6 Eylül 2010 Pazartesi

İstanbul Yoga Merkezi Açıldı!

Sevgili dostum Ayça' nın açtığı İstanbul yoga merkezi aslında yoga ve hamilelik yogası için çok doğru bir adres. Kendisi benim hamileliğimde de bana çok yardımcı olmuştu. Hamilelere ciddi bir tavsiyemdir :)

Her Yönüyle Yoga Erenköy Bağdat Caddesi’nde


1 Eylül 2010'da Erenköy Bağdat Caddesi’nde kapılarını açan İstanbul Yoga Merkezi’nde, bütünsel yoga anlayışı benimsenir ve yogayı bir yaşam tarzı olarak benimsemenizin yolları anlatılır. Bütünsel Yoga'da amaç, yaşadığınız dünyadan kendinizi soyutlamanız ya da dış dünyayı değiştirmeniz değil; yaşamınızdaki mevcut dışsal faktörler içinde, hayata bakış açınızı değiştirmeniz, tarzınızı yogik hale getirmenizdir.
IYM'de yoga dersleri, meditasyon, nefes yoluyla prana çalışmaları, yoga felsefesi sohbetleri, yoga terapileri, hamile yogası, yoga eğitmenliği sertifika programı, yoga tatillerini bulabilirsiniz.
Her yönüyle yoganın anlatıldığı IYM'de, ayrıca sertifikalı tecrubeli uzmanlardan masaj terapileri, bünyesinde bulunan Devi Cafeshop’da, vegan/vejetaryen mutfaktan atıştırmalıklar ve Hindistan'dan ithal ürünler bulmanız mümkün.

Istanbul Yoga Merkezi, dünyadaki tek yoga universitesi Vivekananda Yoga Universitesi'nin Türkiye koordinasyon merkezi ve Yoga Bharati-ABD Sivil Toplum Örgütü Türkiye gönüllüsüdür.






Detaylı bilgi için:

Adres: Caddebostan mah. Bagdat Caddesi Kantarcı Rıza Sokak Köseoğlu Apt. No: 5 D: 3 Erenköy (Divan'ın sokağından girince, soldan 3. bina)
Tel: 216. 368 8482
eposta: basvuru@yogamerkezi.com – ayca.gurelman@gmail.com
web sitesi: www.yogamerkezi.com

Mıy mıy mıy...



Aman ya! Ben ne kadar çok boş ve gereksiz yere kendime baskı yapıyormuşum meğer!

Ata yemek yiyor mu?Tabağındaki bitti mi? Doydu mu? Doymadı mı? Acaba karnı aş mı???

Bu vesveseleri bir kenara bırakınca ben de rahatladım o da.neymiş o öyle mıy mıy mıy mıy.Vıyy vıyy vıyy vıyy! Bir kere Ata anne sütü ile beslenen bir aslancık. Onun dışında öğünlerini şaşmadan ve kasmadan alıyor.Bazen yemek istemiyor o kadar!

İyi de bu dünyanın son değil ki??! Sen hergün yiyor musun kızım! diyorum kendi kendime.Ya da "Ata bugün yedi mi? Ne yedi?" suallerini soran sualcilere de aynı yanıtı veriyorum. Yahu adam ço kaç olsa der "mama" diye. Sonra çok aç olsa üzerime saldırır emmek ister. Yiyor işte bir güzel.

Daha fazlasını istemek Ata'ya yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu tür mahalle baskılarından ayrıca ben bile çok sıkılmışken Ata'nın bunalması çok normal.

Ben mis gibi mamalar yaparım, Ata'cım da mis gibi yer. Yemezse de canı sağolsun. Yeter ki sağlığı, mutluluğu, huzuru yerinde olsun.

Gerisi boooooooooooooooooooooş! :)))

Bu böyle biline.

Sevgiler...

Aylin

Ölüm ...

Ölüm...
Hayatın ve hareketliliğin bittiği an...Yani bu doğum, doğuş,bebek, büyüme, annelik gibi renkli, sıcak ve hareketli yüzün tam tersi.Soğuk ve boz bulanık olan yüzü...

