20 Temmuz 2011 Çarşamba

Konumuz:tuvalet eğitimi

Tuvalet eğitimi denince sanki planlı programlı, verilen bilgilerden sonra hemen bebek tarafından uygulanacakmış gibi bir şey anlaşılıyor. Sanırım burada kullanılması gereken kelime "süreç". Tuvalete alışma süreci desek daha uygun olur gibime geliyor. Annenin daha az stresli ve çocuğun daha uyumlu olabilmesi adına bu gerekli sanki...

Bugünlerde Ata'yla akran çocuğu olan hangi anneyle karşılaşsam konuştuğumuz tek konu tuvalet. Cebimde ne varsa paylaşıyorum yüzyüzeyken. Şimdi hepsini derleyip yazılı olarak paylaşmak isterim.

Eğer anal dönemin sorunsuz, tuvalet eğitiminin en az stresle gerçekleşip yaşanmasını istiyorsak dikkat etmemiz gerekenler var. Önce çeşitli kavramları dizelim.

- Türe özgü hazır olunuşluk kavramı: Örneğin insanoğlu en erken 9-10 aylık olduğunda ayağa kalkıp yürüyebilir. Kuşlar belli bir olgunluğa erişmeden yuvadan uçamaz.. vb gibi.

-18-24 ay çocuğu: Bu çağın en büyük özelliği agresif inatçı olmaları, daha hızlı yürüyebilmeleri, koşabilmeleri, cümle kurabilmeleri, bağımsızlık duygusunu yaşamaya başlamaları, ben, bu benim, ve hayır kelimelerini çok sık kullanmalarıdır. Dr. Harvey Karp bu bu aylardaki çocukları neandertal çağdaki adamın düşünüş biçimiyle yakınlaştırır. Neandertal adamın tuvalet konusundaki en büyük özelliği ise; evinin bir köşesinde, gizlice ve sessiz sessiz tuvalet işini halletmesidir. Bu aylardaki çocuklar bu nedenle çişini kakasını haber vermez diyor Dr. Karp. Türe özgü hazır oluş gerçekleştiğinde haber verir ve hatta gidip tuvaletini yapar diyor.

Ata 22 aylık minik bir adam. Tuvalet konusunda denediğimiz şeyler vardı. Örneğin kakasını çöpe atmadığımı, sakladığımı söylemiştim 15. aylarda. Bu onun bana güvenini sağlamak içindi. İleride çişi ve kakası geldiğinde, onun bu değerli "şeylerini" alıp yine ondan uzaklaştırmayacağımı bilmesini istedim.

Anal dönem çok zor bir dönem, hocalarımızın anlattığı kadarıyla. Bu dönemde oluşacak kompleksler çocuğun ileride hayatını olumsuz yönde etkileyebilir. Aile aşırı baskıcı bir tutum sergilediği takdirde çocuklarda saldırgan davranışlar, öfke patlamaları, bağımlılık, titizlik ve aşırı inatçı olmak gibi şeyler ortaya çıkabilir. Tabi burada bahsettiğim süre ertesi gün değil ergenlik ve sonrası ...

Tekrar Ata'ya dönelim. Ne alemdeyiz? 22. aya gelene dek sabahları ve akşamları düzenli olarak çiş ve kaka için oturttuk. Sohbet ettik, şarkılar söyledik. Bazen bu hoşuna gitti, bazen hemen bitsin istedi. Çoğu zaman bakıcısı Ayşe hanım'a "çiş yapalım" dedi. Çişe gidildi 1 kaşık çiş yapıldı veya yapılmadı. Bu arada sıcaklar bastırınca bezden bunaldı ve bağlatmak istemedi.

