31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu yıllar



Bu 2011 hariharika bir yıl gibi geliyor bana. Birden bir komedi dalgası kapladığı ortalığı pek sevindirik hallerdeyiz. Hep böyle devam etsin inşallah.

Paylaşmak istediklerim hızlı ve özet bir şekilde.

Birincisi: Bu sene Selim bebek için yardımlaşarak yıla sosyal yönden gayet sorumlu bir giriş yapabiliriz.

İleti aynen şöyle:

bebek Selim Salman için acil AB RH (-) Kana ihtiyaç var Maslak Acıbadem Hastanesi....Anne; Gülberk Hanım. Erkek Donörler tercih ediliyormuş...Önemlidir lütfen paylaşın arkadaşlar...
( Not: Telefon için lütfen mail atınız.

İkincisi
Gülay / çizmeli kedi blogunun sahibi olan anne ve Burcu & Can & Cem bana ulaşıp adreslerini gönderebilirler mi acaba? Hediyelerinizi göndermek istiyorum :)

Ata noel baba oldu bu gece, hihihihi, çok tatlı oldu çok :) Allah herkese evladıyla, sevdikleriyle mutlu bir ömür nasip etsin diyorum ve hepinize candan sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

İyi yıllar :)

Hoşgeldin 2011

29 Aralık 2010 Çarşamba

Sürekli düşündüklerim

Bu aralar pek keyfi yok Ata' nın. Diş çıkarıyor, grip atlattı, evde tıkılı vaziyette günlerdir :( Bunlardan mıdır nedir, bilemiyorum ama işte dediğim gibi pek keyfi yok. Sinirleniyor mesela, kızıyor!

Biliyorum ki bir yandan da benliği gelişiyor. Kendini daha net algılamayı öğreniyor mesela. Acaba hoşuna gitmeyen bir şey olunca çabuk mı kırılıyor? Ondan mı tepki veriyor çattadanak? Yada belki oyun arkadaşları gibi değilizdir biz büyükler. Ona gıcık oluyordur...

Belki huzursuzluğu sadece diştendir. Ben büyütüyorumdur...

Dönüp duruyor kafamda...

Bakalım oyun arkadaşlarıyla biraraya gelmek ferahlatacak mı?

Evde emekliye ayrılan oyuncaklara hayırlı bir yol var :)



Sevgili arkadaşım Sena bir kampanya başlattı: 0-18 aylık oyuncaklar Bingöl'e . Bu kampnayaya göre;

Yiğitharmanı yeni Yerleşim İ.Ö.O ve Mimarsinan İ.Ö.O ( Solhan- Bingöl ) .Bu okullarda ana sınıfları da var ancak bizim elimizdeki oyuncaklar ana okulu seviyesinden çok ( 0-18 ay ) bebeklik dönemlerine ait olduğundan bu okula gelen öğrencilerin içinde minik bebek kardeşleri olanları tespit ettiler ve bizden bu oyuncakların gönderilmesini talep ediyorlar. Sevgili Nesrin öğretmen Bingöl Merkez'de görev yapıyor ancak oyuncakları Solhan'a ulaştırmayı teklif etti. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum.

Şimdi sizlerden ricam elinizdeki oyuncaklardan gönlünüzden kopanı, bebeğinizin ay gelişimi açısından ilgisini çekmeyenleri , vermek istediğiniz oyuncakları elleçlemeniz. Bana bir e-mail atarak bu oyuncaklardan tahmini ne kadar olduğunu bildirmeniz.
dinlencbaran@gmail.com

Benden iletmesi... Tabi ki kırık, yırtık, eskimiş ve kirli olan oyuncakları göndermek hoş olmaz, söylemey bile gerek yok.

Bütün ayrıntıları buradan okuyabilirsiniz.

Kazananlar Belli Oldu

Oh be! :) Sonunda kazananlar belli oldu :) Çok mutluyum :)

Bu akşam postları yorum kapattıktan sonra Ata' nın izin verdiği zamanlarda isimleri minik kağıtlara yazabildim. Yere yaydıktan sonra yine minik paşamdan çekilişi yapmasını istedim ama ne mümkün :) Üçer beşer aldı, havalara saçtı kahkalarla :) Eee, adamın gönlü zengin, ben de herkese çıksın istedim ama bebeğim benden daha cömert çıktı. Sonra anlatıp izah edene kadar yarım saatimiz geçti ve sonunda sadece 1 tane çekti ve elime uzattı. Ailecek bu ana tanıklık ettik, Çağatay fotoğraflarımızı çekti.


Kazananlar bana en kısa sürede İLETİŞİM BİLGİLERİNİ mail olarak atarsa, yarın kargoyla göndermek istiyorum. Çıkmayanlara üzüldüm ancak belki başka sefere yepyeni hediyeler kazanma fırsatını yakalarız umarım.

Katılan, katılmayan, okuyan, okumayan, herkese ama herkese mutluluk ve sağlık dolu, gönlünüzce yaşayacağınız mutlu yıllar diliyor, sevgilerimi gönderiyorum.


Veeee, işte kazananlar...










AISHA ÜRÜNLERİNİ KAZANANLAR
Gülay: Portakallı Banyo Jeli ve Şampuanı
Nurgül: Yasemin Vücut Arındırıcısı
Öykü: Aloe Vera & Greyfurt Kolonyası


Prima Seti & Yılbaşı Meleği Kazanan
Burcu & Can & Cem

Bu akşam çekiliş sonuçları belli oluyor!

Katılım için son saatler...İnanın çok heyecanlıyım :)

AISHA çekilişi için tıklayın ve katılın

Prima Uyku Seti & Yılbaşı Meleği için tıklayın ve katılın

Hepinize bol şanslar diliyorum.

27 Aralık 2010 Pazartesi

AISHA'dan yeni yıl hediyeleri ...





Ayşe Tolga... Oyuncu ve şimdi ise ismini verdiği markası Aisha ile herkes için birbirinden güzel doğal ürünler yaratıyor.

"İstanbul’dan çıkan ilk wellness markası olan ‘Aisha’, aromaterapik doğal bakım ürünleri ile terapi hizmetlerini biraya getiren yenilikçi ve öncü konseptini; butik dükkanlarıyla geniş kitlelere ve bölgelere yaymak, tüketiciye bir hayat tarzı sunarak rol modeli olmak, % 100 doğal içerikli ürünleri ve terapileri ile ruh- beden ve zihnin bütünselliğine inanan bir marka olarak iyileştirme ve wellness konusunda hizmet vermeyi amaçlamaktadır.
Aromaterapik özellikleri düşünülerek hazırlanan banyo ve vücut ürünlerinde sadece saf yağlar kullanılıyor. Aisha mağazasındaki kabinde doğal terapiler ve bakımlar da müşteriye sunuluyor. Aisha ürünleri sentetik katkı maddesi içermiyor, geri dönüşümlü ambalaj kullanıyor, hayvanlar üstünde test edilmiyor
."

İş ve çoluk çocuk meselelerini konuşurken okuyucularıma 2011 hediyesi vermek istediğini iletince bende hemen sizlerle paylaşmak istedim.

-Aisha Kids'ten küçük prensesler için portakallı şampuan ve banyo jeli
-Aisha Aloe Vera & Greyfurt Kolonyası
-Yasemin Vücut Arındırıcısı
Yapacağım çekilişle 3 kişiye Aisha' dan blogum aracılığıyla aşağıdaki ürünler hediye :)


Katılmak için:

29 Aralık saat 17:00'ye kadar bu post un altına yorum bırakmanız yeterli. Sadece anneler değil herkes katılabilir :)


Bol şans ve iyi seneler :)



Küçük Prenses Portakallı Banyo Jeli250 ml
Kızınızın hassas cildine zarar vermeden temizleyen avokado, aynısefa çiçeği yağları vepapatya özü içeren bu ürün, tatlı portakal öz yağıyla güçlendirip, dinçleştirirken, bir yandan da cildi rahatlatıyor.
İçerik : Organik kayısı çekirdeği yağı, tatlı portakal öz yağı.

Küçük Prenses Portakallı Şampuan250 ml
Güzel saçları pek değerli küçük hanımlar için hazırlanan bu şampuan, lavanta öz yağıyla sebum üretimini dengeleyerek saç sağlığını artırırken, tatlı portakal ile de enerji veriyor, canlandırıyor.
çerik: Organik kayısı çekirdeği yağı, tatlı portakal öz yağı. Göz yakmayan formül değildir

Aloe Vera & Greyfurt Kolonyası 50 ml
aisha, cazibeli ve feminen Akdenizli kadınlardan aldığı ilhamla yarattığı bu kolonyaya, yumuşak ve seksi pembe greyfurdu, sıcak ve buram buram doğa kokan aloevera’yı kattı. Günün her saatinde bakışları üzerinize çekmeniz için ideal. Ciltte değişen ve gelişen büyüleyici bir koku.

Yasemin Vücut Arındırıcısı 250 ml
Ölü Deniz tuzu, kuru ciltlerdeki ölü hücreleri deriye zarar vermeden temizlerken, içeriğindeki turunçgillerle kan dolaşımı ve hücre yenilenmesini hızlandırır. aisha, bu arındırıcıya son görkemli notayı, yaseminin büyülü kokusuyla kazandırıyor.





26 Aralık 2010 Pazar

Çocuk da yaptık kariyer de ...

Footoğraf:Çağatay Atasağun

Düşündüm şöyle bir kendi kendime...Tabi zor gelir, doğumdan sonra tek başına bir sürü işe koşmak dedim içimden. Bebek bakımı başlı başına çok zor bir iş. Ev işi, yemek, ütü, çamaşır, temizlik vesaire bunları da üzerine ekleyince yeni doğum yapmış moderne annenin çıldırmaması içten değildir. Çünkü bu moderne anne ilkokulu bitirdikten sonra Anadolu Lisesi Sınavlarına hazırlanmıştır. Oyun çağında, o daha çocuk denerek, annesi tarafından mutfağa sokulmamış, ufak tefek sorumluluklarla geçiştirilmiştir mutfakla tanışma dönemi. Sonra da ÖSS'ye hazırlık dönemi var... ÖSS hazırlıkları ise orta sonra başalmış lise 3 e kadar devam etmiştir. En az 4 yıl yani. Üniversiteyi kazanınca ise vize ve finallerin derdinde ömrünü yemiştir. Yaz tatilleri ise "amaaaan, tatil yapsın çocuklar, ne işi, ne evi, nasıl olsa büyüyünce yapacaklar" sözleriyle plaj voleybolları, turlar, tarihi yerlere geziler, pijama partileri, sinema-çarşı gezmeleriyle geçip gitmiştir".

Üniversite dönemindeki hayatına ise kadın dergilerindeki ışıltılı fotoğraflar, kuaför randevuları, bakım seansları, formda olmak için gidilen spor salonları, diyetler ve indirimdeki markalar, AVM gezmeler, sinema, parti ve tatiller ağırlığını koymuştur ; vize-final dönemleri hariç :)

Bekarlıkta kendi sorumluluğu ile yaşamını sürdürüp, evlenince gerçekten sorumluluk almaya başlamıştır günümüzün modern annesi.

Üniversitedeyken diline dolanan " çocukta yaparım kariyer de..." şarkısı o dönemlerde "kolay" gibi gözüne görünmüş, gün gelip doğurunca ve yalnız kalınca esas "olay" ortaya çıkmıştır.

Daha eline herhangi bir bebek almadan kendi bebeğine bakmak durumundadır, kariyer sahibi anne.

İşte ondan söyleniyor, mızmızlanıyor şimdiki anneler. Kızım okusun, büyük "adam(?)"olsun diyen anneler büyüttü bizi. İster okumuş, ister okuyamamış olsun, annelerimiz ağır ev işi, çocuk, iş ve hayat yükü altında ezildiği için bizler ezilmeyelim istediler. Sistem de kadını yalnız ama güçlü imaja büründürünce olan lohusalık dönemindeki "modern" anneye oldu.

Dadılar arandı, temizliğe yardımcı çağrıldı, babanneler "ben bakmam" dedi, annanneler "idare etti". Patron süt izni vermedi, direnince işten çıkardı, koca durumu anladı yada anlamadı ama cılız kaldı annenin beklediği ilginin karşısında yaptıkları-söyledikleri.Gündüz ev doldu taştı, gece anne bebeğiyle- kaderiyle başbaşaydı. Herkes karıştı, akıl verdi ama kimse "hadi ver bebeği bana çık biraz dolan gel" demedi doktora sahibi anneye. O kadın ki hayatında ilk defa 45 gün evde "hapisti".

Kimisi, "ben evlenemedim,o evlendi, ah bir de üstüne doğurmuş" diye kıskandı, yeni anne bu gerzekçe kıskançlığı anlayamadı. Bekar ve kariyerli kadınlarca dışlandı, arkadaşlarından uzaklaştı, evde pijaması üniforma, terliği yaveri oldu çıktı.

Dizisi gaz çıkarma, filmi reflü oldu. Rüya görmek kısa film izlemek gibiydi, hiçbir şey anlamadan kalkılan...

Modern anne bebeğini büyüttü, ne garip,salonu doldu taştı >"oynamaya geldik" diyenlerle. Kendine güven geldi, algısı değişti, hayatı daha başka yaşar oldu, vesaire.

İşine döndü, bebeğiyle aynı anda büyütürüm sandığı kariyerine...


25 Aralık 2010 Cumartesi

Ata' nın Kitaplığından...

Birgün telefonum çaldı, açtığımda karşıdaki güzel ve yumuşak sesli bayan yayınevinden aradığını ve ziyaretimize gelip ürün tanıtmak istediğini söylediğinde ne yalan söyleyeyim, sıvışmanın yollarını aradım. Meğer numaramı arkadaşımdan almış. Kıramadım tabi... Buyrun gelin dedim.
1 hafta sonra geldi eline bir katalogla. Yine hiçbir şey almadan nasıl sıyrılabilirim bu iştenin peşindeyim. Eee ne yapayım , maaşı olmayan bir anne olarak ister istemez bu geçti aklımdan :))) Derken, güzel sesli ve güzel huylu satış danışmanı Aylin Hanım, yani adaşım bana aşağıdaki kartları gösterdi. Dınk!!! Tamam dedim, işte budur. Düşünmeden, uzatmadan almaya karar verdim. Çünkü kartlarda dokun-kokla-hisset durumu da var. Yani 3 boyutlu :)

Evde sürekli kullanıyoruz ve Ata ile çok faydasını gördük.Kelime dağarcığı genişledi diyebilirim. Kılavuz kartlar anneleri zaten çok doğru bir şekilde yönlendiriyor. İyi ki almışız, çok tavsiye ederim hepinize. Hem dayanıklılar da ...Kolay kolay yırtılıp eğrilip, eciş bücüş olmuyorlar :) Her birinde 16 tane kart var ve şekiller, dokular bence iyi.

