14 Eylül 2010 Salı

Helal Olsun Böyle Doktorlara


Efendim,

Hepimiz evladımızı en iyi şekilde ve en iyi şartlarda yetiştirmek için didiniyoruz. Bu çabamızın başında ise sağlığını emanet ettiğimiz doktorlar var. Ancak şahsi olarak düşüncem birçoğunun tıptan mezun olduktan sonra eczacılık için çalıştığı yönündedir.

Çocukluğumda arada sırada SSK ve emekli sandığı hastaneleri artı olarak üniversite hastanelerini yıllarca ziyaret eden ben doktorları reçete yazan amcalar olarak kodlamışım. Ta ki kendi doktorumuz Müfit Turman ile tanışana kadar. Herzaman doğal ve basit yöntemleri tercih etmişti. Biz de öyle büyüyünce sandım ki doktorlar, dinler, inceler, konuşur ve anlatır.Sonra biz onları uygularız,ilacımızı içeriz ve sağlığımıza yeniden kavuşuruz.

Yok yahu! Öyle değilmiş meğer, çocuk aklımla yanılmışım; doktorlar hastaların yüzüne bakar ve ilaç yazarmış.A-ah bir de kan idrar tahlili istermiş.Yada ultrasound,tomogrofi,MR vb...

Tepemin tasını attıran son olay Türkiye'nin çok bilindik bir üniversite hastanesinde ufacık bir şeyi kocaman yapıp neredeyse kanser diyeceklerdi de bir daha kapısının önünden geçmeyip sağlığıma kavuştum.

Koskacaman bir genç kızdım ve gözüm açılmıştı.Hastane ve doktorlar ilaç kartelleri olmadan büyüyemezler. Bu kartellerle iş yapmayan doğal yöntemlere yakın ve yatkın birilerini bularak gerekmedikçe doktora gitmemek gerektiği kanaatine vardım. Çünkü hastanelere gitikçe insanın sağlığı bozulup,daha çok hasta edebilen yerlerdi artık bana göre.

Az ilaç reçete ederek, daha doğal ve bütünsel yaklaşan bütün doktorları tenzih ederim. Tekrar ederim.


En son 1 yaş kontrolü ile ilgili bir araştırma yaparken çok radikal söylemleri olan bir doktora rastladım, yani Dr.Kadir Tuğcu'ya... Açıklmaları o kadar net ve doğruydu ki bana kalırsa, bir solukta bütün forumu okuyuvermişim yahu! :)

Bir anne sormuş:
"hocam 18 aylık oğlumun rutin kontrolünde doktor kulağında kızarmanın oldunu ve gece beslenmelerinden kaynaklandığını söyledi bırakmamı söyledi
ama emerek uyuduğu için bırakamıyorum tabi gece uyanıncada istiyor
böyle bir sebepten kulak kızarırmı eğer emmekten oluyosa gündüzde olmazmı
2gündür de 37 civarı ateş olup düşüyo kulağından mı acaba
daha antibiyotik kullanalı bir hafta oldu napayım hocam"

Hocam cevaplamış:
"O doktor o işi tam bilmiyor. Onun dediği, "biberon"u yatarak alanlar için... Anne memesi alanlarda öyle bir şey olmuyor..37 ateş değildir. Anne sütü alanlarda kulak problemi son derecede nadirdir... "

HELAL OLSUN ! :)



Emzirme ve ek gıda üzerine söylediklerini mutlaka herkes okusun. Çoğumuz kandırılıyor, asılsız bilgilerle bebeklerimizi doğru olarak gösterilen sabun köpükleriyle büyütüyoruz. Örneğin 6 aydan sonra anne sütü yaramaz gibi bir saçmalık yoktur. Bebekler 2 yaşına kadar emzirilmelidir deniyor ama bir yandanda şu yeni klişeleri bize dikte eden doktorların ağzına bakıp sağlam çocuk yetiştirmeye çalışıyoruz.

Dr. Kadir Tuğcu gibilere çok ihtiyacımız var diyorum tekrar ve özetle. Yolu açık olsun, başarılar diliyorum kendisine candan yürekten.

