21 Aralık 2010 Salı

Çocuk kitaplarının özellikleri | Ata neler okuyor?

Ata artık yaşı gereği kitap okunması durumunda ilgi gösterecek durumda ve biz de evimizde ona özel hazırladığımız kitaplığı hizmete sunduk :)

Kitaplığı önceden hazırlamıştık, nereden başlayacağımızı biliyorduk. Çünkü üniversite yıllarında çeşitli derslerde çocuk kitaplarının özelliğinin ne olacağını okumuştuk. Ayrıca çocuk edebiyatı dersleri almıştım bir dönem. Bir de 2007 yılında Sabah Gazetesi'nde Kültür Sanat eki çocuk kitapları sayfa editörlüğü yapmıştım. O günlerde sürekli çocuk kitapları alıyor, yeni çıkan kitapları çok sıkı takip ediyordum. Epey kitap okumuş ve arşive koymuştum. İyi ki de öyle yapmışım :))) Koli koli kitabı var yavrumun :))) Annannem görünce "alim mi yapacaksın el kadar çocuğu" demişti :))) Haklı kadın, dedim ya..heryer kitap...

Neyse, çok uzattım.

Önce hangi kitapları seçmeli, özellikleri neler olmalı, anne babalar kitap seçerken nelere dikkat etmeli sorusunun yanıtı:

Çocuk kitaplarının temel özellikler ne olmalı:

Ciltlemelerinin sağlam, boyutlarının gelişim özelliklerine uygun ve rahatça taşınabilir olması, resimlerinin anlaşılır, konuya uygun ve hayal güçlerini geliştirecek biçimde sanatsal değerlerinin olması önem taşır. Kapak ise konu ile ilgili ve ilgi çekici olursa çocuğun ilgi kurması kolaylaşır. Renk uyumu ve çağrışıma açık olan resimlerden oluşan kapağa sahip kitaplar ile çocukların çabuk bağ kurduğu bir gerçek. Yazı büyüklüğü ve karakteri ise: 1. sınıf ve okumaya başlayanlar için 24 punto, 2, sınıf için 18 punto, 3., 4. ve 5. sınıf için 12 punto, 6., 7. ve 8. sınıflar için 10 punto harflerin kullanıldığı kitapların seçilmesi okuma hızını ve devamını olumlu yönde destekleyecektir. Parlak ışığı yansıtan kağıtların kullanıldığı kiatplar yerine sağlam dayanıklı ve mat kağıtların olmasına dikkat edilmeli.

Giriş, gelişme ve sonuç bölümü olan, çocukların ilgi, duygu dünyasına dönük, yaratıcılığını destekleyen, sürükleyici, merak uyandırıcı nitelikte kitapların seçimi çocukların okuma alışkanlığını destekler. En önemlisi çocuklara öğüt veren, ders verici biçimde yazılmış kitaplar yerine esnek düşünmelerini yaratıcı olmalarını destekleyici, duygusal zeka gelişimine katkıda bulunacak biçimde yazılmış eserlere yönlendirilmelidir. Kitaptaki kahramanların özellikleri açık seçik anlatılmış olmalı çocuğun psiko sosyal gelişimine uygun olmalıdır. Örneğin anasınıfı öğrencisine ağır bilimsel nitelikte eserler uygun olmayacağı gibi 7. sınıf öğrencisine de ormandaki hayvanların bir macerasını anlatan bir öykü uygun değildir.

Sözcükler çocuğun dağarcığına uygun, iletişimini geliştirecek nitelikte seçilmişse ve kazandırılmak istenen kelimeler kitabın değişik yerlerinde kullanılarak sezgi yolu ile kavratılmaya çalışılıyorsa kitap seçimimiz gayet olumlu demektir. Kolay okunan, akılda kalıcı, somut, basit sözcükler seçilen kitapların tercihi daha başarılı sonuçlar ortaya koyacaktır.


Peki hangi yaşta hangi kitaplar seçilmeli?