Ne denebilir ki ölüm için? Ne anlatılabilir ki? O kadar sert ve ağır bir şey ki tek başına, kelime olarak bile çok şey ifade ediyor.

Ölüm...

İnsan ne olursa olsun ölümü düşünmeli, arada sırada bile olsa.

Ben kendi ölümümü sıkça düşünen biriyim. Yanlış anlaşılmasın, intihar planlamıyorum. Daha doğrusu öldükten sonrasını sık düşünen biriyim desem daha soğru olur.

Ben ölürsem, insanların arkadamdan ah etmelerini, küfür etmelerini istemem. Bu olgu benim için (biraz sert olsa da) sıkı bir rehberdir.

Yalan söyleyemem,
Yağ çekmem,
Ayıya köprüyü geçinceye kadar dayı demem.
Gerçekleri söylemek için ve doğrularla birlikte dosdoğru yaşamak için kimseye şirin görünmeye çalışmam.
Dalkavukluğum olmaz, olamaz.
Berbat yanlarım vardır elbette ama,
Bizans entrikalarına girmem,
İnsanların yüzüne gülüp arkasından konuşmam,
Seviyorsam seviyorumdur,
Sevmediğim ve onaylamadığım insanlardan uzak dururum.Mecbur değilim ya!!!
Çok mala, paraya tamah etmem,
Varsa şükür, yoksa yine şükür demeye çalışırım.
İlkelerimden vazgeçmem.

Çünkü bütün bunları yapmış yaşamış bir dedenin torunuyum ben. Ne varlığa sevindi ne yokluğa söylendi benim dedem. Çok ilkeli, dürüst ahlaklı insan sevgisi ile yüreği dopdolu biriydi. Nur içinde yatsın.

Öyle biriyidi ki o...Mesela, Eve gelirken sokağın başından itibaren çoluk çocuk kim varsa herkesi selamlar, hal hatır sorardı. Merhabasız biri değildi en başta, yüzü hep gülerdi.Ters gelen, inancına ters düşen birşey varsa tersti işte, o kadar! Hep büyük ve evrensel doğruları seçti kendine anladığım kadarıyla.Yaşadığı gibi inandı ama inandığı gibi yaşamadı.Elinde olanla yetindi, kaprisi, yalanı dolanı yoktu. İş yaparı, çok fazla kar etmek için kandırmazdı, makul olanla kalırdı pazarlıkta.

"Allahım sen benim canımı ayakta gezerken al" derdi. "Ben ölürsem şatafatlı cenaze istemem" gelmeseniz bile olur"derdi.

Ölüm...
Ve tanrı bu sebahatkar ve iyi kalpli kulunun dileğini yerine getirdi. Birgün, çok sağlıklı olduğu birgün öldüğü haberini aldık. Aniden, ama ayakta gezerken değil, alnını dayadığı secdede son nefesini vermişti...Cenazesi öyle kalabalıktı ki... Mış gibi yapan yoktu sanırım.O hiç mış gibi yapmamıştı ki...Zaten olamazdı, bu mümkün değildi. Ektiğini biçtiği bir gündü o gün dedeciğimin.Hiç "mış" gibi yapmamıştı ve gözyaşları yani o sel gibi akan gözyaşları sahte olamazdı.

BÖylesine doğru bir kalbe yakışan bir sondu bu.Ancak ne yazık ki yıllarca şoku üstümüzden atamadık. İyi kalpli dedemiz, iyilik fenerimiz gitmişti. Yalnız ve sessiz kalmıştık hepimiz :(

Eğer ruhu bizi izliyorsa görüyordur nerelerde olduğumuzu. Şahsen ben onun yolunda yürümeyi tercih ettim. Diğer aile üyeleri gibi aslında...Umarım ruhu rahattır, nur içindedir, sevgilerle doludur.

İnsan sonunu düşünmeli derim herzaman.Mesela benim cenazemde sevenlerim olsun isterim.Mış gibi yapanlar gelmese de olur.Zahmet etmesinler. Sağlığımda canımı sıkıp yokluğumda ağlarmış gibi yapıp bu sefer ruhuma eziyet etmesinler.Dostlarım,kardeşlerim olsun,candan sevenlerim olsun, bir fatiha,yeter. Ben sonsuzluğa yükselirken cami avlusunda ikiyüzlülerin kalabalığı olmasa da olur derim.