Sevgilerimleeee :)

Aylin

10 Eylül 2010 Cuma

Bebek isteyen çiftler ve herkes detoks yapsın!

Benim başucu kitaplarımdan biri Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabıdır. 3-4 yıldır sürekli elimde ve okumaktan resmen paraladım bu kitabı.Aslında yesem yeridir ama konumuza hiç de uygun bir davranış olmayacağının farkındayım :)))



Günlerdir hamile kalmak isteyen, kalamayan veya çeşitli korkuları olan kadınlarla konuşmaktayım. Böyle bir doğal çekimin içinde buldum kendimi. Aynı zamanda uzun zamandır detoks ile ilgili yazmak istiyordum. Şimdiye kısmetmiş, ikisini birleştirdim, işte yazıyorum.

Efendim, doğal tıpçılara ve detoks uzmanlarına göre bütün ama bütün hastalıkların genel sebebi vücütta toksin tutulmasıdır.

Vücutta tutulan toksin dokularda birikir ve bir süre sonra iltahaplanır.Ardından da başta kanser olmak üzere pek çok ölümcül rahatsızlığa dönüşür.
Normalde sağlıklı bir vücut üretilen toksinleri cilt,böbrekler,akciğer ve kolon yoluyla atar ama çevre faktörleri, hatalı beslenme alışkanlıkları, alkalilk beslenme, oksijenden uzak bir yaşam biçimi bu atılımı engeller, vücutta bir güzel toksin birikmeye başlar.
Örneğin 30-40 yaş arası şehirli bir erkek yaklaşık 4 kilo kadar yapışkan,sümüksü,kurumuş ve iltahaplanmış bir toksin tabakasını bağırsaklarında taşır. Yani aslında o göbek değil toksinden oluşan bir şişliktir.
Bağırsaklarımızı mutfak lavabosuna benzetebiliriz, burada kurumuş gıdalar,yağ ve kir tortusu ve benzeri tabakalar birikir. Nasıl lavabo borularını temizliyorsak, bağırsaklarımızı detoks yoluyla temizlemeliyiz diyorum özetle.

Ayrıca ; Kanser hücreleri 2 şeye ihtiyaç duyar, asitli ortam ve oksijensiz ortam. Yani siz hareketsiz bir yaşama sahipseniz ve bol bol asitli içecek içiyorsanız sonunuzu tahmin etmeniz bu kitapla çok güç olmasa gerek.

Dış kaynaklardan alınan toksinler vücutta birikir, iltahaplanır, bu da kanserin ihtiyaç duyduğu .asidoz ve hipoksi ortamını yaratır.

Genelde bu hayvansal proteinler üzerinde yoğunlaşır. Yani kansere davetiye çıkaran şeyler konusunda yediğimiz etleri ayrıca gözden geçirmemiz gerekir.

Eğer sürekli,
Mide ekşimesi,
Saç dökülmesi,
Başağrısı,
Kötü vücut kokusu,
Aşırı yorgunluk,
Gerginlik,
Depresyon,
Vajinal enfeksiyon,
Sık sık üşütme grip olma gibi şeyler sözkonusu ise hayatınızda, dikkat vucudunuzda yüklü miktarda toksin birikmiş demektir.Grip aşısı çare değildir, ayrıca gereksiz derecede civa vb ağır metallari vücuda zerk ettirirsiniz. Bence hiç gerek yok :)

Detoks yapmasanız dahi yapmanız gereken ilk şey kötü alışkanlıklarınızı bırakmak olacaktır. Ayrıca beslenme alışkanlıklarınızı da gözden geçirmeniz şart demektir.

İnsan yediğine benzer, bu sloganı unutmayın. Taze sebze yiyen kadınlar genelde ince uzun ve zarif görünüme sahiptirler ;)

Bir bilgeye göre "bilge hiçbir şey yapmayarak herşeyi yapandır" der. Yani doğayı, olup biten herşeyi akışına bırakmak en büyük bilgeliktir ve bu nedenle hayatta kalmak için büyük bilgeler genelde yemek yemezlermiş.Bazıları su içerek ve sadece bir iki minik yaprak çiğneyerek günlerini geçirirmiş.

