31 Ocak 2011 Pazartesi

Çok güzel şeyler bunlar...

Bilenler bilir, cicili bicili şeylere bayılırım, hatta Ata' nın doğumuna yakın çılgınlar gibi bebek süsleri ile evi doldurmuştum. Tabi o zamanlar bu kadar bilgi ve fikir sahibi değildim. Beğeniyordum işte her bir şeyi :)))

Doğurdum ama hala daha o kapı süslerine, bebek şekerlerine ne bileyim, bebek bezi pastalarına bakmaktan kendimi alamıyorum.

Çağatay doğum fotoğraflarını çektiği ailelerden bebek şekeri getiriyor mesela, ben de onları bir raf yaptım orada biriktiriyorum. Allahım, ne yaratıcı, ne kadar farklı ne kadar güzel şeyler var.

Bir de evde çekimler oluyor. Bazen maaile gidiyoruz anneye makyaj poz yardımı, yansıtıcı kullanımı gibi en tatlı amelelikleri candan yürekten yapıyorum ben de... En son gittiğim evde işte bu süs püs merakımdan ötürü bana bir haller oldu. Kal geldi mi denir, ne denir. Bebeğin kapı süslerini, şeker sepetini, altın yastığını görünce nefesim kesildi. Olamaz, olmaz! Yok böyle şeyler piyasada. "Mine bunları nereden aldın" dedim, ben yapıyorum demesin mi??????????? Uuuuuuuuuuuuuuvvvv ... hemen internet sitesine daldım: mybabyladybugs.com

Sitedekiler çok hoş ama bir de Mine' nin elindekileri görün: İNANILMAZLAR. Veee, o işçiliğe istediği rakamlar ÇOK KOMİK :)

İşte bayıldıklarım:










Fırında Yağsız Sigara Böreği Tarifi

Ata'ya yaptığım peynirli sigara böreği tarifini paylaşmak istiyorum. Hafif ve de çıtır çıtır oluyor. Üstelik yemesi de kolay :)

Nasıl hazırlanıyor?
Yufkaları yarım daire şeklinde yağlayıp kapatıyorum. Sonra yarım daire yarım daire olarak üst üste koyup eşit 6 dilime ayırıyorum. 3 sağa 3 sola gibi...



Maydanoz ve peyniri ucuna doğru bir yere, kenarına 2 parmak kala olan bir yere yerleştiriyorum. Miktarı yaklaşık 1 tatlı kaşığı gibi... Sonra önce kenardaki uçlarını maydanoz peynirin yakınına gelecek şekilde katlayıp, yukarıdaki uca doğru yuvarlıyorum. Böyle böyle hepsini sigara böreği şekline soktuktan sonra bunları kevgire diziyorum. Evet, kevgire ... Üzerini geçecek kadar suya koyuyorum. 15 dakika bekletiyorum. Ondan sonracımcım, fazla suyu elimle sıkıp yağladığım fırın tepsisine diziyorum. Üzerine yumurta sürüyorum. Son zamanlarda çörek otu da koymaya başladım. Boğazına kaçma riski daha azaldığı için. İsterseniz size de risk durumuna göre ekleyebilir yada erteleyebilirsiniz :)




Fırını önceden 160 derecede ısıtırsanız çok iyi olur. Üzerleri hafif kızarınca olmuştur. Pofuduk pofuduk kabardığı için ısırması ve yumuşak olduğu için yutması çok keyifli olduğundan Ata'cım bayılıyor. Umarım siz de beğenirsiniz.

Afiyet olsun

Var böyle anneler

Hala daha aklım almıyor anlatılanları... Duydukça sinirlerim bozuluyor ve bebekler için çok üzülüyorum. Hayatlarının ilk yıllarında doyasıya saygı ve sevgi hak ediyorlarken ebeveynlerinin fütursuz davranışlarını duydukça "gelecek nesiller için endişe duyuyorum"!

Bugün arkadaşlarımla sohbetteydim ve tabi ki konumuz çocuklarımız, gelişimleri ve de bizim ne yapmamız gerektiğiydi. Epey bir "doğrusu nedir" üzerinde durduktan sonra "bir de tam tersiniz yapanlar var" dedi arkadaşım. Vardır tabi olmaz olur mu?
:(

1 hafta içinde hızlı tuvalet eğitimi vereceğim artık ne yapayım demiş biri. Ee, nasıl olacak diye sorunca arkadaşım, kibrit, çakmak, yakarım, cısss diye korkutacağım! demiş kendileri.

Diğer bir vaka: Gece ben uyanmıyorum, bakıcısı var, o kalkıp sütünü içiriyor, demiş.

Öteki sinir bozucu olay: "Emzirmedim çünkü göğüslerimin sarkmasını istemiyorum" şeklinde yine kendinden taviz vermeyen çok okumuş, pek kültürlü bir anneye ait bir laf... Laf denirse tabi.

Ben niye hayret ediyorum ki; tatilde gördüğüm ve şahit olduğum pek çok şeyi burada ve şurada uzun uzun yazmıştım.

Benim felsefeme uygun şeyler mi? Yanıt; hayır!

Var mı böyle anneler? Yanıt; evet, var böyle anneler!

Ya sabır!

30 Ocak 2011 Pazar

Orjinal Yerli Ninni :)

Arkaşlarımın çocukları için yarattığı ninnilere bayılıyorum.

Sizinle paylaşmak istediğim bugünkü ninni Çağatay'ın çocukluk arkadaşı, sevgili arkadaşım Burçak' ın eşi, Yöngün' e ait...

Sözleri güzel anne Burçak, yakışıklı oğlu, biricik yavrusu Bara için yazmış, besteyi ise Yöngün yapmış.

Çok şekerler :)


ÇAĞATAY ATASAĞUN - KEYMEN AİLESİ
Yükleyen CAGATAYATASAGUN. - Aile videolarını izleyin.

Umarım beğenirsiniz =)

Sevgiler

Özel Eğitim Gereksinimli Bireylerin Annesi Olmak

Böyle bir yazı dizisi yapmaya karar verdim. PAylaşacağım çok şey var ama herzaman yazacak fırsatım olmuyor ve çoğu şey zamana yayılarak vücut bulabiliyor ne yazık ki... Özel eğitim üzerine yazmayı ne zamandır düşünürken öğrencimin vefat haberini alınca........çok zor oldu toparlanmak. Ama işte...hayat devam ediyor. Allah herkesin evladına sağlık sıhhat ve neşe versin bol bol.

Her kayıp acıdır ama meleklerin göçüp gitmesi çok koyuyor insana...

Bu işi 8 yıldır yapıyorum. Kaç öğrencim oldu, kaç anne tanıdım sayısını bilmiyorum ama çoğu şöyle diyor dertleşirken; "ben ölürsem bu çocuğa ne olur, kim bakar, bari ben ölmeden önce ölsün"... İlk duyduğumda şoka girmiş, nutkum tutulmuştu. Düşününce, bir anne olarak düşününce hak vermemek mümkün değil. Bu memlekette anası-babası olan engelliler bile hor görülüp yok sayılırken kimsesi olmayanların hali o kadar acı ki... Bunu hergün ben görüyorum işte! :( Sadece fon, destek, yardım değil anlayış ve el uzatmak da gerekli özel eğitim ve özel eğitimli bireylerin gelişimi için.

Anneler bilirler!

Ülkede sağlam bir yapı ve hoşgörü olsaydı annelerin gözü böyle arkada ve dertli olmazlardı. Demek ki yok ve bu bağrı yanmış anneler iyi eğitim almalarını istediği gibi, ölümün de iyisini istiyorlar evlatları için. Ne acı, ne zor, Allahım, ne kadar ağır... Sen herkese sağlık ver demekten başka, Medine dilencisi gibi sağlık dilenmekten başka hiçbirşey yapamıyorum düşündükçe, gördükçe ve yaşadıkça. R.' nin annesinde derin bir acıyla karışık garip bir huzur vardı. Acaba gözü arkada kalmayacağı için midir? Offf, düşünmeden edemiyorum.

Bir de özel eğitimden sorumlulara akıl, fikir, eğitim, hoşgörü, sabır ve güç ver tanrım! Ver ki bu işi hala angarya olarak gören sorumlu müdürlerin aklı biraz başına gelsin. Bu kadar ağır yükü olan anne ve ailelere hizmet etmek bu devlet memurlarının işi değil mi kardeşim!!! Bir anlatsam anlayışlarını AB İnsan Hakları MAhkemesi'ne verirsiniz. Dişlerimi sıkıyorum aklıma geldikçe!

Neyse, konumuza gelelim. Belki birilerine daha ulaşırız, yardımcı oluruz, öyle değil mi?

Zamanında Milliyet'te şunları yazmışım.

Özel eğitim nedir diye sorulduğunda ise şu yanıtı vermişim ( pek çok yerde yayınlanmıştı ama link bulamadım)

Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim gereksinimlerini karşılamak ve bu bireylerin toplumsal yaşama katılımlarını hazırlamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, özel olarak hazırlanmış eğitim programları ve “engel” türüne göreve engelin özelliklerine uygun olarak hazırlanmış eğitim ortamları ile birlikte sürdürülen eğitime “özel eğitim denir”
Özel eğitim engel gruplarına göre sınıflandırılarak bu gruplara göre hazırlanmış okullarda sürdürülür.Görme, işitme, ortopedik ve zihinsel engelliler ile, uyum güçlüğü olanlar, süreğen hastalığı olanlar, dil ve konuşme güçlüğü olanlar ve üstün- özel yeteneklilere özel eğitim hizmeti verilmektedir.
Aynı zamanda engelli çocukların akranları ile birlikte aynı ortamda eğitimlerini sürdürmeleri çok önem taşımakta ve yönlendirmelerde “kaynaştırma” eğitimine ağırlıkla önem verilmektedir. Kaynaştırma eğitimi ve akranları ile aynı okulda birlikte eğitim almalarını sağlayan özel eğitim sınıfları, engelli öğrencilerin toplumsal yaşama katılımlarını arttırarak kendilerini daha da geliştirebilmeleri için doğal bir ortam oluşturmaktadır.
Ülkemizde ve dünyada özel eğitim hizmeti akademisyenler ve öğretmenler tarafından oldukça zor, pahalı ve sevgi, emek, sabır isteyen bir iş olarak tanımlanmakta. Zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak bu mesleğin bir uygulamacısı olarak benim getireceğim özel tanımlama ise “farklılıklarla bir arada yaşamayı öğrenmek” olacaktır. Engelli bireyler ile özdeşim kurarak hayata katılmalarını, kendi yaşamlarını olabilecek en az destekle sürdürmelerini öğretmeyi başarmanın ilk adımı farklı olanı kabul etmekten geçiyor.




Çok ağır ve zor bir konudur özel eğitim ve engelliler... Tarihin çilesi, insanlığın göstergesidir. İçinde olduğum için anlatacağım çok şey var ama önemli olan "kimin ne işe yaradığı". Yani şunu demek istiyorum.

Özel eğitim söz konusu olunca " ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyorum.

Herkese sağlıklı günler, mutluluklar ve güzellikler diliyorum.

Aylin

29 Ocak 2011 Cumartesi

Sebzeli Makarna iştah mı açıyor?


Başlık sebzeli makarna ama içinde olanlarla birlikte yazılmaya kalktığımızda havuçlu, kerevizli, domatesli, biberli .... makarna olacağı için kısa kestim "Aydın havası" oldu :) Çok da başarılı olunca "hadi yazayım" dedim.