Bunları niçin mi yazdım? Bir cenaze haberi aldım geçenlerde.Üzüldüm,içim bir garip oldu.Avluda mış gibi yapanlar ve ardından gülenler vardı da ondan... Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Bir cenazenin ardından gülmeyi bana da evlatlarıma da nasip etmesin. Ölen ölmüştür,dava düşmüştür. Merhumla yada merhume ile derdi olan varsın gitsin tedavi olsun!

Ölüm...




Dün güzel melek Nehir sonsuzluğa bıraktı kendisini. Ben sadece ağlayabildim. Sadece gözyaşlarım düşebildi. Başka hiçbirşey yapamadım. Ağladım, ağladım ağladım.

Ata'm kuzum yavrum birtaneme sarılıp koklaya koklaya ağladım.

Bizim yuvamızdan da melekler sonsuzluğa kanat çırpmıştı. Aklıma yine geldiler, o miniklere ana yüreğimce ağladım.

Elimden gelen tek şey bu oldu.

Tıpkı dedemin cenazesinde olduğu gibi.

Ölümle gelen acıya aktı gözyaşlarım...

5 Eylül 2010 Pazar

Zihinsel istismar



Anne ve babalar, eğitimciler, çocukları seven herkesin özellikle dikkatini çekmek istediğim bir konu var ''zihinsel istismar''. Farkında olmadan hepimizin maruz kaldığı ve bir şekilde istismar uyguladığı bir durumdur. Yaşanılan travmalar psikologlar ve uzmanlar tarafından incelendiğinde görülüyor ki aslında hepimizin birbirine uyguladığı bir şiddet biçiminin adı zihinsel istismar. Kesiklerin, darpların izleri hemen görülür ve tedavi edilebilir ama zihinsel istismarın izlerini bulmak, ortaya çıkarmak, tedavi etmek çok zordur.
Peki nedir bu zihinsel istismar? Biz hangi davranışlarımızla, sözlerimizle özellikle çocuklarımızı zorluyoruz?
Tehditler Savuruyoruz!
Eğer bunu bir daha yaparsan seni sevmeyeceğim” cümlesi buna en güzel örnektir. özellikle gelişim çağının ilk evrelerinde olan çocuklara söylediğinde etkisi ömür boyu karakterinden silinmeyecek izler bırakabilir. Siz de böyle bir tehditle karşılaştıysanız, o an neler hissettiniz, hatırlayınız. Bunula beraber ''seni uzağa bırakacağım'', ''bir daha hiç görüşmeyeceğiz'' gibi sözler savurduğumuz en yaygın tehditlere örnektir.
En çok beni sevsin istiyoruz.
En masumu da çocuklarımızı yetiştirip terbiye ederken ''beni herşeyden daha çok sev'' mesajını onlara yüklemeye çalışmaktır. Buna örnek olarak ''annemizi herşeyden çok sevmeliyiz'' mesajı olabilir. Anne sevgisini her konuda ve olayda vurgulamak, tehdit unsuru yapmak çocuklarda şiddetli korkulara, kaybetme duygularına neden olabilir. ''Evden gidip bir daha hiç gelmeyeceğim'' diyen bir anneyi o an için mazur görebiliriz, peki ya bu sözü duyan 5 yaşındaki çocuğunun dünyasındaki yol açacağı büyük sarsıntıyı nasıl engelleyeceğiz? Bu tehditlerin ileride özellikle duygusal ilişkilerinde onu nasıl zorlayacağını bir yetişkin olarak düşünmek zorundayız.
Dövmekle tehdit ediyoruz.
Fiziksel şiddet tehditleri, özellikle topluluk içinde böyle bir tehditle çocuklara yaklaşmak derinden etkilenmelerine neden olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen, özgüveni düşük olarak yetişmelerine neden olabilir.
Sözlerle yaralıyoruz.
Aynı zamanda iletişim kurarken seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz farketmediğimiz kadar yaralayıcı olabilir. özellikle sözlü kınamalarımızda aşırılığa kaçmak travmalara sebep olabilir. Bir çocuğu sürekli “ işe yaramaz”, ” kötü” ilan etmek kendini kötü hissetmesine ve öyle olduğuna inanmasına yol açabilir.Böyle bir durumla karşılaşmayı hangi yetişkin kabul edebilir, öyle değil mi? Bir çocuğa sürekli olarak ”haylaz” olduğunu söylemek kişilik alt yapısının olumsuz bir zemine kaymasına neden olabilir. Bunun istenmeyen davranışların tekrar edilmemesi gerektiği anlatılırsa travmatik durumların yaşanılmasını engeller. Sürekli yaramazlığını vurgulamaz olumsuz pekiştireç görevini görür, istenmeyen davranışlar devam eder. Aynı zamanda çocuğun ruh dünyası sarsılarak sağlığını yütürebilir.
Kıyaslıyoruz.
özellikle okul başarısında çok sık rastlanılan bir durum olarak kıyaslama çocukların en çok tepki verdikleri durumlardan birisidir. “Arkadaşın Selin tam puan almış, sen alamamışsın” diyerek kıyaslamaya başlıyoruz. Genelde örnek göstermek, çocuğun önüne hedef koyarak aşmasını sağlamak için yaparız. Ama bu karşı taraf için acı veren bir durum olabilir. özellikle bu kıyaslamayı kardeşler arasında yapmak daha kaçınılması gereken bir durumdur. Anne ve babaların bir çocuğunu diğerine göre daha çok sevdiğine çoğumuz şahit olmuşuzdur. Daha az ilgi gören çocuğun içinde yaşadığı sevilmeme durumu ileride kendisini “ kurban” olarak hissetmesine olumsuz zemin hazırlayacaktır. Sağlıklı olmayan ilişkiler geliştirmesine, yanlış arkadaş seçimine, mutsuz evliliklere, özgüvenden yoksun bir iş yaşamına neden olabilir. çocukluk çağında yaşanan küçük travmalar yetişkin olunca özellikle büyük mutsuzluklara dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuklarımızı eğitirken “ ben olsam ne düşünürdüm” diye düşünmeyi elden bırakmamız çok önemli. Nihayetinde kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi özellikle çocuklara yapmaya anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin hakkı olmadığını düşünüyorum. İç iletişimimizi ve çocuklarla olan iletişimizi sağlıklı olarak güçlendirmek için kaynaklara ve uzmanlara danışmayı tavsiye ediyorum.
Sağduyulu, bol empatili, huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Aylin Atasagun

