Çağatay' ın çalışma odasında bir iğnenin dahi yerini değiştirmeyip onun çalışma alanına girmiyor, temizlik, ev toplama gibi bahanelerle dalmıyorsam, Ata' nın odasına da aynısını yapmalıyım.(Not: Ata halen bizimle uymakta ve hala daha ayırmayı düşünmüyoruz ;) Ve yine doğal olarak salon gibi herkesin kullanımına açık olan bir yerin düzen nizam ve intizamından sorumlu biri olarak buraların kendi halinde kalmasını tercih ederim dediğim gibi. Fakat çizerse de asla tepki vermem, desteklerim. Belki anlayacağı bir dilde ona kendi odasını tercih etmesini telkin edebilirim...

Şimdi tam olarak bilemiyorum aslında...Bildiğim ve emin olduğum şey; Ata'ya yeni ve iyi boya kalemleri almak:))))

Bu arada Limango Kids yayına girmiş, az önce gördüm, paylaşayım dedim.

Bir de konuyla alakasız fakat ilgimi çeken bir haber; Nicole Kidman taşıyıcı anne yoluyla yeni bir bebek sahibi olmuş. Bananeyse?!! :))) Paylaşayım bunu da, hadi bakalım :)

17 Ocak 2011 Pazartesi

İlk'lerle geçen günler...

Aman yarabbi!

Yorgunluktan görmüyorum, duymuyorum, sürünüyorum ama bilgisayar başındayım ve bitmez tükenmez bir yazma azmiyle tıkır tıkır cümleleri yerleştiriyorum ekrana. PES!!! :))) Yazmak bir çeşit terapi, tamam ama yorgunlukla karışık yazma azminin terapiden ziyade bir çeşit iç dökme hevesi olduğunu düşünüyorum.Gülüyorum bir yandan :)

Yazsam yazsam susmasam yine yazsam... O derece ... :))) :P

İlklerle dolu bir haftasonuydu.

Efendim, arkadaşım Nur Çiftdoğan' ın şahane eserleriyle katıldığı resim sergisine teşrif ettik paşazadem ile birlikte.Adamcım hayatında ilk defa bir resim sergisine gitti. Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki birbirinden güzel ve renkli yağlıboya tabloların olduğu kata çıktığımızda Ata anladı hemen; burada koşturmak çok keyifli olabilir! ;) O koştu biz de arkasından yetişmeye çalıştık.

Ata

Ne anladın sergiden diye bir sor, hani şu meşhur artistlerden biri hızlı okuma tekniği ile Anna Karanina' yı okumuş, ne anladın diye soranlara "olay Rsuya'da geçiyor" cevabını vermiş, hah! benim cevabımda aynıdır. CKM'de sergi var, kaçırmayın a dostlar! :)))

Fuayede çığlık atıp şarkılar mırıldanan Ata paşası, kolonlara saklanıp 80 ninelerle saklambaç oynadı. Sergi dağıldı aslında biz gidince. Koşturup herkese laf atan bir miniği görenler oynamak istediler haliyle :) Biz de hem koşturup hem de memnun ve hafiften kasılmış Japonlarda çok sık gördüğüm garip bir gülümsemeyle nefes nefese kaldık Çağatay'la :))) Çok eğlendik ama. İyi ki gitmişiz.

Nur Çifdoğan

İlklerimize gelince, sergi çıkışı -bu trafiğe arabayla girilmez deyip taksiyle gelmiştik, dönerken taksi bulamayıp sarı dolmuşa bindik. Ata ilk defa sarı dolmuşa bindi. Bir nev-i F15 bunlar! Deli gibi hız yapıyorlar. Allahtan gıdım gıdım ilerliyorduk, yüreğimiz daralmadan eve geldik :)

Cuma günü ise ilk defa okula gitmiş, yani benim okuluma gelmiş sınıfımda vakit geçirmişti. Hatta uyudu bile benim minik kuzum :)

Uyuyor

Neden mi sınıfımda ve neden mi uyuyor? Çünkü o gün, yani geçtiğimiz cuma günü işe giderken Ata'yı bırakacak ne bir akraba ne bir bakıcı ve ne de bir tanıdık vardı. Ne yapayım, evde bırakıp kapıyı kapatım okula mı gidecektim???!!! Tabi ki yanıma aldım, buz gibi okulda 3-4 saat idare ettik. Ne yapalım :( Üzüldüm mü evet, sevindim mi ona da evet! :) Yanımdaydı, çocuklarla birlikte zaman geçirmek mutlu etti, e daha ne olsun? :)

Son bomba ise odasının duvarlarına ilk defa karalamalar yapmasıydı sanırım? İlk tepkim ne oldu sizce ?
Hadi bir tahmin ...