Ben de herşeye hazırladım kendimi ve evde mümkün mertebe bezsiz gezdirdim. Çoğu zaman çişini ve kakasını yaptıktan sonra haber verdi Ata. Bu bence çok normal. Çünkü henüz dil ve kavram gelişiminde "gelecek" ile ilgili birşey yok ki... Olup biteni anlatıyordu şimdiye dek. Baba geldi, anne gitti, güneş battı, su içtim... gibi Bu nedenle ondan "şimdi" ve "gelecek" ile ilgili birşey söylemesini bekleyemem. Örneğin dün sadece şortuylaydı. Mutfakta meyve tabağını hazırlarken beni telaşla "anne! anne! canımmm, cannnımmmm!" diye çağırdığını duyunca koşarak geldim ki ne göreyim. Benim beyaz koltuklar olmuş kahverengi :) Ata'cığımın yüzündeki korku, mahçup bakışlar, telaş ve utanmayı size anlatamam. Yapmıştı, haber verecekti ama heryerin batmasından öyle rahatsız olmuştu ki... Önce kocaman yutkundum manzarayı görünce, sonra Ata'yı kucaklayıp banyoya götürürken "Bunlar olur Ata'cım, hiç sorun değil. İstersen kaka yapmaya başlayınca beni yanına çağır. Ama üzülme. Sen yaparsın, hepsini söyleyeceksin. Sana inanıyorum" Anlasa da anlamasa da bunları söyledim. Banyo yaptırırken üzerinden akan kirler mahcubiyetini daha da arttırdı. Sanki çok kötü bir şey yapmış gibi üzügün bir hali vardı. Yine, "suyla temizlenmek ne güzel, la la lal lal laaa :))) Bak artık daha rahat hareket edebileceksin canikom" dedim bol bol. Buna rağmen gece uykusunda "anne kaka yaptım" diyerek ağlamaya başladı.

Ne kadar hassaslar, dikkat etmeye rağmen hasarsız olmaması mümkün değil demek ki...



Her öğrenmenin beraberinde bir "kırılma" getirdiği açık bir gerçek sanırım.

Şimdiye geldiğimiz nokta bu. Eminim ki 24. ayda ve devamında Ata geldiğinde söylecek yada düzenli olarak oturmaya daha kpolay uyum gösterecek.

Gerekli şey biraz zaman biraz da sabırdır diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

19 Temmuz 2011 Salı

Magnezyum, B12, Folik Asit Yetersizliği ve İlaçlarım

Uzun süredir halsizlik, yorgunluk, uyku sorunları, baş dönmesi, çarpıntı ve benzeri bir dolu şikayetle yaşıyordum. Hepsini yaşadığım depresyona bağlayıp sürekli olumlu telkinlerle ayakta durmaya çalışıyordum.

Meğer durum başkaymış annelerim.

Sabah uyandığımda ayaklarımın üstüne basmakta güçlük çekiyordum. Geçen hafta bu tür şikayetlerim şiddetlendi ki, ciddi ciddi yürüyemez oldum. Kaslarım tutulmuş, ayaklarım birbirine dolanır olmuştu. Bir kaç gün kıpırdamadan yatıp iyileşemeyince anladım ki bu işte bir iş var. Nörolojiye gittik. Testler ve tahliller sonunda anlaşıldı ki sebep alt sınırda seyreden magnezyum, b12 ve folik asit miktarı. Hemen takviye yazdı doktor. Aklıma "20 aya yakın bir emzirme süreci yaşadım, onun etkisi var mıdır" diye sordum. Doktor "çok fazla etkilemez" dedi. "İyi de ben kendini sürekli ihmal eden biriyim, takviye ilaç almadım ki..." dedim. Cevap olarak "Etkilemeeeezzz" demesin mi???! Uzatmadım.



Ama ilk fırsatta okudum araştırdım. Adım gibi eminim ki, sebebi uzun süre emzirmeyle vücuttan eksilen mineral vesaire kaybı. Yerine yenisi koy(a)mayan ben artık neredeyse kötürüm olmuştum. Sorun buydu bence. Emzirme döneminden sonra da homini gırtlak yemeye devam ettiğimi görenler bilirler. Demek ki takviye almaya ihtiyacım varmış, dengeli değilmiş beslenme biçimim. Uzmana danışsaymışım keşke.

Daha bilinçli ve sağlıklı bir anne olmak zor değil aslında. Emziriyorsanız aklınızda bulunsun;Beslenme ve Diyet UZmanıDilara Koçak yazmış.
Emziren Annenin Beslenmesinde Dikkat Etmesi Gerekenler.

Vücudunuz 1 ml süt salınımı için yaklaşık 7 kalori harcar.

  • Protein yeterli miktarda alınmalıdır. Özellikle balık haftada en az 2 kez tüketilmelidir.

  • B12 vitamini süt verimliliği için önemlidir. En iyi kaynağı ise, yağsız kırmızı et ve yumurtadır.


  • Kalsiyumun yeterli alınması, annenin kemik sağlığı için önemlidir. Kadınlardaki osteoporoz riski unutulmamalıdır.


