19 Eylül 2010 Pazar

Ata'cığım sosyalleşiyor


Eee, artık ne de olsa bir yaşında koca bir delikanlı o :) Hayatında çok şey gelişti ve artık daha sosyal bir çocuk oldu.
Öğretmen olduğumdan mıdır nedir bilmem, herşeyin bir rutini olsun istiyorum. Yada belki bilinçlatı iletişimi kuruyor, Ata' nın bir isteğini farketmeden yerine getiriyor olabilirim. Belki benim yakışıklı miniğim rutinsever bir beyefendi olarak yetişmek istiyordur...Doğduğundan beri pek bir sistemliyiz de... Saate değil günlük olay sıralarımıza bağlı gidiyoruz.

1 yaşına bastığı bu son günlerde artık daha sosyal konular gündemimizi dolduruyor.
Sabah kahvaltısının ardından sabah yürüyüşü... Aman efendim, apartmanın önündeki resmi kadrolu kedilerimizle başlıyoruz önce.
Şeref günaydın,
Semizotu günaydın,
Hanım günaydın,
Arap günaydın,
Çeto günaydın,
Kızçe günaydın...Biz de pisi pisi deyip miyavlayarak iletişime geçemeye çalışıyoruz:)
Sonra veteriner kliniğindeki köpekler ziyaret ediliyor:
Tarçın günaydın,
Hera günaydın...
Kargalarla söyleşiliyor, sesleri taklit ediliyor.
Kumrulara ekmek bırakılıyor.Gu-guuuk, gu-guuuk diyerek yine taklit yapılmaya çalışınıyor :)))
Bütün komşulara ayrı ayrı tek tek gülümseniyor, el sallanıyor.Yoldan geçen belediye çalışanlarına kolay gelsin deniyor.
Cam kumbarasına cam şişeler atılıyor.
Eller siliniyor, parka yürünüyor...
Pestili çıkmış bir anneyle eve dönülüyor, hahahahah :))))

Öğleden sonra komşumuz minik Ayşe ile oyun oynama seansı başlıyor. En komiği de onları bebekçe konuşurken sessiz sessiz dinlemek.
-Ata:Abababaaa
-Ayşe:Aeeee Ah!Ah!
-Ata:Buda buda buda dedede!
-Ayşe:Bu dededede...,

O sırada dede gelir :)))

Market alıverişi, esnafla merhabalaşma,komşu ziyaretleri, akşam babannemizde 5 çayları, parkta yeni arkadaşlar edinmeyle beraber epey etkileşimli bir gün geçirilerek, akşama doğru son saklambaç ve elim sende oyunları oynanarak güne veda ediliyor.

Eee, daha ne olsun :)

Bence hayvanlara ağırlık vermemiz çok iyi oluyor, çünkü onun sevgisi,ilgisini görmek, şefkat ve merhamet sahibi biri olarak yetişmesini sağlamak çok önemli. Ben herkese tavsiye ediyorum.

Bu arada eve hayvan almak istiyorum ama biraz zor gibi sanki? Hayvanla yaşayanlarınız varsa tavsiyelerinizi merak ediyorum.

Sevgiler

Aylin

18 Eylül 2010 Cumartesi

KPSS SINAVINDA REZALET!!!Eğitim Bilimciliğimden utandım!


Hasan Ali Yücel'in meşhur sözüdür "Şu maarifi adam ederim ama şu öğretmenler olmasa"

...

Eğitimci bir annenin kızıyım, ailede sayamayacağım kadar çok eğitimci var.Boy boy çeşit çeşit...Annem 3 dil bilen çift lisanslı, günü gününe ders çalışan, deli gibi plan yapan, materyal hazırlayan, evde bir sonraki ders için hazırlık yapan bir öğretmendi.

Karşı sınıfın öğretmeniydi aynı zamanda ben ilkokuldayken :)

Sınıfında huzursuzluk olduğunu pek duymadım. Abartılı sevinçleri de pek yoktu.Dengeliydiler anlayacağınız.

Yüzlerce insan yetiştirdi, öğrencileri derece yaparak okul kazandılar filan falan.Ancak annemi bir kere olsun omuzlarını kabartarak övündüğünü görmedim. Tevazunun ta kendisiydi öğrencilerinden bahsederken. Başarısız olarak tabir edilen çocuklarıyla da çok iyiydi arası. Her askere giden gelip elini öptüğüne göre, demek ki analığını esirgememişti onlardan. Aferin benim canım anneme.

Zehirli hırsları hiç olmadı, tevazunun ta kendisiydi. Bize duruşuyla felsefesiyle çok şey öğretti. Farkında değildir ama ben yurdun 4 bir yanını gezip evliya çelebi misali binlerce insan tanırken anladım onun "kim" olduğunu.