Budistleri yogistler ve pek çok derviş vb oruç tutar. Bizim bildiğimiz şekli tamamen deforme olmuş halidir. Ramazan oruçları hafif sahur ve iftarla düzenlenmelidir. Aksinin vücuda pek bir faydası olamyabilir...

Neyse,konumuz hamile kalmak isteyen çiftlerin detoks yapması...

Neden?

Çünkü sağlıklı çocuklar sağlıklı bedenlerden doğar. Burada anne kadar babanın sağlığı da çok önemlidir.Toksin denizine dönmüş bir bedeni öncelikle temizlemek gerekir.

Kötü beslenme alışkanlıkları tekedilmelidir:
Asitli içecekler,
Kafeini bol içecekler,
Alkollü ieçecekler devre dışı kalmalıdır.
Yağlı yemekler,
Etli cızbızlar,
Sakatat türü yiyecekler vb terkedilmelidir.

Alkol ve sigarayı terketmek gerektiğini yazmama bilmem gerek var mı????????????

Günde 2-3 litre alkalik su için,
pH dengesine dikkat edin 7.1 ila 7.5 arası olsun.
Girebiliyorsanız bol bol denize girerek cildinizden atılan toksinlerin tahribatını engelleyebilir, toksin atılımını hızlandırabilirsiniz.
Yemeklerinizde deniz tuzu kullanabilirsiniz.
Günde 1 su bardağına 1-2 damla hidrojen peroksit damlatarak oksijen alımını artırıp toksin atılmasını hızlandırabilirsiniz yine...
Hamam şahane bir detoks uygulamasıdır. Düzenli olarak hamama giderek gözeneklerin açılmasını ve lenf direnajını arttırabilirsiniz.
Kaplıcalar da iyi bir toksin atma ortamıdır. Doktora danışarak kaplıcalara gidebilirsiniz.
Bitkü özlü buhar banyoları yapabilirsiniz. Limon, zencefil kökü,fesleğen, tarçın, lavanta, melis otu,gibi kokularla buhar banyoları yapabilirsiniz. Bunun için de lütfen doktora danışın.
Düzenli olarak masaj çok iyi gelir, lenflerin ve kanın temizlenmesini sağlar.
Tayland masajı,
Tui-na
Shiatsu,
Geleneksel asya ayak masajı,
Nei-dzang iç organ masajı,
Sıcak bitkisel yağ masajları,
Şirokraksi,gibi masajlar çok işe yarayabilir.

Chi enerjiniz ile kendinizi fırçalayın!

Ellerinizi birbirine sürtün ve açığa çıkan chi enerjisi ile baştan ayağa kadar üzerinizi süpürün. Bu enerjinizi dengeler ve iç organların enerjisini dengeler. Yani bedenin kendisini sağaltmasını kolaylaştırır, toksin attırır.
Hafif egzersiz,
Yoga,
Thai Chi,
Doğru nefes alma teknikleri,
Nefes egzersizleri,
Meditasyon,
Dua,
Sessizlik,
Konuşma oruçları,
İbadet gibi şeyler de çok önemli temizlenme ve sağlık kazanma araçlarıdır ( maddi ve manevi olarak)

Ve tabi ki az besin alıp bol su içmek,vücudun kendini arındırma ve sağaltma sürecini hızlandırır. O nedenle detoks yaparken
Süt ve süt ürünleri,
Et,
Yumurta yememek gerekir.
Bütün hayvansal ürünler sindirim sistemi ve kan için son derece asitleştirici bir özellik taşır. Bağırsaklarda çürütücü besin atıkları oluştururlar. Temizlenmek isteniyorsa uzak durmak gerekir.

Aynı zamanda son dönemlerde GDO'lu yemlerle ve hormon ilaçlarıyla büyüyen hayvanlar kadınların üreme organlarını tehlike altına almakta, kist, kısırlık, kanser gibi pek çok hastalığa neden olmaktadır.