  • Folik asit gebelik döneminde olduğu kadar, emzirme döneminde de önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeleri bol yemek gerekir.


  • B vitamini tüketimi de yeterli olmalıdır. Bunun için tam buğday, bulgur ve kuru baklagiller tercih edilebilir.


  • Magnezyum ve çinko her kadın için yaşamın her döneminde önemlidir. En iyi kaynaklarından biri ise fındık‘tır


  • D vitamini anne sütünde yeterli değildir. Bebeğe yapılan takviyeye rağmen, güneşli havalarda her gün 15-20 dakika açık havaya çıkarmak, bu vitaminin sentezi için faydalı olur.


  • Kompostolar şekersiz hazırlanabilir. Bunun için meyvelerin doğal şekeri yeterlidir.
    Demir eksikliğiniz varsa, meyve sularına pekmez veya kuru üzüm ekleyebilirsiniz. Basit şeker tüketmeniz gerekli değildir.


  • Tatlı yemek isterseniz, gaz yapmayacak şekilde sütlü tatlıları tercih edebilirsiniz.
    Süt protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından ideal dengeye sahiptir ve emzirme döneminde süt tüketmeye özen göstermeniz gerekir. Gaz yaparsa, laktozsuz sütleri tercih edilebilirsiniz. Probiyotik ve prebiyotikler de kullanılabilir.


  • Bilimselliği kanıtlanmasa da soğan, ısırgan otu çayı ve malt, süt salınımına genelde pozitif etki yapmaktadır.


  • Emzirse de emzirmese de bir annenin, yetişkin her kadının risk altında olduğu durumlarmış bunlar. Bahsettiğim şeylerin eksikliği küçümsenecek boyutta şeyler değil anlaşılan.
    Peki magnezyum eksikliğinin belirtileri nelerdir? diye soracak olursak:

    Uyuşukluk, uyuzluk, sinirlilik, çarpıntı, dikkatsizlik, kaslarda kramplar, dalgınlık, uyku sorunu, iştahsızlık (bu bende pek olmadı çoğunlukla öküz gibi yemek yeme atakları yaşadım) tansiyonun yükselmesi, kalp çarpıntısı, depresyon, anksiyete, çok daha yüksek dozda magnezyum noksanlığı ölümle bile sonuçlanabiliyormuş.Okumak isterseniz işte hepsi burada Videolu anlatımı ise burada

    B12 eksikliğinin belirtileri nelerdir? Onu da araştırdım. Şöyle:
    Unutkanlık, yorgunluk, çökkün ruh hali, depresyon, el ve ayaklarda uyuşma, çarpıntı, nefes darlığı, kilo kaybı... gibi Konuyla ilgili olarak daha ayrıntılı bilgiyi buradan alabilir, videolu anlatımını buradan bulabilirsiniz.

    Folik asit eksikliğinin belirtileri nelerdir?
    B12 nin hemen hemen aynısı. Depresifim, yorgunum, ay uykum var, bugün ne uyuzum, aç değilim, sersem sepetim. Öyleyim, böyleyim... Hamilelerin folik asit takviyesi yapması şart üstüne şart yoksa spina bfida oluşabilir, aman dikkat.

    Ne yapmalı ne yemeli?

    Liste bulmak mümkün belki ama onun yerine diyetisyene gidip bütün bu eksiklikleri takviye etmenin en profesyonel yolunu seçeceğim. Çünkü kan değerlerimde sadece bu üçü, yani: magnezyum, b 12 ve folik asit düşük. Uzmanın önereceği besinler ve takviyelerle yoluma devam etmek bence en akıllıcası.

    Uzun lafın kısası, ben ettim siz etmeyin sevgili anneler. Beslenmenize çok dikkat edin, kan değerlerinizi ölçtürün, emzirirken takviye almayı unutmayın. Bunca şeyin eksikliği yorgun ve gergin bir anne olarak geri dönüyor. Ata'cığıma ve öğrencilerime karşı herzaman sakin ve sabırlı olmaya özen gösteriyorum iş yetişkinlere gelince öyle olmuyordu vallahi. En ufak şeye dahi sabredemez yada hayattan bir şey anlamaz olmuştum. -Di'li geçmiş zaman kullanıyorum farkındaysanız çünkü takviyeleri almaya başladığım günden bu güne olumlu yönde çok şey değişti. Umarım bir daha kendini ihmal eden enne modeli olmam, dikkat ederim.