İşte elimizdekiler:

















En ucuz nereden temin edilebilir bilmiyorum. Piyasa araştırması iyi olabilir. Yayınevinin ismi ABC Yayın Grubu.

Bebeğinizin dil gelişimi için, zeka gelişimi için bu kartları tavsiye ederim. Ata' nın farklı kelimelerle tanılmasını, farklı kavramları kavramasını epey kolaylaştırdı. Anne-bebek oyunlarına yenilik katacağına inanıyorum. Ayrıca İngilizce ve Almanca karşılıkları - telaffuzları da var :)

Çocuk Kitaplarında Şiddetin Dozuna Dikkat!


Eğitimciler, ebeveynler ve toplum olarak “şiddet” sürekli gündemimizde olan bir konu.Bu konunun içselleştirilmesi ve meşrulaştırılmasını engellemek için çocuk yayınlarında yer alan şiddeti ele alalım.Çocuk kitapları, dergi ve benzeri yayınlarında yer alan şiddet öğelerine karşı duyarlılığımızı yüksek tutalım.

Çocuk öykülerinde yer alan konularda;
dayak,
fiziksel ceza,
yoksun bırakma,
hapsedilme,
sokağa terkedilme,
aç bırakılma vb. gibi öğeler varsa bu öğeler fiziksel ve duygusal şiddete girer.

Koyu renk şiddet öğelerine genelde otantik masallarda rastlıyoruz. Bunun dışında yakın dönemin yerli çocuk kitaplarında dikkat çekici boyutlarda yer alıyor. Bir öykü veya masalda şiddet öğelerinin yer alıyor olmasını iyi düşünelim:Önemli olan; çocuk kitaplarında şiddet unsurlarının hiç yer almaması değil, şiddetin doğru anlatımlarla doğru örüntülerle kötü, işe yaramayan ve çözüm üretmeyen bir yol olduğunu anlatmaktır. Çocuğa çevresinde hiç şiddet yokmuşçasına yalıtılmış öyküler bulmak kısa süreli çözümler olabilir.

Örneğin Harry Potter kitapları: şiddet öğeleri olmasına karşın çocuklar severek büyük bir heyecanla okumaktalar.Doğa üstü güçler, metafiziksel konular ve şiddet olan bu seride, önemli erdemler en doğru şekilde anlatılıyor. Şiddet unsurları doğruya ulaşan yolda ön plana çıkmadan “iyilik”, “doğruluk”, “dürüstlük” gibi kavramların arasında kayboluyor.

Bu nedenle anne ve babalar, eğitimciler kitap ve yayınları seçerken okumalı ve şiddet öğelerinin nerede, nasıl işlendiğine dikkat etmelidir. Eğer öykü kahramanları şiddeti yücelten yapıda yazılmışsa uzak çocuklardan uzak tutmalı, bir erdemi, everensel değeri aktarırken küçük olaylar olarak yer alıyorsa çocuğa ulaşmasına izin verilmelidir.

Kendini ihmal eden anne modeli

Kendimi ihmal ediyorum dedim az önce. Cuma günü demek haftanın yorgunluğunun çökmesi ve Ata' nın uyku saatinden önce yerlerde sürünmeye başlamam demek. Bugün de öyle oldu. Yemeği yedikten sonra Ata'yla uykuya dalmışım. Of ya! Halbuki eşimle, anne-babamla çay içmek istiyordum ben. Bir uyandım saat 01:00! Geçmiş olsun herkes uyumuş.

Allahtan annem var.Masa toplanmış, mutfak pırıl pırıl...Ya o olmasa ben ne yaparım? Kısa bir süre sonra gidecek, esas ben o zaman ne yapacağım? ........Ne olacak, her işi yine ben yapacağım. Bu tatlı rehavet bitecek.

07:00 gibi kalkıp,Ata'yı emzireceğim.Koşarak kahvaltıyı hazırlayacağım.Bir yandan Ata'yı doyurup bir yandan ağzıma bir şeyler atacağım. Koşarak giyineceğim, vaktim varsa allık ruj süreceğim.9'da dersim başlıyor. 15:00 e kadar okulda gümbür gümbür geçecek zaman. Evdeki eksiklere göre alış verişi tamamlayıp koşarak eve geleceğim. Ata üzerime atlayıp "mi mi" isteyecek. Elimi yüzümü zar zor yıkayıp bebeğimle hasret gireceğim.O rahatladığında ve izin vermek isterse mutfağa geçip yemek hazırlayıp, evi şöyle bir toparlayıp, çamaşırları halledip, Ata ile oynayacağım yine.Akşam yemeği hazırlıkları, akşam yemeği, Ata ile oyun, masayı toplama derdiyle birlikte uyku saati gelecek.Ata'yı uyutacağım. Belki kendimi de... Uyumazsam ne iyi! Yarının yemeğini hazırlayıp, mutfağı parlatıp, eve çeki düzen verip, bilgisayar başına oturacağım. Okul için gerekli çalışmalarımı hazırlayıp maillerimi okuyacağım. Sonra biraz yazı derken...uykum gelecek ve sürünerek gideceğim uykuya.Gece 00:30 gibi...

Nerede kaldı bir akşam sohbeti, film izleme keyfi, kuaför, saç, baş, makyaj??? Soruyorum kendime ister istemez. Şimdi annem varken bile vaktim yok bunlara. Olmalı mı?Zaman yaratmalı mıyım? Evet. Kendim için evet. Artık yapsam iyi olur. Çünkü kendime bakınca herkese çok çok daha iyi bakıyorum.

23 Aralık 2010 Perşembe

Cici kaka

Ata ile tuvalet alışkanlığı ve tuvalet eğitimi ile ilgili ön çalışmalarımız tam gaz devam ediyor sayın seyirciler. Aileye verdiğim sıkı bir brifingle neyin ne olacağı konusunda artık hepimiz hemfikiriz ve herkes aynı şeyi uygulamak için canla başla çalışıyor :)

İlk günler

Annem Ata'nın altını temizlemek için odaya geçmiştir ve ardından neşeli bir ses tonuyla:
Ayliiiiiiin
-Efendim Anne?
Annem: Ne diyecektik? :)
-Cici kaka anne :)
Annem:Hah, tamam. Ata, bak annannem bunlar senin kakan. Bunlar cici, hadi sevelim. Ciciii,cicciii...Neymiş Ata'cım? Cici kaka. Aferin! Ne de güzel kaka yaparmış :)
Ata:Kak-ka
Bütün ev halkı: Evet Ata, bravo, kaka dedin. Alkış :)))

Not: Bir de kakayı lazımlığa yapsa birbirimize sarılıp çılgınlar gibi dans edip edeceğiz galiba, hahaha:)

Dede ile Ata alt değiştiriyor:
Dede: Oğlum bu ne? Ayy, yok böyle demeyecektir. Maşşalah benim torunuma, doldurmuş. Helal olsun bea!
Annanne:Dedesiiiii, unuttun mu "cici kaka" :)
Ev halklı : pohahahahahah
Ata:hahahaha :)


Baba ile Ata' nın öyküsü:

Baba:Ata, gel bakalım neler olmuş. Aferin babacım, kaka yapmışsın. İşte bak, kaka burada.Şimdi bu kakayı sevelim.Ciciii,ciciii...Sonra da saklayalııımmm.
Ata: Ciciiii?

Aynı diyaloglar benimle de gerçekleşiyor bu arada. Çift baskı olmasın diye es geçiyorum.



İşte böyle güle oynaya geçiyor bu dönem. Lazımlığı klozetin yanına koyduk. Organiktir kendileri yalnız , öhö öhö :)Arada üstüne oturuyor, ters çeviriyor, bakıyor, inceliyor. Belki üzerine oturmak eğlenceli gelir birgün ve oturur.

"Annanne-Annanne-Annanne!!!" :) Peki ya sonra?



Yazdıkça yazıyorum bu akşam. Ama en önemli meseleyi yani Ata'ya kimin bakacağını yazmadan geçemeyeceğim.

İlk 14 ay iyiydik. Malum biz kamu çalışanlarının ücretsiz doğum izni 12 ay ( hatta 24 aya çıkma durumu var ).Bu izni ücretli doğum izniyle birleştirip dolu dolu 14 ay ben baktım Ata'cığıma. Çok iyi yanları da var, sarsıcı etkilerinin olduğu da kesin tabi. Derken 6 Kasım'da göreve başlamam gerekiyordu, ayaklarımı sürüye sürüye okula başladım. Bana iyi geldi bu süreç. Hemen dinamik Aylin moduna geri döndüm bir iki gün içerisinde. Ata'mın da keyfi yerindeydi. Baba ve babanne ilgilenmişti ilk hafta. Sonra bayram telaşı vb. derken İzmir'den annannemiz gelmiş ve bizi resmen kurtarmıştı. Ev işleri, Ata' nın bakımı..herşeye yetişen süper annem Ata' yı bir topaça çeviriverdi ayrıca :))) Benim oğlum yemek yerken mızmızlanmayı kesmiş, ağzını açıp adam gibi yemeye başlamıştı. Aklım evde değil işimde mesela. Çünkü evde annem var. Annem ve Ata biraradalar.

Bravo sana süper Annanne :)))Evde Ata bol bol tezahürat yapıyor bu güzel ilgiye (ellerini şaplatarak) :"Annanne-Annanne-Annanne!!!"

Eeee, tabi iyi hoş ama annemin de bir hayatı var. Ona yıllarca burada kal diyemem. Bir hafta daha kal bile diyemem. O ne kadar kalmak isterse kalsın ama biliyorum artık bir bakıcı bulmam şart. İçim buruk, pek garip...Nasıl anlatacağımı bilemiyorum ama sizin çok iyi anlayacağınıza inanıyorum. Yaşamışsınızdır çoğunuz.

Birileriyle görüştük ama, önemli olan iyi referans bizim için. Arkadaşlarımızın çocuklarına bakmış olması, deneyimi çok önemli bizim için.

Arayıştayız...

Eğer tanıdığınız birisi varsa referanslarınız itinayla incelenir :)

Sevgilerimle

Seçmece bunlar :)



Blog dünyasında gezip gördüklerimi ve beğendiklerimi sizin için derledim :)

Pratik Anne: Anne yemekte ne var?

Anne Kaleminden: Çok önemli; özel bir bebek olan Sarp için yazmış:Sarp'a dair

AçalyaKartopu Büyüyor

Kraft Etkinlikleri: Bayıldımmmmmmmmmm: Baby Shower'ın Ardından

Evren : YavruSU artık 2 yaşında

Anne ve Bebişinin :Kar Macerası

Bir Demet Moda: Doğal Toplanmış Topuz Modelleri

Çağatay yani kocacımın blogundan; süpriz doğum günü partisinden hatıra fotoları/komik kareler

İyi okumalar :)

Emzirerek uyutmak sakınca yaratır mı?


Posta kutuma gelen maillerden birini paylaşmak isterim:

Merhaba Aylin Anne,
Bir konuda fikrine çok ama çok ihtiyacım var; kızım sadece emerek uykuya dalıyor, bundan ben de o da aslında hiç rahatsız değiliz, aksine çok da hoşuma gidiyor. sallanma ya da pış pışlanma isteği yok, sadece anne kokusu ve biraz da uyku öncesi anne sütü. Ama Bilinçli Bebek kitabında okuduğum zaman şok olduğum bi bilgiyi seninle paylaşmak istiyorum.
" Ama bebeğinizin sakinleşip uyumak için sallanmak, kucakta dolaştırılmak,emzirilmek gibi uyku saaati alışkanlıkları edinmelerine neden olursanız, başka sorunlarla karşılaşabilirsiniz." tabii öncesinde de mızmızlanan, huysuz bebeğin ağlamasının uykusu olduğu için değil de ağlayarak üzerindeki gerilimi boşakltması ihtiyacı olduğundna behsediyor. böle durumlarda da siz uykusu var diye sallar ya da emzirir uyutursanız da yatağına koyduğunda yine o gerilimi atamadığı için uyanacaktır. diye bahsediyor
Tamam iyi güzel hoş da uykuya geçişte emzirmek, emerken uyumak doğal değil mi? Kızım uyanmıyor, o da ben de mutluyuz ama inan onun sdece böle uyuması onun için ileride başka sorunlara neden olacaksa bir an önce farklı bir şeyler yapmam gerek diye düşünerek senden bu konu hakkında yardım istiyorum. Aslında zamanından çalmak istemem ama mailime cevap da verebilirsin, şimdiden anlayışın ve ilgin için çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle,

Zerrin
4 Aylık Elif Alya' nın Annesi


Yanıtım:

Sevgili Zerrin Anne,
Bahsettiğin kitapta demek istediği şöyle: bebeğin ağlamasına izin vermezsek üzerindeki gerilimi atamaz. Ama ne zaman? Ağladığı zaman.

Şimdi çözmemiz gereken şu, Elif Alya uyku öncesi uyumak için mızmızlanıyor mu? Hayır. Yok böyle bir derdi. Çünkü annesi birazdan gelecek, onu koklayarak ve anne sütü alarak uyuyacak. Bu onun uyku sistemi. Eğer uyumak için sabırsızlanıyor, sürekli uyku öncesi ağlıyor olsaydı, ok.