Anne olmak isteyen kadınların et yemekten uzak durarak, sindirim ve üreme organlarını dinlendirmeleri gerekir. Bunun için yapılması gereken bir uzman eşliğinde detoks uygulamaktır.
Taze meyve-sebze suyu içilmeli ve taze meyve-sebze yenmelidir. Mümkünse çiğ olarak tüketilmedir. Kabuklarını soymadan bir de :)
Ekmek, makarna, pilav, unlu mamüllerden de uzak durulmalı , detoks süresi boyunca ağza bir lokma dahi konmamalıdır :) En zoru da bu bence. Çünkü toplum olarak hepimiz hamur işini çok seviyoruz :)
Sebze çorbaları,
Pişmiş sebzeler, ( Buharda pişmiş, buğulama yapılmış sebzeler...)
Yeşillikler bol bol tüketilmeli,
C vitamini ve mineral takviyesi alınmalıdır.

Tabi bütün bunları yapmadan önce bir DOKTORA danışmalı ki en doğru ve hızlı şekilde toksin atılabilsin.

Son araştırmalar gösteriyorki, hiperaktivite, otizm vb durumların temel sebebi: TOKSİN!

Toksinlerin zararları ortada ve atmanın yollarını da basit bir dille ifade etmeye çalıştım. Anne-baba olmak isteyen herkes önce deotks yapmalı ve mutlaka bir arınma kürü uygulamalıdır. Toksin atarak daha sağlıklı, zeki ve bünyesi güçlü bebeklerin dünyaya gelmesi kolaylaşabilir.

Yapılması gereken şey detoks uzmanına gitmek ve Daniel Reid' in DETOKS isimli kitabını okumalıdır.

Hamilelik öncesi detoks kürü uygulamasını artık bütün doktorlar önerir oldu. Kulak verip detoks yaparak daha kolay hamile kalınabilir ve daha sağlıklı bir süreç geçirilebilir diye düşünüyorum.

Tavsiyelerim özetle böyle,

Umarım aklında soru olanlar varsa yanıt verebilmişimdir.


Sevgiler


Aylin

9 Eylül 2010 Perşembe

09.09.2010 Ata 1 yaşında :)



Bugün Ata'cığımız 1. yaşını doldurdu ve ilk doğumgününü kutladı. Bu çok özel bir kutlamaydı bizim için. Yalnız bırakmayan büyüklerimize,dostlarımıza çok teşekkür ederim.

Bu arada herkese hayırlı ve güzel bayramlar dilerim.

Çok güzel,sıcak kıpır kıpır en önemlisi sevgi dolu bir gündü.Ama benim Ata için söyleyeceklerim var elbette :

Sevgili yavrum, canım birtanem, güzel bebeğim,

Sen artık bir yaşındasın, bugün senin doğumgünün. Herşeyin gönlünce olduğu, bahtının açık güzelliklerle dolu, sağlıklı, mutlu, huzurlu, dengeli, başarılı, bol kazançlı, harika bir hayat dilerim senin için benim güzel kuzum.

Ah be canım, sana yazsam yazsam yazsam, yazmaya doyamam ama ne yazarsam yazayım şu yüreğimdeki sesleri buraya aksettiremem,biliyorum. Sen bu sesleri çok ama çok iyi duyan bir meleksin.

Seni çok seviyorum. Seni ilk gördüğümde sana aşık oldum ben. Henüz 5.5 haftalıktın ve hepi topu 3.7 mm idin amma benim sevgilimdin. Ben daha önce hiç böyle bir aşk bilmedin canımmm, ben daha önce yaşamıyormuşum, yokmuşum, eksikmişim, ruh gibiymişim,yarımmışım, anlamı yokmuş yaşamımın. Hepsi yalan dolan fasa fiso şeylermiş.