Bu linktekikitap önerilerime ait notlar ise şöyle Okul öncesi dönemde çocuklar, gelişim özellikleri gereği masallara ilgi duyar. Üçdokuz yaş arası, 'büyülü düşünüş' dönemi olarak tanımlanabilir. Doğa, hayvan ve kahramanlık masallarında yer alan karakterlerle kendilerini özdeşleştirerek düşünce dünyalarını zenginleştirirler. Bilimsel verilere baktığımızda üç yaşında bir çocuk 270, dört yaşında bir çocuk 1400, beş yaşında bir çocuk 2 bin, altı yaşında ise 2 bin 500 civarında kelime haznesine sahip olarak okul çağına erişir. Okul öncesinde özellikle üç-dört yaşlarında çocukların dil gelişimi hızlıdır. Anne-babalar bu yaşlarda çocuklarının gelişimlerine uygun masal, kısa öykü, şiir ve tekerleme kitapları seçmelidir. Ritim duygusu, taklit yeteneği, yaratıcılık, duygusal zekâ gelişimi, bu yaşlarda seçilen kitaplarla hızlı ve sağlıklı olur. Çocuklar okul döneminde 1., 2. ve 3. sınıflarda masal, kısa öykü, kısa şiir ve tekerlemelere ilgi duyarlar. Dokuz yaşından itibaren gerçeklere ilgi duymaya neden, nasıl, niçin sorularını sormaya yönelirler. 9-12 yaş arası somut düşünceden soyut düşünceye geçiş dönemidir. Burada seçilmesi gereken kitaplar yaşadığımız dünyaya ilişkin soru ve sorunlarla ilgili olmalıdır. Gerçeğe uygun yazılmış öykü ve romanlar, düşünsel gelişimi destekler. 12 yaşından itibaren; çocuklar yüksek bir yaratıcılık basamağına geçerler. Düşünme, keşfetme ve yaratıcılıkları en üst noktadır. Bu yaşlarda serüven, gerilim ve heyecanı yüksek olan kitaplar seçilmelidir. Klasik eserlerin okunmasına bu dönemde başlanabilir.


Peki Ata neler okuyor?




Pocoyo ve Arkadaşları (Tükenmiş)

Pocoyo ile Fotoğraf Makinesi (Tükenmiş)

Pocoyo Sayabiliyor (Tükenmiş)

Pocoyo Duygular (Satışta)

Pocoyo Uyku Zamanı (Satışta)

Pocoyo ile Banyo Zamanı (Satışta)

Pocoyo serisini 6 aylık olduğu dönemden beri okuyoruz, eline verip sayfaları çevirip incelemesini istiyoruz. İçimiz rahat çünkü;
*Kitaplar AB ülkelerinde basılmış , Çin'de değil ve kriterlere uygun.
*Kapaklar sert ve su geçirmez.
*Renkler ve şekiller gelişimi için uygun.
*Konular bir bebeğin hayatıyla birebir ilgili olduğu için gelişimini destekliyor.

Şiddetle tavsiye ederim hepinize.

Bu serinin dışında evdeki diğer kitapları derleyip yine paylaşmak istiyorum.

Şİmdilik kalın sağlıcakla :)

Sevgiler

Öyle bir gecer zaman ki ...

Atacigim buyuyor...Dogdu dogacak derken ,simdilerde lazimlik, kitap, boya derdine dustuk. Yakında hangi kres daha iyi derdi, derken okul, sinav, sbs (tabi o zamana kadar SBS kalirsa) ergenlik vesaireyle hasır nesir olacagiz :)

16 aylik bir bebeğe artık düzenli olarak masal okumak gerekiyor.kitabevleri cocuklar icin harika seyler hazirliyorlar.elimde cesitli yayinevlerinden çıkmış kaliteli kitaplar var. Bir sonraki postta liste olarak paylasacagim.

Odasindaki rafta,salonda ve ulaşabileceği pek çok yere kitaplari bırakmıştım. Hatta bunu doğumundan sonra yapmıştım :))) görenler ne o ÖSS ye mı hazırlanıyorsun oglanidiye takılmadan edemiyordu :))) evet bir çeşit hazırlık bu ama ÖSS ye değil, hayata. Bence kitaplar en önemli rehberler ve hasır nesir olmasi Atanin yararına olur.