Ağlama izni şöyle bir şey; bebek bir şey yaşadı, canı sıkkın ve ağlıyor. Onu hemen pışpışlamakla, memeyle susturmuyoruz. Ağlayıp gerilimini atlatmasını bekliyoruz. İleriki dönemde ise şöyle olabilir; diyelim ki emekliyorken yada ayakta durmaya çalışıyorken dengesini kaybetti ve düştü,bir yere çarptı vesaire. Canı yandığı için ve bu durumdan hoşlanmadığı için ağlamaya başladı. Hemen bebeğe, "yok bir şey, geçti" demiyoruz. Çünkü geçmedi, acı hala orada.Acının geçmesini veya gerilimin bitmesini birlikte bekliyoruz.Kucaklayıp, hafif hafif okşayıp ağlamasını tamamlaması için bir köşeye çekiliyor, ağlamasının bitmesini rahatlamasını bekliyoruz. Eğer gerilimini atmasına izin vermezsek, ileriki yıllarda bir travma yaşadığında başa çıkmasını beceremeyebilir. Kendi acısını yaşayamadığı için bu daha derin komplikasyonlara neden olabilir demek istiyor bence yazar.

Eğer uyku öncesi böyle bir gerilim varsa endişelen derim. Yoksa hiç kafana takma. Sen doğru yaptığına içgüdüsel olarak eminsen eğer hangi kitapta ne yazarsa yazsın, çok önemli değil bence.

Sears' ın A'dan Z'ye Bebek Bakımı kitabını öneriyorum. Doğumdan tuvalet eğitimine kadar herşey var :)

Biz Ata ile neler yaşadık? Anlatayım;
Ata ilk 3 ay özellikle akşamları ağlayan bir bebekti, ben de ağlamasını saygıyla dinlerdim. Tabi çok dayanılmaz bir şey anne için ama onun ağlayarak gerilimini atmasına izin verirdim.Ağlar ağlar ağlar, sonra emer ve uyurdu. Uyumak için ağlamazdı. O nedenle uyku öncesi biraz emip, gevşeyip uyurdu. Burada beni ve Ata'yı rahatsız eden hiçbir şey olmadı.

Yürüme döneminde de şöyle, düştüğünde "Aaahahahha, hiçbirşey olmadı ki, geçti, geçti","Aaa,bak uçak, araba, dü-düüt" diyenleri hemen susturup, Ata'yı kucaklayıp ağlamasının bitmesini sağlardım. Elimle bir yandan başını okşar, bir yandan "Canımmmm,düştüğün için canın yandı ve korktun.Bunun için ağlıyorsun, haklısın bir tanem" diyerek onu anladığımı anlatmaya çalıştım. Zaten 2-3 dakika geçmeden sakinleşiyorlar bebişler :) Bu bizde hala böyle...Büyükler anlamakta güçlük çekiyor ama ben Ata' nın acısını farketmesini, kendine tanımlayabilmesini, tam olarak neyinin olduğunu anlayabilmesini istiyorum. İleride neyin var, yüzün asık dendiğinde "hiç" demesin. Anlatsın içinden geldiği gibi...

Özetle sevgili Zerrin Annecim; Uyku öncesi gerilimi varsa ve ağlamak istiyorsa memeyi dayayıp susturmaya çalışmak acısını bastırmak olabilir ve bu da kişiliğinde ve hayatında zorluklar yaşatabilir deniyor anladığım kadarıyla.

Annelik kitaplara sığmayacak kadar canlı ve sonsuz birşey. O nedenle hislerine güven diyorum son söz olarak.

Sevgilerimle, kızını kokluyorum :)


Neleri neleri düşünüyoruz yahu. Bilinçli anne olmak, bilinçli bebekler yetiştirmek böyle inceliklerle dolu uzun bir yol anlaşılan. En güzeli ise bu yolculuğa aşkımız bebeğimizle ve sevdiklerimizle çıkmamız, öyle değil mi?

Bu maili okurken çok mutlu oldum. Doğalcı, bilinçli ve titiz yaklaşan bir anneyle tanışmak beni çok mutlu etti beni. Ne diyeyim; çoğalsın böyle anneler :)

SEvgiler

22 Aralık 2010 Çarşamba

Doğa' nın Mektubu | Seninki kaç cm?

İnsanların bu dünyayı kendi çöplüğüne çevirmelerine ve hayvanlara karşı "hayvan" gibi dabranmalarına çok kızıyorum.

Biz kim oluyoruz da balıkları "yavruyken" alıp yiyoruz?

Biz kim oluyoruz ki, bu hayvanları pis denizlerde yaşamaya mahkum ediyoruz?

Biz kimiz? Biz sadece yiyiciyiz.

Bir de bu yavru balıkları bile bile avlayıp masamıza sunanlar var.

Ah tabi onlara izin verenleri de unutmayalım.

....
Az önce aldığım e-maile hayran kaldım ve paylaşmak istiyorum. (Ata' nın ve arkadaşlarının, hatta onların çocuklarının, torunlarının balık yiyebilmesi için siz de okuyun ve paylaşın lütfen)

10 YAŞINDAKİ DOĞA'NIN SİZE SÖYLECEKLERİ VAR!



Benim adım Doğa. 10 yaşındayım ve 4. sınıfa gidiyorum. Geçen hafta Greenpeace'in yavru balık etkinliği için sınıf arkadaşlarımla birlikte balık pazarına gittik. Cetvellerle balıkları ölçtük. Her yerde yavru balık satıyorlardı. Çünkü yavru balıkları tutmak ve satmak yasak değilmiş.

Ben burada 6,5 cm boyunda bir hamsi buldum. Balıkçı abiye, "Bu balık yavru, satmamalısınız." dedim. "Sen nerden biliyorsun?" diye sordu. Ben de "Balık cetvelinde yazıyor." dedim.

Eğer büyükler yavru balıkları yakalarsa, ben büyüdüğümde denizlerde balık kalmayacak. Çocuklar balık yiyemediği için boyları kısa kalacak.



Arkadaşlar! Anneniz ve babanız yavru balıkları satın almasın. Başbakanımız'dan balıkçıların yavru balık tutmasını yasaklamasını istiyorum. Balıklar yumurtlayana kadar tutulmasın.

Ben bunun için sınıf arkadaşlarımla Greenpeace'in bu kampanyasına katıldım.




Aylin Anne bu kampanyaya destek veriyor ve herkesin elini vicdanına götürüp desteklemesini istiyor.
Benimki kaç santimmiş öğrenmek ister misiniz? :)

21 Aralık 2010 Salı

Çocuk kitaplarının özellikleri | Ata neler okuyor?

Ata artık yaşı gereği kitap okunması durumunda ilgi gösterecek durumda ve biz de evimizde ona özel hazırladığımız kitaplığı hizmete sunduk :)

Kitaplığı önceden hazırlamıştık, nereden başlayacağımızı biliyorduk. Çünkü üniversite yıllarında çeşitli derslerde çocuk kitaplarının özelliğinin ne olacağını okumuştuk. Ayrıca çocuk edebiyatı dersleri almıştım bir dönem. Bir de 2007 yılında Sabah Gazetesi'nde Kültür Sanat eki çocuk kitapları sayfa editörlüğü yapmıştım. O günlerde sürekli çocuk kitapları alıyor, yeni çıkan kitapları çok sıkı takip ediyordum. Epey kitap okumuş ve arşive koymuştum. İyi ki de öyle yapmışım :))) Koli koli kitabı var yavrumun :))) Annannem görünce "alim mi yapacaksın el kadar çocuğu" demişti :))) Haklı kadın, dedim ya..heryer kitap...

Neyse, çok uzattım.

Önce hangi kitapları seçmeli, özellikleri neler olmalı, anne babalar kitap seçerken nelere dikkat etmeli sorusunun yanıtı:

Çocuk kitaplarının temel özellikler ne olmalı:

Ciltlemelerinin sağlam, boyutlarının gelişim özelliklerine uygun ve rahatça taşınabilir olması, resimlerinin anlaşılır, konuya uygun ve hayal güçlerini geliştirecek biçimde sanatsal değerlerinin olması önem taşır. Kapak ise konu ile ilgili ve ilgi çekici olursa çocuğun ilgi kurması kolaylaşır. Renk uyumu ve çağrışıma açık olan resimlerden oluşan kapağa sahip kitaplar ile çocukların çabuk bağ kurduğu bir gerçek. Yazı büyüklüğü ve karakteri ise: 1. sınıf ve okumaya başlayanlar için 24 punto, 2, sınıf için 18 punto, 3., 4. ve 5. sınıf için 12 punto, 6., 7. ve 8. sınıflar için 10 punto harflerin kullanıldığı kitapların seçilmesi okuma hızını ve devamını olumlu yönde destekleyecektir. Parlak ışığı yansıtan kağıtların kullanıldığı kiatplar yerine sağlam dayanıklı ve mat kağıtların olmasına dikkat edilmeli.

Giriş, gelişme ve sonuç bölümü olan, çocukların ilgi, duygu dünyasına dönük, yaratıcılığını destekleyen, sürükleyici, merak uyandırıcı nitelikte kitapların seçimi çocukların okuma alışkanlığını destekler. En önemlisi çocuklara öğüt veren, ders verici biçimde yazılmış kitaplar yerine esnek düşünmelerini yaratıcı olmalarını destekleyici, duygusal zeka gelişimine katkıda bulunacak biçimde yazılmış eserlere yönlendirilmelidir. Kitaptaki kahramanların özellikleri açık seçik anlatılmış olmalı çocuğun psiko sosyal gelişimine uygun olmalıdır. Örneğin anasınıfı öğrencisine ağır bilimsel nitelikte eserler uygun olmayacağı gibi 7. sınıf öğrencisine de ormandaki hayvanların bir macerasını anlatan bir öykü uygun değildir.

Sözcükler çocuğun dağarcığına uygun, iletişimini geliştirecek nitelikte seçilmişse ve kazandırılmak istenen kelimeler kitabın değişik yerlerinde kullanılarak sezgi yolu ile kavratılmaya çalışılıyorsa kitap seçimimiz gayet olumlu demektir. Kolay okunan, akılda kalıcı, somut, basit sözcükler seçilen kitapların tercihi daha başarılı sonuçlar ortaya koyacaktır.


Peki hangi yaşta hangi kitaplar seçilmeli?

Bu linktekikitap önerilerime ait notlar ise şöyle Okul öncesi dönemde çocuklar, gelişim özellikleri gereği masallara ilgi duyar. Üçdokuz yaş arası, 'büyülü düşünüş' dönemi olarak tanımlanabilir. Doğa, hayvan ve kahramanlık masallarında yer alan karakterlerle kendilerini özdeşleştirerek düşünce dünyalarını zenginleştirirler. Bilimsel verilere baktığımızda üç yaşında bir çocuk 270, dört yaşında bir çocuk 1400, beş yaşında bir çocuk 2 bin, altı yaşında ise 2 bin 500 civarında kelime haznesine sahip olarak okul çağına erişir. Okul öncesinde özellikle üç-dört yaşlarında çocukların dil gelişimi hızlıdır. Anne-babalar bu yaşlarda çocuklarının gelişimlerine uygun masal, kısa öykü, şiir ve tekerleme kitapları seçmelidir. Ritim duygusu, taklit yeteneği, yaratıcılık, duygusal zekâ gelişimi, bu yaşlarda seçilen kitaplarla hızlı ve sağlıklı olur. Çocuklar okul döneminde 1., 2. ve 3. sınıflarda masal, kısa öykü, kısa şiir ve tekerlemelere ilgi duyarlar. Dokuz yaşından itibaren gerçeklere ilgi duymaya neden, nasıl, niçin sorularını sormaya yönelirler. 9-12 yaş arası somut düşünceden soyut düşünceye geçiş dönemidir. Burada seçilmesi gereken kitaplar yaşadığımız dünyaya ilişkin soru ve sorunlarla ilgili olmalıdır. Gerçeğe uygun yazılmış öykü ve romanlar, düşünsel gelişimi destekler. 12 yaşından itibaren; çocuklar yüksek bir yaratıcılık basamağına geçerler. Düşünme, keşfetme ve yaratıcılıkları en üst noktadır. Bu yaşlarda serüven, gerilim ve heyecanı yüksek olan kitaplar seçilmelidir. Klasik eserlerin okunmasına bu dönemde başlanabilir.


Peki Ata neler okuyor?




Pocoyo ve Arkadaşları (Tükenmiş)

Pocoyo ile Fotoğraf Makinesi (Tükenmiş)

Pocoyo Sayabiliyor (Tükenmiş)

Pocoyo Duygular (Satışta)

Pocoyo Uyku Zamanı (Satışta)

Pocoyo ile Banyo Zamanı (Satışta)

Pocoyo serisini 6 aylık olduğu dönemden beri okuyoruz, eline verip sayfaları çevirip incelemesini istiyoruz. İçimiz rahat çünkü;
*Kitaplar AB ülkelerinde basılmış , Çin'de değil ve kriterlere uygun.
*Kapaklar sert ve su geçirmez.
*Renkler ve şekiller gelişimi için uygun.
*Konular bir bebeğin hayatıyla birebir ilgili olduğu için gelişimini destekliyor.

Şiddetle tavsiye ederim hepinize.

Bu serinin dışında evdeki diğer kitapları derleyip yine paylaşmak istiyorum.

Şİmdilik kalın sağlıcakla :)

Sevgiler

Öyle bir gecer zaman ki ...

Atacigim buyuyor...Dogdu dogacak derken ,simdilerde lazimlik, kitap, boya derdine dustuk. Yakında hangi kres daha iyi derdi, derken okul, sinav, sbs (tabi o zamana kadar SBS kalirsa) ergenlik vesaireyle hasır nesir olacagiz :)

16 aylik bir bebeğe artık düzenli olarak masal okumak gerekiyor.kitabevleri cocuklar icin harika seyler hazirliyorlar.elimde cesitli yayinevlerinden çıkmış kaliteli kitaplar var. Bir sonraki postta liste olarak paylasacagim.

Odasindaki rafta,salonda ve ulaşabileceği pek çok yere kitaplari bırakmıştım. Hatta bunu doğumundan sonra yapmıştım :))) görenler ne o ÖSS ye mı hazırlanıyorsun oglanidiye takılmadan edemiyordu :))) evet bir çeşit hazırlık bu ama ÖSS ye değil, hayata. Bence kitaplar en önemli rehberler ve hasır nesir olmasi Atanin yararına olur.