Gece saat 1 ve ben oturmuşum yemek tarifi yazıyorum şu anda. İki şey düşünüyorum. Birincisi ; "Deli miyim, yatıp uyusam ya!"
İkincisi; "Allahım bu ben miyim" :)))

Bu saatte hiçbir kuvvet bana iş buyurup yaptıramazken, özene bezene tarif yazmaya niyetlenen kendimi alkışlıyorum. Bunun en az on tane sebebi vardır herhalde. Aklıma gelenler:
- Çok güzel oldu, paylaşayım ki güzellikler artsın, hahahahaha :)
- Makarna seven bebelere sebze kültürü ve sevgi aşılamak için iyi bir yol olabilir.
- Ata gibi diş çıkarma döneminde olup, mızır mızır mızırdanan ve annesine kök söktüren afacanları doyurma konusunda cinnete hazır annelere belki bir nebze yardımım olur.
- Yazıyorum, rahatlıyorum... vb.gibi

Bu arada yukarıdaki 4 maddenin tamamı benim. Benim hayatım, benim bakış açım, hatta benim çektiklerim ve rahatladığım şeyler... :)))

Ata diş çıkarıyor ve son derece keyifsiz. Mız mız mız! Öyle ki rüyamda bile mızırdanış sesleri var. Tabi uyuyabilirsem. Yemeyen, haliyle uyuyamayan bir çocuk, sürekli paçamı çekiştirip "amini-amini-amini" (al beni-al beni-al beni )nakaratı, hiçbir işini doğru düzgün yapamayan ben, yemek dahi yapmakta zorlanan, yapsa da yediremeyen ben, sonunda bugün 2 dakika nefes alacak zaman bulup bu makarnayı yaptım ve ATA YEDİ!!!! :)))

Ata yedi.
Ata yemek yedi.
Ata makarnasını yedi.
Hem de tamamını! :)
Çok ızdırabı var yavrumun, belli ki çok canı yanıyor ama o yemeyince ben kendimi öyle kötü hissediyorum ki... :( Eminim herkes böyle hissediyordur.

Öyle ki son 1 haftadır ne yemek ne uyku ne neşe ne de keyif... Hiçbiri bu adreste yoktu. Şimdi bu makarnayı yemiş ve uyumuş bir çocuğun annesi olarak, tarifi paylaşmayayım da ne yapayım. Bu saatte bile olsa, yazmayayım da ne yapayım a dostlar! :)))

Tamam, tamam; sadede geliyorum :)

Bir tane soğanı incecik, minicik doğradım. Zeytinyağıyla 1-2 dakika kavurdum (normalde yapmam ama bu kokunun Ata' nın iştahını iyice açacağını düşündüm ve sanki öyle oldu )Bir diş sarımsak attım. Bunlar kısık ateşte kaynaşırken bir havucu tavla zarı kıvamında doğradım. Attım tencereye bir güzel kavurdum. Onlarda kaynaşıp yenileri beklerken 1 tane kerevizi yine tavla zarı şeklinde doğrayarak attım. Sonracığıma ayrı bir tencerede makarnayı haşlamıştım ki, baktım olmuş, onu da tencereye attım. Yine karıştırırken 400 gr kadar domatesi minik minik doğrayarak ekledim. Derin dondurucuda bekleyen yaz aylarından kalma biberleri de ekleyince, mmmmmmmmmmmmmmm, missssssss gibi oldu :) Tuz filan yok, zaten gerek de yok ama belki bir çay kaşığı tuz olabilir.

Servis yaparken üzerine kaşar rendeledim; Üfffff üfffff üffff! :) Ata yemesin de ne yapsın şimdi :) Ev halkı sildi süpürdü tabağındakileri ;) OLEY! Zafer benimdir! :)))

Bunu yazın patlıcanlı ve her mevsim kıymalı olarak da deneyebiliriz sanırım.

Nice zafer bayraklarına :)))

Afiyet olsun.

Sevgiler

28 Ocak 2011 Cuma

Bebekler İçin Mozart

Bu video bir doktor tarafından hazırlanmış. Ata çok beğendi :)

Paylaşmak isterım.

Sevgiler

Bugüne dair...



Bugün karneler veriliyor. Bir heyecan bir heyecan... Sanki ben alacağım o notları :))) Çocukların notları kadar karnenin sağ tarafındaki davranış notlarını da özenle hazırladım ve oraya çeşitli notlar düştüm. Ailelerinin ve kendilerinin buna özen göstermesini çok isterim. Çünkü değerlendirdiğimiz şey sadece çocuğun akademik başarı dediğimiz ders notları değil. Duygusal ve sosyal yönden ne durumda bu da çok önemli. Bunun için değerlendirme ölçeklerimiz var, bunlara göre kapsamlı bir bakış açısı verebiliyoruz veliye, anneye, babaya, öğrenciye ve ilgilenen herkese...

Aileler bugünü ve hergünü E-okul veli bilgilendirme sistemi ile izleyebilirler.


Bu arada kocam bu sabah bir doğuma girdi, bebeğin doğum fotoğraflarını çekmek için . Bakalım yine hayırlı uğurlu olsun bebeğiniz kutlamaları alacak mıyız yine facebook'tan :)))

Sevgiler

27 Ocak 2011 Perşembe

Ata' nın Perdesi


O mu olsun, bu mu olsun erken sonunda Ata' nın da, anasının da gönlüne göre bir perde bulundu. Malum, bizimle aynı odada yattığı için idareten bir perde vardı. Ikea' dan aldığım tupturuncu bir perde... O gitti yerine işte fotoğraftakinin aynısı geldi.

Ata bayıldı, bayıldı! :)

Turuncu tüllerle çok hoş oldu. Arayanlara tavsiye olunur.Buradan alabilirsiniz :)

NOT: Yılbaşı çekilişinin talihlisi RÜZGAR BEBEK lütfen bana mail atsın :)

NOT2: Blogumda çok minik ama çok önemli bir değişiklik yaptım. Acaba farkettiniz mi? :)

Anneliğin davranış notları ve yarın ki karne heyecanı

Bir önceki gün tam 5 tane post yayinlayip dün bir harf bile yazamamistim. Çünkü karne kosturmacasi, calışma kağıtlarının hazırlanması evdeki ayrı telaş beni uzak tutmaya yetti de arttı bile :))

Koş Aylin koş.

Gecen gün okulumuzun pek kokos ogretmenlerinden biri: "Aylin Hanim acayip zayıfladınız. Merak ediyorum formulunuz nedir. Acaba normal mıdır böyle cabucak incelmek, sormadan edemeyeceğim" diye uzuuuun bir soru yöneltti. Kendisine "koştuğumu" soyledim. "Sahilde mi" demesin mı? "Nerdeeeee, evde Ata' nin pesinde... okula yetişmek için.... Okulda cocukların pesinde...sonra aksam olunca eve yetişmek için koşuyorum. Saka değil, hani Postacilarin yarışmaları olurdu; sırtında çantaları seri adımlarla igiderlerdi. Hah! İste aynen öyle. Aylin koşuyor. Hergün en az 2 km koşuyorum yahu! Göbek mı kalır! Basen kalça ivir zivir hepsi tarih oldu buralarda. Neden? Hayata yetişeyim, aman her haltı duzgunce yapayım derken inceliyor iste insan. Son günlerde askimla bulusarak el ele, soğuktan totoskamiz dona dona eve geliyoruz ama iyi oluyor. Bu çılgın kosturmanin icinde nefes alıyor. Her aksam o 1 km. bizim... Güya bizim :))) Biraz okuldan biraz işlerden sonra tabi ki hemmmenn Ata. Eve gidene kadar ondan başka hiçbir seyin bahsi geçmiyor. İyi ki de öyle oluyor. Çok şükür.

Yaaaa bu arada kiloda takıldım kaldım ama zerre kadar umrunda değil. 62 kiloyum,ona da inanamıyorlar. "Rejimsiz 17 kilo nasıl gider" dedi İngilizceci. Siz de koşun, aksam olunca ağzınız açık uyuyakalmazsaniz, sonracigima iğne ipliğe donmezseniz gelin bana hesabını sorun "dedim. Daha ne diyeyim, azmedin siz de zayıflayın kardesim :))))

Bu arada emziriyorum ben. 17. Ayı doldurmak uzereyiz ve emiyorbenim küçük Ata'm. O bırakana kadar devam... :) hamileyken kendimi en çok motive ettigim şey emzirmeydi. "Normal mı sezaryen mi" paradoksuna takilmadan; "ben emzirecegim,babane" diyordum. Çok kilo aldın diyene de; "emzirdikce bu yağlar süte dönüşecek, uzun süre emzirecegim bakın görün" diyordum. Annem hala hayret ediyor. En fazla 5 ay emzirebilmis. Genetik diyenlere kapak olsun 17 ay. Kiloya da alakası yok. Hepsi annenin beynini nasıl kodladigina bağlı. "Sutum kesildi" diyenlerle durumu incelediğimizde annenin stresten, yorgunluktan, üzüntüden veya bir sekilde bilinç dısı dahi olsa emzirmekten yorulmasından dolayı kesildiğini çok gördük.

Amma cadiymisim, helal olsun bana . Ata nin doğduğu günden beri uykuduzum ben :))) birgun uzun uzun anlatırım basıma gelenleri... Onlara
rağmen sutum kesilmedi, inatla emzirdim. Belki de herseye karsı dayanıklı olabilmek için emzirmeye çalıştım. Bilemiyorum... Ama tek bildigim Ata 2 yasına kadar oral donemi yasayacak ve bu donemde onu emzirmek boynumun borcudur, annelik görevimdir.

Emzirenlerle de emzirmeyenlerle de ilgilenmiyorum uzun süredir. Çünkü isteyen çatır çatır emziriyor ya da şutum kesilmesin diye 40.000 takla atıyor. Gerisi tssssssss.....

Neyse, isteyen istediğini yapsın, Aylin gidip karnelere cici süsler yapsın, yarın ki yörene konuşma hazırlasın...

Koş Aylin koş!


Kalın saglicakla :)

25 Ocak 2011 Salı

Yoğurt Çorbası




Pek faalim bugün...

Ata'ya yaptığım yoğurt çorbası çok başarılı oldu. Sizinle de paylaşmak isterim.

Önce paşa hazretleri daha sağlıklı beslensin diye tavuk suyu hazırladım.

650 gr yoğurdu kocaman bir tencereye boşalttım.
1.5 çay kaşığı tuz ilavesi ve
5 bardak tavuk suyu ilave ettim.
Ancak bir bardak ekleyip telle çırptım her defasında.
Sonracığıma,
İkinci bir tencereye yağ ve un koyup hafiften kavurdum. (50 gr zeytin yağı + 2 fincan un)
Unun üzerine azar azar yoğurdu ilave ettim, çırptım, ilave ettim, çırptım....Eriyene kadar karıştırdım. Bir tutam da şehriye attım. Sonunda da hafiften nane serptim, amanınnnnnnnnnn...Sonuç; mikemmel!

Tavsiye ederim.

Canı çekene bir kap gönderebilirim :)

Sevgiler

Geriye Dönük Oto Koltuğu Meselesi


Ata doğduğunda dedesi İrem Bebe' den Chicco Bebek Arabası & Oto Koltuğu hediye etmişti.

Geriye dönük seyahat ettiği için bir süre oto koltuğu meselesini düşünmedik.

Ama artık "geriye dönük oto koltuğu" düşünüyoruz. Nedenleri burada üm ayrıntılarıyla mevcut. Volvo kullandığımız için ona uyumlu bir araç koltuğu ararken Volvo' nun kendi sitesinde önemli açıklamalar okuyunca uzatmadık, geriye dönük oto koltuğu alacağız dedik.

Şimdi sıra temin etme kısmında ve aradığımı buldum.

Teşekkürler Damla, teşekkürler herkes :)

Sevgiler

Unuttum sanmayın ! :)



Sadece karne telaşından dolayı minik bir aksama oldu.Yeni yıl çekilişinin ilk talihlisine ulaşamayınca ve yedek aday belirlemeyi akıl edemeyince, haftalarca bekleyip ulaşmaya çalıştım ama nafile.

Düzenlediğim son çekilişin talihlisi RÜZGAR BEBEK oldu.

İletişim bilgilerinizi bana gönderirseniz en kısa zamanda adresinize kargolamak istiyorum :)

Tebrikler, sevgiler

Aylin

Kaynananın ipliği raftan düşmüş gelinin bası yarılmış!

Ya da tam tersi de söylenebilir. Gelinin raftan ipliği düşmüş kaynananın bası yarılmış da denebilir, öyle değil mı? :)

Peki neden böyle, neden bu kadar hassas?

Neden aynı anne damadına anneye yakın bir kayınvalide olurken; gelinine karsı aynı sekilde davranmaz?

Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin' e göre" yasamın ilk 3 yılında anne cocuk arasında çok kuvvetli bir bağ oluşur.bu bağı tıbbi tanımama teknikleriyle görmek mümkündür. Bu sürede cocuk anneden ayrı kalırsa, soz konusu beyindeki molekuler yapılar kalıcı hasar görür. Bu orselenme sonucunda kiside bir takım sosyal- duygusal sorunlar ortaya çıkabilir.

Arkadaşlık, dostluk,es ve ebeveyn olmakla ilgili pek çok alanda olumsuz izler yasam boyu etkisini sürdürür.

Bu durumda, anneden 3 yas oncesi ayrı kalan erkek bebeklerin kız bebeklere göre daha çok orselenir. Anne bir sekilde bunun bilincindedir ve erkek bebeğine karsı daha koruyucu, hassas davranmaktadir.

Burası çok önemli; Dr. Paktuna Keskin diyor ki:" annenin gözünde erkek bebeginibirakacagi herkes potansiyel bir tehlikedir. iste bu nedenle gelin kaynananın hedefi olmaktan kurtulamaz."

Yorum sizin :)

Gelinin durumuna ise söyle açıklık getiriyor;

"gelin yasaminin yakınlaşma donemindedir ve yuvasinikurma durtuduyle hareket etmektedir. Bir kadın kuracağı yuvanın sınırlarına hiçkimsenin gölgesini dahi sokmamaya programlanmistir. Oysa kaynana bu sınırları zorlama potansiyeli taşıyan biridir. Esasında iki taraf da iyi niyetlidir. Herkes iyilik için cabalar. Fakat bu caba basta oğul olmak üzere her uç tarafın da yuvasını yapar. En küçük detay veesintiler kaçırılmaz. Adeta tarih yazılır" diyor kendileri:))))))))

Her erkek annesi bir sekilde bunu yapar, yaşatır. Kimi kibarca, kimi kabaca. Kimi çok dolaylı yoldan kimi ise direk. Bu durum varoluşun bir gereği anlaşılan o ki :)

Çin tıbbında bile en az 5.000 sene evvelden literature girmiş bir tanım var "ana - oğul iliskisi "... İnce bağırsaklarda enerji kalmayinca kalbe kan ve enerji gönderirmiş. Bu yın ve yang iliski akimina ana oğul iliskisi adını vermeleri pek bir enteresan.

...

Kendi annemi, kayınvalidemi, onların yaptıklarını ya da yapmadıklarını geçtim :) Farkli zaman dilimlerinin insanlariyiz ....düşündüğüm şey acaba ben nasıl bir kayınvalide olacağım hahahahahahahaa :)

Kızın burnundan getirmek bir kenara, yuva kurmak için yuvasından uçup gelmiş oinin disi kuşa iyi bir anne olmak Ata ya olan sevgimin bir gereğidir diye düşünüyorum :)

Erkek anneleri ne düşünür? :)

Tebrikler! Hamilesiniz :)



İşte yeni bir bebek heyecanı kapıda. Aslında kapıda değil kalbinizin tam ortasında :)

Kaç aylık, boyu posu nedir? Nasıl anladınız? Heyecanınız nedir? Bunları bence bir defter yada blog tutmaya başlayarak yazın derim. Ben uzuuuuun bir süre defter tutmuştum. Bana ve bize özel şeyleri blogda yazmak yerine bebeğime yadigar kalacak bir nesnede saklamak istemiştim mesela :)Tercih sizin :)

Bu güzel yolculuğun her ayrıntısını izlemek için size tavsiye edebileceğim en iyi sitelerden ilki Dr. Kaan Kocatepe' nin hafta hafta gebelik indeksi olacak.

Bunun dışında; ikinci olarak önerebileceğim Türkiye' nin en kapsamlı "bebek" sitesi olan; -aynı zamanda yazarı olduğum- bebek.com'a üye olabilir, oradan gelişim bültenleri alabilirsiniz.

Bitmedi! kucukinsan.com da epey iyi bir site. Buradan da bilgi alabilir, haftalık gelişim bültenlerini posta kutunuzda bulabilirsiniz.

Diyelim ki bebeğiniz 8. haftalık. Şimdi o bir üzüm tanesi kadar ve meshane üzerinde, rahim içinde büyümeye devam ediyor. Sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Çok normal. En ufak bir şeyde doktorunuza danışmayı unutmayın. Haftanın ayrıntılarını href="http://www.gebelik.org/dosyalar/haftalar/hafta8.html">buradan okuyabilirsiniz.

Sinir stres yapmayın, saçınızı boyatmayın vesaire. Ben Ata'ya hamile olduğumu öğrendiğim an, ruj, oje, parfüm, rimel, şampuan... aklınıza ne gelirse hepsini bıraktım. Saçımı sabunla yıkadım hatta :) O kimyasalların hiçbiri bizimle dost değil bence ve vicdanım elvermediği için 9 ay 10 gün ve devamında en az 12 ay süssüz püssüzz gezdim. İyi ki de gezdim! Ata' mın sağlığı keyfi yerinde ya, gerisi hi-ka-ye! :)

8.haftanın tavsiyesi: Bebek isimleri sözlüklerini tarayın. Kız veya erkek isimlerinden favori isimlerinizin listesini çıkarın :) Tabi isim kafanızda mevcutsa durum başka :) Biz erkek olursa ATA olsun demiştik ve Ata' nın geleceğini öğrenince isim konuusnuda erkenden halletmiş olduk. Orjinal, bebeğin varlığını yüceltecek ve onurlandıracak isimleri tercih etmeniz hem eskilerin bir tavsiyesi hem de bilimsel bir gerçek artık.

Hadi bakalım, sağlıkla büyüsün bebişko :)

24 Ocak 2011 Pazartesi

Bebeklere uyku egitimi şart mı?

Bence uyku tekbasina ele alınmaması gereken bir şey. Gün icinde yorulursanız erken uyursunuz, ağır yerseniz ne olduğunu anlamadan sizar kalirsiniz ya da kafanıza birsey takılırsa sabaha kadar gözünüzü kirpmazsiniz... Gibi...

Ben uyku danışmanı değilim ama egitimciyim. Söyleyeceklerim daha çok annelerin daha insancıl ve süreç odaklı yaklaşmaları seklinde olacak. Uyudun da nasıl uyursa uyusun derseniz ayvayı yersiniz. Uyku bütün bir gunün eseridir. Gündüzü rutine oturtmazsaniz gece bekçisi olursunuz tabi olarak. Ayrıca dış, büyüme atağı, gaz, reflu, burun tıkanıklığı, alerji, anneye güven, huzur icinde uyuma gibi etmenleri kontrol etmezseniz ve üstüne uyuması için olmadık yöntemleri denerseniz yine ayvayı yersiniz.

Ukala ukala yazıyorum kusura bakmayın ama herseyi sallayip uykuya gelince Aslan kesilen ve el kadar bebelere ferberin uygulayan anneleri okuyup dinledikce kada aradım geliyor. Bir de ballandira ballandira yazıp ise yarıyor demiyorlar mı?.... İki tane çakmak lazım!

Şimdi o ağlatmaya meraklı annelere sunu soruyorum;

" diyelim ki yatalak hastasını, yuruyemiyorsunuz, haliyle tuvalete bile gidecek halınız yok. Öyle ki konuşup derdinizi anlatacak gücünüz de yok. Bir sekilde size bakıyorlar; yemek, mama su... Ancak kokularınız var; acaba benden bıkarlar mı? Acaba beni terk edip giderler mı? Beni bu halimle bile seviyorlar mıdır??? Bunun gibi pek çok korku ve endişeniz var diyelim.

Anneniz gündüz gelip doyuruyor, ilgileniyor ve mutlusunuz. Haliyle iciniz geçiyor ve uyuyorsunuz. Saatler ilerliyor, gece oluyor, karanlık ürkütüyor, endişeler basıyor ve uyuyamiyorsunuz. Üstelik o sevgili annenizin basınıza gelip öpüp koklayip sakinlestirip elinizi tutmasini beklerken o kapıdan " hadi uyu yavrum" gibisinden yuzeysel bir davranisla yaklaşıyor size. Oysa ki annenizden şefkat bekliyorsunuz.

Ağlamaya başlayınca da fırça yiyorsunuz diyelim. Yasınız da olsun 33... Koskoca kazık kadarsiniz ve ağlamanıza karşılık anneniz uzak duruyor. Ne yaparsınız? O an ne hissedersiniz??

Lütfen yanıt verin????

Hissedeceginizi düşündüğünüz şey her ne ise, aglatarak uyutmalı sırasında o minicik insana hissettireceginiz şey o dur iste!
.......

Uyku sorununuz varsa size Heather Welford' un "bebek ve cocukların uyku sorunlarına çözüm" isimli kitabini öneririm.

Bu kitabın 76. Sayfasında hislerime Tercüman olmuş bir paragraf var. Soyle "hangi yasta olursa olsun, kendiliğinden uyuyabilmesi için ya da tekrar uykuya dalması için, bebeğinizin ağlamasına izin vermeyi öneren 'uyumaya yardımcı olmak' için geliştirilmiş birçok yaklaşım vardır. Bu yöntemler, gereksinimlerini ifade eden bebeğe yanıt vermeyi önermek yerine ebeveyni çocukla karsı karşıya getiren bir cocuk yetiştirme bicimi oluşturmaktadır.

Ağlayan cocugunuzla ilgilenmek onu 'idare eden' durumuna sokmaz. Bunun yerine ona sıkıntısıyla ilgilenip, sıkıntısını gidereceğinizi öğretir.

Cocuğunuz ağlıyor ve hiç kimse ilgilenmiyorsa, nekadar kötü durumda olsa da kendi basına olduğu hissine kapılmasına neden olabilir.

Cocuğunuzun gercekten bir sorunu olmadıgından hiçbir zaman emin olamazsınız. Susamış, korkmuş..... Vb gibi pek çok şey olabilir.

İnsanlik evriminin tarihinde, güvenlik ve ısınma nedenleriyle küçük cocuklar hep birinin yanında uyumuslardir. 21. yy cocuğu için bunu değiştirmek demektir; bu yapılacaksa yumusakca yapılmalıdır.

Cocuklar şüphesiz bağımsızlığı öğrenmelidir. Ancak bunu öğretmek için önünüzde 20 yıl varken neden acele ederdiniz?" diyor kitap...

İyi ki de diyor. Okurken "oh be" dedirtiyor.

Su febreri öven ama gelişim denen sürecin kendisinden zirnik kadar anlamayan annelere kapak oluyor!

Böyle aglatip depresyona sokuyorlar ya bebeklerini, haberler yok. Ergenlikte alacaklar ağızlarının paylarını hanımefendiler....!

Benden söylemesi.

Siz bu ferbercilere uymayın.

Öptüm hepinizi!


Aylin

23 Ocak 2011 Pazar

Aylin Anne Facebook'ta !



Ben de modaya uydum :P Aylin Anne sayfası oluşturdum Facebook'ta.

Tıklayıp beğenebilirsiniz :)

Sevgiler, hepinize güzel günleeeerrr :)

22 Ocak 2011 Cumartesi

Yardım ricası

Ata'ya geriye dönük oto koltuğu almak istiyorum.

Marka ve önerileriniz nelerdir? Türkiye' de geriye dönük oto koltuğu satılıyor mu? Araştırma yapacak vakit bulamadım inanın. Yaparsam mutlaka notlarımı paylaşacağım.

Teşekkürlerimle,
Aylin

Sevgiler

21 Ocak 2011 Cuma

Akıl Defterimden Notlar; Teşekkür, sorumluluk, hediye ve kandırmacaya dair...



Öncelikle özelden ve genelden gönderdiğiniz başsağlığı mesajlarınız için ayrı ayrı, tek tek hepinize çok teşekkür ederim. Yüreğimdeki acıyı hissedip paylaşmanız beni çok duygulandırdı ve bir nebze olsun hafifletti. Allah hepinizin evladını size bağışlasın, yüzleri hep gülsün, sağlıkları, neşeleri hep yerinde olsun. Sağolun tekrardan.