...

Emel öğretmenim...Yetenekli, zeki ve çok güzel bir öğretmendi.Hepimiz aşıktık ona.Hangi öğretmen soru çözerken öğrencilerini rahatlatmak için şarkı mırıldanır??? İşte bizim öğretmenimiz yapardı bunu. Bizi öyle bir yetiştirdi ki, çoğumuz yeteneklerimizi keşfettik, imkan tanıdı.Başarılıydık, çok iyi öğretti.45 kişi kardeş gibiydik, sosyal yönümüzü çok sağlıklı büyüttü.Sınıf farkı, ırk ayrımı gibi ıvır zıvır şeyleri silip attı kafamızdan. Çok iyi biliyorum, nasıl bir harç kullandıysa, ilkokul arkadaşlarımla hala daha görüşürüm. Canlarım benim.

Emel öğretmenimi yazsama yazsam yine doymam, onu apayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum.

...

Annemin ve Emel öğretmenimin arkadaşları; emekli oldular. Bizim teşkilat çok kan kaybetti. Öğretmen okulu, Köy Enstitüsü gibi yerlerden emekli kaliteli kesim yaş haddinden, emeklilik istediğinden dolayı ayrılınca buralar bize kaldı. Onların başarıları bileğinin hakkıyla glemişti.
Kopya çekmek bir kenara, böbürlenmezlerdi bile başarılı çocuklarıyla!

Göreve başladık, öğretmen marşı ile...

ÖĞRETMEN MARŞI

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;
Korku bilmez soyumuz.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.


Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

İsmail Hikmet ERTAYLAN

Candan açılmış, cehaletle savaşa yürümenin şanıyla öğretmen yeminimizi ettik.

İdealist ve bilgi doluyuz ya. Engellerin bini bir para...!!!!
"Aman hocaaaanım, öyle isteniyorsa öyle yap, hııı de geç".
"Müdür bey, ben bir zeytin bahçeme kadar gidip geliyorum, idare et."
"Müdürüm, (el-kol işaretleri) caminin yolu tutulur."
"Ben bu gelen resmi yazıyı anlayamadım, siz okuyup halledebilir misiniz, gereği neyse yapın."
"Gençsiniz, siz yapacaksınız. (12 saat derse sokan müdürden bir inci)"
...
"Hocam bu öğrencinin ailesi geçmesi için notun değiştirilmesini istiyor, gereğini yapalım."
"Aaa, koskoca kaymakamın oğluna kırık mı verdin, E pes, hocaaanım, ver 50 yi geçsin, amirin o senin"
...ve daha binlercesi...

Siz ve sizin gibiler yüzünden bu ülkenin suyu çıktı. Yeni nesil öğretmenleri ideallerinden, güçlerinden ettiniz!
Yıldırdınız!
Kendinize benzettiniz!
Gelen yazıyı, müdürün odasını,öğrencilerin kırık dökük sıralarda oturmasına yeğlediniz!
Salaldınız başınızı, aldınız maaşınızı, gerçi onu da pek beğenmediniz.
Tarlanız, bahçeniz, ıvır zıvır işleriniz okuldan daha mühimdi!
Şimdi "uzman akademisyenler" tarafından çözülen sorularla KPSS çeteleri yetiştirdiniz!

BEN OLSAM BU ÜLKEDE BİR TANE EĞİTİM BİLİMCİ BIRAKMAM.HEPSİNE GÖREVDEN EL ÇEKTİRİRİM.A DAN Z YE YENİLERİM.Ama nereden gelecek o dürüst şanlı yeni nesil öğretmenler?
BİL-Mİ-YO-RUM!!!!

Tüüühh size, yazıklar olsun!

Yeni nesil sizlerin eseriniz!

Bebeğimi nasıl uyutmalıyım?


Bu konuyu her anne önce kara kara düşünür. Zira bebek doğar doğmaz uyuması ile ilgili olarak anneye garip bir şekilde baskı yapılır. Aslında herkes iyi niyetlidir ama cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir.

Bu durumda anne ne yapmalıdır ve ben ne yaptım, anlatmak isterim.

Öncelikle şu sorular çok sık gelmeye başladı:
-Kendi kendine uyuyor mu?
-Daha uyumadı mı?
-Yine mi uyumadı?
-Gece uyudu mu?
-Sallayalım mı?
-Sen bunu ayakta sallamıyor musun?

En ağır yorumlar ise şöyle olabilir:
-Pışpışla uyumuyorsa işin zor (E Ben de biliyorum, önerin var mı?)
-(Hemen öneri gelir) Çarşafa koy sallayalım.
-Uykuya direniyor mu? Koy ağlasın, nasıl olsa uyur!

İŞTE EN FENASI BU SON YORUMDUR!