Organik lazimligina oturup kitap okumadı ne keyifli olur ama :)))

50 Kuruşa gerçekleşen dilek ???




Çocuklar vardır, bedenindeki mücadeleyle savaşır ve bu savaşı kazanmak için moral orduları kurar bazıları. Gönüllüsü olduğum Bir Dilek Tut derneği de bu ordunun başında olanlardan. Başkanlığını çok değerli ve tatlı insan, güzel anne, harika kadın Carole Hakko yapıyor. Son derece de dinamik bir ekibi var. Onları tanıyıp birlikte birşeyler yapabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Peki bu derneğin amacı nedir?

Çalışmalarımız çocuklarımızın hayal güçlerinden başka bir sınır tanımaz.

•« Özel durumu olan her çocuğun en çok istediği şeyi gerçeklestirmek
•« Dilekleri gerçeğe dönüştürmek
•« Sihirli ve mutlu anılar yaratmak
•« Çok hasta bir çocuğun yaşamında önemli bir fark yaratmak
“Bir Dilek Tut” Derneği hayati tehlike taşıyan bir hastalıkla mücadele eden 3 ila 18 yaş arası çocukların kalplerinde yaşattıkları dilekleri gerçekleştirmektedir. Dileğinin gerçeğe dönüştüğünü görmek bir çocuk için unutulmaz bir deneyimdir; özellikle de hasta olan bir çocuk için. Anne-babalar için ise özel bir anı yaratmanın zamanıdır; belleklerde hep yer edecek bir anı.

Bir Dilek Tut'un amacı insanların umut, dayanma gücü ve sevinç duygularını güçlendirmektir.


Şimdiye değin gerçekleştirdikleri dilekler için lütfen buraya tıklayın.

Sadece 50 kuruşa bir dileğin gerçekleşmesini sağlayabilirsiniz.Nasıl mı? Buraya tıklayarak :) Dünya Dilek Günü etkinlikleri için ise
buraya tıklayabilirsiniz.

Çok çalışıyorlar ve pek çok çocuğa hayat aşılıyorlar. Bence bu nedenle desteği fazlasıyla hak ediyorlar.

Sadece 50 kuruşa bir dilek gerçekleştirebilirsiniz...

Bir dilekle bir çocuğun hayatını güzelleştirebilirsiniz. 0212 259 50 52 Dilek Hattı.

Bir klik yeter :)


Desteğiniz için Bir Dilek Tut adına teşekkürler.

Bir Dilek Tut Derneği
Adres Barboros Bulvarı No:17 Kat:5 34353 Beşiktaş – İstanbul
Telefon (0212) 259 83 83
Faks (0212) 259 98 38
E-mail info@birdilektut.org

20 Aralık 2010 Pazartesi

Kanser geliyorum der...


Ahmet Maranki' nin yalancısıyım.

İşte son notlarıyla kanserden uzak durma yöntemleri:

Arabanızda bulunduracağınız plastik su şişesindeki su çok
tehlikelidir. Plastik su şişeleri Sheryl Crow'un göğüs kanseri
olmasının en büyük nedenidir.

Plastik şişeler özellikle Avustralya'da yüksek sayıda görülen göğüs
kanseri vakalarının en büyük nedenidir.

Annesine çok yakında göğüs kanseri teşhisi konulan bir arkadaşımıza
doktor şunu söyledi:
"Kadınlar arabalarda bırakılmış plastik su şişelerinden su
içmemelidir"
Doktor: "Yüksek sıcaklık ve şişe plastiklerindeki belli kimyasallar
göğüs kanserine neden olabilir."

- Yüksek sıcaklık plastiğin içindeki toksinleri suya ve
yiyeceklerimize geçiriyor ve doktorlar bu toksinleri kanserli
hücrelerimizin etrafında kolaylıkla gözleyebiliyorlar.

MÜMKÜNSE, PASLANMAZ ÇELİKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIŞ ŞİŞELER,
KAPLAR KULLANALIM !

* Mikrodalga fırınlarına plastik tabak ve kutuları koymayınız!....

* Plastik su şişelerini buzluğa koymayınız!...

* Plastik tabak örtülerini (SARAN WRAP, STREÇ v.b.) mikrodalga
fırınına koymayınız. Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur,
özellikle göğüs kanseri. Dioxin maddesi vücudumuzdaki hücreler için
bir zehirdir.

* Plastik şişeleri içinde su varken dondurmayınız. Bu durumda plastik
içindeki Dioxin'i açığa
çıkartmaktadır.

Geçen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle
Hospital) bir TV programında bu sağlık tehdidini açıkladı. Dioxinlerin
bizler için ne kadar tehlikeli olduğu
gerçeğini anlattı.

* Yiyeceklerimizi mikrodalgada plastik kutular içinde ısıtmamamızı
istedi. Bu özellikle içinde yağ olan yiyecekler için daha önemlidir.
Yağ, yüksek sıcaklık ve plastiklerin bir
araya geldiklerinde Dioxin açığa çıkarttıklarını ve bunun
vücudumuzdaki hücrelere geçtiğini açıkladı.

* Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare ya da seramikten yapılmış
kapların kullanılmasını tavsiye etti. Microwave (Mikrodalga) için
hazır üretilmiş çabuk ısıtılabilen yiyecek paketlerini başka bir kaba
aktararak ısıtınız. Kâğıt çok kötü bir malzeme değil ama içinde ne
olabileceğini hiçbir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi
kapları kullanmak çok daha güvenlidir.

* Bazı zincir (fast food) restoranları yakın geçmişte plastik
kutulardan kağıda geçtiler. Bunun en büyük nedeni dioxin problemidir.

Ayrıca, Saran Wrap (veya Streç) ismi altında satılan tabak ve
kutuların üzerine örttüğümüz ince plastik film de mikrodalga fırınına
girdiğinde diğer plastikler kadar tehlikelidir.

* Mikrodalgada yiyecek ışınlanırken yüksek sıcaklıklar ince plastiği
eritebilir ve erimiş plastik yiyeceğinize karışabilir.

* Mikrodalga kullanırken yiyecek kaplarınızı plastik yerine kağıt
havlu ile örtünüz


Hayatımızda mikrodalga fırın yok, plastik torba, streç, ve benzeri şeyler de yok. Ama bir çoğumuzun evinde var, biliyorum. Belki bu notlar daha sağlıklı yaşamak için küçük bir hatırlatma olur.

Su şişeleri dioxini açığa çıkarabiliyor, çok doğru. Plastik yerine cam kaplar herzaman tercih edilmeli. Ama...aması var işte. Her yanımız plastiklerle kuşanmış durumda.

Terlemeyi önleyiciler, balenli iç çamaşırları... bunlarda özellikle göğüs kanserini tetikleyen şeyler.

burada uzun uzun anlatmıştım

Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık

Annemleyim aylardır. Kafam rahat, Ata'ya ilgi alaka ve bakım son derece güzel. Emekli öğretmen oluşu nedeniyle herşeye daha pedagojik yaklaşması, titizliği, şefkati...Herşeyiyle 4-4'lük biri o. Yani benim annem :)

O çalışan bir anneydi ve mobbingin alasını yaşadı, öğretmenlik yıllarında. Ezici çoğunlukla kadınların elinde olan öğretmenlik mesleğini idare eden erkek yöneticiler anneme, arkadaşlarına neler etti neler. Bebeği mi varmış? Çocuğu evde ateşlenmiş yalnız mı yatıyormuş? Hiç önemsenmedi çoğu.

Yıllar geçti, şimdi kamu çalışanlarının hakları biraz daha iyileşti.Ama özel sektörde çalışan annelerle kıyaslayınca aradaki fark tam bir uçurum.

Kadınlar dekolte giyinmediği için,
Kilolu olduğu için,
Hamile kaldığı için,
Doğumu yaklaştığı için,
Doğum sonrası ücretsiz izin kullanmak istediği için,
Süt iznini kullandırmamak için işten atılıyor.

Yalan mı?

Yok mu böyle davalar mahkemelerde?

Yada çalışsa da burnundan getirmiyorlar mı çalışan annelerin?

Bugün Hürriyet yazarlarından Yonca Tokbaş' ın köşe yazısına göz gezdirirken gördüm.

Dokuz Eylül Üniversitesi işletme bölümü master öğrencisi Şebnem Seçer' in Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık isimli kitabı yayındaymış. İnternette de satışa çıkmış buradan satın alabilirsiniz.

Kitap kapağı

Kendisi çalışması hakkında şunları kaleme almış:

"Annelik ve anne olmak en eski çağlardan beri kadının temel rollerinden biri olarak görülmüş ve kadın için doğal bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Diğer yandan, toplumsal gelişme sürecinde kadının çalışma yaşamına giderek artan oranda katılımının gerçekleşmesi sayesinde, hem çalışan bir birey hem de anne olmaları açısından farklı özelliklere sahip bir çalışan grubu olan “çalışan anneler” çalışma yaşamında daha görünür bir nitelik kazanmıştır. Çalışan annelerin çalışma yaşamındaki ağırlığı arttıkça, kendilerine özgü sorunların da gündeme gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu sorunlar arasında, çalışan kadının da zaman zaman yaşadığı ayrımcılık olgusunun, çalışan anne olmakla ilişkili görünümü önem arz etmeye başlamıştır.

Çalışan annelerin ve çalışan annelere yönelik ayrımcılığın konu edildiği bu eserde, kendine özgü karakteristiklere sahip bu farklı çalışan grubunun çalışma yaşamındaki genel profili ortaya konulmaya çalışılmış ve kadının doğrudan anne olmak nedeniyle maruz kaldığı ayrımcılığın niteliği ile çalışan annenin bu ayrımcılığa verdiği tepki değerlendirilmiştir. Böylelikle özellikle ülkemiz literatüründe oldukça ihmal edilmiş olan çalışan annelere, onların çalışma koşullarına ve yaşadıkları sorunlara yönelik akademik ilginin de arttırılması amaçlanmıştır.

Uzun bir araştırma sürecinden geçerek oluşan bu eserde çalışan anne olmanın olumlu ve olumsuz bütün yönleri değerlendirilmeye çalışılmış olmakla birlikte, kalan eksik yanların bundan sonraki çalışmalara esin kaynağı olabilmesi umulmaktadır. Konuyla ilgilenenlere ve bütün çalışan annelere yeni bir bakış açısı sunabilmesi dileğiyle…."

H. Şebnem SEÇER


Umarım bu kitap akedemisyenlerin, meclistekilerin, bürokrat ve yöneticilerin de oldukça ilgisini çeker.

Okunacaklar listesine alıyorum ve size de tavsiye ediyorum.

Sevgiler

Kariyerimin Çılgın Basamakları

2002 yılında başladım göreve. Gemlik'te eski bir binada, eski bir sınıfta. Sonra ne olduysa okulun kel kafalı müdürü (taşın üzerinde ot bitmiyor işte!)bizi sınıftan attı. Malum, zihinsel engelliler sınıfı, atılmayı çoktan hak ediyor. İşte yeni mekanınız dedi müdür ve yolu tutup bana kömürlüğü gösterdi.Dizayn edip sınıf yapacakmış....Kömürlük yahu kömürlük! Pencere yok, güneş yok, hava yok!!!Stajerim ya, yutacağım bu ömür tozunu sandı kendince. Bastım yaygarayı. Sonra bizi fen labaratuarına verdi müdür amca. "Bir iğne kaybolsun, bir bardak kırılsın bittin sen" dedi bana. Tamam dedim. Stajerim ya, yuttum sandı müdür amcam. Çocuklara izah ettim, kırmadılar sağolsunlar ne beni ne de beherleri. Paşa paşa, kaloriferleri ve camları olan bir sınıfta olup ders yaptığım için mutluydum ama hesabını soracaktım bunların. (Ayrıca bunlar bir ihbardır,hakkında geçmişe yönelik işlem yapılabiliyor mu bilmiyorum ama en azından herkes bilsin bu kötü kalpli adamı)

Ben hesap soramadan görevden ayrıldı.İyi kalpli müdür geldi. Kullanılmayan bir sınıfı bana gösterip burası sizin dedi. Hehe :) Olsun, küflü duvarları silinince geçer, biraz ilgilenince güzelleşir dedim içimden.

Yobaz esnafın kapısına dayandım. Yüzüme bakmadılar konuşurken ama Allah rızası için boyayı indirimli verebileceklerini söylediler. Yobazlar çünkü insanlık namına gelip, yardım talep ediyordum, kadınım diye yüzüme bakmadan konuyu görüştüler benimle. Ehi buna da razı oldum. Elimde boyalar, müdür, veliler ben boyadık sınıfı....

Not: Çocukları deşifre etmek istemediğim için fotoğraf yayınlamıyorum.

2005: Tokatköy İlköğretim Okulu'na geldim. İstanbul'da medeniyetin bittiği son noktalardan biriydi burası. Sınıfta oturacak sıra göremeyince okul aile birliğinden sıra almalarını istedim. Aslında sıra vardı ama çocuklar oturunca 2.dakikadan sonra tahtaları ayrılıp yere düşüyorlardı :( OAB, "alırız hocam" dedi. 2-3 ay sonra geldi sıralar. SOn derece cicili bicili...Çok sevindik. Sonra 15 gün geldi beni aradı birileri, "Aylin hanım, sıraların parasını ödemezseniz haftaya gelip alacağız". Nasıl yani???????????????????Okul Aile Birliği başkanı faturayı benim adıma kestirmiş (Bu da bir ihbardır, lütfen bu koun incelensin) Firmadakilerden süre isteyip istenilen 2500 TL yi bulacağımı söyledim. Ne yani? Geri mi verecektim???? Okulun iyi niyetli olup iyi işler yapmaya enerjisi kalmamış yorgun müdürü, "geri ver gitsin hocahanım" dedi. Uğraşacaktım ve uğraştım.

"Arkadaşlar, okul aile birliği sıra aldı ama ödemedi bende 2500 TL yok, pamuk ellerinizi ceplerinize rica ederim, aramızda para toplayalım" diye bir mail attım. Not düştüm bir de, lütfen kimseye forward etmeyin. Sanki ben bunu dememişim gibi, biri kalkmış Beykoz Kaymakamı'na forward etmiş."Arkadaşım Aylin öğretmen, sınıfına yardım arıyor,zor durumda, lütfen yardım edin" diye. Tabi kaymakam da İlçe Milli Eğitim Müdürünü aramış, İlçe Milli Eğitim müdürü ise direk beni aradı! Bir fırça.........! "Derhal buraya gelin açıklamanızı bekliyorum".