Yorgun anne modeli

Keske günler 30 saat olsa... Yapamıyorlar mı? O zaman benden. Bir tane daha rica edeceğim. Zira su an, tennefuste çay içip lak lak ediyoyorum arkadaşlarımla güya ama aklım mutfakta, yarına ne pişireceğim derdinde. Utulenecekleri yerine koyamamistimcikarken, bir de lavabonun icinde kalan merdane kafamın icinde dönüp duruyor.

Biraz daha zamanım olabilseydi su an kafamı kemiren isleri tamamlayıp manikure gidebilirsin mesela ama nerdeeee, başka bahara. Zaten bu tempoda gidersem Mayis i bulur manikur randevum, yalan değil. Gecmisi ozlume tantanasına girmeyeceğim alakası yok. Ben daha iyi bir sekilde zaman yönetimi becerisine sahip bir anne olmak istiyorum, o kadar.

Böylelikle belki daha iyi uyuyan ve bakımlı güzel bir anne olurum diye umit ediyorum :)

Hafta sonu çok hareketliydik smlayacaginiz. Ondan böyle yorgunun, ayrıntılar bir sonraki postta...

13 Ocak 2011 Perşembe

Dizi isgaline karsı anne cephesinde son durum nedir?

Son gunlerde yeni yayina giren bir dizi ile ilgili cilgin bir tartisma ulkenin gundemine oturdu. AMA gelin gorun ki bizim hayatimizi zerre kadar etkilemedi bu olay. Misafirlerimizin dostlarimizin durmaksizin bunu konusmasi beni son derece rahatsiz etti soniki gundur. Neden mi? Bir dizi yayimlaniyor, birileri begeniyor, birileri begenmiyor, hatta konuya hukumet, hatta hatta basbakanel atiyor!!!! Ne komik, ne kadar trajikomik! Demek ki herkes televizyonkolik bu memlekette. Ulke meselesi oluyor dizilerin icerigi.

Gecen gun ogretmenler odasinda ayni konunun siyasi kutuplasmaya varincaya kadar cilkinin cikarilmasi da beni cok rahatsiz etti.

Neden mi??? E hani dizi izlemiyordunuz siz???ogretmenlerin isi gucu dizi kritigiyse bu memleket cahiliye devrindedir. Bu apacik bir delildir. Bundan daha acik bir delil vardir ki o da Hukumetin konuyu ulke gundemine almasidir.

Yazik ki ne yazik!

Hadi herkes samimi olsun, kaç saat tv izliyorsunuz?

Hangi dizileri takip ediyorsunuz?

Cocuğunuza kaç saat ve en önemlisi neler izletiyorsunuz?

İlk yanıt benden; eşi film yapımcısı ve televizyoncu olan bir öğretmen anne olarak söylemeliyim ki "biz hiç dizi izlemiyoruz". Ata uyuduktan sonra movie kanallarını zapliyor sonra da kapatıyoruz . Hiç eskimedi yani biz televizyon. Ata ise çok bunalır catlar patlarsa en fazla 15 dakika olacak sekilde bebek kanallarından birini izliyor.

Çünkü beynimizi tirmalamalarini, gereksiz yere işgal etmelerini istemiyoruz. Hele ki Ata'nin!!!

Bu hengâmenin aslı toplumuhendisligi sürecinin bir sonucudur bana kalırsa. Kuru gürültüye kanip ağzımızın tadını bozacagimiza sohbet edip, ortak birseyler okumak gücümüze güç katmak daha akıl karı bence, bizce.

Merak ettigim annelerin ne izlediği, ne izlettigi ve ailenin zaman geçirme hayatı yasama kültürünü nasıl yonettigidir.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Ata 16 aylik oldu; destek kuvvetlere tesekkur



Bir bebek kolay buyumuyor. Hele ki yurdumun cok okumus cok yazmis azicik ev isi yapmis anneleri icin dogum sonrasi tam bir cumbus. Ben de bu cumbuse ahenk veren destekcilerime tesekkuru bir borc bilirim:

Ayse Oner; seminerleri pratigime pratik katti.

Esim, psikolojik destekcim.

Annem; ilk 40 gunun isimsiz kahramani.

Camasir kurutucum; sayesinde hic zaman kaybetmedim.

Bulasik ve camasir makinem; siz olmasaydiniz ... Dusunemiyorum bile!

Buhar kazanli utum; car mi senin gibisi??? 2 saatlik utu 30 dakikada halloluverdi. Iyi ki varsin :)

Bebek telsizi, bu sayede mutfakta is yaparken kapilari kapatip rahat rahat yemek hazirlayip evi toplayabildim.

Sling ve kangurular; iste en harika destekcilerim. Yeri geldi uyuttum , yeri geldi Ata'yla yemek yaptim, ev islerini idare ettim. Hem kalbimin uzerindeydi kuzum hem de iki elim serbestti ve stres olmadan gunluk tempomu yuruttum.