Yuvadan gelen çocuklarla ilgili gelen maillerinize tek tek dönmeye çalıştım ve herkese aynı şeyi söyledim "bana biraz zaman verin ayrıntılı birşeyler yazacağım diye"... Şöyle ki;
1.Çocukların ihtiyacı olan şeyler neler, bunların bir analizini yapar, paylaşırım. Ama bilin ki giysi, yiyecek, kitap, defter, eğitim araç-gereci, yiyecek, tv, bilgisayar... herşeyleri bol bol var. Bu konuda devlet çok iyi bakıyor, hakkını verelim.
2.Şahit olduğum kadarıyla önemli olan "manevi destek"...
Bir çocuğa gönüllü olarak nasıl destek olunur?
Bu işin prosedürü nedir?
Kimler gönüllü olabilir?
Kimler koruyucu aile olabilir?
Sosyal yönden başka ne tür destekler sağlanabilir?

Bunun gibi pek çok soruyu 25 Ocak 2011 Salı günü yetkilelere sorup, en doğru yanıtları size buradan aktarmaya çalışacağım. İlginiz için çoooooooooooooooooook teşekkür ederim. Yazdıklarınızı okudukça içimdeki o büyük ve garip sızı hafifledi, inanın. Tekrar tekrar teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

3.Hatırlarsanız 2011' e girerken bir yeni yıl çekilişi düzenlemiş, kazananları ise buradan duyurmuştum. Ancak AISHA çekilişine katılanlar bana geri dönüş yaptı, hediyelerini aldılar. Fakat uyku seti ve melek kazanan talihliye bir türlü ulaşamadım. Bu beni epey üzüyor. Eğer ulaşabilirse çok sevinirim. Ulaşamazsa pazartesi günü katılanlar arasında yeni bir çekiliş yapıp duyuracağım. Bilginize :)

4.<strong>Belirtmek istediğim son bir not var ki bu çok önemli: blog üzerinden tanıtım yapmak isteyenler oldu. Çoğunu nazikçe reddettim. İlk defa bir firmaya evet tanıtımınızı yaparım ama bir şartla, hediyenizi ATA'ya değil, sınıfımdaki öğrencilerime yollarsanız çok sevinirim dedim. Gözyaşartıcı derecede duygusal yanıtlar aldım.

Aylar geçti neredeyse, bu iyi kalpli(????!!!!!) firmanın linkini paylaştığım halde "yazınızı göremedik, çok üzgünüz" gibisinden bir yalanla bana yanıt verdiler. Kendilerini eshefle kınıyorum. Blogumdan reklam yapıyorum diye pek çok insanın hışmına uğramıştım, "çocuklara hediye gidecek,mutlulukları için değer" diyerek dişimi sıkmıştım, ama boşunaymış! KANDIRILDIM. Tek kandırılan ben değilmişim Hülya' nın yazdıklarına ve gelen yorumlara bakılırsa pek çok insan üzülmüş, incitilmiş. NE AYIP!

Bu nedenle blogum aracılığyla kendini tanıtmak isteyenler varsa lütfen iki kere düşünsün, çocuklara yardım yapmayacaksanız mail atmayın, istekte bulunmayın lütfen. Reyting için çekiliş yapan çok sayıda blog var, oralar daha uygun olur sanırım.

Ayrıca Aisha, Nivea, Prima ve o bahsettiğim firmanın çekilişi dahil, kendime bir iğne dahi kabul etmedim. Hışmınız boşunaydı sevgili bayanlar, bilginize!

Şimdi gidip film izleyeceğim, hepinize iyi geceler...

20 Ocak 2011 Perşembe

Hayat devam ediyor

Gözyaşlarımız sel oldu...

Hayat devam ediyor, acımız yüreğimizde..

Hayat devam ediyor...

Meleklerimiz hep bizimle...

Umut olsun bu video.

Umut dolu olsun yaşamak.

Yarın çok güzel bir gün olsun.

Herkes için...




The Babies

...



Güle güle yavrum, güle güle benim tombul kuşum. Güzel kızım, canım yavrum.

Cennetteki tombul meleğimsin sen benim artık.

Tatlı kızım...

Elveda...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Hergün icim kanıyor benim


Hergün icim sızlıyor.
Bu okula geldiğim hergün icim sızlıyor.
Bu okula geldiğim hergün, kanadı kırılmış kuş misali kırgın, kirpikleri yere doğru suzulen öğrencilerimi gördükçe icim kanıyor benim.

Yuvadan geliyorlar.

Oysa ben kulağımda Ata'nin civiltisiyla aralıyorum sınıfın kapısını, gözümün onundeyken gülümseyen hali, sınıfın kapısını kapatirken uçup gidiyor. Nereye? Bilmiyorum, belki eve doğru. İcimi çok büyük bir hüzün kaplıyor her yoklama alışımda. Hiç alışamadım ben buna hem de hiç!

Dün gece Ata'ya boya kalemleri bakerken de aynı şey oldu. Bir fırtına koptu icimde.Ne yapıyorlar? Uyudular mı? Ödevlerini yaptılar mı? Dün elini incitmişti bir tanesi, acaba hemşire pansumanini yapmış mıdır?

Deli gibi ağlamak istiyorum, hatta ağlıyorum da...

Dün hava çok soğuktu. Cikista herbirini servise bindirdim. Yuvanın servisini bekledim, en son o geldi. Haklılar, bu civardaki her okula uğrayıp cocukları alıyorlar. Ama her minibüs bahceden içeri girerken onlar sokağın sonundan aldılar bizimkileri. Görevli kadinciglik çığlığa yerlerine oturttu. Haklıydı, onlarca kipir kıpır cocuk...! Kolay değil huzuru sağlamak.

Eve dönüş heyecanı saramadi beni dün aksam. Hani aksam karanlığı kaplamıştı heryeri. Eve gelip Ata'yi opene kadar çıkamadım ben o karanlıktan.Oğlum annesine , ben yavruma kavuşmuştum. Kapıyı kapatirken kaybolmadı gözümün önünden minibüsün gidişi. Bütün gece üşüdüm, üzüldüm, düşündüm, sessiz sessiz öptüm Ata'cigimi.

Ağlıyorum yaa!!!

Çok koyuyor bana bu halleri. İlgi alaka iyi ama annesizler iste:(

İnsanlarin ikiyuzluluguyle birlesince iyice tiksiniyorum su kalabalıktan. Engelli cocuklar için herkes iyi seyler söyler sma kimse yanında, ocağında, sınıfında istemez! Hele ki kimsesiz ise...İki gozumle gördüm, kimse istemiyor!

Çok üzgünüm ve çaresizim.

Baslarını oksayip sarilmam lazım daha çok, daha çok gulumsemeliyim. "Dün gece rüyanda ne gördün haydi anlat bana" demeliyim. Hayallerini sormalıyım ve yapabildiğim kadar gerceklestirmeliyim.
Evet. Artık aglamamaliyim, gözyaşı dökmek hiçbir ise yaramaz,degil mı?

Marifet değil doğurmak, emzirmek, gece uykusuz kalmak. Marifet olan doğurduğuna da dogurmadigina da "adam gibi" davranmak!!!

Hadi bakalım, yürü kızım Aylin. Evlatlarının basına...

18 Ocak 2011 Salı

Ata duvarları karalar ve...

Annesi daha sonradan garip olarak değerlendirdiği tutuk, garip, tuhaf bir tepki verir.

Olay şöyle gelişmiştir:

Okuldayım, molada çay içiyoruz, telefon...Çağatay:
Çağatay:Bil bakalım Ata ne yapıyor?
Ben:Hmmm, kule yapıyor.
Çağatay:Yok, değil.
Ben:Immmm, takla atıyor.
Çağatay:I-ıh
Ben:Söyle çatlayacağım ve zil çalmak üzere :)))
Çağatay:Duvarlara çizgi çiziyor :))))
Ben:Ne, duvarlara çizgi mi çiziyor?
Çağatay: Evet, bir görsen çok şirinler...
Ben:Tsssssssss
Çağatay: Gelince fotoğraflarını çekersin annesi.
Ben:Aaa tabi, mutlaka:)

Kapattıktan sonra:
Oğlum büyüdü ve duvarları karalıyor, vay be! Şoktayım. Ne var, aslında geç bile kaldı. E benden izin mi bekleyecekti, haklı çocuk, buldun mu çizeceksin :))) Acaba ne çizdi, nereye çizdi? Ya deli misin kızım, bırak işte, çizmiş olmuş bitmiş.

Eve gelince:
Ata odasının duvarlarına minik minik karalamalar yapmıştır.

Ben: AAAaaaaaaa, annecim bunlar çok güzel :)))

Ata'nın odasına Esra ablasıyla birlikte çizdiğimiz portakal ağacı

Ayrıntılar

Ayrıntılar, ayrıntılar...

Kendi odasında çalışmalar yaptığını görünce ooooh oldum. Bu aslında benim bir çelişkim yine bana kalırsa... Çocuk yaratıcı olsun, evet. Duvarları özgürce kullansın,hayır!

Yok, olmadı Aylin Anne. Sen ki özgürlüğü ve yaratıcılığı destekliyor + savunuyorken evin duvarları söz konusu olunca tssss dedin :) Ancak bir yandan da herkesin kardinalleri var. Yani salona çizmesine elbette bir şey demem ama tercihim kendi odasından yana olur. Nasıl ki Çağatay' ın çalışma odasında bir iğnenin dahi yerini değiştirmeyip onun çalışma alanına girmiyor, temizlik, ev toplama gibi bahanelerle dalmıyorsam, Ata' nın odasına da aynısını yapmalıyım.(Not: Ata halen bizimle uymakta ve hala daha ayırmayı düşünmüyoruz ;) Ve yine doğal olarak salon gibi herkesin kullanımına açık olan bir yerin düzen nizam ve intizamından sorumlu biri olarak buraların kendi halinde kalmasını tercih ederim dediğim gibi. Fakat çizerse de asla tepki vermem, desteklerim. Belki anlayacağı bir dilde ona kendi odasını tercih etmesini telkin edebilirim...

Şimdi tam olarak bilemiyorum aslında...Bildiğim ve emin olduğum şey; Ata'ya yeni ve iyi boya kalemleri almak:))))

Bu arada Limango Kids yayına girmiş, az önce gördüm, paylaşayım dedim.

Bir de konuyla alakasız fakat ilgimi çeken bir haber; Nicole Kidman taşıyıcı anne yoluyla yeni bir bebek sahibi olmuş. Bananeyse?!! :))) Paylaşayım bunu da, hadi bakalım :)

17 Ocak 2011 Pazartesi

İlk'lerle geçen günler...

Aman yarabbi!

Yorgunluktan görmüyorum, duymuyorum, sürünüyorum ama bilgisayar başındayım ve bitmez tükenmez bir yazma azmiyle tıkır tıkır cümleleri yerleştiriyorum ekrana. PES!!! :))) Yazmak bir çeşit terapi, tamam ama yorgunlukla karışık yazma azminin terapiden ziyade bir çeşit iç dökme hevesi olduğunu düşünüyorum.Gülüyorum bir yandan :)

Yazsam yazsam susmasam yine yazsam... O derece ... :))) :P

İlklerle dolu bir haftasonuydu.

Efendim, arkadaşım Nur Çiftdoğan' ın şahane eserleriyle katıldığı resim sergisine teşrif ettik paşazadem ile birlikte.Adamcım hayatında ilk defa bir resim sergisine gitti. Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki birbirinden güzel ve renkli yağlıboya tabloların olduğu kata çıktığımızda Ata anladı hemen; burada koşturmak çok keyifli olabilir! ;) O koştu biz de arkasından yetişmeye çalıştık.

Ata

Ne anladın sergiden diye bir sor, hani şu meşhur artistlerden biri hızlı okuma tekniği ile Anna Karanina' yı okumuş, ne anladın diye soranlara "olay Rsuya'da geçiyor" cevabını vermiş, hah! benim cevabımda aynıdır. CKM'de sergi var, kaçırmayın a dostlar! :)))

Fuayede çığlık atıp şarkılar mırıldanan Ata paşası, kolonlara saklanıp 80 ninelerle saklambaç oynadı. Sergi dağıldı aslında biz gidince. Koşturup herkese laf atan bir miniği görenler oynamak istediler haliyle :) Biz de hem koşturup hem de memnun ve hafiften kasılmış Japonlarda çok sık gördüğüm garip bir gülümsemeyle nefes nefese kaldık Çağatay'la :))) Çok eğlendik ama. İyi ki gitmişiz.