Organik lazimligina oturup kitap okumadı ne keyifli olur ama :)))

50 Kuruşa gerçekleşen dilek ???




Çocuklar vardır, bedenindeki mücadeleyle savaşır ve bu savaşı kazanmak için moral orduları kurar bazıları. Gönüllüsü olduğum Bir Dilek Tut derneği de bu ordunun başında olanlardan. Başkanlığını çok değerli ve tatlı insan, güzel anne, harika kadın Carole Hakko yapıyor. Son derece de dinamik bir ekibi var. Onları tanıyıp birlikte birşeyler yapabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Peki bu derneğin amacı nedir?

Çalışmalarımız çocuklarımızın hayal güçlerinden başka bir sınır tanımaz.

•« Özel durumu olan her çocuğun en çok istediği şeyi gerçeklestirmek
•« Dilekleri gerçeğe dönüştürmek
•« Sihirli ve mutlu anılar yaratmak
•« Çok hasta bir çocuğun yaşamında önemli bir fark yaratmak
“Bir Dilek Tut” Derneği hayati tehlike taşıyan bir hastalıkla mücadele eden 3 ila 18 yaş arası çocukların kalplerinde yaşattıkları dilekleri gerçekleştirmektedir. Dileğinin gerçeğe dönüştüğünü görmek bir çocuk için unutulmaz bir deneyimdir; özellikle de hasta olan bir çocuk için. Anne-babalar için ise özel bir anı yaratmanın zamanıdır; belleklerde hep yer edecek bir anı.

Bir Dilek Tut'un amacı insanların umut, dayanma gücü ve sevinç duygularını güçlendirmektir.


Şimdiye değin gerçekleştirdikleri dilekler için lütfen buraya tıklayın.

Sadece 50 kuruşa bir dileğin gerçekleşmesini sağlayabilirsiniz.Nasıl mı? Buraya tıklayarak :) Dünya Dilek Günü etkinlikleri için ise
buraya tıklayabilirsiniz.

Çok çalışıyorlar ve pek çok çocuğa hayat aşılıyorlar. Bence bu nedenle desteği fazlasıyla hak ediyorlar.

Sadece 50 kuruşa bir dilek gerçekleştirebilirsiniz...

Bir dilekle bir çocuğun hayatını güzelleştirebilirsiniz. 0212 259 50 52 Dilek Hattı.

Bir klik yeter :)


Desteğiniz için Bir Dilek Tut adına teşekkürler.

Bir Dilek Tut Derneği
Adres Barboros Bulvarı No:17 Kat:5 34353 Beşiktaş – İstanbul
Telefon (0212) 259 83 83
Faks (0212) 259 98 38
E-mail info@birdilektut.org

20 Aralık 2010 Pazartesi

Kanser geliyorum der...


Ahmet Maranki' nin yalancısıyım.

İşte son notlarıyla kanserden uzak durma yöntemleri:

Arabanızda bulunduracağınız plastik su şişesindeki su çok
tehlikelidir. Plastik su şişeleri Sheryl Crow'un göğüs kanseri
olmasının en büyük nedenidir.

Plastik şişeler özellikle Avustralya'da yüksek sayıda görülen göğüs
kanseri vakalarının en büyük nedenidir.

Annesine çok yakında göğüs kanseri teşhisi konulan bir arkadaşımıza
doktor şunu söyledi:
"Kadınlar arabalarda bırakılmış plastik su şişelerinden su
içmemelidir"
Doktor: "Yüksek sıcaklık ve şişe plastiklerindeki belli kimyasallar
göğüs kanserine neden olabilir."

- Yüksek sıcaklık plastiğin içindeki toksinleri suya ve
yiyeceklerimize geçiriyor ve doktorlar bu toksinleri kanserli
hücrelerimizin etrafında kolaylıkla gözleyebiliyorlar.

MÜMKÜNSE, PASLANMAZ ÇELİKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIŞ ŞİŞELER,
KAPLAR KULLANALIM !

* Mikrodalga fırınlarına plastik tabak ve kutuları koymayınız!....

* Plastik su şişelerini buzluğa koymayınız!...

* Plastik tabak örtülerini (SARAN WRAP, STREÇ v.b.) mikrodalga
fırınına koymayınız. Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur,
özellikle göğüs kanseri. Dioxin maddesi vücudumuzdaki hücreler için
bir zehirdir.