Bebekler ağlatılarak uyutulmamalıdır. Ben Ata'yı ağlatarak hiçbir şey yapmadım. Hele ki onu odada yalnız bırakıp 2-3 dk bile olsa ağlamasına izin vermedim. Bunun hasarı çok büyüktür. Eğer bir anneye bu öneriliyorsa lütfen şu yazdıklarımı iyi okutun ki o kimse bir daha bunu önermesin:

Ağlayarak uyku eğitimini Ferber isminde bir doktor icat etmiştir. Ferber yöntemine göre :
1.Uyutulacak bebeğin karnı tok olmalıdır.
2.Bir uyku rutini düzenlenmeli ve uygulanmalıdır. Örneğin pijama giyme, alt temizliği ve iyi geceler dileme gibi...
3.Uyku saati geldiğinde bebek yatağa koyulur ve anne odadan çıkar.Sonra anne 2. dakika geçince bebeğinin yanına gelip pışpışlar.Odadan çıkar 4 dakika sonra uğrar sonra 6 dk sonra uğrar pışpışlar gibi.

İnanmadığım ve uygulanmasına kesinlikle karşı olduğum bir yöntemin teknik ayrıntılarını burada vererek fazla yer kaplamasını istemiyorum. Adı ne olursa olsun, bebeklerin ağlatılmasını doğru bulmuyorum. Dr.SearS'a göre bu yöntem bebeklerin hayvanlardan daha az bir hassasiyetle büyütülmesini sağlamak demek.
Benimle aynı misyona sahip olan bütün insanların tek derdi vardır:çocuklar mutlu büyümelidir. Engelli çocuklarla, hiperaktif, down sendromlu ve otizmli çocuklarla çalışan bir eğitim bilimci artı olarak bir anne olarak, bebeklerin ağlatılmasına sooonnnnn derece karşıyım.Her yerde aynı şeyi tekrarlıyorum; ağlatılan çocukların kanında kortizon hormonuartar.Bu sürekli olarak yaşanan bir stresin göstergesidir.Bebeğin sinir sistemi etkilenir ve ardından hiperaktivite ve otizm gibi ciddi durumlar sözkonusu olabilir. Anne-bebek arasında kurulması beklenen doğal bağ ağlatılarak, emzirilmeyerek hasara uğrarsa ciddi sorunlar kapıda bekliyor olabilir.

Başta Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin olmak üzere, Uzm.Psikolog Nilüfer Devecigil ve pek çok uzman bebeklerin ağlatılmaması gerektiğini söylüyor.

Ağlatılmadan uyutulabilecek bir çok yöntem var elbette, örneğin Tracy Hogg' un ŞŞŞŞŞ-PAT! yöntemi gibi...Kaldır yatır yöntemi gibi... Çok iyi incelediğim ve anladığım kadarıyla söyleyebilirim ki ; bu yöntemler ebeveynlerin uyuması için uydurulmuş şeylerdir.

Daha doğalcı yöntemleri Dr. Sears'ın A'dan Z'ye Bebek Bakımı isimli kitabında bulabilirsiniz.

Benim başucu kitaplarımdan biri olan Dr.SearS' ın bu kitabı annlere bebeklerini uyutmaları için daha doğal yöntemler öneriyor. BEBEĞİ NASIL UYUTURUM sorusu yerine GECE EBEVEYNLİĞİ kavramını öneriyor Sears Amca.. İyi de yapıyor. Zaten oldum olası keyfine düşkün gevşek ve tembel tiplilerden pek hazetmemişimdir.Radikal bir söylem olarak uykusuna düşkünlerin bebek yapmadan önce kendi uyku düzenlerini terbiye etmeleri gerektiğine inanıyorum. Ayrıca uykunuz çok mühimse yapmayın çocuk filan siz de rahat edin biz de :)))

Sears'a göre:
-Bebekler uyku için zorlanmaz. Uyku için gerekli şartlar hazırlanır,bebeğin uyuması saplanır.
-Önemli olan bebeğin uykuya dalması ve uyuması değildir. Önemli olan bebeğin daha mutlu ve daha az korkarak uyumasıdır. Her ailenin amacı mutlu bebek olmalıdır.
-Bebeği ağlatmak:bebeği yormaktır.Bu duygusuz dogmaya ben de son derece karşıyım.
-Sears'a göre bebeklerin uyutulmaya değil, uyumak için ebeveynlerinin ilgisine ihtiyacı vardır.

BEBEĞİMİ NASIL UYUTMALIYIM?

SearS' a göre bebek nasıl uyutulmalıdır???