Nur Çifdoğan

İlklerimize gelince, sergi çıkışı -bu trafiğe arabayla girilmez deyip taksiyle gelmiştik, dönerken taksi bulamayıp sarı dolmuşa bindik. Ata ilk defa sarı dolmuşa bindi. Bir nev-i F15 bunlar! Deli gibi hız yapıyorlar. Allahtan gıdım gıdım ilerliyorduk, yüreğimiz daralmadan eve geldik :)

Cuma günü ise ilk defa okula gitmiş, yani benim okuluma gelmiş sınıfımda vakit geçirmişti. Hatta uyudu bile benim minik kuzum :)

Uyuyor

Neden mi sınıfımda ve neden mi uyuyor? Çünkü o gün, yani geçtiğimiz cuma günü işe giderken Ata'yı bırakacak ne bir akraba ne bir bakıcı ve ne de bir tanıdık vardı. Ne yapayım, evde bırakıp kapıyı kapatım okula mı gidecektim???!!! Tabi ki yanıma aldım, buz gibi okulda 3-4 saat idare ettik. Ne yapalım :( Üzüldüm mü evet, sevindim mi ona da evet! :) Yanımdaydı, çocuklarla birlikte zaman geçirmek mutlu etti, e daha ne olsun? :)

Son bomba ise odasının duvarlarına ilk defa karalamalar yapmasıydı sanırım? İlk tepkim ne oldu sizce ?
Hadi bir tahmin ...

Yorgun anne modeli

Keske günler 30 saat olsa... Yapamıyorlar mı? O zaman benden. Bir tane daha rica edeceğim. Zira su an, tennefuste çay içip lak lak ediyoyorum arkadaşlarımla güya ama aklım mutfakta, yarına ne pişireceğim derdinde. Utulenecekleri yerine koyamamistimcikarken, bir de lavabonun icinde kalan merdane kafamın icinde dönüp duruyor.

Biraz daha zamanım olabilseydi su an kafamı kemiren isleri tamamlayıp manikure gidebilirsin mesela ama nerdeeee, başka bahara. Zaten bu tempoda gidersem Mayis i bulur manikur randevum, yalan değil. Gecmisi ozlume tantanasına girmeyeceğim alakası yok. Ben daha iyi bir sekilde zaman yönetimi becerisine sahip bir anne olmak istiyorum, o kadar.

Böylelikle belki daha iyi uyuyan ve bakımlı güzel bir anne olurum diye umit ediyorum :)

Hafta sonu çok hareketliydik smlayacaginiz. Ondan böyle yorgunun, ayrıntılar bir sonraki postta...

13 Ocak 2011 Perşembe

Dizi isgaline karsı anne cephesinde son durum nedir?

Son gunlerde yeni yayina giren bir dizi ile ilgili cilgin bir tartisma ulkenin gundemine oturdu. AMA gelin gorun ki bizim hayatimizi zerre kadar etkilemedi bu olay. Misafirlerimizin dostlarimizin durmaksizin bunu konusmasi beni son derece rahatsiz etti soniki gundur. Neden mi? Bir dizi yayimlaniyor, birileri begeniyor, birileri begenmiyor, hatta konuya hukumet, hatta hatta basbakanel atiyor!!!! Ne komik, ne kadar trajikomik! Demek ki herkes televizyonkolik bu memlekette. Ulke meselesi oluyor dizilerin icerigi.

Gecen gun ogretmenler odasinda ayni konunun siyasi kutuplasmaya varincaya kadar cilkinin cikarilmasi da beni cok rahatsiz etti.

Neden mi??? E hani dizi izlemiyordunuz siz???ogretmenlerin isi gucu dizi kritigiyse bu memleket cahiliye devrindedir. Bu apacik bir delildir. Bundan daha acik bir delil vardir ki o da Hukumetin konuyu ulke gundemine almasidir.

Yazik ki ne yazik!

Hadi herkes samimi olsun, kaç saat tv izliyorsunuz?

Hangi dizileri takip ediyorsunuz?

Cocuğunuza kaç saat ve en önemlisi neler izletiyorsunuz?

İlk yanıt benden; eşi film yapımcısı ve televizyoncu olan bir öğretmen anne olarak söylemeliyim ki "biz hiç dizi izlemiyoruz". Ata uyuduktan sonra movie kanallarını zapliyor sonra da kapatıyoruz . Hiç eskimedi yani biz televizyon. Ata ise çok bunalır catlar patlarsa en fazla 15 dakika olacak sekilde bebek kanallarından birini izliyor.

Çünkü beynimizi tirmalamalarini, gereksiz yere işgal etmelerini istemiyoruz. Hele ki Ata'nin!!!

Bu hengâmenin aslı toplumuhendisligi sürecinin bir sonucudur bana kalırsa. Kuru gürültüye kanip ağzımızın tadını bozacagimiza sohbet edip, ortak birseyler okumak gücümüze güç katmak daha akıl karı bence, bizce.

Merak ettigim annelerin ne izlediği, ne izlettigi ve ailenin zaman geçirme hayatı yasama kültürünü nasıl yonettigidir.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Ata 16 aylik oldu; destek kuvvetlere tesekkur



Bir bebek kolay buyumuyor. Hele ki yurdumun cok okumus cok yazmis azicik ev isi yapmis anneleri icin dogum sonrasi tam bir cumbus. Ben de bu cumbuse ahenk veren destekcilerime tesekkuru bir borc bilirim:

Ayse Oner; seminerleri pratigime pratik katti.

Esim, psikolojik destekcim.

Annem; ilk 40 gunun isimsiz kahramani.

Camasir kurutucum; sayesinde hic zaman kaybetmedim.

Bulasik ve camasir makinem; siz olmasaydiniz ... Dusunemiyorum bile!

Buhar kazanli utum; car mi senin gibisi??? 2 saatlik utu 30 dakikada halloluverdi. Iyi ki varsin :)

Bebek telsizi, bu sayede mutfakta is yaparken kapilari kapatip rahat rahat yemek hazirlayip evi toplayabildim.

Sling ve kangurular; iste en harika destekcilerim. Yeri geldi uyuttum , yeri geldi Ata'yla yemek yaptim, ev islerini idare ettim. Hem kalbimin uzerindeydi kuzum hem de iki elim serbestti ve stres olmadan gunluk tempomu yuruttum.

Supurgem; sayesinde tozlar havada ucusmadan Ata onlari yalamadan temiz temiz atlattik pek cok evreyi.

Balkonum,
benim canim. Kis bahcem, terapi merkezim, cicek cennetim, yalniz olmadigimi bana hatirlatan yer. Sirdasim... Burada gizli huzun bulutlarina ait yagmur damlalari.

Bilgisayarim, dert ortagim.

Hic tanimadigim, yuzunu bile gormedigim pek cok Anne; Ayca, Acalya, Asli, Sena, Ayse Alaca, Yapincak, Hulya...
Aysegulum benim biricik arkadasim, dostum, yoldasim.

Nali; Tutush' umuzun annesi

Izmirdeki herkes; Ata cok keyifli bir yaz gecirdi sizinle. Sag olun var olun.

Doc.Dr. Mehmet Gursel ; yuruyemedigim yatalsk kaldigim o zor gunlerde, azgin siyatik agrilarimi ve simarik bel fitigimi 4 seanslik noral terapiyle adam ettigi icin. Verdigi essiz tavsiyeleri icin. Bir cirpida gucumu suluk gibi emen post partum depresyonundan cekip cikardigi icin. Ve bu dunyada iyi insanlarin tukenmedigini bana kanitladigi icin tesekkur ederim.

Calismaya basladigim icin Ata' ya bakan esim basta olmak uzere, Ata' nin babanesine, aile dostlarimiza tesekkurler.


Iyi ki varsiniz

Sevgiler.

Aylin

11 Ocak 2011 Salı

Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız ne derdiniz?

Fotoğraf: Hafif.org

Okulda sıradan bir gündü bugün. Sağa sola koşturma, imza, fotokopi, el işi çalışmaları, sınıfa gir çık vesaire... Tam bu koşturmacanın ortasında şu buz gibi olup kaloriferleri yanmayan okulun müdürüne cırlamak üzere müdürün odasına tak tak tak tak diye bir hışımla yürürken soğuktan büzüşen velilerden biri kanepede tek başına oturuyordu. Birden dikkatimi çekti.

-"Siz OÇEM'in(Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) velilerinden miydiniz?" diye sordum, bananeyse!
-"Yok, hayır" dedi anne.
-"Benim velilerimden de değilsiniz, merak ettim kusurumu bağışlayın. Neredeyse hergün buradasınız, öğrenciniz hangi sınıfta"?
-"... sınıfında"
- "Annesimisiniz?"
- "Hocam, ben babannesi oluyorum". Annesi yok.
- Vah yavrum
- Dün ağlıyordu, sizi yanında görünce annesi olduğunuzu düşündüm. Çok ağladı, içim parçalandı. Neydi soruni yardımcı olabileceğimiz birşey var mı?
- Yok hocam, sağolun. Bizim işimiz Allah'lık. Bir o yardım edebilir.
- Hayırdır, hasta filan mı yavrunuz?
- Annesi bundan 2 yıl önce evi terk etti, gitti. Boşandılar. Çocuğun velayetini babaya bıraktı. Bir daha da ne aradı ne sordu.
- Ne??? Nasıl yani???
- Öz evladını insan merak etmez mi hocam?
- ..... Ben burada artık tamamen kilitlendim. Tüylerim diken diken oldu ve sadece dinleyebildim. Tek kelime edemedim duyduklarıma...
- Doktor doktor geziyoruz, şu ağlamalarına, hırçınlığına bir çare bulalım diye. Ama doktor ne yapacak. İlacı verip bırakıyorlar. Eğitimlere götürdüm, öğretmen tuttum, doktor doktor gezdim. Önümüzdeki yıllarda daha beter olacak, ben bunu da biliyorum. Arkadaşları soracak "senin annen nerede" diye. O da bize soracak. Bunun acısını daha çok yaşayacak. Ne yapacağımı bilemiyorum artık. Öğretmeni davranışlarının çok bozulduğunu, son 1 haftadır çok sorun çıkardığını ve kapıda beklemem gerektiğini söyledi. Bekliyorum işte. Ne yapayım???
-...Tüyleri diken diken olmuş, gözleri yuvasından fırlamış ben söylecek söz arayıp durdum. :(
- Annenin yeri bambaşka...("Ne salakça konuştum, onu herkes biliyor kızım Aylin, bari çözüm üretecek iki laf et")dedim içimden. Yutkunarak; "Psikoljik desteği ihmal etmeyin olur mu? Bir ihtiyacınız veya dertleşmek isterseniz ben buradayım". Ama inanın adam gibi birşey diyemedim. Hala daha düşünüyorum, annenin yerini kim tutabilir? Ne tutabilir? :(

Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız ne derdiniz?

Can Yael' in annesi Ayşe Tolga ile söyleştik.



Oyuncu, Aisha markasının yaratıcısı, Can Yael' in güzel annesi sevgili Ayşe Tolga ile "annelik" üzerine söyleştik. O da bir İzmirli ve hayatının her ayrıntısında köklerine ait olan bu şehrin izlerini görmek bence mümkün :)

Keyifle okumanız dileğiyle,
Sevgiler
Aylin

1. Hamilelik haberini alınca yaşadığın duyguyu tarif edebilir misin?Planlı bir gebelikti benimki. Çok istiyordum 9 Haziranda dogum gunumu kutlamıs ve esim ve ailemle bir tekne gezisine gitmistim. Periodum teknede 1 gun gecikince hemen anladim. Ama emin olana kadar kimseye bir sey soylemedim. Bir hafta sonra doktora gidip haberi alinca cok mutlu oldum. Cok da rahatladım. Bu hamile kalma sureci ne fena hayatın boyunca dikkat ediyor ve hamile kalmamaya ozen gosteriyorsun İstedigin ve hazır oldugun anda ise hemen olmuyor.