İlk anlattığım Okul-Aile Birliğinin attığı kazık oldu. Sonra sordum, siz bir öğretmen olarak benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Ayrıca 15:30 itibariyle özel ğieitm sınıfının borcu ödenmiş, yeni malzemeler alınmış ve okulun bütün eksikleri tamamlanmıştır hocam.

Müdür bey: ......... Hocahanım, gayretiniz için teşekkür ederim, yanlış anladık.

Sonra başta sevgili Melda Başçakır olmak üzere bir çok yardım ekibi okula yardım etti. Sel felaketi yaşayan bir gariban okula bir çok iyi insan yardımda bulundu.

İhbar no 3: Şimdi özel eğitim sınıfının izbe bir odaya alındığını, çocukların zor durumda olduğunu duydum. Bu okuldaki özel eğitim sınıfının durumu nedir?Açıklama istiyoruz, eğer kömürlüğe tıkıldıysalar bu bir insanlık suçudur.

2007:Beykoz'da başka bir okula geçtim. Sıra ihtiyacı vardı yine. Bir yardımsevere ulaştım, değil sadece sıra eksiğini, ne gerekiyorsa hepsini aldı. Sağolsun, varolsun.
Şimdi o sınıf pırıl pırıl gıcır gıcır, eğitime devam ediyor.

2009: Bambaşka bir okula geçtim. İşte sınıfın dediler. Kapı açılınca, patlak sıvalı bir duvar, kırık 2-3 sıra bir tahta ve duvarda asılı bir LCD TV gördüm. Hamileydim ve artık sinirlerim dayanmıyordu. ULAN!Bu özel eğitim sınıflarının kaderi nedir böyle! Ya hiç mi insanlık yok sizde! Diye söve söve çıktım o gün okuldan. Yaz tatiliydi... Doğum izninden sonra işim çok dedim, kafamda bir sürü plan yaptım durdum:(

2010:Doğum sonrası ücretsiz izin bitti. "Hocahanım, sınıfınızı 3. kata aldık" dediler. Kimbilir neresi ve nasıl bir manzara diye sıkıntılı bir şekilde çıktım basamakları.

Bir de ne göreyim ;

Fasulye şeklinde sıralar, LCD tv, bilgisayar, satranç tahtası, bloklar, küpler,abaküsler,yapbozlar, ağzına kadar kitap dolu bir dolap, müzik aletleri, fişler, boyalar, kalemler, envai çeşit el işi malzemesi :)))))))))

Neye uğradığımı şaşırdım. Meğer benden önceki öğretmenim Belediye nin başının etini yemiş. İyi de yapmış.Afiyet olsun, helal olsun. İlk defa bir sınıfta göreve başlarken böylesine büyük bir donanınımla karşılaştığım için büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hocamı buldum, teşekkür ettim ama az biliyorum. Velilere ise ayrıca teşekkür ettim. Klima bile takmışlar yahu! :)

Şimdi okul yıkılacak. Sıralarımız, LCD televizyonumuz, radyomuz, panolarımız paketlenip saklanacak. Seneye yine bizimleler kısmetse. Ama okulun eksiği çok olur tahminimce.

Bir önceki postta dediğim gibi. Kafanızı şişirebilirim.

Eee, isteyenin bir yüzü kara :)

Artı, kendim için istiyorsam namerdim! :)

İşte böyle çılgın ve mücadele dolu bir kariyer basamağı sevgili okurum, ben bu sene laylaylom çekiliş yapmamayım da ne yapayım sevgili dostlar :)

Sev

Okulumuz yıkılıyor! Ben de yıkıldım :(

Çalıştığım okul çok eski ve depreme karşı dayanıksız bir bina. İstanbul' un iyi semtlerinin birinde... Üstelik zengin semtlerinde bile denebilir. Ama çok çok fakir bir okul. Zamanında tamamen kimsesiz çocuklara eğitim hizmeti vermiş. Taşı toprağı altın yani.

Şimdi ise yıkılıyor.

Bir başka okulda eğitim öğretime geçiyoruz. 1 Eylül'de ise yepyeni gıcır gıcır bir bina ile yeni öğretim yılına başlayacağız.

İşte o zaman kafanızı şişireceğim hepinizin.

Bu fakir mi fakir, hiçbir geliri olmayan bu iyi kalpli okula yardım edin diye.

Pazar günümüzü okula gidip yardım işleri ile ilgili toplantıya ayırdık öğretmenler olarak. Ve ben bunları yazmama kararı aldım kendimce. Çünkü bir sürü prosedürü var bu işin. Yazınca olay oluyor, amirler anlamıyor, okurlar anlamıyor... Kimse ne olduğunu anlamıyor.

Yazmakyerine "kim yardım edebilir" deyip telefona sarıldım. Bir iki acil eksiğimiz için arkadaşlarımın pazarlarını çaldım. Çünkü bizi devlet ve belediye kendi kaderimize bırakmış durumda. Çaldım ki kaderimizi yeniden yazalım.

Eksiğimiz %100 giderilemeyeceke gibi olursa yine buradan yazarım, Açalya' nın tavsiye ettiği gibi.

Oysa zamanında ne çok yazmıştım ben bunları:
12.03.2008 ve Kampanyanın sonu

...

Tamamen yanlış anlaşılmışım ve çok üzüldüm gece gece.

Elimde ne kadar kullanmadığım paketinde anne-bebek eşyası vb varsa elden dağıtmış biri olarak, artık çalacak kapı bulamadığım hem de biraz da farklı bir yol olsun diye, hatta eğlenceli olsun diye çekiliş yapmam "para kazanmak" olarak nitelendirilmiş :( Söyleyecek sözüm yok! Ne olabilir ki :(

Markaların Ata için olan hediye tekliflerini ise öğrencilerime istememe alkış gelmemiş mesela.Ki alkış için değil, yapmam gereken bu olduğu için yazıyorum. Niye gelsin ki??????????????

Yaptıklarımı beğenmeyip ters bulanlar gizli saklı kulis yapmaya utanmıyor da ben buradan yaptığim minik bir iyiliği mi yazmaya utanacağım, tabi ki hayır!

Ayıp olan zan üretip hakkımda haksız bir imaj yaratmaktır. Üzülüyorum, hem de çok...

Size iyi geceler, ben uyuyamıyorum :(

Çok şekerler

Çağatay' ın yaptığı son çekime ait kareler çok keyifli. Bebeğin mutluluğu aileye ne güzel yansımış öyle... :) Ben çok beğendim. Bir de siz bakın :) Belki hemfikirizdir. :)

Sevgiler

Aylin

Benim blogum...


Benim blogum kendi halindedir...

Çok okunur, çok tıklanır ama yorum almaz mesela. Çünkü bir yeni annenin merak ettiği konular hakkında bir iki satır yazdığım için okurum okurdur. Okur ve gider. Ne düşündüğünü yazacak samimiyet ortamını ilk (ve belki de son ziyaretinde) bulamaz ve tıklar, gider.Bu blogun doğal ortamı bu, ne yapalım. Herkes yorum bırakacak diye bir beklentiye girmemeli, öyle değil mi???

Postlarım genelde beni deli eden duyarsız anne tiplemesi üzerine yazılmıştır ama bilirim ki kendi kendime söylenirim, yazarım, çizerim. O anne duyarlı olsa zaten okuyacak, araştıracak, blog tutacak bilmem ne... İşte...Kendimce dövünür dururum, dizime dizime :)))

Blogumda kafama göre hediye veririm, kafama göre çekiliş yaparım, kafama göre dağıtırım, toplarım, çarparım, çıkarırım. Kendi alanım ya, kafama göre takılırım işte.
Gel sana hediye verelim diyenler olur, kırmam, okuldaki bebeklerim için 3'er 5'er isterim.Vay!!!!!!!! Arsız öğretmene bak! :)

Şu aralar yardım isteyen öğretmen olmadığı için kendimce bir eksiklik hissetmeliyim bilmiyorum. Ama tamamen okulumun kendi eksiklikleriyle ilgilenmekteyim. İstanbul' un göbeğinde fakir mi fakir, her okuldan çok daha farklı dertleri olan, bir lirası dahi olmayan bir okulda öğretmenim. Okulumun derdindeyim anlayacağınız. Nedense burada Açalya' nın bahsettiği bir yardım kampanyasını okuduktan sonra, daha önce Bitlis,Ağrı,Çorum,Mardin'e birşeyler yapmaya gayret etmiş biri olarak bir garip oldum. Fakir fukaraya açıktan yardım çabalarında olmadığım için kendimi kötü mü hissetmeliyim acaba dedim kendi kendime 100. izleyicisine krem hediye etmeye çalışmış ama bir türlü o izleyicisinden cevap alamamış biri olarak, bilemedim :))))

Çalışmaya başladığımdan esas mesaim blogda çekiliş,hediye gibi keyifli işlerle uğraşmak, geriye kalan zamanımda ise ( ki günümün büyük bir kısmı) okuluma kaynak bulmak. Tabi yardım isteyeni de yardım edeni de icitmemek için buralarda yazıp çizmemek...İşte bu benim blogumun esas ilkelerinden birisi...

Neme lazım! Onu da reklam zannederler filan...

NOT: Son zamanlarda gönderdiğim hediye ve çekilişlerle epey tepki almışım meğer. Yahu sizin olup bitenden haberiniz var mı? Hiç geri planda ne olabilir diye düşündünüz mü? Düşünmediyseniz çok yanıldınız :(
Haydi iyi geceler.

Aylin

17 Aralık 2010 Cuma

Sevgili Orkidem 2 yaşında :)

Salon güzelim benim

Aldığımda minik orkideciğimin üzerinde onlarca çiçek vardı. Kısa süre sonra döküldüler, eh tabi aldı beni bir hüzün. Okuduğum ve duyduğum gibi çöpe mi atmalıydım??? Hayır! Araştırdım biraz, dallarının ucundan 10 cm kadar kesilmesi öneriliyordu. Öyle yaptım. Hay bin kunduz! Kısacık kaldı dalları bu sefer.

6 ay sonra açar demesinler mi? :( Poooff! Bekleye bekleye ben çatlarım yahu! :)))

Neyse, sonra işi akışına bıraktım.

Orkidelerimi azar azar hergün suladım. Bardaüın dibiyle yani. Yine aynı miktarda kalan aloe vera çayşarından döktüm. Poşetlerini yırtıp toprağına serptim!Sonuç: mü-kem-mel!!!

En son Eylül ayında çiçeklerini dökmüştü. Aralığın ortasındayız yine açmaya başladı minik kızım :) Ayrıca aldığımda 2 daldı ve sondan atak yapıp hepsinden daha uzun olan yeni dalın üzerindeki tomucuklarla yeni yeni bir sürü orkidem olacak. Yaşasın.

Tecrübeyle sabit olan bu konuyu ehemmiyetle paylaşmak isterim sevgili anneler :)

Sevgiler, orkideler hepinize...

En iyi lazımlık hangisi?

Piyasa araştırmalarına başladım. Şimdilerde biliyorsunuz 2. Ekolojik Günler Fulya Kültür Merkezi'nde devam ediyor. Ve bizim firmamız Atasagun Film Yapım ve Babylife da katılmıcı olarak fuarda yer alıyorular. Mutlaka ziyaret edin derim.

Artık çalışan anne olduğum için ve çalışma saatlerime denk geldiği için ben gidemedim. Ancak yarın ve pazar günü mutlaka ziyaret etmeyi düşünüyorum. Çünküüüüü "organik lazımlık" bulmuş eşim :) EVET, lazımlığın da organiği var :))) Çok şeker.

Firmanın sahibi Çağatay' ın çok sevdiği bir arkadaşı ve harikulade ürünleri var. Kendi kızlarıyla çıktıkları ebeveynlik yolculuğuna green Goods markasıyla devam etmişler. Aklıam yatan ilk şey ürünlerinin toksik içerikli olmaması ve el yapımı olması. Tıkalyın, ziyaret edin, ihtiyaçlarınız varsa alın derim. Zira ben organik lazımlığı bulmuşken kaçırmayacağım ve gerekli diğer malzemelerimi de buradan alacağım.

Organik lazımlıkların 3 renk seçeneği var.

Ürünün hakkında bilgi ise aynen şöyle:
<blockquote>atık bitki malzemelerinden elde edilmiş, evinizde yıllarca kullanıldıktan sonra toprağa gömerseniz biyolojik olarak hızla yok olabilecek bir lazımlık... 2009 yılında Mother&Baby Gümüş Ödülü alan Becopotty, ergonomik tasarımıyla hem rahat hem de kullanışlı. Sırt kısmının yükseltisi denge sağlarken, ön tarafındaki koruma yükseltisi de etrafa sıçramaları engelliyor, böylece tuvalet alışkanlığı konforla ve hijyenik bir biçimde sürdürülebiliyor. En önemlisi bu lazımlık hem bebeğiniz hem de çevre için çok uygun... Becopotty lazımlık hayatına tarım artığı olan bambu artığı ve pirinç kabuğu olarak başlıyor.Becothings bu artıkları toplayarak toz haline getiriyor.Biyolojik olarak yok olabilen bir reçine ile karıştırıyor ve kalıpta bekleterek Becopotty lazımlığı yaratıyor. Becopotty Lazımlıkla ilgili küçük birkaç fikir... Çocuğunuzun tuvalet terbiyesi sona erdiğinde lazımlığı bahçenize gömebilirsiniz. Küçük bir ipucu vermek gerekirse; gömmeden önce lazımlığın altında birkaç küçük delik açarsanız nemin içeri girmesini kolaylaştırmış olursunuz.Becopotty tamamen dibe battığında biraz tohum biraz da su ekleyerek tohumlarınızın çiçeğe dönüşmesini izleyin. Birkaç sene boyunca lazımlık toprağa karışacağından hem çiçeklerinizi besleyecek hem de doğaya katkıda bulunacak.

Bir de fiyatı bana çok makul geldi, şu an indirimde: 30.25 TL

Ohh, bu işi de tamamladım. Artık rahat rahat çayımı içe bilirim.