    Bir daha yazayım, ben ettim, siz etmeyin, kendinizi ihmal etmeyin.

    16 Temmuz 2011 Cumartesi

    Hijyen Delisi Anne Olmak

    Elimde bez yerleri deli gibi silerken bir yandan da kendi kendime felsefe yapıyordum bu sabah. Efenim; yerler temiz olmalı bana göre, ama ayağımızla bastığımız yerleri yalayan bir oğlumuz var. Onun yerleri yalaması ve ayakla basmamız ile birbirine dolanan kirlenme kısır döngüsünün içindeki yerimi düşündüm. Yerler kirleniyor, Ata yerleri -arada sırada- yalıyor. Aylin Annem siliyor. Yerler kirleniyor, Ata yerleri -arada sırada- yalıyor. Aylin Annem siliyor.Yerler kirleniyor, Ata yerleri -arada sırada- yalıyor. Aylin Annem siliyor...

    Sil babam sil. Babam da siliyor evin yerlerini. Sorun silme kısmında değil zaten. Sorun silmeyi ne kadar kafaya taktığımda.

    "Mikrop ve bakteri denen varlıkları gözlerimle görmüyorum. Bilim adamları benim yerime görmüş, aman daha nesini göreceğim diyordum içimden yine bu sabahki felsefe edebiyatımda. Görenler görmeyenlere anlatmış işte. Bu yerler kirli, bakterisi, mikrobu herşeyi var. Önemli olan bunları bir güzel yok etmek. Bir tur daha mı silsem?..." ne derken, dınk diye durdum.

    Saçmalama kızım Aylin!

    "İşini çabuk bitirip, kendime orta şekerli bir kahve yapıp ve ayağını bacağımı uzatıp keyif yapmalıyım, derhal!!!"

    Aslında beni durduran bambaşka bir şeydi. Dün şahit olduğum şey.

    Ata her allahın günü apartmanın önünde arkadaşlarıyla oyun oynuyor. Oyun denirse tabi. Ata ile Ayşe her ikisi de "bu benim" deme yarılında olduğu için ikisi de birbirinden bağımsız hareket etmeye özen gösteriyor. Neyse, bir de bir yaş daha büyük bir arkadaşları var. O da gelince bu benim yarışı çoğu kez kavgaya dönüşüyor. Diğer çocuklarda geldiği zaman günde en az bir kere kapışıyor bizim çocuklar. Bu karmaşa içinde annelerin müdahalesi ve gürültüsü de eklenince ortalık iyice birbirine giriyor. Çocukların kavgalarına karışmak istemiyorum. Ancak aşırı ve de yanlış müdahalelere müdahale etmek için devreye girmem gerekebiliyor.

    Ama dünki olayda sustum işte. Artık diyecek söz bulamadım.

    Olay şuydu: Apartmanın minik bahçe duvarında oturan çocuklardan biri elindeki yiyeceğini hafiften değdirdi ve elini anında geri çekti. Bunu gören annesi birden on kaplan gücünde bir kadına dönüşüp kükremeye başladı. Herkesin içinde çılgıncasına çocuğunu azarlayan annenin yüzündeki ifadeden ziyade çocuğun hali hiç gözümün önünden gitmiyor. Yüzündeki ifade şuna benziyordu: sanki annesiyle feci bir şekilde tartışıp odasının kapısını dan diye çarpıp kendini yatağına atmış gibiydi. Evet, küçücüktü ama içindeki kapıyı o an annesinin suratına dan diye çarpmıştı. Yüzünü çevirmiş annesinin susmasını bekliyordu. Kendini tamamen kapatmıştı. Bu ilk değildi. Oysa çocuklar böyle minik minik kazalar yapabilirdi. Yerler kirliydi ama unutmuştu işte. Oyuna dalmıştı. Annesinin her seferinde azarlamasından usandığı belliydi. Annenin daha çok küçük olduğunu ve niçin hoş görmediğini bilmiyor, üstelik kızıyordu. Anlaşamayacaklarına göre kollarını bağlayıp başını çevirip susmak en güzel tepkiydi ona göre.
    Anne farketti mi bu halini? Hayır! "Bir daha asla bunu yapmayacaksın, yerler pis, hasta olursun, nedir bu çocuktan çektiğim" vesaire vesaire vesaire....