Ne zaman konuşacak?

Bebekler ne zaman konuşur?
Erkek bebekler niçin geç konuşur?
Konuşmasını hızlandırmak ve ilerletmek için ne yapmalıyım?

Bebekler genelde 6 .ayda hecelemeye başlar; mamamama, babababa, nanana, dededede gibi. Bu heceleme 8. ayda zirve yapar ve daha sonra basit ses ve hece denemeleri başlar. 1. yaşına yaklaştığında anne-baba, mama, dede, gel, al, bu gibi basit sözcükleri söylemesi beklenir. ( En az 5 tanesini)

Konuşmayı desteklemek için ne yapmalı?

İlk önce evdeki TELEVİZYONU KAPATMAK GEREKİR. Çünkü insanlar konuşmayı konuşarak öğrenirler, dinleyerek ve izleyerek öğrenmezler. Anneler sanırlar ki; eğer çocuğuma tv izletirsem duyduklarını tekrar eder ve konuşur. HAYIR! Bu tamamen yanlıştır.TV izleyen çocuk dinler, sesi ve konuşma figürünü kaydedebilir ama taklit etmesine yine TV izin vermez. Sürekli TV konuşmakta ve bebekle çocukla iletişime girmediği için onun taklit etmesine imkan vermemektedir. Bu nedenle TV' nin 2 yaşına kadar izletilmemesi gerekir. Biz Ata' ya kesinlikle TV izletmiyoruz ve 2 yaşına kadar izlemesini istemiyoruz. Beyin ve dile gelişimi için bu çok öenmli ve herkese tavsiye ederim. Zaten TV kapalı olunca eğlenecek ve konuşacak, hayatı paylaşacak çok şey kalıyor. Açıkça sormak isterim: Çocuğunuzun donuk olmasını ister misiniz? Hayır ise yanıtınız lütfen Uzm.Psikolog Sinem Olcay'ın bu yazısını okuyun.