Haydi kalın sağlıcakla :)

Not: ÇEKİLİŞE KATILMAYI İHMAL ETMEYİN :)

16 Aralık 2010 Perşembe

En doğru tuvalet eğitimi nasıl olmalı?

Aslında "tuvalet eğitimi" diye birşey yok benim anladığım kadarıyla.Doğal akışına bırakılması gereken bir süreç bu.

Örneğin anne bebeğin üzeri giyinik olarak günde 1 kez lazımlığa oturmasını sağlamalı ilk başlangıç aşaması olarak.Ancak daha önemli bir şey var: Sizin doğal halinizi gözlemlemesini sağlamak.

Kaka sadece bağırsaklara özgü bir şey değildir. Bağırsaklar beynin ikiz kardeşidir. ( Nöro-psikoloji notlarımızdan çok iyi hatırlıyorum) Beyin isterse dışkılama gerçekleşir. Beyin isterse bağırsaklar kakayı bırakır. Burada bir bırakma ve bırakmayı isteme duygusu vardır. Yine bu durumda karşımıza ne çıkar? Güven duygusu.

Bebek kendine ait bir varlığı güvenle bırakmak ve bıraktıktan sonra ne olduğunu, nerede olduğunu, nasıl bir şey olduğunu görmek ister.



Şimdi bir annenin ne yapması gerektiğini listeleyelim.
-Kaynaklar çok iyi taranacak ama hiçbiri harfiyen moda mod uygulanmayacak.
-Bebeğin anneyi tuvalete gidip oturduğunu görmesine izin verilecek.Böyle bir süre ilerledikten sonra zaten bebek dillendikçe "çiş" diyecek ve işaret edecektir. Unutmayın, bebeklerimiz sürekli bizi izler ve bizi taklit eder. Bu yüzden kaka yapmalarını sağlamak için özel eğitim programları düzenlemek yerine zamanına bırakmak ve bizi izlemelerine izin vermek en sağlıklı yol olacaktır.
-Tuvalet eğitimine başlamadan çok çok önce kaka sevilecek. Evetkaka sevilecek. Örneğin:"Aferin Ata'ya, ne güzel kaka yapmış, aferin tatlıma, kakası işte burada, bezinde duruyor ve biz onu alıp saklıyoruz" denecek ( Öneren Prof.Dr.SAbiha Paktuna Keskin)
-Bebeğin lazımlığı evdeki klozetin yanına konacak.
-En önemlisi,şunlar denmeyecek.

"Ata çiş var mı çiş", "Kaka gelince söyle iyi mi annecim", Ööö, kaka pis kokuyor.

-Anne bebeğin doğumundan tuvalete gitme dönemi başlayıncaya kadar bebeğin kakasını pis bir şey olarak değil, ona ait bir parça olarak lanse edecek.Aynı zamanda; " elin pis,sileyim.Ağzın kirlendi kıpırdama sileyim" denmeyecek. Bu çocuğun takıntılı bir kişileğe sahip olmasına, ileriki dönemde kendine bir suçluluk duygusu duyarak aradığı güveni yitirmesine neden olabilir.

-Özetle: salacağız kendimizi sevgili anneler. Ağzı kirli kirli yemeğini tamamlayacak, ondan sonra ağız yıkanacak. Bebek kaka yapacak, anne obsesif bir şekilde popo temizliği ve el yıkama girişimi göstermeyecek.Bunların hepsi: ben kötü şeylere neden olan biriyim mesajını bebeğe verecektir.(Referans. Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin)

-Tuvaletini söylemesi için acele edilmeyecek yine Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin'e göre (Maksimum 4 yaşına beklenmeli, gerekirse uzman yardımı alınmalıdır diyor)

-Bebekler kakayı kendinden bir parça oalrak görürlermiş. Kakayı bırakırken "acaba bu benim içimden çıkan parçaya ne olacak?" kaygısı yaşarlarmış. Kakayı bırakınca ise kalkıp bakmak ve ona dokunmak isterlermiş.Bu noktada ise çocuğa yine aradığı o güven duygusunu annenin veya yakınlarının vermesi lazım geliyor uzmanlara göre.
"Bak Ata, kakanı yaptın.Aferin" (abartmadan, alkışa gerek yok mesela:)
"Bak bebeğim, kakan burada, bir yere gitmedi, duruyor." Bu esnada dokunmak isterse anne görmezden gelebilir, dokunmasına itiraz etmeden bu süreci sakin bir şekilde atlatmasını söyleyebilir.

-Her defasında ödüllendirmenin bir etkisi olmaz. Davranışın oturması için ilk aşamada, ilk günlerde aferin anlamına gelecek minik ödüller verilebilir.(Çocuğun sevdiği bir yiyecek, oyun, meyve gibi) Ama daha sonra bu sosyal pekiştireçlere dönmelidir. "Aferin Ata" yeterli olabilir.

-Tuvalet alışkanlığı dönemi öncesi anne ne kadar çok ööö-pis-kötü kokuyor derse, tuvalet eğitimi uzarmış, yine uzmanlara göre. Çünkü çocuk kötü bir şey yaptığını düşünerek bunu ileride yine gizli saklı kimseye göstermeden altına yapma şeklinde devam ettirebilirmiş.

Çocuk 24.aydan sonra dahi kakasını söylemiyorsa:

1. Anne kakayı kötülemiş olabilir.
2. Çocuk kakasını bırakmak için anneye ve etrafındakilere güvenmiyor olabilir.
3. Kaka yapma meselesi abartılmışsa, her defasında evde şenlikler düzenleniyorsa çocuk daha fazla şenlik istiyor olabilir, yada "dur ben şunu bırakmayayım da annem benimle daha fazla ilgilensin" demek istiyor olabilir.

Eğer anne, bebek doğduğunda bugüne değil pis -ee!! demediyse,
Kakası gelince abartmadan temizlediyse,
Kakayı sakladığını belirtirse, bebek 18. veya 19. aylardan itibaren tuvaletini söylermiş.

Dikkat edileceklere şunları da ekleyelim:

-Tuvalet veya banyo anne ile etraflıca incelenecek. "Bak Ata, burada kapı var, yukarıda lamba var, burada çekmece var, gel içine bakalım, burada senin lazımlığın var, tuvalet kağıtları burada, lavabo da buradaymış"... Gibisinden bir keşif turu atılacak. Böylelikle gerekli güven duygusu verilecek.

-"Kakanı yaptın, aferin Ata'cım", "bak, çok değişik şekiller olmuş" deyip incelemesine imkan tanınacak.
...

Çok uzattım.

Daha önce pek çok yazımda yazdığım gibi burada tekrar edeceğim. Herşeyin başı güvendir. İnsan yavrusu doğumundan ölümüne kadar yaşaması için gerekli güveni arar. Burada ve her konuda, bir çocuğun sağlıklı gelişmesi için güven sağlamak çok önemli. Annenin bebeği tuvaletini yaparken yarı yolda bırakmayacağını, koruduğunu ve sonuna kadar da koruyacağını hissettirmesi lazım bana kalırsa.

18.aya kadar oral dönem devam ettiği için ve 18.aydan sonra anal döneme geçiş başladığı için bu arada bebeğin "çiiişşşş"-"ka-ka" demesi çok olağan bir durumdur. Bezini çekiştirmesi, rahatsız olması çok normaldir.

Bu bilgilerden sonra ben rotamı belirledim.

Ata'ya bir lazımlık alacağım.
Ayakları yere değecek şekilde olanından. Belki eğlenceli olsun diye müzikli olanından alabilirim :)))
Klozetin yanına koyacağım ve bekleyeceğim.
Ara sıra beni tuvalete girip çıkarken gözlemleme fırsatı vereceğim ve Ata'mın kendi kendine oturması için bekleyeceğim. İlerledikçe zaman, kakayı oturarak birlikte, sohbet ederek, şakalaşarak yapmasını sağlayacağım.
Kaka bitince ona inceleme fırsatı vereceğim.
Dokunmasına itiraz etmeyeceğim.
Kaka gitmedi, bak burada Ata diyeceğim.
İlk günler eşe dosta gösterip güvenini ve özsaygısını pekiştireceğim.
Sonra birlikte döküp ona el sallayacağız.
Popo temizliğini yine abartmadan obsesifçe değil daha bir sukunla gerçekleştireceğim.

:)

Şimdi sıra "hangi lazımlık daha iyi" sorusuna yanıt bulamaya geldi :)

Onları da paylaşacağım.

Umarım bir katkım olur...

Sevgiler

Aylin

İşte Yeni Yıl Çekilişi Hediyelerim



Ta taaaaaaaaa ...

Sonunda yeni yıl hediyemi duyurma zamanı geldi.

Miniğinizin rahat bir uyku çekmesi için size minik bir set.

Polar battaniye

2 Adet 4 numara bez

Hisset,keşfet,öğren kitapçıkları...

Ekolojik taşıma çantası

Veee, o şanslı bebeğin annesine yılbaşı için Tepe Home taarından hazırlanmış melek mumluk hediye :)

Melek Mumluk ile yeni yılda eviniz ışıldasın

Tea light yerleştirildiğinde melekten yıldızlar çıkıyor ve çok hoş bir görünüm ortaya çıkıyor

Bütün bunlara sahip olmanız için tek yapmanız gereken şey; bu postun altına "mutlu yıllar" yazmak. 29 Aralık saat 17:00'ye kadar yapılan yorumlar arasından yapılacak çekilişle talihli anne&bebeğe hediyesi kargoyla göndereceğim. Böylelikle yenı yıla girerken hediyeniz elinizde olmuş olacak :)

Hepinize sevdiklerinizle, bebeklerinizle, sağlıklı, neşe dolu sıcacık bir yıl diliyorum. 2011 de herşey gönlünüzce olsun.

Sevgiler

Aylin & Ata & Çağatay

Kazanan talihli belli oldu

Herkese gunaydin,
Blogumu izleyen 100. Kisiye Nivea krem hediye edecegimi duyurmustum.Ancak minik ve komik bir karmasa yasandi ve duyurum gecikti.Anlatayim; sevgili arkadasim Ersin bebek kakasi , cicek asisi, postpartum depresyonu gibi seylerin konusuldugu bu anne bloguna uye olmuuuussss.Fakat kendisi bekar yani cocugu yok.Hediye ise bu durumda pek de makul gozukmuyordu.Nasil yapsam diye dusunurken kendisi bu hediyeyi 101.uyeye hediye etmemi onerdi.Kendisi de epey deneyimli bir psikolojik danisman ve gelisim psikolojisinde cok iyidir.Danisarak bilgi alabilirsiniz bu arada sevgili anneler:)

Bu durumda talihli 101.izleyici olan Sila....kendisi bana mail atarsa adresine gondermek istiyorum.

Ilginize cok tesekkur ederim.

Sevgiler

Aylin

Prof.Dr.Ayça Vitrinel'den Tuvalet eğitimi, göz kontrolü ve genel sağlık hakkında pratik bilgileri

Bugün doktorumuz Ayça Vitrinel' deydik. Su çiçeği aşısı da vardı. Boy kilo ölçümlerinin yanı sıra yine her zaman ki gibi pedagojik önerileri oldu bizlere. Seviyorum bu kadını, Ata' ya olan yaklaşımı, bize olan yaklaşımı öyle güzel ki...Onca yoğunluğuna rağmen yüzü hep gülüyor, herzaman açıklayıcı, içten ve samimi... Azdır böyle çocuk doktoru bence. Allah razı olsun kendisinden. Ata'cığımı büyütürken muhteşem bir rehber oldu. Bugün benim ona bir takım sorularım oldu ve çok net yanıtlar aldım yine doktorumuzdan.

1. Bebeklere bir yaşında göz kontrolü öneriliyor, biz 15. ayı bitirdik ve hala gitmedik. Öneriniz nedir?

Ayça Vitrinel 'in yanıtı:3 yaşına kadar böyle bir gereklilik yoktur.Ancak anne / aile bir farklılık sezerse, en ufak bir şüphede mutlaka bir hekime gitmelidir. Hafif bir kayma, şaşılık vesaire sezdiğinizde hemen götürün.

2.Ensede sanki beze gibi bir şeyler var… :(Ayça Vitrinel 'in yanıtı :

Hemen kontrol edelim(elleriyle kontrol ederken), bunlar bu aylarda bu yaşlarda her zaman olur.Çok doğaldır, çok normaldir, endişe etmenize gerek yok.Kendiliğinden geçecektir.

3.Kaç diş var sırada?

Ayça Vitrinel 'in yanıtı 15. ayda köpek dişlerini ve azı dişlerini beklemeliyiz. Bunlar 4 tanedir. Daha sonra 24-36.aylar gibi 2.premoler dediğimiz süt dişi/azılar çıkacak.Parmağa takılan diş fırçalarıyla dişlerini fırçalamaya başlayabilirsiniz.

Ben: Ohoooo :))) Ayça Hanım, neredeyse dişlerinin çıktığı ilk günden beri fırçalıyoruz. Şaka bir yana 10.aydan beri sabah-akşam düzenli olarak fırçalıyorum dişlerini.

4.Tuvalet eğitimi hakkında ne önerirsiniz?

Ayça Vitrinel 'in yanıtı : Benim önerim şudur; çocuğunuzun artık dışkılama düzeni oturmuşsa ve artık bir şeye odaklanıp onunla ilgilenebiliyorsa yavaş yavaş tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. Boyuna uygun ergonomik bir lazımlık ile en belirgin olan kaka saatinde oturtmaya başlayabilir, kakasını yapmasını isteyebilirsiniz. Karşısına geçeceksiniz, ikinizde sohbet ederek, konuşarak bunun ne olduğunu paylaşacaksınız. Ona anlatın, tuvaletin, çiş yapmanın ne demek olduğunu anlatın. Sizi içtenlikle dinlemesini sağlayın. Kaka yaptığında ise ona eserini mutlaka gösterin.Kesinlikle çişe zorlamayacaksınız, önce kaka. Önce kakasını yapmasını isteyeceksiniz. Sonra sonra çişini de yapmasını isteyebilirsiniz ama artık 20. aya doğru filan...