2. Nasıl bir hamilelikti? Nelere dikkat ettin ?
Bol bol kitap okudum , seminer seminer gezdim. Kendime cok dikkat ettim Yoga pilates yaptim bol bol. 34 haftaya kadar da spor yaptım. Organik gıdalar ve temizlik maddeleri kullanmaya basladim.

3. Bebeğini ilk gördüğün an ve dokunduğunda neler hissettin?
Cok narin ama o kadar da güclü bir varlıktı kızım. zor bir yolculuktan geçmiş ve sonunda kavuşmuştuk. HOŞGELDİN BİR TANEM DEDİM. ÇOK TATLI , GÖZLERİ ŞİŞMİŞ MİNİK BİR ESKİMOYDU KUCAGIMDAKİ. BEBİŞİN ÇIKIM ANI ÇOK BAĞIRTILI VE GÜRÜLTÜLÜ İDİ. BEN SAHA SAKİN BİR GELİŞ OLSUN İSTERDİM. BU YÜZDEN KUCAĞIMA ALDIGIMDA ONU RAHATLATMAK İSTEDİM. ANNECİGİN BURDA BEBEĞİM DEDİM. GÖZLERİME BAKTI İNANILMAZDI.

4. Can Yael nasıl bir bebek/çocuk ve iletişiminiz nasıl? :)
Cok sakin makul bir bebek. Ebeveyn olarak iletisiminiz gun gectikce arttıyor. Cok sevgilimiz eşim de ben de büyük aşk yaşıyoruz. Güven duygusunu aşılıyorum. Cok kuvvetli iletisimimiz var

5. Annelik tarzın nasıl bir tarz?
Aylincigim cok iyi bir soru bu. Bebegimin her zaman yanında ve ona destek oldugumu belirten ama ona cok saygı duyarak bir birey oldugunu kabul ederek.davranmak tarzim. Onun her zaman yanindayim ama benim uzantim degil. Ona destek olurum ama poposundan ittirerek degil dogruyu gostererek geride durup denemesine ve kendini gerçekleştirmesine izin vererek kendi sınırlarımın oldugu gibi onun sınırlarına da saygı duyarak beraber büyümek Ne olursa oldun anne baba olarak her zaman cocugumuza en iyimizi gostermek ( Yetersizlik kaygı ve korkuları onun realitesine sokmamaktan bahsediyorum) Hem arkadas hem de otorite yani şefkatli bir yaklaşımda olmak isterim. Deneyime, bireysellige ve öğrenmeye dayanan bir sürecimiz var.

6. Bebeğini büyütürken olmazsa olmazların nelerdi- nelerdir?
Her seyin organik olmasi. Deterjan, gıda giyim. ( gerci giyim biraz kayıyor tabi) ,saglık icin birincil sartım. Bebegimin rutini esnek de olsa bebegimin saatlerinde yeme uyuma gibi hayat rutininde olması ikincil onceligimdir. Bebisimizin sosyal ve fiziksel gelisimi icin yaptıgımız aktiviteler ... Her gun açık havada olmak... Aklıma gelen ilk şeyler.

7.Aisha markası nasıl doğdu? Kimlere hitap ediyor ve içeriği nedir?
Aisha İzmir’li kökenlerimden ve detaycı kişiliğimden ortaya çıktı. Ancak kişiliğime en uygun şey; karışımlar hazırlamak ve hizmet etmek olduğu için doğal terapiler ve spa’lar ile ilgileniyordum. Araştırmalarım ve çalışmalarım beni aromaterapiye oradan da ‘Aisha’ya getirdi. Aisha İzmir’li kökenlerimden ve detaycı kişiliğimden ortaya çıktı. Ben aromaterapi ile şifayı birleştiren bir marka yaratmak istedim. Ve bu niyetle yolculuğuma çıktım. Bu yolculuk uzun, oldukça stresliydi. Tüm olumsuzluklar ve zorluklar beni daha da kararlı kıldı. Bu süreç kendimi tanımama yardımcı oldu. Aromaterapi üzerine çalışmaya 3 sene önce başladım. Öncelikle kitaplardan okuyor ve okuduklarımı uyguluyordum. Aromaterapi çok ilgimi çekiyordu. Beğendiğim markaların uluslarası girişimcileriyle kontaklar kuruyor, onların serüvenlerini dinliyor, tavsiyeler alıyordum. Sonra okul aramaya başladım, Londra İTHMA isimli aromaterapi okuluna devam ettim. Hocam Gabriel Mojay aromaterapi konusunda dünyanın sayılı otoritelerinden birisidir. Kitaplarını okuduğum bir hoca ile çalışmak da ayrıca bir heyecan ve onur oldu. Okula başladım, gerçekten oldukça titiz ve detaylı bir eğitimdi. Anatomi, fizyonomi, Çin tıbbı, aromaterapi organik kimya, çeşitli ekollerden masaj eğitimleri, cilt ve vücut bakımı eğitimleri aldım. Aisha 7 den 77 ye kadın erkek cocuk herkese hitap eden bir markadır. urun skalasında anne bebek cocuk ev yüz ve vücut ürünleri bulunmaktadır. Aisha urunleri % 100 dogal % 60 organik hammaddelerden hazırlanmaktadır. Saf yağlar ve baz yağlar , tuzlar bitki çayları ve özleri ve saf bitki suları içeriklerimizi oluşturur. Bu maddelerden kremler, sampuan gibi genel urunlerin yanı sıra hamile ve bebekler icin cok spesifik urunlerimiz de mevcuttur.


8.Medya mı yeni işin mi, hangisi daha tatlı? :)
İki işimin bende yeri ayrıdır. Oyunculuk backgrounduna sahip olmaktan dolayı cok memnunum kariyerim boyunca hiçi kendime ait olmayan, rutin ve sıradan bir işim olmadıgı icin cok memnunum. Ben hep kendimi ifade etmek, insanlara kendimi anlatmak gayesi ile bir seyler yaptım. Bu amac dogrultusunda rotam nereye donerse yapabilmek bu cesaretle küllerimden yeniden dogmak bana kendimi tanıttı. Kişisel motivasyonumla gerçekleştirdiklerim bana daha da cesaret verdi.

9.Hamilelere ve yeni annelere altın tavsiyelerin neler?
Hamilelik mukemmel bir surec. Tum vucudunun degisen duruma ayak uydurması inanılmaz. Her anınınzdan keyif alınız. Size kendinizi kotu hissettirecek ( Turk toplumu herkes her seyi bilir. Kimsenin sınırı olmadıgı icin tanımadıgınız kişiler bile size bir sey soyleme hakkını bulurlar ya kendilerinde hamilelikte ikiye katlanıyor hem de hepsi şom agızlı konusurlar Bu kişilerle hic duymazdan gelin. ailenizde de olaiblir bu insanlara da kulaklarınızı kapatın. Negatif hicibir seyi dusunmeyin. Sizin icin en önemli sey siz ve bebeginiz. İçinize donup , kendinizi iyice tanımanız anne olarak olası falsolarınızı toparlanmanız vir içe dönüş ve temizlenme zamanı olarak geçirin. Kendinize zama ayirin şımartın. Çok güzel oldugunuz asla unutmayın Canınızın istedigini ( bebeginize zararlı olmayacak şekilde yiyin) Ama mutlaka haretket edin...
Bu Şansa sahip oldugunuz için sizi sevgiyle selamlıyor, en güzle ve en kolay doğumları diliyorum
Kızkardeşlerim
Sizleri sevgiyle kucaklıyorum

Sevgiler,

Ayşe Tolga

10 Ocak 2011 Pazartesi

Beni de mimlemişler



Sevgili İkiz Annesi bana ödül vermiş ve mimlemiş sağolsun. Ben de sevgili dostlarım Açalya, Ayça, Sena, Deli Anne'yi mimliyorum. Hadi hayırlısı bakalım :)


1- Kaç Yaşındasınız ? 332- İsminizin Son Harfi Ne ? Adım AyliN
3- En Sevdiğiniz Renk ? Beyaz4- Kilonuz Kaç ? 62
5- Boyunuz Kaç ? 1.67
6- Ailenizin Kaçıncı Çocuğusunuz ? İlk :)
7- En Sevdiğiniz Şarkı ? Bu aralar "Ali Baba' nın Çiftliği" :)))
8-Sigara Kullanıyomusunuz ? Hayır
9-Alkol ? I-ıh!
10- Çayı Fincanda mı İçersiniz Çay Bardağında mı ? Hepsi uyar :)

8 Ocak 2011 Cumartesi

Süper Anne Olmak (?) ve Hojgeldin 2 yaj sendromu



Sanki bugün farklı mıydı? dersem yalan olur. Evet farklıydı, hem de küçük ama çok önemli bir fark vardı.

Bu sabah faranjiti tavan yapmış, saçı başı dağılmış, ateşi çıkmış, pelte gibi olmuş bir anne olarak uyandım. "Ne yapacağım acaba" derken Ata uyandı. Emme, sabah kıkırdaşmaları derken, sürünerek elimi yüzümü zor yıkadım. Son enerjimle mutfağa ilerledim ki, kocacığım sağ olsun, kahvaltıyı çoktan hazırlamış :) Ne dua ettim ama...

Sabah kahvaltımız, müziğimiz derken iyice ağırlaştım. Bir de baktım uyumuşum ve evde kimse yok. 1 saat kadar sessizliği üzerime örtüp dinlendim ki bu bana ilaçtan öte fayda etti.Ata'cığım gelip sabah uykusuna yatınca ev işlerini bir çırpıda hallettiğim için pek mutlu oldum. Kendime baskı yapmayıp "amaaaaaaan salla kızım Aylin, olduğu kadar" deyince epey gevşedim ve mutlu mesut bahtiyar bir şekilde güne devam ettim.

Sonra Ata'cığımla pili bitene kadar oynadık. Bir ara babasıyla sahile inip koşturup tepiştiler. Oh! ne kadar sinir stresi varsa gitti kuzumun.

İşte bugünün en büyük farkı buydu; Ata acayip huzurluydu. Biliyordu işte bir şekilde "anne burada", "anne abece'ye gitmeyecek", "anne ile akşama kadar oyun oynayacak, şakalaşacak". Saatleri bilmiyor, günleri bilmiyor ama bir şekilde hissediyor işte günün nasıl geçeceğini ve annenin nerede olacağını.

Çalışan her annenin çocuğunda oluyor böyle sinir stres zamanları belki de. Çalışma saatlerim değiştiğinden ve annannesiyle dedesi İzmir'e gittiğinden beri biraz asabiydik biz.

Harvey Karp'ın notlarını hatmettik. (Özge'ye bir kez daha teşekkürler.)

Sakin sakin konuşmadık mesela o asabiyken. Hafiften ben de yükselttim sesimi.
Anında ilgisini başka yöne çekmedik.
Sakinleşince başka şeylere yöneldik.
Bir şeye inat ettiğinde biz de inatlaşmadık, sessiz kaldık. İşi abartırsa tatlı sert yaptık kendimizi.
Bu "fast food" kuralı süper birşey. Yani çocuklar için acayip işe yarıyor. Şimdi örneğin, biz ağlansak sızlansak bir arkadaşımıza ve o bize "seni anlıyorum" demek yerine öğüt verse... Ne sinir değil mi? İşte yetişkinlerin en büyük hatası bu çocuklarına karşı. Öğretmenlerin de... Hemen ahkam, hemen öğüt yada hemen azar.

Hocamız Prof.Dr.Üstün Dökmen "Bir çocuk eline taş alıp cama yönelmek istese bile, cama taş atmak istiyorsun deyin" derdi. "Anlaşıldığını ve kendisine ayna tutulduğunu görünce gevşer ve daha da sakinleşir" derdi.Sadece sakinleşmek için idealdir diye anlatmıyorum. Herzaman herkeste işe yarayabilir. İşte bu davranış gerçeğinin fast food uyarlaması süper.