Bebekler konuşmayı nasıl öğrenir?

Öncelikle etraftaki sesi dinlerler ve belli bir süre sonra taklit etmeeye başlarlar. Anneler ise bebekleri ile konuşurken içgüdüsel olarak seslerini inceltirler. Bu ise bebeklerin belli perdedeki sesleri daha iyi duymasını kolaylaştırır. Dinle - taklit et gibi işlem sıraları daha sonra "dinle- ses çıkar- anlaşılmayı bekle"ye dönüşür.

Burada annenin ve ebeveynlerin yapması gereken şeyler ;



Yumuşsak ve neşeli bir ses tonuna özen gösterilmeli,
Bebeğin hatalı ve eksik ses çıkarması ile ilgili olarak asla dalga geçilmemeli,
Sesleri yanlış olarak telaffuz etmemeli, örneğin: araba yerine ayaba demek gibi.
Doğrusu telaffuz edilmeli,
Bebekle göz hizasında bulunmalı,
Göz kontağı kurarak konuşmaya çok özen göstermelidir.
Etrafta olup biten herşeyi, yağtıklarını ona tek tek ve basit bir dille anlatarak dil gelişimine katkıda bulunabilirsiniz...
Sesleri vurgulayabilir,
Kelimeleri tekrar edebilirsiniz ( evet, sabır olmadan olmuyor)
Yavaş bir ritm ve melodik olarak konuşmak bebeğin daha fazla ilgisini çeker ve kendisi ile ilgilenmenizi isteyerek konuşmaya özen gösterir.
ayrıca bebeğin çıkardığı seslere dikkat edip tepki vedikçe ilgilenildiğini hisseden bebek daha çok konuşmak isteyecek ve konuşmazı ivme kazanacaktır.
Kitap okumak,
Şarkı söyleme,
Eşleştirme kartları ile oynamak da çok faydalı olacaktır...




Ata ile şunlar çok yapıyoruz:

Ata, bak kuş. Kuş geçiyor. Kuş uçtu, kuş gitti.
Tren geçiyor -el sallıyoruz- Gidince ise : git-tiiiii diyoruz. (Anne-baba)
Aç Ata,
Gel Ata,
Bak Ata,
Tut Ata,

Sonra minik parmak pyunları oynuyoruz.

Baş parmağım nerdesin, mesela bu onun sesleri daha kolay taklit etmesini sağlıyor. Çok tavsiye ederim.

İlgi, sabır ve titizlik isteyen bu süreçte ailelerin konuşma tarz ve biçimlerini birebir kopyalayan bebekleriyle ilgilenirken daha çok dikkatli olması iyi olur.

Tabi bu arada bir de bakıcı faktörü var. Eğer bakıcı yabancı uyrukluysa 1 yaşa kadar çok fazla olumsuz etkisi olmaz ama 1. yaştan sonra yabancı bakıcı dil gelişimi için bir handikaptır. Bu nedenle ana dili ile veya istenilen dili konuşan birinin ilgilenmesi çok önemlidir.


Konuşma gecikirse ne yapmalı?

Konuşmak isteyip konuşamayan çocuk biraz agresif olabilir, bu nedenle ailenin çocuğu çok fazla baskı altına almaması gerekir.
Konuşamıyor vb gibi etiketler yapıştırılmamalı, sürekli cesaretlendirilmeli ve olumlu olarak motive edilmelidir.
Müzik dinlemesi ve müzik aletleri ile ilgilenmesi çok işe yarayabilir.
3 yaşına gelmiş ve hala konuşma yoksa sadece ses çıkarma vb varsa bir uzmana danışılmalıdır.