Ayça Hanım bunları anlatırken hemen aklıma hocam Üstün Dökmen’ in öğrencilerine sık sık hatırlattığı bir şey geldi.
Bebek kakasını yaptıktan sonra sakın ÖÖÖ-kaka-pis!! Gibi şeyler söylemeyin. Çünkü bu bebeğin eseridir.Ürünüdür. Çocuk aslında içsel olarak kakasını lazımlığa yaptığı için büyük bir başarı duygusu yaşar. Siz kalkıp ÖÖÖ-pis-kaka derseniz başarı duygusunu elinden alırsınız”

Tamam ÖÖÖ-pis-kaka gibisinden garip sesler ve tepkiler verilmeyecek. Hepimiz hemfikiriz. Daha önce ulu kişi Dr. Sears’ ın kitabını karıştırmıştım. Tuvalet eğitimi hakkında türe özgü hazır olunuştan bahsediyor. Erken yaşta bebek zorlanırsa bir işe yaramayacağını ama 2. Yaşına doğru başlanırsa daha kolay ve sistemli öğreceği için bebek açısından daha avantajlı olacağını söylüyor.
Şimdi biz 15. Aydayız ve doktorumuz başlayabilirsiniz dedi. Çok önemsediğim 2 doktor pek de paralel şeylerden bahsetmiyor gibi geldi bana ve internette ciddi bir araştırmaya giriştim.

Doğal ebeveynlik - Dr. Sears

Dr.Sears ve tuvalet eğitimi sözcükleriyle yaptığım ilk aramada karşıma çok beğendiğim bir annenin sevgili İrem'in
blogu çıktı karşıma. O da benim gibi aynı şeyi sormuş "Tuvalat eğitimi için geç mi kalıyorum? diye :) Ve tabi verdiği bilgiler çok aydınlatıcı ve doğal.

Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin' in bir söylemi ise beni çok rahatlattı. Bebeğin 18.aylarda artık bezi istemeyebileceğini söylüyor.Biz ise 16. ayın içindeyiz...Acelemiz yok. Bugünlerde iyi bir "lazımlık" araştırması yaparak işe başlayabiliriz.

Ah, unutuyordum, aklıma geldi. Ayça Hanım bunları anlatırken şu geldi aklıma.24.ay civarı verilen tuvalet eğitimi tam da meşhur adıyla 2 yaş krizlerine denk geliyor. Bu nedenle özellikle anne çok yıpranıyor. Erken tuvalet eğitimini savunmuyorum ancak illa ki 24. ayı beklememeli diye de düşünmeden edemiyorum. Zaten bir anne bilir, nerede ne yapacağını ama bu aralar biz yavaş yavaş başlayabilirmişiz gibi geliyor bana.

Arada sırada beni klozete otururken gördü ve ilgisini çekti. Mesela bu tuvalet eğitimi için önemli bir nokta ve bebeğin tepkilerini anne kontrol ederek ne yapacağını kestirebilir. Örneğin Ata ilk bir iki seferinde pek anlamadı hadiseyi ama ısrarla "çişimi yapıyorum Ata'cığım", yada "tuvaletimi yapıyorum canikom"demiştim. Sonra sonra arada bir ilişki kurduğunu farkettim. Bir şekilde buraya oturuyor bu insanlar diyordu gözleriyle... Sıra ona gelecek, şimdilik haberi yok yavrucağın.

Bu işi yaparken ayaklarımın yere basması gerek, kural bir :)

Bu arada Ayça Hanım, aperatla başlamanın pek de doğru olmadığını, çocukların ayaklarının yere temasının önemli olduğunu,aperatla otururken havada kalan ayakların ıkınmayı güçleştirebileceğini ve pek de güvende hissetmeyeceklerini, çocuğun kakasını görebileceği bir lazımlıkla başlamasının çok önemli olduğunu söylemişti. Çok önemli son not olarak paylaşmak isterim.

Şimdi tuvalet eğitimi ile ilgili bir kaynakça listesi oluşturup okuyacağım ve paylaşacağım.

Yavaş yavaş büyüdüğünü görmek ve hayata hazırlamak hem çok keyifli hem de hafiften hüzün verici sanki... Masumiyet denen şeyle kucak kucağa yaşayınca insan ister istemez bunu düşünüyor ...

Hadi hayırlısı bakalım.

14 Aralık 2010 Salı

Aylin Anne'den Haberler

Herkese kocaman bir merhaba,



Biliyorsunuz bu aralar pek bir faalim,biliyorsunuz bloguma üye olan 100. üyeye bir armağanım var.


Ayrıca Forever Living ürünleri ile ilgili bir kampanta yapıyorum.

Anket hazırladım ,siz sevgili okurların görüşlerini bekliyorum.

Acaba bu kutuda ne var? :)

Veeeeeeeeee, çok yakında şahane bir yılbaşı süprizim sizlerle olacak, her an duyurabilirim diyorum. Dın dın dın dın dın dınnnnnn!!!! :)))

Sevgili okurlarıma duyurulur :)

Sevgiler

Aylin

10 Aralık 2010 Cuma

Doğum sonrası depresyon geçirmeyen var mı acaba? Uzm. Dr. Özlem Devrim BALABAN ile söyleştik… ( Röportaj)

Doğumdan sonra her anne çeşitli duygusal karmaşalar, hüzün hatta depresyon yaşar. Kimi anne kolay atlatır, kimi anne ise psikolojik yardım alarak atlatmaya çalışır. Aklıma gelen soruların hepsini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları uzman doktorlarından Özlem Devrim Özbalaban'a sordum.Hem bir uzman hem de 3.5 Aylık Barış bebeğin annesi olarak sorumlarıma yanıtlar verdi.

İşte ayrıntılar...

1.Doğum yapan bir anne doğumdan sonra kendince çalkantılar yaşar. Siz bu çalkantıyı neye benzetiyorsunuz? Bilimsel olarak nasıl tarif ediyorsunuz? Nedir bu post partum? :)

Postpartum, “doğum sonrası” anlamı taşıyor. Doğum sonrası yaşanabilecek sıkıntı ya da sorunları biraz nedensel biraz da zamansal olarak betimlemek için kullanılan bir sıfat gibi düşünebiliriz.
Sizin de söylediğiniz gibi doğum yapan hemen her kadın bir takım “çalkantılar” yaşayabilir. Bu çalkantılar kiminde büyük dalgalar halindedir, kimisinde ise minik kıpırtılar şeklinde hissedilir yani her anne aynı şiddette yaşamaz. Bu çalkantıyı suya düşen bir nesnenin yarattığı dalgalara benzetebiliriz aslında. Anneyi, yaşamı, kişiliği, sosyal çevresi yani bütünüyle bir gölet gibi düşünelim, ve bu gölete bit taş attığımızı..Bebek, öncesinde yaklaşık 9 aylık bir hazırlık dönemi olsa da annenin yaşamına doğumla birlikte düşüvermektedir aslında..Ve artık o gölet tamamen farklılaşmakta, durağan halini tekrar alana kadar biraz çalkalanmaktadır diyebiliriz sanıyorum. Böyle bir metaforun ardından daha somut örneklere geçecek olursak şöyle diyebiliriz, “anne” olmak yepyeni ve çok çok önemli bir kimlik katıyor kadına..Karı-koca kimliği taşıyan iki kişiden oluşan aileye katılan bebek beraberinde anne-baba kimliğini büyük bir sorumluluk duygusuyla beraber getiriyor. Bireysel olarak yaşanan değişimlerin yanında aile diye adlandırdığımız sistemde de birçok dinamik değişiyor ve bu değişiklikler kiminde iri kiminde ufak çalkantılara neden oluyor. Yeni rollere uyum sağlamak her zaman kolay olmayabiliyor. Kadına geri dönecek olursak hem psikolojik, hem sosyal hem de hormonal değişimler doğum sonrası onu bekleyen çalkantılar gibi görünüyor. Psikolojik derken daha çok bilinçdışı süreçleri kastediyorum. Yani annenin kendi bebekliği, kendi annesi ile ilişkisi, bebekliğine dair sıkıntılar ve bu dönemi nasıl geçirdiği gibi süreçler kendi farkındalığının dışında doğumla beraber canlanıyor. Sosyal derken kastettiğim yeni rollere ve yeni oluşan anne-baba-çocuk sistemine uyum süreci..Eş olan kadın bir de anne oluveriyor. Aile içindeki yazılı olmayan kuralların tekrar yazılması, karı-koca arasındaki dengenin yeni rollerin biçilmesi ve yeni bireyin katılımıyla yeniden kurulması gerekiyor. Hormonal derken ise doğumla beraber, gebeliğin devamı için gerekli hormonlarda ani düşmeyi ve emzirme dönemi için gerekli değişiklikleri ifade etmeye çalıştım kısaca..Bir de bunlara annenin bedenindeki değişiklikler ve bebek bakımı ile ilgili zorlukları da eklersek doğum yapan kadın birçok şeyle baş etmek durumunda kalıyor diyebiliriz. Ama dediğim gibi her kadın bunu kendi koşulları ve çerçevesinde farklı yaşıyor.

2. Postpartum sık görülebilecek psikiyatrik ya da psikolojik sorunlardan bahseder misiniz?

Öncelikle en sık yaşanan durumdan bahsetmek istiyorum kısaca..Annelik hüznü yani postpartum blues…Annelik hüznü, araştırmalar farklı rakamlar verse de anneleri %80’ne varan oranlarda etkileyebiliyor. Doğum sonrası 3. ve 4. günlerde başlayan, ve genellikle 10. gün gibi sonlanan hassasiyet ve ağlamaklı olma durumu gibi tarif edebiliriz annelik hüznünü..Tarifi üstünde geçici bir süreç olarak tanımlanıyor ve ek olarak baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik, huzursuzluk, sıkıntı hissi, endişe hali ve uyku problemleri de tabloya eşlik edebiliyor. Belirtiler hafif şiddette ve geçici olduğu için tedavi gerektirmeyen bir durum ama annelerin bu konuda eğitilmesi ve bu sürecin sık görülen geçici bir durum olduğunu bilmesi önemli..Eğer belirtilerin süresi 2 haftayı geçerse bir psikiyatri uzmanına başvurmak gerekir.
İkinci sıklıkla karşılaşılabilecek sorun ise postpartum depresyondur diyebiliriz. Postpartum depresyon, doğum sonrası başlayan ya da bu döneme kadar uzayan depresif süreç olarak tanımlanabilir. En sık görülen belirtiler isteksizlik, mutsuzluk hissi, kendini değersiz hissetme, uyku bozukluğu, yorgunluk, sinirlilik, iştah azalması, dikkat dağınıklığı, yetersizlik düşünceleri, suçluluk fikirleri ve bebeğin sağlığıyla ilgili veya bebeğe zarar verir miyim şeklindeki kaygılardır. Ağır tablolarda ölüm düşünceleri kliniğe eklenebilir. Yaygınlığı %15 civarındadır. Daha önceye ait psikiyatrik hastalık öyküsü, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, evlilik problemleri, sosyal destek yetersizliği, gebelik sırasındaki olumsuz yaşam olayları, gebelik sırasında depresyon geçirmiş olma, bazı çalışmalara göre şiddetli annelik hüznü yaşamış olma ve bebeğin bakımı ile ilgili zorluklar postpartum depresyon riskini artıran faktörlerdir. Anne eğer böyle bir tablo içindeyse mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurmalı, uygun olan tedavi seçenekleri (ilaç, psikoterapi ya da ikisi birlikte de olabilir) değerlendirilmeli ve zaman kaybetmeden tedaviye başlanmalıdır.

3. Postpartum psikozunun evreleri nelerdir? Nereye kadar normal sayılabilir, hangi noktadan sonra yardım almak gerekir?

Öncelikle postpartum psikozun hiçbir şekilde normalize edilemeyecek bir tablo olduğunu söylemekle söze başlamak isterim. Psikozlar kişinin gerçek ile olan bağının koptuğu, gerçek olan ile olmayanın ayrımını yapma yetisinin tamamen yitirildiği, mutlaka tedavi edilmesi gereken, aksi halde anneye ve/veya bebeğe ciddi zararlar verebilen kinik tablolardır. Fark edildiği anda mutlaka bir psikiyatrist ile iletişime geçilmelidir. Peki nedir belirtileri? Psikoz genel bir kavramdır. Dolayısıyla postpartum psikoz da öyle..Eğer postpartum psikoz bizim iki uçlu bozukluk dediğimiz, halk arasında daha çok manik-depresif hastalık olarak bilinen bozukluğun bir parçasıysa ( ki genellikle postpartum psikoz bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar) annede aşırı hareketlilik, çok konuşma, enerji artışı, uykusuzluk, kendine aşırı güven gibi belirtilerin yanı sıra gerçekdışı düşünceler tabloya eşlik eder. Birilerinden kötülük göreceği, takip edildiği, çok önemli görevleri ya da özel güçleri olduğuna dair düşünceleri olabilir. Bu düşünceleri ikna edilemez derecede savunmaktadır. Beraberinde diğer insanların duymadığı sesleri duyma, görmediği görüntüleri görme gibi algı bozuklukları yaşayabilir. Bu durumdaki bir annenin bebeğe de zarar verme riski söz konusudur. Bu nedenle gerekirse hastaneye yatışı yapılarak bir an önce tedaviye başlanmalıdır.