Uykusu gelen bebeği kollarınıza alın, iyice gevşetin, kolları, bacakları kendiliğinden gevşeyecek şekle gelene kadar pışpışlayın. 20 dk. kadar bekleyin.Derin dalınca yatağa yatırın.Bebek taşıyıcısında, kucakta veya emzirerek uyutulan bebekler daha rahat uykuya geçerler ve daha derin uyurlar bu arada.

Bebekler gece 2-3 kez uyanabilir, bu çok normaldir ve bebeklerin uyku alışkanlıkları ailelerine benzer.Eğer bebeğiniz uyumuyorsa önce kendi uyku alışkanlıklarınızı lütfen gözden geçirin.

-Gün boyu güvenli ve sağlıklı bir ortamda olan bebeğe eğer gece de aynı şekilde yaklaşılıp her uyandığında sevgiyle, şefkatle ve sabırla kucağa alınıp pışpışlanıyorsa bu bebek ömür boyunca güven ve sevgi dolu biri olacaktır.
-Gece boyunca uyumasını sağlamak çok büyük bir başarı olarak gösterilmemelidir. Annelere bununla ilgili olarak -iyi niyetli dahi olsa- baskı yapılmamalıdır.Bu nedenle anneler gece bebekleri ile birlikte uyuyabilirler. Bu daha az ağlamalarına, geceyi güven içinde ve huzurla geçirmelerini sağlayabilir.

Her yöntem denenmelidir belki ama ağlatma yöntemi ASLA!!!!!!!

Uyku fizyolojik bir şeydir. Uykumuz gelir , bunun için gerekli bio kimyasal uyaranlar kana işler ve uyuruz. Bebeklerin bu biokimyasal uyku durumuna en hızlı geçişi emerek olur. Anne sütündeki rahatlatıcı özellik daha rahat uyumalarını sağlar. Annenin kucağında uyumak güven verir. Anneyle yanyana,kucak kucağa olmak bağışıklığını güçlendirir.

Ben kimseyi dinlemedim, ayak, pış pış, ana kucağı vb gibi konulara takılmadım, Ata neden hoşlanıyor, ona baktım. Baktım ki emerek pıt diye uyuyor, ben de öyle alıştırdım.

Emzirerek uyutmanın çok yanlış olduğunu anlatan tuğla tuğla kitaplar var piyasada. Hepsi de anneleri strese sokuyor, başta Tracy Hogg. Yöntemleri pek çok İngiliz mürebbiyeninkine kıyasla daha insancıl ama uyutma konusunda böyle katı olmasını onaylamıyorum.

Anneler iç seslerini dinlemeli, doğal yöntemleri seçmelidir. Afrika'daki , yağmur ormanlarındaki bebekler nasıl uyuyor?

Antropologların son araştırmalarına göre kucakta büyüyen yağmur ormanları çocukları kolik olmuyor, 2 yaş krizine girmiyor, davranış sorunları yaşamıyor. Nedeni sürekli annelerine dokunmalarıdır.

Eğer bebeğiniz size yakın ise, sürekli sizinle temas halindeyse çok daha rahat uyur.Bunun için yapmanız gereken şey teknik geliştirmek yerine , onu gün boyu kucağınızda taşımanız ve güven vermenizdir. Burada bir eksikilik varsa bebek uykuya dalmakta direnebilir.

İç seslerinizi dinleyin,
Emzirerek uyutmak dünyanın sonu değildir.Daha rahat ve huzurla uyumasını sağlar. Ağlatmaktan kat be kat doğru ve doğaldır. Ağlatmak doğal sayılıyor da emzirerek uyutmak niçin abes bulunuyor, ben de bunu anlamıyorum!!! Emzirmek, okşamak, kitap okumak, ninniler söylemek annenin bebeğine verebileceği en güzel uyku eğitiminin parçalarıdır. Bu nedenle kendi bedeninizle, kendi sesinizle, kendi elinizle, kendi ruhunuzla bebeğinizi uyutabilir, ona huzurlu bir ruh kazandırabilirsiniz.

Katılanlar veya katılmayanların yorumlarını rica ederim.

Sevgiler

Aylin

1 yaş kontrolü


"Bir yaş kontrolü nedir, nasıl olmalıdır?" diye araştırma yapan bendeniz bir önceki yazımda Dr. Kadir Tuğcu' nun yazılarından bahsetmiş ve kendisini pek bir takdir ettiğimi yazmıştım.Hatta helal olsun etiketini yapıştırarak kendimce bir ödül ve başarı göstergesi yaratmıştım kihkihkih :) Sayesinde çok net ve akılda kalıcı bilgiler edindim.

İşin aslı şöyleymiş meğer:
Dr. Genel olarak bebeği muayene eder, sağlıklı ise herhangi bir tahlil vb istemez anneye ve aileye gerekli beslenme ve bakım önerilerini belirtirmiş.Hepsi bu kadarmış. Muayene sırasında eğer doktorun aklına takılan ve incelenmesi gerektini düşündüğü bir şey varsa tahlil istermiş.