Ultrasonda her gördüğümde bir kez daha aşık oldum... son haftalara geldiğimizde senin sezaryenle doğmana karar verdik. Sonra sana uzun uzun anlatırım neden doğal doğum olamadığını. Çok ani ve hızlı bir karar oldu ve ertesi gün apar topar sezaryene girdim :)

Kablolar, hortumlar, hemşireler, doktorlar, fotoğrafçımız ve babanla doldu ameliyathane ama buz gibiydi işte! Taki senin sesin çınlatana kadar o sessiz ve soğuk boşluğu... Sesine aşık oldum annecim, nefesine aşık oldum daha seni görmeden kokunu aldım, kokuna aşık oldum annecim.

Babacığın seni bana uzattığında ,ağlıyordun ezgili ezgili, sesimi duydun ve sustun sen. Yanıma yaklaştığında daha deriiiiin bir dalga, senin varlığın beni kuşattı ve içine aldı. Öylesine ki artık ben sende ve seninle yaşar olduğumu anladım. Yani ben aşık olmuştum ama seni gördüm aşkın ta kendisi oldum senin için. Biliyorum sen de beni çok seviyorsun. Seni ilk gördüğümde bunu biliyordum ama şimdi adım gibi biliyorum. Evet yavrum, sen de beni çok seviyorsun.

İyi ki doğdun,
İyi ki varsın birtanem.
Seninle hepimiz büyüyoruz.

Seni seviyoruz...

Çok güzle bir gündü, hergünün böyle güzle olsun yavrum...

Sevgilerimle...

Kurabiyeler Nur Ablamızdan...




Nurcum'un ellerine sağlık, kıtır kıtır çok lezizdiler.O marifetli elleriyle nefis şeyler yapmıştı, hepimiz bayıldık :)

Teşekkürler Nuuuurrrrr ! :)

Pastamız ve parti ile ilgili diğer ayrıntılar daha sonra ...

İyi ki doğdun ATA, mutlu, sağlıklı, güzel, başarılı, şans dolu yıllar sana

İyi ki Doğdun ATA :) Mutlu yıllar sanaaaaa :)))


Bugün benim canımın,biricik oğlumun doğum günü... Öylesine hoş bir duygu kapladı ki...Anlatamam.

Bugün hızla geçen zamana, onun büyüyüşüne hayret ederken bir yandan da onu bana vedikleri ilk anı, o lokum gibi tatlı yanağını öpüşümü düşünüyorum sürekli.Yani dünyanın durduğu o anı...

Neler yazmışım önceden...

Selam,Sonunda yazmak için klavye başındayım. Bebeğimiz Ata 9 Eylül' de dünyaya gelerek hepimize güzel bir merhaba dedi ve bir anda hepimizin hayatı değişti.
Bu ne güzel şey!
Aman Allahım!
Çok çirkin :)
Ayyyy, yerim ben onu....!
Hiiii! Çok tatlı birşeysin sennnn! diyerek bebek odasının camına yapışan ailem, bir heyecanla görmek için bekleyen aile dostlarımız, hastane ekibi ... derken Ata dünyayı şenlendiriverdi.

Ya annesi olarak ben???Epidural anestezi ile alınmasına karar verilmişti ve ben paravanın arkasında pür dikkat bebekten gelecek o ilk "ıngaaaaaaaaaaa" yı bekliyordum. Beklediğime değdi ve canımın içi anne karnından alınırken yüksek sesle ıngaalamaya başladı.Bu arada eşim Çağatay Atasağun, doğum fotoğraflarımızı çekmek için başucumdaydı, elimi tutuyordu bir yandan ama bir yandan da bebeği çekiyordu şıkırt şıkırt.
Heyecandan ne yaptığını bilemeyen ve mıhlanmış gibi ameliyathane masasında yatmakta olan ben nefesime konsantre olmayı deneyerek sımsıkı tuttuğum Çağatay'ımın elini bırakmakta zorlanmıştım. İmdadımıza anestezi uzmanımız yetişti ve "Aylin hanım, benim elimi tutun şekerim, ben buradayım" diyerek bizi daha da neşelendirmişti.Evet, anlatırken bile heyecanlanıyorum. Ingaa da kalmıştık. Sesi takip ederek başımı çevirdim. Başucumda minik bir melek, ağlıyordu, sesleniyordu, haykırıyordu...