* Plastik şişeleri içinde su varken dondurmayınız. Bu durumda plastik
içindeki Dioxin'i açığa
çıkartmaktadır.

Geçen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle
Hospital) bir TV programında bu sağlık tehdidini açıkladı. Dioxinlerin
bizler için ne kadar tehlikeli olduğu
gerçeğini anlattı.

* Yiyeceklerimizi mikrodalgada plastik kutular içinde ısıtmamamızı
istedi. Bu özellikle içinde yağ olan yiyecekler için daha önemlidir.
Yağ, yüksek sıcaklık ve plastiklerin bir
araya geldiklerinde Dioxin açığa çıkarttıklarını ve bunun
vücudumuzdaki hücrelere geçtiğini açıkladı.

* Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare ya da seramikten yapılmış
kapların kullanılmasını tavsiye etti. Microwave (Mikrodalga) için
hazır üretilmiş çabuk ısıtılabilen yiyecek paketlerini başka bir kaba
aktararak ısıtınız. Kâğıt çok kötü bir malzeme değil ama içinde ne
olabileceğini hiçbir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi
kapları kullanmak çok daha güvenlidir.

* Bazı zincir (fast food) restoranları yakın geçmişte plastik
kutulardan kağıda geçtiler. Bunun en büyük nedeni dioxin problemidir.

Ayrıca, Saran Wrap (veya Streç) ismi altında satılan tabak ve
kutuların üzerine örttüğümüz ince plastik film de mikrodalga fırınına
girdiğinde diğer plastikler kadar tehlikelidir.

* Mikrodalgada yiyecek ışınlanırken yüksek sıcaklıklar ince plastiği
eritebilir ve erimiş plastik yiyeceğinize karışabilir.

* Mikrodalga kullanırken yiyecek kaplarınızı plastik yerine kağıt
havlu ile örtünüz


Hayatımızda mikrodalga fırın yok, plastik torba, streç, ve benzeri şeyler de yok. Ama bir çoğumuzun evinde var, biliyorum. Belki bu notlar daha sağlıklı yaşamak için küçük bir hatırlatma olur.

Su şişeleri dioxini açığa çıkarabiliyor, çok doğru. Plastik yerine cam kaplar herzaman tercih edilmeli. Ama...aması var işte. Her yanımız plastiklerle kuşanmış durumda.

Terlemeyi önleyiciler, balenli iç çamaşırları... bunlarda özellikle göğüs kanserini tetikleyen şeyler.

burada uzun uzun anlatmıştım

Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık

Annemleyim aylardır. Kafam rahat, Ata'ya ilgi alaka ve bakım son derece güzel. Emekli öğretmen oluşu nedeniyle herşeye daha pedagojik yaklaşması, titizliği, şefkati...Herşeyiyle 4-4'lük biri o. Yani benim annem :)

O çalışan bir anneydi ve mobbingin alasını yaşadı, öğretmenlik yıllarında. Ezici çoğunlukla kadınların elinde olan öğretmenlik mesleğini idare eden erkek yöneticiler anneme, arkadaşlarına neler etti neler. Bebeği mi varmış? Çocuğu evde ateşlenmiş yalnız mı yatıyormuş? Hiç önemsenmedi çoğu.

Yıllar geçti, şimdi kamu çalışanlarının hakları biraz daha iyileşti.Ama özel sektörde çalışan annelerle kıyaslayınca aradaki fark tam bir uçurum.

Kadınlar dekolte giyinmediği için,
Kilolu olduğu için,
Hamile kaldığı için,
Doğumu yaklaştığı için,
Doğum sonrası ücretsiz izin kullanmak istediği için,
Süt iznini kullandırmamak için işten atılıyor.

Yalan mı?

Yok mu böyle davalar mahkemelerde?

Yada çalışsa da burnundan getirmiyorlar mı çalışan annelerin?

Bugün Hürriyet yazarlarından Yonca Tokbaş' ın köşe yazısına göz gezdirirken gördüm.

Dokuz Eylül Üniversitesi işletme bölümü master öğrencisi Şebnem Seçer' in Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık isimli kitabı yayındaymış. İnternette de satışa çıkmış buradan satın alabilirsiniz.