Biz Dr. Kadir Tuğcu' yu tanımadık ama Ata' nın doktoru Prof.Dr.Ayça Vitrinel' in yaklaşımı da neredeyse paralel diyebilirim.Ayça hanım gerekmedikçe ilaç yazmaz, kan idrar vb tahlil istemez... Bayılıyorum kendisine. Hatta bizi sık sık uyarır:"Gerekmedikçe çocuğunuzun kanını aldırmka YOK!Tamam mı??" Bizden de sağlam bir "tamam" sesi çıkar her defasında :)))

Göz ve diş muayeneleri için yine uzman arkadaşlarının görmesini düşündüğü bir şey olursa bizi yönlendireceğini söyleyen doktorumuz Ayça Vitrinel' e bizi sürekli doğruya ve doğala yönlendirdiği için ATA adına çok teşekkür ederiz.

Sevgiler:)

14 Eylül 2010 Salı

Helal Olsun Böyle Doktorlara


Efendim,

Hepimiz evladımızı en iyi şekilde ve en iyi şartlarda yetiştirmek için didiniyoruz. Bu çabamızın başında ise sağlığını emanet ettiğimiz doktorlar var. Ancak şahsi olarak düşüncem birçoğunun tıptan mezun olduktan sonra eczacılık için çalıştığı yönündedir.

Çocukluğumda arada sırada SSK ve emekli sandığı hastaneleri artı olarak üniversite hastanelerini yıllarca ziyaret eden ben doktorları reçete yazan amcalar olarak kodlamışım. Ta ki kendi doktorumuz Müfit Turman ile tanışana kadar. Herzaman doğal ve basit yöntemleri tercih etmişti. Biz de öyle büyüyünce sandım ki doktorlar, dinler, inceler, konuşur ve anlatır.Sonra biz onları uygularız,ilacımızı içeriz ve sağlığımıza yeniden kavuşuruz.

Yok yahu! Öyle değilmiş meğer, çocuk aklımla yanılmışım; doktorlar hastaların yüzüne bakar ve ilaç yazarmış.A-ah bir de kan idrar tahlili istermiş.Yada ultrasound,tomogrofi,MR vb...

Tepemin tasını attıran son olay Türkiye'nin çok bilindik bir üniversite hastanesinde ufacık bir şeyi kocaman yapıp neredeyse kanser diyeceklerdi de bir daha kapısının önünden geçmeyip sağlığıma kavuştum.

Koskacaman bir genç kızdım ve gözüm açılmıştı.Hastane ve doktorlar ilaç kartelleri olmadan büyüyemezler. Bu kartellerle iş yapmayan doğal yöntemlere yakın ve yatkın birilerini bularak gerekmedikçe doktora gitmemek gerektiği kanaatine vardım. Çünkü hastanelere gitikçe insanın sağlığı bozulup,daha çok hasta edebilen yerlerdi artık bana göre.

Az ilaç reçete ederek, daha doğal ve bütünsel yaklaşan bütün doktorları tenzih ederim. Tekrar ederim.


En son 1 yaş kontrolü ile ilgili bir araştırma yaparken çok radikal söylemleri olan bir doktora rastladım, yani Dr.Kadir Tuğcu'ya... Açıklmaları o kadar net ve doğruydu ki bana kalırsa, bir solukta bütün forumu okuyuvermişim yahu! :)

Bir anne sormuş:
"hocam 18 aylık oğlumun rutin kontrolünde doktor kulağında kızarmanın oldunu ve gece beslenmelerinden kaynaklandığını söyledi bırakmamı söyledi
ama emerek uyuduğu için bırakamıyorum tabi gece uyanıncada istiyor
böyle bir sebepten kulak kızarırmı eğer emmekten oluyosa gündüzde olmazmı
2gündür de 37 civarı ateş olup düşüyo kulağından mı acaba
daha antibiyotik kullanalı bir hafta oldu napayım hocam"

Hocam cevaplamış:
"O doktor o işi tam bilmiyor. Onun dediği, "biberon"u yatarak alanlar için... Anne memesi alanlarda öyle bir şey olmuyor..37 ateş değildir. Anne sütü alanlarda kulak problemi son derecede nadirdir... "

HELAL OLSUN ! :)



Emzirme ve ek gıda üzerine söylediklerini mutlaka herkes okusun. Çoğumuz kandırılıyor, asılsız bilgilerle bebeklerimizi doğru olarak gösterilen sabun köpükleriyle büyütüyoruz. Örneğin 6 aydan sonra anne sütü yaramaz gibi bir saçmalık yoktur. Bebekler 2 yaşına kadar emzirilmelidir deniyor ama bir yandanda şu yeni klişeleri bize dikte eden doktorların ağzına bakıp sağlam çocuk yetiştirmeye çalışıyoruz.