    Sonra aklıma çocukların okuldaki halleri geldi. Özellikle hijyen takıntılı annelerin çocukları tozla toprakla öyle büyük keyifle oynuyor ki,hele ki ilk zamanlar... Aman allahım, ne büyük mutluluk; karışan yok, nutuk atan yok, çek elini pis diyen yok. Oh, yaşasın özgürlük!...



    "Acaba gözümüzle görmediğimiz mikropları gören bilim adamalrına fazla mı güveniyoruz,nedir?" diye düşünmeden edemiyorum. Oğlumu incitmeye, onu herkesin içinde sarsmaya, kendini sürekli suçlu hissetmesini "hijyen" sebeperden dolayı yaşatmaya hakkım yok.İki gözümle görmedğim mikroplar Ata'cığımla aramıza gireceğine yerlerde sürünmeye devam etsin.

    Kirli ama mutlu ol sen e mi Ata'm. Annen çamurlu ama huzurlu yuvasında bir kahve içmeye gider şimdi. :P



    Haydi kalın sağlıcakla.

    15 Temmuz 2011 Cuma

    Emzirme Danışmanı Beyhan Numan ile Söyleştik

    Sevgili Beyhan hemşire bir emzirme danışmanısınız. Mesleğinizi anlatın bize. Emziren anneler ve anne adayları için çok önemlisiniz :)
    Merhaba Aylin' ciğim. Evet, ben hemşire kökenliyim, yeni doğan yoğun bakım hemşiresiyim. Son 8 veya 9 yıldır da emzirme danışmanlığı yapıyorum. Uzun yıllar Amerikan Hastanesin’de çalıştım. Son 7 aydır da serbest herhangi bir yere bağlı olmadan çalışmaktayım. Emzirme Danışmanlığı ülkemizde çokça yaygın ve bilinen bir şey değil. Yurtdışında ise oldukça yaygın bir birimdir.
    Ben öncelikle emzirme danışmanı kime denir ve neler yapar ona değineyim istersen. “Emzirme sürecinde anne ve bebeğe emzirme ile ilgili her konuda destek veren , bu konuda EĞİTİM ve uzun yıllar çalışmış uzman kişiye emzirme danışmanı denir” Evet, zor ama mesleğimi çok seviyorum. Zorlukları; Türkiye’de pek oturmuş bir birim ya da meslek değil. Biraz zamana ihtiyaç var hele mamayı seven bir toplum ve hekimlerimiz varken bu işi yapmak biraz zor oluyor. Yine, büyük aile fertleri ikna etmek ve onların tabularını yıkmakta zor. Ama bunlar aşılmayacak şeyler değil. Yeter ki canı gönülden bunu isteyelim ve yapalım.



    Emzirme nedir? Nasıl tanımlıyorsunuz?
    Emzirme anne ve bebek arasında oluyor, üçüncü kişi ile olmuyor BEN emzirmeyi DANSA benzetiyorum siz ve partneriniz yani bebeğiniz… Benim görevim kaçırmış olduğumuz ritmi dışarıdan yerine oturtmak, küçük dokunuşlarla ve sözlerle…

    Emziren anneler size ne zaman danışmalı?
    Burada annenin azmi sabrı ve ne istediği önemlidir. Anneler doğum öncesi veya doğum sonrası başvurabilirler. Doğum öncesi emzirme eğitimi alarak tanışabilirler. Sonrasında ise anne ve bebeğin buluştuğu ilk andan emzirme süreci boyunca destek alabilirler... Emzirme ile ilgili sorunlarda destek alabiliyorlar.

    Anne sütünü arttırıcı önerileriniz var mı, varsa neler, hemen alalım :)
    Anne sütünü ne arttırır? Bir kere keyif alarak dans etmeli partneriyle (emzirme ) Anne bu arada etrafından yardım almalı, bütün her şeyi kendisi yüklenmemeli. Anne sütü yetersizliğinde pratik veya teorik nedenler mi, yoksa yapısal nedenlerden dolayı mı bunu bilmek gerek. Eğer teorik ve pratik ise çözüm kolay yapısal ise biraz zor .Burada önemli olan dansa devam emzirme ilk dans ama sonra önümüzde o kadar çok danslarınız olacak ki onlara doğru yönelmek..dediğim gibi “beden doğurur yürek büyütür”...