Kitap kapağı

Kendisi çalışması hakkında şunları kaleme almış:

"Annelik ve anne olmak en eski çağlardan beri kadının temel rollerinden biri olarak görülmüş ve kadın için doğal bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Diğer yandan, toplumsal gelişme sürecinde kadının çalışma yaşamına giderek artan oranda katılımının gerçekleşmesi sayesinde, hem çalışan bir birey hem de anne olmaları açısından farklı özelliklere sahip bir çalışan grubu olan “çalışan anneler” çalışma yaşamında daha görünür bir nitelik kazanmıştır. Çalışan annelerin çalışma yaşamındaki ağırlığı arttıkça, kendilerine özgü sorunların da gündeme gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu sorunlar arasında, çalışan kadının da zaman zaman yaşadığı ayrımcılık olgusunun, çalışan anne olmakla ilişkili görünümü önem arz etmeye başlamıştır.

Çalışan annelerin ve çalışan annelere yönelik ayrımcılığın konu edildiği bu eserde, kendine özgü karakteristiklere sahip bu farklı çalışan grubunun çalışma yaşamındaki genel profili ortaya konulmaya çalışılmış ve kadının doğrudan anne olmak nedeniyle maruz kaldığı ayrımcılığın niteliği ile çalışan annenin bu ayrımcılığa verdiği tepki değerlendirilmiştir. Böylelikle özellikle ülkemiz literatüründe oldukça ihmal edilmiş olan çalışan annelere, onların çalışma koşullarına ve yaşadıkları sorunlara yönelik akademik ilginin de arttırılması amaçlanmıştır.

Uzun bir araştırma sürecinden geçerek oluşan bu eserde çalışan anne olmanın olumlu ve olumsuz bütün yönleri değerlendirilmeye çalışılmış olmakla birlikte, kalan eksik yanların bundan sonraki çalışmalara esin kaynağı olabilmesi umulmaktadır. Konuyla ilgilenenlere ve bütün çalışan annelere yeni bir bakış açısı sunabilmesi dileğiyle…."

H. Şebnem SEÇER


Umarım bu kitap akedemisyenlerin, meclistekilerin, bürokrat ve yöneticilerin de oldukça ilgisini çeker.

Okunacaklar listesine alıyorum ve size de tavsiye ediyorum.

Sevgiler

Kariyerimin Çılgın Basamakları

2002 yılında başladım göreve. Gemlik'te eski bir binada, eski bir sınıfta. Sonra ne olduysa okulun kel kafalı müdürü (taşın üzerinde ot bitmiyor işte!)bizi sınıftan attı. Malum, zihinsel engelliler sınıfı, atılmayı çoktan hak ediyor. İşte yeni mekanınız dedi müdür ve yolu tutup bana kömürlüğü gösterdi.Dizayn edip sınıf yapacakmış....Kömürlük yahu kömürlük! Pencere yok, güneş yok, hava yok!!!Stajerim ya, yutacağım bu ömür tozunu sandı kendince. Bastım yaygarayı. Sonra bizi fen labaratuarına verdi müdür amca. "Bir iğne kaybolsun, bir bardak kırılsın bittin sen" dedi bana. Tamam dedim. Stajerim ya, yuttum sandı müdür amcam. Çocuklara izah ettim, kırmadılar sağolsunlar ne beni ne de beherleri. Paşa paşa, kaloriferleri ve camları olan bir sınıfta olup ders yaptığım için mutluydum ama hesabını soracaktım bunların. (Ayrıca bunlar bir ihbardır,hakkında geçmişe yönelik işlem yapılabiliyor mu bilmiyorum ama en azından herkes bilsin bu kötü kalpli adamı)

Ben hesap soramadan görevden ayrıldı.İyi kalpli müdür geldi. Kullanılmayan bir sınıfı bana gösterip burası sizin dedi. Hehe :) Olsun, küflü duvarları silinince geçer, biraz ilgilenince güzelleşir dedim içimden.

Yobaz esnafın kapısına dayandım. Yüzüme bakmadılar konuşurken ama Allah rızası için boyayı indirimli verebileceklerini söylediler. Yobazlar çünkü insanlık namına gelip, yardım talep ediyordum, kadınım diye yüzüme bakmadan konuyu görüştüler benimle. Ehi buna da razı oldum. Elimde boyalar, müdür, veliler ben boyadık sınıfı....