Bezler




aylinatasagun@gmail.com

4 Eylül 2010 Cumartesi

Çalışan annelerin doğum ve süt izni

Merhaba,

Bir süredir çalışan annelerin doğum izni ve süt izni ile ilgili olarak konuşuyor ve reformist bir yaklaşımın gerekli olduğunu konuşuyoruz gruplarda.

Ancak yasaları tekrar didik didik etmek gerektiğine inanarak mecvut durum ve istenen durum arasındaki farklılıklara dikkat çekmek isterim:

Mevzuattaki son duruma bakalım:
Kadın memurların doğumdan sonraki 4 ay günde 3 saat, sonraki altı ay ise 1.5 saat süt izni kullanmasını öngören tasarı, TBMM AB Uyum Komisyonunda kabul edildi. Tasarıya göre, kadın memura, doğumdan önce 8, doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta süre ile aylıklı izin verilecek. Çoğul gebelik halinde, doğum öncesi 8 haftalık aylıklı izin süresine 2 hafta eklenecek.




Şimdi o zaman soru 1:

ilk 4 ay 3 saat süt izni, OK
Sonraki altı ay, 1.5 saat süt izni, bu da OK. Ne etti toplam 10 ay. Peki, Sağlık Bakanlığı SAĞLAM ÇOCUK yetiştirme politikasında ne diyor " İlk altı ay sadece anne sütü, daha sonra ise 2 yaşına kadar anne sütü verilmelidir" diyor. Bu durumda bebek 10 aylık olduğundan itibaren annenin çalışma mesaisi dolana kadar beklemelidir, öyle mi ? Bunu mu anlamalıyız?


Soru 2:Anne ilk altı 6 anne sütü vermeliyse yasa niçin bunu desteklemiyor??
Emzirmek nedir bilmeyen bürokratlar lütfen emziren annelere söz hakkı versin ve bu yasa tekrar düzenlensin. Önerim: Bebek 2 yaşına gelene kadar 10. aydan itibaren anne günde 1 saat süt izni kullanmalıdır.
Bu durumda Emzirme reformunda da bahsedildiği gibi ilk 4 aya kadar uzanabilen ücretli "doğum sonrası izin" 6 aya çıkarılmalıdır.

Soru 3: Çalışan hamileler niçin işten çıkarılıyor?
Yasa ile çalışan annenin hakkı hukuku koruma altına alınmalıdır. Yoksa bunca bebeğin annesinden ayrı gayrı büyümesinde devletin ve patronların veballi büyük olacaktır diye düşünüyorum. Yazıktır yahu!!!Kadınlar hamile kaılıyor ve doğum izni + süt izni istiyor diye işten çıkarılıyorlar.BENCE BU DURUMDA İŞTEN ÇIKARILAN HERKES MAHKEME YOLUNU DENEMELİ VE BUNUN HESABINI SORMALIDIR! Önerim: İş kanunu hatta anayasa düzenlemeleriyle çalışan annenin hamililik süresince ve doğum + süt izninde işten çıkarılmamasını belirten bir düzenleme yapılması...Fransa ve İspanya, ücretsiz izin süresi de dahil olmak üzere kadına toplam 300 haftalık işten çıkartılmama garantisi verir

Soru4: Çalışan memurun ücretsiz doğum izni 1 yıl iken işçiler niçin 6 ay olarak kullanmaktadır?Yasa ile birlikte eşitlenme sağlanmalıdır.

Soru 5: Hekimler ilk 6 ay anne sütünü destekliyor mu?
Çok tartışıldı, 100 gr eksik kilo alan bebeklere bile mama öneren hekimler bir yanda, aman sakın mama vermeyin igelin konuşalım, size yardımcı olalım diyen sağlık ocaklarındaki sağlık personeli bir yanda... Bu çelişkinin giderilmesi için önerim: sağlık bakanlığı denetimlerini arttırmalı, hastanelerin bebek dostu olma ünvanlarını daha sıkı kurallara bağlamalı, her açılan hastaneye bu ünvan verilmemelidir. Hatta gerekirse şartlara uyulmuyorsa hastane tarafından ünvan hastanenin elinden alınmalı ve kamuoyuna duyurulmaldır.Mama kullanımı reçeteye bağlı olmalı, marketlerde mama satılmamalıdır.