    Anne emzirme dönemi boyunca kendini ve bebeğini stresten korumak için ne yapmalı?
    Öncelikle keyif almalılar ve emzirmeyi bir iş veya görev olarak görmemeliler. Sevdiğim bir söz “beden doğrur yürek büyütür”, yine tekrarlıyorum. Bebek doğar doğmaz ilk dakikada meme ile tanışması memeyeyi emmeye bilir. Yalaması bile süt oluşumunu tetikler. Bebek her istediğinde emzirilmeli. Saat endeksli olmamalı. Bol sıvı tüketmeli, dinlenmeli stresten uzak olmalı. Emzirme sonrası memeler dolu ise boşaltılmalı süt üretimin devamı için. Form çaylarından emzirme sürecinde biraz uzak kalınmalı süt üretimini azaltıyor adaçayı, yeşil çay vb gibi…

    Kendinize nasıl zaman ayırırsınız?
    Bekarım, belki günün birinde bende anne olurum . Boş zamanlarımda dalarım lisanslı voleybolcuyum, motor kullanırım. Son 6 ay içinde yoga ile tanıştım ve hayatımın büyük bir bölümünü kaplıyor o kadar etkilendım ki bebek yogası eğitimi aldım. Birthlight; anne ve bebeklerinde yoga keyfinden mahrum kalmalarını istemiyorum. Hadi anneler hem emzirelim hem yoga yapalım

    19 ay emzirmiş ve hastalık nedeniyle bırakmış bir anne olarak emzirme macerama katkısı olan insanlardansınız. Size çok teşekkür ederim. Bu güzel enerjinizi neye borçlusun.

    Enerjimi nerden alıyorum??? ...çok zor bir soru...hayatı seviyorum..enerjimi küçük meleklerden alıyorum ...Bakışları,gülüşleri ve kokularından desemmm ... :)

    Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim size Beyhan hemşire. Umarım dediğiniz gibi emzirme danışmanlığı ciddi bir şekilde eğitim almış kişilerce ve kurallarına uygun, profesyonelce gelişir, uygulanır. Şimdiye değin emziren annelere verdiğiniz destek için bir kez daha teşekkürler.

    Emzirme Danışmanı Beyhan Numan İletişim:www.emzirmedanismani.com
    GSM: 533 282 6627
    Emzirme Danışmanı Beyhan NumanFacebook Sayfası

    14 Temmuz 2011 Perşembe

    Oda ve kapı süsleri

    Ata' nın doğumundan kalan bir takım süsler var. Satın almak isterseniz aşağıdaki fotoğraflara gözatıverin derim :)

    İlki kapı süsü:
    Kargo dahil
    :20 TL



    Diğeri de paketinden hiç açılmamış olan kare şeklindeki uçan balonlar:
    Kargo Dahil
    : 15 TL


    Bir diğeri de,Hoşgeldin Bebek Yazısı:
    Kargo Dahil:
    15 TL


    Hepsini almak isterseniz kargo dahil hepsi 40 TL

    Satılık & kiralık ilanlarını ve daha fazlasını 2.el - pazaryeri sayfasından takip edebilirsiniz.

    ... devam edecek

    13 Temmuz 2011 Çarşamba

    Acaba kaka yaptım.

    Dün öğle yemeğini hazırlarken Ata' nın sessiz sedasız bir şekilde kakasını yaptığını ve haber vermediğini farkettim. Son zamanlarda Ata herhangi bir sinyal vermeden bu işi hallediyor. Bazen bir köşeye çekilip bekliyor, bazen ıkınıyor ama dediğim gibi, son zamanlarda pek sessiz.

    Meğer içinde bulunduğu dönemin gereği olarak bir kenara çekilip halıya, koltuğa kakasını çişini yapması gayet olağan ve doğalmış. İki yaşını doldurduktan sonra söylemeye başlaması beklenmeliymiş. Sadece anlamaya çalışmak bile derin nefesler aldırıyor iletişimimize.

    Niçin haber vermediğini anlamak için sesli bir şekilde düşünmeye başladım. Yere oturup oğlumla gözgöze geldiğimizde "Ata, acaba kaka yaptığını niçin söylemiyorsun. Çok merak ediyorum annecim" deyince şöyle bir durdu, bir kaç adım attı, geri döndü, eliyle bezini yokladı ve poposunu işaret ederek "acaba kaka yaptım" dedi.