Not: Çocukları deşifre etmek istemediğim için fotoğraf yayınlamıyorum.

2005: Tokatköy İlköğretim Okulu'na geldim. İstanbul'da medeniyetin bittiği son noktalardan biriydi burası. Sınıfta oturacak sıra göremeyince okul aile birliğinden sıra almalarını istedim. Aslında sıra vardı ama çocuklar oturunca 2.dakikadan sonra tahtaları ayrılıp yere düşüyorlardı :( OAB, "alırız hocam" dedi. 2-3 ay sonra geldi sıralar. SOn derece cicili bicili...Çok sevindik. Sonra 15 gün geldi beni aradı birileri, "Aylin hanım, sıraların parasını ödemezseniz haftaya gelip alacağız". Nasıl yani???????????????????Okul Aile Birliği başkanı faturayı benim adıma kestirmiş (Bu da bir ihbardır, lütfen bu koun incelensin) Firmadakilerden süre isteyip istenilen 2500 TL yi bulacağımı söyledim. Ne yani? Geri mi verecektim???? Okulun iyi niyetli olup iyi işler yapmaya enerjisi kalmamış yorgun müdürü, "geri ver gitsin hocahanım" dedi. Uğraşacaktım ve uğraştım.

"Arkadaşlar, okul aile birliği sıra aldı ama ödemedi bende 2500 TL yok, pamuk ellerinizi ceplerinize rica ederim, aramızda para toplayalım" diye bir mail attım. Not düştüm bir de, lütfen kimseye forward etmeyin. Sanki ben bunu dememişim gibi, biri kalkmış Beykoz Kaymakamı'na forward etmiş."Arkadaşım Aylin öğretmen, sınıfına yardım arıyor,zor durumda, lütfen yardım edin" diye. Tabi kaymakam da İlçe Milli Eğitim Müdürünü aramış, İlçe Milli Eğitim müdürü ise direk beni aradı! Bir fırça.........! "Derhal buraya gelin açıklamanızı bekliyorum".

İlk anlattığım Okul-Aile Birliğinin attığı kazık oldu. Sonra sordum, siz bir öğretmen olarak benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Ayrıca 15:30 itibariyle özel ğieitm sınıfının borcu ödenmiş, yeni malzemeler alınmış ve okulun bütün eksikleri tamamlanmıştır hocam.

Müdür bey: ......... Hocahanım, gayretiniz için teşekkür ederim, yanlış anladık.

Sonra başta sevgili Melda Başçakır olmak üzere bir çok yardım ekibi okula yardım etti. Sel felaketi yaşayan bir gariban okula bir çok iyi insan yardımda bulundu.

İhbar no 3: Şimdi özel eğitim sınıfının izbe bir odaya alındığını, çocukların zor durumda olduğunu duydum. Bu okuldaki özel eğitim sınıfının durumu nedir?Açıklama istiyoruz, eğer kömürlüğe tıkıldıysalar bu bir insanlık suçudur.

2007:Beykoz'da başka bir okula geçtim. Sıra ihtiyacı vardı yine. Bir yardımsevere ulaştım, değil sadece sıra eksiğini, ne gerekiyorsa hepsini aldı. Sağolsun, varolsun.
Şimdi o sınıf pırıl pırıl gıcır gıcır, eğitime devam ediyor.

2009: Bambaşka bir okula geçtim. İşte sınıfın dediler. Kapı açılınca, patlak sıvalı bir duvar, kırık 2-3 sıra bir tahta ve duvarda asılı bir LCD TV gördüm. Hamileydim ve artık sinirlerim dayanmıyordu. ULAN!Bu özel eğitim sınıflarının kaderi nedir böyle! Ya hiç mi insanlık yok sizde! Diye söve söve çıktım o gün okuldan. Yaz tatiliydi... Doğum izninden sonra işim çok dedim, kafamda bir sürü plan yaptım durdum:(

2010:Doğum sonrası ücretsiz izin bitti. "Hocahanım, sınıfınızı 3. kata aldık" dediler. Kimbilir neresi ve nasıl bir manzara diye sıkıntılı bir şekilde çıktım basamakları.