Geçenlerde Ata eline viledayı almış bir güzel yerleri paspas etmek istedi (bunları ayrıca anlatacağım, hergün bir temizlik badiresi var evde çünkü :) Baktım artık elini sürüyor, sürdüğü elini ağzına götürüyor, tatlı sert elinden almak istedim. Tamam, çok kötü bir girişim oldu Ata için ama genişlik de bir yere kadar. N'oldu??? Tabi ki çıldırdı. "Ata paspas yapmak istiyor", "Ata onu geri istiyor" dedikçe ağlama şiddeti azalıverdi. Sakinleşince arabasına yöneldik, oynamaya başladık ve onu kucaklayıp koklaya koklaya öptüm :)

Bir örnek de mutfaktan. Yemek yaparken bacağıma yapışarak kucağına almamı istedi, sonunda aldım. Bu sefer tencereye uzanıp yemeği karıştırmak isteyen küçük yamak tehlikeli bir şey yaptığını fark etti ama kendince taviz vermedi. Hemen oradan uzaklaşınca yırttı kendini. Oradan uzaklaşırken "Ata mama yapmak istiyor" diye diye çıktım mutfaktan. Ağladı ağladı ağladı... Sonra sakinleşti. Gidip aynaya dil çıkarıp mööööö deyince sıkı sıkı sarıldım ona yine.

Canım benim ya! :)

Kızmıyorum ona...

Annesini hep ama hep yanında istiyor, her çocuk gibi ve tabi ki her çocuk gibi yerden göğe kadar haklı. Hep onunla ilgilenilsin, oyun oynansın, dışarıda gezilsin, şakalaşılsın, gülüşülsün, kıkırdaşılsın... Bunu herkes ister. Niye Ata istemesin ki?

Yarı zamanlı çalıştığım halde yokluğum etkisini gösteriyor. Baba ile babanne ve aile dostlarımızla harika zaman geçiriyor ama akşam eve gelince soruyor hesabını! Neredeydin anne? Başlıyor mızırdanmaya, ağlamaya, sinirlenmeye.

Eee, ben de anneme yapardım aynısını o okuldan gelince. Hem insan candan sevdiklerine böyle ağlar sızlanır, öyle değil mi ya!

Abartmayayım, annesini istemek her çocuğun hakkıdır diyor bu upuzun yazıya bir son veriyorum :)))

Bir günün özeti



Dün 06:30 gibi Ata uyandı ve emmek istedi.
Emzirme seansı bitince yatakları topladım.
Çamaşırları katlayıp dolaplara yerleştirdim çabucak.
Sonra elimiz yüzümü yıkayıp banyodaki havluları değiştirdim.
Kurutucudakileri katladım.
Koşarak mutfağa...
Kahvaltıyı hazırladım.
Ata'yı doyurdum, sonra bulaşıkları toparladım.
Bu arada mail box ı açıp gönder al yaptım.
Bir iki tanesine yanıt yazabildikten sonra benden oyun bekleyen Ata'mı kucaklayıp legoların başına oturdum.
Oynadık oynadık oynadık.
Derken evi yine çaktırmadan toparladım.
Ata kendi kendine birşeylerle ilgilenirken mutfağa geçtim yine, öğlen yemeğini hazırladım.
Çağatay dedi ki " hadi geç kalıyorsun".
Giyindim, saç, baş, makyaj faslından sonra evden hurraaaaa diye çıktım.
Doğru bankaya.
Oradan yıkılmayı bekleyen eski okuluma.
Öğrencilerimin kitap ve legolarını paketledim.
Nakilyecileri çağırdım, bekledim.
Koşarak çıktım.
Nereye perdeciye.
Ata için yaptırdığım cici perdenin siparişini verdim.
Sıkı pazarlıktan sonra sevinçle oradan ayrıldım :)
Oradan diğer bankaya geçtim, işlemlerimi hallettim.
Sonra öteki bankaya...
Çok zengin değilim :)))
Aksine para yetiştirmeye çalışıyorum faturalara.
Mecburen yandaki McDonald's tan minik bir hamburger aldım, ışık hızıyla yuttum.
Koşarak okula girdim.
Koş Aylin koş.
Sınıfa girdim paltomu çıkardım!
O da ne??? Hırkamı evde unutmuşum :(
Okul yeni yapılmış, misafiriz. Altı bomboş, kapalı spor salonu, üstünde yani bizim katta rüzgarlar esiyor, kapılar sürekli açık ve kaloriferler "doğru düzgün yanmıyor"!!!!!!
Neyse... Alıştık!
Hayat bilgisi, Türkçe, Matematik, Görsel Sanatlar derken 6 ders bitti.
Popomun üstüne oturmadığımı farkettim çocukları servise bindirirken.
Haa, 3. teneffüste çayımı yarılayabilmiştim en azından.
Okuldan hızlıca çıkarken 8. sınıflarla lafladık biraz.
"Misafirim var kızlar" olmasa daha da kaynatırdık ama acil uçmam lazım dedim.
Nuga'ya girdim. Nefis çikolatalar, tartlar ve pastaları kapıp eve geldim.
Oğlum yeni uyanmıştı, babannesinin kucağındaydı hafif uykulu :)
Kucağıma atladı: "mem-me" dedi.
Elimi yüzümü zor yıkadım, haydi doooğğğğğğğrruuuuuuu memeye :))))))
Sonra masayı hazırladım, ikramları hazırladım.
1 minoset ve 1 propolis aldım.
Oyuncakları bir kenara yaklaştırdım.
Gün boyu üşümüştüm ve titrediğimi ve ateşimin çıktığını farkettim.
Ata'ya akşam yemeğini yedirdim.
Tam ayağımı uzattım ki aklıma geldi: "çay"
Hazırladım tekrar uzandım.
Tam oh 2 dakika uzanacağım derken, Ata kaka yaptı.
Oyunla, şarkıyla zar zor temizledim.
Derken misafirlerimiz geldi.
Dostlarla hoş beş, sohbet muhabbetle ilerledi zaman.
Ata gelen minik abi ile oynadı ve uyku saati geldi çattı.
Saat 20:30
Uyumak istemedi, direndi, abiye koştu arkasına bile bakmadan.
Oynadı oynadı oynadı :)
22:00 olmadan uyutmak istedim, direndi yine.
Pijamalar giyildi, dişler fırçalandı.
Cupppp yatak!
En sonunda uyudu.
Tabi bu sırada misafirlerimiz evden ayrılıyordu.
Yolcu ettikten sonra yine nereye... mutfağa.
Aklıma geldi:yine 1 propolis ve 1 minoset içtim.
Tabaklar temizlendi,
Herşey makineye tepildi.
Mutfak temizlendi.
Lap top açıldı.
Maillere göz atıldı.
Bloglar okundu,
Azıcık film izlendi.
Ateşim çıkıyor, dinleneyim derken yeni güne 1-2 dakika ve yastığa bir karış kala uykuya dalındı :)

Bunca hengameden ne anladın diye sorarsanız: "anneler hasta olmaz, anneler herşeyi bilir- yapar" özlü sözlerinin ne derece doğru olduğunu gördüm, o kadar:)))

Şimdi bu postu bitirince dünkü temponun öğlen yemeği kısmından başlayıp akşamı bulacağım.

Haydi bakalım baş baş,öptüm sizi

6 Ocak 2011 Perşembe

Kardeşlik

Ata nin kardesi olmalı mı? Ya da kaç kardesi olmalı? Bu soruların hepsinin yanıtı mevcut. Ata abi olmalı evet. Ay nasıl bakarım ya nasıl buyuturum hepsini birden diye tasalanmaya kalksam bir halt beceremem. Bu konuda pratik anne cok haklı.

Bir kere ben kendimi çok fazla düşünerek ilerleyecek halde değilim. Artık esim ve oğlum var. Oğlumun büyüme dönemleri ve gelişim özelliklerine bakarak abi olma fırsatı vermek annelik gorevimdir diye düşünüyorum.

Esimin bir kız kardesi var benim ise bir erkek kardesim. Ata nin da olsun kardesleri. Yani yeni bir bebek olmalı belki saglık olursa daha sonra yeni bir bebek daha :))))

Kardesligi doya doya yasamış biriyim ben. Benim canımın ici kardesim. En güzel haberini ilk önce bana müjdeledi o. Asık oldu omzumda ağladı. Minicikti ... Uyuyamadiginda korktuğunda gelip yanıma sokulurdu. Ona masallar okutdum 1. Sınıfta soktuğum tingir mingir okuma becerimle. O da ilkokula başladı tabi. Fen kitaplarimdaki reslere baka baka deney yapmış hatta bir keresinde ölümlerden donmuştu elektrik deneyinde. Minicik bir adamdı o. Sarılıp kollaya kollaya öpersin ben onu. Yine bir kere okuldan kafasını kasiya kasiya gelmişti. Bir baktım ki 3-5 tane sirkeeeeeeeeeee!!!!!!dizime yatırıp hemen halletmiştim meseleyi:)))) o 7 yasında ben 12 :) sonra anneme haber verdim :)

Daha neler neler:))) kucağıma aldığım ilk ani öleceğim ama hiç unutmayacağım. Kardeşliğin kokusuydu kokladigim demek ki. Baskasında hiç rastlamadigim şeydi Aydin'cigimda olan.

Yıllardır başka başka sehirlerde yasadık ama hep birdik iste. Hasta olduğumda ilk önce o koştu geldi Bursa' ya. Ben de Aralik soğuğunda Dogubeyazit'ta kışlasında ziyaret edecektim ama buzdan inemedik Agri semalarından aşağıya.

Yahu 5 yıldızlı otelde tatilimizi de yaptık , son kuruslarimizla simit alıp iki kemirgengil de olduk biz :))))

İyi ki de olduk! :)

Ata'cim da yasasın bunları :)

Ülkenin ekonomisi bozulmuş okullar dandikmis bilmem ne bilmem ne. İyi egitim oğlumu yüceltir biliyorum ama iyi kardesler ve iyi bir kardeşlik duygusu Ömür boyu mutlu eder. En iyi egitimi almalarını çok isterim. Sevilen biri olmalarını başarılı ve yaratıcı olmalarını.

Ama bu hayat öyle ki. Bin bir türlü halı var.

Birbirlerine emanet edeyim onları.

Gözüm arkada kalmasın gocup gidersem eğer...

5 Ocak 2011 Çarşamba

İkinci çocuğu ne zaman yapmalı? Anne görüşleri 1

"İlk çocuğunu çok iyi yetiştir ki, o da geriden gelenleri yetiştirecek" diye bir deyiş varmış Amerikalılarda. Ben de bunu sevgili Pratik Anne'nin bu yazısında okudum.

İşte çok deneyimli bir anne olan Pratik Anne nin yazdıkları burada. Bir de bu yazısı var.

Kesinlikle okumalı ...

Talihli aranıyor

Yılbaşı çekilişime katılan ve kazanan Burcu & Can ve Cem aranıyor!

Bekliyorum bekliyorum ama bir türlü ses çıkmadı :(

Hediyeleriniz sizi bekliyor :)

Hadi durmayın, mail atın bana.

Yeni bir bebek mi???

Ata & Ebru

Foto Not:İki çocuklu olmak nasıl birşey bilmiyorum ama bu iki kuzen çok tatlıydılar bu yaz. Sanırım ilk çocuğun kız olması büyük avantaj :)

Haftasonu Çağatay 2 gün üst üste doğum fotoları çekmiş ve her ne hikmetse 2 gün üst üste doğumduğum düşünülüp, dünyanın tebriğini almıştık. Bkz:burası :)))) Durumla dalga geçerken, birden aklıma geldi ve kendimce yeni bir bebek meselesini açtım. Anneler görüşlerini ve yaşadıklarını paylaştı.Bir kez daha teşekkürler.

Bu akşam oturup uzun uzun uzman görüşlerini araştırdım.

"Çocuk iki yaşına geldiğinde artık şefkat duyguları gelişmiş, anneden ayrılış anksiyetini daha az şiddetli yaşar olmuş, annenin sürekliliğine ve devamlılığına inanmış ve kendi bağımsızlığını ilan etmiş olur. İki yaşından sonra yeni bir bebek gelebilir.Aileya katılmasının katkıları büyük olur."

Prof.Dr.Sabiha Paktuna Keskin

"Kakalı bez olayı bitince ikinci bebek gelebilir."

Dr. Kadir Tuğcu

"2 yıldan önce anne yeniden hamile kalırsa kendine iyi bakmalı, iyi dinlenmeli ve iyi beslenmelidir".

Dr.Kaan Kocatepe

"Çocuklarda kardeş yaş aralığının ideali yoktur. Ancak iyi anlaşmalarını isterseniz minimum 3 maksimum 5 olmalıdır."