Dr. Kadir Tuğcu gibilere çok ihtiyacımız var diyorum tekrar ve özetle. Yolu açık olsun, başarılar diliyorum kendisine candan yürekten.

Sevgilerimleeee :)

Aylin

10 Eylül 2010 Cuma

Bebek isteyen çiftler ve herkes detoks yapsın!

Benim başucu kitaplarımdan biri Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabıdır. 3-4 yıldır sürekli elimde ve okumaktan resmen paraladım bu kitabı.Aslında yesem yeridir ama konumuza hiç de uygun bir davranış olmayacağının farkındayım :)))



Günlerdir hamile kalmak isteyen, kalamayan veya çeşitli korkuları olan kadınlarla konuşmaktayım. Böyle bir doğal çekimin içinde buldum kendimi. Aynı zamanda uzun zamandır detoks ile ilgili yazmak istiyordum. Şimdiye kısmetmiş, ikisini birleştirdim, işte yazıyorum.

Efendim, doğal tıpçılara ve detoks uzmanlarına göre bütün ama bütün hastalıkların genel sebebi vücütta toksin tutulmasıdır.

Vücutta tutulan toksin dokularda birikir ve bir süre sonra iltahaplanır.Ardından da başta kanser olmak üzere pek çok ölümcül rahatsızlığa dönüşür.
Normalde sağlıklı bir vücut üretilen toksinleri cilt,böbrekler,akciğer ve kolon yoluyla atar ama çevre faktörleri, hatalı beslenme alışkanlıkları, alkalilk beslenme, oksijenden uzak bir yaşam biçimi bu atılımı engeller, vücutta bir güzel toksin birikmeye başlar.
Örneğin 30-40 yaş arası şehirli bir erkek yaklaşık 4 kilo kadar yapışkan,sümüksü,kurumuş ve iltahaplanmış bir toksin tabakasını bağırsaklarında taşır. Yani aslında o göbek değil toksinden oluşan bir şişliktir.
Bağırsaklarımızı mutfak lavabosuna benzetebiliriz, burada kurumuş gıdalar,yağ ve kir tortusu ve benzeri tabakalar birikir. Nasıl lavabo borularını temizliyorsak, bağırsaklarımızı detoks yoluyla temizlemeliyiz diyorum özetle.

Ayrıca ; Kanser hücreleri 2 şeye ihtiyaç duyar, asitli ortam ve oksijensiz ortam. Yani siz hareketsiz bir yaşama sahipseniz ve bol bol asitli içecek içiyorsanız sonunuzu tahmin etmeniz bu kitapla çok güç olmasa gerek.

Dış kaynaklardan alınan toksinler vücutta birikir, iltahaplanır, bu da kanserin ihtiyaç duyduğu .asidoz ve hipoksi ortamını yaratır.

Genelde bu hayvansal proteinler üzerinde yoğunlaşır. Yani kansere davetiye çıkaran şeyler konusunda yediğimiz etleri ayrıca gözden geçirmemiz gerekir.

Eğer sürekli,
Mide ekşimesi,
Saç dökülmesi,
Başağrısı,
Kötü vücut kokusu,
Aşırı yorgunluk,
Gerginlik,
Depresyon,
Vajinal enfeksiyon,
Sık sık üşütme grip olma gibi şeyler sözkonusu ise hayatınızda, dikkat vucudunuzda yüklü miktarda toksin birikmiş demektir.Grip aşısı çare değildir, ayrıca gereksiz derecede civa vb ağır metallari vücuda zerk ettirirsiniz. Bence hiç gerek yok :)

Detoks yapmasanız dahi yapmanız gereken ilk şey kötü alışkanlıklarınızı bırakmak olacaktır. Ayrıca beslenme alışkanlıklarınızı da gözden geçirmeniz şart demektir.

İnsan yediğine benzer, bu sloganı unutmayın. Taze sebze yiyen kadınlar genelde ince uzun ve zarif görünüme sahiptirler ;)

Bir bilgeye göre "bilge hiçbir şey yapmayarak herşeyi yapandır" der. Yani doğayı, olup biten herşeyi akışına bırakmak en büyük bilgeliktir ve bu nedenle hayatta kalmak için büyük bilgeler genelde yemek yemezlermiş.Bazıları su içerek ve sadece bir iki minik yaprak çiğneyerek günlerini geçirirmiş.

Budistleri yogistler ve pek çok derviş vb oruç tutar. Bizim bildiğimiz şekli tamamen deforme olmuş halidir. Ramazan oruçları hafif sahur ve iftarla düzenlenmelidir. Aksinin vücuda pek bir faydası olamyabilir...