Bir de ne göreyim ;

Fasulye şeklinde sıralar, LCD tv, bilgisayar, satranç tahtası, bloklar, küpler,abaküsler,yapbozlar, ağzına kadar kitap dolu bir dolap, müzik aletleri, fişler, boyalar, kalemler, envai çeşit el işi malzemesi :)))))))))

Neye uğradığımı şaşırdım. Meğer benden önceki öğretmenim Belediye nin başının etini yemiş. İyi de yapmış.Afiyet olsun, helal olsun. İlk defa bir sınıfta göreve başlarken böylesine büyük bir donanınımla karşılaştığım için büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hocamı buldum, teşekkür ettim ama az biliyorum. Velilere ise ayrıca teşekkür ettim. Klima bile takmışlar yahu! :)

Şimdi okul yıkılacak. Sıralarımız, LCD televizyonumuz, radyomuz, panolarımız paketlenip saklanacak. Seneye yine bizimleler kısmetse. Ama okulun eksiği çok olur tahminimce.

Bir önceki postta dediğim gibi. Kafanızı şişirebilirim.

Eee, isteyenin bir yüzü kara :)

Artı, kendim için istiyorsam namerdim! :)

İşte böyle çılgın ve mücadele dolu bir kariyer basamağı sevgili okurum, ben bu sene laylaylom çekiliş yapmamayım da ne yapayım sevgili dostlar :)

Sev

Okulumuz yıkılıyor! Ben de yıkıldım :(

Çalıştığım okul çok eski ve depreme karşı dayanıksız bir bina. İstanbul' un iyi semtlerinin birinde... Üstelik zengin semtlerinde bile denebilir. Ama çok çok fakir bir okul. Zamanında tamamen kimsesiz çocuklara eğitim hizmeti vermiş. Taşı toprağı altın yani.

Şimdi ise yıkılıyor.

Bir başka okulda eğitim öğretime geçiyoruz. 1 Eylül'de ise yepyeni gıcır gıcır bir bina ile yeni öğretim yılına başlayacağız.

İşte o zaman kafanızı şişireceğim hepinizin.

Bu fakir mi fakir, hiçbir geliri olmayan bu iyi kalpli okula yardım edin diye.

Pazar günümüzü okula gidip yardım işleri ile ilgili toplantıya ayırdık öğretmenler olarak. Ve ben bunları yazmama kararı aldım kendimce. Çünkü bir sürü prosedürü var bu işin. Yazınca olay oluyor, amirler anlamıyor, okurlar anlamıyor... Kimse ne olduğunu anlamıyor.

Yazmakyerine "kim yardım edebilir" deyip telefona sarıldım. Bir iki acil eksiğimiz için arkadaşlarımın pazarlarını çaldım. Çünkü bizi devlet ve belediye kendi kaderimize bırakmış durumda. Çaldım ki kaderimizi yeniden yazalım.

Eksiğimiz %100 giderilemeyeceke gibi olursa yine buradan yazarım, Açalya' nın tavsiye ettiği gibi.

Oysa zamanında ne çok yazmıştım ben bunları:
12.03.2008 ve Kampanyanın sonu

...

Tamamen yanlış anlaşılmışım ve çok üzüldüm gece gece.

Elimde ne kadar kullanmadığım paketinde anne-bebek eşyası vb varsa elden dağıtmış biri olarak, artık çalacak kapı bulamadığım hem de biraz da farklı bir yol olsun diye, hatta eğlenceli olsun diye çekiliş yapmam "para kazanmak" olarak nitelendirilmiş :( Söyleyecek sözüm yok! Ne olabilir ki :(

Markaların Ata için olan hediye tekliflerini ise öğrencilerime istememe alkış gelmemiş mesela.Ki alkış için değil, yapmam gereken bu olduğu için yazıyorum. Niye gelsin ki??????????????

Yaptıklarımı beğenmeyip ters bulanlar gizli saklı kulis yapmaya utanmıyor da ben buradan yaptığim minik bir iyiliği mi yazmaya utanacağım, tabi ki hayır!

Ayıp olan zan üretip hakkımda haksız bir imaj yaratmaktır. Üzülüyorum, hem de çok...

Size iyi geceler, ben uyuyamıyorum :(