    Annesinin endişesini gidermek için mi bunu dedi, yoksa bir anda söyleyebileceğini mi keşfetti bilemiyorum. Ancak acaba ile başlayıp yaptım ile biten bir cümle beni hem güldürdü hem de "bu iş olacak" mesajını verdi :)

    Bu iş zaten olacak. Emzirme döneminde, katı gıdaya geçerken, yürürken, konuşurken yaşadığım "acaba"nın tuvalet eğitimi versiyonu bu. Biliyorum, bu da olacak. Ama delilik bu annelik, yine de "acaba" demeden de geçemiyorum :)

    12 Temmuz 2011 Salı

    Co-sleeping (birlikte uyuma*) maceramız sona mı eriyor?


    Ata çok yakında iki yaşını dolduracak. Dolu dolu 22 aydır bizimle birlikte aynı odada uyuyor.
    Dün akşam yanına uzanıp masal dinletip sırtını sıvazlarken aklıma pek çok düşünce geldi. İlki işte buydu, birlikte uykuya dalmak ve onun güzelliği rahatlığı.

    Ata’ nın uyku saatinde hep birlikte yatağa gidiyoruz. Biraz sohbet, biraz gece yoklamasının ardından son günlerde dinlediğimiz masalın bitmesiyle uykuya dalıyor(uz). Eğer günün yorgunluğundan baygın düşmüşsek evet, birlikte gerçekten uykuya daliyoruz. Yok öyle değil, eğer çok yorulmamışsak Ata uyuduktan sonra baş ucumuzun yanında duran karyolasına alıp uykusunu kendi yatağında devam ettiriyoruz.

    Dün gece oğlumu uyuturken aklıma gelenlerden biri de buydu; sakin sakin uyu(t)manın kişiliğine olan pozitif katkısı... Bebekle aynı odada uyumak sakıncalı mı? Bebekle uyumak zarar verir mi? Gibi soruları uzmanlara danışarak yanıt aradık. Yapılması gereken de buydu. Uykuyu asla sinir harbine çevirmemek ve ben de çiverimedim. Memede uyumak isterse memede, pışpışla uyumak isterse kucakta, yanımda uyumak isterse yanımda… O minicik adamı kurallara hapsetmeden, isteklerine ve doğasına saygısızlık etmeden uyuttum.

    Acaba uyku bir sinir harbine ve inada dönüşseydi ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ata nasıl bir çocuk olurdu? Çok eminim ki; sakin ve huzurlu bir çocuk olmazdı. Güven ve saygı konusunda ebeveynleri tarafından özenli davranıldığı için kendine güvenmeyi ve saygı duymayı öğrenen bir çocuk oldu bence.

    Yine dün gece, yatağına yatarırken “anne, al beni” dedi ve tekrar kollarıma aldım. Biraz daha vakit geçirdik ve tekrar yatağına bıraktım. Ata 6 aylıkken bunu yaşasam kendini ağlayarak ifade edebilecekti. İnad edip, ağlamasına bir şekilde dayanıp, “kendi yatağında uykuya dalmayı öğreneceksin yavrum!” diye kassaydım ne olurdu? Bir kere kendini ifade edemeyen bir insana çok ayıp etmiş olurdum. Sonra ciddi bir saygısızlık., ardından yoksunluk sendromu, daha sonra ise özgüven ve özsaygı oluşumunda hasar bırakma durumu olabilirdi. Bunların ileride nelere sebep olabileceğini az çok tahmin ediyorum.
    O neden oğlumla anlaşa anlaşa, itiş kakış yaşamadan bir ilişki kurmayı yeğlediğim için acayip mutluyum. Şu hayatımda yaptığım belki de en iyi şey bu.

    Tartışılanın aksine, Ata'yı gece yarıları bebek odası yatak odası arasında mekik dokumaktan usandığım için değil, daha doğurmadan çok önce bizimle birlikte uyutmaya karar verdiğimiz için co-sleeping(*) uyguladık. Özgüvenin yolu anne-babay güvenmekle başlar ve özsaygı olmadan verilen özgüven bir işe yaramaz. Özsaygının başlangıcı ise bebeğin istek ve ihtiyaçlarını iyi kavrayıp, gerekli olanı nazikçe yerine getirmekten geçiyor, bu bilimsel bir gerçek.

    Artık iki yaşına günler kaldı ve odasında kendi başına uyumaya başlamasını planlıyoruz. Bakalım odasında nasıl uyuyacak minik delikanlım. Amma velakin, bu birlikte uyuma işi Ata için öyle faydalı oldu ki… Herkese tavsiye ederiz. :)

    (*)Birlikte uykuya dalma