Neyse,konumuz hamile kalmak isteyen çiftlerin detoks yapması...

Neden?

Çünkü sağlıklı çocuklar sağlıklı bedenlerden doğar. Burada anne kadar babanın sağlığı da çok önemlidir.Toksin denizine dönmüş bir bedeni öncelikle temizlemek gerekir.

Kötü beslenme alışkanlıkları tekedilmelidir:
Asitli içecekler,
Kafeini bol içecekler,
Alkollü ieçecekler devre dışı kalmalıdır.
Yağlı yemekler,
Etli cızbızlar,
Sakatat türü yiyecekler vb terkedilmelidir.

Alkol ve sigarayı terketmek gerektiğini yazmama bilmem gerek var mı????????????

Günde 2-3 litre alkalik su için,
pH dengesine dikkat edin 7.1 ila 7.5 arası olsun.
Girebiliyorsanız bol bol denize girerek cildinizden atılan toksinlerin tahribatını engelleyebilir, toksin atılımını hızlandırabilirsiniz.
Yemeklerinizde deniz tuzu kullanabilirsiniz.
Günde 1 su bardağına 1-2 damla hidrojen peroksit damlatarak oksijen alımını artırıp toksin atılmasını hızlandırabilirsiniz yine...
Hamam şahane bir detoks uygulamasıdır. Düzenli olarak hamama giderek gözeneklerin açılmasını ve lenf direnajını arttırabilirsiniz.
Kaplıcalar da iyi bir toksin atma ortamıdır. Doktora danışarak kaplıcalara gidebilirsiniz.
Bitkü özlü buhar banyoları yapabilirsiniz. Limon, zencefil kökü,fesleğen, tarçın, lavanta, melis otu,gibi kokularla buhar banyoları yapabilirsiniz. Bunun için de lütfen doktora danışın.
Düzenli olarak masaj çok iyi gelir, lenflerin ve kanın temizlenmesini sağlar.
Tayland masajı,
Tui-na
Shiatsu,
Geleneksel asya ayak masajı,
Nei-dzang iç organ masajı,
Sıcak bitkisel yağ masajları,
Şirokraksi,gibi masajlar çok işe yarayabilir.

Chi enerjiniz ile kendinizi fırçalayın!

Ellerinizi birbirine sürtün ve açığa çıkan chi enerjisi ile baştan ayağa kadar üzerinizi süpürün. Bu enerjinizi dengeler ve iç organların enerjisini dengeler. Yani bedenin kendisini sağaltmasını kolaylaştırır, toksin attırır.
Hafif egzersiz,
Yoga,
Thai Chi,
Doğru nefes alma teknikleri,
Nefes egzersizleri,
Meditasyon,
Dua,
Sessizlik,
Konuşma oruçları,
İbadet gibi şeyler de çok önemli temizlenme ve sağlık kazanma araçlarıdır ( maddi ve manevi olarak)

Ve tabi ki az besin alıp bol su içmek,vücudun kendini arındırma ve sağaltma sürecini hızlandırır. O nedenle detoks yaparken
Süt ve süt ürünleri,
Et,
Yumurta yememek gerekir.
Bütün hayvansal ürünler sindirim sistemi ve kan için son derece asitleştirici bir özellik taşır. Bağırsaklarda çürütücü besin atıkları oluştururlar. Temizlenmek isteniyorsa uzak durmak gerekir.

Aynı zamanda son dönemlerde GDO'lu yemlerle ve hormon ilaçlarıyla büyüyen hayvanlar kadınların üreme organlarını tehlike altına almakta, kist, kısırlık, kanser gibi pek çok hastalığa neden olmaktadır.

Anne olmak isteyen kadınların et yemekten uzak durarak, sindirim ve üreme organlarını dinlendirmeleri gerekir. Bunun için yapılması gereken bir uzman eşliğinde detoks uygulamaktır.
Taze meyve-sebze suyu içilmeli ve taze meyve-sebze yenmelidir. Mümkünse çiğ olarak tüketilmedir. Kabuklarını soymadan bir de :)
Ekmek, makarna, pilav, unlu mamüllerden de uzak durulmalı , detoks süresi boyunca ağza bir lokma dahi konmamalıdır :) En zoru da bu bence. Çünkü toplum olarak hepimiz hamur işini çok seviyoruz :)
Sebze çorbaları,
Pişmiş sebzeler, ( Buharda pişmiş, buğulama yapılmış sebzeler...)
Yeşillikler bol bol tüketilmeli,
C vitamini ve mineral takviyesi alınmalıdır.

Tabi bütün bunları yapmadan önce bir DOKTORA danışmalı ki en doğru ve hızlı şekilde toksin atılabilsin.