Okul Öncesi Eğitim Dersi Hocam Prof. Dr. Tanju Gürkan

Aslında yeni bir bebek isteyenler düşünmeli derim acil olarak bebek isteyenler için. Ama biliyorsunuz, bazı bebekler planlara bakmaz, istediği zaman gelir işte! Ve bu bence hayatın en güzel süprizi olur :)

Bkz: Ata Atasağun :)))))

4 Ocak 2011 Salı

Bu çocuklara hep destek tam destek :)




Posta kutuma düşen önemli maillerden iki tanesini acilen paylaşıyorum.

İlki Bir Dilek Tut derneğinin minik bir kampanyası ile ilgili:ayrıntılar için tıklayınız.

İkincisi Lösev için

"Merhabalar,

LÖSEV (Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı) 3.5 yıllık bir vakıf olmasına rağmen Türkiye'nin ilk lösemili çocuklar hastanesi LÖsante �yi Ankara'da kurdu. Yemeğinden pijamasına, muayenesinden tahliline herşey ücretsiz olarak çocuklara sunuluyor. Ankara dışından gelen ailelere de apart oda hizmeti veriliyor.

Vakıf kullanmadığımız giysi, ev eşyası, oyuncak, bisiklet ve yiyecek yardımlarını kabul ettiği gibi, YKB 477 Şube 1-002666 hesaba tutar ne olursa olsun bağış da yapılabiliyor.

Tel : 0312- 447 06 60


Daha fazla ayrıntıburada

3 Ocak 2011 Pazartesi

Düşüncelerini paylaşan annelere teşekkürler



Bir önceki postumda "ikinci çocuk için doğru zaman ne zaman?" sorusunu sormuşum. Deneyimli annelerden Banuska, Firdevs, Çok Bilmiş, Asna ve Gülşah yanıt verdi, teşekkür ederim.

Görüşler birbirinden çok farklı;

-"2 yaş önemli"
-"En az 5 yıl olmalı"
-"İlk çocuk yeterli anne sütü almalı ve bedeni dinlenmeli",
-"Anne kendini hazır hissettiğinde hamile kalmalı şeklinde yorumlar geldi".


Peki ben ne düşünüyorum, eğer annenin fizyolojisi ve psikolojisi hazırsa, eşler ortak kararla çok isteyerek yapıyorsa evet, anne yeni bir bebeğe hamile kalmalıdır :)

2 Ocak 2011 Pazar

İkinci çocuk için doğru zaman?

Çağatay' ın doğum fotoğrafları sağolsun, bizi hergün çocuk sahibi yaptı, ne mutlu ne güzel :) Tabi ben de düşünmeden edemedim, acaba ikinci çocuk için doğru zaman ne zamandır diye?

Fotoğraf: Cocuk.com

Acaba nelere dikkat edilmeli, neler göz önünde bulundurulmalı? Özellikle deneyimli anneler bu konuda ne der? Ne yaşadılar? Çok merk ediyorum.

Uzmanlara göre iki hamilelik arasında en az 2 yıl olması lazım . Ama bu pratikte "ikinci çocuk" isteyen annelerin sorusuna yanıt vermiyor ki! Hele ki anne 35 yaş üstüyse.

İki çocuklu olmak nasıl bir şey? Paylaşmak ister misiniz?

Kocanız doğum fotoğrafçısı olursa...

Özellikle "kocanız" dedim çünkü şu anki durumu en iyi anlatan kelime o.
Bildiğiniz gibi Çağatay doğum fotoğrafları çeken bir sanatçı. Sanatçı diyorum -kocam olduğu için değil- hak ettiği için. İsmini aratınca birbirinden ilginç ve farklı kareler bulabilirsiniz ...

Neyse! Anlatacağım şeyler bunlar değil.

Nedir???

Dün Kadıköy Şifa Hastanesi'nde doğumdaydı kendisi.

Dün

Facebook'a bu fotoğrafı yükleyip altına "1.1.2011 ve saat 11:11 yeni yılın ilk doğumu :) Çağatay çalışıyor" yazmış.

Ahh, iyi ki de yazmış. Tebrik edenler, analı babalı büyüsün diyenler, mesaj atanlar, ... Abicim, darısı 3.'ye diyenler :))) Ben doğurdum sanılmış (yine) :))) "Bizim bebeğimiz değil Ateş bebek geldi" diye izah edene kadar göbeğim çatladı. Tabi gülmekten kendimi alamadığım da oldu, ne yalan söyleyeyim :)

Bugün de doğumdaydı Çağatay...
Bugün

Yine bu fotoğrafı eklemiş, altına "2.1.2011 saat 10:00 Berk bebek dünyaya geldi, Çağatay çalışıyor yazmış"
Perşembe günü gelmesi beklenen bebek bu sabah doğmak istemiş ve bugün dünyaya merhaba demişti. Hastaneden bebeğin sağlıkla dünyaya geldiğini haber vermek için aradığında yine Facebook'ta paylaştığını söyledi bana. "İyi olur aşkım, bugün de Aylin doğurdu sanılmaz herhalde" dedim kahkahalarla. Bir de ne göreyim, Çağatay' ı tebrik eden edene... Doğum fotoğrafı çektiği için değil baba olduğu için!!!

Haydaaaaaa, yahu bu adam dün de doğumdaydı ben sandınız, bugün de mi ben doğurdum sanıyorsunuz:)

İyi de ben hergün doğmuyorum ki be kardeşim! :) El insaf :) Hem ben hamile olsam herkesin haberi olur, bir şekilde duyardı bir kere. Ne bileyim bir hamile fotoğrafım olurdu, daha önceden bebek beklediğimizi yazardık filan. Sonra adam "baba oldum" gibisinden bir şey yazardı değil mi yani? Ne bu böyle resmi resmi, bebek geldi hoşgeldin demeler, insan kendi evladı için bambaşka şeyler yazmak ister ve yazar, değil miiiiiiiii ? :))))) Hem ben 2 gün üst üste nasıl doğurabilirim, tıbben imkansız :)

Yada şöyle de anlatılabilir:

-Çağatay & Aylin kaç çocuğunuz var?
-65 :) Bu gidişle 365 :)


İşte böyle; kocanız doğum fotoğrafı çekerse her çektiği bebek sizin sanılabilir, hergün tebrik alabilirsiniz.


Not:2011 bol bebekli bir yıl olacağa benzer arkadaşlar. Hepsi sağlıkla doğsun, büyüsün inşallah.

Keyifli yıllar

1 Ocak 2011 Cumartesi

İsti-yorum Yazı-yorum

İsti-yorum bunları senden 2011!

Şimdi samimi olayım, en başta sağlık istemenin ne derece önemli ve olgun bir duruş olduğunun farkındayım. Biliyorum, önce sağlık istemeli. Hergün dilimden düşmeyen tek şey "sağlık" kelimesi ve bunu ilk olarak listeye yazmayı kanuni olarak ekliyorum, hahaah :))) Ancak daha da samimi ve içten olacak olursam - ki genelde böyleyimdir- bir kadın olarak benim de diğer kadınlar gibi bitmeyen minik minik isteklerim var.
Yemek masasından başlayalım, istediğim gibi olmadı, bunu değiştirelim önce sandalyeleriyle birlikte. Çok mütevazi bir rakama mal olmuştu, müsriflik etmiyorum merak edilmesin. Hatta başka yerlerde de değerlendirilebilir ancak, istediğim gibi olmadı, ne yapayım, içime sinmiyorsa...

Sonra dolap düzenlemelerine el atalım.

Sonracığıma yağlı boya tablolarımı tek tek asayım duvarlara bu sene. Çağatay'ın ve benim çektiğim fotoğrafları da...Ve ve ve tabi ki Ata'cığımın yeni fotoğraflarını da...

Ofisi daha da pratik hale getirmek lazım. En doğru yer neresi sevgili yeni yıl, gördüğüm kadarıyla İkea. Bir sabah, erkenden gidelim buraya.

Çiçeklerime yenilerini eklemek istiyorum. Meselakılıç çiçeği, örneğin bejamin, yeni yeni menekşeler.

Yeni elbise ve ayakkabılar peşinde değilim. Çünkü sürekli beden değişiyor bende. Bir de ayakkabı konusunda eskisi kadar renkli bir yelpazem olamayabiliyor, çünkü Ata'yı taşıyorum kucağımda, rahat olsun, beni iyi taşısın, yeter :)

16 kilo verdim, bu yıl da 10 kilo versem yerinde olacak. Belime kadar olan saçlarımla fazlasıyla mutluyum ayrıca :)


Bir iki yeni masa örtüsü ve biblo istiyorum senden sevgili 2011 :)))) eee, küçük şeyler büyük mutluluklar demiyor mu Prof.Dr.Üstün Dökmen. Ben de öyle takılıyorum. 3-5 kuruşluk istekler bunlar :) :P :)

Çok daha fazlasını isteyen varsa buyursun pek beğenilen yılbaşı dileğim aşağıda:

Bu sene "ev isteyene villa,para isteyene tonla para, aşk isyene aşk, koca isteyene Romeo, bebek isteyene sağlıklı bebek, mutluluk isteyene destansı bir mutluluk, sağlık isteyene şifa, araba isteyene Q7 nasip etsin inşallah" :)

Nasıl ama?

Sevgiler

Not: Q7 hiç tarzım değil, moda diye yazdım bu arada :)

Yeni yılın ilk günü

Sessizlik var İstanbul' un sokaklarında. Sanırım akşam herkes çok yedi, çok içti ve şimdide "çok uyku" nun peşinde. Böyle rehavet olmaz ki! Yeni yıla nasıl girersek öyle devam edermiş ya, bu rehavetle ilk gün geçtiğine göre bundan böyle de rehavetle geçecek demek ki, öyle mi? Bunu mu anlamalıyız??? Şu da var, bu millet yıllardır yeni yıla rehavetle giriyor. Sanki biz değiliz borcu olan, çalışmak zorunda olan, kalkınmak için çok fazla işi aynı anda başarması gereken. Biz değiliz de Almanlar sanki :))) Ben tembel olduğumuzu ve çok çalışmayı sevmediğimizi düşünüyorum. Akdenizlilikle Orta Doğululukla ilgisi coğrafi meselelerle alakadar olsa da , özetle tembeliz işte.

Çok çalışması lazım bu milletin! Tembel tembel uyumaması lazım.

Hapisteki adamı çalıştıracak ve çalıştığı-ürettiği kadarıyla maaşa bağlayacak bu devlet!

Yaz tatilinde öğrenciye staj mecburiyeti koyacak, ergen ergen ortalıkta dolaşmayacak bu çocuklar, temmuzda en az 15 gün çalışacak mesela. Bu şart! Öğrenmezlerse paranın nasıl kazanıldığını bu tv lerdekilere kanarak ya hırsız olurlar yada fahişe!

Rtük işini iyi yapacak! Adam gibi denetleyecek tivi leri. Adam gibi! Her senaryoya caizdir denmeyecek, her şey izletilmeyecek bu topluma. Çünkü iyice çivisi çıktı ve ben etrafımdaki donuk, umarsız, keyif peşindeki hedonistlere baktıkça uyuz oluyorum.

Aahh! Gerçi, çalışmaktan bahsettim ama nerede çalışacaklar? Hangi Türk Malı fabrikada? Sorsan sorsan sana "yerli bir dizi" der bunlar.

İşte o kadar...

Bu arada "‎2011'İN; HERKESİN "GÜNAYDIN" DİYEBİLDİĞİ, SIRAYA GİRDİĞİ, TRAFİK KURALALRINA UYDUĞU, ENGELLİLERE "GERZEK" DEMEDİĞİ, KİMSESİZ ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKTIĞI, ÇALIŞTIĞI, EMEĞİN ÜSTÜN OLDUĞU, ADİL, DEMOKTARİK, CİNSİYET AYRIMCILIĞININ KADININ LEHİNE YAPILDIĞI, EĞİTİMİN EN YÜKSEK BÜTÇEYE SAHİP OLDUĞU, DİZİLERİN DEMODE OLUP HERKESİN BOL BOL OKUDUĞU BİR YIL OLMASINI DİLİYORUM".