4. Doğum yapan anneye moral vermek isteyen "iyi niyetli" insanların asıl yapması gereken şey nedir sizce, kendi öykülerini anlatıp "takmaaa, geçecek" demek yerine? :)

Öncelikle anneyi sıkıntıya sokan durumu dinlemek gerekir. Bazen içten ve samimi bir şekilde dinlenmiş olmak bile anneyi rahatlatabilir. Dinlerken yargılamamak, ona yapamayacağı önerilerde bulunmamak, başkaları ile karşılaştırmamak gerekir. Eğer annenin eşi, annesi gibi “en yakını” olan kişiler sürecin farkında değilse, onların farkındalıkları artırılabilir. Bir de gerçekçi olmak gerekir tabiî ki..Eğer zor bir bebeği varsa “takma geçecek” demek yerine bebeğinin geçekten zor olduğunu söylemek annenin anlaşıldığını hissetmesini sağlayacaktır. Sizin tabirinizle “takma, geçecek” sözü, gerçekten de geçecek olmasına rağmen o anda annede “kimse beni anlamıyor” hissine yol açabilir..Onun yerine anneyi daha önce zorlayan ama üstesinden geldiği durumlar ona hatırlatılabilir çünkü insanlar genelde zor durumlar yaşadıklarında önceki başarılarını hatırlamakta zorlanırlar…Ya da o anki durumun gözden kaçan olumlu taraflarının altı çizilmeye çalışılabilir, tabiî ki gerçekçi bir şekilde..Yaşam elbette toz pembe bir yağlı boya tablo değildir ama içinde mutlaka pembe renkler de içerir 

5. Eşlerin ne yapması lazım peki?

Bu soruya hem bir profesyonel hem de bebeğine yalnız bakan bir anne olarak cevap vermek istiyorum  . Eşlerin yapması gereken şeyler yaşanan sıkıntıya göre değişmekle beraber genel olarak eve geldiklerinde anneye biraz nefes aldırmaya çalışmaları gerekiyor. Annelik özellikle ilk zamanlarda 24 saatlik bir mesai ve hiç kimse dinlenmeden 24 saatlik mesaiye dayanamaz. Bu mesaideki dinlenme zamanları babanın sihirli ellerinde diye düşünüyorum. Karı- kocalık rolüne anne babalığın eklendiği bu süreçte anne baba olma pahasına karı-kocalığı unutmamak gerekiyor. Bu nedenle eş ve anne/baba rollerinin dengesini iyi kurmak ve bu dengeyi yakalarken yaşanabilecek iniş çıkışlarda empatik ve en önemlisi HOŞGÖRÜLÜ olmak gerekiyor. Özellikle başlangıçta anneye düşen yük doğası gereği daha fazla olduğu ve anne sosyal ve psikolojik değişimlerin yanı sıra biyolojik anlamda da birçok değişim yaşadığı, bir de %80 lere varabilen oranda annelik hüznü gerçeği düşünülecek olursa babalardan başlangıç için özellikle hoşgörü ve destek beklemek çok da yanlış olmaz sanırım..

6. Önerilerinizi yerine getiremeyen babalar için ne yapmalı?
Tekrar tekrar anlatmalı, durumu anlamaya çalışmaları sağlanmalı..Seçilen dil çok önemli tabiî ki ..Önerileri yerine getirmediği için öfke uyandıran babaya “sen” diye başlayan ve suçlayıcı bir yüklemle son bulan cümleler kurmak yerine “ben” diye başlayan ve o destek olmadığında/ önerileri yerine getirmediğinde nasıl hissettiğiniz ve ne gibi zorluklar yaşadığınızı anlatan cümleler kurmak daha doğru gibi görünüyor. Babada suçluluk duyguları uyandırmak istenilenin aksine talep edilenleri yapmamasına sebep oluyor.

7. Erkekler de depresyona giriyor anladığım kadarıyla, var mıdır aslı?

Tabi ki giriyor. Depresyon kadınlarda daha sık görülmesi, doğum sonrası dönemin depresyon için özellikle riskli bir dönem olmasının yanı sıra depresyon kadına özgü bir hastalık değil..Erkekler de depresyon geçirebilir. Sonuçta doğumla beraber erkek de baba olmakta, bu rolle beraber ek sorumluluklar edinmekte, hayata dair ek kaygıları oluşmaktadır. Dolayısıyla doğum sonrası erkeklerde de depresyon riski artmaktadır diyebiliriz. Özellikle annede depresyonun varlığı babada depresyon gelişimiyle ilişkilidir. Nasıl annedeki depresyon, bebeği olumsuz etkiliyorsa, babanın depresyonda olması da bebeğin davranışsal ve duygusal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

8. Peki lohusa anne depresyona girmiş babayı nasıl anlamalı ve onun için neler yapmalı?

Depresyonun belirtileri genel olarak kadın ve erkeklerde farklılık göstermez. Baba mutsuz görünüyorsa, yüzü eskisi gibi gülmüyorsa, konuşma miktarı azalırsa, daha çok yalnız olmayı tercih ediyorsa, kendine bakımında ya da yapmayı sevdiği şeylere karşı ilgisinde bir azalma varsa, iştah ve uykusunda artma ya da azalma şeklinde bir değişim söz konusuysa, eskiye göre daha sinirliyse ya da daha donuksa, iş performansında bir düşme olduysa….gibi durumlarda depresyondan şüphelenmek gerekir. Eğer kadın, eşinin depresyonda olduğunu düşünüyorsa bunu ona ifade etmeli, onun için duyduğu kaygıyı onunla paylaşmalı ve bir hekimden yardım talep edilmelidir. Tedavi edilmeyen bir depresyon hem depresyonu yaşayan kişiye, hem aileye hem de bebeğe olumsuz etkilerle sonuçlanacaktır.

9. Pratik önerileriniz neler yeni annelere? Mesela kendilerine ne yapmasınlar? Ne yapsınlar?

En sık yapılandan biri olan “kendini sadece anne ilan etme” hatasına düşmesinler. Aynı zamanda bir birey, bir kadın, bir eş… olduklarını unutmamaları gerekiyor. Bir masayı sağlam yapan onun dört ayağıdır. Eğer ayaklardan biri olmazsa masa yine ayakta durur ama daha kolay devrilir. İkisi olmazsa çok daha kolay… Tek ayakla ise zaten devriktir…
Özellikle sadece anne sütü önerilen ilk 6 aylık dönemde çalışmayacak olsalar da bir pompa edinmelerinde fayda var ki gerektiğinde süt sağıp birkaç saatliğine dışarı çıkabilsinler. Eşle romantik bir akşam yemeği fırsatı yaratsınlar mesela..Ya da kuaföre gitmek ve kendilerine bakım yaptırmak için kullansınlar o birkaç saati..Sözün özü “anne” olunca diğer rollerini unutmasınlar..Çünkü bebeğin sadece “anne”ye değil, “sağlıklı ve keyifli bir anne”ye ihtiyacı olduğunu unutmasınlar.
Özellikle doğumdan sonraki ilk zamanlarda ( uyum güçlüklerinin en çok yaşandığı dönemde) alabildikleri kadar destek alsınlar. Destek vermeyi öneren yoksa talep etsinler. Mutlaka taleplerine bir karşılık bulacaklardır.
Kendilerini evlerine kapatmasınlar; fırsat buldukça bebeklerini de alıp bir yerlere gitsinler..Karşı komşuya bile geçmek bir değişiklik yaratır..
Eğer sıkıntı içindelerse, bir sorunları varsa mutlaka eşleriyle ya da arkadaşlarıyla paylaşsınlar. Sorunun bir çözümü o sırada yoksa bile anlatmak rahatlatacaktır.

10. Hamileyken okunmasını önerdiğiniz kitaplar var mı?

Elif Şafak’ın Siyah Süt’ü postpartum depresyonu içten bir şekilde anlatan otobiyografik bir roman…Dileyen okuyabilir..,
Özellikle ilk bebeğinizse içinizde taşıdığınız, bebek bakımı ile ilgili kitapları önerebilirim..Acemilik bazen insanın kaygısını fazlasıyla artırabiliyor..Bir de etraftan bebeğinize nasıl bakmanız gerektiğini söyleyen seslerin yükseleceğini de varsayarsak taze annenin eli ayağına dolanabiliyor  Ben kendi adıma “Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler” (Arlene Eisenberg, Heidi E. Murkoff, Sandee E. Hathaway) ve “Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler” ( Tracy Hogg & Melinda Blau) adlı kitaplardan faydalandım. Okuduklarıma kendi içgüdülerimi ve sağduyumu da katarak tabiî ki…

11. Evde günlük hayatın akışı içinde kaybolan eşlere önerileriniz neler olabilir?

Bu özellikle büyük şehirlerde ve özellikle İstanbul gibi bir metropolde yaşayan çiftlerin çok sık düştüğü bir hata sanırım..Hayatın trafiği içinde 24 saat bazen öyle bir dağılıyor ki bu 24 saatten eşler kendilerine 1 dakika bile ayıramadan gün bitiveriyor..Önerim bu noktada özellikle de yoğun bir yaşam trafiği içindeyseniz gününüzü, gününüzü olmasa bile haftanızı ya da ayınızı programlamanız..Bunu özellikle yoğun yaşamı olanlar için öneriyorum çünkü programsızlık hem zamanın boşa harcanmasına hem de bazı şeylerin ihmaline yol açabiliyor. Programlama aynı zamanda ertelemelerin de önüne geçen bir unsur diye düşünüyorum..Bazen de oturup hayatımızı akışını gözden geçirmek, nelere zaman ayırırken nelere zaman ayıramadığımızı da görmemizi sağlar, ve bir anda fark ederiz ki mutfağın düzenli olmasını sağlayacağım derken eşimizle beraber bir film seyretmenin keyfini kaçırmışız..Ya da kapılar artık hiç tozlu değil ama ailecek oynanabilecek keyifli bir saklambaç sadece baba ile çocuk arasında yaşanmış ve bitmiş..Çoğu zaman 24 saatin içine mükemmel bir anne, mükemmel bir ev kadını, mükemmel bir eş, mükemmel bir iş kadını, mükemmel bir baba, mükemmel bir iş adamı, mükemmel bir kocayı sığdıramayabiliriz, ve fedakarlık yapılacak şeylerin önceliğini değiştirmemiz gerekebilir…

12. Hem bir psikiyatrsınız hem de 3,5 aylık Barış bebeğin annesisiniz :) Peki siz bu süreçte neler yaşadınız, kendi deneyimleriniz neler oldu? Yardım almanız gerekseydi ne yapardınız bir hekim olarak ? :)

Öncelikle bebeğime çok istediğim bir zamanda ve onu hayatımıza almaya oldukça hazır olduğumuz bir anda hamile kaldım. Herkes bu kadar şanslı olmayabilir ama bazen kendi şansımızı kendimiz belirleriz. Bu kadar hazırlıklı olmama rağmen başta onu nasıl besleyeceğime dair kaygılarım çok olmuştu. Daha 1-2 aylık hamileyken, ne yemeliyim ne içmeliyim de onu iyi beslemeliyim diye çok endişeleniyordum, ta ki çok sevgili doktorum bana onun henüz bir pirinç tanesi kadar olduğunu hatırlatana kadar..Hekim olmama rağmen sanki unutuvermiştim tüm bildiklerimi ve bu unutkanlık içinde etraftan da gelen “pekmez iç, ceviz ye, süt içiyorsun di mi, yumurta çok faydalıymış, peki balık….” Seslerinin zihnimde yankılanmasıyla kendimi fazlasıyla strese soktuğumu şimdi gülerek hatırlıyorum..Doktorumun belki onun için hiç de önemli ve büyük olmayan cümlesi bir anda getirdi beni kendime ve sonrasında oldukça rahat bir hamilelik geçirdim. Bu noktada doktor seçiminiz önemli bence..İyi bir jinekolog olmasının yanı sıra sizi rahatlatması, güven vermesi ve sizin dilinizden anlaması da gerekiyor. Ben bu konuda da şanslıydım diyebilirim. Doğum sonrası da şansım beni bırakmadı. İyi bir sosyal destek ve iyi bir eş beni bekliyordu. Üstüne de oğlumun bebek değil de bir melek olarak hayatıma girmesini eklersek her şey son derece yolunda gitti diyebilirim. Tüm bu olumlu faktörler çoğu anneyi ziyaret eden annelik hüznünden beni korudu sanırım. Ama her şey tam tersi bir şekilde de seyredebilirdi benim için ve ben kendimi doğum sonrası bir depresyonun içinde bulabilirdim. Ve dediğiniz gibi yardım almam gerekebilirdi ve o zaman tüm samimiyetimle söylüyorum ki kesinlikle yardım alırdım. Çünkü depresyon çok acılı bir süreçtir ve kendi kendine geçmesi beklendiğinde fazlaca yıkımla sonuçlanabilir. Depresyon günümüzde çok dilde olan bir kelime olduğu için bazen günlük hayatın içindeki can sıkıntıları ya da doğal olarak verilen olumsuz duygusal tepkiler depresyon ile karıştırılabiliyor ve gerçek depresyonların da sanki yaşamımızda yapacağımız ufak farklılıklarla geçeceği yanılgısına düşülebiliyor. Bu ufak sıyrıklarla derin yaraları aynı kefeye koymaya benzer. Ben profesyonel anlamda da depresyonun ufak bir sıyrık olmadığını bilen biri olarak mutlaka bir psikiyatristten yardım alırdım ve tedavinin her adımında eşimin de sürecin içinde olmasını isterdim. Çünkü tedavi, depresyonun derecesine göre ilaç tedavilerini de gerektirebilir. İşin içinde emzirme de olduğu için hekimin önerisi doğrultusunda eşlerin ortak kararı çok önemli. Depresyon tedavi edilmediğinde anne ve bebek arasında ciddi ilişki ve bağlanma problemlerine, bebekte depresyona, babada depresyona, evlilikle ilgili problemlere ve yanlış kararlar alınmasına, ve hatta psikoz ve intihara kadar gidebilen sonuçlara yol açabildiğinden mutlaka tedavi ve müdahale edilmesi gereken bir hastalık..O nedenle tüm annelere doğum sonrası depresyonsuz bir yaşam dilemekle beraber böyle bir durumla karşılaştıklarında mutlaka eşleriyle beraber bir uzmana başvurmalarını öneriyorum.

Özlem Hanım, o kadar içten ve yalın anlattınız ki her şeyi verdiğiniz bilgiler beni çok aydınlattı. Bir anne ve bir uzman olarak konuşmanız bizim gibi acemi ve yeni annelere fazlasıyla ışık tutar diye düşünüyorum.
Peki size özel olarak danışmak isteyenler nasıl iletişime geçebilirler.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde psikiyatri uzmanı olarak çalışıyorum.
Kurumumun tam ismi ve bölümüm ise şöyle: Uzm. Dr. Özlem Devrim BALABAN Bakırköy Prof.Dr.Mazhar Osman Ruh Sağlığı Sinir Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi
12. Psikiyatri Kliniği
’nde beni bulabilirsiniz
Uzm.Dr.Özlem Devrim Özbalaban

Herşey için çok teşekkür ederim ve size meleğiniz Barış bebek ile, sevdiklerinizle mutluluklarla dolu bir ömür dilerim.