Supurgem; sayesinde tozlar havada ucusmadan Ata onlari yalamadan temiz temiz atlattik pek cok evreyi.

Balkonum,
benim canim. Kis bahcem, terapi merkezim, cicek cennetim, yalniz olmadigimi bana hatirlatan yer. Sirdasim... Burada gizli huzun bulutlarina ait yagmur damlalari.

Bilgisayarim, dert ortagim.

Hic tanimadigim, yuzunu bile gormedigim pek cok Anne; Ayca, Acalya, Asli, Sena, Ayse Alaca, Yapincak, Hulya...
Aysegulum benim biricik arkadasim, dostum, yoldasim.

Nali; Tutush' umuzun annesi

Izmirdeki herkes; Ata cok keyifli bir yaz gecirdi sizinle. Sag olun var olun.

Doc.Dr. Mehmet Gursel ; yuruyemedigim yatalsk kaldigim o zor gunlerde, azgin siyatik agrilarimi ve simarik bel fitigimi 4 seanslik noral terapiyle adam ettigi icin. Verdigi essiz tavsiyeleri icin. Bir cirpida gucumu suluk gibi emen post partum depresyonundan cekip cikardigi icin. Ve bu dunyada iyi insanlarin tukenmedigini bana kanitladigi icin tesekkur ederim.

Calismaya basladigim icin Ata' ya bakan esim basta olmak uzere, Ata' nin babanesine, aile dostlarimiza tesekkurler.


Iyi ki varsiniz

Sevgiler.

Aylin

11 Ocak 2011 Salı

Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız ne derdiniz?

Fotoğraf: Hafif.org

Okulda sıradan bir gündü bugün. Sağa sola koşturma, imza, fotokopi, el işi çalışmaları, sınıfa gir çık vesaire... Tam bu koşturmacanın ortasında şu buz gibi olup kaloriferleri yanmayan okulun müdürüne cırlamak üzere müdürün odasına tak tak tak tak diye bir hışımla yürürken soğuktan büzüşen velilerden biri kanepede tek başına oturuyordu. Birden dikkatimi çekti.

-"Siz OÇEM'in(Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) velilerinden miydiniz?" diye sordum, bananeyse!
-"Yok, hayır" dedi anne.
-"Benim velilerimden de değilsiniz, merak ettim kusurumu bağışlayın. Neredeyse hergün buradasınız, öğrenciniz hangi sınıfta"?
-"... sınıfında"
- "Annesimisiniz?"
- "Hocam, ben babannesi oluyorum". Annesi yok.
- Vah yavrum
- Dün ağlıyordu, sizi yanında görünce annesi olduğunuzu düşündüm. Çok ağladı, içim parçalandı. Neydi soruni yardımcı olabileceğimiz birşey var mı?
- Yok hocam, sağolun. Bizim işimiz Allah'lık. Bir o yardım edebilir.
- Hayırdır, hasta filan mı yavrunuz?
- Annesi bundan 2 yıl önce evi terk etti, gitti. Boşandılar. Çocuğun velayetini babaya bıraktı. Bir daha da ne aradı ne sordu.
- Ne??? Nasıl yani???
- Öz evladını insan merak etmez mi hocam?
- ..... Ben burada artık tamamen kilitlendim. Tüylerim diken diken oldu ve sadece dinleyebildim. Tek kelime edemedim duyduklarıma...
- Doktor doktor geziyoruz, şu ağlamalarına, hırçınlığına bir çare bulalım diye. Ama doktor ne yapacak. İlacı verip bırakıyorlar. Eğitimlere götürdüm, öğretmen tuttum, doktor doktor gezdim. Önümüzdeki yıllarda daha beter olacak, ben bunu da biliyorum. Arkadaşları soracak "senin annen nerede" diye. O da bize soracak. Bunun acısını daha çok yaşayacak. Ne yapacağımı bilemiyorum artık. Öğretmeni davranışlarının çok bozulduğunu, son 1 haftadır çok sorun çıkardığını ve kapıda beklemem gerektiğini söyledi. Bekliyorum işte. Ne yapayım???
-...Tüyleri diken diken olmuş, gözleri yuvasından fırlamış ben söylecek söz arayıp durdum. :(
- Annenin yeri bambaşka...("Ne salakça konuştum, onu herkes biliyor kızım Aylin, bari çözüm üretecek iki laf et")dedim içimden. Yutkunarak; "Psikoljik desteği ihmal etmeyin olur mu? Bir ihtiyacınız veya dertleşmek isterseniz ben buradayım". Ama inanın adam gibi birşey diyemedim. Hala daha düşünüyorum, annenin yerini kim tutabilir? Ne tutabilir? :(

Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız ne derdiniz?