Silindi, bir havluya sarıldı ve bana uzatıldı kınalı kuzum. Hemen konuşmaya başaldık ve bebeğim sesimle sakinleşerek derin bir nefes aldı ve beni dinlemeye başladı.İşte o anı unutmam mümkün değil.Ruhuma işledi!

Maşallah...! Hem de 41 kere :)

.............
Ahh ahh, ne gündü o gün.Ne gün! :) O günü bir daha yazmaya kalksam acaba neleri yazarım bilemiyorum.

Ama şimdi çok işim var onu biliyorum.

Davet için hazırlanam lazım :)))

Ata'cığım iyi ki doğdun, iyi ki beni anne olarak seçtin, iyi varsın yavrucuğum.
Hayatımın anlamı...

Birtanem, can tanem ...

Sevgiler

NOT:Herkese iyi bayramlar

8 Eylül 2010 Çarşamba

Biraz hüzün biraz bayram

Karışık duygular içindeyim...
Sanki ayıp işler yapıyormuşum gibi geldi balonlarla evi süslerken. Nehir ve sonsuzluğa kanat çırpan bütün melekler aklımdaydı tek tek. Ama o sırada Ata'cığım çok mutluydu balonlarla oynarken. Bense sağ olduğuna mı sevinmeliydim yoksa gidenlerin ardından sessizliğimi ve suskunluğumu mu açığa vurmalıydım???

Bunu yapmaya Ata'nın hatırı için hakkım yoktu.

Ama tadım yok diyebilirim.

Sağlığı yerinde olsun, bütün günler onun doğumgünü bizim için.

Evde bir hararet, bir telaş...

Biraz hüzün biraz bayram işte...

7 Eylül 2010 Salı

Kampanyanın bitiş tarihi 30 Eylül!...

Değerli anneler,okurlar,arkadaşlar,

Tane tane kapakları toplayalım adım adım engelleri aşalım isimli kampanyanın bitiş tarihi 30 Eylül olarak açıklandı.

Az önce Ataşehir Belediyesi' ni aradım ve 30 Eylül bilgisini aldım.

Kaç kapak oldu?
Birikenleri ne yapıyorsunuz?
Ortak bir adreste birleştirip birlikte teslim edelim mi ne dersiniz?

Sevgiler

Aylin

BM' nin Uluslararası Mama Kanunu varmış,duydunuz mu?


Mama firmalarıyla görüşmelerin sırasında, Peri' nin gönderdiği linkte Dr.Kadir Tuğcu' nun bu yazısına rastladım.

Yazının tamamını lütfen okuyun ama beni şok eden şey Birleşmiş Milletlerin hazırladığı “Anne sütüne Yakın Mamaların Pazarlanmasının Beynelmilel(Uluslararası) Kanunu" oldu.

İşte maddeleri:

BU KANUN 10 MADDEDEN İBARETTİR:
1- Halka yönelik hiçbir mama reklamı yapılamaz.
2- Annelere ücretsiz dahi olsa numune dağıtılamaz.
3- Hiçbir sağlık kuruluşunda ürün promosyonu yapılamaz, servislerde kullanılması için ücretsiz veya düşük ücretli mama verilemez.
4- Hiçbir firma yetkilisi annelerle görüşme yapamaz.
5- Sağlık personeline hiçbir hediye veya ürün verilemez.
6- Etiketlerde suni beslenmenin üstünlükleri diye hiçbir resim veya cümle kullanılamaz, bebek resimleri konamaz.
7- Sağlık personelinin bilgilendirilmesi ilmi ve gerçekçi olmalıdır.
8- Etiketlerde anne sütünün üstünlüğü anlatılmalı, ayrıca suni beslenmenin yan tesirleri, maliyeti ve zararları belirtilmelidir.
9- Bebekler için uygun olmayan şekerli kondense sütler tavsiye edilmemelidir.
10- Bebek maması imalatçıları ve dağıtımcıları bulundukları ülkelerde bu kanun uygulanmasa bile bu kanuna uyumlu çalışmalıdırlar.

Gerçekler hakkında ne biliyoruz ki? demeden edemedim.

Yorum sizin...