Son araştırmalar gösteriyorki, hiperaktivite, otizm vb durumların temel sebebi: TOKSİN!

Toksinlerin zararları ortada ve atmanın yollarını da basit bir dille ifade etmeye çalıştım. Anne-baba olmak isteyen herkes önce deotks yapmalı ve mutlaka bir arınma kürü uygulamalıdır. Toksin atarak daha sağlıklı, zeki ve bünyesi güçlü bebeklerin dünyaya gelmesi kolaylaşabilir.

Yapılması gereken şey detoks uzmanına gitmek ve Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabını okumalıdır.

Hamilelik öncesi detoks kürü uygulamasını artık bütün doktorlar önerir oldu. Kulak verip detoks yaparak daha kolay hamile kalınabilir ve daha sağlıklı bir süreç geçirilebilir diye düşünüyorum.

Tavsiyelerim özetle böyle,

Umarım aklında soru olanlar varsa yanıt verebilmişimdir.


Sevgiler


Aylin

9 Eylül 2010 Perşembe

09.09.2010 Ata 1 yaşında :)



Bugün Ata'cığımız 1. yaşını doldurdu ve ilk doğumgününü kutladı. Bu çok özel bir kutlamaydı bizim için. Yalnız bırakmayan büyüklerimize,dostlarımıza çok teşekkür ederim.

Bu arada herkese hayırlı ve güzel bayramlar dilerim.

Çok güzel,sıcak kıpır kıpır en önemlisi sevgi dolu bir gündü.Ama benim Ata için söyleyeceklerim var elbette :

Sevgili yavrum, canım birtanem, güzel bebeğim,

Sen artık bir yaşındasın, bugün senin doğumgünün. Herşeyin gönlünce olduğu, bahtının açık güzelliklerle dolu, sağlıklı, mutlu, huzurlu, dengeli, başarılı, bol kazançlı, harika bir hayat dilerim senin için benim güzel kuzum.

Ah be canım, sana yazsam yazsam yazsam, yazmaya doyamam ama ne yazarsam yazayım şu yüreğimdeki sesleri buraya aksettiremem,biliyorum. Sen bu sesleri çok ama çok iyi duyan bir meleksin.

Seni çok seviyorum. Seni ilk gördüğümde sana aşık oldum ben. Henüz 5.5 haftalıktın ve hepi topu 3.7 mm idin amma benim sevgilimdin. Ben daha önce hiç böyle bir aşk bilmedin canımmm, ben daha önce yaşamıyormuşum, yokmuşum, eksikmişim, ruh gibiymişim,yarımmışım, anlamı yokmuş yaşamımın. Hepsi yalan dolan fasa fiso şeylermiş.

Ultrasonda her gördüğümde bir kez daha aşık oldum... son haftalara geldiğimizde senin sezaryenle doğmana karar verdik. Sonra sana uzun uzun anlatırım neden doğal doğum olamadığını. Çok ani ve hızlı bir karar oldu ve ertesi gün apar topar sezaryene girdim :)

Kablolar, hortumlar, hemşireler, doktorlar, fotoğrafçımız ve babanla doldu ameliyathane ama buz gibiydi işte! Taki senin sesin çınlatana kadar o sessiz ve soğuk boşluğu... Sesine aşık oldum annecim, nefesine aşık oldum daha seni görmeden kokunu aldım, kokuna aşık oldum annecim.

Babacığın seni bana uzattığında ,ağlıyordun ezgili ezgili, sesimi duydun ve sustun sen. Yanıma yaklaştığında daha deriiiiin bir dalga, senin varlığın beni kuşattı ve içine aldı. Öylesine ki artık ben sende ve seninle yaşar olduğumu anladım. Yani ben aşık olmuştum ama seni gördüm aşkın ta kendisi oldum senin için. Biliyorum sen de beni çok seviyorsun. Seni ilk gördüğümde bunu biliyordum ama şimdi adım gibi biliyorum. Evet yavrum, sen de beni çok seviyorsun.

İyi ki doğdun,
İyi ki varsın birtanem.
Seninle hepimiz büyüyoruz.

Seni seviyoruz...

Çok güzle bir gündü, hergünün böyle güzle olsun yavrum...

Sevgilerimle...

Kurabiyeler Nur Ablamızdan...




Nurcum'un ellerine sağlık, kıtır kıtır çok lezizdiler.O marifetli elleriyle nefis şeyler yapmıştı, hepimiz bayıldık :)

Teşekkürler Nuuuurrrrr ! :)

Pastamız ve parti ile ilgili diğer ayrıntılar daha sonra ...

İyi ki doğdun ATA, mutlu, sağlıklı, güzel, başarılı, şans dolu yıllar sana